Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

Sayfa 2/2 İlkİlk 12
13 sonuçtan 11 ile 13 arası

  1. #11
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.052
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Melâikeye İman - Sayfa: 349


    melâikeye, sanki şöyle bir itiraz vârit olmuştur: “Beşerin Allah’a yapacağı ibadet ve takdis, onun ca’line sebeb-i kâfi gelmez mi ki, ca’linin hikmetini soruyorsunuz?”

    İşte vav-ı hâliye ile zikredilen وَنَحْنُ نُسَبِّحُ 1 cümlesi, güya o itirazı ref etmeye işarettir.

    نَحْنُ 2Maâsîden mâsum melâikenin cemaatlerinden kinâyedir.


    Cümlenin cümle-i ismiye şeklinde zikredilmesi, tesbihin melâikeye bir seciye olduğuna ve melâikenin tesbihata mülâzım ve müdavim olduklarına işarettir.

    نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ “Bizler, bütün ibadetlerin Sana mahsus olduğunu kâinata ilân ve Cenâb-ı Ulûhiyetine lâyık olmayan şeylerden münezzeh olduğuna iman ve bütün evsaf-ı azamet ve celâl ile muttasıf olduğuna itikad ediyoruz.”

    وَنُقَدِّسُ لَكَ 3 Bu ل, ya sıladır, bir mânâyı ifade etmez veya ta’lil ve sebebiyet içindir.

    Birinci ihtimale göre نُقَدِّسُكَ takdirinde olur. Yani, “Seni takdis ve tathir ediyoruz” demektir.

    İkinci ihtimale nazaran,نُقَدِّسُ ِلاَجْلِكَ takdirinde olur. Yani, “Biz, nefislerimizi, fiillerimizi günahlardan temizlemekle beraber, kalblerimizi mâsivândan çeviriyoruz” demektir.


    Not
    Dipnot-1 Biz tesbih ediyoruz.
    Dipnot-2 Biz.
    Dipnot-3 Her türlü eksiklik ve çirkinlikten uzak tutarak takdis ediyoruz.


    Cenab-ı Ulûhiyet: yüce ilâhlık makamı beşer: insanlık
    ca’l: yaratma, yapma cemaat: topluluk, grup
    cümle-i ismiye: isim cümlesi; isimle başlayan cümle evsaf-ı azamet ve celâl: Alah’ın haşmet, yücelik ve büyüklüğünü gösteren sıfatlar
    güya: sanki hikmet: sır, maksat, gaye
    itikad etme: inanma kinâye: bir sözü gerçek mânâsına da gelebilecek şekilde, onun dışında başka bir mânâda kullanma san’atı
    kâinat: evren, yaratılmış herşey maâsi: isyanlar, günahlar
    melâike: melekler muttasıf: vasıflanmış
    mâsivâ: Allah’tan başka var olan her şey mâsum: günahsız, suçsuz
    mülâzım ve müdâvim olma: bir şeyden ayrılmama, aralıksız devam etme münezzeh: arınmış, kusur ve eksiklikten yüce
    nazaran: bakarak, –göre nefis: kişinin kendisi
    ref etmek: ortadan kaldırmak sebeb-i kâfi: yeterli sebep
    seciye: huy, karakter sıla: gr. sıla cümlesi; Arapça’da “ellezî=öyleki” gibi müphem isimlerle bir önceki cümleye bağlanan ve o cümleyi açıklayıcı olarak gelen cümle
    takdir: lâfız olarak zikredilmediği halde, görünen lâfzın altında kapalı olarak bulunan söz ve mânâyı belirleme takdis: Allah’ı her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce tutma
    takdis ve tathir etme: Allah’ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten pâk ve yüce olduğunu dile getirme ta’lil: bir hükmün sebep ve illetlerini ortaya çıkarma, gösterme
    tesbih: Allah’ı her türlü noksan ve kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma tesbihat: Allah’ı öven ve kusurdan yüce tutan sözler ve varlıkların hal diliyle bu anlamı ifade etmesi
    vârit olma: akla gelme, kaynaklanma vâv-ı hâliye: Arapçada fiilin oluşu sırasında, fâilin (öznenin) veya mef’ûlün (tümleç) durumunu belirten “hâl”, eğer isim cümlesi olarak gelirse başına bağlantı edatı olarak, hâl’i, durumu açıklanan kelime olan “zi’l-hâl”e bağlayan vav’a “vâv-ı haliye denir
    ل: (bk. ḥ-r-f

    Yazar : Risale Forum

  2. #12
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.052
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Melâikeye İman - Sayfa: 350

    Bu وَ ise, iki rezileyi cem’ ve birbirine atfeden يُفْسِدُ 1 ’deki و ’ın aksine ve inadına olarak, biri takdis, diğeri tesbih, iki fazileti cem’ ve birbirine atfediyor.

