Sayfa 1/4 1234 SonSon
31 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 513 + 37852


    1 üyeden 0 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    On Üçüncü Lem'a

    On Üçüncü Lem’a

    Hikmetü’l-İstiâze

    اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ 1 sırrına dairdir.


    وَقُلْ رَبِّ اَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطيِنِ وَ اَعُوذُ بِكَ رَبِّ اَنْ يَحْضُرُونِ 2

    Şeytandan istiâze sırrına dairdir. On Üç İşaret yazılacak.
    O işaretlerin bir kısmı, müteferrik bir surette Yirmi Altıncı Söz gibi bir kısım risalelerde
    beyan ve ispat edildiğinden, burada yalnız icmâlen bahsedilecek.


    BİRİNCİ İŞARET

    Sual: Şeytanların kâinatta icad cihetinde hiçbir medhalleri olmadığı, hem Cenâb-ı Hak rahmet ve inâyetiyle ehl-i hakka taraftar olduğu, hem hak ve hakikatin cazibedar güzellikleri ve mehâsinleri ehl-i hakka müeyyid ve müşevvik bulunduğu, hem dalâletin müstekreh çirkinlikleri ehl-i dalâleti tenfir ettikleri halde, hizbüşşeytanın çok defa galebe etmesinin hikmeti nedir? Ve ehl-i hak, her vakit şeytanın şerrinden Cenâb-ı Hakka sığınmasının sırrı nedir?

    Elcevap: Hikmeti ve sırrı şudur ki: Ekseriyet-i mutlaka ile dalâlet ve şer, menfidir ve tahriptir ve ademîdir ve bozmaktır. Ve ekseriyet-i mutlaka ile hidayet ve



    Not
    Dipnot-1 Kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım.

    Dipnot-2 “De ki: Ey Rabbim, şeytanların vesveselerinden Sana sığınırım. Onların yanımda bulunmalarından da, ey Rabbim, Sana sığınırım.” Mü’minûn Sûresi, 23:97-98.



    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah</TD><TD>ademî: yokluğa ait</TD></TR><TR><TD>beyan: açıklama, anlatım</TD><TD>cazibedar: cazibeli, çekici</TD></TR><TR><TD>cihet: taraf, yön</TD><TD>dalâlet: hak yoldan ayrılma, sapkınlık</TD></TR><TR><TD>ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler</TD><TD>ehl-i hak: doğru ve hak yolda olan kimseler</TD></TR><TR><TD>ekseriyet-i mutlaka: büyük çoğunluk</TD><TD>galebe etmek: yenmek, üstün gelmek</TD></TR><TR><TD>hak: doğru, gerçek</TD><TD>hakikat: asıl, esas, gerçek mahiyet</TD></TR><TR><TD>hidayet: doğru ve hak olan yolda gitme</TD><TD>hikmet: sır, bilinmeyen gizli nokta</TD></TR><TR><TD>hikmetü’l-istiâze: şeytanın şerrinden Allah’a sığınmanın sebepleri ve faydaları</TD><TD>hizbüşşeytan: şeytanın taraftarları</TD></TR><TR><TD>icad: var etme</TD><TD>icmâlen: kısaca</TD></TR><TR><TD>inâyet: Allah’tan gelen yardım, ihsan, iyilik</TD><TD>istiâze: Allah’a sığınma</TD></TR><TR><TD>kâinat: evren</TD><TD>medhal: katkı, etki</TD></TR><TR><TD>mehâsin: güzellikler</TD><TD>menfi: olumsuz</TD></TR><TR><TD>müeyyid: kuvvetlendiren, sağlamlaştıran</TD><TD>müstekreh: tiksinti uyandıran</TD></TR><TR><TD>müteferrik: kısım kısım, bölümler halinde</TD><TD>müşevvik: teşvik eden </TD></TR><TR><TD>rahmet: İlâhî şefkat, merhamet</TD><TD>risale: Risale-i Nur’u oluşturan bölümlerden herbiri</TD></TR><TR><TD>suret: biçim, şekil</TD><TD>sır: ince gerçek</TD></TR><TR><TD>tahrip: yıkım</TD><TD>tenfir etmek: nefret ettirmek</TD></TR><TR><TD>şer: kötülük</TD></TR></TBODY></TABLE>
    <TABLE role=presentation cellSpacing=0 cellPadding=0><TBODY role=presentation><TR role=presentation></TR></TBODY></TABLE>

    Benzer Konular
    Risale-i Nur Soru Cevap 19 : Üçüncü Lem'a (Üçüncü Bölüm)
    Risale-i Nur Soru Cevap 19 : Üçüncü Lem'a (Üçüncü Bölüm) Bismillahirrahmanirrahim Beraber anlamak ümidiyle kardeşlerimiz çekinmeden istifadelerini paylaşabilirler.. Anlaşılmayan hususlar sorulabilir. ÜÇÜNCÜ NÜKTE Şu dünyada zamanın fenâ ve zevâl-i eşyadaki tesiratı
    Muhâkemat Dersleri: 53 - Üçüncü Makale, Üçüncü Maksad
    Muhâkemat Dersleri: 53 - Üçüncü Makale, Üçüncü Maksad Okuyan ve Anlatan: Şadi EREN (Prof. Dr.) "Haşr-ı cismanîdir. Evet, hilkat onsuz olmaz ve abestir. Neam, haşir haktır ve doğrudur. Burhanın en vâzıhı, Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmdır." Yer: Muhakemat
    Muhâkemat Dersleri: 49 - Üçüncü Makale, İkinci Maksad, Üçüncü Meslek
    Muhâkemat Dersleri: 49 - Üçüncü Makale, İkinci Maksad, Üçüncü Meslek Okuyan ve Anlatan: Şadi EREN (Prof. Dr.) "Yani: Zaman-ı halin, yani Asr-ı Saadetin sahifesinde dört nükte, bir noktayı nazar-ı dikkate almak gerektir" Yer: Muhakemat, Üçüncü Makale (Unsur'u-l Akide), İki
    Otuz Üçüncü Söz´ün Yirmi Üçüncü Pencere'sini izah eder misiniz?
    Otuz Üçüncü Söz´ün Yirmi Üçüncü Pencere'sini izah eder misiniz? Otuz Üçüncü Söz´ün Yirmi Üçüncü Pencere'sini izah eder misiniz? Devami...
    Otuz Üçüncü Söz'ün Üçüncü Penceresini izah eder misiniz?
    Otuz Üçüncü Söz'ün Üçüncü Penceresini izah eder misiniz? Otuz Üçüncü Söz'ün Üçüncü Penceresini izah eder misiniz? Devami...
    Yazar : Risale Forum

  2. #2
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 513 + 37852


    Cevap: On Üçüncü Lem'a - Sayfa 133

    <?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?><!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>hayır, müsbettir ve vücudîdir ve imar ve tamirdir. Herkesçe malûmdur ki, yirmi adamın yirmi günde yaptığı bir binayı, bir adam bir günde tahrip eder. Evet, bütün âzâ-yı esasiyenin ve şerâit-i hayatiyenin vücuduyla vücudu devam eden hayat-ı insan Hâlık-ı Zülcelâlin kudretine mahsus olduğu halde, bir zalim, bir uzvu kesmesiyle, hayata nisbeten ademî olan mevte o insanı mazhar eder. Onun için, et-tahrîbü eshel 1 durub-u emsal hükmüne geçmiş.

    İşte bu sırdandır ki, ehl-i dalâlet, hakikaten zayıf bir kuvvetle pek kuvvetli ehl-i hakka bazan galip oluyor. Fakat ehl-i hakkın öyle muhkem bir kalesi var ki, onda tahassun ettikleri vakit, o müthiş düşmanlar yanaşamazlar, bir halt edemezler. Eğer muvakkat bir zarar verseler, 2 وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقِينَ sırrıyla, ebedî bir sevap ve menfaatle o zarar telâfi edilir. O kale-i metin, o hısn-ı hasîn ise, şeriat-ı Muhammediye ve sünnet-i Ahmediyedir (a.s.m.)

    İKİNCİ İŞARET

    Sual: Şerr-i mahz olan şeytanların icadı ve ehl-i imana taslitleri ve onların yüzünden çok insanlar küfre girip Cehenneme girmeleri, gayet müthiş ve çirkin görünüyor. Acaba Cemîl-i Alel’ıtlak ve Rahîm-i Mutlak ve Rahmân-ı Bilhakkın rahmet ve cemâli, bu hadsiz çirkinliğin ve dehşetli musibetin husulüne nasıl müsaade ediyor ve nasıl cevaz gösteriyor? Şu meseleyi çoklar sormuşlar ve çokların hatırına geliyor.

