Sayfa 2/2 İlkİlk 12
14 sonuçtan 11 ile 14 arası

  1. #11
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 513 + 37852


    Cevap: Dokuzuncu Lem'a - Sayfa 86

    <?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?><!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all>BODY { FONT-FAMILY: 'Trebuchet MS',Arial,serif; FONT-SIZE: 12pt}</STYLE>firak ve bu’diyeti hiçe sayıp, likâ ve visâli dâimî zannederek “Lâ mevcude illâ Hû” diye, aşkın sekriyle ve o şevk-i bekà ve likà ve visâlin muktezâsıyla, gayet zevkli bir meşreb-i hâli vahdetü’l-vücudda bulunduğunu tasavvur ederek, müthiş firaklardan kurtulmak için, o vahdetü’l-vücud meselesini melce’ ittihâz etmişler.

    Demek birinci sebebin menşei, aklın gayet geniş ve gayet yüksek olan bazı hakàik-ı îmâniyeye yetişmediğinden ve ihâta edemediğinden ve aklın îmân noktasında tamamıyla inkişâf etmediğindendir. İkinci sebebin menşei, kalbin aşk noktasında fevkalâde inkişâfından ve hârikulâde inbisâtından ve genişliğinden ileri gelmiştir.

    Amma sarâhat-i Kur’âniye ile verâset-i Nübüvvetin evliyâ-i azîmesi ve ehl-i sahv olan asfiyânın gördükleri mertebe-i uzmâ-yı Tevhid ise, hem çok yüksektir, hem rubûbiyet ve hallâkıyet-i İlâhiyenin mertebe-i uzmâsını, hem bütün esmâ-i İlâhiyenin hakikî olduklarını ifade ediyor. Ve esâsâtı muhâfaza edip, ahkâm-ı Rubûbiyetin muvâzenesini bozmuyor. Çünkü derler ki:

    Cenâb-ı Hakkın ehadiyet-i zâtiyesiyle ve mekândan münezzehiyetiyle beraber, herşey bütün şuûnâtıyla, doğrudan doğruya ilmiyle ihâta ve teşhis edilmiş ve irâdesiyle tercih ve tahsis edilmiş ve kudretiyle ispat ve îcâd edilmiştir. Bütün kâinatı birtek mevcud gibi îcâd ve tedbir ediyor. Bir çiçeği kolaylıkla halk ettiği gibi, koca baharı dahi o suhûletle halk eder. Birşey birşeye mâni olmaz. Teveccühünde tecezzî yoktur. Aynı anda, her yerde, kudret ve ilmiyle tasarruf