    قَالَ اِنِّىۤ اَعْلَمُ مَا لاَ تَعْلَمُونَ 2 ﴿ Bu cümle, melâikenin istifsarından sonra, “Acaba Cenâb-ı Hak, istifsarlarına nasıl cevap verdi ve taaccüplerini ne ile izale etti? Ve beşerin onlara tercihindeki hikmet nedir?” diye sâmiin kalbine gelen suale icmalî bir cevaptır; tafsili sonra gelecektir.

    اِنِّىۤ اَعْلَمُ 3 ’deki اِنَّ tahkiki ifade etmekle tereddüt ve şüpheyi def etmek içindir. Bu ise, müsellem olmayan nazarî hükümlerde olur. Halbuki burada Allah’ın, halkın bilmediklerini bilmesi müsellem ve bedihî bir hükümdür; hâşâ, melâikenin bu hükümde tereddütleri yoktur. Binaenaleyh, burada bu اِنَّ Kur’ân-ı Kerimin îcaz için ihtisaren icmâl ettiği birkaç cümleye işarettir.

    1. Beşerdeki maslahatlar ve beşerin hayr-ı kesîre nisbeten mefsedetleri, şerr-i kalildir; şerr-i kalîl için hayr-ı kesîri terk etmek, hikmete muhalifdir.

    2. Beşerin hilâfete olan sırr-ı liyâkati, melâikece meçhul, Hâlıkça malûmdur.

    3. Beşerin onlara tercih hakkını veren hikmet, melâikece meçhuldür.

    4. اِنَّ ’nin ifade ettiği tahkik, bazen sarih hükme değil, cümlenin bir kaydından istifade edilen zımnî bir hükme râci olur. Burada اِنَّ ’nin tahkiki, لاَ تَعْلَمُونَ



    Not
    Dipnot-1 Bozgunculuk yapar.
    Dipnot-2 “Allah buyurdu ki: Şüphesiz ki ber sizin bilmediklerinizi bilirim.” Bakara Sûresi, 2:30.
    Dipnot-3 Şüphesiz ki ben bilirim.


    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah Hâlık: her şeyi yaratan Allah
    atfetme: bağlama bedihî: ap açık, aşikâr
    beşer: insanlık binaenaleyh: bundan dolayı
    cem: toplama, bir araya getirme fazilet: değer, üstünlük, erdem
    hayr-ı kesir: çok hayır, fazla iyilik hikmet: sır, maksat, gaye
    hilâfet: halifelik; yeryüzünde Allah’ın izni dairesinde ve Onun adına icraatta bulunma şeklinde, insana verilen görev hâşâ: asla, kesinlikle öyle değil
    icmalî: kısa, kısaca icmâl etme: özetleme, kısaltma
    ihtisaren: kısaca, özetleyerek istifsâr: açıklama isteyerek soru sorma
    izale: giderme, ortadan kaldırma malûm: bilinen, belli
    maslahat: fayda, yarar mefsedet: bozgunculuk, fesat
    melâike: melekler meçhul: bilinmeyen
    muhalif: aykırı, zıt müsellem: doğruluğu şüphesiz kabul edilmiş
    nazarî: henüz doğruluğu ispat edilmemiş, kesinlik kazanmamış, teorik olan nisbeten: kıyasla, oranla
    râci: ait, dönük sarih: açık
    sâmi: dinleyen, işiten sırr-ı liyâkat: lâyık olma sırrı, sebebi
    taaccüb: hayret etme, şaşkınlık tafsil: ayrıntı, detay
    tahkik: kesinleştirme takdis: Allah’ı her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce tutma
    tereddüt: şüphe tesbih: Allah’ı her türlü noksan ve kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma
    zımnî: gizli, kapalı, örtülü îcaz: geniş mânâyı az sözle anlatmak
    şerr-i kalîl: az kötülük اِنَّ: (bk. ḥ-r-f
    وَ: (bk. ḥ-r-f
    Yazar : Risale Forum

  3. #13
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.052
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Melâikeye İman - Sayfa: 351


    kaydından istifade edilen hükm-ü zımnîye râcidir. Yani, “Sizler, muhakkak bilmiyorsunuz.” Ve keza Allah’ın ilmi lâzım, beşerin vücudu melzumdur.