    Elcevap: Şeytanın vücudunda cüz’î şerlerle beraber birçok makasıd-ı hayriye‑i külliye ve kemâlât-ı insaniye vardır. Evet, bir çekirdekten koca bir ağaca



    Not
    Dipnot-1 Yıkmak kolaydır.

    Dipnot-2 “Gerçek iyi sonuç takvâ sahiplerinindir.” A’râf Sûresi, 7:128.





    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Cemîl-i Alel’ıtlak: sonsuz ve kusursuz güzellik sahibi olan Allah</TD><TD>Hâlık-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet sahibi ve her şeyin yaratıcısı olan Allah</TD></TR><TR><TD>Rahmân-ı Bilhak: hakkıyla çok merhametli olan Allah</TD><TD>Rahîm-i Mutlak: kayda ve şarta bağlı olmaksızın sınırsız şefkat ve merhamet sahibi olan Allah</TD></TR><TR><TD>ademî: hiçlikle ilgili </TD><TD>cemâl: güzellik</TD></TR><TR><TD>cevaz: izin, müsaâde, ruhsat</TD><TD>cüz’î: az, sınırlı</TD></TR><TR><TD>durub-u emsal: atasözleri, temsil sözleri</TD><TD>ebedî: sonsuz</TD></TR><TR><TD>ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler</TD><TD>ehl-i hak: doğru ve hak yolda olan kimseler</TD></TR><TR><TD>ehl-i iman: Allah’a ve Allah’tan gelen her şeye inanan kimseler, mü’minler</TD><TD>galip: üstün gelen</TD></TR><TR><TD>hadsiz: sınırsız</TD><TD>hakikaten: gerçekten</TD></TR><TR><TD>halt etmek: uygunsuz fiil ve davranışta bulunmak</TD><TD>hayat-ı insan: insan hayatı</TD></TR><TR><TD>hayır: iyilik, manevî değeri olan</TD><TD>husul: meydana gelme</TD></TR><TR><TD>hısn-ı hasîn: çok sağlam kale</TD><TD>icad: var etme</TD></TR><TR><TD>imar: yapma, tamir etme</TD><TD>kale-i metin: sağlam kale</TD></TR><TR><TD>kemâlât-ı insaniye: insana ait mükemmellikler</TD><TD>kudret: güç, iktidar</TD></TR><TR><TD>küfür: inkâr, inançsızlık</TD><TD>mahsus: has, özel</TD></TR><TR><TD>makasıd-ı hayriye-i külliye: büyük hayırlı maksatlar</TD><TD>malûm: bilinen</TD></TR><TR><TD>mazhar etmek: eriştirmek</TD><TD>menfaat: fayda, yarar</TD></TR><TR><TD>mevt: ölüm</TD><TD>muhkem: sağlam</TD></TR><TR><TD>musibet: belâ, büyük sıkıntı</TD><TD>muvakkat: geçici</TD></TR><TR><TD>müsbet: olumlu, ispat edilebilen</TD><TD>nisbeten: kıyasla</TD></TR><TR><TD>rahmet: şefkat, merhamet</TD><TD>sünnet-i Ahmediye: Hz. Muhammed’in (a.s.m.) sünneti, hal, söz, tavır ve tasdikleri</TD></TR><TR><TD>tahassun etmek: korunmak</TD><TD>tahrip etmek: yıkıp yok etmek</TD></TR><TR><TD>taslit: musallat olma, sataşma</TD><TD>telâfi etmek: tamamlamak, eksiği gidermek</TD></TR><TR><TD>uzuv: organ</TD><TD>vücud: varlık</TD></TR><TR><TD>vücudî: varlıkla ilgili</TD><TD>zalim: haksızlık ve zulüm yapan</TD></TR><TR><TD>âzâ-yı esasiye: temel organlar</TD><TD>şer: kötülük</TD></TR><TR><TD>şeriat-ı Muhammediye: Hz. Muhammed’in (a.s.m.) tarif ettiği, getirdiği ve bildirdiği şeriat; İslâm dini</TD><TD>şerr-i mahz: tamamıyla şer ve kötü</TD></TR><TR><TD>şerâit-i hayatiye: hayat şartları</TD></TR></TBODY></TABLE>
    <TABLE role=presentation cellSpacing=0 cellPadding=0><TBODY role=presentation><TR role=presentation></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  3. #3
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 513 + 37852


    Cevap: On Üçüncü Lem'a - Sayfa 134

    kadar ne kadar mertebeler var; mahiyet-i insaniyedeki istidatta dahi ondan daha ziyade merâtip var. Belki zerreden şemse kadar dereceleri var. Bu istidâdâtın inkişâfâtı, elbette bir hareket ister, bir muamele iktiza eder. Ve o muameledeki terakki zembereğinin hareketi, mücahede ile olur. O mücahede ise, şeytanların ve muzır şeylerin vücuduyla olur. Yoksa, melâikeler gibi, insanların da makamı sabit kalırdı. O halde insan nev’inde binler envâ hükmünde sınıflar bulunmayacak... Bir şerr-i cüz’î gelmemek için bin hayrı terk etmek, hikmet ve adalete münafidir.

    Çendan, şeytan yüzünden ekser insanlar dalâlete giderler. Fakat ehemmiyet ve kıymet, ekseriyetle keyfiyete bakar; kemiyete az bakar veya bakmaz. Nasıl ki, bin ve on çekirdeği bulunan bir zat, o çekirdekleri toprak altında bir muamele-i kimyeviyeye mazhar etse, ondan on tanesi ağaç olmuş, bini bozulmuş. O on ağaç olmuş çekirdeklerin o adama verdiği menfaat, elbette, bin bozulmuş çekirdeğin verdiği zararı hiçe indirir. Öyle de, nefis ve şeytanlara karşı mücahede ile, yıldızlar gibi nev-i insanı şereflendiren ve tenvir eden on insan-ı kâmil yüzünden o nev’e gelen menfaat ve şeref ve kıymet, elbette, haşarat nev’inden sayılacak derecede süflî ehl-i dalâletin küfre girmesiyle insan nev’ine vereceği zararı hiçe indirip göze göstermediği için, rahmet ve hikmet ve adalet-i İlâhiye, şeytanın vücuduna müsaade edip tasallutlarına meydan vermiş.

    Ey ehl-i iman! Bu müthiş düşmanlarınıza karşı zırhınız, Kur’ân tezgâhında yapılan takvâdır. Ve siperiniz, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın Sünnet‑i Seniyyesidir. Ve silâhınız, istiâze ve istiğfar ve hıfz-ı İlâhiyeye ilticadır.

