Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

Sayfa 5/5 İlkİlk 12345
45 sonuçtan 41 ile 45 arası

  1. #41
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.054
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Nübüvvet Hakkında - Sayfa: 261


    İkincisi:
    Muarazayı destekleyip şehadet edenlerdir. Bu ihtimale nazaran, onların, “Biz muarazaya girişsek bizi destekleyen, şehadet eden yoktur” diye gösterdikleri bahaneyi de Kur’ân-ı Kerim, müsaade vermek suretiyle “Haydi, şahitlerinizi de çağırınız, sizi takviye etsinler” diye, o bahaneyi de yalana çıkartmıştır.

    Üçüncüsü: Âlihe mânâsınadır. Bu mânâya nazaran, sanki Kur’ân-ı Kerim onlara karşı, “Yahu, bu kadar taptığınız ilâhlarınız varken, böyle dar ve sıkıntılı bir vaktinizde niçin onlardan yardım istemiyorsunuz? Onları çağırınız ki, bu muaraza belâsından sizi kurtarsınlar!” diye bu cümle ile onlara tehekküm etmiş, yüzlerine gülmüştür.

    شُهَدَاۤءَكُمْ 1 ﴿ İhtisası ifade eden şu izafe, شُهَدَاۤءَ 2kelimesinin her üç mânâsına da bakar. Şöyle ki:

    1. Madem ki büyük edip ve hocalarınız vardır, tabiî aranızda irtibat, hürmet ve muhabbet vardır. Ve yanınızda hazır olup, gaip de değillerdir. Eğer onların bu dehşetli muarazaya kudretleri olsaydı, herhalde yardım edeceklerdi. Demek, onlar da sizler gibi âcizdirler, kusurlarına bakmayınız!

    2. Muarazada sizleri destekleyecek, şehadet edecek her kim olursa olsun kabul ederiz, çağırınız. Amma onlar, böyle bedîhü’l-butlan bir dâvâda yalan şehadete cesaret edemezler.

    3. Mâbud ittihaz ettiğiniz âliheleriniz nasıl size yardım etmiyorlar? Onları da çağırınız, bakalım. Fakat onlarda can yok, şuurları da olmadığı gibi, hiçbir şeye de kàdir değillerdir. Onları da mâzur görünüz!

    مِنْ دُونِ اللهِ ﴿ Yani, “Allah’tan maada.” Bu kayıt, şühedanın birinci mânâsına göre tâmimi ifade eder. Yani, “Allah’tan maada, dünyada ne kadar erbab-ı fesahat varsa çağırınız.” Şühedanın ikinci mânâsına nazaran, aczlerine işarettir. Çünkü bir meselede âciz ve mağlûp olan, yemin eder, şahitleri gösterir. Bu, âcizler için bir usuldür. Şühedanın üçüncü mânâsına göre, onların Resul-i Ekrem ile muarazaları, âdeta, şirk ile tevhid veya cemâdât ile Hâlık-ı Arz ve Semavat arasında bir muaraza olduğuna işarettir.


    Not
    Dipnot-1 Kendinize yardım istediğiniz kişiler.
    Dipnot-2 Şahitler (yardımcılar).


    Hâlık-ı Arz ve Semavat: gökleri ve yeri yaratan Allah Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)
    acz: acizlik, güçsüzlük bedîhü’l-butlan: batıl ve yanlışlığı apaçık ortada olan
    cemâdât: cansızlar edip: edebiyatçı; edebiyat ve belâgat ilminin inceliklerini bilen kimse
    erbab-ı fesahat: dilin doğru, düzgün, açık ve akıcı şekilde kullanılması noktasında uzman olanlar gaip: gr. üçünçü şahıs; hazırda olmayan, o anda orada bulunmayan
    hürmet: saygı ihtisas: belli bir şeye, mânâya ait, has, özel olma
    ilâh: kendisine ibadet edilen, tanrı irtibat: bağ, ilişki
    ittihaz etmek: edinmek, kabul etmek izâfe: Arapça cümle yapısında isim tamlaması
    kudret: güç, kuvvet kàdir: gücü yeten, iktidar sahibi
    maada: -den başka mazur: özürlü, mazeretli
    muhabbet: sevgi muâraza: sözle mücadele, karşı gelme
    mâbud: ibadet edilen, tanrı nazaran: –göre
    tabiî: doğal olarak tehekküm: hafife alıp eğlenme, alay etme
    tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma tâmim: umumileştirme, genelleme; bir hükmü aynı cinsin bütün fertlerine verme
    usul: tarz, esas, yöntem âciz: güçsüz, zayıf
    âlihe: bâtıl ilâhlar, tanrılar şehadet etme: şahidlik etme, tanıklık etme
    şirk: ortak koşma şuur: bilinç, anlayış
    şüheda: şahitler
    Yazar : Risale Forum