    Bu cümlede ilm-i İlâhinin vücuduna delâlet eden اَعْلَمُ 1 den, beşerin vücuda geleceği tebarüz eder. Çünkü اَعْلَمُ nün delâletine göre, ilm-i İlâhî taallûk ve tahakkuk etmiştir. Öyleyse beşerin vücudu herhalde olacaktır.

    Melâikeye verilen o icmalî cevabın tahkiki hakkında اِنَّ اللهَ عَلِيمٌ حَكِيمٌ 2 âyetinden şöyle bir izahat alınabilir ki: Cenâb-ı Hakkın ef’âli, hikmetlerden, maslahatlardan hâli değildir. Öyleyse mevcudat, halkın malûmatında münhasır değildir. Öyleyse melâikenin adem-i ilimleri, beşerin adem-i vücuduna delil olamaz.

    Ve keza, Cenâb-ı Hak, hayr-ı mahz olarak melâikeyi yaratmıştır, şerr-i mahz olarak da şeytanı yaratmıştır, hayır ve şerden mahrum olarak behaim ve hayvanatı halk etmiştir. Hikmetin iktizasına göre, hayır ve şerre kadir ve câmi olarak dördüncü kısmı teşkil eden beşerin yaratılması da lâzımdır ki, beşerin şeheviye ve gadabiye kuvvetleri kuvve-i akliyesine münkad ve mağlûp olursa, beşer, mücahedesinden dolayı melâikeye tefevvuk eder. Aksi halde, hayvanattan daha aşağı olur; çünkü özrü yoktur.



    Not
    Dipnot-1 Ben bilirim.
    Dipnot-2 “Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla bilir ve her şeyi hikmetle yaratır.” Tevbe Sûresi, 9:28


    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah adem-i ilim: bilmeme, ilim ve bilgisinin olmaması
    adem-i vücud: bir şeyin varlığının olmaması, yaratılmaması behâim: hayvanlar
    beşer: insan, insanlık câmi: toplayan; toplamış
    delâlet: delil olma, işaret etme, gösterme ef’âl: fiiler, işler
    gadabiye: öfke halk etme: yaratma
    hayr-ı mahz: sırf hayırdan ibaret hayır: iyilik
    hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması hâli: boş, beri, uzak
    hükm-ü zımnî: gizli, kapalı, örtülü hüküm icmâlî: kısaca, özetle
    iktiza: gerektirme, bir şeyin gereği ilm-i İlâhî: Allah’ın herşeyi kuşatan sınırsız ilmi
    izahat: izahlar, açıklamalar kadir: gücü yeten, yapabilen
    keza: bunun gibi kuvve-i akliye: akıl duygusu
    lâzım: bir şeyden ayrılması mümkün olmayan şey, herhangi bir şey hatıra gelince hiçbir delile ihtiyaç olmadan o şeyle beraber düşünülmesi zaruri olan diğer bir şey; meselâ malumât: bilgiler
    maslahat: fayda, yarar melzum: lâzım kılınan; bir hükmün varlığının diğer bir hükmü zorunlu olarak gerektirmesi, gündüz ile güneş meselesinde, “gündüz” melzumdur
    melâike: melekler mevcudat: varlıklar, var edilenler
    muhakkak: kesinlikle, kesin olarak mücahede: cihad etme, mücadele
    münhasır: ait, mahsus münkad olma: boyun eğme, emrine girme
    râci: ait, dönük taallûk: ilgili olma, bağlanma, ilişme
    tahakkuk: gerçekleşme tahkik: bir şeyin kesinlik ve doğruluğunu araştırma
    tebarüz etme: ortaya çıkma, belirme, gözükme tefevvuk etme: üstün gelme
    teşkil etme: meydana getirme, oluşturma vücud: varlık, var oluş
    vücuda gelme: yaratılma, meydana gelme, olma şeheviye: şehvet gücü
    şer: kötülük, fenalık şerr-i mahz: kötülüğün ta kendisi, sırf kötülük

    Yazar : Risale Forum

Sayfa 2/2 İlkİlk 12

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222