    ÜÇÜNCÜ İŞARET

    Sual: Kur’ân-ı Hakîmde ehl-i dalâlete karşı azîm şekvâları ve kesretli tahşidâtı




    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı üzerine olsun</TD><TD>Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân</TD></TR><TR><TD>Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)</TD><TD>Sünnet-i Seniyye: Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler</TD></TR><TR><TD>adalet: her hak sahibine hakkının tam ve eksiksiz verilmesi</TD><TD>azîm: büyük</TD></TR><TR><TD>dalâlet: hak yoldan ayrılma, sapkınlık</TD><TD>ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler</TD></TR><TR><TD>ehl-i iman: Allah’a ve Allah’tan gelen herşeye inanan kimseler, mü’minler</TD><TD>ekser: pek çok</TD></TR><TR><TD>ekseriyetle: çoğunlukla</TD><TD>envâ: çeşitler, türler</TD></TR><TR><TD>haşarat: zehirli böcekler</TD><TD>hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması</TD></TR><TR><TD>hıfz-ı İlâhî: Allah’ın koruması</TD><TD>iktiza: gerektirme</TD></TR><TR><TD>iltica: sığınma</TD><TD>inkişâfât: açığa çıkmalar</TD></TR><TR><TD>insan-ı kâmil: yaratılış gayesini eksiksiz olarak yerine getiren ve manevî olgunluğa erişen insan</TD><TD>istidat: yetenek, kabiliyet</TD></TR><TR><TD>istidâdât: istidatlar, kabiliyetler</TD><TD>istiâze: Allah’a sığınma</TD></TR><TR><TD>istiğfar: Allah’tan bağışlanma dilemek</TD><TD>kemiyet: sayıca çokluk, nicelik</TD></TR><TR><TD>kesretli: pek çok</TD><TD>keyfiyet: özellik, nitelik</TD></TR><TR><TD>küfür: inkâr, inançsızlık</TD><TD>mahiyet-i insaniye: insana ait temel özellik</TD></TR><TR><TD>makam: derece, yer</TD><TD>mazhar etmek: eriştirmek</TD></TR><TR><TD>melâike: melekler</TD><TD>menfaat: fayda, yarar</TD></TR><TR><TD>merâtip: mertebeler</TD><TD>muamele: iş, davranış</TD></TR><TR><TD>muamele-i kimyeviye: kimyasal işlem</TD><TD>muzır: zararlı</TD></TR><TR><TD>mücahede: cihad etme, mücadele</TD><TD>münafi: aykırı, ters</TD></TR><TR><TD>nefis: insanı kötülüklere yönelten duygu</TD><TD>nev-i insan: insan türü, insanlık</TD></TR><TR><TD>nev’: çeşit, tür</TD><TD>rahmet ve hikmet ve adalet-i İlâhiye: Allah’ın rahmet, hikmet ve adaleti</TD></TR><TR><TD>süflî: alçak, âdi</TD><TD>tahşidat: öneminden dolayı bir şeyin üzerinde fazla durma</TD></TR><TR><TD>takvâ: Allah’ın emirlerini tutup, günahlardan sakınmak</TD><TD>tasallut: musallat olma, sataşma</TD></TR><TR><TD>tenvir etmek: nurlandırmak, aydınlatmak</TD><TD>terakki: ilerleme, gelişme</TD></TR><TR><TD>vücud: varlık</TD><TD>zat: kişi</TD></TR><TR><TD>zemberek: hareketi sağlayan güç kaynağı</TD><TD>zerre: atom</TD></TR><TR><TD>ziyade: çok, fazla</TD><TD>çendan: gerçi, her ne kadar</TD></TR><TR><TD>şekvâ: şikâyet</TD><TD>şems: güneş</TD></TR><TR><TD>şerr-i cüz’î: ferdî, sınırlı, küçük kötülük</TD></TR></TBODY></TABLE>
    <TABLE role=presentation cellSpacing=0 cellPadding=0><TBODY role=presentation><TR role=presentation></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  4. #4
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 513 + 37852


    Cevap: On Üçüncü Lem'a - Sayfa 135

    <?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?><!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>ve çok şiddetli tehdidâtı,1 aklın zâhirine göre, adaletli ve münasebetli belâgatine ve üslûbundaki itidaline ve istikametine münasip düşmüyor. Adeta âciz bir adama karşı, orduları tahşid ediyor. Ve onun cüz’î bir hareketi için, binler cinayet etmiş gibi tehdit ediyor. Ve müflis ve mülkte hiç hissesi olmadığı halde, mütecaviz bir şerik gibi mevki verip ondan şekvâ ediyor. Bunun sırrı ve hikmeti nedir?

    Elcevap: Onun sır ve hikmeti şudur ki: Şeytanlar ve şeytanlara uyanlar, dalâlete sülûk ettikleri için, küçük bir hareketle çok tahribat yapabilirler. Ve çok mahlûkatın hukukuna, az bir fiil ile çok hasâret veriyorlar.

    Nasıl ki, bir sultanın büyük bir ticaret gemisinde, bir adam az bir hareketle, belki küçük bir vazifeyi terk etmekle, o gemiyle alâkadar bütün vazifedarların semere-i sa’ylerinin ve netice-i amellerinin mahvına ve iptaline sebebiyet verdiği için, o geminin sahib-i zîşânı, o âsiden, o gemiyle alâkadar olan bütün raiyetinin hesabına azîm şikâyetler edip dehşetli tehdit ediyor. Ve onun o cüz’î hareketini değil, belki o hareketin müthiş neticelerini nazara alarak ve sahib-i zîşânın zâtına değil, belki raiyetinin hukuku namına dehşetli bir cezaya çarpar.

    Öyle de, Sultan-ı Ezel ve Ebed dahi, küre-i arz gemisinde ehl-i hidayetle beraber bulunan, ehl-i dalâlet olan hizbüşşeytanın zâhiren cüz’î hatîatlarıyla ve isyanlarıyla pek çok mahlûkatın hukukuna tecavüz ettikleri ve mevcudatın vezâif‑i âliyelerinin neticelerinin iptal etmesine sebebiyet verdikleri için, onlardan azîm şikâyet ve dehşetli tehdidat, ve tahribatlarına karşı mühim tahşidat etmek, ayn-ı belâgat içinde mahz-ı hikmettir ve gayet münasip ve muvafıktır. Ve mutabık-ı mukteza-yı haldir ki, belâgatin tarifidir2 ve esasıdır. Ve israf-ı kelâm olan mübalâğadan münezzehtir.


    Not
    Dipnot-1 bk. Bakara Sûresi, 2:85; Âl-i İmrân Sûresi, 3:88; Nisâ Sûresi, 4:173; A’râf Sûresi, 7:18; Meryem Sûresi, 19:88-95; Sâd Sûresi, 38:85; Talâk Sûresi, 65:8; Ğaşiye Sûresi, 88:23-24; Fecr Sûresi, 89:25.

    Dipnot-2 bk. el-Hamevî, Hızânetü’l-Edeb: 2:482; el-Kazvânî, el-Îzâh fî Ulûmi’l-Belâğa: 1:15-16.



    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Sultan-ı Ezel ve Ebed: başlangıç ve sonu olmaksızın, hüküm ve saltanatı ezelden ebede devam eden Sultan, Allah</TD><TD>adalet: her hak sahibine hakkının tam ve eksiksiz verilmesi</TD></TR><TR><TD>alâkadar: alakalı, ilgili</TD><TD>ayn-ı belâgat: belâgatın ta kendisi</TD></TR><TR><TD>azîm: büyük, yüce</TD><TD>belâgat: maksada ve hale uygun düzgün ve güzel söz söyleme</TD></TR><TR><TD>cüz’î: ferdî, az, sınırlı</TD><TD>dalâlet: hak yoldan ayrılma, sapkınlık</TD></TR><TR><TD>ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler</TD><TD>ehl-i hidayet: doğru yolda olanlar, iman etmiş olanlar</TD></TR><TR><TD>fiil: hareket, iş, etki</TD><TD>hasâret: zarar</TD></TR><TR><TD>hatîat: yanlışlar, hatâlar</TD><TD>hikmet: sebep, maksat, gaye</TD></TR><TR><TD>hisse: pay</TD><TD>hizbüşşeytan: şeytanın taraftarları</TD></TR><TR><TD>iptal: sonuçsuz kalma</TD><TD>israf-ı kelâm: gereksiz söz söyleme</TD></TR><TR><TD>istikamet: doğru yolu takip etme</TD><TD>itidal: her konuda orta yolu tutma, aşırıya kaçmama</TD></TR><TR><TD>küre-i arz: yerküre, dünya</TD><TD>mahlûkat: yaratılmışlar, varlıklar</TD></TR><TR><TD>mahv: yok olma</TD><TD>mahz-ı hikmet: hikmetin ta kendisi</TD></TR><TR><TD>mevcudat: varlıklar</TD><TD>mevki: yer, makam</TD></TR><TR><TD>mutabık-ı mukteza-yı hâl: hâlin gereğine uygun</TD><TD>muvafık: uygun</TD></TR><TR><TD>mübalâğa: abartı</TD><TD>müflis: iflas etmiş</TD></TR><TR><TD>mülk: sahip olunan şey</TD><TD>münasebet: bağlantı, ilişki</TD></TR><TR><TD>münasip: uygun</TD><TD>münezzeh: arınmış, kusur ve eksiklikten yüce</TD></TR><TR><TD>mütecaviz: saldırgan, haddi aşan</TD><TD>namına: adına</TD></TR><TR><TD>nazar: dikkat</TD><TD>netice-i amel: yapılan işin neticesi</TD></TR><TR><TD>raiyet: halk, tabi olanlar</TD><TD>sahib-i zîşân: şanlı sahip</TD></TR><TR><TD>semere-i sa’y: çalışmanın meyvesi, neticesi</TD><TD>sülûk etmek: yol almak, ilerlemek</TD></TR><TR><TD>tahribat: tahripler, yıkıp bozmalar</TD><TD>tahşid etmek: yığınak yapmak, bir noktayı çokça vurgulamak</TD></TR><TR><TD>tecavüz: haddi aşma, saldırma</TD><TD>tehdidât: tehditler</TD></TR><TR><TD>vazifedar: görevli</TD><TD>vezâif-i âliye: yüce vazifeler</TD></TR><TR><TD>zâhir: açık, görünür kısım</TD><TD>zâhiren: görünürde</TD></TR><TR><TD>zât: şahıs</TD><TD>âciz: güçsüz, elinden bir şey gelmeyen</TD></TR><TR><TD>âsi: isyan eden</TD><TD>üslûp: ifade tarzı</TD></TR><TR><TD>şekvâ: şikâyet</TD><TD>şerik: ortak</TD></TR></TBODY></TABLE>
    <TABLE role=presentation cellSpacing=0 cellPadding=0><TBODY role=presentation><TR role=presentation></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  5. #5
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 513 + 37852


