Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

Sayfa 1/8 12345 ... SonSon
71 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Bakara Sûresi - Münafıklar Bahsi


    ﴿ وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ اٰمَنَّا بِاللهِ وَبِالْيَوْمِ اْلاٰخِرِ وَمَا هُمْ بِمُؤْمِنِينَ 1


    Bu âyetin makabliyle veçh-i nazmı:


    Nasıl ki, bir hükümde iki müfredin iştiraki veya bir maksatta iki cümlenin ittihadı atfı icap ettirir. Kezâlik, bir hedefi, bir garazı takip eden iki kıssanın da atıfları belâgatin iktizasındandır. Binaenaleyh, on iki âyetin hülâsasını tazammun eden münafıkların kıssası, kâfirler hakkında geçen iki âyetin meâline atfedilmiştir.

    Evet vakta ki, en evvel Kur’ân’ın senâsıyla başlandı. Sonra mü’minlerin medhine intikal etti. Sonra kâfirlerin zemmine incirar etti. Sonra, insanların kısımlarını ikmal etmek için, münafıkların kıssası zikredildi.

    S - Kâfirlerin zemmi hakkında yalnız iki âyetle iktifa edilmiştir. On iki âyetin hülâsasıyla münafıklar hakkında yapılan itnab neye binaendir?

    C - Münafıklar hakkında itnabı, yani tatvili icap ettiren birkaç nükte vardır:


    Birincisi: Düşman meçhul olduğu zaman daha zararlı olur. Kandırıcı olursa daha habis olur. Aldatıcı olursa, fesadı daha şedit olur. Dahilî olursa, zararı daha azîm olur. Çünkü; dahili düşman kuvveti dağıtır, cesareti azaltır. Haricî düşman ise, bilâkis, asabiyeti şiddetlendirir, salâbeti arttırır. Nifakın cinayeti, İslâm üzerine pek büyüktür. Âlem-i İslâmı zelzeleye maruz bırakan nifaktır. Bunun içindir ki, Kur’ân-ı Azîmüşşan, ehl-i nifaka fazlaca teşniat ve takbihatta bulunmuştur.


    Not
    Dipnot-1 “İnsanlardan bir kısmı da, mü’min olmadıkları halde, ‘Allah’a ve âhiret gününe inandık’ derler; fakat onlar inanmamışlardır.” Bakara Sûresi, 2:8.


    Kur’ân-ı Azîmüşşan: şan ve şerefi yüce olan Kur’ân asabiyet: duygusal bağlılık, akrabalık, taraftarlık, milliyetçilik
    atfedilmek: bağlanmak atıf: (Ar. gr.) bağlaç; bir mânâ bütünlüğünü korumak için, bir bağlaç vasıtasıyla kendinden öncesiyle sonraki kelime veya cümle grubu arasındaki irtibatı sağlayan edat; “vav” harfi gibi
    azîm: büyük belâgat: sözün düzgün, kusursuz, yerinde, hâlin ve makamın icabına göre söylenmesi
    binaenaleyh: bundan dolayı dahilî: içe ait, içle ilgili
    ehl-i nifak: münafıklar; iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kimseler fesad: bozma, bozulma, bozgunculuk
    garaz: maksat, gaye habis: çirkin, pis
    hülâsa: öz, özet icap ettirme: gerektirme
    ikmal: tamamlama iktifa: yetinme
    iktiza: bir şeyin gereği incirar etmek: bir şeye varmak, dayanmak
    intikal: geçme, bir şeye varma itnab: sözü uzatma; yeni bir fayda için, maksadı alışılmamış bir tarzda uzun bir söz ile ifade etme
    ittihad: birleşme iştirak: katılım, ortaklık
    kezâlik: böylece, bunun gibi kâfir: Allah’ı veya Onun kesin olarak emrettiği şeylerden herhangi birini inkâr eden kimse
    kıssa: ibretli hikâye makabl: öncesi
    maksad: hedef, gaye maruz bırakma: karşı karşıya bırakma, tesirinde bırakma
    meâl: anlam, mânâ müfred: gr. tekil
    münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kimse nifak: iki yüzlülük, inanmadığı halde inanmış görünme hali
    salâbet: değerleri korumadaki ciddiyet, dayanıklılık senâ: övgü
    takbihat: çirkinlikle niteleme, çirkin gösterme tatvil: uzatma
    tazammun: kapsama, içine alma teşniat: çirkin görme, çirkin sayma
    vakta ki: ne zaman ki, nasıl ki veçh-i nazmı: tertip ve diziliş yönü
    zelzele: sarsıntı zem: kötü, kötülük, çirkinlik
    âlem-i İslâm: İslâm dünyası


    Benzer Konular
    Bakara Suresi: 25. Âyet
    Bakara Suresi: 25. Âyet İşarat-ül İ'caz / (Kıyamet ve Âhiret)den ﻭَﺑَﺸِّﺮِ ﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ ﺍَﻣَﻨ&
    Bakara Sûresi: 23.24. Âyet
    Bakara Sûresi: 23.24. Âyet ﻭَﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﻓِﻰ ﺭَﻳْﺐٍ Eğer sizler bunun içindekilerden şüphe edi
    Münafıklar Bahsi
    Münafıklar Bahsi -1- Bu ayetin makabliye veçh-i nazmı: Nasıl ki, bir hükümde iki müfredin iştiraki veya bir maksada iki cümlenin ittihadı atfı icap ettirir.
    2-Bakara Süresi
    2-Bakara Süresi ... 201 - Yine onlardan: "Ey Rabbimiz! Bize dünyada bir güzellik ve ahirette de bir güzellik ver ve bizi ateş azabından koru!" diyenler vardır. 202 - İşte onlar için, kazandıklarından bir nasib vardır.
    Yazar : Risale Forum

  2. #2
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Bakara Sûresi - Münafıklar Bahsi - Sayfa: 123


    İkincisi:
    Münafık olan, mü’minlerle ihtilât ede ede, yavaş yavaş ünsiyet kesb eder, imanla ülfet peyda eder. Gerek Kur’ân’dan, gerek mü’minlerden nifakın kötülüğü hakkındaki sözleri işite işite pis hâletten nefret eder. En nihayet, lisanından kelime-i tevhidin kalbine damlamasına zemin hazırlamak için itnab yapılmıştır.