  2. #42
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.054
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Nübüvvet Hakkında - Sayfa: 262


    اِنْ
    كُنْتُمْ صَادِقِينَ ﴿ Bu cümle, “Biz istersek, Kur’ân’ın mislini yaparız” diye evvelce sarf ettikleri sözlerine işarettir.

    Ve keza, onların yalancı olduklarına bir târizdir. Yani, “Sıdk erbabı değilsiniz, ancak safsatacı adamlarsınız. Evet, siz hakkı talep ederken rayb, şüphe kuyusuna düşmediniz. Ancak rayb, şek ve şüphelere koşarken içine düşmüş kafasız adamlarsınız.”


    İhtar:اِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ 1 cümlesinin cezaü’ş-şartı, mâkablinin hülâsasıdır. Takdir-i kelâm:

    اِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ تَفْعَلُوا Yani: “Sözünüzde sadık olsaydınız, yapacaktınız.”

    ﴿ فَاِنْ لَمْ تَفْعَلُوا وَلَنْ تَفْعَلُوا فَاتَّقُوا النَّارَ 2

    Arkadaş!اِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ تَفْعَلُوا cümlesi, onların aleyhine bir kıyas-ı istisnaîyi tazammun etmiştir. O kıyasın sûret-i teşekkülü: “Eğer sadık olsaydınız, yapacaktınız. Lâkin yapamadınız; öyleyse sadık değilsiniz.” Fakat Kur’ân-ı Kerim, mukaddeme-i istisnaiye yerinde, yani “Lâkin yapamadınız”a bedel, فَاِنْ لَمْ تَفْعَلُوا 3 ilâ âhir cümlesini, şekki ifade eden اِنْ ile söylemiştir. Bunun esbabı ise, onların, “Yapacağız” diye ettikleri zannı bir derece okşamak içindir.


    Ve keza, o kıyasın neticesi olan “Sadık değilsiniz” yerine de, o neticenin üçüncü derecede lâzımının illeti olan فَاتَّقُوا النَّارَ 4 söylemiştir. Takdir-i kelâm: “Eğer sadık olsaydınız, yapacaktınız. Lâkin yapamadınız. Öyleyse sadık değilsiniz. Öyleyse hasmınız olan Resul-i Ekrem sadıktır. Öyleyse Kur’ân, mu’cizdir.


    Not
    Dipnot-1 “Eğer iddianızda sadıksanız.” Bakara Sûresi, 2:23.
    Dipnot-2 “Bunu yapamazsanız ki, elbette yapamayacaksınız, Cehennem ateşinden sakının.” Bakara Sûresi, 2:24.
    Dipnot-3 “Bunu yapamazsanız ki...” Bakara Sûresi, 2:24.
    Dipnot-4 Cehennem ateşinden sakının.


    Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.) cezaü’ş-şart: şart cümlesinin karşılığı ve cevabı olarak gelen kısım, meselâ, “gelirsen görüşürüz” cümlesinde “görüşürüz” cezaü’ş-şarttır
    esbab: sebepler hasmınız: düşmanınız, rakip
    hülâsa: öz, özet ihtar: hatırlatma, uyarma, ikaz
    illet: asıl sebep, maksat ilâ âhir: sonuna kadar
    keza: bunun gibi kıyâs-ı istisnâî: neticesi veya zıddı bizzat kendisinde zikredilen kıyas. “Güneş çıkarsa gündüz olur" cümlesi gibi. Eğer "Güneş çıktı" denilmişse, o esnada gündüz olduğu kastedilir. Tam tersine, "Güneş yok" denilince, peşinden “Gündüz değil" hükmü verilir
    lâkin: ama, ancak misl: benzer, eş
    mukaddeme-i istisnai: istisnaî kıyasta birinci önerme, öncül mu’ciz: mu’cize; Allah’ın izniyle peygamberler tarafından ortaya konulup bir benzerini yapmakta başkalarını aciz ve hayrette bırakan olağanüstü şey
    mâkabli: öncesi rayb: şüphe
    sadık: doğru sözlü, dürüst safsatacı: yalan ve uydurma şey konuşan kimse
    sarf etmek: kullanmak sûret-i teşekkül: oluşum şekli, formatı
    sıdk erbabı: doğru kimseler takdir-i kelâm: sözün gelişi; lâfız olarak zikredilmediği halde, görünen lâfzın altında kapalı olarak bulunan söz, mânâ
    tazammun etmek: içermek, içine almak târiz: dokundurma, iğneleme, taş atma; sözde bir yönü göstererek başka bir yönü kastetme san’atı, meselâ; insanlara zarar veren kimseye “İnsanların en hayırlısı onlara faydalı olandır.” diyerek o kimsenin hayırlı biri olmadığını söylemek gibi
    şek: şüphe, tereddüt
    Yazar : Risale Forum

  3. #43
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.054
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Nübüvvet Hakkında - Sayfa: 263

    Öyleyse iman ve tasdikiniz lâzımdır ki, ateşe düşmeyesiniz.” فَاتَّقُوا النَّارَ... Bu emr-i ilâhî, onlara yapılan tehditleri dehşetlendiriyor.

    اِنْ لَمْ تَفْعَلُوا 1 ﴿ cümlesindeki تَفْعَلُوا 2 kelimesi, fi’l-i muzâridir. Bu fiil, zaman‑ı hal ile istikbal arasında müşterektir. Huruf-u şartiyeden olan اِنْ zaman-ı halden istikbal dağlarına atıyor. Huruf-u câzimeden olan لَمْ istikbalden mâzi derelerine fırlatıyor. Zavallı تَفْعَلُوا her iki edatın ellerinde top gibi oyuncak olmuştur. Bu edatların bu vaziyetleri zihinleri hem mâziye, hem istikbale gönderiyor ki, mâziyi süslendiren beliğ hitabeleri, altınla yazılan muallâkatları, Kur’ân’ın yakınına bile gelemediklerini görsünler. O sahifeyi gördükten sonra, istikbal sahifesini de ona kıyas etsinler.

    تَفْعَلُوا ’nun فَأْتُوا 3 kelimesine tercihinde, iki nükte vardır.

    Birisi: Kur’ân’ın i’câzı, onların aczindendir. Aczleri ise, eserden olmayıp fiilden olduğuna işarettir. Yani aczlerinin menşei, Kur’ân’ın misli değildir, o misli yapmaktandır.

    İkincisi ise: İlm-i sarfta ل , ع , فbütün fiillerin terazisi olduğu gibi, üslûplarda da uzun hikâyeleri, işleri, vakıaları, kıssaları bir lâfızla ifade eden bir fezlekedir. Sanki kinâye kabîlinden cümleleri tâbir eden bir zamirdir.

    وَلَنْ تَفْعَلُوا 4 ﴿’daki لَنْ huruf-u nâsıbeden olup, dahil olduğu fiili istikbale


    Not
    Dipnot-1 “Bunu yapamazsanız ki...” Bakara Sûresi, 2:24.
    Dipnot-2 Yaparsınız.
    Dipnot-3 Getirin.
    Dipnot-4 “Asla yapamayacaksınız.” Bakara Sûresi, 2:24.