    Cevap: On Üçüncü Lem'a - Sayfa 136

    Malûmdur ki, böyle az bir hareketle çok tahribat yapan dehşetli düşmanlara karşı gayet metin bir kaleye iltica etmeyen, çok perişan olur. İşte, ey ehl-i iman, o çelik ve semâvî kale, Kur’ân’dır. İçine gir, kurtul.

    DÖRDÜNCÜ İŞARET

    Adem şerr-i mahz, ve vücud hayr-ı mahz olduğunu, ehl-i tahkik ve ashab-ı keşif ittifak etmişler. Evet, ekseriyet-i mutlaka ile, hayır ve mehâsin ve kemâlât, vücuda istinad eder ve ona râci olur. Sureten menfi ve ademî de olsa, esası sübutîdir ve vücudîdir. Dalâlet ve şer ve musibetler ve mâsiyetler ve belâlar gibi bütün çirkinliklerin esası, mayası ademdir, nefiydir. Onlardaki fenalık ve çirkinlik, ademden geliyor. Çendan suret-i zâhirîde müsbet ve vücudî de görünseler, esası ademdir, nefiydir.

    Hem bilmüşahede sabittir ki, bina gibi birşeyin vücudu, bütün eczasının mevcudiyetiyle takarrur eder. Halbuki onun harabiyeti ve ademi ve in’idâmı, bir rüknün ademiyle hasıl olur. Hem vücut, herhalde mevcut bir illet ister, muhakkak bir sebebe istinad eder. Adem ise, ademî şeylere istinad edebilir; ademî birşey, mâdum birşeye illet olur.

    İşte bu iki kaideye binaendir ki, şeytan-ı ins ve cinnin kâinattaki müthiş âsâr-ı tahripkârâneleri ve envâ-ı küfür ve dalâlet ve şer ve mehâliki yaptıkları halde zerre miktar icada ve hilkate müdahaleleri olmadığı gibi, mülk-ü İlâhîde bir hisse-i iştirakleri olamıyor. Ve bir iktidar ve bir kudretle o işleri yapmıyorlar; belki çok işlerinde iktidar ve fiil değil, belki terk ve atâlettir. Hayrı yaptırmamakla şerleri yapıyorlar, yani şerler oluyorlar. Çünkü mehâlik ve şer, tahribat nev’inden olduğu için, illetleri, mevcut bir iktidar ve fâil bir icad olmak lâzım değildir. Belki bir emr-i ademî ile ve bir şartın bozulmasıyla koca bir tahribat olur.






    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>adem: yokluk, hiçlik</TD><TD>ademî: yokluğa ait</TD></TR><TR><TD>ashab-ı keşif: imanın hakikatlerine ve sırlarına, mânevi terakki ile ulaşan kimseler</TD><TD>atâlet: hareketsizlik</TD></TR><TR><TD>belâ: büyük sıkıntı</TD><TD>bilmüşahede: gözle görerek</TD></TR><TR><TD>binaen: dayanarak</TD><TD>dalâlet: hak yoldan ayrılma, sapkınlık</TD></TR><TR><TD>ecza: kısımlar, bölümler</TD><TD>ehl-i iman: Allah’a ve Allah’tan gelen her şeye inanan kimseler, mü’minler</TD></TR><TR><TD>ehl-i tahkik: gerçeği bütün ayrıntılarıyla araştıran kişiler</TD><TD>ekseriyet-i mutlaka: büyük çoğunluk</TD></TR><TR><TD>emr-i ademî: yokluğa ait iş, şey</TD><TD>envâ-ı küfür: küfrün çeşitleri</TD></TR><TR><TD>fiil: hareket, iş, etki</TD><TD>fâil: işi yapan, özne</TD></TR><TR><TD>harabiyet: harab olma, yıkılma</TD><TD>hasıl olmak: meydana gelmek</TD></TR><TR><TD>hayr-ı mahz: sırf hayırdan ibaret</TD><TD>hayır: iyilik, faydalı ve sevaplı amel</TD></TR><TR><TD>hilkat: yaratılış, yaratma</TD><TD>hisse-i iştirak: katılma payı</TD></TR><TR><TD>icad: var etme</TD><TD>iktidar: güç ve kuvvete sahip olma</TD></TR><TR><TD>illet: esas sebep, maksat</TD><TD>iltica etmek: sığınmak</TD></TR><TR><TD>in’idâm: yok olma</TD><TD>istinad etmek: dayanmak</TD></TR><TR><TD>ittifak etmek: birleşmek</TD><TD>kaide: kural, prensip</TD></TR><TR><TD>kemâlât: mükemellikler, kusursuz özellikler</TD><TD>kudret: güç, iktidar</TD></TR><TR><TD>kâinat: evren</TD><TD>malûm: bilinen</TD></TR><TR><TD>mehâlik: helâk edici şeyler</TD><TD>mehâsin: güzellikler</TD></TR><TR><TD>menfi: olumsuz</TD><TD>metin: sağlam, kuvvetli</TD></TR><TR><TD>mevcudiyet: var olma hali</TD><TD>musibet: belâ, büyük sıkıntı</TD></TR><TR><TD>mâdum: yokluğa ve hiçliğe düşen</TD><TD>mâsiyet: günah, isyan</TD></TR><TR><TD>müdahale: karışma</TD><TD>mülk-ü İlâhî: Allah’a ait mülk, kâinat</TD></TR><TR><TD>müsbet: sabit olarak var olan</TD><TD>nefy: inkar</TD></TR><TR><TD>nev’: çeşit, tür</TD><TD>râci: dönen, ait olan</TD></TR><TR><TD>rükn: esas, şart</TD><TD>semâvî: Allah tarafından olan</TD></TR><TR><TD>suret-i zâhirî: dış görünüş</TD><TD>sureten: görünüşte</TD></TR><TR><TD>sübutî: sabit olarak var olan</TD><TD>tahribat: tahripler, yıkıp bozmalar</TD></TR><TR><TD>takarrur etmek: karar bulmak, sağlamca yerleşmek</TD><TD>vücud: varlık, var olma</TD></TR><TR><TD>vücudî: varlıkla bağlantılı</TD><TD>zerre: atom</TD></TR><TR><TD>âsâr-ı tahripkârâne: tahrip edici davranış ve hareketler</TD><TD>çendan: gerçi, her ne kadar</TD></TR><TR><TD>şer: kötülük</TD><TD>şerr-i mahz: tamamıyla şer ve kötü</TD></TR><TR><TD>şeytan-ı ins ve cin: insan ve cinlerden olan şeytanlar</TD></TR></TBODY></TABLE>
    <TABLE role=presentation cellSpacing=0 cellPadding=0><TBODY role=presentation><TR role=presentation></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  6. #6
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 513 + 37852


    Cevap: On Üçüncü Lem'a - Sayfa 137

    <?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?><!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>İşte bu sır Mecusîlerde inkişaf etmediği içindir ki, kâinatta “Yezdan” namıyla bir hâlık-ı hayır, diğeri “Ehriman” namıyla bir hâlık-ı şer itikad etmişlerdir.1 Halbuki onların “Ehriman” dedikleri mevhum ilâh-ı şer, bir cüz-ü ihtiyariyle ve icadsız bir kesble şerlere sebebiyet veren malûm şeytandır.

    İşte, ey ehl-i iman! Şeytanların bu müthiş tahribatına karşı en mühim silâhınız ve cihazat-ı tamiriyeniz istiğfardır ve “Eûzü billâh” demekle Cenâb-ı Hakka ilticadır. Ve kal’anız Sünnet-i Seniyyedir.

