Sayfa 1/2 12 SonSon
19 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 514 + 37862


    On Birinci Lem'a

    On Birinci Lem’a

    Mirkatü’s-Sünne ve Tiryaku Marazı’l-Bid’a


    لَقَدْ جَاۤءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ اَنْفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُفٌ رَحِيمٌ1

    Şu âyetin birinci makamı Minhâcü’s-Sünnet, ikinci makamı Mirkatü’s-Sünnettir.

    فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِىَ اللهُ لاَ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ2
    قُلْ اِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللهَ فَاتَّبِعُونِى يُحْبِبْكُمُ اللهُ3

    Bu iki âyet-i azîmenin yüzer nüktesinden on bir nüktesi icmâlen beyan edilecek.

    BİRİNCİ NÜKTE

    Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş:
    مَنْ تَمَسَّكَ بِسُنَّتِى عِنْدَ فَسَادِ اُمَّتِى فَلَهُ اَجْرُ مِائَةِ شَهِيدٍ 4

    Yani, “Fesâd-ı ümmetim zamanında kim benim sünnetime temessük etse, yüz şehidin ecrini, sevabını kazanabilir.”



    Not

    Dipnot-1 “Size kendi içinizden öyle bir peygamber geldi ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona pek ağır gelir. O size çok düşkün, mü’minlere çok şefkatli, çok merhametlidir.” Tevbe Sûresi, 9:128.

    Dipnot-2 “Eğer senden yüz çevirecek olurlarsa de ki: Allah bana yeter. Ondan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ben Ona tevekkül ettim. Yüce Arşın Rabbi de Odur.” Tevbe Sûresi, 9:129.

    Dipnot-3 “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:31.

    Dipnot-4
    İbni Adiy, el-Kâmil fi’d-Duafâ, 2:739; el-Münzirî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 1:41; Taberânî, el-Mecmeu’l-Kebîr, 1394; Ali bin Hüsâmüddin, Müntehebâtü Kenzi’l-Ummâl, 1:100; el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 7:282.





    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı üzerine olsun</TD><TD>Minhâcü’s-Sünnet: Peygamberimizin sünnetine uyma metodu, sünnetin yolu</TD></TR><TR><TD>Mirkatü’s-Sünne: sünnetin merdiveni; sünnetin dereceleri</TD><TD>Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)</TD></TR><TR><TD>Tiryaku Marazı’l-Bid’a: İslâmiyetin aslında olmayıp sonradan dine sokulan, Kur’ân’a ve Sünnete muhalif manevî hastalıkların ilâcı, panzehiri</TD><TD>beyan etme: açıklama</TD></TR><TR><TD>ecir: sevap</TD><TD>ferman etmek: buyurmak</TD></TR><TR><TD>fesâd-ı ümmet: İslâm ümmetinin bozulup iyi özelliklerini kaybetmesi</TD><TD>icmâlen: kısaca, özetle</TD></TR><TR><TD>makam: bölüm, derece</TD><TD>nükte: ince mânâlı söz</TD></TR><TR><TD>sünnet: Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler</TD><TD>temessük etmek: sıkıca sarılmak</TD></TR><TR><TD>âyet-i azîme: büyük ve yüce âyet</TD></TR></TBODY></TABLE>

    Benzer Konular
    Otuz Birinci Pencere, Birinci Nokta, İkinci ve Üçüncü Vecih arasındaki farkı izah ede
    Otuz Birinci Pencere, Birinci Nokta, İkinci ve Üçüncü Vecih arasındaki farkı izah ede Devami...
    Yirmi Birinci Söz'de geçen ; "Birinci maden: Bütün bağındaki yetiştirdiğin, çiçe
    Yirmi Birinci Söz'de geçen ; "Birinci maden: Bütün bağındaki yetiştirdiğin, çiçe Devami...
    Yirmi Birinci Söz'de geçen ; "Birinci maden: Bütün ba
    Yirmi Birinci Söz'de geçen ; "Birinci maden: Bütün ba Devami...
    On Birinci Şua, Dokuzuncu Mesele'deki dehşetli sualin, birinci ve ikinci şıkkı aynı g
    On Birinci Şua, Dokuzuncu Mesele'deki dehşetli sualin, birinci ve ikinci şıkkı aynı g Devami...
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - On Birinci Mesele
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - On Birinci Mesele On Birinci Mesele Meyvenin On Birinci Meselesinin başı, bir meyvesi Cennet ve birisaadet-i ebediye ve biri rüyetullah olan iman şecere-i kudsiyesinin hadsiz,küllî ve cüz’i meyvelerinden yüzer nümuneleri Risale-i Nur
    Yazar : Risale Forum

  2. #2
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 514 + 37862


    Cevap: On Birinci Lem'a - Sayfa 102

    Evet, Sünnet-i Seniyyeye ittibâ, mutlaka gayet kıymettardır. Hususan bid’aların istilâsı zamanında Sünnet-i Seniyyeye ittibâ etmek daha ziyade kıymettardır. Hususan fesâd-ı ümmet zamanında Sünnet-i Seniyyenin küçük bir âdâbına mürâât etmek, ehemmiyetli bir takvâyı ve kuvvetli bir imanı ihsas ediyor. Doğrudan doğruya Sünnete ittibâ etmek, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmı hatıra getiriyor. O ihtardan, o hâtıra, bir huzur-u İlâhi hâtırasına inkılâp eder. Hattâ en küçük bir muamelede, hattâ yemek,1 içmek2 ve yatmak3 âdâbında Sünnet-i Seniyyeyi mürâât ettiği dakikada, o âdi muamele ve o fıtrî amel, sevaplı bir ibadet ve şer’î bir hareket oluyor. Çünkü o âdi hareketiyle Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma ittibâını düşünüyor ve şeriatın bir edebi olduğunu tasavvur eder. Ve şeriat sahibi o olduğu hatırına gelir. Ve ondan, Şâri-i Hakikî olan Cenâb-ı Hakka kalbi müteveccih olur. Bir nevi huzur ve ibadet kazanır.

    İşte, bu sırra binaen, Sünnet-i Seniyyeye ittibâı kendine âdet eden, âdâtını ibadete çevirir, bütün ömrünü semeredar ve sevabdar yapabilir.

    İKİNCİ NÜKTE

    İmâm-ı Rabbânî Ahmed-i Fârûkî (r.a.) demiş ki: “Ben seyr-i ruhanîde kat-ı merâtip ederken, tabakat-ı evliyâ içinde en parlak, en haşmetli, en letâfetli, en emniyetli, Sünnet-i Seniyyeye ittibâı esas-ı tarikat ittihaz edenleri gördüm. Hattâ o tabakanın âmi evliyaları, sair tabakâtın has velîlerinden daha muhteşem görünüyordu.”4




    Not
    Dipnot-1 bk. Tirmizî, Et’ime: 47; Ebû Dâvud, Eşribe: 15; İbni Mâce, Et’ime: 7; Müsned: 6:143, 207, 265.
    Dipnot-2 bk. Buhârî, Eşribe: 26; Müslim; Eşribe: 122-123; Tirmizî, Eşribe: 14.

    Dipnot-3 bk. Buhârî, Deavât: 8; Tirmizî, Deavât: 29; Ebû Dâvud, Edeb: 177.