    acz: acizlik, güçsüzlük beliğ: belâğatli; düzgün, kusursuz, yerinde ve hâlin ve makamın icabına göre söylenen söz hitabe
    edat: cümle içinde isim ve fiil ve zamirlerle birlikte kullanılarak zaman, durum, yer ve yön gösteren kelimeler emr-i İlâhi: Allah’ın emri
    fezleke: özet, sonuç fi’l-i muzâri: gr. şimdiki, geniş ve yakın gelecek zamanı gösteren fiil kipi
    hitabe: bir topluluğa karşı düzgün söz söyleme huruf-u câzime: başına geldiği müzari fiilin sonunu cezm (sükun) olarak okutan edatlar
    hurûf-u nâsibe: Arapçada başına geldikleri muzârî (şimdiki zaman) fiilinin sonunu üstün olarak okutan edatlar, “en” ve “len” gibi hurûf-u şartiye: şart edatları; Türkçe’de “eğer, şayet, …se, …sa” kelimelerinin karşılığı olarak kullanılan Arapça edatlar, in, lev gibi
    ilm-i sarf: morfoloji; mücerred bir kelimenin cümle içinde geçtiği yere göre kendi iç bünyesinde meydana gelen değişikliği inceleyen ilim dalı istikbal: gr. gelecek zaman
    i’câz: mu’cize oluş; bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstülük kabîl: gibi, tür, çeşit
    kinaye: bir sözü gerçek mânâsına da gelebilecek şekilde, onun dışında başka bir mânâda kullanma san’atı lâfız: ifade, kelime
    menşe: kaynak misl: benzer
    muallâkat: İslâmdan önceki Arap şairlerinin Kâbe duvarlarına asılmış seçkin şiirleri mâzi: gr. geçmiş zaman
    müşterek: ortak nükte: ince ve derin mânâ
    tabir etmek: ifade etmek; anlatmak zaman-ı hal: gr. şimdiki zaman
    zamir: ismin yerine geçen kelime üslûp: ifade ve anlatım tarzı
    اِنْ: (bk. ḥ-r-f لَمْ: (bk. ḥ-r-f
    لَنْ: (bk. ḥ-r-f
    Yazar : Risale Forum

  4. #44
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.054
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Nübüvvet Hakkında - Sayfa: 264


    nakleder, müekked veya müebbed olarak istikbalde nefyeder. Demek bu cümlenin kaili, pek büyük bir itminan ve ciddiyetle, şek ve şüphe etmeyerek bu hükmü vermiştir. Bundan anlaşılır ki, o zâtın işlerinde hile yoktur.

    S - فَاتَّقُوا 1﴿ittika ile tecennüb, ikisi de bir mânâyı ifade ederler. İttika’nın tecennüb’e cihet-i tercihi nedir?

    C - Evet ittika, imana tâbidir. Yani ittika, iman olduktan sonra husule gelir. Tecennübde bu tebaiyet yoktur. Binaenaleyh, ittika kelimesi imanı andırır ve ittika lâfzıyla, imana îma ve işaret edilebilir. Fakat tecennüb kelimesi bu işi göremez. Bunun içindir ki, اِنْ لَمْ تَفْعَلُوا 2 ’nun hakikî cezası olan اٰمِنُوا 3 ’nun yerinde تَجَنَّبُوا 4 ’ya tercihan فَاتَّقُوا ihtiyar ve ikame edilmiştir.

    اَلنَّارَ 5﴿Nâr’ın اَلْ ile tarifi, nâr’ın mâhudiyet ve malûmiyetine işarettir. Çünkü, enbiya-i izamdan işitilmek suretiyle, zihinlerde malûmiyeti takarrur etmiştir.

    S - اَلَّتِى ﴿ esmâ-i mevsuledendir. Sıla, dahil olduğu cümlenin evvelce malûm olduğunu iktiza eder. Halbuki sılası olan وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ 6 evvelce muhataplara malûm değilmiş.

    C - 7 نَارًا وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ âyeti bu âyetten evvel nâzil olduğuna nazaran, muhataplar ondan kesb-i malûmat ettiklerine binaen, burada اَلنَّارُ ile اَلَّتِى arasında tavsif muamelesi yapılmıştır.


    Not
    Dipnot-1 Sakının.
    Dipnot-2 “Bunu yapamazsanız ki…” Bakara Sûresi, 2:24.
    Dipnot-3 İman edin!
    Dipnot-4 Çekinin, kaçının.
    Dipnot-5 Ateş.
    Dipnot-6 “Yakıtı insanlar ve taşlar olan Cehennem ateşi.” Bakara Sûresi, 2:24.
    Dipnot-7 “Yakıtı insanlar ve taşlar olan ateş...” Tahrîm Sûresi, 66:6.