    BEŞİNCİ İŞARET

    Cenâb-ı Hak, kütüb-ü semâviyede beşere karşı Cennet gibi azîm mükâfat ve Cehennem gibi dehşetli mücâzâtı göstermekle beraber, çok irşad, ikaz, ihtar, tehdit ve teşvik ettiği halde; ehl-i iman, bu kadar esbab-ı hidayet ve istikamet varken, hizbüşşeytanın mükâfatsız, çirkin, zayıf desiselerine karşı mağlûp olmaları, bir zaman beni çok düşündürüyordu. Acaba, iman varken, Cenâb-ı Hakkın o kadar şiddetli tehdidâtına ehemmiyet vermemek nasıl oluyor? Nasıl iman gitmiyor? 2 اِنَّ كَيْدَ الشَّيْطَانِ كَانَ ضَعِيفًا sırrıyla şeytanın gayet zayıf desiselerine kapılıp Allah’a isyan ediyor. Hattâ benim arkadaşlarımdan bazıları, yüz hakikat dersini kalben tasdik ile beraber, benden işittiği ve bana karşı da fazla hüsn‑ü zannı ve irtibatı varken, kalbsiz ve bozuk bir adamın ehemmiyetsiz ve riyâkârâne iltifatına kapıldı; onun lehinde, benim aleyhimde bir vaziyete geldi. “Fesübhânallah,” dedim. “İnsanda bu derece sukut olabilir mi? Ne kadar hakikatsiz bir insandı!” diye o biçareyi gıybet ettim, günaha girdim.




    Not
    Dipnot-1 bk. eş-Şeristânî, el-Milel ve’n-Nihal: 1:232-233, 237; el-Îcî, Kitâbü’l-Mevâkıf: 3:65; Tâhir b. Muhammed, et-Tabsîr fi’d-Dîn: 1:91, 113, 142.

    Dipnot-2 “Muhakkak ki şeytanın tuzağı pek zayıftır.” Nisâ Sûresi, 4:76.





    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah</TD><TD>Ehriman: (bk. bilgiler - Mecusîlik)</TD></TR><TR><TD>Eûzü billâh: Allah’a sığınırım </TD><TD>Fesübhânallah: “Allah’ı her türlü kusur, ayıp ve eksiklerden tenzih ederim” mânâsında</TD></TR><TR><TD>Mecusî: ateşe tapan</TD><TD>Sünnet-i Seniyye: Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler</TD></TR><TR><TD>Yezdan: Mecusî dininde iyilik tanrısı olarak kabul edilen ilâh</TD><TD>azîm: büyük, yüce</TD></TR><TR><TD>beşer: insan</TD><TD>biçare: çaresiz</TD></TR><TR><TD>cihazat-ı tamiriye: onarım ve tamir aletleri</TD><TD>cüz-ü ihtiyar: sınırlı irade</TD></TR><TR><TD>desise: hile, aldatma</TD><TD>ehemmiyet: değer, önem</TD></TR><TR><TD>ehl-i iman: Allah’a ve Allah’tan gelen her şeye inanan kimseler, mü’minler</TD><TD>esbab-ı hidayet: doğru yola ulaşma sebepleri</TD></TR><TR><TD>gıybet etmek: arkasından konuşmak</TD><TD>hakikat: asıl, esas, gerçek mahiyet</TD></TR><TR><TD>hakikatsiz: asılsız</TD><TD>hizbüşşeytan: şeytanın taraftarları</TD></TR><TR><TD>hâlık-ı hayır: iyilik yaratanı</TD><TD>hâlık-ı şer: kötülük yaratanı</TD></TR><TR><TD>hüsn-ü zan: güzel düşünce</TD><TD>icadsız: yaratma özelliği olmayan</TD></TR><TR><TD>ihtar: hatırlatma</TD><TD>ikaz: uyarı</TD></TR><TR><TD>iltica: sığınma</TD><TD>iltifat: övgü</TD></TR><TR><TD>ilâh-ı şer: kötülük tanrısı</TD><TD>iman: inanma</TD></TR><TR><TD>inkişaf etmek: açığa çıkmak, gelişmek</TD><TD>irtibat: bağ, ilişki</TD></TR><TR><TD>irşad etmek: doğru yolu göstermek</TD><TD>istikamet: doğru</TD></TR><TR><TD>istiğfar: Allah’tan bağışlanma dilemek</TD><TD>itikad etmek: inanmak</TD></TR><TR><TD>kal’a: kale</TD><TD>kesb etmek: kazanmak</TD></TR><TR><TD>kâinat: evren</TD><TD>kütüb-ü semâviye: vahye dayanan kutsal kitaplar</TD></TR><TR><TD>malûm: bilinen</TD><TD>mağlûp: yenik düşen</TD></TR><TR><TD>mevhum: gerçekte olmadığı halde var sayılan</TD><TD>mücâzât: cezalandırma</TD></TR><TR><TD>mühim: önemli</TD><TD>mükâfat: ödül</TD></TR><TR><TD>riyâkârâne: ikiyüzlülükle</TD><TD>sukut: alçalış, düşüş</TD></TR><TR><TD>tahribat: tahripler, yıkıp bozmalar</TD><TD>tasdik: doğruluğunu kabul etme, onaylama</TD></TR><TR><TD>tehdidât: tehditler</TD><TD>tehdit: korkutma</TD></TR><TR><TD>şer: kötülük</TD></TR></TBODY></TABLE>
    <TABLE role=presentation cellSpacing=0 cellPadding=0><TBODY role=presentation><TR role=presentation></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  7. #7
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 513 + 37852


    Cevap: On Üçüncü Lem'a - Sayfa 138

    <?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?><!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>Sonra, sabık işaretlerdeki hakikat inkişaf etti, karanlıklı çok noktaları aydınlattı. O nur ile, lillâhilhamd, hem Kur’ân-ı Hakîmin azîm tergibat ve teşvikatı tam yerinde olduğunu; hem ehl-i imanın desâis-i şeytaniyeye kapılmaları imansızlıktan ve imanın zayıflığından olmadığını; hem günah-ı kebâiri işleyen küfre girmediğini; hem Mutezile mezhebi ve bir kısım Hariciye mezhebi “Günah-ı kebâiri irtikâp eden kâfir olur veya iman ve küfür ortasında kalır”1 diye hükümlerinde hata ettiklerini; hem benim o biçare arkadaşım da yüz ders-i hakikati bir herifin iltifatına feda etmesi, düşündüğüm gibi çok sukut ve dehşetli alçaklık olmadığını anladım, Cenâb-ı Hakka şükrettim, o vartadan kurtuldum. Çünkü, sabıkan dediğimiz gibi, şeytan, cüz’î bir emr-i ademî ile insanı mühim tehlikelere atar. Hem insandaki nefis ise, şeytanı her vakit dinler. Kuvve-i şeheviye ve gadabiye ise, şeytanın desiselerine hem kabile, hem nâkile iki cihaz hükmündedir.

    İşte, bunun içindir ki, Cenâb-ı Hakkın Gafûr, Rahîm gibi iki ismi, tecellî-i âzamla ehl-i imana teveccüh ediyor. Ve Kur’ân-ı Hakîmde peygamberlere en mühim ihsanı mağfiret olduğunu gösteriyor ve onları istiğfar etmeye davet ediyor. Bismillâhirrahmânirrahîm kelime-i kudsiyesini her sûre başında tekrar ile ve her mübarek işlerde zikrine emretmesiyle,2 kâinatı ihata eden rahmet-i vâsiasını melce ve tahassungâh gösteriyor ve فَاسْتَعِذْ 3 emriyle,
    اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ 4 kelimesini siper yapıyor.



    Not
    Dipnot-1 bk. el-Îcî, Kitâbü’l-Mevâkıf: 3:548; İbn Ebi’l-İzz, Şerhu Akîdeti’t-Tahâviyye: 1:356-362.

    Dipnot-2 bk. İbni Mâce, Nikâh: 19; Müsned: 2:359; en-Nesâî, es-Sünenü’l-Kübrâ: 6:127-128; Abdurrezzak, el-Musannef: 6:189; İbni Hibbân; es-Sahîh: 1:173-174.

    Dipnot-3 “Sığın.” A’raf Sûresi, 7:200; Nahl Sûresi, 16:98; Mü’min Sûresi, 40:56; Fussilet Sûresi, 41:36.