    Üçüncüsü: İstihza, hud’a, ikiyüzlülük, hile, kizb, riya gibi kötü ahlâklar münafıkta var. Kâfirde o derecede yoktur. Bu cihetten münafıklar hakkında itnab yapılmıştır.

    Dördüncüsü: Alelekser münafıklar, ehl-i kitaptan oldukları için, şeytanî bir zekâ sahipleri olup, daha hilekâr, daha desiseci olurlar. İşte bu durumdaki münafıklar hakkında itnab, yani tatvîl-i kelâm, ayn-ı belâgattır.


    Bu âyetin kelimeleri arasındaki münasebetlere gelelim:

    ﴾ ﴿ مِنَ النَّاسِ 1 car ve mecrûru, مَنْ kelimesine haber olduğu takdirde, şöyle bir sual varid olur ki: Münafıkların nâstan oldukları bedihîdir. Bu hüküm, mâlûmu ilâm etmekten ibaret kalır.

    Elcevap: Malûmdur ki, bir hüküm bedihî olduğu zaman, o hükmün lâzımı kastedilir. Burada kastedilen, o hükmün lâzımı olan taaccüptür. Sanki Kur’ân-ı Azîmüşşan, zımnen “Münafıkların nâstan oldukları acip birşeydir” diyerek, halkı taaccüp etmeye dâvet etmiştir. Zira insan mükerremdir. Mükerrem olan insan, nifaka tenezzül etmez.

    S - Madem ki مِنَ النَّاسِ haberdir, niçin مَنْ üzerine takaddüm etmiştir?

    C - Madem ki o hükümden taaccüp kastedilmiştir; taaccüb-ü inşaînin şe’ni, kelâmın evvelinde bulunmaktır.


    Sonra nâs tabirinden birkaç letâif çıkıyor.


    Not
    Dipnot-1 insanlardan…


    Kur’ân-ı Azîmüşşan: şan ve şerefi yüce olan Kur’ân alelekser: çoğunlukla, genellikle
    ayn-ı belâgat: belâgatın ta kendisi bedihî: apaçık, aşikar
    cihet: yön, taraf câr: (harf-i cer) başına geldiği ismin sonunu esre okutarak kendinden önceki fiilin mânâsını, başına geldiği isme çekip bağlayan harf
    desise: hile, aldatma ehl-i kitap: Allah’ın gönderdiği kitaplara inanan Hıristiyan ve Yahudiler
    haber: Arapça gramerde, isim cümlesindeki hükmü (iş, oluş veya hareketi) ifade eden kısım hud’a: hile, aldatma
    ihtilât: karışma, iç içe girme ilâm: bildirme
    istihza: alay etme itnab: sözü uzatma; yeni bir fayda için, maksadı alışılmamış bir tarzda uzun bir söz ile ifade etmek
    kelime-i tevhid: “Allah’tan başka ilâh olmadığını ve Hz. Muhammed’in Onun elçisi olduğunu” dile getiren söz kelâm: söz, ifade
    kesb: kazanma kizb: yalan
    kâfir: Allah'ı veya Onun kesin olarak bildirdiği şeylerden herhangi birini inkâr eden kimse letâif: incelikler, güzellikler
    mecrûr: çekilen, sürüklenen; gr. başına geldiği câr harfiyle önündeki fiilin mânâsı kendine bağlanan ve daima esreli okunan kelime mâlûm: bilinen, belirli
    mükerrem: ikram edilen, ikrama mazhar olan münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kimse
    nifak: iki yüzlülük, inanmadığı halde inanmış gözükme nâs: insanlar
    peyda etme: kazanma riya: gösteriş, iki yüzlülük
    taaccüb-ü inşaî: fiili ve kesin bir olayı göstermeyen ve taaccüb ifade eden söz taaccüp: hayret etme, şaşırma
    takaddüm etme: öne geçme, önce gelme tatvîl-i kelâm: sözü uzatma
    tenezzül: inme, alçalma varid olmak: meydana gelmek, doğmak
    zımnen: gizli, kapalı olarak ülfet: alışkanlık
    ünsiyet: alışkanlık, yakınlık şe’n: durum, özellik
    مَنْ: (bk. ḥ-r-f
    Yazar : Risale Forum

  3. #3
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Bakara Sûresi - Münafıklar Bahsi - Sayfa: 124

    Birincisi: Kur’ân’ın, münafıkların şahıslarını tayin etmeyerek umumî bir sıfatla onlara işaret etmesi, Resul-ü Ekremin (a.s.m.) siyasetine daha münasiptir. Zira münafıkların şahıslarının tayiniyle kabahatleri yüzlerine vurulsaydı, mü’minler nefsin desisesiyle vesveseye düşerlerdi. Halbuki vesvese havfe, havf riyaya, riya nifaka müncer olur.

    Ve keza, eğer Kur’ân onları tayinle takbih etseydi, “Resul-ü Ekrem (a.s.m.) mütereddittir, etbâına emniyeti yoktur” denilecekti.

    Ve keza, bazan kötülük ifşa edilmezse tedricen zail olması ihtimali vardır. Fakat teşhir edildiği takdirde, kötülüğü yapan kimsenin hiddetini tahrik eder, fenalığı daha fazla yapmasına bâis olur.

    Ve keza, nâs gibi umûmî bir sıfatın nifaka münafi olması, hususî sıfatların daha ziyade münafi olmasına delâlet eder. Zira, insan mükerremdir. Bu gibi rezaleti işlemek insaniyetin şânından değildir.


    Ve keza, nâs tabiri, nifakın bir taife veya bir tabakaya mahsus olmayıp, hangi taife olursa olsun, insan nev’inde bulunmasıdır.

    Ve keza, nâs tabiri, nifak bütün insanların haysiyet ve şereflerini ihlâl eden bir rezalet olduğundan, enzâr-ı âmmeyi nifakın aleyhine çevirtmekle izale ve adem‑i intişarına çalışmaları lüzumuna işarettir.

    S – يَقُولُ 1 ile اٰمَناَّ 2 nın mercileri bir iken, birisinin müfred, diğerinin cem’ sîgasıyla zikirlerinde ne hikmet vardır?