    Dipnot-4 bk. İmam-ı Rabbânî, el-Mektûbât: 1:240 (260. Mektup)






    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı üzerine olsun</TD><TD>Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah</TD></TR><TR><TD>Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)</TD><TD>Sünnet-i Seniyye: Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler</TD></TR><TR><TD>amel: iş, davranış</TD><TD>bid’a: sonradan dine aykırı şekilde ortaya çıkan dine zarar verici şey</TD></TR><TR><TD>binaen: dayanarak</TD><TD>edeb: terbiye, güzel ahlâk</TD></TR><TR><TD>ehemmiyetli: önemli</TD><TD>emniyetli: güvenli</TD></TR><TR><TD>esas-ı tarikat: tarikatın temeli, kökü</TD><TD>evliya: Allah dostları</TD></TR><TR><TD>fesâd-ı ümmet: İslâm ümmetinin bozulup iyi özelliklerini kaybetmesi</TD><TD>fıtrî: Allah’ın yaratılışa ait koyduğu kanunlar</TD></TR><TR><TD>has: özel, seçkin</TD><TD>haşmetli: büyük, görkemli</TD></TR><TR><TD>hususan: özellikle</TD><TD>huzur-u İlâhi: kulun kendisini Allah’ın huzurunda hissetmesi</TD></TR><TR><TD>ihsas etmek: hissettirmek</TD><TD>ihtar: hatırlatma</TD></TR><TR><TD>inkılâp etme: değişme, dönüşme</TD><TD>istilâ: işgal altına alma</TD></TR><TR><TD>ittibâ: uyma</TD><TD>ittibâ etme: tâbi olma, bağlanma</TD></TR><TR><TD>ittihaz etmek: edinmek, kabullenmek</TD><TD>kat-ı merâtip: manevî derece ve mertebelere yükselme</TD></TR><TR><TD>kıymettar: değerli</TD><TD>letâfetli: güzel, hoş</TD></TR><TR><TD>muamele: davranış, uygulama</TD><TD>muhteşem: ihtişamlı, görkemli</TD></TR><TR><TD>mürâât etmek: uymak, uygulamak</TD><TD>müteveccih olmak: yönelmek</TD></TR><TR><TD>nevi: çeşit, tür</TD><TD>nükte: ince mânâlı söz</TD></TR><TR><TD>sair: başka</TD><TD>semeredar: meyveli, verimli</TD></TR><TR><TD>sevabdar: sevaplı </TD><TD>seyr-i ruhanî: manevî ve rûhânî makamlarda seyahat</TD></TR><TR><TD>tabakat-ı evliyâ: velilerin sınıfları, derceleri</TD><TD>tabakât: dereceler</TD></TR><TR><TD>takvâ: Allah’ın emirlerini tutup, günahlardan sakınmak</TD><TD>tasavvur etmek: düşünmek, hayal etmek</TD></TR><TR><TD>ziyade: çok</TD><TD>âdet: alışkanlık</TD></TR><TR><TD>âdi: sıradan</TD><TD>âdâb: davranış kuralları</TD></TR><TR><TD>âdât: âdetler, alışkanlıklar</TD><TD>âmi: halktan biri</TD></TR><TR><TD>İmâm-ı Rabbânî Ahmed-i Fârûkî: (bk. bilgiler – İmâm-ı Rabbânî)</TD><TD>Şâri-i Hakikî: şeriatın kurucusu ve gerçek sahibi olan Allah (c.c.)</TD></TR><TR><TD>şeriat: Allah tarafından bildirilen hükümler, Kur’ân ve sünnet; İlâhî kanun, İslâmiyet</TD><TD>şer’î: dinin emri olan</TD></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  3. #3
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 514 + 37862


    Cevap: On Birinci Lem'a - Sayfa 103

    Evet, Müceddid-i Elf-i Sâni İmam-ı Rabbânî hak söylüyor. Sünnet-i Seniyyeyi esas tutan, Habibullahın zılli altında makam-ı mahbubiyete mazhardır.

    ÜÇÜNCÜ NÜKTE

    Bu fakir Said, Eski Said’den çıkmaya çalıştığı bir zamanda, rehbersizlikten ve nefs-i emmârenin gururundan gayet müthiş ve mânevî bir fırtına içinde akıl ve kalbim hakaik içerisinde yuvarlandılar. Kâh Süreyya’dan serâya, kâh serâdan Süreyya’ya kadar bir sukut ve suud içerisinde çalkanıyorlardı.

    İşte, o zaman müşahede ettim ki, Sünnet-i Seniyyenin meseleleri, hattâ küçük âdâbları, gemilerde hatt-ı hareketi gösteren kıblenâmeli birer pusula gibi, hadsiz zararlı, zulümatlı yollar içinde birer düğme hükmünde görüyordum. Hem o seyahat-i ruhiyede, çok tazyikat altında, gayet ağır yükler yüklenmiş bir vaziyette kendimi gördüğüm zamanda, Sünnet-i Seniyyenin o vaziyete temas eden meselelerine ittibâ ettikçe, benim bütün ağırlıklarımı alıyor gibi bir hiffet buluyordum. Bir teslimiyetle, tereddütlerden ve vesveselerden, yani, “Acaba böyle hareket hak mıdır, maslahat mıdır?” diye endişelerden kurtuluyordum. Ne vakit elimi çektiysem, bakıyordum, tazyikat çok. Nereye gittikleri anlaşılmayan çok yollar var. Yük ağır, ben de gayet âcizim. Nazarım da kısa, yol da zulümatlı. Ne vakit Sünnete yapışsam yol aydınlaşıyor, selâmetli yol görünüyor, yük hafifleşiyor, tazyikat kalkıyor gibi bir hâlet hissediyordum. İşte o zamanlarımda İmam-ı Rabbânînin hükmünü bilmüşahede tasdik ettim.


    DÖRDÜNCÜ NÜKTE
    Bir zaman rabıta-i mevtten ve 1 اَلْمَوْتُ حَقٌّ kaziyesindeki tasdikten ve âlemin zeval ve fenâsından gelen bir hâlet-i ruhiyeden, kendimi acip bir âlemde




    Not
    Dipnot-1 “Ölüm gerçektir.” bk. Ahmed b. Muhammed, Kitâbü Usûli’d-Dîn 1:213; el-Kınnevcî, Katfü’s-semer fî Beyânî Akîdeti Ehli’l-eser: 1:121.