    Dipnot-4 Kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım.




    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan, şeref ve yücelik sahibi Allah</TD><TD>Gafûr: çok merhamet eden, suçları bağışlayan Allah</TD></TR><TR><TD>Hariciye mezhebi: (bk. bilgiler – Haricîler)</TD><TD>Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân</TD></TR><TR><TD>Mutezile: (bk. bilgiler)</TD><TD>Rahîm: rahmeti her şeyi kuşatan, her bir varlığa ayrı ayrı şefkatini gösteren Allah</TD></TR><TR><TD>azîm: büyük, yüce</TD><TD>biçare: çaresiz</TD></TR><TR><TD>cüz’î: az, ferdî</TD><TD>ders-i hakikat: hakikat dersi</TD></TR><TR><TD>desise: hile, aldatma</TD><TD>desâis-i şeytaniye: şeytanın hileleri, aldatmacaları</TD></TR><TR><TD>ehl-i iman: Allah’a ve Allah’tan gelen her şeye inanan kimseler, mü’minler</TD><TD>emr-i ademî: yokluğa ait iş, iş</TD></TR><TR><TD>günah-ı kebâir: büyük günahlar</TD><TD>hakikat: asıl, esas, gerçek</TD></TR><TR><TD>ihata etmek: içine almak, kapsamak</TD><TD>ihsan: bağış, iyilik, lütuf</TD></TR><TR><TD>iltifat: övgü</TD><TD>iman: inanma</TD></TR><TR><TD>inkişaf etmek: açığa çıkmak</TD><TD>irtikâp etmek: yapmak, işlemek</TD></TR><TR><TD>istiğfar: Allah’tan bağışlanma dilemek</TD><TD>kabile: alıcı</TD></TR><TR><TD>kelime-i kudsiye: kutsal cümle</TD><TD>kuvve-i şeheviye ve gadabiye: şehvet ve öfke duyguları; insanı dünya zevklerini elde etmeye ve zararlı şeyleri defetmeye sevkeden duygular</TD></TR><TR><TD>kâfir: Allah'ı veya Allah’ın bildirdiği kesin olan birşeyi inkâr eden kimse</TD><TD>kâinat: evren</TD></TR><TR><TD>küfür: inkâr, inançsızlık</TD><TD>lillâhilhamd: ne kadar hamd ve şükürler varsa ve olmuşsa, hepsi Allah’a aittir</TD></TR><TR><TD>mağfiret: bağışlama</TD><TD>melce: sığınak</TD></TR><TR><TD>mübarek: bereketli, hayırlı</TD><TD>nefis: insanı kötülüklere yönelten duygu</TD></TR><TR><TD>nâkile: iletici</TD><TD>rahmet-i vâsia: Allah’ın herşeyi kuşatan geniş rahmeti</TD></TR><TR><TD>sabık: geçen, önceki</TD><TD>sabıkan: bundan önce</TD></TR><TR><TD>sukut: alçalış, düşüş</TD><TD>sûre: Kur’ân-ı Kerim’in bölümlerinden her biri</TD></TR><TR><TD>tahassungâh: korunma yeri, sığınak</TD><TD>tecellî-i âzam: en büyük tecelli, görünüm</TD></TR><TR><TD>tergibat: rağbet uyandırmalar, teşvikler</TD><TD>teveccüh etmek: yönelmek</TD></TR><TR><TD>teşvikat: teşvikler</TD><TD>varta: tehlike, çamura düşme</TD></TR><TR><TD>zikir: Allah’ı anma</TD></TR></TBODY></TABLE>
    <TABLE role=presentation cellSpacing=0 cellPadding=0><TBODY role=presentation><TR role=presentation></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  8. #8
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 513 + 37852


    Cevap: On Üçüncü Lem'a - Sayfa 139

    <?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?><!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>ALTINCI İŞARET

    Şeytanın en tehlikeli bir desisesi şudur ki: Bazı hassas ve sâfi-kalb insanlara, tahayyül-ü küfrîyi tasdik-i küfürle iltibas ettiriyor. Tasavvur-u dalâleti, dalâletin tasdiki suretinde gösteriyor. Ve mukaddes zatlar ve münezzeh şeyler hakkında gayet çirkin hatıraları hayaline gösteriyor. Ve imkân-ı zâtîyi imkân-ı aklî şeklinde gösterip, imandaki yakînine münâfi bir şek tarzını veriyor. Ve o vakit o biçare hassas adam, kendini dalâlet ve küfür içine düştüğünü tevehhüm edip imandaki yakîninin zâil olduğunu zanneder, ye’se düşer, o yeisle şeytana maskara olur. Şeytan hem ye’sini, hem o zayıf damarını, hem o iltibasını çok işlettirir; ya divane olur, yahut “Herçi bâd, âbâd” der, dalâlete gider.

    Şeytanın bu desisesinin mahiyeti ne kadar esassız olduğunu, bazı risalelerde beyan ettiğimiz gibi, burada icmâlen bahsedeceğiz. Şöyle ki:

    Nasıl ki âyinede yılanın sureti ısırmaz ve ateşin misali yandırmaz ve murdarın aksi telvis etmez. Öyle de, hayal veya fikir âyinesinde küfriyâtın ve şirkin akisleri ve dalâletin gölgeleri ve şetimli çirkin sözlerin hayalleri itikadı bozmaz, imanı tağyir etmez, hürmetli edebi kırmaz. Çünkü meşhur kaidedir ki, “Tahayyül-ü şetim şetim olmadığı gibi, tahayyül-ü küfür dahi küfür değil ve tasavvur-u dalâlet de dalâlet değil.”

    İmandaki şek meselesi ise, imkân-ı zâtîden gelen ihtimaller, o yakîne münâfi değil ve o yakîni bozmaz. İlm-i usul-i dinde kavâid-i mukarreredendir ki,
    اِنَّ اْلاِمْكَانَ الذَّاتِىَ لاَيُنَافِى الْيَقِينَ الْعِلْمِىَ 1
    Meselâ, Barla Denizi su olarak yerinde bulunduğuna yakînimiz var. Halbuki, zâtında mümkündür ki, o deniz, bu dakikada batmış olsun. Ve batması mümkinattandır.



    Not
    Dipnot-1 “İmkân-ı zatî, yakîn-î ilmîye aykırı değildir.” bk. el-Gazâlî, el-Menhûl: s.122; el-Müceddidî, Kavâidü’l-fıkh: s.11, 143.




    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Barla Denizi: (bk. bilgiler - Barla)</TD><TD>Herçi bâd, âbâd: “Her ne olursa olsun” anlamında bir deyim</TD></TR><TR><TD>aks/akis: yansıma</TD><TD>beyan etmek: açıklamak</TD></TR><TR><TD>dalâlet: inançsızlık, hak yoldan sapkınlık</TD><TD>desise: hile, aldatma</TD></TR><TR><TD>divane: akılsız</TD><TD>edeb: terbiye, güzel ahlâk</TD></TR><TR><TD>hassas: duyarlı</TD><TD>hürmetli: saygıdeğer</TD></TR><TR><TD>icmâlen: kısaca, özetle</TD><TD>ilm-i usul-i din: kelâm ve İslâmî metod ilmi</TD></TR><TR><TD>iltibas: karıştırma</TD><TD>imkân-ı aklî: aklen mümkün olma</TD></TR><TR><TD>imkân-ı zâtî: bir şeyin özünde mümkün olması</TD><TD>itikad: inanç</TD></TR><TR><TD>kaide: düstur, prensip</TD><TD>kavâid-i mukarrere: yerleşmiş kaideler, kurallar</TD></TR><TR><TD>küfriyât: küfre sebep olan işler, sözler</TD><TD>küfür: inkâr, inançsızlık</TD></TR><TR><TD>mahiyet: nitelik, özellik</TD><TD>maskara olmak: gülünç ve rezil olmak</TD></TR><TR><TD>misâl: yansıma</TD><TD>mukaddes: kusur ve eksiklikten uzak, kutsal</TD></TR><TR><TD>murdar: pis, kirli, haram</TD><TD>münezzeh: arınmış, kusur ve eksiklikten yüce</TD></TR><TR><TD>münâfi: aykırı, zıt</TD><TD>risale: Risale-i Nur’u oluşturan bölümler</TD></TR><TR><TD>suret: biçim, görünüş</TD><TD>sâfi-kalb: kalbi temiz </TD></TR><TR><TD>tahayyül-ü küfrî: küfür ve inkârla ilgili meseleleri hayal etme</TD><TD>tahayyül-ü küfür: küfrü hayal etme</TD></TR><TR><TD>tahayyül-ü şetim: çirkin sözü ve kötü düşünceyi hayal etme</TD><TD>tasavvur-u dalâlet: inançsızlığı zihinde şekillendirme</TD></TR><TR><TD>tasdik: doğruluğunu kabul etme, onaylama</TD><TD>tasdik-i küfür: küfür ve inkârı kabul etme</TD></TR><TR><TD>tağyir etmek: değiştirmek</TD><TD>telvis etmek: kirletmek</TD></TR><TR><TD>tevehhüm etme: kuruntuya kapılma</TD><TD>yakîn: kesin ve doğru bilgi</TD></TR><TR><TD>ye’s/yeis: ümitsizlik</TD><TD>zat: kişi, bir şeyin özü</TD></TR><TR><TD>zâil: geçip gidici, yok olucu</TD><TD>zâtında: özünde, kendisinde</TD></TR><TR><TD>âyine: ayna</TD><TD>şek: şüphe, zan</TD></TR><TR><TD>şetim: çirkin söz, kötü düşünce</TD><TD>şirk: Allah’a ortak koşma</TD></TR></TBODY></TABLE>
    <TABLE role=presentation cellSpacing=0 cellPadding=0><TBODY role=presentation><TR role=presentation></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  9. #9
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 513 + 37852