    C - Zarif bir letâfete işarettir ki, imanın mevsufu cem’ ise de telaffuz eden müfreddir.

    يَقُولُ اٰمَناَّ 3 ﴿ cümlesi, onların iman dâvâlarını hikâyedir. Bu cümlede dâvâlarının


    Not
    Dipnot-1 Diyor ki.
    Dipnot-2 İman ettik.
    Dipnot-3 İman ettik derler.


    Resul-ü Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.) adem-i intişar: yayılmama
    bâis: sebep, neden cem’: gr. çoğul
    delâlet etmek: işaret etmek, göstermek desise: hile, aldatma
    dâvâ: iddia enzâr-ı âmme: genelin bakışı, görüşü, kamuoyu
    etbâ: tâbi olanlar, bağlı olanlar fena: kötülük, çirkinlik
    havf: korku haysiyet: itibar, şeref
    hiddet: kızgınlık, öfke hikmet: sır, gaye, maksat
    hususî: özel ifşa: yayma
    ihlâl etme: bozma izale: yok etme, giderme
    kabahat: suç keza: böylece, bunun gibi
    letâfet: incelik, güzellik mahsus: özel, has
    merci: dönme yeri, başvurulan yer mevsuf: nitelendirilen; burada “biz” inandık diyen, münafıklar kastediliyor
    müfred: gr. tekil mükerrem: ikram edilen, ikrama mazhar olan
    münafi: aykırı, zıt münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kimse
    müncer olma: sürüklenme, bir yere çekilip dayanma mütereddit: kararsız, şüpheli
    mü’min: iman eden, Allah’a ve Onun bildirdiği şeylere inanan nefs: insanı maddî zevk ve isteklere sevk eden kuvvet
    nev’i: tür, cins nifak: iki yüzlülük
    nâs: insanlar rezalet: alçaklık
    riya: gösteriş sîga: gr. kip, kalıp
    tahrik: harekete geçirme taife: topluluk, grup
    takbih: çirkinlikle niteleme, çirkin bulma tayin: belirtme
    tedricen: yavaş yavaş telaffuz etme: söyleme, ifade etme
    teşhir edilme: açıp dökme, gözler önüne serme umûmî: umuma ait, genel
    vesvese: kuruntu, şüphe, zan zail olma: yok olma
    zarif: ince, kibar
    Yazar : Risale Forum

  4. #4
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Bakara Sûresi - Münafıklar Bahsi - Sayfa: 125


    reddine iki cihetle işaret edildiği gibi, dâvâlarının takviyesine de iki vecihle ima edilmiştir. Şöyle ki:

    يَقُولُ 1 kelimesi, madde cihetiyle onların iman dâvâsının ayn-ı itikad olmayıp ancak kuru bir sözden ibaret olduğuna işarettir. Kezâlik, muzari sîgasıyla zikrinde, onları aleddevam yaptıkları müdafaaya sevk eden, vicdanî bir sebep değildir, ancak halka karşı bir riyakârlık olduğuna işarettir.

    Dâvâlarının takviyesine yapılan işaretler ise, اٰمَناَّ 2 fiil-i mazînin hey’etinden “Biz ehl-i kitap cemaatleri, eskiden beri mü’miniz. Şimdi imandan geri kalmamıza imkân yoktur” gibi takviye edici bir delil tereşşuh ettiği gibi, cem’e râci olan نَا zamirinden de “Bizler bir fert gibi değiliz, ancak muhteşem bir cemaatiz. Yalana tenezzül etmeyiz” gibi ikinci bir takviye daha çıkıyor.

    بِاللهِ وَبِالْيَوْمِ اْلاٰخِرِ 3 ﴿ Kur’ân-ı Kerim, hikâye ettiği şeyleri ya aynıyla alır veya meâlinin ahzıyla veyahut ibaresinin telhisiyle bir tasarruf yapar. Birinci ihtimale göre, onların erkân-ı imaniyeden yalnız bu iki rüknü izhar etmeleri, rükünlerin en mühimlerini izhar etmekle sadakatlerini göstermeye işarettir. Ve aynı zamanda, onlardan en ziyade kabule şayan, zûumlarınca bu iki rükündür. İkinci ihtimale nazaran, Cenâb-ı Hakkın, imanın rükünleri içinde kutup sayılan bu iki rüknü tahsis etmesi, onların kuvvetle iddia ettikleri iman, dine iman olmadığına işarettir. Çünkü bu iki rüknün de muktezasına amel ve itikad etmemişlerdir. ب ’nin tekrarı, her iki rükne olan imanın bir cihetten olmadığına işarettir. Çünkü, Allah’a iman, Allah’ın vücud ve vahdetine imandır. Yevm-i âhirete iman ise, o günün hak olduğuna ve muhakkak geleceğine imandır.


    Not
    Dipnot-1 Diyor ki.
    Dipnot-2 İman ettik.
    Dipnot-3 Allah'a ve âhiret gününe.


    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah ahz: alma
    aleddevam: devamlı, sürekli ayn-ı itikad: gerçek inanç, inancın tâ kendisi
    cem’: gr. çoğul delil: işaret, alâmet; kendisine, doğru bir bakış açısıyla bakıldığında istenilen hedefe ulaştıran şey
    dâvâ: iddia ehl-i kitap: Allah’ın gönderdiği kitaplara inanan Hıristiyan ve Yahudiler
    erkân-ı imaniye: imanın rükünleri, esasları fiil-i mazînin hey’eti: gr. geçmiş zaman fiiline ait mânâlar
    ibare: ifade, metin ima: gizli ve ince bir mânâyı işaret etme, gösterme
    itikad: inanç izhar etme: gösterme
    kabule şayan: kabul edilmeye lâyık kezâlik: böylece, bunun gibi
    meâl: anlam, mânâ muhakkak: gerçekleşmesi kesin, şüphesiz
    mukteza: bir şeyin gereği muzari sîgası: gr. şimdiki, geniş ve yakın geleceği içine alan zaman kipi
    nazaran: –e göre, nispetle riyakârlık: iki yüzlülük, gösteriş yapma
    râci: dönen, bir yere bağlı olan rükün: esas, şart
    sadâkat: bağlılık, doğruluk sevk etme: yöneltme
    tahsis: tercih etme, ayırma takviye: kuvvet verme, güçlendirme
    tasarruf yapma: kullanma telhis: özetleme
    tenezzül: alçalma, inme tereşşuh etme: sızma, sızarak çıkma
    vahdet: Allah’ın birliği vecih: tarz, şekil
    vicdanî: kalbe ait hislerin aynası olan vicdana ait, vicdanla ilgili vücud: varlık
    yevm-i âhiret: âhiret günü; öteki dünya, öldükten sonraki ebedî hayat zamir: gr. ismin yerini tutan kelime
    zûum: zan, kuru iddia ب: (bk. ḥ-r-f
    نَا: (bk. n-ḥ-v
    Yazar : Risale Forum