    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Habibullah: Allah’ın en sevdiği kul olan Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (a.s.m.)</TD><TD>Müceddid-i Elf-i Sâni: aslına uygun şekilde zamanın şartlarına göre dini yeniden yorumlayan hicrî ikinci bin yılının âlimi</TD></TR><TR><TD>Said/Eski Said: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)</TD><TD>Sünnet-i Seniyye: Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler</TD></TR><TR><TD>Süreyya: Ülker yıldızı</TD><TD>acip: tuhaf</TD></TR><TR><TD>bilmüşahede: gözle görerek</TD><TD>esas: temel, asıl</TD></TR><TR><TD>fenâ: yok olma</TD><TD>hadsiz: sınırsız</TD></TR><TR><TD>hak: doğru, gerçek</TD><TD>hakaik: hakikatler, gerçekler</TD></TR><TR><TD>hatt-ı hareket: takip edilecek yol</TD><TD>hiffet: hafiflik</TD></TR><TR><TD>hâlet: durum, hal</TD><TD>hâlet-i ruhiye: insanın ruh hâli, psikolojik durumu</TD></TR><TR><TD>ittibâ etmek: uymak</TD><TD>kaziye: hüküm, önerme</TD></TR><TR><TD>kâh: bazan</TD><TD>makam-ı mahbubiyet: Allah’ın sevgisini kazanma makamı</TD></TR><TR><TD>maslahat: fayda, yarar</TD><TD>mazhar olma: erişme, elde etme</TD></TR><TR><TD>mânevî: mânâya ait, maddî olmayan</TD><TD>müşahede etmek: görmek, gözlemlemek</TD></TR><TR><TD>nazar: bakış açısı</TD><TD>nefs-i emmâre: hazır zevke düşkün ve insanı kötülüğe sevk eden duygu</TD></TR><TR><TD>nükte: ince mânâlı söz</TD><TD>rabıta-i mevt: ölümü ve dünyanın fânî olduğunu düşünerek nefsin aldatmacalarından kurtulma yöntemi</TD></TR><TR><TD>selâmet: esenlik, güven</TD><TD>serâ: yer, dünya</TD></TR><TR><TD>seyahat-i ruhiye: ruhla yapılan manevî yolculuk</TD><TD>sukut: düşme</TD></TR><TR><TD>suud: yükselme</TD><TD>tasdik etmek: doğrulamak, onaylamak</TD></TR><TR><TD>tazyikat: baskılar, sıkıntılar</TD><TD>tereddüt: şüphe</TD></TR><TR><TD>teslimiyet: bağlılık, kendini Allah’ın iradesine bırakma</TD><TD>vesvese: şüphe, asılsız kuruntu</TD></TR><TR><TD>zeval: kaybolma</TD><TD>zulümat: karanlıklar</TD></TR><TR><TD>zıll: gölge</TD><TD>âciz: güçsüz, elinden bir şey gelmeyen</TD></TR><TR><TD>âdâb: davranış kuralları</TD><TD>âlem: dünya, evren</TD></TR><TR><TD>İmam-ı Rabbânî: (bk. bilgiler)</TD></TR></TBODY></TABLE><TABLE role=presentation cellSpacing=0 cellPadding=0><TBODY role=presentation><TR role=presentation></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  4. #4
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 514 + 37862


    Cevap: On Birinci Lem'a - Sayfa 104

    gördüm. Baktım ki, ben bir cenazeyim, üç mühim büyük cenazenin başında duruyorum.

    Birisi: Benim hayatımla alâkadar ve mazi kabrine giren zîhayat mahlûkatın heyet-i mecmuasının cenaze-i mâneviyesi başında bir mezar taşı hükmündeyim.

    İkincisi: Küre-i arz mezaristanında, nev-i beşerin hayatıyla alâkadar envâ-ı zîhayatın heyet-i mecmuasının mazi mezarına defnedilen azîm cenazenin başında bulunan, mezar taşı olan bu asrın yüzünde çabuk silinecek bir nokta ve çabuk ölecek bir karıncayım.

    Üçüncüsü: Şu kâinatın kıyamet vaktinde ölmesi, muhakkaku’l-vuku olduğu için, nazarımda vâki hükmüne geçti. O azîm cenazenin sekeratından dehşet ve vefatından beht ve hayret içinde kendimi görmekle beraber, istikbalde de muhakkaku’l-vuku olan vefatım o zaman vuku buluyor gibi göründü ve 1 فَاِنْ تَوَلَّوْا ilh. sırrıyla, bütün mevcudat, bütün mahbubat, benim vefatımla bana arkalarını çevirip beni terk ettiler, yalnız bıraktılar. Hadsiz bir deniz suretini alan ebed tarafındaki istikbale ruhum sevk ediliyordu. O denize ister istemez atılmak lâzım geliyordu.

    İşte, o pek acip ve çok hazin hâlette iken, iman ve Kur’ân’dan gelen bir medetle,
    فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِىَ اللهُ لاَ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ2
    âyeti imdadıma yetişti ve gayet emniyetli ve selâmetli bir gemi hükmüne geçti. Ruh, kemâl-i emniyetle ve sürurla o âyetin içine girdi.

    Evet, anladım ki, âyetin mânâ-yı sarihinden başka bir mânâ-yı işarîsi beni teselli etti ki, sükûnet buldum ve sekînet verdi.

    Evet, nasıl ki mânâ-yı sarihi Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma der: “Eğer ehl-i dalâlet arka verip senin şeriat ve sünnetinden i’raz edip Kur’ân’ı


    Not
    Dipnot-1 “Eğer senden yüz çevirecek olurlarsa.” Tevbe Sûresi, 9:129.
    Dipnot-2 “Eğer senden yüz çevirecek olurlarsa de ki: Allah bana yeter. Ondan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ben Ona tevekkül ettim. Yüce Arşın Rabbi de Odur.” Tevbe Sûresi, 9:129.






    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı üzerine olsun</TD><TD>Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)</TD></TR><TR><TD>acip: tuhaf, şaşkınlık veren</TD><TD>alâkadar: ilgili</TD></TR><TR><TD>azîm: büyük, yüce</TD><TD>beht: şaşkınlık</TD></TR><TR><TD>cenaze-i mâneviye: manevi cenaze</TD><TD>defnetmek: gömmek</TD></TR><TR><TD>ebed: sonsuzluk</TD><TD>ehemmiyetli: önemli</TD></TR><TR><TD>ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler</TD><TD>envâ-ı zîhayat: canlı türleri</TD></TR><TR><TD>hadsiz: sayısız</TD><TD>heyet-i mecmua: genel yapı, bütün</TD></TR><TR><TD>hâlet: durum, hal</TD><TD>istikbal: gelecek zaman</TD></TR><TR><TD>i’raz: yüz çevirme</TD><TD>kemâl-i emniyet: tam anlamıyla güven veren</TD></TR><TR><TD>kâinat: evren</TD><TD>küre-i arz: yeryüzü, dünya</TD></TR><TR><TD>kıyamet: dünyanın sonu, varlığın bozulup dağılması</TD><TD>mahbubat: sevilen şeyler</TD></TR><TR><TD>mahlûkat: varlıklar</TD><TD>mazi: geçmiş zaman</TD></TR><TR><TD>medet: yardım</TD><TD>mevcudat: varlıklar</TD></TR><TR><TD>muhakkaku’l-vuku: gerçekleşmesi kesin olan</TD><TD>mânâ-yı işarî: işaretlerle ifade edilen mânâ</TD></TR><TR><TD>mânâ-yı sarih: açık mânâ</TD><TD>nev-i beşer: insanlar, insanlık</TD></TR><TR><TD>sekerat: can çekişme anı</TD><TD>sekînet verme: sakinleştirme</TD></TR><TR><TD>selâmetli: güvenli</TD><TD>sevk edilmek: gönderilmek</TD></TR><TR><TD>sükûnet bulmak: sakinleşmek</TD><TD>sünnet: Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler</TD></TR><TR><TD>sürur: mutluluk, sevinç</TD><TD>vuku bulmak: gerçekleşmek, meydana gelmek</TD></TR><TR><TD>vâki: meydana gelen</TD><TD>zîhayat: canlı</TD></TR><TR><TD>âyet: Kur’ân’da yer alan her bir cümle</TD><TD>şeriat: Allah tarafından bildirilen kanun ve hükümler</TD></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  5. #5
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 514 + 37862


    Cevap: On Birinci Lem'a - Sayfa 105

    dinlemeseler, merak etme. Ve de ki: Cenâb-ı Hak bana kâfidir. Ona tevekkül ediyorum. Sizin yerlerinize, ittibâ edecekleri yetiştirir. Taht-ı saltanatı herşeyi muhittir; ne âsiler hududundan kaçabilirler ve ne de istimdat edenler medetsiz kalırlar.”

