Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

Sayfa 2/2 İlkİlk 12
20 sonuçtan 11 ile 20 arası

  1. #11
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Ahirete İman - Sayfa: 276

    arasından akan nehirlerinin çoklukla bulunmasıdır. Kur’ân-ı Kerim, bu kısma تَجْرِى مِنْ تَحْتِهَا اْلانْهَارُ 1 ﴿ cümlesiyle işaret etmiştir.

    Meskenden sonra insanın en fazla muhtaç olduğu, cismanî lezzetlerden yiyecek, içecektir. Bu kısma da جَنَّةٌ 2, نَهْرٌ kelimeleriyle işaret edilmiştir.

    Sonra rızkın en ekmeli, me’lûf olan kısımdır ki, derece-i kıymeti bilinsin. Meyvelerin lezzeti, teceddüd ve tebeddülündedir; lezzetin en sâfisi, hazır ve yakın olanıdır; ve en lezizi, amelinin ücreti olduğunu bilmektir. Kur’ân-ı Kerim, bu kısma da
    ﴿ كُلَّمَا رُزِقُوا مِنْهَا مِنْ ثَمَرَةٍ رِزْقًا قَالُوا هٰذَا الَّذِى رُزِقْنَا مِنْ قَبْلُ 3 cümlesiyle işaret etmiştir.

    مِنْ قَبْلُ Yani, “Bundan önce yediğimiz meyvelerdir veya dünyada yediğimiz meyvelerdir.” Çünkü Cennetin meyveleri, birbirine benzediği gibi, dünya meyvelerine de zahiren benzerler.

    وَاُتُوا بِهِ مُتَشَابِهًا Yani, “Rızıkları birbirine müteşabih olarak getirilir.” Hadîste de vârid olduğuna göre, Cennetin meyveleri suretçe birdir, ama tatları, taamları bir değildir. Bu cümlede meçhul sigasıyla zikredilenاُتُوا 4 kelimesinden anlaşıldığı gibi, rızkın insana götürülmesi, büyük bir şeref ve keramete delâlet ettiğinden, büyük bir lezzeti intac ediyor.

    وَلَهُمْ فِيهَا اَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ 5 ﴿ Mesken ve me’kelden sonra insanın en ziyade muhtaç olduğu, eşidir. Bu ihtiyacının Cennette temin edilmiş olduğuna, bu cümle ile işaret edilmiştir. Evet insan, bir refikaya veya bir refîke muhtaçtır ki,


    Not
    Dipnot-1 “Altında nehirler akar.” Bakara Sûresi, 2:25.
    Dipnot-2 Bir nehir, bir Cennet.
    Dipnot-3 “O Cennetlerden herhangi bir meyveden kendilerine rızık olarak yedirildikleri vakit, ‘Bu, bundan evvel bize (dünyada) verilenlerdendir’ derler.” Bakara Sûresi, 2:25.
    Dipnot-4 Getirilir.
    Dipnot-5 “Ve onlar için cennette tertemiz eşler vardır.” Bakara Sûresi, 2:25.


    cismanî: bedenle ilgili delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek
    derece-i kıymet: kıymet derecesi ekmel: en mükemmel
    hadîs: Peygamberimize ait söz, fiil, davranış veya onun onayladığı başkasına ait söz, fiil ve davranışlar intac: netice verme, doğurma
    keramet: şeref, yücelik leziz: lezzetli, tatlı
    mesken: ev, barınak meçhul: bilinmeyen
    me’kel: yemek; yemek yenilecek yer me’lûf: alışılmış, ülfet edilmiş
    müteşâbih: birbirine benzer refik: koca, eş
    refika: kadın, eş rızık: Allah’ın ihsan ettiği nimetler, yiyecekler
    siga: kip, kalıp sâfi: arınmış, temiz
    taam: gıda, yiyecek tebeddül: başkalaşma, değişme
    teceddüt: yenilenme, tazelenme varid olma: gelme, bahsi geçme
    zahiren: dış görünüş itibariyle ziyade: çok
    şeref: yücelik, büyüklük
    Yazar : Risale Forum

  2. #12
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Ahirete İman - Sayfa: 277


    tarafeyn, aralarında, hayatlarına lâzım olan şeyleri muavenet suretiyle yapabilsinler. Ve rahmetten neş’et eden muhabbet iktizasıyla, yekdiğerinin zahmetlerini tahfif etsinler. Ve gamlı, kederli zamanlarını, ferah ve sürura tebdil edebilsinler. Zaten dünyada insanların tam ünsiyeti, ancak refikasıyla olur.


    وَهُمْ فِيهَا خَالِدُونَ 1 ﴿ İnsan bir nimete veya bir lezzete mazhar olduğu zaman, en evvel fikrini bozan, vesvese veren, o nimetin veya o lezzetin devam edip etmeyeceği düşüncesidir. Bu vesveseli düşünceye mahal kalmamak üzere, Kur’ân-ı Kerim, bu cümle ile onların ezvacıyla, lezaiziyle beraber Cennette aleddevam kalacaklarını tebşir etmekle, o kederli düşünceden kurtarmıştır.