  5. #5
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Bakara Sûresi - Münafıklar Bahsi - Sayfa: 126


    ﴾ ﴿ وَماَهُمْ بِمُؤْمِنِينَ 1 : S – اٰمَناَّ 2 ’ya müşabih olan وَمَا اٰمَنُوا 3 ’ya tercihen وَماَهُمْ بِمُؤْمِنِينَ olarak cümle-i ismiye ile denilmesinde ne hikmet var?

    C - Birincisi: Her iki اٰمَناَّ arasında görülen zâhirî tenakuzdan içtinap etmek içindir.

    İkincisi: اٰمَناَّ ihbar değildir, inşadır. İnşa, nefiy ile tekzip edilemediğindenوَمَا اٰمَنُوا denilmemiştir.

    Üçüncüsü: اٰمَناَّ cümlesinden zımnen istifade edilen 4 نَحْنُ مُؤْمِنُونَ cümlesine nefiy ve tekzibi ircâ için وَماَهُمْ بِمُؤْمِنِينَ denilmiştir.

    Dördüncüsü: Onların adem-i imanlarının devamına delâlet etmek için cümle-i ismiye ihtiyar edilmiştir.

    S - Nefyi ifade eden مَا cümlenin evvelinde bulunduğu halde, cümleden istifade edilen devamı nefyetmeye delâlet etmediğinden hikmet nedir?

    C - Nefiy, kesif bir harfin medlûlüdür. Devam ise, cümle-i ismiyenin heyet-i hafifesinden istifade edilen bir mânâdır. Binaenaleyh, kesif kesife, yani nefiy, imâna daha karibdir.

    S - وَماَهُمْ بِمُؤْمِنِينَ ’deki haber üzerine harf-i cer olan ب’nin duhulü neye işarettir?
    C - Onların zahiren imanları varsa da, hakikatte imana ehil ve lâyık insanlar olup, mü’minîn sınıfından addedilmediklerine delâlet için مَا ’nın haberi üzerine ب dahil olmuştur.


    Not
    Dipnot-1 “Onlar mü'min değiller, inanmadılar.” Bakara Sûresi, 2:8.
    Dipnot-2 İman ettik.
    Dipnot-3 İman etmediler.
    Dipnot-4 Biz mü’minleriz.


    addedilmek: sayılmak, kabul edilmek adem-i iman: imansızlık, iman etmeme
    cümle-i ismiye: isim cümlesi devam: burada imansızlığın devamı kastediliyor
    duhul: girme, katılma, gelme haber: Arapça gramerde, isim cümlesindeki hükmü (iş, oluş veya hareketi) ifade eden kısım
    harf-i cer: cer harfi; gr. cümlede kendinden önceki fiilin veya ismin mânâsını kendinden sonraki kelime veya kelime guruplarına taşıyan harfler “an, min, be” gibi heyet-i hafife: cümledeki her bir parçanın tek tek mânânın hafiif olduğunu göstermesi; hafif yapı
    hikmet: gaye, fayda ihbar (haber cümlesi): haber verme, bildirme; blğ.; bir sözü söyleyen için, “O bu sözünde doğrudur veya yalancıdır” hükmünün verilebileceği cümle
    ihtiyar: seçme, tercih etme inşa (inşâ cümlesi): blğ.; bir sözü söyleyen için “O bu sözünde doğrudur veya yalancıdır” hükmünün verilemeyeceği cümle
    ircâ: geri döndürme, bağlama içtinap: kaçınma, çekinme
    karib: yakın kesif: katı, yoğun; mânâ yoğunluğu
    medlûl: mânâ, anlam, işaret edilmiş olan müşabih: benzer, benzeyen
    mü’minîn: iman edenler; Allah’a ve Onun peygamberlerle gönderdiği şeylere inananlar nefy: olumsuzluk; burada cümleye olumsuzluk mânâsını veren “mâ” edatı kastediliyor
    tekzip: yalanlama tenakuz: çelişki, tutarsızlık, birbirini iptal edip bozma
    zahiren: görünüşte zâhirî: görünürdeki
    zımnen: kapalı olarak ب: (bk. ḥ-r-f
    مَا: (bk. ḥ-r-f

    Yazar : Risale Forum

  6. #6
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Bakara Sûresi - Münafıklar Bahsi - Sayfa: 127


    ﴿
    يُخَادِعُونَ اللهَ وَالَّذِينَ اٰمَنُوا وَمَا يَخْدَعُونَ اِلاَّۤ اَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ فِى قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ فَزَادَهُمُ اللهُ مَرَضًا وَلَهُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ بِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ
    1
    Bu âyet, bütün cümleleriyle nifaka hücum ederek, münafıkları tevbih, takbih, tehdit, tâyib etmekle, evvelce اٰمَناَّ 2 dedikleri kavli, ne maksada ve ne illete binaen söylediklerini ve nifakın en birinci cinayeti olan hud’a ve hilelerini beyan etmektedir.3

    Evvelen, nifakın birinci cinayeti olan hud’aya ait يُخَادِعُونَ 4 ’den يَكْذِبُونَ 5 ’ye kadar yedi cümleye terettüp eden müteselsil neticeleri nazara almak lâzımdır

    Birincisi: Allah’ı kandırmak gibi muhal bir şeyin talebinde bulundukları için tahmik edilmişlerdir.

    İkincisi: Menfaat niyetiyle kendilerine zarar dokundurdukları için tesfih edilmiştir.


    Üçüncüsü: Menfaati mazarattan tefrik edemedikleri için techil edilmişlerdir.

