Sayfa 2/4 İlkİlk 1234 SonSon
31 sonuçtan 11 ile 20 arası

  1. #11
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 527 + 37882


    Cevap: On Üçüncü Lem'a - Sayfa 142

    <?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?><!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>şer, şer değil, belki hayırdır. İşte Mutezile bu sırrı anlamadıkları için, “Halk-ı şer, şerdir; ve çirkinin icadı çirkindir” diye, Cenâb-ı Hakkı takdis için, şerrin icadını ona vermemişler, dalâlete düşmüşler, ve bi’l-kaderi hayrihî ve şerrihî1 olan bir rükn-ü imaniyeyi2 tevil etmişler.

    İkinci şık ki, “Günah-ı kebireyi işleyen nasıl mü’min kalabilir?” diye suallerine cevap ise:
    Evvelâ, sabık işaretlerde onların hatası kat’î bir surette anlaşılmıştır ki, tekrara hâcet kalmamıştır. Saniyen, nefs-i insaniye, muaccel ve hazır bir dirhem lezzeti, müeccel, gaip bir batman lezzete tercih ettiği gibi, hazır bir tokat korkusundan, ileride bir sene azaptan daha ziyade çekinir.

    Hem insanda hissiyat galip olsa, aklın muhakemesini dinlemez. Heves ve vehmi hükmedip, en az ve ehemmiyetsiz bir lezzet-i hazırayı ileride gayet büyük bir mükâfâta tercih eder. Ve az bir hazır sıkıntıdan, ileride büyük bir azâb-ı müeccelden ziyade çekinir. Çünkü tevehhüm ve heves ve his, ileriyi görmüyor, belki inkâr ediyorlar. Nefis dahi yardım etse, mahall-i iman olan kalb ve akıl susarlar, mağlûp oluyorlar. Şu halde, kebâiri işlemek imansızlıktan gelmiyor, belki his ve hevesin ve vehmin galebesiyle akıl ve kalbin mağlûbiyetinden ileri gelir.

    Hem sabık işaretlerde anlaşıldığı gibi, fenalık ve hevesat yolu, tahribat olduğu için, gayet kolaydır. Şeytan-ı ins ve cinnî, çabuk insanları o yola sevk ediyor. Gayet câ-yı hayret bir haldir ki, âlem-i bekànın—nass-ı hadisle—sinek kanadı kadar3 bir nuru, ebedî olduğu için, bir insanın müddet-i ömründe dünyadan aldığı



    Not
    Dipnot-1 Başa gelen ister hayır olsun ister şer olsun, kadere her yönüyle inanmak.

    Dipnot-2 Kaderin, îmânın bir rüknü olduğuna dair bk.: Müslim, Îmân: 39; Tirmizî, Îmân: 4; Ebû Dâvud, Sünnet: 17; Nesâî, Îmân: 6; İbni Mâce, Mukaddime: 63.

    Dipnot-3 “Dünyanın Allah katında sinek kanadı kadar bir değeri olsaydı, kâfirler ondan bir yudum su bile içemezlerdi.” Tirmizî, Zühd: 13; İbni Mâce, Zühd: 3; Müsned, 5:154, 177.




    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan, şeref ve yücelik sahibi Allah</TD><TD>Mutezile: “Kul kendi fiilinin yaratıcısıdır” iddiasında olan ehl-i sünnet dışı bir mezhep</TD></TR><TR><TD>azâb-ı müeccel: sonraya bırakılmış azap </TD><TD>batman: yaklaşık 8 kg ağırlığında bir ağırlık ölçüsü</TD></TR><TR><TD>câ-yı hayret: hayret verici nokta</TD><TD>dalâlet: hak yoldan ayrılma, sapkınlık</TD></TR><TR><TD>dirhem: eskiden kullanılan ve 3 gramlık ağırlığa karşılık gelen bir ölçü birimi</TD><TD>ebedî: sonsuz</TD></TR><TR><TD>ehemmiyetsiz: önemsiz</TD><TD>evvelâ: öncelikle</TD></TR><TR><TD>fenalık: kötülük</TD><TD>gaip: görünmeyen âlem</TD></TR><TR><TD>galebe: galip gelme, yenme</TD><TD>galip: yenen, üstün gelen</TD></TR><TR><TD>günah-ı kebire/kebâir: büyük günahlar</TD><TD>halk-ı şer: şerrin yaratılışı</TD></TR><TR><TD>heves: gelip geçici arzu ve istek</TD><TD>hevesat: heves ve arzular</TD></TR><TR><TD>hissiyat: hisler, duygular</TD><TD>hâcet: ihtiyaç</TD></TR><TR><TD>icad: yaratma</TD><TD>icad-ı şer: kötülüğün yaratılması</TD></TR><TR><TD>kat’î: kesin</TD><TD>lezzet-i hazıra: hazır lezzet</TD></TR><TR><TD>mahall-i iman: imanın yeri</TD><TD>mağlûp: yenik düşen</TD></TR><TR><TD>muaccel: peşin, hemen verilen</TD><TD>muhakeme: değerlendirme</TD></TR><TR><TD>müddet-i ömür: ömür süresi</TD><TD>müeccel: ertelenmiş</TD></TR><TR><TD>mükâfât: ödül </TD><TD>nass-ı hadis: hadisin kesin ifadesi</TD></TR><TR><TD>nefis: insanı kötülüğe yönelten duygu</TD><TD>nefs-i insaniye: insandaki maddî lezzet ve isteklere düşkün olan duygu</TD></TR><TR><TD>rükn-ü imaniye: imanın şartı</TD><TD>sabık: geçen, önceki</TD></TR><TR><TD>saniyen: ikinci olarak</TD><TD>sevk etmek: göndermek, yönlendirmek</TD></TR><TR><TD>suret: biçim, şekil</TD><TD>tahribat: tahripler, yıkıp bozmalar</TD></TR><TR><TD>takdis: Allah’ı her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce tutma</TD><TD>tevehhüm: kuruntuya kapılma</TD></TR><TR><TD>tevil etmek: yorumlamak</TD><TD>vehmî: gerçekte olmayıp doğru sanılan kuruntu</TD></TR><TR><TD>ziyade: çok, fazla</TD><TD>âlem-i bekà: sonsuzluk âlemi, ahiret âlemi</TD></TR><TR><TD>şer: kötülük</TD><TD>şeytan-ı ins ve cinnî: insan ve cinlerden şeytanlık yapanlar</TD></TR></TBODY></TABLE>
    <TABLE role=presentation cellSpacing=0 cellPadding=0><TBODY role=presentation><TR role=presentation></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  2. #12
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 527 + 37882


    Cevap: On Üçüncü Lem'a - Sayfa 143

    <?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?><!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>lezzet ve nimete mukabil geldiği halde,1 bazı bîçare insanlar, bir sinek kanadı kadar bu fâni dünyanın lezzetini, o bâki âlemin bu fâni dünyasına değer lezzetlerine tercih edip şeytanın arkasında gider.
    İşte bu sırlar içindir ki, Kur’ân-ı Hakîm, mü’minleri pek çok tekrar ve ısrar ile, tehdit ve teşvik ile, günahtan zecir ve hayra sevk ediyor.2

    Bir zaman Kur’ân-ı Hakîmin bu tekrar ile şiddetli irşâdâtı bana bu fikri verdi ki, bu kadar mütemâdi ihtarlar ve ikazlar, mü’min insanları sebatsız ve hakikatsiz gösteriyorlar. İnsanın şerefine yakışmayacak bir vaziyet veriyorlar. Çünkü, bir memur, âmirinden aldığı birtek emri itaatine kâfi iken, aynı emri on defa söylese, o memur cidden gücenecek. “Beni ittiham ediyorsun; ben hain değilim” der. Halbuki, en hâlis mü’minlere Kur’ân-ı Hakîm musırrâne, mükerrer emrediyor.

    Bu fikir benim zihnimi kurcaladığı bir zamanda, iki üç sadık arkadaşlarım vardı. Onları şeytan-ı insînin desiselerine kapılmamak için pek çok defa ihtar ve ikaz ediyordum. “Bizi ittiham ediyorsun” diye gücenmiyorlardı. Fakat ben kalben diyordum ki: “Bu mütemâdiyen ihtarlarımla bunları gücendiriyorum, sadakatsizlikle ve sebatsızlıkla ittiham ediyorum.”