    Bu âyetteki cümlelerin sadeflerinde bulunan cevherleri göstereceğiz.

    وَبَشِّرِ الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ 2 ﴿ cümlesinin başında bulunan وَ harf-i atıftır. Atfın her iki tarafı arasında münasebet lâzımdır. Halbuki burada tebşir ile mâkabli arasında münasebet görünmüyor. Ancak mâkablinde inzar vardır. Öyleyse bu tebşir, o mâkablinden tereşşuh eden inzara atıftır.

    بَشِّرْBeşaret tâbiri, Cennetin, Cenâb-ı Hakkın fazl-ı kereminden bir hediye-i İlâhîye olup, amelin ücreti mukabilinde vâcip bir hak olmadığına işarettir. Çünkü hak ve ücretin verilmesi, beşaretle tâbir edilemez. Buna binaen, yapılan ibadet, Cennet için olmamalıdır.Tebşirin siga-i emir kıyafetiyle zikri, tebliğin takdirine işarettir. Çünkü Resul‑i Ekrem (a.s.m.) tebliğe memurdur, tebşire mükellef değildir. Takdir-i kelâm, “Müjdeleyerek tebliğ et” demektir.


    Not
    Dipnot-1 “Ve onlar orada ebedî kalacaklardır.” Bakara Sûresi, 2:25.
    Dipnot-2 “İman eden ve iyi işler işleyen mü’minleri müjdele!” Bakara Sûresi, 2:25.


    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)
    aleddevam: devamlı olarak, sürekli atıf: (Ar. gr.) kelime veya cümle grubu arasındaki mânâ bütünlüğünü gösteren irtibat ve bağlılığa göndermede bulunma
    beşaret: müjdeleme, müjde binaen: -dayanarak
    cevher: asıl, öz ezvâc: karı-koca olan eşler
    fazl-ı kerem: ihsan ve iyilik, lütuf ve nimet ferah: sevinç, rahat, huzur
    gam: üzüntü, tasa harf-i atıf: atıf harfi, bağlaç; (Ar. gr.) bir mânâ bütünlüğünü korumak için, kelime veya cümle grubu arasındaki irtibatı sağlayan harf, “vav” gibi
    hediye-i İlâhiye: Allah’ın bağışı, hediyesi iktiza: gerektirme
    inzar: uyarma, korkutma keder: sıkıntı, üzüntü
    lezaiz: lezzetler mahal: yer, mekan
    mazhar olma: erişme, nail olma memur: görevli, vazifeli
    muavenet: yardımlaşma muhabbet: sevgi
    mukabil: karşılık mâkabli: öncesi
    mükellef: sorumlu, yükümlü münasebet: alâka, ilgi
    neş’et etme: doğma, meydana gelme rahmet: İlâhî şefkat ve merhamet
    refika: kadın eş sadef: sedef; içinde inci bulunan kabuk
    siga-i emir: emir kipi, kalıbı sürur: mutluluk, sevinç
    tabir: ifade, deyim tahfif etmek: hafifletmek
    takdir: bir şeyin konumunu tayin ve tesbit etme; metinde söylenmeyen gizli lâfzın belirtmesi takdir-i kelâm: sözün gelişi; lâfız olarak zikredilmediği halde, görünen lâfzın altında kapalı olarak bulunan söz, mânâ
    tarafeyn: iki taraf; karı-koca tebdil: değiştirme
    tebliğ: bildirme, ulaştırma tebşîr: müjdeleme
    tereşşuh etme: sızma vesvese: kuruntu, şüphe
    vâcip: zorunlu, gerekli yekdiğerinin: herbiri diğerinin
    ünsiyet: alışkanlık, âşinalık
    Yazar : Risale Forum

  3. #13
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Ahirete İman - Sayfa: 278


    S -اَلَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا 1 Bu sıla ve mevsule tâbiri, ism-i fâil sigası olan اَلْمُؤْمِنِينَ 2 ’den daha uzun olduğu halde neye işarettir?

    C - Sûrenin başında tafsilen zikredilen اَلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ 3 ilâahir, olan sıla ve mevsule işarettir ki, orada yapılan tafsil, burada yapılan icmâle beyan olsun.


    S - Sûrenin başında اَلَّذِينَ ’nin sıla denilen dahil olduğu cümle, muzâri sigasıyla zikredildiği halde, burada mâzi sigasıyla zikredilmiştir. Esbabı nedir?

    C - Orada makam, iman ve amele teşvik ve medih makamıdır. Buna münasip, muzâri sigasıdır. Burada makam, mükâfat ve ücreti vermek makamıdır. Buna da münasip, mâzi sigasıdır. Çünkü ücret, hizmetten sonra verilir.

