Sayfa 1/2 12 SonSon
14 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278


    İnsan ve Kâinat


    ﴿
    هُوَ الَّذِى خَلَقَ لَكُمْ مَا فِى اْلأَرْضِ جَمِيعًا ثُمَّ اسْتَوٰۤى اِلَى السَّمَاۤءِ فَسَوّٰيهُنَّ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ وَهُوَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ
    1

    Bu âyetin sabık âyetle cihet-i irtibatı:

    Evvelki âyette küfür ile küfran, delâil-i enfüsiye ile inkâr edilmiştir. Bu âyette, delâil-i âfâkiyeye işaret edilmiştir. Ve keza, evvelki âyette vücut ve hayat nimetlerine işaret edilmiş, bu âyette beka nimetine işaret edilmiştir. Ve keza, evvelki âyette, Sâniin vücuduna delil olmakla haşre bir mukaddeme olduğuna işaret edilmiş; bu âyette ise, âhiretin tahkikiyle şüphelerin izalesine işaret edilmiştir.

    Evet, sanki onlar diyorlar ki: “İnsana bu kadar kıymet ve ehemmiyet verilmesi nereden ve neye binaendir? Ve Allah’ın yanında mevkii nedir ki onun için kıyameti koparıyor?”


    Onlara cevaben Kur’ân-ı Kerim, bu âyetin işaretiyle diyor ki:

    “İnsanın pek yüksek bir kıymeti olmasaydı, semavat ve arz onun istifadesine muti ve musahhar olmazdı. Ve keza, insan ehemmiyetsiz olsaydı, mahlûkat onun için halk edilmezdi. Eğer insan ehemmiyetsiz ve kıymetsiz olsaydı, o vakit insan, mahlûkat için halk olunacaktı.

    Ve keza, insanın Hâlıkı yanında mevkii pek büyük olduğu içindir ki, âlem-i dünyayı kendisi için değil, beşer için, beşeri de ibadeti için halk etmiştir.”

    Hülâsa: İnsan mümtaz ve müstesnadır; hayvanlar gibi değildir. Onun için insan ثُمَّ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ 2 cevherine bir sadef olmuştur.


    Not
    Dipnot-1 “O, yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yarattı. Sonra semaya yöneldi ve gökleri yedi tabaka olarak tanzim etti. O herşeyi hakkıyla bilendir.” Bakara Sûresi, 2:29.
    Dipnot-2 “Sonra O'na döndürülürsünüz.” Bakara Sûresi, 2:28.


    Hâlık: her şeyi yaratan Allah Sâni: her şeyi san’atlı ve mükemmel bir şekilde yaratan Allah
    arz: dünya bekà: devamlılık ve kalıcılık
    beşer: insan, insanlık binaen: -dayanarak
    cevher: değerli şey, öz cihet-i irtibat: irtibat, münasebet yönü
    delâil-i enfüsiye: dahili deliller; kalb, vicdan, his ve lâtifeler gibi insanın iç âlemine konan donanımlarından hareketle Allah’ın varlığına ait deliller delâil-i âfâkiye: insanın kendi dışındaki deliller, kâinattaki deliller
    ehemmiyet: önem halk etme: yaratma
    haşr: insanların öldükten sonra tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanması hülâsa: öz, özet
    istifade: faydalanma, yararlanma izale etme: giderme, ortadan kaldırma
    keza: bunun gibi küfran: iyilik bilmeme, nankörlük
    küfür: nimeti örtme, nankörlük, inkâr kıyamet: dünyanın sonu, varlığın bozulup dağılması, kâinatın ölümünden sonra, bütün ölülerin dirilip ayağa kalkmaları, mahşerde toplanmaları
    mahlukât: yaratılmışlar mevki: konum, yer, değer
    mukaddeme: hazırlık musahhar: boyun eğdirilmiş, emre verilmiş
    muti’: itaat eden, emre uyan mümtaz: seçkin, üstün
    müstesna: seçkin sabık: geçen, önceki
    sadef: içinde inci bulunan kabuk semavat: gökler
    tahkikî: araştırarak ve kesin delillere dayanarak vücut: varlık
    âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki ebedî hayat âlem-i dünya: dünya âlemi

    Benzer Konular
    İnsan, şu kâinat ağacının en son ve en cem'iyetli meyvesi ..
    İnsan, şu kâinat ağacının en son ve en cem'iyetli meyvesi .. Gözümüzle görüyoruz ve aklımızla anlıyoruz ki; insan, .şu kâinat ağacının en son ve en cem'iyetli meyvesi, .ve hakikat-ı Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâm cihetiyle çekirdek-i aslîsi; .ve kâinat Kur'anının â
    İnsan kainat kanunlarına merkezdir
    İnsan kainat kanunlarına merkezdir Günün Risale-i Nur dersi Devami...
    'Allah, Kâinat ve İnsan'
    'Allah, Kâinat ve İnsan' İstanbul merkez vaizlerinden Mustafa Akgül, "Müslüman, çağdaş ilimleri kazanmaya çalışmalı, keşif ve icatları öğrenmeli. Devami...
    İnsan ve Kainat; Küçük Kainat ve Büyük İnsan
    İnsan ve Kainat; Küçük Kainat ve Büyük İnsan Bir tarafta atomlarla yazılan hücreler, hücrelerden dokunan organlar, bunların birlikte çalışmalarıyla ortaya çıkan insan bedeni. Öte yanda bakterilerle kaynaşan toprak, oksijen ve hidrojenin birlikteliğiyle meydana
    İnsan şu kainat agacının en son meyvesi.
    İnsan şu kainat agacının en son meyvesi. ” Asâ-yı Musa...Risale-i Nur" Biz kâinatın meyvesiyiz. Dünyamız, Güneş sisteminden bir dal. Hepimiz o dala takılıyız. Yerçekimiyle bağlıyız ona. Ciğerlerimizle havayla alışverişteyiz. Güneş gözümüzün için
    Yazar : Risale Forum

  2. #2
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278


    Cevap: İnsan ve Kâinat - Sayfa: 326


    Bu âyetteki cümlelerin nüktelerine geçiyoruz.