    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah</TD><TD>Lâ mevcude illâ Hû: Ondan başka hiçbir varlık yoktur</TD></TR><TR><TD>Vahdetü’l-vücud: “Allah’ın varlığı o kadar mükemmeldir ki, diğer varlıklar Ona göre hayâl ve gölge gibi zayıf varlıklardır; varlık ünvanını almaya lâyık değillerdir” diyen tasavvufî görüş</TD><TD>ahkâm-ı Rubûbiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi ile ilgili hükümler</TD></TR><TR><TD>asfiyâ: Hz. Peygamberin yolundan giden ilim ve takvâ sahibi büyük zâtlar</TD><TD>bu’diyet: uzaklık</TD></TR><TR><TD>dâimî: devamlı, sürekli</TD><TD>ehadiyet-i Zâtiye: Allah’ın Zâtına ait birlik</TD></TR><TR><TD>ehl-i sahv: uyanık iken hakikatlere görerek ulaşan Allah dostları</TD><TD>esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri</TD></TR><TR><TD>esâsât: esaslar, temeller</TD><TD>evliyâ-i azîme: büyük veliler</TD></TR><TR><TD>fevkalâde: olağanüstü</TD><TD>firâk: ayrılık</TD></TR><TR><TD>hakikî: gerçek</TD><TD>hakàik-ı îmâniye: iman hakikatleri</TD></TR><TR><TD>halk etme: yaratma</TD><TD>hallâkıyet-i İlâhiye: Allah’ın kendi zatına yaraşan yaratıcılığı</TD></TR><TR><TD>hârikulâde: olağanüstü</TD><TD>ihâta etme: içine alma, kapsama</TD></TR><TR><TD>inbisât: genişleme, yayılma</TD><TD>inkişâf: açığa çıkma</TD></TR><TR><TD>irâde: dileme, tercih, seçme gücü</TD><TD>ittihâz etme: kabullenme, edinme</TD></TR><TR><TD>kudret: güç ve iktidar</TD><TD>kâinat: evren, bütün yaratılmışlar</TD></TR><TR><TD>likâ: kavuşmak</TD><TD>mekân: yer</TD></TR><TR><TD>melce’: sığınak</TD><TD>menşe: kaynak</TD></TR><TR><TD>mertebe-i uzmâ: en büyük ve en yüksek mertebe</TD><TD>mertebe-i uzmâ-yı Tevhid: Tevhid hakikatlerine ulaşmada varılacak olan en büyük mertebe</TD></TR><TR><TD>mevcud: varlık</TD><TD>meşreb-i hâl: mânevî haz ve feyiz almayı hedef kabul eden tasavvufî bir yöntem</TD></TR><TR><TD>muhâfaza etme: koruma, saklama</TD><TD>muktezâ: bir şeyin gereği</TD></TR><TR><TD>muvâzene: denge</TD><TD>mâni: engel</TD></TR><TR><TD>münezzehiyet: kusur ve eksikliklerden arınmış ve yüce olma</TD><TD>rubûbiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi</TD></TR><TR><TD>sarâhat-i Kur’âniye: Kur’ân’ın açık bir şekilde ortaya koyduğu hükümler</TD><TD>sekir: mânâ alemindeki sarhoşluk</TD></TR><TR><TD>suhûletle: kolaylıkla</TD><TD>tahsis etmek: özel olarak belirlemek</TD></TR><TR><TD>tasarruf: dilediği gibi kullanma ve yönetme</TD><TD>tasavvur etme: düşünme, hayal etme</TD></TR><TR><TD>tecezzî: bölünme, parçalanma</TD><TD>tedbir etme: çekip çevirme, ihtiyacını karşılama</TD></TR><TR><TD>teveccüh: ilgi, yönelme</TD><TD>teşhis etmek: şekil ve suret vermek</TD></TR><TR><TD>verâset-i Nübüvvet: Peygamber varisliği</TD><TD>visâl: kavuşma</TD></TR><TR><TD>îcâd: var etme</TD><TD>şevk-i bekà: aşırı derecede sonsuzluk isteği</TD></TR><TR><TD>şuûnât: Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecelliye sevk eden Zâtına ait kutsal özellikler</TD></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  2. #12
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 513 + 37852


    Cevap: Dokuzuncu Lem'a - Sayfa 87

    <?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?><!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all>BODY { FONT-FAMILY: 'Trebuchet MS',Arial,serif; FONT-SIZE: 12pt}</STYLE>noktasında bulunuyor. Tasarrufunda tevzi ve inkısam yoktur. On Altıncı Söz ve Otuz İkinci Sözün İkinci Mevkıfının İkinci Maksadında bu sır tamamıyla izah ve ispat edilmiştir.

    “Lâ müşâhhate fi’t-temsîl” kaidesiyle temsildeki kusura bakılmadığından, gayet kusurlu bir temsil söyleyeceğim—tâ iki meşrebin bir derece farkı anlaşılsın.

    Meselâ, hârika ve emsalsiz, gayet büyük ve gayet ziynetli, şark ve garba bir anda uçacak ve şimalden cenuba ulaşan kanatlarını kapayıp açacak, yüz binler nakışlarla tezyin edilmiş ve kanadının herbir tüyünde gayet dâhiyâne san’atlar derc edilmiş bir tavus kuşu farz ediyoruz. Şimdi seyirci iki adam var. Akıl ve kalb kanatlarıyla bu kuşun yüksek mertebelerine ve hârika ziynetlerine uçmak istiyorlar.

    Birisi, bu tavus kuşunun vaziyetine ve heykeline ve hârikulâde herbir tüyündeki kudret nakışlarına bakar ve gayet aşk ve şevk ile sever. Dakik tefekkürü kısmen bırakır ve aşka yapışır. Fakat görür ki, hergün o sevimli nakışlar tahavvül ve tebeddül eder. Sevdiği ve perestiş ettiği o mahbublar kaybolur, zeval buluyor. O adam kendine tesellî vermek ve aklına sığıştıramadığı vahdet-i hakikî ile rubûbiyet-i mutlaka ve ehadiyet-i zâtî ile hallâkıyet-i külliyeye mâlik bir nakkâşın bir nakş-ı san’atıdır demek lâzım gelirken, o itikad yerine, “Bu tavus kuşundaki ruh o kadar âlîdir ki, onun sânii onun içindedir veya o olmuş. Hem o ruh, vücuduyla müttehid, vücudu ise sûret-i zâhiriye ile mümteziç olduğundan, o rûhun kemâli ve o vücudun yüksekliği, bu cilveleri böyle gösterir, her dakika başka bir nakşı ve ayrı bir hüsnü izhâr eder. Hakikî ihtiyar ile bir îcad değil, belki bir cilvedir, bir tezâhürdür” der.