    Dördüncüsü: Tıynetleri pis, sıhhatlerinin madeni hasta, hayat menbaları ölmüş, vesaire gibi rezaletleriyle terzil edilmişlerdir.

    Beşincisi: Şifanın talebiyle marazlarını ziyade ettikleri için tezlil edilmişlerdir.

    Altıncısı: Elemden maada birşeyi intaç etmeyen kavî bir azapla tehdit edilmişlerdir.

    Yedincisi: İnsanlarca alâmetlerin en çirkini olan kizb ile teşhir edilmişlerdir.


    Not
    Dipnot-1 “Allah’ı ve mü’minleri güya aldatmaktadırlar. Halbuki onlar yalnız kendilerini aldatırlar da farkında bile olmazlar. Onların kalblerinde nifak hastalığı vardır. Kötülük işleyerek hastalıklarını tedavi etmeye çalıştıkları için Allah da onların o hastalıklarını arttırmıştır. Âyetlerimizi yalanlayıp durmaları yüzünden onlara pek acı bir azap vardır.” Bakara Sûresi, 2:9-10.
    Dipnot-2 İman ettik.
    Dipnot-3 Nifaktan doğan cinayetler şunlardır: Hud’a, ifsad, mü’minleri sefihlikle itham ve onlarla istihza etmek.
    Dipnot-4 Aldatırlar.
    Dipnot-5 Yalan söylerler.


    alâmet: belirti, iz hud’a: hile, aldatma
    illet: asıl sebep intaç etme: netice verme, doğurma
    kavl: söz, ifade kavî: güçlü
    kizb: yalan maada: başka, hariç
    maraz: hastalık mazarat: zararlar
    menba: kaynak münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kimse
    müteselsil: zincirleme, peş peşe nazara almak: dikkate almak
    nifak: münafıklık, ikiyüzlülük tahmik: ahmak sayma, ahmak olduğunu dile getirme
    takbih: çirkin görme techil: cahil ve bilgisizliğini dile getirme, ortaya koyma
    tefrik: ayırma, ayırd etme terettüp: gerekme, lâzım gelme
    terzil edilme: rezil edilme, alçaltılma, aşağılanma tesfih: akılsız, beyinsiz olduğunu söyleme
    tevbih: azarlama, kınama tezlil edilme: küçük düşürülme, aşağılanma
    teşhir: sergileme, ilân etme, duyurma tâyib: ayıplama
    tıynet: huy, tabiat, kişinin yapısı vesaire: diğer, başka şeyler
    Yazar : Risale Forum

  7. #7
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Bakara Sûresi - Münafıklar Bahsi - Sayfa: 128


    Sonra bu yedi cümlenin arasındaki intizam ve irtibatın, şöyle bir tasvirle dinlenmesi lâzımdır:

    Bir şahıs bir şahsı, nasîhatle fena bir şeyden men etmek üzere şöyle tevcih-i kelâmda bulunur: “Ey kişi! Aklın varsa şu yapmak istediğin şey muhaldir, hem nefsine zarardır. Hem iyiyi kötüyü tefrik edecek bir hissin yok mudur? Anlaşılan, hakikatı hurafe, tatlıyı acı gösteren seciyende bir hastalık vardır. Şüphesiz o hastalıktan kurtulup şifayab olmak istiyorsun. Fakat senin bu halin, o hastalığı izale değil, tezyid ediyor. Eğer bu halinle bir lezzet, bir zevk istersen, en şedit bir elemi intaç eden bir azap eline geçer. En nihayet sarhoşluktan ayrılıp, kötü halinden vazgeçmediğin takdirde, fesadın başkalara geçmemek üzere hortumun üzerine, bir damganın vurulmasıyla seni teşhir ve ilân etmek lâzımdır.”

    Kezalik, Cenâb-ı Hak, münafıkları nifaktan zecr ve men için kötü hallerini şöylece nakletmekle yüzlerine vuruyor:

    ﴿ يُخَادِعُونَ اللهَ: Yani, hile ile Allah’ı kandırmak istiyorlar. Zira Resul-ü Ekrem (a.s.m.) Allah’ın elçisidir. Ona yapılan hile Allah’a racidir. Allah’a yapılan hile ise muhaldir. Muhali talep etmek hamakattir. Böyle hayvancasına hamakat, taaccübü muciptir.

    وَمَا يَخْدَعُونَ اِلاَّ اَنْفُسَهُمْ ﴿ : Yani, onlar ancak nefislerine hile yapıyorlar; zira fiillerinde nef’ değil, zarar vardır. Bu zarar da nefislerine racidir. Nefislerine zarar veren, ancak süfeha kısmıdır.

    ﴿ وَمَا يَشْعُرُونَ ﴾: Yani, nef’ ve zararı tefrik edecek bir hisse malik değillerdir. Bu ise cehaletin en edna ve en aşağı bir derekesine düştüklerine işarettir.

    فِى قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ﴿: Yani, nifak ve hasetten kalblerinde, ruhlarında öyle bir maraz vardır ki, o maraz, hakkı bâtıl, hakikati hurafe telâkki etmeye sebeptir. Zaten fasit bir kalbden, bozuk bir ruhdan böyle rezaletlerin çıkması bedihîdir.



    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah Resul-ü Ekrem (a.s.m.): Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)
    bedihî: apaçık bâtıl: gerçek ve doğru olmayan, sahte, yalan
    cehalet: cahillik, bilgisizlik cevher: öz, asıl, esas
    câmid: katı, donuk; cansız dereke: normalin altındaki derece, seviye
    edna: en alçak, en düşük elem: acı, üzüntü
    fasit: bozuk fena: kötü, çirkin
    fesad: bozgunculuk hamakat: ahmaklık
    hurafe: delile dayanmayan saçma inanış, boş ihtiyar: tercih, seçme gücü
    intizam: düzen, tertip izale: giderme, yok etme
    kezalik: böylece, bunun gibi malik: sahip
    maraz: hastalık muhal: olması imkânsız olan şey
    münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kimse nefs: can, hayat, kişinin kendisi
    nef’: fayda nifak: münafıklık, ikiyüzlülük
    raci: dönük, bağlanan ruh: canlı, şuurlu, çevresini görüp gösteren hayat kaynağı olan nurlu varlık, öz, cevher
    seciye: karakter, huy, tabiat süfeha: sefihler; sefih
    taaccübü mucip: şaşkınlığı, gerektiren, hayret sebebi tasvir: şekillendirerek anlatma ve ifade etme
    tefrik etme: ayırd etme, ayırma telâkki etme: anlama, kabul etme
    tevcih-i kelâm: söz yöneltme tezyid etme: arttırma, çoğaltma
    teşhir: sergileme, ilân etme, duyurma zecr: yasaklama, menetme, kovma
    şedit: şiddetli şifayab: şifa bulma, iyileşme
    Yazar : Risale Forum