    Ey arkadaş! Birinci cümlede جَمِيعًا 1, ikinci cümlede ثُمَّ 2, üçüncü cümlede سَبْعَ 3 kelimeleri için bir tahkikat lâzımdır.4

    C - O tahkikatı, altı nokta da izah edeceğiz.


    Birinci nokta: Aşağıda beyan edildiği gibi, hayatın öyle bir hâsiyeti vardır ki, hayat, cüz’ü küll, cüz’îyi küllî, ferdi nev’, mukayyedi mutlak, bir şahsı bir âlem gibi kılar. Binaenaleyh, tek bir insan, “Dünya benim evimdir. Dünyadaki envâ benim kavmimdir ve benim aşiretimdir ve bütün eşya ile muarefem ve münasebetim vardır” diyebilir.

    İkinci nokta: Bilirsin ki, âlemde sabit bir nizam vardır, muhkem bir irtibat vardır ve daimî düsturlar, esaslı kanunlar vardır. Bu itibarla, âlem, bir saat veya muntazam bir makine gibidir. Herbir çarkın, herbir vidanın, herbir çivinin, makinenin nizam ve intizamında bir hissesi ve makinenin netice ve faidelerinde bir tesiri olduğu gibi, ehl-i hayat için ve bilhassa beşer için de bir faidesi var.



    Not

    Dipnot-1
    Tamamı, hepsi.
    Dipnot-2 Sonra (bk. ḥ-r-f: Atıf harfleri).
    Dipnot-3 Yedi.
    Dipnot-4 Arapça İşârâtü’l-İ’câz’da şu ibare vardır ki, tercüme edilirken tay edilmiştir:BİRİNCİ MES’ELE:S - Bu ayetin işaretinden anlıyoruz ki, arzdaki herşey beşerin istifadesine aittir. Halbuki bir tek insanın (meselâ Zeyd’in) koca arzın herbir eczâsından istifadesi nasıl tasavvur edilebilir? Habib ve Ali, Bahr-i Muhît-i Kebîrde bir adanın ortasındaki bir dağın ücrâ bir köşesindeki bir taştan nasıl istifade edecek? Zeyd’in malı Ömer’in istifadesine nasıl verilebilir? Zîra bu ayet diğer kardeşleriyle beraber herşeyin—tevziat olmaksızın—herbir ferde ait olduğunu bildiriyor. Ve keza, Güneş ve ay gibi büyük cirimler nasıl Zeyd ile Ömer’e ait olabilirler? Çünkü onların onlardan istifadeleri pek cüzîdir. Hem zararlı şeyler nasıl beşerin istifadesi için olabilir? Zîra Kur’an’da mücâzefe olamaz. Belâgat-i hakikiyesine mübâlağa yakışmaz.


    Ali: (bk. bilgiler – Ali Aras) Bahr-i Muhît-i Kebîr: Büyük Okyanus
    Habib: (bk. bilgiler – Molla Habib) arz: dünya
    aşîret: kabile belâgat-i hakikiye: gerçek belagat
    beyan: açıklama, anlatım beşer: insan, insanlık
    bilhassa: özellikle binaenaleyh: bundan dolayı
    cüz’: parça cüz’î: küçük, ferdî
    daimî: devam eden, sürekli düstur: kural, prensip
    ecza: kısımlar, bölümler ehl-i hayat: hayat sahipleri
    envâ: çeşitler, türler ferd: kişi, birey, şahıs
    hâsiyet: özellik, hususiyet intizam: düzenlilik
    irtibat: bağ, ilişki istifade: faydalanma, yararlanma
    itibar: özellik izah: açıklama
    kavim: topluluk keza: bunun gibi
    küll: bütün küllî: bir sınıfa ait bireylerin toplamı; tür
    muarefe: tanışma, tanışıklık muhkem: sağlam, kuvvetli
    mukayyed: kayıtlı, sınırlı muntazam: düzenli
    mutlak: sınırsız mübalağa: abartı
    mücâzefe: söz ile karşısındakinin hakkını örtme, aldatma münasebet: alâka, ilgi
    nev: çeşit, tür nizam: düzen, kanun, sistem
    nükte: ince ve derin mânâ sabit: yerleşik, kesin
    tahkikat: araştırmalar; hakikatı araştırma, kesinlik tasavvur: düşünme, hayal
    tay etme: atlama, geçme tevziat: dağıtım
    zîra: çünkü âlem: dünya; evren, kâinat

    Yazar : Risale Forum

  3. #3
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278


    Cevap: İnsan ve Kâinat - Sayfa: 327


    Üçüncü nokta: Aşağıda işiteceğin gibi, istifadede müzahemet ve münakaşa yoktur. Nasıl ki Zeyd diyebilir ki, “Şems benim lâmbamdır, dünya benim evimdir.” Ömer de öyle diyebilir ve aralarında münakaşa da olmaz. Evet, Zeyd, meselâ dünyada tek farz edilirse, istifadesi nasılsa, bütün insanlar içinde iken istifadesi yine öyledir-ne fazla olur ne noksan. Yalnız “gâreyn”e ait olan kısım müstesnadır. Zira yiyecek, içecek ve saire şeylerde münakaşa olur.

    Dördüncü nokta: Âlem için tek bir yüz, bir cihet değil, pek çok umumî ve muhtelif vecihler vardır. Ve faideleri temin eden kesretle umumî ve mütedahil, yani birbiri içinde cihetler vardır. Ve istifade yollarının da envâen türlü türlü tarikleri vardır. Meselâ senin güzel bir bahçen vardır. O bahçe, bir cihetten senin istifadene tahsis edildiği gibi, diğer bir cihetten de halkı faidelendirir. Meselâ o bahçenin hüsnüne, güzelliğine her bakan bir zevk alır, bir inşirah peyda eder; bunda bir mâni yoktur.