    Sonra, birden, sabık işaretlerde izah ve ispat edilen hakikat inkişaf etti. O vakit, o hakikatle hem Kur’ân-ı Hakîmin tam mutabık-ı mukteza-yı hal ve yerinde ve israfsız ve hikmetli ve ittihamsız bir surette ısrar ve tekrârâtı yaptığı ve ayn-ı hikmet ve mahz-ı belâgat olduğunu bildim. Ve o sadık arkadaşlarımın gücenmediklerinin sırrını anladım. O hakikatin hülâsası şudur ki:

    Şeytanlar, tahribat cihetinde sevk ettikleri için, az bir amel ile çok şerleri yaparlar. Onun için, tarik-i hakta ve hidayette gidenler, pek çok ihtiyat ve şiddetli sakınmaya ve mükerrer ihtârâta ve kesretli muavenete muhtaç olduklarındandır ki,



    Not
    Dipnot-1 bk. el-Kurtubî, el-Câmi’il Ahkâmi’l-Kur’ân: 13:7.

    Dipnot-2 bk. Nahl Sûresi, 16:90.




    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân</TD><TD>amel: iş, davranış</TD></TR><TR><TD>ayn-ı hikmet: hikmetin ta kendisi</TD><TD>bâki: devamlı olan, sonsuz</TD></TR><TR><TD>bîçare: çaresiz</TD><TD>cihet: taraf, yön</TD></TR><TR><TD>desise: hile, aldatma</TD><TD>fâni: geçici olan, ölümlü</TD></TR><TR><TD>hakikat: asıl, esas, gerçek</TD><TD>hakikatsiz: bir gerçeğe dayanmayan</TD></TR><TR><TD>hidayet: doğru ve hak olan yol, İslâmiyet</TD><TD>hikmetli: bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde</TD></TR><TR><TD>hâlis: içten, samimi</TD><TD>hülâsa: özet, öz</TD></TR><TR><TD>ihtar: hatırlatma</TD><TD>ihtiyat: tedbir, önlem</TD></TR><TR><TD>ihtârât: uyarılar</TD><TD>ikaz: uyarı</TD></TR><TR><TD>inkişaf etme: ortaya çıkma</TD><TD>irşâdât: nasihatler, doğru yolu gösteren sözler</TD></TR><TR><TD>israf: savurganlık</TD><TD>itaat: bağlanma, boyun eğme</TD></TR><TR><TD>ittiham etmek: suçlamak</TD><TD>izah: açıklama</TD></TR><TR><TD>kesretli: çok sayıda</TD><TD>kâfi: yeterli</TD></TR><TR><TD>mahz-ı belâgat: her yönüyle belâgatlı olan, tam yerinde ve tam şartlara uygun söz söylemek</TD><TD>muavenet: yardım</TD></TR><TR><TD>mukabil: karşılık</TD><TD>musırrâne: ısrarlı bir şekilde</TD></TR><TR><TD>mutabık-ı mukteza-yı hal: halin gereğine uygun</TD><TD>mükerrer: tekrarla, birçok kere</TD></TR><TR><TD>mütemâdi: devamlı, sürekli</TD><TD>mütemâdiyen: sürekli olarak</TD></TR><TR><TD>mü’min: Allah’a inanan</TD><TD>sabık: geçen, önceki</TD></TR><TR><TD>sadakatsizlik: içten bağlı olmama</TD><TD>sadık: doğru, bağlı</TD></TR><TR><TD>sebatsız: sebat göstermeyen, kararsız, kalıcı olmayan, geçici</TD><TD>sevk etmek: göndermek, yönlendirmek</TD></TR><TR><TD>suret: şekil</TD><TD>tahribat: tahripler, yıkıp bozmalar</TD></TR><TR><TD>tarik-i hak: hak ve hakikat yolu</TD><TD>tehdit: korkutma</TD></TR><TR><TD>tekrârât: tekrarlar</TD><TD>teşvik: şevklendirme, isteklendirme</TD></TR><TR><TD>zecir: sakındırma</TD><TD>âlem: dünya</TD></TR><TR><TD>âmir: idareci </TD><TD>şer: kötülük</TD></TR><TR><TD>şeytan-ı insî: insanlardan şeytanlaşmış olan</TD></TR></TBODY></TABLE>
    <TABLE role=presentation cellSpacing=0 cellPadding=0><TBODY role=presentation><TR role=presentation></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  3. #13
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 527 + 37882


    Cevap: On Üçüncü Lem'a - Sayfa 144

    <?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?><!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>Cenâb-ı Hak, o tekrarat cihetinde bin bir ismiyle ehl-i imana muavenetini takdim ediyor ve binler merhamet ellerini imdadına uzatıyor. Şerefini kırmıyor, belki vikaye ediyor. İnsanın kıymetini küçük düşürtmüyor, belki şeytanın şerrini büyük gösteriyor.

    İşte, ey ehl-i hak ve ehl-i hidayet! Şeytan-ı ins ve cinnînin mezkûr desiselerinden kurtulmak çaresi: Ehl-i Sünnet ve Cemaat olan ehl-i hak mezhebini karargâh yap ve Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın muhkemat kalesine gir ve Sünnet-i Seniyyeyi rehber yap, selâmeti bul.

    SEKİZİNCİ İŞARET

    Sual: Sabık işaretlerde ispat ettiniz ki, dalâlet yolu kolay ve tahrip ve tecavüz olduğu için, çoklar o yola sülûk ediyorlar. Halbuki sair risalelerde kat’î delillerle ispat etmişsiniz ki, küfür ve dalâlet yolu o kadar müşkilâtlı ve suubetlidir ki, hiç kimse ona girmemek gerekti ve kabil-i sülûk değil. Ve iman ve hidayet yolu o kadar kolay ve zâhirdir ki, herkes ona girmeliydi.

    Elcevap: Küfür ve dalâlet iki kısımdır. Bir kısmı, amelî ve fer’î olmakla beraber, iman hükümlerini nefyetmek ve inkâr etmektir ki, bu tarz dalâlet kolaydır. Hakkı kabul etmemektir; bir terktir, bir ademdir, bir adem-i kabuldür. İşte bu kısımdır ki, risalelerde kolay gösterilmiş.

    İkinci kısım ise, amelî ve fer’î olmayıp, belki itikadî ve fikrî bir hükümdür. Yalnız imanın nefyini değil, belki imanın zıddına gidip bir yol açmaktır. Bu ise bâtılı kabuldür, hakkın aksini ispattır. Bu kısım, imanın yalnız nefyi ve nakîzi değil, imanın zıddıdır. Adem-i kabul değil ki kolay olsun. Belki kabul-ü ademdir. Ve o ademi ispat etmekle kabul edilebilir. El-ademü lâ yüsbetü 1 kaidesiyle, ademin ispatı elbette kolay değildir.



    Not
    Dipnot-1 “Yokluk ispat edilemez.” İbni Kayyim, es-Savâiku’l-Mürsele: 4:1310; İbni Kayyim, er-Rûh fi’l-Kelâm: 1:198.