    binaen: -dayanarak binaenaleyh: bundan dolayı
    cezâ: şart cümlesinde cevap, karşılık olarak gelen kısım cihet-i tercih: tercih yönü, üstünlük tarafı
    enbiya-i izam: büyük peygamberler esmâ-i mevsûle: mânâsı kendisinden sonra gelen cümle içinde açıklanan ve bu cümleyi kendinden sonra gelen cümleye bağlayan kelimelerdir
    husule gelme: meydana gelme ihtiyar etmek: irade etmek, dilemek
    ikame etmek: yerleştirmek iktiza: gerektirme
    istikbal: gr. gelecek zaman itminan: emin olma, kanaat sahibi olma
    ittika: korkup sakınma kail: söyleyen
    kesb-i malûmat: bilgi sahibi olma, bilgi kazanma lâfz: ifade, söz
    malûm: bilinen, belli mâhudiyet: tanınır, bilinir olma
    müebbed: daima, ebedî müekked: tekidli, pekiştirilmiş
    nazaran: –göre nefyetme: olumsuz yapma, kılma
    nâr: ateş nâzil olma: inme, indirilme
    sıla: gr. sıla cümlesi; Arapça’da “ellezî=öyleki” gibi müphem isimlerle bir önceki cümleye bağlanan ve o cümleyi açıklayıcı olarak gelen cümle takarrur etmek: sabit olmak, yerleşmek
    tarif: bildirme, tanıtma tavsif: vasıflandırma, özelliklerini anlatma
    tebaiyet: tabi olma, bağlı olma tecennüb: uzak durma, çekinme
    tercihan: tercih edilerek tâbi: bağlı
    îma: gizli ve ince bir mânâyı gösterme, işaret etme şek: şüphe, tereddüt
    ل: (bk. ḥ-r-f
    Yazar : Risale Forum

  5. #45
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.054
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Nübüvvet Hakkında - Sayfa: 265


    وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ1 ﴿ Bu kayıtlardan maksat, tehdittir. Tehdidlerin tekit ve teşdit edildiğine binaen, burada اَلنَّاسْ 2 kelimesiyle tekit edilmiştir, حِجَارَة 3 lâfzıyla de teşdit ve tevbih edilmiştir. Şöyle ki:

    “Menfaat, necat ümidiyle taştan mâmul mâbud ittihaz ettiğiniz sanemler, size tâzip âleti, yani sizi yandırıp yakan ateşe odun olmuşlardır. Zavallılar! Niçin bunu düşünmüyorsunuz?”


    S - اُعِدَّتْ لِلْكَافِرِينَ 4 ﴿ cümlesinde, makamın iktizası hilâfına لَكُمْ 5 yerine لِلْكَافِرِينَ 6 denilmesi neye binaendir?

    C - Evet, Kur’ân-ı Kerim’in takip ettiği usul, ale’l-ekser âyetlerin sonunda küllî kaideleri, fezlekeleri söylediğine göre, Kur’ân-ı Kerim, onların Cehennemlik olduklarını ispat eden delilin ikinci mukaddemesine işaret etmek üzere, ism-i zahiri, zamir yerine, yani لِلْكَافِرِينَ cümlesini, لَكُمْ yerine ikame ile tâmim yapmıştır.


    Takdir-i kelâm:
    اُعِدَّتْ لَكُمْ ِلاَنَّكُمْ مِنَ الْكَافِرِينَ وَالنَّارُ اُعِدَّتْ لِلْكَافِرِينَ Yani: “Siz Cehennemliksiniz. Zira kâfirlerdensiniz. Cehennem de kâfirler içindir.”





    Not
    Dipnot-1 Onun (Cehennem ateşi) yakıtı taş ve insanlardır.
    Dipnot-2 İnsanlar.
    Dipnot-3 Taşlar.
    Dipnot-4 Kâfirler için hazırlandı.
    Dipnot-5 Sizin için.
    Dipnot-6 Kâfirler için.