    Kezalik, insanın beş zahirî, beş bâtınî olmak üzere on tane hassası ve duygusu vardır. İnsan, bu duygularıyla ve keza cismiyle, ruhuyla, kalbiyle dünyanın her bir cüz’ünden istifade edebilir; mâni yoktur.

    Beşinci nokta: Bu âyetle diğer bazı âyetlerden anlaşılıyor ki, bu büyük dünya insan için yaratılmıştır. Ve yaratılışında, insanın istifadesi ille-i gaiye olarak nazara alınmıştır. Halbuki arzdan pek büyük olan Zühal’in, meselâ beşeri faidelendiren, yalnız ziyneti ve zayıf bir ziyasıdır. Bu cüz’î faide için ne suretle beşer ona ille-i gaiye olur?

    Elcevap: Bir faideyi takip eden adam, bütün fikrini, hayalini o faideye hasreder ve ondan mâada birşeye bakmaz. Ve herşeye kendi hesabına bakar, kimseyi nazara almaz. Hattâ kendisini ille-i gaiye zanneder. Binaenaleyh, bu gibi adama karşı makam-ı imtinanda söylenilen o gibi kelâmlarda mübalâğa yoktur. Evet, binlerce hikmetler için yaratılan Zühal’in herbir hikmetinde binlerce cihetler ve herbir cihetinde binlerce istifade edenler bulunduğu halde, “Hilkatinde o adamın istifadesi, ille-i gaiyeden bir cüz olarak düşünülmüştür” denilirse ne mânii var? Çünkü ille-i gaiye, daima basit birşeyden ibaret değildir.


    Altıncı nokta: İmam-ı Ali’nin وَتَزْعُمُ اَنَّكَ جِرْمٌ صَغِيرٌ وَفِيكَ اِنْطَوَى الْعَالَمُ اْلاَكْبَرُ 1


    Not
    Dipnot-1 Sen kendinin küçük bir varlık olduğunu zannedersin. Halbuki senin içinde büyük âlem dürülmüştür.


    Zühâl: Satürn gezegeni beşer: insanlık
    binaenaleyh: bundan dolayı bâtınî: dahile ait, iç
    cihet: taraf, yön cüz’: parça, kısım
    cüz’î: küçük, ferdî, sınırlı envâen: çeşit çeşit olarak
    farz etmek: sanmak, zannetmek gâreyn: ağız ve tenasül organları
    hasretmek: belirli bir şeyle sınırlama, bir şeye özgü kılmak hassa: duyu
    hikmet: fayda, gaye hilkat: yaratılış
    hüsn: güzellik ille-i gaiye: asıl gaye, maksat
    inşirah: ferahlanma, sevinme istifade: faydalanma, yararlanma
    kelâm: söz, ifade kesret: çokluk
    keza/kezâlik: bunun gibi makam-ı imtinan: verilen nimet ve ihsandan söz etme makamı
    muhtelif: çeşitli, farklı mübalâğa: abartı
    münakaşa: tartışma müstesna: hariç
    mütedahil: birbiri içinde, iç içe müzahamet: sıkışıklık
    nazar: dikkat, bakış nazara almak: dikkate almak
    peydâ: meydana gelme, ortaya çıkma sair: diğer, başka
    tarik: yol umumî: genel, herkese ait
    vecih: yön, yüz zira: çünkü
    ziya: ışık, parlaklık ziynet: süs
    zâhirî: görünen, dış âlem: dünya; evren, kâinat
    İmam-ı Ali: [bk. bilgiler – Ali (r.a.)] şems: güneş

    Yazar : Risale Forum

  4. #4
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278


    Cevap: İnsan ve Kâinat - Sayfa: 328


    emrettiği gibi, insan küçük bir cisim ise de, büyük âlemi içine alacak kadar büyüktür. Öyleyse cüz’î istifadesi küllî olur; öyleyse abesiyet yoktur.

    İKİNCİ MESE’LE:ثُمَّ 1hakkındadır.

    Ey arkadaş! Bu âyet, arzın semadan evvel yaratılmış olduğuna delâlet eder ve 2 وَاْلاَرْضُ بَعْدَ ذٰلِكَ دَحٰيهَا âyeti de semâvâtın arzdan evvel halk edildiğine dâldir. Ve 3 كَانَتَا رَتْقًا فَفَتَقْنَاهُمَا âyeti ise ikisinin bir maddeden beraber halk edilmiş ve sonra birbirinden ayırd edilmiş olduklarını gösteriyor.

    Şeriatın nakliyatına nazaran, Cenâb-ı Hak bir cevhereyi, bir maddeyi yaratmıştır, sonra o maddeye tecellî etmekle bir kısmını buhar, bir kısmını da mâyi kılmıştır. Sonra mâyi kısmı da, tecellîsiyle tekâsüf edip zebed (köpük) kesilmiştir. Sonra arz veya yedi küre-i arziyeyi o köpükten halk etmiştir. Bu itibarla, herbir arz için hava-i nesîmîden bir sema hasıl olmuştur. Sonra o madde-i buhariyeyi bast etmekle yedi kat semavatı tesviye edip yıldızları içine zer’etmiştir ve o yıldızlar tohumuna müştemil olan semavat, in’ikad etmiş, vücuda gelmiştir.

    Hikmet-i cedidenin nazariyatı ise şu merkezdedir ki: Görmekte olduğumuz manzume-i şemsiye ile tâbir edilen güneşle ona bağlı yıldızlar cemaati, basit bir cevhere imiş. Sonra bir nevi buhara inkılâp etmiştir. Sonra o buhardan, mâyi-i nârî hasıl olmuştur. Sonra o mâyi-i nârî, burudetle tasallûb etmiş, yani katılaşmış; sonra şiddet-i hareketiyle bazı büyük parçaları fırlatmıştır. O parçalar tekâsüf ederek seyyarat olmuşlardır; şu arz da onlardan biridir. Bu izahata tevfikan, şu iki meslek arasında mutabakat hasıl olabilir. Şöyle ki:“İkisi de birbirine bitişikti, sonra ayrı ettik” mânâsında olan كَانَتَا رَتْقًا فَفَتَقْنَاهُمَا 4’nın ifadesine nazaran, manzume-i şemsiye ile arz, dest-i


    Not
    Dipnot-1 Sonra (bk. ḥ-r-f: Atıf harfleri).
    Dipnot-2 “Sonra da yeri yayıp (düzenleyip) döşedi.” Nâziât Sûresi, 79:30.
    Dipnot-3 “(Gök ile yer) bitişik iken, Biz onları birbirinden koparıp ayırdık.” Enbiyâ Sûresi, 21:30.
    Dipnot-4 Enbiyâ Sûresi, 21:30.