    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah</TD><TD>Ehl-i Sünnet ve Cemaat: (bk. bilgiler)</TD></TR><TR><TD>Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyân: açıklamalarıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân</TD><TD>Sünnet-i Seniyye: Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler</TD></TR><TR><TD>adem: yokluk, hiçlik</TD><TD>adem-i kabul: kabule yanaşmama, bir hükme varmama</TD></TR><TR><TD>amelî: uygulamalı</TD><TD>bâtıl: doğru olmayan, hak olmayan</TD></TR><TR><TD>cihet: taraf, yön</TD><TD>dalâlet: hak yoldan ayrılma, sapkınlık</TD></TR><TR><TD>desise: hile, aldatma</TD><TD>ehl-i hak: doğru ve hak yolda olan kimseler</TD></TR><TR><TD>ehl-i hidayet: doğru yolda olanlar, iman etmiş olanlar</TD><TD>ehl-i iman: Allah’a ve Allah’tan gelen her şeye inanan kimseler, mü’minler</TD></TR><TR><TD>fer’î: esasa ait olmayan, ayrıntı</TD><TD>fikrî: fikirle alâkalı</TD></TR><TR><TD>hak: doğru, gerçek</TD><TD>hidayet: doğru ve hak olan yol, İslâmiyet</TD></TR><TR><TD>iman: inanç</TD><TD>itikadî: inançla ilgili</TD></TR><TR><TD>kabil-i sülûk: yürünebilir</TD><TD>kabul-ü adem: yokluğunu iddia etme, inkâr etme</TD></TR><TR><TD>kaide: düstur, prensip</TD><TD>karargâh: karar yeri</TD></TR><TR><TD>kat’î: kesin</TD><TD>küfür: inkâr</TD></TR><TR><TD>merhamet: acıma, şefkat</TD><TD>mezheb: tarz, metod</TD></TR><TR><TD>mezkûr: anılan, sözü geçen</TD><TD>muavenet: yardım</TD></TR><TR><TD>muhkemat: kesin hükümler içeren emir ve yasaklar</TD><TD>müşkilât: zorluklar</TD></TR><TR><TD>nakîz: bir şeyin hüküm ve mânâsının tersi, muhalifi</TD><TD>nefyetmek/nefy: inkâr etmek</TD></TR><TR><TD>risale: Risale-i Nur’u oluşturan bölümler</TD><TD>sabık: geçen, önceki</TD></TR><TR><TD>sair: diğer</TD><TD>selâmet: esenlik, güven</TD></TR><TR><TD>suubet: zorluk, güçlük</TD><TD>sülûk etmek: bir hedefe doğru gitmek</TD></TR><TR><TD>tahrip: yıkıp yok etme</TD><TD>takdim etmek: sunmak</TD></TR><TR><TD>tecavüz: haddi aşma, saldırma</TD><TD>tekrarat: tekrarlar</TD></TR><TR><TD>vikaye: koruma</TD><TD>zâhir: açık, âşikar</TD></TR><TR><TD>şer: kötülük</TD><TD>şeytan-ı ins ve cinnî: insan ve cinlerden şeytanlaşmış olanlar</TD></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  4. #14
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 527 + 37882


    Cevap: On Üçüncü Lem'a - Sayfa 145

    <?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?><!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>İşte, sair risalelerde imtinâ derecesinde suubetli ve müşkilâtlı gösterilen küfür ve dalâlet bu kısımdır ki, zerre miktar şuuru bulunan, bu yola sâlik olmamak lâzımdır. Hem bu yol, risalelerde kat’î ispat edildiği gibi, o kadar dehşetli elemleri var ve boğucu karanlıkları var ki, zerre miktar aklı bulunan, o yola talip olmaz.

    Eğer denilse: Bu kadar elîm ve karanlıklı, müşkilâtlı yola nasıl ekser insanlar gidiyorlar?

    Elcevap: İçine düşmüş bulunuyorlar, çıkamıyorlar. Hem insandaki nebâtî ve hayvânî kuvveleri, âkıbeti görmedikleri, düşünemedikleri ve o insandaki letâif-i insaniyeye galebe ettikleri için, çıkmak istemiyorlar ve hazır, muvakkat bir lezzetle mütesellî oluyorlar.1

    Sual: Eğer denilse: Dalâlette öyle dehşetli bir elem ve bir korku var ki, kâfir, değil hayattan lezzet alması, hiç yaşamaması lâzım geliyor. Belki o elemden ezilmeli ve o korkudan ödü patlamalıydı. Çünkü insaniyet itibarıyla hadsiz eşyaya müştak ve hayata âşık olduğu halde, küfür vasıtasıyla, mevtini bir idam-ı ebedî ve bir firâk-ı lâyezâlî ve zevâl-i mevcudatı ve ahbabının vefatlarını ve bütün sevdiklerini idam ve mufarakat-i ebediye suretinde, gözü önünde, daima küfür vasıtasıyla gören insan nasıl yaşayabilir? Nasıl hayattan lezzet alabilir?

    Elcevap: Acip bir mağlâta-i şeytaniye ile kendini aldatır, yaşar. Sûrî bir lezzet alır zanneder. Meşhur bir temsille onun mahiyetine işaret edeceğiz. Şöyle ki:

    Deniliyor: Devekuşuna demişler, “Kanatların var, uç.” O da kanatlarını kısıp “Ben deveyim” demiş, uçmamış. Fakat avcının tuzağına düşmüş. Avcı beni görmesin diye başını kuma sokmuş. Halbuki koca gövdesini dışarıda bırakmış, avcıya hedef etmiş. Sonra ona demişler, “Madem deveyim diyorsun, yük götür.” O zaman kanatlarını açıvermiş, “Ben kuşum” demiş, yükün zahmetinden kurtulmuş. Fakat hâmisiz ve yemsiz olarak avcıların hücumuna hedef olmuş.

    Aynen onun gibi, kâfir, Kur’ân’ın semâvî ilânâtına karşı küfr-ü mutlakı bırakıp meşkûk bir küfre inmiş. Ona denilse: “Madem mevt ve zevâli bir idam-ı



    Not
    Dipnot-1 bk. Kıyamet Sûresi, 75:20-21; İnsan Sûresi, 76:27.




    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>acip: tuhaf</TD><TD>ahbab: dostlar, sevilenler</TD></TR><TR><TD>dalâlet: hak yoldan ayrılma, sapkınlık</TD><TD>ekser: çok</TD></TR><TR><TD>elem: acı, keder</TD><TD>elîm: acı ve sıkıntı veren</TD></TR><TR><TD>firâk-ı lâyezâlî: sonu olmayan ayrılık</TD><TD>galebe etmek: yenmek, üstün gelmek</TD></TR><TR><TD>hadsiz: sınırsız</TD><TD>hâmi: koruyucu</TD></TR><TR><TD>idam-ı ebedî: dirilmemek üzere sonsuz yok oluş</TD><TD>ilânât: duyurular</TD></TR><TR><TD>imtinâ: imkansız</TD><TD>insaniyet: insanlık</TD></TR><TR><TD>itibarıyla: açısından</TD><TD>kâfir: Allah'ı veya Allah’ın bildirdiği kesin olan bir şeyi inkâr eden kimse</TD></TR><TR><TD>küfür/küfr-ü mutlak: kesin küfür, inkâr ve inançsızlık</TD><TD>letâif-i insaniye: insandaki yüce duygular</TD></TR><TR><TD>mahiyet: temel nitelik, özellik</TD><TD>mağlâta-i şeytaniye: şeytanın aldatmacası</TD></TR><TR><TD>mevt: ölüm</TD><TD>meşkûk: şüpheli</TD></TR><TR><TD>mufarakat-i ebediye: sonsuz ayrılık</TD><TD>muvakkat: geçici</TD></TR><TR><TD>mütesellî: teselli bulan</TD><TD>müşkilât: zorluk</TD></TR><TR><TD>müştak: arzulu, istekli, düşkün</TD><TD>nebâtî ve hayvânî kuvveler: insandaki süflî ve alçak duygular</TD></TR><TR><TD>risale: Risale-i Nur’u oluşturan bölümler</TD><TD>sair: diğer</TD></TR><TR><TD>semâvî: Allah tarafından olan</TD><TD>suret: biçim, görünüş</TD></TR><TR><TD>suubetli: zor</TD><TD>sâlik: bir yolu ve yöntemi takip eden</TD></TR><TR><TD>sûrî: dış görünüşte var olan</TD><TD>talip olmak: istemek</TD></TR><TR><TD>temsil: analoji, kıyaslama tarzında benzetme</TD><TD>vasıtasıyla: aracıyla</TD></TR><TR><TD>zerre: atom</TD><TD>zevâl: geçicilik, yokluk</TD></TR><TR><TD>zevâl-i mevcudat: varlıkların yok olması</TD><TD>âkıbet: netice, son</TD></TR><TR><TD>şuur: bilinç, anlayış</TD></TR></TBODY></TABLE>
    <TABLE role=presentation cellSpacing=0 cellPadding=0><TBODY role=presentation><TR role=presentation></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  5. #15
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 527 + 37882


    Cevap: On Üçüncü Lem'a - Sayfa 146

    <?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?><!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>ebedî biliyorsun. Kendini asacak olan darağacı göz önünde. Ona her vakit bakan nasıl yaşar, nasıl lezzet alır?” O adam, Kur’ân’ın umumî vech-i rahmet ve şümullü nurundan aldığı bir hisse ile der: “Mevt idam değil; ihtimal bekà var.” Veyahut, devekuşu gibi başını gaflet kumuna sokar—tâ ki ecel onu görmesin ve kabir ona bakmasın ve zevâl-i eşya ona ok atmasın!

