Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

Sayfa 4/8 İlkİlk 12345678 SonSon
71 sonuçtan 31 ile 40 arası

  1. #31
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Bakara Sûresi - Münafıklar Bahsi - Sayfa: 152


    iki surette, her iki cümlenin arasında kemal-i ittisal vardır. Diğer bir cihetten dahi mukadder bir suale cevaptır. Bu surette de aralarında kemal-i inkıta vardır. Çünkü alelekser sual inşa, cevap ihbar olur. İşte bunun için aralarında atıf yapılmamıştır.

    Sual: Bu cümlenin اِنَّا مَعَكُمْ 1 cümlesine tekit veya bedel olduğunun tevcihi?

    Elcevap:اِنَّمَا نَحْنُ مُسْتَهْزِؤُنَ 2 cümlesi gerek hak ve hakikate ve gerek ehl-i hak ve ehl-i hidayete ihanete dairdir. Çünkü bundan dalâlet ve ehl-i dalâlete tâzim çıkıyor. Bu ise اِنَّا مَعَكُمْ cümlesinin meâlidir. Demek her iki cümlenin mealleri birdir veya birbirini tekit eder.

    Mukadder bir suale cevap olduğunun tevcihi ise, sanki onların şeytanları tarafından şöyle bir sual varit olmuştur ki, “Yahu, eğer siz bizimle beraber ve bizim mesleğimizde olmuş olsaydınız, mü’minlere muvafakat etmezdiniz. Ya siz onların mezheplerine geçtiniz veyahut sizin için muayyen bir mezhep yoktur.” Bu suale karşı اِنَّمَا نَحْنُ مُسْتَهْزِؤُنَ diye, Müslümanlardan olmadıklarını sarahaten söyledikleri gibi, hasrı ifade eden اِنَّمَا ile, muayyen bir mezhebi olmayanlardan olmadıklarına işaret etmişlerdir. Ve keza, devamı ifade eden ism-i fail sigasıyla مُسْتَهْزِؤُنَ 3 demeleri, mü’minlere karşı yaptıkları istihzanın daimî bir sıfatları olup, bilâhare arız olmuş sıfatları olmadığına işarettir.


    Not
    Dipnot-1 Sizinle beraberiz.
    Dipnot-2 “Şüphesiz ki biz onlarla alay edicileriz.” Bakara Sûresi, 2:14.
    Dipnot-3 Alay edenler.


    alelekser: çoğunlukla, genellikle arız olma: aslî olmayıp sonradan ortaya çıkma, ilişme
    atıf: (Ar. gr.) bir mânâ bütünlüğünü korumak için, bir bağlaç vasıtasıyla başka kelime veya cümle grubuna bağlama yapma, göndermede bulunma bedel: bir şeyin yerini tutan, yerine geçen; gr. bir şey sıfatıyla (niteliğiyle) beraber söylenmişse ve kastedilen mânâ da o şeyin kendisiyse, sıfat bedel olur. Meselâ, “Kardeşin Ahmed’i gördüm.” Cümlesinde “kardeşin” bedeldir
    bilâhare: sonradan ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapan kimseler
    ehl-i hak: hak ve doğru yolda olan kimseler ehl-i hidayet: doğru yolda olanlar, iman nimetine ermiş olanlar
    hak: doğru, gerçek hakikat: asıl, gerçek
    hasr: sınırlandırma, ait kılma; bir hükmün yalnızca bir şeye veya bir şahsa verilmesi ihbar: bildirme, haber verme; belg. doğru veya yalan hükmün verilebileceği her sözdür
    inşa: belğ. doğru veya yalan hükmünün verilemeyeceği her sözdür. Bunlardan bazıları emir, nehiy, soru, nidâ, temennidir ism-i fâil: gr. bir iş, oluş veya durumu yüklenen şahsı bildiren kelimedir, meselâ; müstehzi; alay eden gibi
    istihza: alay etme kemal-i inkıta: tam bir kopukluk, ayrılık
    kemal-i ittisal: tam, sıkı bir bağlantı, ilişki keza: bunun gibi
    mezhep: takip edilen yol muayyen: belirli
    mukadder: gr. lâfız olarak zikredilmediği halde gizli olarak kastedilen söz veya kelime muvafakat etme: uyma, uyuşma
    sarahaten: açıkça siga: kalıp, kip
    sıfat: özellik, nitelik tekit: pekiştirme, kuvvetlendirme
    tevcih: yöneltme tâzim: büyüklüğünü dile getirme, yüceltme
    varit olma: meydana gelme, doğma اِنَّمَا: (bk. ḥ-r-f

    Yazar : Risale Forum

  2. #32
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Bakara Sûresi - Münafıklar Bahsi - Sayfa: 153