    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah abesiyet: faydasızlık, gayesizlik
    arz: dünya bast etmek: yaymak, genişletmek
    buhara inkılâp etme: gaz haline dönüşme burudet: donma, soğuma
    cemaat: topluluk, grup cevhere: bir şeyi o şey yapan asıl öz, maya, madde
    cüz’î: az, küçük, ferdî delâlet: delil olma, işaret etme
    halk etmek: yaratmak hasıl olmak: meydana gelmek
    hava-i nesimî: atmosfer hikmet-i cedide: yeni fenler; pozitif ilimler
    in’ikad etme: donma, katılaşma izahat: izahlar, açıklamalar
    küllî: kapsamlı küre-i arziye: yer küre
    madde-i buhariye: buhar, gaz halindeki madde manzume-i şemsiye: güneş sistemi
    mutabakat: uygunluk mâyi: sıvı
    mâyi-i nârî: akıcı, sıvı ateş müştemil: içine alan, kapsamına alan
    nazaran: –göre nazariyat: nazariyeler, teoriler
    nevi: çeşit, tür semavat: gökler
    semâ: gökyüzü seyyarat: gezegenler
    tabir: anlatma, ifade etme tasallub: katılaşma, sertleşme
    tecellî: belirme, görünme tekâsüf: yoğunlaşma
    tesviye etme: düzleme, düzenleme tevfikan: uygun olarak
    vücuda gelme: var olma, oluşma zebed: köpük
    zer’ etme: ekme şeriat: Allah tarafından bildirilen hükümlerin hepsi, İslâmiyet
    şiddet-i hareket: hızlı hareket

    Yazar : Risale Forum

  5. #5
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278


    Cevap: İnsan ve Kâinat - Sayfa: 329


    kudretin madde-i esîriyeden yoğurmuş olduğu bir hamur şeklinde imiş. Madde-i esîriye, mevcudata nazaran akıcı bir su gibi mevcudatın aralarına nüfuz etmiş bir maddedir. 1 وَكَانَ عَرْشُهُ عَلَى الْمَاۤءِ âyeti, şu madde-i esîriyeye işarettir ki, Cenâb-ı Hakkın arşı, su hükmünde olan şu esîr maddesi üzerinde imiş. Esîr maddesi yaratıldıktan sonra, Sâniin ilk icadlarının tecellîsine merkez olmuştur. Yani esîri halk ettikten sonra, cevâhir-i ferde kalb etmiştir. Sonra bir kısmını kesif kılmıştır ve bu kesif kısımdan, meskûn olmak üzere yedi küre yaratmıştır. Arz, bunlardandır.

    İşte arzın, hepsinden evvel tekâsüf ve tasallûb etmekle acele kabuk bağlayarak uzun zamanlardan beri menşe-i hayat olması itibarıyla, hilkat-i teşekkülü, semavattan evveldir. Fakat arzın bast edilmesiyle nev-i beşerin taayyüşüne elverişli bir vaziyete geldiği, semavatın tesviye ve tanziminden sonra olduğu cihetle, hilkati, semavattan sonra başlarsa da, bidayette, mebde’de ikisi beraber imişler. Binâenalâhâzâ, o üç âyetin aralarında bulunan zahirî muhalefet, bu üç cihetle mutabakata inkılâp eder.

    İkinci bir cevap: Ey arkadaş! Kur’ân-ı Kerim tarih, coğrafya muallimi değildir. Ancak, âlemin nizam ve intizamından bahisle Sâniin marifet ve azametini cumhur-u nâsa ders veren mürşid bir kitaptır. Binaenaleyh, bunda iki makam vardır:


    Birinci makam nimetleri, ihsanları, merhametleri göstermekle delâil-i zâhiriyeyi beyan etmekten ibarettir. Bu itibarla arz, semavattan evveldir.
    İkinci makam azamet, izzet, kudret delillerini gösterir bir makamdır. Bu cihetle semavat, arzdan evveldir. ثُمَّ 2 mâbadinin, mâkablinden bir zaman sonra vücuda


    Not
    Dipnot-1 “Arşı su üzerindeyken...” Hûd Sûresi, 11:7.
    Dipnot-2 Sonra (bk. ḥ-r-f: Atıf harfleri)