    Elhasıl, o meşkûk küfür vasıtasıyla, devekuşu gibi mevt ve zevâli idam mânâsında gördüğü vakit, Kur’ân ve semâvî kitapların îmânün bi’l-âhirete dair kat’î ihbârâtı ona bir ihtimal verir; o kâfir o ihtimale yapışır, o dehşetli elemi üzerine almaz. O vakit ona denilse, “Madem bâki bir âleme gidilecek; o âlemde güzel yaşamak için tekâlif-i diniye meşakkatini çekmek gerektir.” O adam şekk-i küfrî cihetiyle der: “Belki yoktur. Yok için neden çalışayım?” Yani, vaktâ ki o hükm‑ü Kur’ân’ın verdiği ihtimal-i bekà cihetiyle idam-ı ebedî âlâmından kurtulur ve meşkûk küfrün verdiği ihtimal-i adem cihetiyle tekâlif-i diniye meşakkati ona müteveccih olur; ona karşı küfür ihtimaline yapışır, o zahmetten kurtulur. Demek, bu nokta-i nazarda, mü’minden ziyade bu hayatta lezzet alır zannediyor. Çünkü tekâlif-i diniyenin zahmetinden ihtimal-i küfrî ile kurtuluyor ve âlâm-ı ebediyeden, ihtimal-i imanî cihetiyle kendi üzerine almaz. Halbuki bu mağlâta-i şeytaniyenin hükmü gayet sathî ve faydasız ve muvakkattir.

    İşte, Kur’ân-ı Hakîmin küffarlar hakkında da bir nevi cihet-i rahmeti vardır ki, hayat-ı dünyeviyeyi onlara cehennem olmaktan bir derece kurtarıp bir nevi şek vererek, şek ile yaşıyorlar. Yoksa, âhiret cehennemini andıracak, bu dünyada dahi mânevî bir cehennem azabı çekeceklerdi ve intihara mecbur olacaklardı.

    İşte, ey ehl-i iman! Sizi idam-ı ebedîden ve dünyevî ve uhrevî cehennemlerden kurtaran Kur’ân’ın himayeti altına mü’minâne ve mutemidâne giriniz ve


    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân</TD><TD>azap: acı, sıkıntı</TD></TR><TR><TD>bâki: devamlı olan, sonsuz</TD><TD>cihet: taraf, yön</TD></TR><TR><TD>cihet-i rahmet: rahmet yönü</TD><TD>dünyevî: dünya ile ilgili</TD></TR><TR><TD>ecel: ölüm vakti</TD><TD>ehl-i iman: Allah’a ve Allah’tan gelen her şeye inanan kimseler, mü’minler</TD></TR><TR><TD>elem: acı, keder</TD><TD>elhasıl: kısaca, özetle</TD></TR><TR><TD>gaflet: Allah’ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâli</TD><TD>hayat-ı dünyeviye: dünya hayatı</TD></TR><TR><TD>himayet: koruma</TD><TD>hisse: pay</TD></TR><TR><TD>hükm-ü Kur’ân: Kur’ân’ın hükmü</TD><TD>idam-ı ebedî: dirilmemek üzere sonsuz yok oluş</TD></TR><TR><TD>ihbârât: haber vermeler</TD><TD>ihtimal-i adem: yokluk ihtimali </TD></TR><TR><TD>ihtimal-i bekà: sonsuzluk ihtimali</TD><TD>ihtimal-i imanî: “ya varsa” diye ihtimal vererek inanmak</TD></TR><TR><TD>ihtimal-i küfrî: “ya yoksa” diye ihtimal vererek iman ve inançtan kaçmak</TD><TD>kat’î: kesin</TD></TR><TR><TD>kâfir: Allah'ı veya Allah’ın bildirdiği kesin olan birşeyi inkâr eden kimse</TD><TD>küffar: kâfirler, inkârcılar</TD></TR><TR><TD>küfür: inkâr</TD><TD>mağlâta-i şeytaniye: şeytanın aldatmaca</TD></TR><TR><TD>mevt: ölüm</TD><TD>meşakkat: güçlük, zorluk</TD></TR><TR><TD>meşkûk: şüpheli</TD><TD>mutemidâne: güvenerek, itimad ederek</TD></TR><TR><TD>muvakkat: geçici</TD><TD>mânevî: maddî olmayan, ruh ile bağlantılı</TD></TR><TR><TD>müteveccih: yönelik</TD><TD>mü’min: Allah’a inanan</TD></TR><TR><TD>mü’minâne: mü’min olan kimseye yakışır şekilde</TD><TD>nevi: çeşit, tür</TD></TR><TR><TD>nokta-i nazar: bakış noktası</TD><TD>sathî: sığ, yüzeysel</TD></TR><TR><TD>semâvî: Allah tarafından olan</TD><TD>tekâlif-i diniye: dinin emrettiği görevler</TD></TR><TR><TD>uhrevî: âhirete ait</TD><TD>umumî: genel</TD></TR><TR><TD>vaktâ ki: ne vakit ki, ne zaman ki</TD><TD>vasıtasıyla: aracılığıyla</TD></TR><TR><TD>vech-i rahmet: rahmet yönü</TD><TD>zevâl: geçicilik, yokluk</TD></TR><TR><TD>zevâl-i eşya: varlıkların yok olması</TD><TD>ziyade: çok, fazla</TD></TR><TR><TD>âhiret: öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat</TD><TD>âlem: dünya</TD></TR><TR><TD>âlâm: elemler, acılar</TD><TD>âlâm-ı ebediye: sürekli acılar, sonsuza kadar sürecek elemler</TD></TR><TR><TD>îmânün bi’l-âhiret: âhirete iman</TD><TD>şekk-i küfrî: inkâr ettiği şey hakkında şüpheye düşme</TD></TR><TR><TD>şümullü: kapsamlı</TD></TR></TBODY></TABLE>

    <TABLE role=presentation cellSpacing=0 cellPadding=0><TBODY role=presentation><TR role=presentation></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  6. #16
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 527 + 37882


    Cevap: On Üçüncü Lem'a - Sayfa 147

    Sünnet-i Seniyyesinin dairesine teslimkârâne ve müstahsinâne dahil olunuz, dünya şekavetinden ve âhirette azaptan kurtulunuz.

    DOKUZUNCU İŞARET

    Sual: Hizbullah olan ehl-i hidayet, başta enbiya ve onların başında Fahr-i Âlem Aleyhissalâtü Vesselâm, o kadar inâyet ve rahmet-i İlâhiye ve imdad-ı Sübhâniyeye mazhar oldukları halde, neden çok defa, hizbüşşeytan olan ehl-i dalâlete mağlûp olmuşlar? Hem, Hâtemü’l-Enbiyânın güneş gibi parlak nübüvvet ve risaleti ve iksir-i âzam gibi tesirli i’câz-ı Kur’ânî vasıtasıyla irşadı ve cazibe-i umumiye-i kâinattan daha cazibedar hakaik-i Kur’âniyenin komşuluğunda ve yakınında olan Medine münafıklarının dalâlette ısrarları ve hidayete girmemeleri niçindir ve hikmeti nedir?