    ale’l-ekser: çoğunlukla, genellikle binaen: -dayanarak
    delil: işaret, alâmet; kendisine, doğru bir bakış açısıyla bakıldığında istenilen hedefe ulaştıran şey fezleke: özet, sonuç
    hilâf: aykırılık, terslik ikame: yerleştirme, koyma
    iktiza: gereklilik ism-i zahiri: açık, görünen isim
    ittihaz: edinme, kabul etme kaide: düstur, prensip
    kâfir: Allah’ı veya Allah’ın bildirdiği kesin olan şeylerden birini inkâr eden kimse küllî: büyük, kapsamlı; fertleri içine alan tür
    lâfz: ifade, söz menfaat: yarar, fayda
    mukaddeme: başlangıç, önerme, öncül mâbud: kendisine ibadet edilen, tanrı
    mâmul: imal edilen, yapılan ürün necat: kurtuluş
    sanem: put takdir-i kelâm: sözün gelişi; lâfız olarak zikredilmediği halde, görünen lâfzın altında kapalı olarak bulunan söz, mânâ
    tekit: pekiştirme, kuvvetlendirme tevbih: azarlama
    teşdit: şiddetlendirme, güçlendirme tâmim: umumileştirme, genelleme; bir hükmü aynı cinsin bütün fertlerine verme
    tâzip: azap verme, işkence etme usul: tarz, yöntem, metod
    zira: çünkü
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 5/5 İlkİlk 12345

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

119, 133, 157, 159, 160, 161, 164, 176, 227, 600, acip, aklı, akıllara, aldıkları, allah, alıntı, amerikalı, anlayan, araf, arınmış, arz, atan, atmak, aya, azarlama, ağzı, basar, baskı, bağış, başındaki, beşer, bildirip, bilimi, bilinen, biliniz, binaen, binaenaleyh, bir adam, birdir, biri, birlik, bizimle, boşa, bulunmak, bütünlüğü, cevaben, cihanı, çoktur, cumhur, cumhura, cümleyi, çürütme, çıplak, dadır, dâir, daire, damarı, dedikleri, dediğine, delildir, derece, destekleyip, değildi, değiştirme, değiştirmek, dikkatle, dikme, dilemek, dünyadan, duruma, düzenli, düşmanı, dış, dışında, edilirse, ediyorlar, efes turları, eksiksiz, ellerinde, emareleri, emrini, esasa, etmeme, ettiren, ettirir, ettiğimiz, eşsiz, fikirlere, fikirleri, fikrini, galebe, geçirmiş, geçmesi, gelmiş, gerçekleri, gibi, gif, gitmiş, göreceksin, görünmek, gösterme, güvenme, güzelliği, hakaiki, hakikatten, hakkaniyeti, hakkında, halka, hallerini, hastalığından, havas, hayalen, hayalleri, hayrette, haşimoğulları, herşeye, herşeyin, hücum, huyları, ibarettir, icadı, ihanet, ihata, ikincisi, ilerleme, ilişkiler, imdat, inhisar, insanlığı, itham, izale, işaret, işgal, işkence, iştihar, iştir, kaçını, kafaya, kamer, kanunları, kardeşi, kavmin, kayseri, kendilerini, kendisinde, kesilmiş, kesretli, kinaye, kisra, kitabı, kurulan, kuvvetle, kırka, kısa, kısmı, kısımlarını, kıyası, kıymetsiz, lâkin, lam, lüzumu, malûmdur, mama, mağlup, mecbur, mecmuası, mektup, menbaı, meselâ, meselede, meselesine, meyvesini, milleti, misli, muhakkak, muhaldir, muhammediyenin, muhterem, mukayese, mülahhas, mümkü, müphem, mürşidi, müş, nail, nas, nefret, nihayet, nüfuz, olduk, olduğuna, olduğundan, olgun, olmaktan, olsun, onlardan, özellikle, öğretmenin, parçalar, peygamberlere, rezil, risale-i, risale-i nur, risalesinde, sâdık, sakı, sakınanlar, senâ, sergilemek, söylemiş, sözlerde, sûresi, suretle, sırra, sığı, takdiri, taksim, tamamıyla, tasavvur, tasdike, tebdili, terakki, terki, teşhir, tutma, umum, üstü, vahy, varlığının, verdiği, verildi, veyahut, yapabiliriz, yapacaktı, yapılırsa, yaratılışında, yardım, yardımı, yaygın, yayı, yazılan, yerden, yüzleri, yıldızları, ışık, zamanla, zamanları, zemherir, zira, zıttı, şayet, şeye, şeytanları, şöhret, şüpheli

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222