    Arş: Allah’ın büyüklük ve yüceliğinin ve herşeyi kuşatan sınırsız egemenliğinin tecelli ettiği yer Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah
    Sâni: herşeyi mükemmel ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah arz: dünya
    azamet: büyüklük, yücelik bahis: söz etme, konuşma
    bast edilme: yayılma, genişleme beyan: açıklama, anlatma
    bidayet: başlangıç binaenaleyh: bundan dolayı
    binâenalâhâzâ: buna binâen, bundan dolayı cevahir-i ferd: atomlar
    cihet: taraf, yön cumhur-u nas: halkın çoğunluğu
    delâil-i zâhiriye: açıkta olan, görünen deliller dest-i kudret: kudret eli
    esîr: bütün kâinatı dolduran ince, lâtif madde halk etme: yaratma
    hilkat: yaratılış hilkat-i teşekkül: oluşum, yaratılış, şekil olarak yaratılma
    icad: yeni bir şey var etme, vücuda getirme ihsan: bağış, ikram
    inkılâp etme: dönüşme intizam: düzenlilik, sistem
    itibar: özellik, bakımından izzet: yücelik
    kalb etme: dönüştürme kesif kılma: yoğunlaştırma, katılaştırma
    kudret: güç, iktidar madde-i esîriye: esîr maddesi; bütün kâinatı dolduran ince, lâtif madde
    marifet: bilme ve tanıma mebde’: ilk yaratılış, başlangıç
    menşe-i hayat: hayatın kaynağı merhamet: acıma, şefkat
    meskûn: yerleşilebilir, oturulabilir mevcudat: varlıklar, var edilenler
    muallim: öğretmen muhalefet: farklılık
    mutabakat: uygunluk mâbadi: sonrası
    mâkabli: öncesi mürşid: irşad eden, doğru yolu gösteren
    nazaran: –göre nev-i beşer: insan nevi, türü, insanlık
    nizam: düzen, kanun nüfuz etme: içe geçme, işleme
    semavat: gökler taayyüş: yaşama, geçinme
    tanzim: düzenleme tasallub: katılaşma, sertleşme
    tecellî: belirme, görünme tekâsüf: kesifleşme, yoğunlaşma
    tesviye: düzeltme, düzleme zâhirî: açık, görünürde
    âlem: evren, kâinat

    Yazar : Risale Forum

  6. #6
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278


    Cevap: İnsan ve Kâinat - Sayfa: 330


    geldiğine delâlet eder ki, buna “terâhi” denilir. Demek burada arz ile semavat arasında bir uzaklık vardır. Bu uzaklık, arzın semavattan evvel halk edildiğine göre zâtîdir, aksi halde rütebî ve tefekkürîdir. Yani semavatın hilkati birinci ise de, tefekkürce rütbesi ikincidir; arzın hilkati ikinci ise de, tefekkürü birincidir. Yani, evvelâ arzın tefekkürü, sonra semavatın tefekkürü lâzımdır. Buna göre ثُمَّ 1 ile اِسْتَوٰى 2 arasında 3 اِعْلَمُوا وَتَفَكَّرُوا mukadderdir. Takdir-i kelâm 4 ثُمَّ اعْلَمُوا وَتَفَكَّرُوا اَنَّهُ اِسْتَوٰى ilâ âhir, dir.

    ÜÇÜNCÜ MES’ELE:سَبْعَ 5 kelimesi hakkındadır.

    Ey arkadaş! Semavatın dokuz tabakadan ibaret olduğu, eski hikmetin hurafelerinden biridir. Onların o hurâfe-vâri fikirleri, efkâr-ı âmmeyi istilâ etmişti. Hattâ bazı müfessirler, bazı âyetlerin zahirini onların mezheplerine meylettirmişlerdir.

    Hikmet-i cedide ise, feza denilen şu boşlukta yalnız yıldızların muallâk bir vaziyette durmakta olduklarına kaildir. Bunların mezhebinden semavatın inkârı çıkıyor. Ve bu iki hikmetin birisi ifrata varmışsa da ötekisi tefritte kalmıştır.

    Şeriat ise, Cenâb-ı Hakkın yedi tabakadan ibaret semavatı halk etmiş olduğuna hâkimdir ve yıldızların da balık gibi o semalar denizlerinde yüzmekte olduklarına kaildir.

    Hadîs ise, semanın 6 مَوْجٌ مَكْفُوفٌ ’den ibaret bulunduğunu emrediyor. Şu hak olan mezhebin, altı mukaddeme ile tahkikatını yapacağız.


    Not
    Dipnot-1 Sonra.
    Dipnot-2 Belli bir nizam ve intizamla düzenledi.
    Dipnot-3 Bilin ve tefekkür edin.
    Dipnot-4 Sonra, bilin ve tefekkür edin ki, hiç şüphesiz O yönelmiştir (iradesini yöneltmiştir.)...
    Dipnot-5 Yedi.
    Dipnot-6 “Sema, dalgaları karar kılmış bir denizdir.” Tirmizî, Tefsîru Sûre 57:1; Müsned, 2:370.


    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah arz: yer, dünya
    delâlet etme: delil olma, işaret etme efkâr-ı âmme: genel düşünce, kamuoyu
    feza: uzay, gökyüzü hadîs: Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek sözü
    halk etme: yaratma hikmet: fen, müsbet ilim
    hikmet-i cedîde: yeni felsefe hilkat: yaratılış
    hurafe: delile dayanmayan saçma inanış, safsata, uydurma söz hurâfe-vâri: hurafeye benzer, hurafe gibi
    hâkim: hükmeden ifrat: aşırılık
    ilâ âhir: sonuna kadar istilâ: kuşatma, işgal etme
    kail olmak: inanmak, inandığını söylemek meylettirmek: yöneltmek
    mezhep: gidilen yol, fikir ve düşünce ekolü muallâk: asılı, boşta
    mukaddeme: başlangıç, giriş mukadder: gr. lâfız olarak zikredilmediği halde gizli olarak kastedilen şey
    müfessir: Kur’ân-ı Kerimi mânâ bakımından tefsir eden, yorumlayan âlim kimse rütebî: derecelere göre sıralama
    semavat: gökler semâ: gökyüzü
    tahkikat: derinlemesine araştırma, inceleme takdir-i kelâm: sözün gelişi; lâfız olarak zikredilmediği halde, görünen lâfzın altında kapalı olarak bulunan söz, mânâ
    tefekkür: etraflıca ve derinlemesine düşünme tefekkürî: etraflıca ve derinlemesine düşünerek
    tefrit: tersine aşırılık, normalden aşağı olma terâhî: geri kalma, gecikme, sonraya kalma, sonra olma
    vücuda gelmek: meydana gelmek zahirî: görünürdeki
    şeriat: Allah tarafından bildirilen hükümlerin hepsi, İslâmiyet ثُمَّ: (bk. ḥ-r-f

    Yazar : Risale Forum

  7. #7
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278


    Cevap: İnsan ve Kâinat - Sayfa: 331


    Birinci mukaddeme: Şu geniş boşluğun esîr ile dolu olduğu, fennen ve hikmeten sâbittir.

