"ÜÇ-DÖRT ADAM" MESELESİ
Kemalizm'in Esasları Anayasadan Çıkarılmalı
BU REJİMLE İSLAM ALEMİNE ÖRNEK OLUNAMAZ!


Bediüzzaman Hazretleri, bu memlekette hükümet olmak ve millete faydalı olmak isteyenlere en evvel yapacakları işi işaret etmiştir. O da Birinci Dünya Savaşı sonrası bu memlekette yapılan değişikliklere ve o değişiklerden zararlı kısmın derhal temizlenmesi gerektiğine dikkat çekmiştir. Hatta değil Demokratlara en evvel Halk Partisinin bazı insaflı vatanperverlerine hitaben demiştir ki:

“Siz, şimdiye kadar gelen inkılab kusurlarını üç-dört adamlara verip, şimdiye kadar umumî harb ve sair inkılabların icbarıyla yapılan tahribatları -hususan an'ane-i diniye hakkında- tamire çalışsanız; hem size istikbalde çok büyük bir şeref ve âhirette büyük kusuratlarınıza keffaret olup, hem vatan ve millet hakkında menfaatli hizmet ederek milliyetperver, hamiyetperver namına müstehak olursunuz.” (Emirdağ Lahikası-1 sh: 219 )

Hülasa demiştir ki, şimdiye kadar yapılan hataları, birinci, ikinci, üçüncü reisler olan (M.Kemal,İ.İnönü,C.Bayar’a ve onlara kayıtsız şartsız destek olan mareşal Fevzi Paşa’ya verin. Ve onların hatalarından meydana gelen maddi manevi tahribatı tamir edin. Devletin anayasasında var olan o zararlı ilkeleri kaldırın.

Hususan dini hayatın yaşanmasına mani olan engellerin kaldırın. Ve dini hayatın öğrenilmesi ve yaşanmasına çalışın diye tavsiye ve ikazlarda bulunmuştur. Ancak ondan sonra millet nezdinde şeref kazanır ve hayırla yadedilirsiniz demiştir.

Bu günkü Kürt meselesinin çözümü de burada saklıdır. Yani devletin ve hükümetin kemalist ilkeleri bütünüyle anayasada ve kanunlarda koruyarak bu sorunu çözmeye çalışması çok neticesiz bir iştir. Yok "bu dönemleri 1940 sonra oldu, 27 mayıstan sonra oldu, 12 Eylül anayasasından sonra oldu" demek, kolaycılıktır. Dertlerle yüzleşmekten kaçmaktır.

Bu mesele ta 25’li yıllardaki 30’lu yıllardaki 40’lı yıllardaki, bizzat M.Kemal'in başında bulunduğu hükümetlerin hatalarının neticesidir. Oralara gidip o zamanlardaki “üç dört adamın” devlet eliyle yaptığı hatalarla yüzleşmeden ve o hataları tamir etmeden yapılan işler pansuman tedavisidir.
Yıllarca birikmiş dev meselelerin halledilmesi için devlet kemalist yapılanmadan temizlenmelidir. Asayiş için de bu lazımdır, ekonomi için de bu lazımdır. Hatta İslam aleminde sözümüzün dinlenilmesi ve bizden emin olmaları için devlet bünyesinde yerleşik bulunan kemalizm ilke ve inkilaplarından temizlenilmelidir. Yoksa istibdad- mutlakı bize başka bir kapta içirirler.

Hem de kemalizm ilkeleri devlet bünyesinde durduğu sürece, kaderin her sahada başarımıza müsade etmeyeceğini Bediüzzaman Hazretleri şöyle açıklar:

"Bu Alman mağlubiyetiyle neticelenen bu harbde, Osmanlı Devleti'nin mağlubiyetinin hikmeti nedir?"
Cevaben Eski Said demiş ki: Eğer galib olsaydık, medeniyet hatırı için çok mukaddesatı feda edecektik. -Nasılki yedi sene sonra edildi.- Ve medeniyet namıyla Âlem-i İslâm hususan Haremeyn-i Şerifeyn gibi mevâki'-i mübarekeye Anadolu'da tatbik edilen rejim kolaylıkla, cebren teşmil ve tatbik edilecekti. İnayet-i İlahiye ile onların muhafazası için, kader mağlubiyetimize fetva verdi.

Aynen bu cevabdan yirmi sene sonra, yine gecede: "Bîtaraf kalıp, giden mülkünü geri almakla beraber, Mısır ve Hind'i de kurtararak, bizimle ittihada getirmek, siyaset-i âlemce en büyük muzafferiyet
kazanmak varken; şübheli, dağdağalı, faidesiz bir düşmana (İngiliz) tarafdarlık göstermekle muzaaf bir surette ve zararlı bir yolu tercih etmek, böyle zeki, belki dâhî insanların nazarında saklı kalmasının hikmeti nedir?" diye sual benden oldu.

Gelen cevab manevî canibden geldi. Bana denildi ki:
"Sen, yirmi sene evvel manevî suale verdiğin cevab, senin bu sualine aynı cevabdır.
Yani: Eğer galib taraf iltizam edilseydi, yine mimsiz medeniyet namına galibane mümanaat görmeyecek bir tarzda bu rejimi Âlem-i İslâm'a, mevâki'-i mübarekeye teşmil ve tatbik edilecekti.

Üçyüzelli milyon İslâm'ın selâmeti için bu zahir yanlışı görmediler, kör gibi hareket ettiler." Kastamonu Lahikası (20)