    Öyle de, mânâ-yı işarîsiyle der ki: “Ey insan ve ey insanın reisi ve mürşidi! Eğer bütün mevcudat seni bırakıp fenâ yolunda ademe giderse, eğer zîhayatlar senden mufarakat edip ölüm yolunda koşarsa, eğer insanlar seni terk edip mezaristana girerse, eğer ehl-i gaflet ve dalâlet seni dinlemeyip zulümata düşerse, merak etme. De ki: Cenâb-ı Hak bana kâfidir. Madem O var, herşey var. Ve o halde, o gidenler ademe gitmediler. Onun başka memleketine gidiyorlar. Ve onların bedeline o Arş-ı Azîm Sahibi, nihayetsiz cünud ve askerinden, başkalarını gönderir. Ve mezaristana girenler mahvolmadılar; başka âleme gidiyorlar. Onların bedeline başka vazifedarları gönderir. Ve dalâlete düşenlere bedel, tarik-i hakkı takip edecek muti kullarını gönderebilir. Madem öyledir; O herşeye bedeldir, bütün eşya birtek teveccühüne bedel olamaz” der.

    İşte, şu mânâ-yı işarî vasıtasıyla, bana dehşet veren üç müthiş cenaze, başka şekil aldılar. Yani, hem Hakîm, hem Rahîm, hem Âdil, hem Kadîr bir Zât-ı Zülcelâlin taht-ı tedbir ve rububiyetinde ve hikmet ve rahmeti içinde hikmetnümâ bir seyeran, ibretnümâ bir cevelân, vazifedârâne bir seyahat suretinde bir seyrüseferdir, bir terhis ve tavziftir ki, böylece kâinat çalkalanıyor, gidiyor, geliyor.

    BEŞİNCİ NÜKTE

    قُلْ اِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللهَ فَاتَّبِعُونِى يُحْبِبْكُمُ اللهُ1 âyet-i azîmesi, ittibâ-ı sünnet


    Not
    Dipnot-1
    “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:31.




    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Arş-ı Azîm: Allah’ın büyüklük ve yüceliğinin ve herşeyi kuşatan sınırsız egemenliğinin tecelli ettiği yer</TD><TD>Hakîm: her işini hikmetle ve belli bir sebeple yapan Allah</TD></TR><TR><TD>Kadîr: herşeye gücü yeten, sonsuz güç ve kudret sahibi Allah</TD><TD>Rahîm: her bir varlığa ayrı ayrı rahmet ve şefkatini gösteren Allah</TD></TR><TR><TD>Zât-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve büyüklük sahibi ve şanı yüce Allah</TD><TD>adem: hiçlik, yokluk</TD></TR><TR><TD>bedel: karşılık</TD><TD>cevelân: dolaşma</TD></TR><TR><TD>cünud: askerler</TD><TD>dalâlet: hak yoldan ayrılma, sapkınlık</TD></TR><TR><TD>ehl-i gaflet: âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına karşı duyarsız olanlar</TD><TD>fenâ: geçip gitme, yok olma</TD></TR><TR><TD>hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması</TD><TD>hikmetnümâ: hikmetli, anlamlı</TD></TR><TR><TD>hudud: sınır</TD><TD>ibretnümâ: ibret ve ders verici</TD></TR><TR><TD>istimdat: yardım dileme</TD><TD>ittibâ etmek: uymak, tabi olmak</TD></TR><TR><TD>ittibâ-ı sünnet: Peygamberimizin sünnetine tabi olma</TD><TD>kâinat: evren, bütün yaratılmışlar</TD></TR><TR><TD>medet: yardım</TD><TD>mevcudat: varlıklar</TD></TR><TR><TD>mufarakat: ayrılık</TD><TD>muhit: herşeyi içine alan, kuşatan</TD></TR><TR><TD>muti: itaat eden</TD><TD>mânâ-yı işarî: asıl anlamın dışında, işaret edilen diğer anlam</TD></TR><TR><TD>mürşid: doğru yol gösteren</TD><TD>nihayetsiz: sınırsız</TD></TR><TR><TD>nükte: ince anlamlı söz</TD><TD>rahmet: İlâhî şefkat, merhamet</TD></TR><TR><TD>rububiyet: Allah’ın her bir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması</TD><TD>seyeran: seyahat, gezi</TD></TR><TR><TD>seyrüsefer: gezip dolaşma</TD><TD>taht-ı saltanat: saltanat ve hakimiyet altında tutulan yerler</TD></TR><TR><TD>taht-ı tedbir: yönetim ve idaresi altında tutulan alan</TD><TD>tarik-i hak: hak ve hakikat yolu</TD></TR><TR><TD>tavzif: görevlendirme</TD><TD>terhis: göreve son verme</TD></TR><TR><TD>teveccüh: ilgi, yönelme</TD><TD>tevekkül etmek: Allah’a dayanmak ve güvenmek</TD></TR><TR><TD>vazifedar: görevli</TD><TD>vazifedârâne: vazifeli bir şekilde</TD></TR><TR><TD>zulümat: karanlıklar</TD><TD>zîhayat: canlı</TD></TR><TR><TD>Âdil: adaletle iş gören, sonsuz adalet sahibi Allah</TD><TD>âlem: dünya</TD></TR><TR><TD>âsi: isyan eden</TD><TD>âyet-i azîme: büyük ve yüce âyet</TD></TR></TBODY></TABLE>
    <TABLE role=presentation cellSpacing=0 cellPadding=0><TBODY role=presentation><TR role=presentation></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  6. #6
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 514 + 37862


    Cevap: On Birinci Lem'a - Sayfa 106

    ne kadar mühim ve lâzım olduğunu pek kat’î bir surette ilân ediyor. Evet, şu âyet-i kerime, kıyâsât-ı mantıkıye içinde, kıyas-ı istisnâî kısmının en kuvvetli ve kat’î bir kıyasıdır. Şöyle ki:

    Nasıl mantıkça kıyas-ı istisnâî misali olarak deniliyor: “Eğer güneş çıksa gündüz olacak.” Müsbet netice için denilir: “Güneş çıktı. Öyleyse netice veriyor ki, şimdi gündüzdür.” Menfi netice için deniliyor: “Gündüz yok. Öyleyse netice veriyor ki, güneş çıkmamış.” Mantıkça, bu müsbet ve menfi iki netice kat’îdirler.

    Aynen böyle de, şu âyet-i kerime der ki: Eğer Allah’a muhabbetiniz varsa, Habibullaha ittibâ edilecek. İttibâ edilmezse, netice veriyor ki, Allah’a muhabbetiniz yoktur. Muhabbetullah varsa, netice verir ki, Habibullahın Sünnet-i Seniyyesine ittibâı intaç eder.