    İkinci mukaddeme: Ecrâm-ı ulviyenin kanunlarını rapt eden ve ziya ve hararetin emsalini neşir ve nakleden fezayı doldurmuş bir madde mevcuttur.

    Üçüncü mukaddeme: Madde-i esîriyenin, yine esîr olarak kalmak şartıyla, sair maddeler gibi muhtelif teşekkülâtı ve ayrı ayrı nevileri vardır. Buhar ile su ve buzun teşekkülâtları gibi.


    Dördüncü mukaddeme: Ecram-ı ulviyeye dikkat edilirse, tabakaları arasında muhalefet görünür. Evet, yeni teşekküle ve in’ikada başlamış milyarlarca yıldızlardan ibaret Kehkeşan ile anılan tabaka-i esîriye, sabit yıldızların tabakasına muhalifdir. Bu da manzume-i şemsiyenin tabakasına ve hâkezâ; yedi tabakaya kadar birbirine muhalif tabakalar vardır.

    Beşinci mukaddeme: Araştırmalar neticesinde sabit olmuştur ki, bir maddede teşkil, tanzim, tesviyeler vâki olursa, biribirine muhalif tabakalar husule gelir. Bir madenden kül, kömür, elmas meydana gelir; ateşten alev, duman husule gelir. Müvellidülmâ ile müvellidülhumuzanın imtizacından su, buz, buhar tevellüd eder.

    Altıncı mukaddeme: Şu müteaddit emarelerden anlaşıldı ki, semavat, müteaddittir. Şeriat Sahibi de yedidir demiştir; öyle ise yedidir. Maahaza yedi, yetmiş, yedi yüz sayıları Arap üslûplarında kesret için kullanılır.

    Arkadaş! Pek geniş bulunan Kur’ân-ı Kerimin hitaplarına, mânâlarına, işaretlerine dikkat edilmekle, bir âmiden tut, bir veliye kadar bütün tabakat-ı nâsa ve umum efkâr-ı âmmeye olan müraatları, okşamaları fevkalâde hayrete, taaccübe muciptir.

    Meselâ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ 1 kelimesinden bazı insanlar havâ-i nesîmiyenin tabakalarını fehmetmiştir. Öbür bazı da, arzımız ile arkadaşları olan hayattar küreleri


    Not
    Dipnot-1 Yedi gök.


    arz: dünya ecrâm-ı ulviye: gök cisimleri, gökteki büyük cisimler
    efkâr-ı âmme: genel düşünce, kamuoyu emare: belirti, işaret
    emsal: benzerler esîr: bütün kâinatı kaplayan ince, lâtif madde
    fehmetme: anlama fennen ve hikmeten: fenlere ve ilimlere göre
    fevkalâde: olağanüstü feza: uzay, gökyüzü
    hararet: ısı, sıcaklık havâ-i nesîmiye: atmosfer
    hayattar: canlı, hayat dolu hitap: konuşma
    husule gelme: oluşma, ortaya çıkma hâkezâ: böylece, bunun gibi
    imtizac: birleşme, kaynaşma in’ikad: oluşma, kurulma
    kehkeşan: Samanyolu galaksisi kesret: çokluk
    küre: gezegen, yerküre gibi gök cismi maahaza: bununla beraber, bununla birlikte
    madde-i esîriye: esîr maddesi manzume-i şemsiye: güneş sistemi
    muhalefet: farklılık muhalif: farklı, zıt
    muhtelif: çeşitli, değişik mukaddeme: başlangıç, giriş, basamak
    mûcip: gerektirici, gerektiren müraat: riayet etme, gözetme
    müteaddit: bir çok, çeşitli müvellidülhumuza: oksijen
    müvellidülmâ: hidrojen nakletme: iletme, taşıma
    nevi: çeşit, tür neşir: yayma
    rapt etmek: bağlamak semavat: gökler
    taaccüb: hayret etme, şaşkınlık tabaka-i esîriye: esir maddesinden meydana gelen tabaka
    tabakat-ı nâs: insanların dereceleri, sınıfları tanzim: düzenleme
    tesviye: düzeltme, düzleme tevellüd etme: doğma, meydana gelme
    teşekkül: oluşum teşekkülât: oluşumlar
    teşkil: meydana gelme, oluşma umum: bütün, genel
    veli: Allah dostu vâki olma: olma, meydana gelme
    ziya: ışık, parlaklık âmi: eğitimsiz kimse, normal halktan biri
    üslûp: ifade tarzı Şeriat Sahibi: İlâhi kanunların sahibi olan Allah

    Yazar : Risale Forum

  8. #8
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278


    Cevap: İnsan ve Kâinat - Sayfa: 332


    ihata eden nesîmî küreleri fehmetmiştir. Bir kısım da, seyyarât-ı seb’ayı fehmetmiştir. Bir kısmı da, manzume-i şemsiye içinde esîrin yedi tabakasını fehmetmiştir. Bir kısım da, şu bildiğimiz manzume-i şemsiye ile beraber altı tane daha manzume-i şemsiyeyi fehmetmiştir. Bir kısım da esîrin teşekkülâtı yedi tabakaya inkısam ettiğini fehmetmiştir.

    Hülâsa: Herbir kısım insanlar, istidatlarına göre feyz-i Kur’ân’dan hisselerini almışlardır. Evet, Kur’ân-ı Kerim, bütün şu mefhumlara şâmildir diyebiliriz.

    Birinci cümle: هُوَ الَّذِى خَلَقَ لَكُمْ مَا فِى اْلأَرْضِ جَمِيعًا 1 ﴿ Bu cümlenin beş vecihle mâkabliyle irtibatı vardır:

    Birinci vecih: Evvelki âyet, vücut ve hayat nimetlerine işarettir. Bu âyet, beka ve bekanın esbab ve levazımatına işarettir.


