Arkadaş! Kâinat dediğimiz şu apartman-ı İlahî öyle ulvî, yüksek, derin, ince nizamlara tâbi' ve öyle acib garib rabıtalara bağlıdır ki, eğer bir duvarı veya bir taşı, "Yerinden çık!" emrine hedef olsa; derhal âlem, ölüm hastalığına düşer, sekerata başlar; yıldızlar arasında müsademeler, ecram arasında muharebeler vukua gelir. Şu gayr-ı mütenahî boşluk; pek şiddetli sayhalar, pek dehşetli sâıkalar, pek korkunç sesler, sadâlar, gürültüler ve gümbürtülerle dolar. Evet insan-ı kebirin ölümü, küçük bir ölüm değildir. Sekerata başladığı zaman, milyarlarca kürelerin çarpışmasından husule gelen fırtınanın ne tasavvuru ve ne tarifi ve ne de görülmesi imkân dairesinde değildir.
Kâinat: Yaratılmış olan şeylerin tamamı, bütün âlemler, varlıklar.
Apartman-ı İlahî: İlahî apartman, Allah'ın(cc) kurduğu bina.
Ulvî: Yüksek, yüce.
Rabıta: İki şeyi birbirine bağlayan şey, bağ. *Yakınlık duyma, münasebet, ilgi, alâka, bağ. *Bağlılık.
Sekerat: Sarhoşluk. *Dalgınlık, baygınlık. *Ölmek üzere olan bir kişinin kendinden geçmesi.
Müsademe: Çarpışma, tokuşma, vuruşma, birbirine çarpma.
Ecram: Ruhsuz ve cansız büyük varlıklar, yıldızlar.
Muharebe: Savaşma, savaş, cenk, harp. *Savaşta yapılan çarpışmalardan her biri.
Vukua: Olmaya, meydana gelmeye, gerçekleşmeye.
Gayr-ı mütenahî: Sonsuz, nihayet bulmaz, bitmez.
Sayha: Çığlık, nara, haykırış.
Sâıkalar: Yıldırımlar.
Tasavvur: Bir şeyi zihinde şekillendirme, tasarlama, kurma. *Bir şeyi tahayyül etme, göz önüne getirme. *Yapılmasını düşünme.


İşte bu şiddetli ölüm ile hilkat bayılır, kâinat yayılır, hilkatin yağı ayranı birbirinden ayrılır. Cehennem maddesiyle, aşiretiyle bir tarafa çekilir; Cennet de letafetiyle, lezaiziyle ve bütün güzel unsurlarıyla tecelli ve incilâ eder.
Hilkat: Yaratılış.
Letafet: Latiflik, hoşluk.
Lezaiz: Lezzetler, zevk veren şeyler.
Tecelli: Görünme, kendini belli etme, ortaya çıkma.
İncilâ: Parlama, cilalanma.


İşarat-ül İ'caz