    وَعَمِلُوا 4 Bu وَ harf-i atıftır. Atfın tarafeyni arasında münasebet lâzım olduğu gibi, mugayeret de lâzımdır. Burada aralarında bulunan mugayeret, mezheb-i İtizâlin hilâfına, amelin imana dahil olmadığına ve amelsiz imanın da kâfi gelmediğine delâlet ettiği gibi; عَمَلْ 5 tâbiri de, tebşir edilenin ücret gibi olduğuna işarettir.

    اَلصَّالِحَاتِ 6 Bu kelime, birşey ile takyid ve tahsis edilmeyerek, mutlak ve


    Not
    Dipnot-1 İman eden ve iyi işler işleyen mü’minler.
    Dipnot-2 Mü'minler.
    Dipnot-3 İman edenler.
    Dipnot-4 Amel edenler.
    Dipnot-5 İş, davranış.
    Dipnot-6 Salih ameller.



    amel: yapma, uygulama; dinin emirlerini yerine getirme beyan: açıklama, izah
    delâlet etme: delil olma, gösterme esbab: sebepler
    harf-i atıf: atıf harfi, bağlaç; (Ar. gr.) bir mânâ bütünlüğünü korumak için, kelime veya cümle grubu arasındaki irtibatı sağlayan harf, “vav” gibi hilâfına: aksine, tersine
    icmâl: özet ilâahir: sonuna kadar
    ism-i fâil: gr. masdarın ifade ettiği iş, oluş veya durumu yapan, yahut taşıyan şahsı bildiren kelimedir, meselâ; kâtip kâfi: yeterli
    medih: övgü mevsûl (ism-i mevsul): mânâsı kendisinden sonra gelen cümle içinde açıklanan ve bu cümleyi kendinden sonra gelen cümleye bağlayan kelimedir, ellezî gibi
    mezheb-i İtizâl: (bk. bilgiler – Mûtezile) mugayeret: farklılık, değişiklik
    mutlak: kayıtsız, sınırsız; teklik, çokluk veya nitelik gibi şeylere bakılmaksızın kullanıldığı mânâya delâlet eden lâfız; kitap kelimesi gibi muzârî sigası: gr. Arapçada şimdiki, geniş ve yakın gelecek zamanı birden ifade eden fiil kipi, kalıbı
    mâzi sigası: gr. geçmiş zaman kalıbı, kipi mükâfat: ödül
    münasebet: alâka, ilgi münâsip: uygun, denk
    siga: gr. kip, kalıp sıla: gr. sıla cümlesi; Arapça’da “ellezî=öyleki” gibi müphem isimlerle bir önceki cümleye bağlanan ve o cümleyi açıklayıcı olarak gelen cümle
    tabir: ifade, anlatım tafsil: ayrıntı, detay
    tafsilen: ayrıntılı olarak tahsis: hâs kılma, özelleştirme; genel bir mânâ ve hüküm ifade eden bir sözü, belirli bir hükme mahsus kılma, belirli bir mânâda kullanma
    takyid: sınırsız, genel bir mânâ ifade eden bir sözü, nitelik, durum, gaye bakımından belirli şartlara bağlı olarak bir mânâya gelecek şekilde sınırlama tarafeyn: iki taraf
    tebşîr: müjdeleme zikredilme: belirtilme, anılma
    اَلَّذِينَ: (bk. n-ḥ-v وَ: (bk. ḥ-r-f

    Yazar : Risale Forum

  4. #14
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Ahirete İman - Sayfa: 279

    müphem bırakılmıştır. Mısır Müftüsü Şeyh Muhammed Abduh’un telâkkisine göre: “İyi şeyler mânâsında olan صَالِحَاتِ 1 kelimesi, beynennâs meşhur ve malûm olduğundan, mutlak bırakılmıştır.”

    Ben de diyorum ki: sûrenin başına itimaden burada müphem bırakılmıştır. Çünkü, sûre başında zikredilen 2 وَيُقِيمُونَ الصَّلٰوةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ âyeti buradaki صَالِحَاتِ ’yi beyandır.

    اَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِى مِنْ تَحْتِهَا اْلانْهَارُ 3 ﴿ Bu âyetten maksat, mükâfattan neş’et eden neş’eli lezzet ve sürurdur. Bu maksadın takviyesine işaret eden kayıtlar:

    1. اَنَّ ’nin tekidi.

    2. ل ’nin ihtisası.


    3. لَهُمْ ’ün takdimi.

    4. Cennet’in cem’iyle tenkiri.

    5. Cereyan’ın zikri.

    6. تَحْتَ 4 ile beraberمِنْ ’in zikri.