    Elcevap: Bu iki şık müthiş sualin halli için, derince bir esas beyan etmek lâzım gelir. Şöyle ki:

    Şu kâinat Hâlık-ı Zülcelâlinin hem cemâlî, hem celâlî iki kısım esmâsı bulunduğundan ve o cemâlî ve celâlî isimler, hükümlerini ayrı ayrı cilvelerle göstermek iktiza ettiklerinden, Hâlık-ı Zülcelâl, kâinatta ezdâdı birbirine mezc edip, birbirine mukabil getirip ve birbirine mütecaviz ve müdafi bir vaziyet verip, hikmetli ve menfaattar bir nevi mübareze suretine getirip, ondan, zıtları birbirinin hududuna geçirip ihtilâfat ve tagayyürat meydana getirmekle, kâinatı kanun‑u tagayyür ve tahavvül ve düstur-u terakki ve tekâmüle tâbi kıldığı için; o




    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Aleyhissalâtü vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı üzerine olsun</TD><TD>Fahr-i Âlem: bütün âlemin övünç kaynağı olan Hz. Muhammed (a.s.m)</TD></TR><TR><TD>Hâlık-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet sahibi ve her şeyin yaratıcısı olan Allah</TD><TD>Hâtemü’l-Enbiyâ: peygamberlerin sonuncusu olan Hz. Muhammed (a.s.m.)</TD></TR><TR><TD>Medine: (bk. bilgiler)</TD><TD>Sünnet-i Seniyye: Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler</TD></TR><TR><TD>azap: acı, sıkıntı</TD><TD>beyan etmek: açıklamak</TD></TR><TR><TD>cazibe-i umumiye-i kâinat: kainatın her yerinde olan genel çekim özelliği</TD><TD>cazibedar: cazibeli, çekici</TD></TR><TR><TD>celâl: azamet, yücelik, haşmet</TD><TD>cemâl: güzellik</TD></TR><TR><TD>cilve: görünme, yansıma</TD><TD>dalâlet: hak yoldan ayrılma, sapkınlık</TD></TR><TR><TD>düstur-u terakki: ilerleme kanunu</TD><TD>ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler</TD></TR><TR><TD>ehl-i hidayet: doğru yolda olanlar, iman etmiş kimseler</TD><TD>enbiya: nebiler, peygamberler</TD></TR><TR><TD>esmâ: isimler</TD><TD>ezdâd: zıtlar</TD></TR><TR><TD>hakaik-i Kur’âniye: Kur’ân’ın hakikatleri, gerçekleri</TD><TD>hidayet: doğru ve hak yol, İslâmiyet</TD></TR><TR><TD>hikmet: sebep, sır, gaye</TD><TD>hizbullah: Allah’a inanan ve emirlerini yerine getiren kişilerden oluşan topluluk</TD></TR><TR><TD>hizbüşşeytan: şeytanın taraftarları</TD><TD>hudud: sınır</TD></TR><TR><TD>hâl: çözüm</TD><TD>ihtilâfat: farklılıklar, değişiklikler</TD></TR><TR><TD>iksir-i âzam: tesiri en büyük olan ilâç</TD><TD>iktiza etmek: gerektirmek</TD></TR><TR><TD>imdad-ı Sübhâniye: her türlü eksiklikten sonsuz derecede yüce olan Allah’ın yardımı</TD><TD>inâyet: Allah’tan gelen yardım</TD></TR><TR><TD>irşad etmek: doğru yolu göstermek</TD><TD>i’câz-ı Kur’ânî: Kur’ân’ın mu’cizeliği, olağanüstülüğü</TD></TR><TR><TD>kanun-u tagayyür: değişme kanunu</TD><TD>kâinat: evren</TD></TR><TR><TD>mazhar olma: erişme, elde etme</TD><TD>mağlûp olmak: yenilmek</TD></TR><TR><TD>menfaattar: faydalı, yararlı</TD><TD>mezc etmek: karıştırmak</TD></TR><TR><TD>mukabil: karşılık</TD><TD>mübareze: karşılıklı mücadele, çatışma</TD></TR><TR><TD>müdafi: savunan, koruyan</TD><TD>münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen</TD></TR><TR><TD>müstahsinâne: bir şeyin güzelliğini kabul eder şekilde</TD><TD>mütecaviz: saldırgan, haddi aşan</TD></TR><TR><TD>müthiş: dehşet veren</TD><TD>nevi: çeşit, tür</TD></TR><TR><TD>nübüvvet: peygamberlik</TD><TD>rahmet-i İlâhiye: Allah’ın her şeyi kuşatan sonsuz şefkat ve merhameti</TD></TR><TR><TD>risalet: elçilik, peygamberlik</TD><TD>suret: biçim, görünüş</TD></TR><TR><TD>tagayyürat: başkalaşmalar değişmeler</TD><TD>tahavvül: değişim, bir halden başka hallere dönüşme</TD></TR><TR><TD>tekâmül: ilerleme, mükemmelleşme</TD><TD>tesirli: etkili</TD></TR><TR><TD>teslimkârâne: teslim olmuş şekilde</TD><TD>tâbi: tağlı</TD></TR><TR><TD>vasıtasıyla: aracılığıyla</TD><TD>âhiret: öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat</TD></TR><TR><TD>şekavet: mutsuzluk, sıkıntı</TD></TR></TBODY></TABLE>

    <TABLE role=presentation cellSpacing=0 cellPadding=0><TBODY role=presentation><TR role=presentation></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  7. #17
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 527 + 37882


    Cevap: On Üçüncü Lem'a - Sayfa 148

    <?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?><!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>şecere-i hilkatin câmi bir semeresi olan insan nev’inde o kanun-u mübarezeyi daha acip bir şekle getirip, bütün terakkiyât-ı insaniyeye medar bir mücahede kapısını açıp, hizbullaha karşı meydana çıkabilmek için hizbüşşeytana bazı cihazat vermiş.

    İşte bu sırr-ı dakik içindir ki, enbiyalar çok defa ehl-i dalâlete karşı mağlûp oluyor.1 Ve gayet zaaf ve aczde olan dalâlet ehli, mânen gayet kuvvetli olan ehl‑i hakka muvakkaten galip oluyorlar ve mukavemet ediyorlar. Bu acip mukavemetin sırr-ı hikmeti şudur ki:

    Dalâlette ve küfürde hem adem ve terk var ki, pek kolaydır, hareket istemez. Hem tahrip var ki, çok sehîldir ve âsândır, az bir hareket yeter. Hem tecavüz var ki, az bir amel ile çoklarına zarar verip, ihâfe noktasında ve firavuniyet cihetinden onlara bir makam kazandırır. Hem âkıbeti görmeyen ve hazır zevke müptelâ olan insandaki nebâtî ve hayvânî kuvvelerin tatmini, telezzüzü, hürriyeti vardır ki, akıl ve kalb gibi letâif-i insaniyeyi insaniyetkârâne ve âkıbet-endişâne olan vazifelerinden vazgeçiriyorlar.2

    Ehl-i hidayet ve başta ehl-i nübüvvet ve başta Habib-i Rabbü’l-Âlemîn olan Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın meslek-i kudsîsi, hem vücudî, hem sübutî, hem tamir, hem hareket, hem hududda istikamet, hem âkıbeti düşünmek, hem ubudiyet, hem nefs-i emmârenin firavuniyetini,3 serbestliğini kırmak gibi esasat-ı mühimme bulunduğundandır ki, Medine-i Münevverede bulunan o zamanın



    Not
    Dipnot-1 bk. Kamer Sûresi, 54:10.

    Dipnot-2 Âl-i İmran Sûresi, 3:71-72.

    Dipnot-3 bk. Yusuf Sûresi, 12:53. Ayrıca bk.: el-Beyhakî, ez-Zühd s.157; el-Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn: 3:4; ed-Deylemî, el-Müsned: 3:408; İbni Receb, Câmiu’l-Ulûmi ve’l-Hikem: 1:196; el-Münâvî, Feyzu’l-Kadîr: 5:538; el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ: 1:160, 2:222.