    İkinci vecih: Kur’ân-ı Kerim, vakta ki evvelki âyetle beşer için mertebelerin en yükseği olan rücûu ispat etti, sâmiin zihnine şöyle bir sual geldi: “Şu zelil insanların bu yüksek mertebeye liyakatleri nereden gelmiştir?” Kur’ân-ı Kerim, bu cümle ile o suali şöylece cevaplandırmıştır: “Bütün dünya dest-i itaat ve teshirine verilen insanın, elbette Hâlıkının yanında büyük bir mevkii vardır.”

    Üçüncü vecih: Evvelki âyet beşer için haşir ve kıyametin vücuduna işaret etmesi, sâmice güya “Beşerin ne kıymeti vardır ki onun saadeti için kıyamet kopacak?” diye vârit olan sual, bu âyetle, “Arz bütün müştemilâtiyle istifadesi için yaratılan ve bütün envâ, itaat ve emrine verilen insan, netice-i hilkattir. Elbette ve elbette onun saadeti için kıyamet kopacaktır” diye cevaplandırılmıştır.

    Dördüncü vecih: Evvelki âyet, kıyamette esbab ve vesaitin ortadan kalkmasıyla, insanın mercii yalnız Cenâb-ı Hakka münhasır kalacağına işaret etmiştir. Bu âyet ise, dünyada da insanın merci-i hakikîsi Cenâb-ı Hakka münhasır olduğunu söylüyor. Zira esbab ve vesaitin arkasında, kudretin şuaı görünür; tesir Onundur, esbab ise perdedir.


    Not
    Dipnot-1 “O ki, yeryüzünde bulunan her şeyi sizin için yarattı.” Bakara Sûresi, 2:29.


    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah Hâlık: her şeyi yaratan Allah
    arz: dünya bekà: devamlılık ve kalıcılık
    beşer: insanlık dest-i itaat ve teshirine verilme: itaat ve emrine verilerek üstün kılınma
    envâ: çeşitler, türler esbab: sebepler
    esîr: bütün kâinatı kaplayan lâtif, ince madde fehmetme: anlama
    feyz-i Kur’ân: Kur’ân’ın verdiği ilham, bereket ve ilim bolluğu güya: sanki
    haşir: öldükten sonra âhiret âleminde tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma hülâsa: kısaca
    ihata etme: kuşatma, kapsama inkısam: bölünme, kısımlara ayrılma
    istidat: ruhî özellik, yetenek istifade: faydalanma
    itaat: emre uyma, boyun eğme kudret: güç, iktidar
    kıyamet: dünyanın sonu, varlığın bozulup dağılması, kâinatın ölümünden sonra, bütün ölülerin dirilip ayağa kalkmaları, mahşerde toplanmaları levazımat: gerekli olan şeyler
    liyakat: lâyık olma manzume-i şemsiye: güneş sistemi
    mefhum: bir sözden çıkarılan mânâ merci: sığınak, dönüş yeri
    merci-i hakikî: gerçek dönülecek, sığınılacak yer mevki: yer, konum
    mâkabli: öncesi münhasır: ait, mahsus, sınırlı
    müştemilât: içindekiler nesîmî küre: atmosferi olan küre, yerküre gibi atmosferi olan gök cismi, gezegen
    netice-i hilkat: yaratılışın neticesi rücû: dönme, dönüş
    saadet: mutluluk seyyarât-ı seb’a: yedi gezegen
    sual: soru sâmi’: dinleyici, işitici
    teşekkülât: oluşumlar vecih: şekil, tarz
    vesait: araçlar, vasıtalar vârid olma: akla gelme
    zelil: aşağı, alçak zira: çünkü
    şamil: içine alan, kapsamlı şua: ince ışık huzmesi, parıltı
    Yazar : Risale Forum

  9. #9
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278


    Cevap: İnsan ve Kâinat - Sayfa: 333


    Beşinci vecih:
    Evvelki âyet, saadet-i ebediyeye işarettir. Bu âyet de, saadet-i ebediyenin insana verilmesini iktiza eden ve sebep olan Cenâb-ı Haktan sebkat etmiş fazl ve in’âma işarettir ki, kendisine arzın müştemilâtı ihsan edilmiş insanın, elbette saadet-i ebediyeye liyakatı vardır.


    ثُمَّ اسْتَوٰى اِلَى السَّمَاۤءِ 1 ﴿ Bunun mâkabliyle cihet-i irtibatı dörttür:

    Birinci cihet: Arz ve sema, tev’em, yani ikizdirler; birbirinden ayrılmazlar. Zikirde, fikirde daima beraber dolaşıyorlar. Bu cümleden evvelki cümlede arz zikredildiği gibi, bu cümlede de sema zikredilmiştir.


    İkinci cihet: Beşerin arzdan istifadesini ikmal ve itmam eden, ancak semavatın tanzimidir.

    Üçüncü cihet: Evvelki âyet, ihsan ve fazl delillerine işaret etmiştir. Bu âyet de, kudret ve azamete işaret ediyor.

    Dördüncü cihet: Bu cümle, beşerin istifadesi yalnız arza münhasır olmadığına, sema dahi onun istifadesine teshir edildiğine işarettir.

    فَسَوّٰيهُنَّ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ 2 ﴿ Bu cümlenin mâkabliyle irtibatı, üç çeşittir:

    1. كُنْ 3 ile فَيَكُونُ 4 arasındaki irtibat gibidir. Nasıl ki memurun husulü كُنْ emrine bağlıdır; semavatın tesviyesi de, اِسْتَوَى 5 ya bağlıdır.

    2. Kudretin taallûkuyla iradenin taallûku arasındaki irtibat gibidir. Yani; اِسْتَوَى iradenin taallûkuna, tesviye de kudretin taallûkuna benzer bir irtibattır.


    3. Netice ile mukaddeme arasında bulunan irtibat gibidir. Çünkü semavatın tesviyesi, mukaddemesi olan اِسْتَوٰى ya terettüp eder.