    7. Nehir tâbiriyle tarifidir.


    Bu kayıtların, o maksadın tahakkukuna çalıştıklarına bir parça izahat vereceğiz. Şöyle ki:


    Not
    Dipnot-1 Salih ameller.
    Dipnot-2 “Namazı dos doğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda bağışta bulunurlar.” Bakara Sûresi, 2:3.
    Dipnot-3 “Altında nehirler akan Cennetler onlar için vardır.” Bakara Sûresi, 2:25.
    Dipnot-4 Altında.


    beyan: açıklama, anlatma beynennâs: insanlar arasında
    cennetin cem’i: cennet kelimesinin çoğul yapılması, çoğul (cennâtin) olarak getirilmesi cereyanın zikri: akan, akıyor anlamına gelen “tecrî” kelimesinin gelmesi
    ihtisas (lâmu’t-Tahsîs): ait olma, özgü ve has olma bildiren lâm, Meselâ; “Elhamdü lillâh” “Hamd Allah’a mahsustur” gibi itimaden: dayanayarak
    izahat: izahlar, açıklamalar malûm: bilinen, belli
    mutlak: kayıtsız, sınırsız; teklik, çokluk veya nitelik gibi şeylere bakılmaksızın kullanıldığı mânâya delâlet eden lâfız; kitap kelimesi gibi mükâfat: ödül
    müphem: belirsiz, kapalı neş’et etme: doğma, meydana gelme
    sürur: mutluluk, sevinç tabir: ifade
    tahakkuk: gerçekleşme takdim: öne geçirme, öne alma
    takviye: güçlendirme, kuvvetlendirme tekid: pekiştirme, kuvvetlendirme
    telâkki: anlayış, kabul etme tenkir: gr. belirsiz kılma; bir kelimenin sonunu iki üstün, iki esre, iki ötre olarak nekre yapmak suretiyle mânâyı kapalı, belirsiz yapma
    zikredilen: belirtilen, anılan Şeyh Muhammed Abduh: (bk. bilgiler – Muhammed Abduh)
    اَنَّ: (bk. ḥ-r-f ل: (bk. ḥ-r-f
    مِنْ: (bk. ḥ-r-f
    Yazar : Risale Forum

  5. #15
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Ahirete İman - Sayfa: 280


    Pek büyük birşey tebşir edildiği zaman, akıl tereddüt eder, inanamaz, inandırmak için tekide ihtiyaç olur. Ve keza, neş’e ve sürur makamları, evhamdan hâli olmalıdır. Çünkü ednâ bir vehimle, sürur zâil olur. Buna binaen, burada o büyük tebşirat, اَنَّ ile tekit edilmiştir ki, hem akıl inansın, hem o süruru izale edecek hiçbir evham kalmasın. Ve keza, bu tebşiratın yalnız bir vaadden ibaret olmayıp, bir hakikat olduğuna işarettir.

    İhtisası ifade eden لَهُمْ ’deki ل tebşir edilen şeyin onlara mahsus ve onların mülkü ve onların fazlı, istihkakları olduğuna delâlet eder ki, lezzetleri tamam, sürurları müzdad olsun. Ve illâ, bir padişah, bir fakiri misafir ederse, madem o misafirlik ve o sohbet ebedî değildir, kıymeti yoktur.

    لَهُمْ ’ün takdimi hasrı ifade ettiğinden, beynennâs, Cennetin onlara tahsis kılındığına ve dolayısıyla ehl-i nârın da perişan hallerini onların gözleri önüne götürmeye sebep olduğuna delâlet eder. Ve bu itibarla Cennetin lezzeti artar ve kıymeti tezahür eder.

    Cennet’in cem’i, Cennetlerin taaddüdüne ve amellere göre Cennetin mertebelerine işarettir.

    Ve keza, Cennetin her bir cüz’ü, Cennet gibi bir Cennet olduğuna ve herbir mü’mine düşen kısım, büyüklüğüne nazaran tam bir Cennet gibi göründüğüne işarettir.

    Cennetin tenkîri ise, güzelliğinin kabil-i târif ve tavsif 1 olmadığına veya sâmilerin iştiha ve istihsanlarının fevkalâdeliğine işarettir.



    Not
    Dipnot-1 “Salih kullarım için öyle ikramlar hazırladım ki, ne göz gördü, ne kulak işitti, ne de bir beşerin kalbinden geçti.” Buhârî, Yaratılış: 8, Tevhîd: 35, Müslim, İman 312, Cennet: 2, 5; İbn Mâce, Zühd 39; Müsned, 5:334.