    Diğer adam der ki: “Bu mîzanlı ve nizamlı, gayet san’atkârâne nakışlar, kat’î





    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>cenub: güney</TD><TD>cilve: görüntü, yansıma</TD></TR><TR><TD>dakik: ince</TD><TD>derc edilmek: yerleştirilmek</TD></TR><TR><TD>dâhiyâne: dâhiye yakışır şekilde</TD><TD>ehadiyet-i zâtî: zâtına ait birlik</TD></TR><TR><TD>emsalsiz: benzersiz, eşsiz</TD><TD>garb: batı</TD></TR><TR><TD>hakikî: asıl, gerçek</TD><TD>hallâkıyet-i külliye: herşeyi kuşatan yaratıcılık</TD></TR><TR><TD>hârikulâde: olağanüstü</TD><TD>hüsün: güzellik</TD></TR><TR><TD>ihtiyar: irade, dileme</TD><TD>inkısam: bölünme, kısımlara ayrılma</TD></TR><TR><TD>itikad: inanç</TD><TD>izah etme: açıklama</TD></TR><TR><TD>izhâr etmek: açığa çıkarmak, göstermek</TD><TD>kaide: kural, prensip</TD></TR><TR><TD>kat’î: kesin</TD><TD>kemâl: kusursuzluk, mükemmellik</TD></TR><TR><TD>kudret: güç, iktidar</TD><TD>lâ müşâhhate fi’t-temsîl: temsilde tartışma olmaz</TD></TR><TR><TD>mahbub: sevgili</TD><TD>maksad: amaç, hedef</TD></TR><TR><TD>mertebe: derece</TD><TD>mevkıf: bölüm, kısım</TD></TR><TR><TD>meşreb: hareket tarzı, metod</TD><TD>mâlik: sahip</TD></TR><TR><TD>mîzanlı: ölçülü</TD><TD>mümteziç: birleşik, karışık</TD></TR><TR><TD>müttehid: birleşmiş</TD><TD>nakkâş: nakış ustası, nakış yapan</TD></TR><TR><TD>nakış: işleme, süsleme</TD><TD>nakş-ı san’at: san’atlı nakış, işleme</TD></TR><TR><TD>nizamlı: düzenli</TD><TD>perestiş etmek: büyük bir düşkünlükle bağlanmak</TD></TR><TR><TD>rubûbiyet-i mutlaka: sınırsız rablık</TD><TD>san’atkârâne: san’atlı olarak</TD></TR><TR><TD>sâni: san’atlı bir şekilde yaratan</TD><TD>sûret-i zâhiri: dış görünüş</TD></TR><TR><TD>tahavvül etmek: değişmek, dönüşmek</TD><TD>tasarruf: dilediği gibi kullanma ve yönetme</TD></TR><TR><TD>tebeddül etmek: başkalaşmak, değişmek</TD><TD>tefekkür: derinlemesine düşünme</TD></TR><TR><TD>temsil: analoji, kıyaslama tarzında benzetme</TD><TD>tesellî: avutma, acısını dindirme</TD></TR><TR><TD>tevzi: dağıtma</TD><TD>tezyin edilme: süslenme</TD></TR><TR><TD>tezâhür: belirme, görünme</TD><TD>vahdet-i hakikî: Allah’ın gerçek anlamda tek oluşu</TD></TR><TR><TD>vaziyet: durum, hal</TD><TD>vücud: beden, maddi varlık</TD></TR><TR><TD>zeval: gelip geçici olma</TD><TD>ziynet: süs</TD></TR><TR><TD>âlî: yüce</TD><TD>îcad: var etme, yaratma</TD></TR><TR><TD>şark: doğu</TD><TD>şevk: şiddetli arzu ve istek</TD></TR><TR><TD>şimal: kuzey</TD></TR></TBODY></TABLE>
    <TABLE role=presentation cellSpacing=0 cellPadding=0><TBODY role=presentation><TR role=presentation></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  3. #13
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 513 + 37852