  8. #8
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Bakara Sûresi - Münafıklar Bahsi - Sayfa: 129


    ﴿
    فَزاَدَهُمُ اللهُ مَرَضًا
    : Yani, eğer onlar yaptıkları fenalıkla gayz ve hasetlerini izale için bir deva, bir ilâç talebinde iseler, o zannettikleri ilâç, kalblerini, ruhlarını bozan bir zehirdir. Zehirle kendi tedavisine çalışan, elbette zelildir. Evet, kırık ve yaralı bir el ile intikamını almak isteyen, yarasının artmasına hizmet eden bir miskindir.

    ﴿ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ : Yani, eğer onlar bir zevk, bir lezzet talebinde iseler, şu nifaklarında pek çok maâsî olduğu gibi, muvakkat bir lezzet bile yoktur. O nifak, ancak dünyada şedit bir elemi, âhirette de en şedit bir azabı intaç edecek bir dalâlettir.

    ﴿ بِمَاكَانُوا يَكْذِبُونَ: Yani, yaptıkları kizbden pişman olup, nedamet etmedikleri takdirde, beynennas yalancılıkla teşhir ve bir alâmetle tevsimleri lâzımdır ki, başkalar onlara itimad edip marazlarına maruz kalmasınlar.


    Mezkûr cümlelerin eczaları arasında bulunan irtibat ve intizamın beyanına gelelim:

    Münafıkların yaptıkları hileden takip edilen gayenin muhal olduğuna ve o muhaliyeti göz önüne getirip çirkin bir şekilde gösterilmesine tasrih edilmek üzere
    يُخَادِعُونَ اللهَ وَالَّذِينَ اٰمَنُوا 1 cümlesinde münafıkların amelinden (müşareket babından) muzari sîgasıyla hud’a ünvanıyla tabir edilmiştir.

    Ve keza, makamın iktizası hilâfına
    اَلنَّبِىُّ 2 ’ye bedelاَللهَ ve اَلْمُؤْمِنُونَ 3 ’ye bedel وَالَّذِينَ اٰمَنُوا 4 zikredilmiştir. Çünkü يُخَادِعُونَ 5 ’nin maddesinden nefret çıkar. Sîgasından devam ve istimrar çıkar. Babından müşareket çıkar. Müşareket


    Not
    Dipnot-1 “Allah’ı ve O’na inananları aldatmaya çalışırlar.” Bakara Sûresi, 2:9.
    Dipnot-2 Nebî, Hz. Peygamber.
    Dipnot-3 Mü’minler.
    Dipnot-4 İman edenler ki.
    Dipnot-5 Onlar aldatırlar.


    alâmet: belirti, iz bab: mufâale babı, kalıbı
    beynennas: insanlar arasında dalâlet: hak yoldan sapkınlık
    deva: ilâç, çare ecza: cüzler; parçalar, bölümler, kısımlar
    elem: acı, üzüntü fena: kötü, çirkin
    gayz: öfke, hiddet, kin haset: kıskançlık
    hilâf: ters, zıt hud’a: hile, aldatma; başkasına karşı, görünüşte doğruluk düşündüren bir işi açıklayıp, içinde onu zarara sokacak bir şeyi gizleme
    iktiza: bir şeyin gereği intaç etme: netice verme, doğurma
    intizam: düzen, tertip irtibat: ilişki, bağ
    istimrar: süreklilik, devamlılık itimad etme: güvenme
    izale: yok etme, giderme keza: bunun gibi, böylece
    kizb: yalan maraz: hastalık
    maruz: uğrama, tesirinde kalma maâsî: günahlar, suçlar
    mezkûr: söz edilen, anlatılan muhaliyet: imkânsızlık
    muvakkat: geçici muzari sîgası: gr. şimdiki, geniş ve gelecek zaman kipi, kalıbı
    münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kimse müşareket: ortaklık
    müşareket babı: fiilin iki veya daha fazla şahıs tarafından meydana geldiğini gösteren fiil kalıbı nedamet: pişmanlık
    nifak: münafıklık, ikiyüzlülük sîga: gr. kalıp, kip
    tasrih: açıklama, açığa çıkarma tevsim: damgalama, işaretleme
    teşhir: ilân etme, duyurma zelil: alçak
    âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat şedit: şiddetli
    Yazar : Risale Forum

  9. #9
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Bakara Sûresi - Münafıklar Bahsi - Sayfa: 130


    ise müşakeleti, yani mukabele-i bilmisli icap eder. Müşakelet ise onların seyyielerine karşı seyyie ile mukabele edileceğini istilzam eder. Demek onların devam ile yaptıkları şu kötü fiil, nefisleri titreten bir nefreti intaç ettiği gibi, takip ettikleri garazın da akim kaldığına delâlet eder.

    اَللهُ kelimesinin tasrihinden de garazlarının muhal olduğuna delâlet vardır. Çünkü Resul-ü Ekreme (a.s.m.) yapılan hud’a Allah’a racidir. Allah ile pençeleşmek isteyen düşer.

    ﴾ ﴿ وَالَّذِينَ اٰمَنُوا 1: اَلَّذِينَ ’nin iphamını izale etmek için sıla olarak iman sıfatının ihtiyar edilmesi, onların iman cihetiyle kendilerini sevdirerek mü’minlerden addetmek istemiş olduklarına işarettir. Ve keza nur-u imanla akılları münevver olan mü’minlerin dirayetinden hilelerinin gizli kalmamasına bir îmâdır.