    اَللهُ يَسْتَهْزِئُ بِهِمْ ﴿ Yani, “Allah onları istihza ediyor.” Bu cümlenin evvelki cümlelere atfedilmeyerek atıfsız zikredilmesinin esbabı:

    Eğer atfedilmiş olsaydı, ya اِنَّمَا نَحْنُ مُسْتَهْزِؤُنَ 1 cümlesine atfolurdu; bu ise bu cümlenin de اِنَّا مَعَكُمْ 2 cümlesine tekit olmasını icap eder. Veya اِنَّا مَعَكُمْ cümlesine atfolurdu; bu dahi bu cümlenin onların sözlerinden biri olduğunu iktiza eder. Veya قَالُوا 3 ya atfolacaktı; o vakit Allah’ın onlara olan istihzası halvet zamanıyla mukayyet olacaktı. Halbuki Allah’ın istihzası daimîdir. Veyahut وَاِذَا لَقُوا 4 cümlesine atıf yapılacaktı; bu ise her iki taraftan, yani mâtuf ve mâtufun-aleyhten maksadın, bir olduğunu istilzam eder. Halbuki birinci cümle amellerini beyan eder; ikinci cümle cezaları hakkındadır. Demek mahzursuz, münasip bir mâtufun-aleyh bulunmadığından müste’nife olarak, yani mâkabliyle bağlı olmayarak mukadder bir suale cevap kılınmıştır.

    Evet, münafıkların fenalığı ve kötülüğü öyle bir dereceye baliğ olmuştur ki, hallerine vakıf olan her ruh, “Acaba böyle fena olanların cezası nedir ve cezaları verilmeyecek mi?” diye sormaya mecbur olur. İşte, Kur’ân-ı Kerim اَللهُ يَسْتَهْزِئُ بِهِمْ cümlesiyle şu mukadder suale cevap vermiştir. Demek bu cümlenin istinafı, atfından daha mühimdir.

    Sonra, makamın iktizasıyla onların istihzalarına karşı mü’minlerin mukabelede bulunmaları icap ederken Cenâb-ı Hakkın mukabelede bulunması, mü’minlerin teşvikine ve terahhumlarına işaret olduğu gibi, münafıkları da istihza etmekten


    Not
    Dipnot-1 “Biz ancak onlarla alay ediyoruz.” Bakara Sûresi, 2:14.
    Dipnot-2 Sizinle beraberiz.
    Dipnot-3 Dediler.
    Dipnot-4 Karşılaştıklarında.


    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah atıf: (Ar. gr.) bağ, bağlaç; kelime veya cümle grubu arasındaki mânâ bütünlüğünü korumak için onları “va” gibi bir bağlaçla bağlama, gönderme yapma
    beyan etmek: açıklamak bâliğ: ulaşan
    esbab: sebepler fena: kötü
    halvet: baş başa kalma, yalnız kalma icap etmek: gerektirmek
    iktiza etmek: gerektirmek istihza: alay etme, alaya alma
    istilzam: gerektirme isti’naf: önceki cümlelere bağlı olmayıp ilerde gelecek sorulara cevap teşkil etme
    mahzur: yasak, engel mukabele: karşılık
    mukadder: gr. lâfız olarak zikredilmediği halde gizli olarak kastedilen mânâ mukayyet: kayıtlı, sınırlı
    mukteza: bir şeyin gereği mâkabli: öncesi
    mâtuf: atfedilen, bağlanan mânâ, maksat mâtufun-aleyh: bir bağlama edâtı (bağlaç) ile kendisine bağlanan kelime, mânâ, maksat
    münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kimse müste’nife: yeni başlayan; önceki cümlelere bağlı olmayıp ilerde gelecek sorulara cevap teşkil eden cümle
    tekit: pekiştirme, kuvvetlendirme terahhum: şefkat ve merhamet gösterme
    vakıf olma: bir şeyi bütün yönleriyle bilme, haberdar olma
    Yazar : Risale Forum

  3. #33
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Bakara Sûresi - Münafıklar Bahsi - Sayfa: 154


    zecir ve men etmek içindir. Zira, istinatları Allâmü’l-Guyûba olanlar, istihza edilemezler.

    Sonra, Cenâb-ı Hakkın tenkil ve tâzibini istihza ile tâbir etmek şe’n-i ulûhiyete yakışmadığından, istihzanın lâzımı olan tahkir irade edilmiştir.

    Sual: Münafıkların istihzası, devamı ifade eden ism-i fail sigasıyla olduğu halde Cenâb-ı Hakkın mukabil istihzası, teceddüdü ifade eden fiil-i muzarî sigasıyla yapıldığında hikmet nedir?