    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Aleyhissalâtü vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı üzerine olsun</TD><TD>Habib-i Rabbü’l-Âlem: Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın sevgilisi, Hz. Muhammed</TD></TR><TR><TD>Medine-i Münevvere: (bk. bilgiler - Medine)</TD><TD>Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)</TD></TR><TR><TD>acip: tuhaf</TD><TD>acz: güçsüzlük</TD></TR><TR><TD>adem: yokluk, hiçlik</TD><TD>amel: iş, davranış</TD></TR><TR><TD>cihazat: cihazlar, âletler</TD><TD>cihet: taraf, yön</TD></TR><TR><TD>câmi: toplayan, içine alan</TD><TD>dalâlet: hak yoldan ayrılma, sapkınlık</TD></TR><TR><TD>ehl-i dalâlet/dalâlet ehli: doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler</TD><TD>ehl-i hak: doğru ve hak yolda olan kimseler</TD></TR><TR><TD>ehl-i hidayet: doğru yolda olanlar, iman etmiş olanlar</TD><TD>ehl-i nübüvvet: peygamberler</TD></TR><TR><TD>enbiya: nebiler, peygamberler</TD><TD>esasat-ı mühimme: önemli esaslar</TD></TR><TR><TD>firavuniyet: firavun gibi olma, tanrılık iddiasında bulunma</TD><TD>galip olmak: yenmek</TD></TR><TR><TD>hizbullah: Allah’a inanan ve emirlerini yerine getiren kişilerden oluşan topluluk</TD><TD>hizbüşşeytan: şeytanın taraftarları</TD></TR><TR><TD>hudud: sınır</TD><TD>ihâfe: korkutma</TD></TR><TR><TD>insaniyetkârâne: insanlığa yaraşır şekide</TD><TD>istikamet: doğruluk</TD></TR><TR><TD>kanun-u mübareze: mücâdele ve çatışma kanunu</TD><TD>küfür: inkâr</TD></TR><TR><TD>letâif-i insaniye: insandaki ince ve yüce duygular</TD><TD>makam: derece, yer</TD></TR><TR><TD>mağlûp etme: yenme</TD><TD>medar: dayanak noktası, sebep</TD></TR><TR><TD>meslek-i kudsî: kutsal yol, metod</TD><TD>mukavemet etmek: dayanmak, karşı koymak</TD></TR><TR><TD>muvakkaten: geçici olarak</TD><TD>mücâhede: cihad etme, mücâdele yapma</TD></TR><TR><TD>müptelâ: bağımlı</TD><TD>nebâtî ve hayvânî kuvveler: insandaki bitkisel ve hayvanî duygular</TD></TR><TR><TD>nefs-i emmâre: hazır zevke düşkün ve insanı kötülüğe sevk eden duygu</TD><TD>sehîl: kolay</TD></TR><TR><TD>semere: meyve, verim</TD><TD>sübutî: sabit olarak var olan</TD></TR><TR><TD>sırr-ı dakik: ince sır</TD><TD>sırr-ı hikmet: ilmî sırrı, bilimsellik yönü</TD></TR><TR><TD>tecavüz: haddi aşma, saldırma</TD><TD>telezzüz: lezzet alma</TD></TR><TR><TD>terakkiyât-ı insaniye: insanların manevî açıdan gelişme ve ilerlemeleri</TD><TD>ubudiyet: kulluk</TD></TR><TR><TD>vücudî: varlıkla ilgili</TD><TD>zaaf: zayıflık, güçsüzlük</TD></TR><TR><TD>âkıbet: netice, son</TD><TD>âkıbet-endişâne: âkıbetten ve sonuçtan endişe ederek</TD></TR><TR><TD>âsân: kolay</TD><TD>şecere-i hilkat: yaratılış ağacı</TD></TR></TBODY></TABLE>
    <TABLE role=presentation cellSpacing=0 cellPadding=0><TBODY role=presentation><TR role=presentation></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  8. #18
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 527 + 37882


    Cevap: On Üçüncü Lem'a - Sayfa 149

    <?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?><!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>münafıkları, o parlak güneşe karşı yarasa kuşu gibi gözlerini yumup, o cazibe-i azîmeye karşı şeytanî bir kuvve-i dâfiaya kapılıp dalâlette kalmışlar.

    Eğer denilirse: Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselâm madem Habib-i Rabbü’l-Âlemîndir.1 Hem elindeki hak ve lisanındaki hakikattir.2 Ve ordusundaki askerlerin bir kısmı melâikedir.3 Ve bir avuç su ile bir orduyu sular.4 Ve dört avuç buğday ve bir oğlağın etiyle bin adamı doyuracak bir ziyafet verir.5 Ve küffar ordusunun gözlerine bir avuç toprak atmakla, o bir avuç topraktan her küffârın gözüne bir avuç toprak girmesiyle onları kaçırır.6 Ve daha bunun gibi bin mu’cizat sahibi olan bir kumandan-ı Rabbânî, nasıl oluyor da Uhud’un nihayetinde7 ve Huneyn’in bidâyetinde mağlûp oluyor?8

    Elcevap: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, nev-i beşere muktedâ ve imam ve rehber olarak gönderilmiştir. Tâ ki, o nev-i insanî, hayat-ı içtimaiye ve şahsiyedeki düsturları ondan öğrensin ve Hakîm-i Zülkemâlin kavânin-i meşietine itaate alışsınlar ve desâtir-i hikmetine tevfik-i hareket etsinler.

    Eğer Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm hayat-ı içtimaiye ve şahsiyesinde daima harikulâdelere ve mucizelere istinad etseydi, o vakit imam-ı mutlak ve rehber-i ekber olamazdı.
    İşte bu sır içindir ki, yalnız dâvâsını tasdik ettirmek için, ara sıra, indelhâce,



    Not
    Dipnot-1 bk. Tirmizî, Menâkıb: 1; Dârimî, Mukaddime: 8.

    Dipnot-2 bk. İsrâ Sûresi, 17:105.

    Dipnot-3 bk. Âl-i İmran Sûresi, 3:123-125. Ayrıca bk.: Buhârî, Meğâzî: 11.

    Dipnot-4 bk. Buhârî, Vudû’: 32, Menâkıb: 25; Meğâzî: 35; Müslim, İmâret: 72-73, Fezâil: 5-6; Tirmizî, Menâkıb: 6; Nesâî, Tahâret: 61; Müsned: 3:329.

    Dipnot-5 bk. Buhârî, Hibe: 28, Et’ime: 6, Meğâzî: 29, Menâkıb: 25; Müslim, Eşribe: 141-142, 175; Tirmizî, Menâkıb: 6; İbni Mâce, Et’ime: 47; Muvatta’, Sıfatü’n-Nebî: 19; Müsned: 1:197-198.

    Dipnot-6 bk. Müslim, Cihâd: 81; Dârimî, Siyer: 16; Müsned: 1:103, 368, 5:286, 310.

    Dipnot-7 bk. Buhârî, Cihad: 65, Bed’ü’l-Halk: 11, Menâkıbü’l-Ensâr: 22; Meğâzî: 18, Eymân: 15; Diyât: 16; Ebû Dâvûd, Cihâd: 106; Müsned: 4:293-294.

    Dipnot-8 bk. Buhârî, Meğâzî: 54, Cihâd: 52, 61, 97, 167: Müslim, Cihâd: 79; Tirmizî, Cihâd: 15.




    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Aleyhissalatü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı üzerine olsun</TD><TD>Habib-i Rabbü’l-Âlemîn: Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın sevgilisi, Hz. Muhammed</TD></TR><TR><TD>Hakîm-i Zülkemâl: sonsuz mükemmellik sahibi, herşeyi hikmetle yaratan Allah</TD><TD>Huneyn: (bk. bilgiler – Gazve-i Huneyn)</TD></TR><TR><TD>Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)</TD><TD>Uhud: (bk. bilgiler – Gazve-i Uhud)</TD></TR><TR><TD>bidâyet: başlangıç</TD><TD>cazibe-i azîme: büyük çekim</TD></TR><TR><TD>dalâlet: hak yoldan ayrılma, sapkınlık</TD><TD>desâtir-i hikmet: hikmet kanunları; İlâhî gaye ve fayda ile şekillenen kanunlar</TD></TR><TR><TD>düstur: kural</TD><TD>hak: doğru, gerçek</TD></TR><TR><TD>hakikat: asıl, esas, gerçek</TD><TD>harikulâde: olağanüstü, hayranlık verici</TD></TR><TR><TD>hayat-ı içtimaiye ve şahsiye: sosyal ve kişisel hayat</TD><TD>imam: öncü, lider</TD></TR><TR><TD>imam-ı mutlak: her yönüyle önder</TD><TD>indelhâce: ihtiyaç anında</TD></TR><TR><TD>istinad etmek: dayanmak</TD><TD>kavânin-i meşiet: Allah’ın irade ve dilemesinin tecellisi olan kanunlar</TD></TR><TR><TD>kumandan-ı Rabbânî: her şeyi terbiye eden Allah’ın seçtiği kumandan, Hz. Muhammed</TD><TD>kuvve-i dâfia: itme gücü, uzaklaştırıcı kuvvet</TD></TR><TR><TD>küffar: kâfirler, inkârcılar</TD><TD>mağlûp olma: yenilme</TD></TR><TR><TD>melâike: melekler</TD><TD>muktedâ: örnek alınan, kendisine uyulan</TD></TR><TR><TD>mu’cizat: mu’cizeler</TD><TD>mu’cize: Allah’ın izniyle peygamberler tarafından ortaya konulup bir benzerini yapmakta başkalarını aciz ve hayrette bırakan olağanüstü hal ve haket</TD></TR><TR><TD>münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen</TD><TD>nev-i beşer: insanlar</TD></TR><TR><TD>nev-i insanî: insan türü, insanlık</TD><TD>nihayet: son</TD></TR><TR><TD>rehber-i ekber: en büyük rehber</TD><TD>tasdik ettirmek: kabul ettirmek, onaylatmak</TD></TR><TR><TD>tevfik-i hareket: uygun hareket</TD><TD>şeytanî: şeytanca</TD></TR></TBODY></TABLE>
    <TABLE role=presentation cellSpacing=0 cellPadding=0><TBODY role=presentation><TR role=presentation></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  9. #19
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 527 + 37882