    Evet, Cenâb-ı Hakka iman eden, elbette Ona itaat edecek. Ve itaat yolları içinde en makbulü ve en müstakimi ve en kısası, bilâşüphe, Habibullahın gösterdiği ve takip ettiği yoldur.

    Evet, bu kâinatı bu derece in’âmât ile dolduran Zât-ı Kerîm-i Zülcemâl, zîşuurlardan o nimetlere karşı şükür istemesi, zarurî ve bedihîdir. Hem bu kâinatı bu kadar mucizât-ı san’atla tezyin eden o Zât-ı Hakîm-i Zülcelâl, elbette, bilbedâhe, zîşuurlar içinde en mümtaz birisini Kendine muhatap ve tercüman ve ibâdına mübelliğ ve imam yapacaktır. Hem bu kâinatı had ve hesaba gelmez tecelliyât-ı cemal ve kemâlâtına mazhar eden o Zât-ı Cemîl-i Zülkemal, elbette, bilbedâhe, sevdiği ve izharını istediği cemal ve kemal ve esmâ ve san’atının en câmi ve en mükemmel mikyas ve medarı olan bir zâta, herhalde en ekmel bir vaziyet‑i ubudiyeti verecek ve onun vaziyetini sairlerine nümune-i imtisal edip herkesi onun ittibâına sevk edecek. Tâ ki o güzel vaziyeti başkalarında da görünsün.




    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Cenâb-ı Hak: hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah</TD><TD>Habibullah: Allah’ın en sevdiği kul olan Peygamberimiz Hz. Muhammed (a.s.m.)</TD></TR><TR><TD>Sünnet-i Seniyye: Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler</TD><TD>Zât-ı Cemîl-i Zülkemal: sonsuz mükemmellik ve güzellik sahibi Allah</TD></TR><TR><TD>Zât-ı Hakîm-i Zülcelâl: sonsuz haşmet ve büyüklük sahibi olan ve her şeyi hikmetle yaratan Allah</TD><TD>Zât-ı Kerîm-i Zülcemâl: sonsuz güzellik ve cömertlik sahibi Allah</TD></TR><TR><TD>bedihî: açık, aşikâr</TD><TD>bilbedâhe: açık bir şekilde </TD></TR><TR><TD>bilâşüphe: hiç şüphesiz, kuşkusuz</TD><TD>cemâl: güzellik</TD></TR><TR><TD>câmi: kapsamlı</TD><TD>ekmel: en mükemmel</TD></TR><TR><TD>esmâ: Allah’ın isimleri</TD><TD>had ve hesaba gelmemek: sonsuz ve sınırsız olmak</TD></TR><TR><TD>ibâd: kullar</TD><TD>intaç etmek: sonuç vermek</TD></TR><TR><TD>in’âmât: nimetler</TD><TD>itaat etme: emre uyma</TD></TR><TR><TD>ittibâ etmek: uymak, tabi olmak</TD><TD>izhar eden: gösteren</TD></TR><TR><TD>kat’î: kesin olarak</TD><TD>kemâl: mükemmellik</TD></TR><TR><TD>kâinat: evren</TD><TD>kıyas: karşılaştırma yöntemi</TD></TR><TR><TD>kıyas-ı istisnâî: neticesi veya tersi bizzat kendi içerisinde zikredilen kıyas şekli</TD><TD>kıyâsât-ı mantıkıye: mantık ilminde kullanılan kıyas yöntemleri</TD></TR><TR><TD>makbul: kabul edilen</TD><TD>mazhar eden: kavuşturan</TD></TR><TR><TD>medar: eksen, kaynak</TD><TD>menfi: olumsuz, negatif</TD></TR><TR><TD>mikyas: ölçü</TD><TD>mucizât-ı san’at: sanat mucizeleri</TD></TR><TR><TD>muhabbet: sevgi</TD><TD>muhabbetullah: Cenâb-ı Hakka duyulan sevgi</TD></TR><TR><TD>muhatap: hitap edilen</TD><TD>mübelliğ: tebliğ eden, bildiren</TD></TR><TR><TD>mümtaz: seçkin, üstün</TD><TD>müsbet: olumlu, pozitif</TD></TR><TR><TD>müstakim: dosdoğru olan</TD><TD>nümune-i imtisal: örnek alınacak model</TD></TR><TR><TD>sair: diğer</TD><TD>sevk etme: gönderme</TD></TR><TR><TD>tecelliyât-ı cemal ve kemâlât: İlâhî mükemmelliklerin ve güzelliklerin yansımaları</TD><TD>tezyin eden: süsleyen</TD></TR><TR><TD>vaziyet: durum, hal</TD><TD>vaziyet-i ubudiyet: kulluk vaziyeti</TD></TR><TR><TD>zarurî: zorunlu, gerekli</TD><TD>zât: kişi</TD></TR><TR><TD>zîşuur: şuur sahibi, bilinçli</TD><TD>âyet-i kerime: şerefli âyet, Kur’ân’ın herbir cümlesi</TD></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  7. #7
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 514 + 37862


    Cevap: On Birinci Lem'a - Sayfa 107

    Elhasıl: Muhabbetullah, Sünnet-i Seniyyenin ittibâını istilzam edip intaç ediyor. Ne mutlu o kimseye ki, Sünnet-i Seniyyeye ittibâından hissesi ziyade ola. Veyl o kimseye ki, Sünnet-i Seniyyeyi takdir etmeyip bid’alara giriyor.

    ALTINCI NÜKTE

    Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş:
    كُلُّ بِدْعَةٍ ضَلاَلَةٌ وَكُلُّ ضَلاَلَةٍ فِى النَّارِ 1
    Yani, 2 اَلْيَوْمَ اَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ sırrıyla, kavaid-i Şeriat-ı Garrâ ve desâtir-i Sünnet-i Seniyye tamam ve kemâlini bulduktan sonra, yeni icadlarla o düsturları beğenmemek veyahut—hâşâ ve kellâ—nâkıs görmek hissini veren bid’aları icad etmek dalâlettir, ateştir.

    Sünnet-i Seniyyenin merâtibi var.3 Bir kısmı vâciptir, terk edilmez. O kısım, Şeriat-ı Garrâda tafsilâtıyla beyan edilmiş. Onlar muhkemattır, hiçbir cihette tebeddül etmez. Bir kısmı da nevâfil nev’indendir. Nevâfil kısmı da iki kısımdır:

    Bir kısmı, ibadete tâbi Sünnet-i Seniyye kısımlarıdır. Onlar dahi şeriat kitaplarında beyan edilmiş; onların tağyiri bid’attır. Diğer kısmı, “âdâb” tabir ediliyor ki, Siyer-i Seniyye kitaplarında zikredilmiş. Onlara muhalefete bid’a denilmez; fakat âdâb-ı Nebevîye bir nevi muhalefettir ve onların nurundan ve o hakikî edepten istifade etmemektir. Bu kısım ise, örf ve âdât, muamelât-ı fıtriyede Resul-i



    Not
    Dipnot-1 “Her bid’at dalâlettir ve her dalâlet Cehennem ateşindedir.” Müslim, Cum’a: 43; Ebû Dâvud, Sünnet: 5; Nesâî, Î’deyn: 22; İbn-i Mâce, Mukaddime: 6, 7; Dârimî, Mukaddime: 16, 23; Müsned, 3:310, 371, 4:126, 127.
    Dipnot-2 “Bugün sizin için dininizi kemâle erdirdim.” Mâide Sûresi, 5:3.