    ﴾ ﴿ وَمَا يَخْدَعُونَ اِلاّٰ اَنْفُسَهُمْ 2: Bu cümledeki hasr, kemal-i sefahetlerine işarettir. Zira mü’minlere zarar verdirmek için yaptıkları muamele mâkûse olup, onlar baltayı nefislerine vurmakla, sanki o hud’ayı bizzat nefislerine yapmakla sefahetlerini ilân etmişlerdir. يَخْدَعُونَ 3 ’nin يَضُرُّونَ 4 ’ye tercihi, yine onların sefahetlerine işarettir. Çünkü ashab-ı ukûl arasında kasten nefsine zarar veren vardır. Fakat amden kendisiyle hud’a eden yoktur, meğer ki insan suretinden çıkmış ola...

    اَنْفُسَهُمْ 5 Bu ünvan, onların pek aziz ve sevgili olan nefislerini memnun etmek üzere bir hazz-ı nefsânî kazanmak niyetiyle yaptıkları nifak, aksul-amel kabilinden bir zakkum-u esmar olduğuna işarettir.


    Not
    Dipnot-1 İman edenler ki.
    Dipnot-2 “Onlar ancak kendilerini aldatırlar.” Bakara Sûresi, 2:9.
    Dipnot-3 Aldatırlar.
    Dipnot-4 Zarar verirler.
    Dipnot-5 Kendilerine.


    Resul-ü Ekrem (a.s.m.): Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.) addetmek: saymak, kabul etmek
    akim kalma: neticesiz kalma, başarısız olma aksul-amel: tepki, reakisyon
    ashab-ı ukul: akıl sahipleri delâlet: işaret etme, gösterme
    dirayet: incelikleri kavrayış, sezgi, kabiliyet garaz: istek, gaye, maksat
    hasr: sınırlandırma, ait kılma; bir hükmün yalnızca bir şeye, veya bir şahsa verilmesi hazz-ı nefsânî: nefsin hoşuna giden zevk ve lezzet
    hud’a: hile, aldatma icap etme: gerektirme
    ihtiyar: tercih, seçme ima: işaret
    intaç etme: netice verme, doğurma ipham: kapalılık, belirsizlik
    istilzam etme: lüzumlu kılma, gerektirme izale etmek: yok etmek, gidermek
    kabilinden: türünden, çeşidinden kemal-i sefahet: tam bir beyinsizlik, ahmaklık
    keza: böylece, bunun gibi muhal: gerçekleşmesi imkânsız
    mukabele: karşılık verme mukabele-i bilmisl: benzeriyle, aynıyla karşılıkta bulunma
    mâkûse olma: tersine dönme, ters tepme münevver: aydınlanmış, nurlanmış
    müşakelet: benzerlik; aynıyla karşılık verme nefis: kişinin, kendisi; insanı maddî zevk ve isteklere sevk eden kuvvet
    nifak: münafıklık, iki yüzlülük nur-u iman: iman ışığı, aydınlığı
    raci: geri dönen, bağlanan sefâhet: ahmaklık, beyinsizlik
    seyyie: günah sıla: gr. sıla cümlesi; Arapça’da “ellezî=öyleki” gibi müphem isimlerden hemen sonra gelip öncesini açıklayan cümle
    tasrih: açıklama, açıkça ifade etme zakkum-u esmar: cehennem meyveleri
    âmden: bilerek, isteyerek, kasıtlı olarak اَلَّذِينَ: (bk. n-ḥ-v
    Yazar : Risale Forum

  10. #10
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Bakara Sûresi - Münafıklar Bahsi - Sayfa: 131


    S - Bu cümledeki hasırdan anlaşılır ki, onların hud’a ve nifakları İslâmiyete ve âlem-i İslâma zarar vermemiştir. Halbuki âlem-i İslâmın unsurları, onların öldürücü zehir gibi intişar eden nifak şubelerinden gördüğü zararları, hiçbir şeyden görmemiştir.

    C - Âlem-i İslâmda görünen zararlar ancak onların bozulmuş tabiatlarından, tefessüh etmiş fıtratlarından, taaffün etmiş vicdanlarından neş’et ve intişar etmiştir. Yoksa onların arzu ve ihtiyarlarıyla yaptıkları hud’a ve hilelerin neticesi değildir. Çünkü onların hileleri Cenâb-ı Hakka, Peygamber-i Zişana (a.s.m.), cemaat-ı müslimîne yapılan bir muameledir. Allah, o muameleye âlimdir. Peygamber-i Zişan da (a.s.m.) vahiyle vakıftır. Cemaat-i müslimînce de imanî bir şiddet-i zekâ sayesinde, o gibi hileler tesettür edip, gizli kalamaz. Demek onların âlem-i İslâma vurdukları balta, dönüp kendi başlarını parçalamıştır. Çünkü aldanan, cemaat-i müslimîn değildir. Ancak aldanan, aldatandır.﴾ ﴿ وَمَا يَشْعُرُونَ 1: Yani, onlar yaptıkları hilenin nefislerine raci olduğunu hissetmiyorlar. Bu fezleke onların cehaletini ilân ediyor. Çünkü ukalâdan değildirler. Çünkü onların bu işi ukalâ işi değildir. Ve keza, hayvan sınıfına da benzemiyorlar. Çünkü hayvanlar zararlı olan şeyleri hissettikleri zaman çekinirler. Demek bunlar, hiss-i hayvanîden de mahrumdurlar. Öyleyse bunlar, ihtiyarları ve şuurları olmayan cemadat nev’ine dahildirler.

    ﴾ ﴿ فِى قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ 2: Bu cümlenin, makabliyle veçh-i irtibatı: Vakta ki onlar, şuur hissini istihdam ederek muhakeme-i akliye ile amel etmediler; anlaşıldı ki, ruhlarında bir maraz vardır. Ve lâakal onun zararlı bir maraz olduğunu bilmeleri lâzımdır ki, o marazdan sâdır olan hükümlere itimat etmesinler. Çünkü o maraz, hakikatleri tağyir etmekle acıyı tatlı, çirkini güzel göstermek şanındandır.

    Zarfiyeti ifade eden فِى lâfzından anlaşılır ki, onların marazları kalbin sathında


    Not
    Dipnot-1 “Farkına varmıyorlar.” Bakara Sûresi, 2:9.
    Dipnot-2 “Onların kalplerinde hastalık vardır.” Bakara Sûresi, 2:10.