    amel: yapma, uygulama; dinin emirlerini yerine getirme beynennâs: insanlar arasında
    binaen: -dayanarak cem’: çoğul; “Cennet” kelimesinin çoğul yapılması
    cüz: bölüm, kısım delâlet etme: delil olma, işaret etme
    ebedî: sonu olmayan sonsuz ednâ: en basit, en küçük
    ehl-i nâr: Cehennemlik olanlar evham: vehimler; kuruntular, şüpheler
    fazl: fazilet, üstünlük, erdem fevkalâdelik: olağanüstülük
    hasr: sınırlandırma, ait kılma; bir hükmün yalnızca bir şeye veya bir şahsa verilmesi hâli: uzak
    ihtisas: herhangi bir şeyi belli bir şeye mahsus kılma, ait, özel yapma istihkak: hak olarak kazanma, ücret
    istihsan: beğenme, güzel bulma itibar: özellik
    izale etme: giderme, ortadan kaldırma iştah: istek, arzu
    kabil-i târif: tarifi mümkün, tarif edilebilir keza: bunun gibi
    mahsus: has, özel müzdâd: arttırılmış, çoğaltılmış
    mü’min: iman eden, Allah’a ve Onun gönderdiği şeylere inanan nazaran: –göre
    sâmi’: dinleyen, işiten sürur: mutluluk, sevinç
    taaddüd: çokluk, birden fazla olma tahsis: üstün tutup tercih etme, mahsus kılma
    takdim: öne alma, öne geçirme tavsif: vasıflandırma, nitelendirme, özelliklerini anlatma
    tebşirat: müjdeler tebşîr: müjdeleme
    tekid: pekiştirme, kuvvetlendirme tenkir: gr. belirsiz kılma; bir kelimeyi nekre yapıp mânâyı kapalı, belirsiz yapma
    tezahür: ortaya çıkma vaad: söz verme
    vehim: kuruntu, şüphe zâil olmak: yok olmak
    اَنَّ: (bk. ḥ-r-f ل: (bk. ḥ-r-f

    Yazar : Risale Forum

  6. #16
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Ahirete İman - Sayfa: 281

    تَجْرِى 1 Bahçelerin en güzeli, içinde suyu bulunanlardır. Bunların da en güzeli, içlerinden suları akanlardır. Bunların da en iyisi, akıntısı devamlı olanlardır. İşte cereyanın siga-i muzâri kıyafetinde zikredilmesi, o cereyanları tasvir etmekle, devamlı olduğuna işarettir.

    مِنْ تَحْتِهَا 2 Hadravat (yeşillik) ve nebatat içinde cereyan eden suların en iyisi, nebaan suretiyle bahçenin içinden çıkmakla yüksek köşklerin altından kendine mahsus terennümatıyla geçen, eşcar ve nebatata dağılan sulardır. مِنْ تَحْتِهَا kelimesi, bu kısım sulara işarettir.

    اَ ْلاَنْهَارُ 3 Suların çokluğu, bahçelere daha ziyade menfaat, revnak ve güzellik verir.

    Kezalik, küçük küçük arklardan tecemmu eden nehirler, daha güzel manzaraları teşkil eder. Bilhassa suları berrak, zülâl, tatlı, soğuk olursa, fevkalâde bir kıymet, bir lezzet veriyor. İşte اَ ْلاَنْهَارُ kelimesi, cem’iyle, târifiyle, maddesiyle bu çeşit sulara işaret eder.


    ﴿ كُلَّمَا رُزِقُوا مِنْهَا مِنْ ثَمَرَةٍ رِزْقًا قَالُوا هٰذَا الَّذِى رُزِقْنَا مِنْ قَبْلُ 4

    Bu büyük cümle, çok küçük küçük cümleleri tazammun etmiştir. Evet, bu cümle, mâkabliyle bağlı değildir; müste’nifedir, vazifesi mukadder bir suali cevaplandırmaktır. Mukadder sual ise, sekiz sualin memzuç ve mâcunudur. Şöyle ki:


    Not
    Dipnot-1 Akar.
    Dipnot-2 Altlarından.
    Dipnot-3 Nehirler.
    D ipnot-4 O Cennetlerdeki herhangi bir meyveden kendilerine rızık olarak yedirildikleri vakit, “Bu, bundan evvel bize (dünyada) verilenlerdendir” derler.


    bilhassa: özellikle cem’: gr. çoğul
    cereyan: akıntı, akıyor anlamına gelen “tecrî” kelimesi eşcar: ağaçlar
    fevkalâde: olağanüstü, çok güzel keza/kezalik: bunun gibi
    mahsus: has, özel, ait memzuç: karışmış
    menfaat: fayda, yarar mukadder: gr. lâfız olarak zikredilmediği halde kapalı ve gizli olarak kastedilen
    mâcun: karışım; hamur kıvamında olan şey mâkabli: öncesi
    müste’nife: yeni başlayan; önceki cümlelere bağlı olmayıp ilerideki muhtemel, sorulara cevap teşkil eden cümle nebaan: yerden çıkma, fışkırma
    nebatat: bitkiler revnak: süs, güzellik
    siga-i muzâri: gr. şimdiki, geniş ve yakın gelecek zamanı bildiren fiil kipi tarifiyle: Arapça belirlik takısı olan “el” ile birlikte gelmesiyle
    tasvir: anlatım, ifade etme tazammun: içerme, kapsama
    tecemmu etme: toplanma, birikme tenvin: Arapça gramerinde bir kelimenin sonunu nun gibi okutmak üzere konulan işaret; kelimenin sonuna iki üstün (en), iki esre (in), iki ötre (ün) gelmesi hali
    terennümat: terennümler, nameler, güzel, hoş sesler teşkil etme: meydana getirme, oluşturma
    ziyade: çok zülâl: tatlı ve duru su
    Yazar : Risale Forum

  7. #17
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Ahirete İman - Sayfa: 282


    Vakta ki iman edenler ve amel-i salih işleyenler, Cennet gibi yüksek bir meskenle tebşir edildiler, birdenbire sâmiin zihnine geldi:

    “Acaba o meskende rızık olacak birşey var mıdır?