    Dipnot-3 bk. Dârimî, Mukaddime: 49; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat: 4:215; ed-Deylemî, el-Müsned: 2:345.






    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı üzerine olsun</TD><TD>Muhabbetullah: Cenâb-ı Hakka duyulan sevgi</TD></TR><TR><TD>Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)</TD><TD>Siyer-i Seniyye: Hz. Peygamber’in (a.s.m.) yüksek ahlâk ve vasıflarına dair yazılan kitap</TD></TR><TR><TD>Sünnet-i Seniyye: Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler</TD><TD>beyan: açıklama</TD></TR><TR><TD>bid’a/bid’at: dinde olmayıp sonradan dine zarar verecek şekilde ortaya çıkan şey</TD><TD>cihet: şekil, yön</TD></TR><TR><TD>dalâlet: hak yoldan ayrılma, sapkınlık</TD><TD>desâtir-i Sünnet-i Seniyye: Hz. Muhammed’in (a.s.m.) sünnetiyle ilgili prensipler</TD></TR><TR><TD>düstur: kural, prensip</TD><TD>edep: terbiye, güzel ahlâk</TD></TR><TR><TD>elhasıl: sonuç olarak</TD><TD>ferman etmek: buyurmak</TD></TR><TR><TD>hakikî: asıl, gerçek</TD><TD>hâşâ ve kellâ: asla, kesinlikle öyle değil</TD></TR><TR><TD>icad: var etme, ortaya çıkarma</TD><TD>intaç etme: sonuç verme</TD></TR><TR><TD>istifade etmek: faydalanmak, yararlanmak</TD><TD>istilzam etme: gerekli görme</TD></TR><TR><TD>ittibâ: uyma, tabi olma</TD><TD>kavaid-i Şeriat-ı Garrâ: parlak ve nurlu olan İslam şeriatının kuralları</TD></TR><TR><TD>kemâl: kusursuzluk, mükemmellik</TD><TD>merâtib: mertebeler, dereceler</TD></TR><TR><TD>muamelât-ı fıtriye: doğuştan gelen, fıtrî olan davranışlar, işler</TD><TD>muhalefet etmek: aykırı davranmak</TD></TR><TR><TD>muhkemat: kesin hükümler içeren emir ve yasaklar</TD><TD>nev: çeşit, tür</TD></TR><TR><TD>nevâfil: nafileler, farz ve vacip ibadetlerin dışında kalan ibadetler</TD><TD>nâkıs: eksik, noksan</TD></TR><TR><TD>nükte: ince anlamlı söz</TD><TD>tabir edilme: adlandırılma</TD></TR><TR><TD>tafsilât: ayrıntılar</TD><TD>takdir etmek: bir şeye gerekli değeri göstermek</TD></TR><TR><TD>tağyir: değiştirme</TD><TD>tebeddül etmek: değişmek</TD></TR><TR><TD>tâbi: bağlı</TD><TD>vaziyet: durum, hal</TD></TR><TR><TD>veyl: yazık</TD><TD>vâcip: dinî bakımdan yapılması şart ve kesin olan emir</TD></TR><TR><TD>ziyade: çok</TD><TD>âdâb: edep ve görgü kuralları</TD></TR><TR><TD>âdâb-ı Nebevîye: Hz. Peygamberin (a.s.m.) göstermiş olduğu hal, davranış ve ahlâk kâideleri</TD><TD>âdât: âdetler, gelenekler</TD></TR><TR><TD>Şeriat-ı Garrâ: parlak ve nurlu İslâm şeriatı</TD><TD>şeriat: Allah tarafından bildirilen hükümler, Kur’ân ve sünnet</TD></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  8. #8
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 514 + 37862


    Cevap: On Birinci Lem'a - Sayfa 108

    Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın tevatürle malûm olan harekâtına ittibâ etmektir. Meselâ, söylemek âdâbını gösteren ve yemek ve içmek ve yatmak gibi hâlâtın âdâbının düsturlarını beyan eden ve muaşerete taallûk eden çok sünnet-i seniyyeler var. Bu nevi sünnetlere “âdâb” tabir edilir. Fakat o âdâba ittibâ eden, âdâtını ibadete çevirir. O âdâbdan mühim bir feyiz alır. En küçük bir âdâbın mürââtı, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmı tahattur ettiriyor, kalbe bir nur veriyor.

    Sünnet-i Seniyyenin içinde en mühimi, İslâmiyet alâmetleri olan ve şeâire de taallûk eden sünnetlerdir. Şeâir, adeta hukuk-u umumiye nev’inden, cemiyete ait bir ubudiyettir. Birisinin yapmasıyla o cemiyet umumen istifade ettiği gibi, onun terkiyle de umum cemaat mes’ul olur. Bu nevi şeâire riyâ giremez ve ilân edilir. Nafile nev’inden de olsa, şahsî farzlardan daha ehemmiyetlidir.

    YEDİNCİ NÜKTE

    Sünnet-i Seniyye edeptir. Hiçbir meselesi yoktur ki, altında bir nur, bir edep bulunmasın. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş:
    1 اَدَّبَنِى رَبِّى فَاَحْسَنَ تَاْدِيبِى Yani, “Rabbim bana edebi güzel bir surette ihsan etmiş, edeplendirmiş.”

    Evet, siyer-i Nebeviyeye dikkat eden ve Sünnet-i Seniyyeyi bilen, kat’iyen anlar ki, edebin envâını, Cenâb-ı Hak, Habibinde cem etmiştir.2 Onun Sünnet-i Seniyyesini terk eden, edebi terk eder. 3 بِى اَدَبْ مَحْرُومْ بَاشَدْ اَزْ لُطْفِ رَبْkaidesine mâsadak olur, hasâretli bir edepsizliğe düşer.

    Sual: Herşeyi bilen ve gören ve hiçbir şey Ondan gizlenemeyen Allâmü’l-Guyûba4


    Not
    Dipnot-1 el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, 1:224; İbni Teymiye, Mecmûu Fetâvâ, 18:375; el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 1:70.

    Dipnot-2 bk. Kalem Sûresi, 68:4.

    Dipnot-3 Edepsiz kişi Allah’ın lütfundan mahrum olur.

    Dipnot-4 bk. Mâide Sûresi, 5:109, 106; Tevbe Sûresi, 9:78; Sebe Sûresi, 34:48.