    Cevap: On Üçüncü Lem'a - Sayfa 150

    <?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?><!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>münkirlerin inkârını kırmak için mucizeler gösterirdi. Sair vakitlerde nasıl ki herkesten ziyade evâmir-i İlâhiyeye itaat etmiştir; öyle de, hikmet-i Rabbâniye ile ve meşiet-i Sübhâniye ile tesis edilen âdetullah kavâninine herkesten ziyade mürâat ve itaat ederdi. Düşmana karşı zırh giyerdi,1 “Sipere giriniz” emrederdi.2 Yara alırdı, zahmet çekerdi.3 Tâ, tamamıyla hikmet-i İlâhiye kanununa ve kâinattaki şeriat-ı fıtriye-i kübrâya mürâat ve itaati göstersin.

    ONUNCU İŞARET

    İblis’in en mühim bir desisesi, kendini, kendine tâbi olanlara inkâr ettirmektir. Şu zamanda, hususan maddiyyunların felsefeleriyle zihni bulananlar bu bedihî meselede tereddüt gösterdikleri için, şeytanın bu desisesine karşı bir iki söz söyleyeceğiz. Şöyle ki:

    İnsanlarda şeytan vazifesini gören cesetli ervâh-ı habise bilmüşahede bulunduğu gibi, cinnîden cesetsiz ervâh-ı habise dahi bulunduğu, o kat’iyettedir. Eğer onlar maddî ceset giyseydiler, bu şerîr insanların aynı olacaktılar. Hem eğer bu insan suretindeki insî şeytanlar cesetlerini çıkarabilseydiler, o cinnî iblisler olacaktılar. Hattâ bu şiddetli münasebete binaendir ki, bir mezheb-i bâtıl hükmetmiş ki, “İnsan suretindeki gayet şerîr ervâh-ı habise, öldükten sonra şeytan olur.”

    Malûmdur ki, âlâ birşey bozulsa, ednâ birşeyin bozulmasından daha ziyade bozuk olur. Meselâ, nasıl ki süt ve yoğurt bozulsalar yine yenilebilir. Yağ bozulsa yenilmez, bazan zehir gibi olur. Öyle de, mahlûkatın en mükerremi, belki en âlâsı olan insan, eğer bozulsa, bozuk hayvandan daha ziyade bozuk olur. Müteaffin maddelerin kokusuyla telezzüz eden haşarat gibi ve ısırmakla zehirlendirmekten



    Not
    Dipnot-1 bk. Ebû Dâvud, Cihâd: 75; İbni Mâce, Cihâd: 18; Müsned: 3:449.

    Dipnot-2 bk. Buhârî, Meğâzî: 29, Cihâd: 34, 161, Kader 16, Temennî: 7; Müslim, Cihâd: 125.

    Dipnot-3 bk. Buhârî, Cihâd: 80, 85, 163, Vudû’: 72, Meğâzî: 24, Nikâh: 123, Tıb: 27; Müslim, Cihâd: 101; Tirmizî, Tıb: 34; İbni Mâce, Tıb: 15.




    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>bedihî: açık, aşikâr</TD><TD>bilmüşahede: gözle görerek</TD></TR><TR><TD>binaen: dayanarak</TD><TD>ceset: vücud, beden</TD></TR><TR><TD>cinnî: cin taifesinden olan</TD><TD>desise: hile, aldatma</TD></TR><TR><TD>ednâ: en aşağı</TD><TD>ervâh-ı habise: kötü ruhlar</TD></TR><TR><TD>evâmir-i İlâhiye: Allah’ın emirleri</TD><TD>haşarat: zehirli böcekler</TD></TR><TR><TD>hikmet-i Rabbâniye: Allah’ın her şeyi bir fayda ve gayeye yönelik olarak, anlamlı ve yerli yerinde yaratması</TD><TD>hikmet-i İlâhiye: Allah’ın gözettiği fayda ve gaye</TD></TR><TR><TD>hususan: özellikle</TD><TD>hükmetme: iddia etme</TD></TR><TR><TD>insî: insan türünden olan</TD><TD>itaat etme: emre uyma</TD></TR><TR><TD>kat’iyet: kesinlik</TD><TD>kavânin: kanunlar</TD></TR><TR><TD>kâinat: evren, bütün yaratılmışlar</TD><TD>maddiyyun: maddeciler, materyalistler</TD></TR><TR><TD>maddî: maddeyle alâkalı</TD><TD>mahlûkat: varlıklar</TD></TR><TR><TD>malûm: bilinen</TD><TD>mezheb-i bâtıl: hak olmayan mezheb</TD></TR><TR><TD>meşiet-i Sübhâniye: her türlü kusur ve noksandan uzak olan Cenâb-ı Hakkın zâtına has muradı ve dilemesi</TD><TD>mu’cize: Allah’ın izniyle peygamberler tarafından ortaya konulup bir benzerini yapmakta başkalarını aciz ve hayrette bırakan olağanüstü hal ve haket</TD></TR><TR><TD>mühim: önemli</TD><TD>mükerrem: şerefli, hürmet edilen</TD></TR><TR><TD>münasebet: bağlantı, ilgi</TD><TD>münkir: inanmayan, inkar eden</TD></TR><TR><TD>mürâat etmek: uymak, uygulamak</TD><TD>müteaffin: kokuşmuş</TD></TR><TR><TD>sair: diğer</TD><TD>siper: arkasına saklanılacak şey</TD></TR><TR><TD>suret: biçim, görünüş</TD><TD>telezzüz eden: lezzet alan</TD></TR><TR><TD>tereddüt: şüphe</TD><TD>tesis edilen: kurulan, yerleştirilen</TD></TR><TR><TD>tâbi: bağlı</TD><TD>ziyade: çok, fazla</TD></TR><TR><TD>zırh: savaş sırasında giyilen çelik elbise</TD><TD>âdetullah: Allah’ın kâinatta uyguladığı kanun ve prensipler</TD></TR><TR><TD>âlâ: en üstün</TD><TD>İblis: Şeytan</TD></TR><TR><TD>şeriat-ı fıtriye-i kübrâ: kâinatın yaratılışından beri işleyen İlâhî kanun</TD><TD>şerîr: şerli, kötülük yapan</TD></TR></TBODY></TABLE>
    <TABLE role=presentation cellSpacing=0 cellPadding=0><TBODY role=presentation><TR role=presentation></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  10. #20
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 527 + 37882


    Cevap: On Üçüncü Lem'a - Sayfa 151

    <?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?><!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>lezzet alan yılanlar gibi, dalâlet bataklığındaki şerler ve habis ahlâklarla telezzüz ve iftihar eder ve zulmün zulümatındaki zararlardan ve cinayetlerden lezzet alırlar, adeta şeytanın mahiyetine girerler. Evet, cinnî şeytanın vücuduna kat’î bir delili, insî şeytanın vücududur.

    Saniyen: Yirmi Dokuzuncu Sözde yüzer delil-i kat’î ile ruhanî ve meleklerin vücudunu ispat eden umum o deliller, şeytanların dahi vücudunu ispat ederler. Bu ciheti o Söze havale ediyoruz.