    Varsa, o rızık nereden hasıl olur ve nereden gelir?

    O rızıklar o Cennetten hasıl olduğu takdirde, nesinden neş’et ediyor?

    Semeratından meydana gelirlerse, dünya semeratına benzerler mi?

    Benzediği takdirde, birbirine de benzerler mi?

    Birbirine müşabih olurlarsa, tatları bir midir, yoksa ayrı ayrı mıdır?

    Tatları muhtelif olduğu takdirde, koparıldıkları zaman yerleri boş mu kalır, yoksa derhal dolar mı?

    Tebeddül ettikleri takdirde, devamlı mıdırlar? Devamlı iseler, onları yiyenler sevinirler mi? Sevindikleri zaman ne derler?

    Arkadaş! Bu sualleri avucuna koy. Ben de bu cümleleri açar, içlerine bakarım. Sen de dikkat et, bakalım mutabık olacak mıdır?

    كُلَّمَا kelimesi, devam ve tahkike delâlet eder.

    رُزِقُوا 1 sîga-i mâzisiyle, vukuunun tahakkukuna delâlet ettiği gibi, maddesiyle de dünyadaki rızıklarını ihtar eder. Ve bina-i meçhul sigasıyla zikri, o rızkda meşakkatin bulunmamasına ve onların (ağalar ve beyler gibi) rızıkları ayaklarına geldiğine delâlet eder.

    مِنْهَا مِنْ ثَمَرَةٍ 2 denilmektense مِنْ ثَمَرَاتِهَا 3 denilmiş olsaydı, daha muhtasar ve daha güzel olurdu. Fakat mezkûr suallerden iki suale cevap olduğundan, مِنْهَا ayrı, مِنْ ثَمَرَةٍ 4 ayrı söylemek icap etmiştir.


    Not
    Dipnot-1 Rızıklandırıldılar..
    Dipnot-2 Orada bulunan meyvelerden.
    Dipnot-3 Oradaki meyvelerden.
    Dipnot-4 Bir meyve.


    amel-i salih: dince makbul olan iyi, güzel ve faydalı iş bina-i meçhul: gr. edilgen kalıp, yapı
    delâlet etme: delil olma, işaret etme hasıl olma: ulaşma, gelme
    icap etmek: gerekmek ihtar etmek: hatırlatmak, ikaz etmek
    mesken: oturulan yer, ev mezkûr: anılan, sözü geçen
    meşakkat: güçlük, zorluk muhtasar: kısa, özet
    muhtelif: farklı, değişik mutabık olma: örtüşme, uyuşma
    müşabih: benzer neş’et etme: doğma, meydana gelme
    rızık: Allah’ın ihsan ettiği nimetler, yiyecekler semerât: meyveler
    siga: gr. kip, kalıp sâmi’: dinleyen, kulak veren
    sîga-i mâzi: gr. geçmiş zaman kipi tahakkuk: kesin ve şüphesiz olarak gerçekleşme
    tahkik: kesinlik, muhakkak olma; bir hüküm ve gerçekliği kuvvetle ifade etme tebeddül etmek: değişmek
    tebşîr: müjdeleme, müjde vakta ki: ne zaman ki
    vuku: gerçekleşme, meydana gelme كُلَّمَا: (bk. ḥ-r-f

    Yazar : Risale Forum

  8. #18
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Ahirete İman - Sayfa: 283

    مِنْ ثَمَرَةٍ 1 ’deki tenkir, tâmimi ifade ettiği cihetle, Cennetin bütün semereleri rızık olmaya şâyân olduğuna işarettir.

    رِزْقً ا 2 kelimesinin tenkiri ise, açlığı gidermek için yediğiniz, gördüğünüz rızık olmadığına işarettir.

    قَالُو ا tefâul bâbının mânâsı olan şirketi andırıyor. Yani, “O rızkın acip keyfiyetinden ettikleri taaccüp ve istiğrabı birbirine söylemeye başladılar.”


    هٰذَا الَّذِى رُزِقْنَا مِنْ قَبْلُ 3 Bu cümlede mübhem bırakılıp beyan edilmeyen rızık kelimesinin dört mânâya ihtimali vardır.