    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı üzerine olsun</TD><TD>Habib: Allah’ın en sevgili kulu olan Hz. Peygamber (a.s.m.)</TD></TR><TR><TD>Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah</TD><TD>Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)</TD></TR><TR><TD>Sünnet-i Seniyye: Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler</TD><TD>alâmet: belirti, işaret</TD></TR><TR><TD>beyan etmek: açıklamak</TD><TD>cem etmek: toplum</TD></TR><TR><TD>cemaat: topluluk</TD><TD>cemiyet: toplum, topluluk</TD></TR><TR><TD>düstur: kural, prensip</TD><TD>edep: terbiye, güzel ahlâk</TD></TR><TR><TD>ehemmiyetli: önemli</TD><TD>envâ: neviler, türler</TD></TR><TR><TD>ferman etmek: buyurmak</TD><TD>feyiz: mânevî gıda, bereket</TD></TR><TR><TD>harekât: hareketler</TD><TD>hasâret: zarar</TD></TR><TR><TD>hukuk-u umumiye: kamu hukuku</TD><TD>hâlât: durumlar, haller</TD></TR><TR><TD>ihsan etmek: bağışlamak</TD><TD>istifade etmek: faydalanmak</TD></TR><TR><TD>ittibâ etmek: uymak, tabi olmak</TD><TD>kaide: düstur, prensip</TD></TR><TR><TD>kat’i: kesin</TD><TD>malûm: bilinen</TD></TR><TR><TD>mes’ul: sorumlu</TD><TD>muaşeret: birlikte yaşayıp iyi geçinmek</TD></TR><TR><TD>mâsadak: bir söz veya hükmü doğrulayan husus, doğrulayıcı</TD><TD>mürâât: gözetme, koruma</TD></TR><TR><TD>nafile: farz ve vacip ibadetinin dışında kalan ibadetler</TD><TD>nevi: çeşit, tür</TD></TR><TR><TD>nükte: ince anlamlı söz</TD><TD>riyâ: gösteriş</TD></TR><TR><TD>siyer-i Nebeviye: Hz. Peygamberin (a.s.m.) yüksek ahlâk ve vasıflarına dair yazılan kitap</TD><TD>suret: şekil, biçim</TD></TR><TR><TD>taallûk etmek: ilgilendirmek, ait olmak</TD><TD>tabir etme: açıklama, yorumlama</TD></TR><TR><TD>tahattur etmek: hatırlatmak</TD><TD>tevatür: yalan söylemeleri imkansız olan kişilerce nakledilen haber</TD></TR><TR><TD>ubudiyet: kulluk</TD><TD>umum: bütün, genel</TD></TR><TR><TD>umumen: bütünüyle</TD><TD>âdâb: edep ve görgü kuralları</TD></TR><TR><TD>şeâir: işaretler, İslâma sembol olmuş iş ve ibadetler</TD></TR></TBODY></TABLE><TABLE role=presentation cellSpacing=0 cellPadding=0><TBODY role=presentation><TR role=presentation></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  9. #9
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 514 + 37862


    Cevap: On Birinci Lem'a - Sayfa 109

    <?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>karşı edep nasıl olur? Sebeb-i hacâlet olan hâletler Ondan gizlenemez. Edebin bir nev’i tesettürdür, mucib-i istikrah hâlâtı setretmektir. Allâmü’l-Guyûba karşı tesettür olamaz.

    Elcevap: Evvelâ, Sâni-i Zülcelâl nasıl ki kemâl-i ehemmiyetle san’atını güzel göstermek istiyor ve müstekreh şeyleri perdeler altına alıyor ve nimetlerine, o nimetleri süslendirmek cihetiyle nazar-ı dikkati celb ediyor. Öyle de, mahlûkatını ve ibâdını sair zîşuurlara güzel göstermek istiyor. Çirkin vaziyetlerde görünmeleri, Cemîl ve Müzeyyin ve Lâtîf ve Hakîm gibi isimlerine karşı bir nevi isyan ve hilâf-ı edep oluyor. İşte, Sünnet-i Seniyyedeki edep, o Sâni-i Zülcelâlin esmâlarının hudutları içinde bir mahz-ı edep vaziyetini takınmaktır.

    Saniyen: Nasıl ki bir tabip, doktorluk noktasında, bir nâmahremin en nâmahrem uzvuna bakar ve zaruret olduğu vakit ona gösterilir, hilâf-ı edep denilmez. Belki, edeb-i tıp öyle iktiza eder denilir. Fakat o tabip, recüliyet ünvanıyla yahut vâiz ismiyle yahut hoca sıfatıyla o nâmahremlere bakamaz, ona gösterilmesini edep fetvâ veremez. Ve o cihette ona göstermek hayâsızlıktır. Öyle de, Sâni-i Zülcelâlin çok esmâsı var; herbir ismin ayrı bir cilvesi var. Meselâ, Gaffâr ismi günahların vücudunu ve Settâr ismi kusûrâtın bulunmasını iktiza ettikleri gibi, Cemîl ismi de çirkinliği görmek istemez. Lâtîf, Kerîm, Hakîm, Rahîm gibi esmâ-i cemâliye ve kemâliye, mevcudatın güzel bir surette ve mümkün vaziyetlerin en iyisinde bulunmalarını iktiza ederler. Ve o esmâ-i cemâliye ve kemâliye ise, melâike ve ruhanî ve cin ve insin nazarında güzelliklerini, mevcudatın güzel vaziyetleriyle ve hüsn-ü edepleriyle göstermek isterler. İşte, Sünnet-i Seniyyedeki âdâb, bu ulvî âdâbın işaretidir ve düsturlarıdır ve nümuneleridir.





    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Allâmü’l-Guyûb: gizli olan herşeyi bilen ve ilminden hiçbir şey gizli kalmayan Allah</TD><TD>Cemîl: bütün güzelliklerin kaynağı ve sonsuz güzellik sahibi Allah</TD></TR><TR><TD>Gaffâr: kulların günahlarını çok affeden, bağışlayan, bağışlaması bol olan Allah</TD><TD>Hakîm: her işini hikmetle ve belli bir sebeple yapan Allah</TD></TR><TR><TD>Kerîm: sonsuz cömertlik ve ikram sahibi Allah</TD><TD>Lâtîf: yarattığı varlıklara çok lütuf ve ihsanda bulunan, herşeyi şirin inceliklerle süsleyen ve bütün sırları, incelikleri bilen Allah</TD></TR><TR><TD>Müzeyyin: herşeyi eşsiz sanatıyla süsleyen, güzelleştiren Allah</TD><TD>Rahîm: rahmeti herşeyi kuşatan, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah</TD></TR><TR><TD>Settâr: kullarının bütün kusurlarını örten, ayıplarını en çok gizleyen Allah</TD><TD>Sâni-i Zülcelâl: büyüklük ve haşmet sahibi olan ve her şeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah</TD></TR><TR><TD>Sünnet-i Seniyye: Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler</TD><TD>celb etme: çekme</TD></TR><TR><TD>cihet: şekil, yön</TD><TD>cilve: görünme, yansıma</TD></TR><TR><TD>düstur: kural</TD><TD>edeb-i tıp: tıp ahlâkı</TD></TR><TR><TD>edep: terbiye, güzel ahlâk</TD><TD>esmâ: isimler; Allah’ın isimleri</TD></TR><TR><TD>esmâ-i cemâliye ve kemâliye: güzellik ve mükemmelliği ifade eden isimler</TD><TD>evvelâ: öncelikle</TD></TR><TR><TD>fetvâ: dinî hüküm, karar</TD><TD>hayâsızlık: utanmazlık</TD></TR><TR><TD>hilâf-ı edep: edebe aykırı</TD><TD>hudut: sınır</TD></TR><TR><TD>hâlet: durum, hal</TD><TD>hâlât: durumlar, haller</TD></TR><TR><TD>hüsn-ü edep: güzel ahlâk</TD><TD>ibâd: kullar</TD></TR><TR><TD>iktiza etmek: gerektirmek</TD><TD>ins: insanlar</TD></TR><TR><TD>kemâl-i ehemmiyet: tam ve mükemmel bir özen</TD><TD>kusûrât: kusurlar</TD></TR><TR><TD>mahlûkat: varlıklar</TD><TD>mahz-ı edep: saf edep ve ahlâk</TD></TR><TR><TD>melâike: melekler</TD><TD>mevcudat: varlıklar</TD></TR><TR><TD>mucib-i istikrah: tiksintiyi gerektiren</TD><TD>müstekreh: tiksinti uyandıran</TD></TR><TR><TD>nazar: bakış</TD><TD>nazar-ı dikkat: dikkatli bakış</TD></TR><TR><TD>nev’: çeşit, tür</TD><TD>nâmahrem: yabancı, nikahlanmanın haram olmadığı kişi</TD></TR><TR><TD>recüliyet: erkek olma</TD><TD>ruhanî: maddî yapısı olmayan manevî varlık</TD></TR><TR><TD>sair: diğer</TD><TD>saniyen: ikinci olarak</TD></TR><TR><TD>sebeb-i hacâlet: utanmaya sebep olan şey</TD><TD>setretmek: örtmek</TD></TR><TR><TD>tabip: doktor</TD><TD>tesettür: örtünme, gizlenme</TD></TR><TR><TD>ulvî: yüce, büyük</TD><TD>uzuv: organ</TD></TR><TR><TD>vâiz: nasihat veren</TD><TD>vücud: varlık</TD></TR><TR><TD>zîşuur: şuur sahibi, bilinçli</TD><TD>âdâb: edepler, davranış kuralları</TD></TR></TBODY></TABLE>
    <TABLE role=presentation cellSpacing=0 cellPadding=0><TBODY role=presentation><TR role=presentation></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  10. #10
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 514 + 37862