    Salisen: Kâinattaki umur-u hayriyedeki kanunların mümessili, nâzırı hükmünde olan meleklerin vücudu, ittifak-ı edyân ile sabit olduğu gibi, umur-u şerriyenin mümessilleri ve mübaşirleri ve o umurdaki kavâninin medarları olan ervâh-ı habise ve şeytaniye bulunması, hikmet ve hakikat noktasında kat’îdir. Belki umur-u şerriyede zîşuur bir perdenin bulunması daha ziyade lâzımdır. Çünkü, Yirmi İkinci Sözün başında denildiği gibi, herkes, herşeyin hüsn-ü hakikîsini göremediği için, zâhirî şerriyet ve noksaniyet cihetinde Hâlık-ı Zülcelâle karşı itiraz etmemek ve rahmetini ittiham etmemek ve hikmetini tenkit etmemek ve haksız şekvâ etmemek için, zahirî bir vasıtayı perde ederek, tâ itiraz ve tenkit ve şekvâ o perdelere gidip, Hâlık-ı Kerîm ve Hakîm-i Mutlaka teveccüh etmesin. Nasıl ki, vefat eden ibâdın küsmesinden Hazret-i Azrail’i kurtarmak için hastalıkları ecele perde etmiş;1 öyle de, Hazret-i Azrail’i (a.s.) kabz-ı ervâha perde edip, tâ merhametsiz tevehhüm edilen o hâletlerden gelen şekvâlar Cenâb-ı Hakka teveccüh etmesin. Öyle de, daha ziyade bir kat’iyetle, şerlerden ve fenalıklardan



    Not
    Dipnot-1 bk. Ebû Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ: 5:51; el-Hakîm et-Tirmizî, Nevâdiru’l-Usûl: 1:177-178; es-Suyûtî, ed-Dürru’l-Mensûr: 6: 543.




    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah</TD><TD>Hakîm-i Mutlak: her şeyi bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde yaratan sınırsız hikmet sahibi Allah</TD></TR><TR><TD>Hazret-i Azrail: ruhları kabzetmekle görevli melek [bk. bilgiler – Azrail (a.s.)]</TD><TD>Hâlık-ı Kerîm: sonsuz cömertlik sahibi olan ve her şeyi yaratan Allah</TD></TR><TR><TD>Hâlık-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet sahibi ve her şeyin yaratıcısı olan Allah</TD><TD>Yirmi Dokuzuncu Söz: Risale-i Nur içinde bulunan Sözler adlı eserde yer almaktadır</TD></TR><TR><TD>ahlâk: huy, tabiat, insanın davranış tarzı, tutum ve tavrı</TD><TD>cihet: yön</TD></TR><TR><TD>cinnî: cin taifesinden olan</TD><TD>dalâlet: hak yoldan ayrılma, sapkınlık</TD></TR><TR><TD>delil-i kat’î: kesin delil</TD><TD>ecel: ölüm vakti</TD></TR><TR><TD>ervâh-ı habise: kötü ruhlar</TD><TD>fenalık: iyi olmayan şeyler</TD></TR><TR><TD>habis: kötü</TD><TD>hakikat: asıl, esas, gerçek</TD></TR><TR><TD>hikmet: bir gaye ve faydaya yönelik olarak, anlamlı ve tam yerli yerinde olma</TD><TD>hâlet: durum, hal</TD></TR><TR><TD>hüsn-ü hakikî: gerçek güzellik</TD><TD>ibâd: kullar</TD></TR><TR><TD>iftihar: övünme</TD><TD>ittifak-ı edyân: dinlerin ittifakı, aynı hususta birleşmesi</TD></TR><TR><TD>ittiham etmek: suçlamak</TD><TD>kabz-ı ervâh: ruhların bedenden alınması işlemi</TD></TR><TR><TD>kat’iyetle: kesin olarak</TD><TD>kat’î: kesin</TD></TR><TR><TD>kavânin: kanunlar</TD><TD>kâinat: evren, bütün yaratılmışlar</TD></TR><TR><TD>mahiyet: nitelik, özellik</TD><TD>medar: dayanak noktası</TD></TR><TR><TD>mübaşir: bir işin başında hazır bulunan, o işi yapan</TD><TD>mümessil: temsilci</TD></TR><TR><TD>noksaniyet: noksanlık, eksiklik</TD><TD>nâzır: bakan, gözetici</TD></TR><TR><TD>rahmet: şefkat, merhamet</TD><TD>ruhanî: maddî yapısı olmayan manevî varlık</TD></TR><TR><TD>salisen: üçüncü olarak</TD><TD>saniyen: ikinci olarak</TD></TR><TR><TD>tenkit: eleştiri</TD><TD>teveccüh etmek: yönelmek</TD></TR><TR><TD>tevehhüm: kuruntu</TD><TD>umum: bütün</TD></TR><TR><TD>umur: emirler, işler</TD><TD>umur-u hayriye: hayırlı işler</TD></TR><TR><TD>umur-u şerriye: kötü işler</TD><TD>vasıta: araç</TD></TR><TR><TD>vücud: varlık</TD><TD>ziyade: çok, fazla</TD></TR><TR><TD>zulüm: haksızlık</TD><TD>zulümat: karanlıklar</TD></TR><TR><TD>zâhirî: dış görünüşteki</TD><TD>zîşuur: şuur sahibi, bilinçli</TD></TR><TR><TD>şekvâ: şikayet</TD><TD>şer: kötülük</TD></TR><TR><TD>şerriyet: şer özelliği</TD></TR></TBODY></TABLE>
    <TABLE role=presentation cellSpacing=0 cellPadding=0><TBODY role=presentation><TR role=presentation></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 2/4 İlkİlk 1234 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

102, 103, 105, 106, 113, 121, 125, 127, 128, 131, 133, 134, 135, 136, 137, 138, 139, 140, 142, 143, 144, 145, 146, 147, 148, 149, 151, 152, 153, 154, 155, 157, 159, 160, 161, 162, 163, 164, 167, 169, 174, 176, 177, 178, 189, 196, 197, 198, 199, 206, 207, 209, 592, acip, adaletli, adedince, aklı, alâküllihal, allah, altıncı söz, amellerin, anda, andan, anları, aracı, araf, arınmış, arz, asfiya, atmak, atmasın, avam, aya, bağlantı, beşer, bildim, bilinen, bilmüşahede, binaen, bir adam, bitkisel, bozan, bulunmak, çekeceklerdi, çekerdi, cihazat, çok, çoklar, cömertlik, daire, damarı, dedikleri, delildir, demişler, derece, değilim, değiştirmek, dilemek, dininde, diyebilir, dünyadan, dünyasına, düzenli, dış, ediyorlar, ediyorsun, efes turları, eksiksiz, emsal, esasa, esenlik, ettirir, ettiğimiz, faydaya, fecr, fikrini, fussilet, galebe, gazabı, gelmiyor, gerçekleri, gerçeğini, getirip, gibi, gidip, gif, girdim, giriniz, görmesin, görmeye, görünmek, gösterme, günahtan, güvenme, güzelliği, halinde, hallere, hapis, hatası, hayalleri, hayrette, haşirde, herşeye, herşeyin, heves, hevesi, hibe, hidayetin, hilkat, icadı, ihata, ilerleme, imaniye, imaniyeden, imaniyeyi, insafsızlar, insanlığı, intihara, isen, isyana, işaret, jpg, kalmamış, kamer, kanunları, kardeşi, katılma, kendisinde, kesretli, konuşmak, korkudan, koruması, kudretine, küfr, küfrü, kullar, külliye, kurulan, kuvvetle, kısmı, kıymetini, lisanı, lütuf, maddeten, malûmdur, masnuatı, mağfiret, mecbur, media, meselâ, meselede, meseleyi, mevcudat, mevcut, more info, mücahede, muhabbete, muhakkak, mümkü, müstehak, nefret, nihayet, ödü, olacaklardı, olduk, olduğuna, olduğundan, öleceksin, olmadığı, olmaktan, olmamak, onlardan, orga, özellikle, peygamberlere, rahmet, rezil, risale-i, risale-i nur, risalesinde, risaleti, rububiyeti, sahibi, sakı, sakınmak, sana, sayılan, semeresi, seniyyesi, sevaplı, sormuşlar, sûresi, suretle, surlar, sıhhat, sığı, sığınmak, tahrip, takdim, tamamıyla, tapan, tasavvur, tavır, tecavüz, terakki, ters, tokat, tutma, uhrevî, ümitsizlik, umum, üstü, vazifeler, verdiği, verilmiş, veyahut, yanlışlar, yapanlar, yapıyorlar, yaratanı, yaratılışında, yardım, yardımı, yazıldığı, yezdan, zahmet, zira, zulmü, şahsî, şartları, şerifi, şerleri, şeye, şeytandan, şeytanları, şeytanı, şirkin, şöhret, şükrettim, şüpheli

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222