    Cevap: Dokuzuncu Lem'a - Sayfa 88

    <?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?><!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all>BODY { FONT-FAMILY: 'Trebuchet MS',Arial,serif; FONT-SIZE: 12pt}</STYLE>bir surette, bir irâde ve ihtiyar ve kasd ve meşîeti iktizâ eder. İrâdesiz bir cilve, ihtiyarsız bir tezâhür olamaz. Evet, tavusun mâhiyeti güzel ve yüksektir; fakat onun mâhiyeti fâil olamaz. Belki münfâildir; fâili ile hiçbir cihette ittihâd edemez. Rûhu güzel ve âlîdir, fakat mûcid ve mutasarrıf değil, belki ancak mazhar ve medardır. Çünkü herbir tüyünde, bilbedâhe, nihâyetsiz bir hikmetle bir san’at ve nihâyetsiz bir kudretle bir nakş-ı ziynet görünüyor. Bu ise irâdesiz, ihtiyarsız olamaz. Bu kemâl-i kudret içinde kemâl-i hikmeti ve kemâl-i ihtiyar içinde kemâl-i rubûbiyeti ve merhameti gösteren san’atlar, cilve milve işi değil. Bu yaldızlı defteri yazan kâtip onun içinde olamaz, onunla ittihâd edemez. Belki, yalnız o defter, o kâtibin yazı kaleminin ucuyla temâsı var. Öyle ise, o kâinat denilen misâlî tavusun hârikulâde ziynetleri, o tavus Hâlıkının yaldızlı bir mektubudur.”

    İşte şimdi o kâinat tavusuna bak, o mektubu oku, Kâtibine “Mâşâallah, Tebârekâllah, Sübhânallah” de. Mektubu kâtip zanneden veya kâtibi mektup içinde tahayyül eden veya mektubu hayal tevehhüm eden, elbette aşk perdesinde aklını saklamış, hakikatin hakikî suretini görmemiş.

    Vahdetü’l-vücudun meşrebine sebebiyet veren aşkın envaından en mühim ciheti, aşk-ı dünyadır. Mecâzî olan aşk-ı dünya, aşk-ı hakikîye inkılâb ettiği zaman, vahdetü’l-vücuda inkılâb eder. Nasıl ki insandan şahsî bir mahbûbu muhabbet-i mecâzî ile seven, sonra zevâl ve fenâsını kalbine yerleştiremeyen bir âşık, mahbûbuna aşk-ı hakikî ile bir bekà kazandırmak için “Mâbud ve Mahbûb-u Hakikînin bir âyine-i cemâlidir” diye kendini tesellî eder, bir hakikate yapışır. Öyle de, koca dünyayı ve kâinatı hey’et-i mecmuasıyla mahbub ittihâz





    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Hâlık: bütün varlıkların yaratıcısı olan Allah</TD><TD>Mahbûb-u Hakikî: sevilen ve gerçek anlamda sevilmeye lâyık olan Allah</TD></TR><TR><TD>Mâbud: bütün varlıkların kendisine ibadet ettiği Allah</TD><TD>Mâşâallah: Allah dilemiş ve ne güzel yaratmış</TD></TR><TR><TD>Sübhânallah: Allah her türlü eksiklikten sonsuz derecede yücedir</TD><TD>Tebârekâllah: Allah mübarek etsin</TD></TR><TR><TD>Vahdetü’l-vücud: “Allah’ın varlığı o kadar mükemmeldir ki, diğer varlıklar Ona göre hayâl ve gölge gibi zayıf varlıklardır; varlık ünvanını almaya lâyık değillerdir” diyen tasavvufî görüş</TD><TD>aşk-ı dünya: dünya aşkı, sevgisi</TD></TR><TR><TD>bekà: sürekli şekilde var olma</TD><TD>bilbedâhe: açık bir şekilde</TD></TR><TR><TD>cihet: yön</TD><TD>cilve: görünme, yansıma</TD></TR><TR><TD>enva: çeşitli türler</TD><TD>fenâ: yokluk</TD></TR><TR><TD>fâil: işi yapan</TD><TD>hakikat: asıl, esas</TD></TR><TR><TD>hakikî: asıl, gerçek</TD><TD>hey’et-i mecmua: bir şeyi oluşturan şeylerin tümü, ferdlerinin tamamı</TD></TR><TR><TD>hikmet: fayda, gaye</TD><TD>hârikulâde: olağanüstü</TD></TR><TR><TD>ihtiyar: dileme, tercih etme</TD><TD>iktizâ: gerektirme</TD></TR><TR><TD>inkılâb etmek: değişmek, dönüşmek</TD><TD>irâde: dileme, seçme gücü</TD></TR><TR><TD>ittihâd: birleşme, birlik</TD><TD>ittihâz etme: kabullenme, edinme</TD></TR><TR><TD>kasd: hedef, maksat</TD><TD>kemâl-i hikmet: Allah’ın istediği şeyi dilediği şekilde eksiksiz olarak yapması</TD></TR><TR><TD>kemâl-i ihtiyar: Allah’ın kusursuz idaresi</TD><TD>kemâl-i kudret: Allah’ın kudretinin mükemmelliği</TD></TR><TR><TD>kemâl-i rubûbiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan mâlikiyet, yaratıcılık ve terbiyesinin mükemmelliği</TD><TD>kudret: güç, iktidar</TD></TR><TR><TD>kâinat: evren, bütün yaratılmışlar</TD><TD>kâtip: yazıcı</TD></TR><TR><TD>mahbûb: sevgili</TD><TD>mazhar: sahip olma</TD></TR><TR><TD>mecâzî: gerçek olmayan</TD><TD>medar: dayanak noktası, kaynak</TD></TR><TR><TD>meşreb: hareket tarzı, yöntem</TD><TD>meşîet: irade, istek, dileme</TD></TR><TR><TD>misâlî: örnek olarak verilen</TD><TD>muhabbet-i mecâzî: Allah’ın dışındaki dünyevî varlıklara yönelik sevgi</TD></TR><TR><TD>mutasarrıf: dilediği gibi idare eden</TD><TD>mâhiyet: nitelik, özellik</TD></TR><TR><TD>mûcid: icad eden, yoktan var eden</TD><TD>nakş-ı ziynet: süslü işleme</TD></TR><TR><TD>nihâyetsiz: sınırsız</TD><TD>suret: biçim, şekil</TD></TR><TR><TD>tahayyül eden: hayal eden</TD><TD>tevehhüm eden: vehmeden, zanneden</TD></TR><TR><TD>tezâhür: belirme, görünme</TD><TD>yaldızlı: parıltılı</TD></TR><TR><TD>zevâl: geçici olma</TD><TD>ziynet: süs</TD></TR><TR><TD>âlî: yüce</TD><TD>âyine-i cemâl: güzelliği yansıtan ayna</TD></TR><TR><TD>şahsî: kişisel</TD></TR></TBODY></TABLE>
    <TABLE role=presentation cellSpacing=0 cellPadding=0><TBODY role=presentation><TR role=presentation></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  4. #14
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 513 + 37852