    Cevap: On Birinci Lem'a - Sayfa 110

    <?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?><!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>SEKİZİNCİ NÜKTE
    1 فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِىَ اللهُdan evvelki olan 2لَقَدْ جَاۤءَكُمْ رَسُولٌ ilh. âyeti, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın ümmetine karşı kemâl-i şefkat ve nihayet re’fetini gösterdikten sonra, şu فَاِنْ تَوَلَّوْا 3 âyetiyle der ki:

    “Ey insanlar, ey Müslümanlar! Böyle hadsiz bir şefkatiyle sizi irşad eden ve sizin menfaatiniz için bütün kuvvetini sarf eden ve mânevî yaralarınız için, kemâl-i şefkatle, getirdiği ahkâm ve Sünnet-i Seniyyesiyle tedavi edip merhem vuran şefkatperver bir zâtın bedihî şefkatini inkâr etmek ve gözle görünen re’fetini ittiham etmek derecesinde onun sünnetinden ve tebliğ ettiği ahkâmdan yüzlerinizi çevirmek ne kadar vicdansızlık, ne kadar akılsızlık olduğunu biliniz.

    “Ve ey şefkatli Resul ve ey re’fetli Nebî! Eğer senin bu azîm şefkatini ve büyük re’fetini tanımayıp akılsızlıklarından sana arka verip dinlemeseler, merak etme. Semâvat ve arzın cünudu taht-ı emrinde olan,4 Arş-ı Azîm-i Muhitin tahtında saltanat-ı rububiyeti hükmeden Zât-ı Zülcelâl sana kâfidir. Hakikî muti taifeleri senin etrafına toplattırır, seni onlara dinlettirir, senin ahkâmını onlara kabul ettirir.”

    Evet, Şeriat-ı Muhammediye ve Sünnet-i Ahmediyede hiçbir mesele yoktur ki, müteaddit hikmetleri bulunmasın. Bu fakir, bütün kusur ve aczimle beraber bunu iddia ediyorum ve bu dâvânın ispatına da hazırım. Hem şimdiye kadar yazılan yetmiş seksen Risale-i Nuriye, Sünnet-i Ahmediyenin ve Şeriat-ı Muhammediyenin (a.s.m.) meseleleri ne kadar hikmetli ve hakikatli olduğuna yetmiş


    Not
    Dipnot-1 “Eğer senden yüz çevirecek olurlarsa de ki: Allah bana yeter.” Tevbe Sûresi, 9:129.
    Dipnot-2 “Size kendi içinizden öyle bir peygamber geldi ki…” Tevbe Sûresi, 9:128.

    Dipnot-3 “Eğer senden yüz çevirecek olurlarsa.” Tevbe Sûresi, 9:129.

    Dipnot-4 bk. Fetih Sûresi, 48:4.



    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı üzerine olsun</TD><TD>Arş-ı Azîm-i Muhit: Cenab-ı Allah’ın her şeyi kuşatan sınırsız egemenliğinin tecelli ettiği yer</TD></TR><TR><TD>Nebî: peygamber, haberci</TD><TD>Resul: peygamber, elçi</TD></TR><TR><TD>Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)</TD><TD>Sünnet-i Ahmediye: Hz. Muhammed’in (a.s.m.) sünneti; hâl, söz, tavır ve tasdikleri</TD></TR><TR><TD>Sünnet-i Seniyye/sünnet: Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler</TD><TD>Zât-ı Zülcelâl: sonsuz büyüklük ve haşmet sahibi olan Zât, Allah</TD></TR><TR><TD>acz: güçsüzlük</TD><TD>ahkâm: hükümler, esaslar</TD></TR><TR><TD>arz: yeryüzü</TD><TD>azîm: büyük, yüce</TD></TR><TR><TD>bedihî: açık, aşikâr</TD><TD>cünud: askerler</TD></TR><TR><TD>dâvâ: iddia</TD><TD>evvelki: önceki</TD></TR><TR><TD>hadsiz: sınırsız</TD><TD>hakikatli: gerçek</TD></TR><TR><TD>hikmet: fayda, anlam, ince sır</TD><TD>inkâr etmek: inanmamak, yok saymak</TD></TR><TR><TD>irşad etmek: doğru yolu göstermek</TD><TD>ittiham etmek: suçlamak</TD></TR><TR><TD>kemâl-i şefkat: tam ve mükemmel şefkat</TD><TD>kâfi: yeterli</TD></TR><TR><TD>muti: itaat eden, emre uyan</TD><TD>mânevî: maddî olmayan</TD></TR><TR><TD>müteaddit: çok sayıda</TD><TD>nihayet: sonsuz</TD></TR><TR><TD>nükte: ince mânâlı söz</TD><TD>re’fet: merhamet, şefkat</TD></TR><TR><TD>saltanat-ı rububiyet: Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması</TD><TD>sarf etmek: harcamak</TD></TR><TR><TD>semâvât: gökler</TD><TD>taht-ı emrinde: emri altında</TD></TR><TR><TD>taife: grup, topluluk</TD><TD>tebliğ etmek: bildirmek</TD></TR><TR><TD>zât: kişi</TD><TD>âyet: Kur’ân’ın her bir cümlesi</TD></TR><TR><TD>ümmet: Hz. Peygambere inanıp onun yolundan giden mü’minler</TD><TD>Şeriat-ı Muhammediye: Hz. Muhammed’in (a.s.m.) tarif ettiği, getirdiği ve bildirdiği şeriat; İslam dini</TD></TR><TR><TD>şefkatperver: şefkat etmeyi seven</TD></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 1/2 12 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222