    Peygamber-i Zişan (a.s.m.): şan ve şeref sahibi olan peygamberimiz Hz. Muhammed (a.s.m.) cemaat-ı müslimîn: Müslümanlar topluluğu
    cemadat: cansızlar fezleke: özet
    fıtrat: yaratılış, mizaç, karakter hakikat: gerçek
    hasr: sınırlandırma, ait kılma; bir hükmün yalnızca bir şeye veya bir şahsa verilmesi hiss-i hayvanî: hayvanî duygu
    hud’a: hile, aldatma ihtiyar: istek, irade, seçim
    imanî: imanla ilgili, imana dair intişar: yayılma
    istihdam etme: hizmet ettirme, bir görevde çalıştırma itimat: güvenme
    keza: böylece, bunun gibi lâakal: en az, en azından
    lâfz: ifade, söz mahrum: yoksun
    makabli: öncesi maraz: hastalık
    muhakeme-i akliye: akıl yürütüp düşünme, değerlendirme nefis: kişinin kendisi
    nev’i: tür, çeşit neş’et: doğma, meydana gelme
    nifak: münafıklık, iki yüzlülük raci: geri dönen, bağlanan
    sath: yüzey sâdır: çıkan; ortaya çıkan, meydana gelen
    taaffün: kokuşma, çürüme tağyir: değiştirme
    tefessüh: bozulma tesettür etme: gizlenme, örtünme
    ukalâ: akıllılar, akıl sahipleri vahiy: Cenab-ı Hak tarafından Cebrail (a.s.) vasıtası ile peygamberlere bildirilen hakikatler
    vakta ki: ne zaman ki vakıf: anlayan, bilen
    veçh-i irtibat: bağlantı, ilişki yönü zarfiyet: gr. yer ve zamanla ilgili
    âlem-i İslâm: İslâm dünyası âlim: her şeyi hakkıyla bilen, ilmi her şeyi kuşatan Allah
    şiddet-i zekâ: büyük zekâ, anlayış فِى: (bk. ḥ-r-f
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 1/8 12345 ... SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 3 kullanıcı var. (0 üye ve 3 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

124, 125, 126, 127, 128, 130, 131, 133, 134, 135, 136, 137, 138, 139, 140, 142, 143, 144, 145, 146, 147, 148, 149, 151, 152, 153, 154, 155, 157, 159, 160, 161, 162, 163, 164, 165, 166, 167, 168, 169, 171, 172, 174, 176, 177, 178, 179, 180, 181, 183, 184, 189, 191, 192, 592, acip, adi, ahmaklar, aklı, alâkası, aldatmak, aldıkları, amelin, anlayan, araf, arz, avam, aya, âyine, azarlama, ağzı, baskı, bağlantı, bağış, başlayan, başıboş, başındaki, bedeldir, bildirir, bilinen, biliniz, binaen, binaenaleyh, bir adam, birdir, biri, birlik, bizimle, bizleri, bozan, boşa, bulamaz, bulunmak, bunu, bütünlüğü, çekiyor, cevaben, cihâ, cumhur, cumhura, cümleyi, çürütme, çıkarılan, çıplak, dadır, daha, daire, dağlar, dedikleri, dediler, derece, desteklemek, değiller, değiştirme, dikkatle, dilediğini, dilemek, dinen, dininde, durdurma, duyan, düzenli, düğü, dış, dışında, edenleri, eder, edilirse, ediyorlar, efes turları, elçisidir, ellerinde, etmeme, etmemesi, etmeyiz, etmiyoruz, ettiren, ettirir, eşsiz, faaliyette, fakirler, fazilet, faziletler, ferah, fikirleri, galebe, gecelerin, geçmesi, gelmiş, getirip, getirirken, gif, gitmez, gitmiş, gitti, giydirir, giydirmek, giyer, gökte, görmeye, görünmek, gösteriş, gösterme, grubu, gümüş, günahtan, gururu, güvenme, haktan, halka, hallerini, harap, hararet, hastalıktan, hayrette, haşimoğulları, herşeye, herşeyin, hücum, hıristiyan, iddiaları, ihanet, ihata, ihtiyaç, ikincisi, ilerleme, ilişkisi, imana, imaniyeden, imanın, imdat, inananlar, inancı, istekleri, istiyorlar, itham, izale, işaret, işgal, iştir, kahrı, kalbin, kalblerine, kalmamış, kalsı, kanunları, kapılmak, karanlıklarında, kardeşi, katılma, kavmin, kendilerini, kendisinde, kesilmiş, kesretli, kinaye, küçümsemek, kudretine, küfrü, kuvvetle, kısmı, kısımlarını, kıyası, kıymetini, lâfza, lâkin, lam, lisanı, lütuf, lüzumu, mâlik, malûmdur, manen, maraz, mağlup, mecbur, mesafeleri, mesel, meselâ, mevcudat, meydanı, meyletmek, muhakkak, muhaldir, mümkü, münafıklar, müphem, mürşidi, müstehak, mütehayyir, müş, nas, nefret, nefsânî, neşretmek, nihayet, nüfuz, olduğuna, olduğundan, olgun, olmadı, olmayanı, olmazlar, ölülere, onlardan, orga, özellikle, pamuk, parçalar, peygamberlere, racidir, revaç, rezil, sakı, sakınmak, sarih, sarılmak, sayan, sayılan, seçim, seciye, sergilemek, sermaye, servet, sizlere, söylemiş, sözlerinin, sûresi, suretle, surlar, sıhhat, sırra, sığı, tahrip, takdim, takdimi, takibi, tamamıyla, tasavvur, tasdike, ters, terviç, tevahhuş, teşhir, toplamak, tutma, ufkunu, ümitsizlik, umum, üstü, uyum, vardır, vazgeç, verdiği, verilmiş, veyahut, yapabilme, yapanlar, yapma, yapması, yapıyorlar, yarası, yaratılanlar, yardım, yardımı, yaygın, yayı, yağıyor, yönden, yüzleri, ışık, zamanla, zamanları, zarif, zira, zulmet, zulmü, şaşkınlığı, şeye, şeytanları, şüpheli

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222