    Cevap: On Üçüncü Lem'a - Sayfa 140

    Bu imkân-ı zâtî, madem bir emâreden neş’et etmiyor; zihnî bir imkân olamaz ki, şek olsun. Çünkü, yine ilm-i usul-i dinde bir kaide-i mukarreredir ki,
    لاَعِبْرَةَ ِلْلاِحْتِمَالِ غَيْرِ النَّاشِئِ عَنْ دَلِيلٍ
    Yani, “Bir emâreden gelmeyen bir ihtimal-i zâtî ise, bir imkân-ı zihnî olmaz ki şüphe verip ehemmiyeti olsun.”

    İşte bu desise-i şeytaniyeye mâruz olan biçare adam, hakaik-i imaniyeye yakînini böyle zâtî imkânlarla kaybediyor zanneder. Meselâ, Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm hakkında, beşeriyet itibarıyla çok imkân-ı zâtiye hatırına geliyor ki, imanın cezim ve yakînine zarar vermez. Fakat o zarar verdi zanneder, zarara düşer.

    Hem bazan şeytan, kalb üstündeki lümmesi cihetinde, Cenâb-ı Hak hakkında fena sözler söyler. O adam zanneder ki, onun kalbi bozulmuş ki böyle söylüyor; titriyor. Halbuki onun titremesi ve korkması ve adem-i rızası delildir ki, o sözler kalbinden gelmiyor, belki lümme-i şeytaniyeden geliyor veya şeytan tarafından ihtar ve tahayyül ediliyor.

    Hem insanın letâifi içinde teşhis edemediğim bir iki lâtife var ki, ihtiyar ve iradeyi dinlemezler, belki de mes’uliyet altına da giremezler. Bazan o lâtifeler hükmediyorlar, hakkı dinlemiyorlar, yanlış şeylere giriyorlar. O vakit şeytan o adama telkin eder ki: “Senin istidadın hakka ve imana muvafık değil ki, böyle ihtiyarsız bâtıl şeylere giriyorsun. Demek senin kaderin seni şekavete mahkûm etmiştir.” O biçare adam ye’se düşüp helâkete gider.

    İşte, şeytanın evvelki desiselerine karşı mü’minin tahassungâhı, muhakkıkîn-i asfiyanın düsturlarıyla hudutları taayyün eden hakaik-i imaniye ve muhkemât-ı



    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun</TD><TD>Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah</TD></TR><TR><TD>adem-i rıza: razı olmama</TD><TD>beşeriyet: insanlık</TD></TR><TR><TD>biçare: çaresiz</TD><TD>bâtıl: doğru olmayan</TD></TR><TR><TD>cezm: kesin karar, niyet</TD><TD>cihet: taraf, yön</TD></TR><TR><TD>desise: hile, aldatma</TD><TD>desise-i şeytaniye: şeytandan gelen hileler</TD></TR><TR><TD>düstur: kural</TD><TD>ehemmiyet: değer, önem</TD></TR><TR><TD>emâre: belirti, işaret</TD><TD>hak: doğru gerçek</TD></TR><TR><TD>hakaik-i imaniye: iman hakikatleri</TD><TD>helâket: mahvolma</TD></TR><TR><TD>hudut: sınır</TD><TD>ihtar: hatırlatma</TD></TR><TR><TD>ihtiyar: dileme, seçme</TD><TD>ihtiyarsız: irade dışı</TD></TR><TR><TD>ilm-i usul-i din: kelâm ve İslâm metodolojisi ilmi</TD><TD>imkân: mümkün olma, olabilirlik</TD></TR><TR><TD>imkân-ı zihnî: bir şeyin zihnen mümkün olması</TD><TD>imkân-ı zâtî/ihtimal-i zâtî: bir şeyin özünde mümkün olması</TD></TR><TR><TD>irade: dileme, tercih, seçme gücü</TD><TD>istidat: yapı, kabiliyet</TD></TR><TR><TD>itibarıyla: açısından</TD><TD>kader: Allah’ın ezelî ilmi ile kâinatta olmuş ve olacak her şeyi bilip takdir etmesi</TD></TR><TR><TD>kaide-i mukarrere: kesinleşmiş kural </TD><TD>letâif: ruhta bulunan ince duyular</TD></TR><TR><TD>lâtife: ince duyu</TD><TD>lümme: kalpte şeytanın iş gördüğü yer</TD></TR><TR><TD>lümme-i şeytaniye: kalpte bulunan ve şeytanın sürekli vesvese verdiği yer</TD><TD>mahkûm etmek: yargılamak</TD></TR><TR><TD>mes’uliyet: sorumluluk</TD><TD>muhakkıkîn-i asfiya: her şeyin gerçeğini araştırıp bulan seçkin İslâm alimleri</TD></TR><TR><TD>muhkemât-ı Kur’âniye: mânâsı gayet açık olan ve hükümler içeren Kur’ân âyetleri</TD><TD>muvafık: uygun</TD></TR><TR><TD>mâruz olmak: yüz yüze gelmek</TD><TD>mümkinat: olması imkan dahilinde olan şeyler</TD></TR><TR><TD>neş’et etmek: kaynaklanmak</TD><TD>taayyün eden: belirlenen</TD></TR><TR><TD>tahassungâh: korunma yeri, sığınak</TD><TD>tahayyül: hayal etme</TD></TR><TR><TD>telkin etmek: fikir aşılamak, öğüt vermek</TD><TD>teşhis etmek: belirlemek</TD></TR><TR><TD>yakîn: kesin ve doğru bilgi</TD><TD>ye’s: ümitsizlik</TD></TR><TR><TD>zihnî: zihinle ilgili</TD><TD>zâtî imkan: birşeyin özünde mümkün olması</TD></TR><TR><TD>şek: şüphe, zan</TD><TD>şekavet: mutsuzluk, bedbahtlık</TD></TR></TBODY></TABLE>
    <TABLE role=presentation cellSpacing=0 cellPadding=0><TBODY role=presentation><TR role=presentation></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  10. #10
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 513 + 37852


    Cevap: On Üçüncü Lem'a - Sayfa 141

    <?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?><!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>Kur’âniyedir. Ve âhirdeki desiselerine karşı, istiâze ile, ehemmiyet vermemektir. Çünkü ehemmiyet verdikçe, nazar-ı dikkati celb ettirip büyür, şişer. Mü’minin böyle mânevî yaralarına tiryak ve merhem, Sünnet-i Seniyyedir.

    YEDİNCİ İŞARET

    Sual: Mutezile imamları, şerrin icadını şer telâkki ettikleri için, küfür ve dalâletin hilkatini Allah’a vermiyorlar. Güya onunla Allah’ı takdis ediyorlar! “Beşer kendi ef’âlinin hâlıkıdır” diye dalâlete gidiyorlar.1 Hem derler: “Bir günah-ı kebireyi işleyen bir mü’minin imanı gider.2 Çünkü Cenâb-ı Hakka itikad ve Cehennemi tasdik etmek, öyle günahı işlemekle kabil-i tevfik olamaz. Çünkü dünyada gayet cüz’î bir hapis korkusuyla kendini hilâf-ı kanun herşeyden muhafaza eden adam, ebedî bir azâb-ı Cehennemi ve Hâlıkın gazabını nazar-ı ehemmiyete almayacak derecede büyük günahları işlerse, elbette imansızlığa delâlet eder.”