    Not
    Dipnot-1 Sonra gökyüzünü belli bir nizam ile düzenledi.
    Dipnot-2 Gökyüzünü yedi gök olarak tanzim etti.
    Dipnot-3 Ol.
    Dipnot-4 Hemen oluverir.
    Dipnot-5 Belli bir nizam ve intizamla düzenledi.


    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah arz: dünya, yeryüzü
    azamet: büyüklük beşer: insanlık
    cihet: yön, taraf cihet-i irtibat: bağlantı yönü
    fazl: lütuf, bağış, ihsan husul: meydana gelme
    ihsan: bağış, ikram, lütuf ikmâl: tamamlama
    iktiza etme: gerektirme in’am: nimetler
    irtibat: bağ, ilişki itmam: tamamlama
    kudret: güç, iktidar liyakat: lâyık olma
    memur: emir altında olan, kendisine emredilen mukaddeme: başlangıç, önsöz
    mâkabli: öncesi münhasır: ait, mahsus
    münhasır olma: sınırlı olma, ait, mahsus olma müştemilât: içindekiler
    saadet-i ebediye: sonu olmayan, sonsuz mutluluk sebkat etme: daha önceden verilme
    semavat: gökler semâ: gök
    taallûk: münasebet, ilgili, alâkalı olma tanzim: düzenleme
    terettüp etme: netice olarak lâzım gelme, gerekme teshir edilme: emrine verilme
    tesviye: düzleme, düzeltme tev’em: ikiz
    vecih: şekil, tarz zikir: Allah’ı anma
    Yazar : Risale Forum

  10. #10
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278


    Cevap: İnsan ve Kâinat - Sayfa: 334


    وَهُوَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ
    1 ﴿ Bu cümle mâkabliyle iki vecihle merbuttur:

    Birinci vecih: Bu cümledeki ilm-i küllî, semavatın tanzim ve tesviyesine delil olduğu gibi, tanzim ve tesviyenin vücudu da ilm-i küllînin vücuduna delildir.

    İkinci vecih ise: Evvelki cümle kudret-i kâmileye, bu cümle ise, küllî ve şumullü ilme delâlet eder.

    Cümlelerin nüktelerini beyan edeceğiz.

    هُوَ الَّذِى 2 ﴿ilâ âhir. Bu cümle, mâkabliyle bağlı değildir. Ancak, müste’nife olup, beş sual ile cevaplarına işarettir ki, bundan önce beyan edildiğinden tekrarına lüzum yoktur.

    هُوَ الَّذِى deki هُوَ 3 müptedadır. اَلَّذِى sılasıyla beraber haberdir. Bu cümlede mübteda ile haberin tarifleri tevhide işaret olduğu gibi, hasra da delâlet eder. Yani müştemilât-ı arziyenin halkı Cenâb-ı Hakka münhasır olduğu gibi, Hâlıkı da yalnız Cenâb-ı Haktır. Bu hasr, ثُمَّ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ 4 cümlesinde اِلَيْهِ 5 nin takdimiyle hasıl olan hasra delildir. Yani müştemilât-ı arziyenin halkı Cenâb-ı Hakka münhasır olduğu için, kıyamette merciiyet de Cenâb-ı Hakka münhasırdır.

    اَلَّذِى sılasıyla beraber haberdir. Haberin aslı ve müstehakkı, nekre olmaktır. Burada mârife olarak gelmesi, hükmün zahir ve malûm olduğuna işarettir. Yani, “Cenâb-ı Hakkın müştemilât-ı arziyenin Hâlıkı olduğu malûm ve zahirdir.”


    Not
    Dipnot-1 “O ki, her şeyi hakkıyla bilendir.” Bakara Sûresi, 2:29.
    Dipnot-2 O ki.
    Dipnot-3 O.
    Dipnot-4 “Sonra O'na tekrar döndürülürsünüz.” Bakara Sûresi, 2:28.
    Dipnot-5 Ona.


    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah Hâlık: her şeyi yaratan Allah
    beyan: açıklama, anlatma delâlet: delil olma, işaret etme
    haber: (Ar. gr.) isim cümlesindeki hükmü, yüklemi (iş, oluş veya hareketi) ifade eden bölüm halk: yaratma
    hasr: sınırlama, yalnızca birşeye ait ve mahsus kılma hâsıl olma: meydana gelme
    ilm-i küllî: Cenab-ı Hakkın her şeyi kuşatan sonsuz ilmi ilâ âhir: sonuna kadar
    kudret-i kâmile: Allah’ın her türlü acz ve noksanlıktan uzak, sonsuz güç ve iktidarı küllî: büyük ve kapsamlı
    malûm: bilinen, belli merbut: bağlı
    merciiyet: dönüş; kendisine dönüş yapılan zât olma mâkabli: öncesi
    mârife: Arapça’da genellikle başına belirlilik takısı “elif-lâm”ı alan ve belirli bir şeyi gösteren kelime münhasır: ait, mahsus
    müpteda: (Ar. gr.) isim cümlesinde haberin (yüklemin) anlattığı iş, hareket veya oluşu taşıyan ve onlara konu teşkil eden isimdir müstehak: hak etmiş, lâyık
    müste’nife: yeni başlayan; önceki cümlelere bağlı olmayıp ilerdeki muhtemel sorulara cevap teşkil eden cümle müştemilât-ı arziye: yerin içinde bulunan şeyler
    nekre: Arapça’da başında belirlilik takısı “elif-lâm” bulunmayan ve belirsizlik ifade eden kelime nükte: ince ve derin mânâ
    semavat: gökler sıla: gr. sıla cümlesi; Arapça’da “ellezî=öyleki” gibi müphem isimlerle bir önceki cümleye bağlanan ve o cümleyi açıklayıcı olarak gelen cümle
    takdim: öne geçirme, öne alma tanzim: düzenleme
    tesviye: düzleme, düzeltme tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma
    vecih: yön, şekil zahir: açık
    şumullü: kapsamlı اَلَّذِى: (bk. n-ḥ-v
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 1/2 12 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222