    Cevap: Dokuzuncu Lem'a - Sayfa 89

    <?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?><!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all>BODY { FONT-FAMILY: 'Trebuchet MS',Arial,serif; FONT-SIZE: 12pt}</STYLE>eden, sonra o muhabbet-i acîbe dâimî zevâl ve firak kamçılarıyla muhabbet-i hakikîye inkılâb ettiği vakit, o çok büyük mahbubunu zevâl ve firaktan kurtarmak için vahdetü’l-vücud meşrebine ilticâ eder. Eğer gayet yüksek ve kuvvetli îmân sahibi ise, Muhyiddin-i Arab’ın emsâli gibi zâtlara zevkli, nûrânî, makbul bir mertebe olur. Yoksa, vartalara, maddiyâta girmek, esbapta boğulmak ihtimâli var. Vahdetü’ş-şuhud ise, o zararsızdır, ehl-i sahvın da yüksek bir meşrebidir.


    اَللّٰهُمَّ اَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اِتِّبَاعَهُ 1
    سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ2








    Not
    Dipnot-1 Allah’ım! Bize hakkı hak olarak göster ve ona ittiba etmekle bizi rızıklandır.

    Dipnot-2 “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Sen herşeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın.” Bakara Sûresi, 2:32.




    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Muhyiddin-i Arabi: (bk. bilgiler)</TD><TD>Vahdetü’l-vücud: “Allah’ın varlığı o kadar mükemmeldir ki, diğer varlıklar Ona göre hayâl ve gölge gibi zayıf varlıklardır; varlık ünvanını almaya lâyık değillerdir” diyen tasavvufî görüş</TD></TR><TR><TD>ehl-i sahv: uyanık iken hakikatleri görerek onlara ulaşan Allah dostları</TD><TD>emsâl: benzerler</TD></TR><TR><TD>esbap: sebepler</TD><TD>firak: ayrılık</TD></TR><TR><TD>ilticâ: sığınma</TD><TD>maddiyât: maddi şeyler</TD></TR><TR><TD>makbul: kabul edilen</TD><TD>meşreb: yol, meslek, metod</TD></TR><TR><TD>muhabbet-i acîbe: şaşkına döndüren sevgi</TD><TD>muhabbet-i hakikî: gerçek sevgi</TD></TR><TR><TD>nûrânî: nurlu</TD><TD>vahdetü’ş-şuhud: Allah’tan başka bir şeyin görülmemesi ve Allah’tan başka her şeyin unutkanlık perdesiyle örtülmesi</TD></TR><TR><TD>varta: tehlike</TD><TD>zevâl: geçici olma</TD></TR><TR><TD>zât: kişi</TD></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 2/2 İlkİlk 12

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222