    Birincisi: Rızıktan maksat, amel-i sâlihtir. Yani, “Bu dâr-ı dünyada rızık olarak bize nasip kılınan, amel-i salih, yani, şimdi yediğimiz rızıklar dünyada yaptığımız amel-i salihin neticesidir.” Yani amel ile ceza arasında o kadar ittisal (bağlılık) vardır ki, sanki dünyadaki amel, âhirette tecessüm edip sevap kesilmiştir. Onların sevinçleri, bu noktadan hasıl olmuştur.


    İkincisi: Rızıktan maksat, dünyanın taam ve yemekleridir. Yani, “Dünyada rızık olarak bize verilen taamlar, bunlardır. Amma zevkleri, tatları arasında dağlar kadar fark vardır.” İşte onların istiğrapları bu noktadandır.

    Üçüncüsü: Bu semereler, biraz evvel yediğimiz semereler gibidir, ama suretleri bir, mânâları, tatları ayrıdır. Demek sureten, şeklen bir olduklarından ülfet lezzetini veriyor, tatlarının ayrı olmasıyla de teceddüd lezzeti hâsıl oluyor. İşte sevinçleri bu noktadandır.


    Dördüncüsü: Hemen şimdi yediğimiz meyveler, bu dallardaki meyvelerdir. Demek bir meyve koparıldığı zaman, yeri boş kalmıyor, derhal yerine bir meyve peyda oluyor. İşte bundandır ki, Cennetin meyvelerinde noksaniyet olmuyor.

    وَاُتُوا بِهِ مُتَشَابِهً ا 4 ﴿ Bu cümle, itiraziyedir. Yani, yeni bir hükmü ifade etmek için

    Not
    Dipnot-1 Herhangi bir meyve.
    Dipnot-2 Bir rızık olarak.
    Dipnot-3 Bu, bundan önce (dünyada) bize verilenlerdendir.
    Dipnot-4 Benzer (dünyadakine) olarak verilmiştir.


    amel: davranış, iş, uygulama; Allah’ın emirlerini yerine getirme ya da getirmeme amel-i salih: Allah için yapılan iyi işler
    beyan etmek: açıklamak, anlatmak ceza: karşılık
    cihet: taraf, yön dâr-ı dünya: dünya yurdu
    hâsıl olma: oluşma, meydana gelme itiraziye (cümle): yeni bir hükmü ifade etmek için zikrine gerek olmadığı halde önceki cümlenin hükmünü tasdik veya illetini açıklamak üzere tamamlayıcı mahiyette gelen cümle
    ittisal: bağlılık, ilişki keyfiyet: durum, nitelik, özellik
    mübhem: kapalı, belirsiz noksaniyet: eksiklik, noksanlık
    peydâ olma: belirme, görünme rızık: Allah’ın ihsan ettiği nimetler, yiyecekler
    semere: meyve taaccüp: hayret etme, şaşkınlık
    taam: yemek, yiyecek teceddüd: yenilenme, tazelenme
    tecessüm: cisimleşme, görünme tefâul bâbı: “tefâul” kalıbı
    tenkir: gr. belirsiz kılma; bir kelimeyi nekre yapıp mânâyı kapalı, belirsiz yapma tâmim: umumileştirme, genelleme; bir hükmü aynı cinsin bütün fertlerine verme
    âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki ebedî hayat ülfet: alışkanlık
    İstiğrap/istiğrab: gariplik, tuhaf görme, şaşkınlık şâyân: lâyık, uygun, değer
    Yazar : Risale Forum

  9. #19
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Ahirete İman - Sayfa: 284

    zikrine lüzum olmadığı halde, هٰذَا الَّذِى رُزِقْنَا مِنْ قَبْلُ 1 cümlesindeki hükmü tasdik ve illetini beyan etmek üzere, evvelki cümleye bir zeyil ve bir fezleke olarak zikredilmiştir.

    Bina-i meçhul sigasıyla اُتُوا 2 nün zikredilmesi, ehl-i Cennetin işleri, hademeleri tarafından görülmekte olduğuna işarettir.

    مُتَشَابِهًا 3 Yani zahiren ve şeklen bir olduğundan, ülfet lezzetini veriyor; bâtınen ve taâmen de ayrı olduğu cihetle, teceddüd lezzetini veriyor. Bu itibarla مُتَشَابِهًا kelimesi, her iki lezzeti ima ediyor.


    وَلَهُمْ فِيهَا اَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ 4 ﴿ Bu cümle اَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِى ...الخ 5 cümlesine atıftır. Atfın tarafeyni arasında lâzım olan münasebetin iktizasınca, takdir-i kelâm şöyle olsa gerektir: “Onlar, kendi cisimleri için bir meskene muhtaç oldukları gibi, kadınları için de bir meskene muhtaçtırlar.”