    Elcevap: Birinci şıkkın cevabı şudur ki: Kader Risalesinde izah edildiği gibi, halk-ı şer, şer değil; belki kesb-i şer, şerdir. Çünkü, halk ve icad umum neticelere bakar. Bir şerrin vücudu çok hayırlı neticelere mukaddeme olduğu için, o şerrin icadı, neticeler itibarıyla hayır olur, hayır hükmüne geçer. Meselâ ateşin yüz hayırlı neticeleri var. Fakat bazı insanlar, sû-i ihtiyarıyla ateşi kendilerine şer yapmakla, “Ateşin icadı şerdir” diyemezler. Öyle de, şeytanların icadı, terakkiyât-ı insaniye gibi çok hikmetli neticeleri olmakla beraber, sû-i ihtiyarıyla ve yanlış kesbiyle şeytanlara mağlûp olmakla, “Şeytanın hilkati şerdir” diyemez. Belki o, kendi kesbiyle kendine şer yaptı.

    Evet, kesb ise, mübaşeret-i cüz’iye olduğu için, hususî bir netice-i şerriyenin mazharı olur; o kesb-i şer, şer olur. Fakat icad umum neticelere baktığı için,



    Not
    Dipnot-1 bk. el-Mâtüridî, et-Tevhîd: 1:92, 169, 314, 315; İbni Hazm, el-Fasl fi’l-Milel: 2:121, 3:57, 59.

    Dipnot-2 bk. el-Îcî, Kitâbü’l-Mevâkıf: 3:548; İbni Ebi’l-İzz, Şerhu Akîdeti’t-Tahâviyye: 1:356-362.




    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan, şeref ve yücelik sahibi Allah</TD><TD>Hâlık: her şeyi yaratan Allah</TD></TR><TR><TD>Kader Risalesi: Yirmi Altıncı Söz</TD><TD>Mutezile: “Kul kendi fiilinin yaratıcısıdır” iddiasında olan ehl-i sünnet dışı bir mezhep</TD></TR><TR><TD>Sünnet-i Seniyye: Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler</TD><TD>azâb-ı Cehennem: Cehennem azabı</TD></TR><TR><TD>beşer: insan</TD><TD>celb etme: çekme</TD></TR><TR><TD>cüz’î: ferdî, sınırlı</TD><TD>dalâlet: hak yoldan ayrılma, sapkınlık</TD></TR><TR><TD>delâlet: delil olma, işaret etme</TD><TD>desise: hile, aldatma</TD></TR><TR><TD>ebedî: sonsuz</TD><TD>ef’âl: fiiler, davranışlar</TD></TR><TR><TD>ehemmiyet vermek: önem vermek</TD><TD>gazab: öfke, hiddet</TD></TR><TR><TD>günah-ı kebire: büyük günah</TD><TD>halk etmek: yaratmak</TD></TR><TR><TD>halk-ı şer: şerrin yaratılışı</TD><TD>hayır: iyilik</TD></TR><TR><TD>hikmet: fayda, gaye</TD><TD>hilkat: yaratma</TD></TR><TR><TD>hilâf-ı kanun: kanun dışı</TD><TD>hususî: özel</TD></TR><TR><TD>icad: yaratma</TD><TD>imam: bir ilimde sözü delil kabul edilebilecek derecede derin ve geniş bilgi sahibi olan âlim</TD></TR><TR><TD>istiâze: Allah’a sığınma</TD><TD>itibarıyla: açısından</TD></TR><TR><TD>itikad: inanma</TD><TD>izah: açıklama</TD></TR><TR><TD>kabil-i tevfik: biraraya gelebilme</TD><TD>kesb: kazanma</TD></TR><TR><TD>kesb-i şer: şerli bir işi işleme</TD><TD>küfür: inkâr, inançsızlık</TD></TR><TR><TD>mazhar: görünme ve yansıma yeri</TD><TD>mağlûp: yenik düşen</TD></TR><TR><TD>muhafaza etmek: korumak, saklamak</TD><TD>mukaddeme: önsöz, başlangıç</TD></TR><TR><TD>mânevî: mânâya ait</TD><TD>mübaşeret-i cüz’iye: sınırlı temas</TD></TR><TR><TD>nazar-ı dikkat: dikkatli bakış</TD><TD>nazar-ı ehemmiyet: önem vererek bakma</TD></TR><TR><TD>netice-i şerriye: şerden ortaya çıkan sonuç</TD><TD>sû-i ihtiyar: iradeyi kötüye kullanma</TD></TR><TR><TD>takdis etme: Allah’ı her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce tutma</TD><TD>tasdik etmek: doğruluğunu kabul etmek, onaylamak</TD></TR><TR><TD>telâkki etmek: kabul etmek</TD><TD>terakkiyât-ı insaniye: insanlığın yükselişi ve ilerlemeleri</TD></TR><TR><TD>tiryak: derman, ilâç</TD><TD>umum: bütün</TD></TR><TR><TD>vücud: varlık</TD><TD>âhir: son</TD></TR><TR><TD>şer: kötülük</TD></TR></TBODY></TABLE>
    <TABLE role=presentation cellSpacing=0 cellPadding=0><TBODY role=presentation><TR role=presentation></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 1/4 1234 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

102, 103, 105, 106, 113, 121, 125, 127, 128, 131, 133, 134, 135, 136, 137, 138, 139, 140, 142, 143, 144, 145, 146, 147, 148, 149, 151, 152, 153, 154, 155, 157, 159, 160, 161, 162, 592, acip, adaletli, adedince, aklı, alâküllihal, allah, altıncı söz, amellerin, anda, andan, anları, aracı, araf, arınmış, arz, asfiya, atmak, atmasın, aya, beşer, bildim, bilmüşahede, binaen, bulunmak, çekeceklerdi, çekerdi, çok, çoklar, cömertlik, daire, damarı, dedikleri, delildir, demişler, derece, değilim, değiştirmek, dilemek, dininde, diyebilir, dünyadan, dünyasına, düzenli, dış, ediyorlar, ediyorsun, efes turları, eksiksiz, esasa, esenlik, ettirir, ettiğimiz, faydaya, fecr, fikrini, fussilet, galebe, gelmiyor, gerçekleri, gerçeğini, getirip, gibi, gidip, gif, girdim, giriniz, görmesin, görmeye, görünmek, gösterme, günahtan, güvenme, güzelliği, halinde, hallere, hatası, hayalleri, hayrette, haşirde, herşeye, herşeyin, heves, hevesi, hibe, hidayetin, icadı, ihata, imaniyeden, imaniyeyi, insafsızlar, insanlığı, intihara, isen, isyana, işaret, jpg, kalmamış, kanunları, kardeşi, katılma, kendisinde, kesretli, konuşmak, korkudan, kudretine, küfr, küfrü, kullar, külliye, kurulan, kuvvetle, kısmı, kıymetini, lütuf, maddeten, malûmdur, masnuatı, mağfiret, mecbur, media, meselâ, meselede, meseleyi, mevcudat, muhabbete, muhakkak, müstehak, nefret, nihayet, ödü, olacaklardı, olduk, olduğuna, olduğundan, öleceksin, olmadığı, olmaktan, olmamak, onlardan, orga, özellikle, peygamberlere, rahmet, rezil, risale-i, risale-i nur, risalesinde, risaleti, rububiyeti, sahibi, sakı, sakınmak, sana, sayılan, semeresi, seniyyesi, sormuşlar, sûresi, suretle, surlar, sıhhat, sığı, sığınmak, tahrip, takdim, tamamıyla, tapan, tasavvur, tavır, tecavüz, terakki, ters, tokat, tutma, uhrevî, ümitsizlik, umum, üstü, vazifeler, verdiği, verilmiş, veyahut, yanlışlar, yapanlar, yapıyorlar, yaratanı, yaratılışında, yardım, yardımı, yazıldığı, yezdan, zahmet, zira, zulmü, şahsî, şartları, şerifi, şeye, şeytandan, şeytanları, şeytanı, şirkin, şöhret, şükrettim, şüpheli

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222