    لَهُمْ kelimesi ihtisası ifade ettiği cihetle, o ezvacın, onların mülkü ve onlara mahsus olduklarına delâlet ettiği gibi, dünya kadınlarından başka حُورٌ عِينٌ 6 ile tâbir edilen bir kısım kadınlar da onlar için yaratılmış olduğunu îmaen gösteriyor.

    فِيهَا Cennet, o kadınlara zarf ve mesken olduğundan anlaşılır ki, o kadınlar, o


    Not
    Dipnot-1 “Bu, bundan önce (dünyada) bize verilenlerdendir.” Bakara Sûresi, 2:25.
    Dipnot-2 Verildiklerinde (yedirildikleri vakit).
    Dipnot-3 Benzer.
    Dipnot-4 Onlar için orada tertemiz eşler vardır.
    Dipnot-5 Onlar için altında nehirler akan cennetler vardır.
    Dipnot-6 Güzel gözlü (ceylan gözlü) kadınlar.


    atıf: (Ar. gr.) öncesi veya sonrası arasındaki mânâ bütünlüğünü gösteren irtibat ve bağlılığa göndermede bulunma beyan etmek: açıklamak, izah etmek
    bina-i meçhul sigası: gr. edilgen kip, kalıp bâtınen: içyüzünde
    cihet: taraf, yön delâlet etme: delil olma, işaret etme
    ehl-i Cennet: Cennet ehli, Cennetlikler ezvac: eşler, zevceler
    fezleke: netice, özet ihtisas: mahsus kılma, ait kılma
    iktiza: gerektirme illet: asıl sebep
    itibar: özellik mahsus: has, özel
    mesken: oturulacak yer, ev münasebet: alâka, ilgi
    tabir: ifade takdir-i kelâm: sözün gelişi; lâfız olarak zikredilmediği halde, görünen lâfzın altında kapalı olarak bulunan söz, mânâ
    tarafeyn: iki taraf tasdik: doğrulama, onaylama
    taâmen: yiyecek olarak teceddüd: yenilenme, tazelenme
    zahiren: dış görünüş itibariyle zarf: bir zaman ve mekân içinde olma
    zeyil: ilâve, ek zikredilme: anılma, belirtilme
    îma: gizli ve ince bir mânâyı gösterme, işaret etme îmaen: gizli ve ince bir mânâyı göstererek, işaret ederek
    ülfet: alışkanlık
    Yazar : Risale Forum

  10. #20
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Ahirete İman - Sayfa: 285


    yüksek Cennete lâyıktırlar ve aynı zamanda Cennet derecelerinin yüksekliği nisbetinde onların hüsünleri de yükseliyor.

    Ve keza, Cennetin de onlarla müzeyyen olduğuna gizli bir ima vardır.

    مُطَهَّرَةٌ 1 tef’îl bâbından ism-i mef’ul olduğundan, her halde tathîr edici bir fâil vardır. O fail de, ancak yed-i kudrettir. Binaenaleyh, yed-i kudretin tathir ve tenzih ettiği kadınların tavsifleri kabil değildir.

    Ve keza, مُطَهَّرَةٌ kelimesi müteaddî olduğuna nazaran, o kadınların taharetleri kendilerinden olmayıp, başkasından onlara sirayet etmiş olduğu anlaşılır. Binaenaleyh, dünya kadınları da Cennete girdikten sonra, bir tetahhur ve tasfiye ve tasaykul ameliyatıyla, güzellikte hurilerin derecelerine çıkacaklarına delâlet eder.

    وَهُمْ فِيهَا خَالِدُونَ ﴿ Yani, “Onlar da, ezvacları da, Cennet de, Cennetin lezaizi de hep ebedîdirler.”



    Not
    Dipnot-1 Tertemiz.


    binaenaleyh: bundan dolayı delâlet etme: delil olma, işaret etme
    ebedî: sonu olmayan sonsuz ezvaç: eşler, zevceler, hanımlar
    fâil: gr. özne; bir fiilin ifade ettiği işi, hareket ve oluşu meydana getireni gösteren kelime huri: Cennet kızı
    hüsün: güzellik ism-i mef’ul: gr. bir iş, oluş ve hareketin kendisine yapıldığı veya tesir ettiği şeyi gösteren kelimedir, meselâ
    kabil: mümkün, olabilir keza: bunu gibi
    lezaiz: lezzetler müteaddî: gr. geçişli, etken
    müzeyyen: süslenmiş, süslü nazaran: bakarak
    sirayet etme: geçme, yayılma taharet: temizlik
    tasaykul: cilalanma tasfiye: arındırma
    tathir: temizleme tavsif: vasıflandırma, nitelendirme, özelliklerini anlatma
    tef’il bâbı: tef’il kalıbı tenzih: eksik ve çirkinliklerden arınmış tutma
    tetahhur: temizlenme yed-i kudret: Allah’ın kudret eli
    îma: gizli ve ince bir mânâyı işaret etme, gösterme
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 2/2 İlkİlk 12

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222