    Elcevap: Tazip ve tahkirler tebeddül ve teceddüt ettikçe tesirleri çoğalır. Zira bir tarzda devam eden bir elemin tesiri gittikçe azalır; tazelendikçe tesiri çok olur. Bu mânâyı ifade eden, ancak fiil-i muzaridir. İsm-i fail ise yalnız devamı ifade eder.

    وَيَمُدُّهُمْ فِى طُغْياَنِهِمْ يَعْمَهُونَ ﴿ Yani, “Dalâletin esbabına tevessül etmeleriyle, dalâletin talebinde bulunmuşlardır. Allah da onlara dalâlet vermiştir.”

    Allah tarafından yardımın yapılmasını ifade eden يَمُدُّ 1 kelimesi, abdin hâlık‑ı ef’âl olduğunu iddia eden İtizal mezhebinin reddine işarettir. Ve onların lisan-ı hal ile istekleri üzerine, Allah’ın onlara yardım ettiğine delâlet eden يَمُدُّ ’nün tazammun ettiği يَسْتَمِدُّ 2 cümlesi, abdin elinde birşey yok, hep Allah’tan olduğunu iddia eden mezheb-i Cebrin reddine işarettir. Zira, onlar su-i ihtiyarlarıyla ve arzularıyla dalâleti istemişlerdir. Allah da onların isteklerini vermiştir.


    طُغْياَنٌ 3 kelimesinin هُمْ 4 zamirine izafesi, tuğyan cinayeti, onların ihtiyarlarıyla


    Not
    Dipnot-1 Müddet verir.
    Dipnot-2 Müddet ister.
    Dipnot-3 Azgınlık, isyan.
    Dipnot-4 Onlar.


    Allâmü’l-Guyûb: gayb âlemini ve her şeyi bilen ve ilminden hiçbir şey gizli kalmayan Allah Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah
    abd: kul abdin hâlık-ı ef’âl olması: “Kul kendi fiilinin yaratıcısıdır” anlamına gelen Mu’tezile Mezhebinin bir görüşü
    dalâlet: hak yoldan sapkınlık elem: acı, keder, sıkıntı
    esbab: sebepler fiil-i muzari: şimdiki ve geniş zaman kipi olan fiil
    hikmet: fayda, gaye, sır irade etmek: dilemek, tercih etmek
    ism-i fâil: gr. bir iş, oluş veya durumu yüklenen şahsı bildiren kelimedir, meselâ; müstehzi istihza: alay etme
    istinat: dayanma, dayanak izafe: isnad etmek, dayandırmak
    lisan-ı hâl: hâl dili mezheb-i Cebr: Cebriye mezhebi
    mukabil: karşılık münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kimse
    siga: kalıp, kip su-i ihtiyar: iradenin kötüye kullanımı
    tabir etmek: ifade etmek, isimlendirmek tahkir: aşağılama
    tazammun etmek: içermek, içine almak, kapsamak tebeddül: başkalaşma, değişme, değişim
    teceddüt: yenilenme, tazelenme tenkil: başkalarına ders ve ibret olacak ağır şekilde cezalandırma
    tevessül etme: başvurma, sarılma tuğyan: azgınlık, isyan ve inançsızlıkta çok ileri gitme
    tâzip: azap etme, cezalandırma zamir: gr. ismin yerini tutan kelime
    zecir: sakındırma, menetme, yasaklama zira: çünkü
    İtizal mezhebi: Mu’tezile Mezhebi şe'n-i ulûhiyet: ilâhlığın şânı, gereği
    Yazar : Risale Forum

  4. #34
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Bakara Sûresi - Münafıklar Bahsi - Sayfa: 155


    husule gelip, cebr ile alâkadar olmadığından “Bizler Allah’ın cebriyle bu tuğyanı yapıyoruz” diye mazeretlerinin reddine işarettir.

    طُغْياَنٌ 1 ünvanı ise onların zararı, tûfan gibi, bütün mehasin ve kemâlâtı tahrip ettiğine imadır.

    يَعْمَهُونَ 2 Yani, “Tuğyan ve dalâletlerinde mütehayyir ve mütereddit şahıslardır. Onların ne meslekleri var ve ne de muayyen bir maksatları vardır.”




    ﴿اُولٰۤئِكَ الَّذِينَ اشْتَرَوُا الضَّلاَلَةَ بِالْهُدٰى فَمَا رَبِحَتْ تِجَارَتُهُمْ وَمَا كَانُوا مُهْتَدِينَ 3

    Yani: “Onlar, hidayeti verip dalâleti satın alan birtakım kafasızlardır ki, ticaretlerinden bir faide göremedikleri gibi o zarardan kurtulmak için yol da bulamıyorlar.”

    Bu âyetin makabliyle cihet-i irtibatına gelince:

    Bu ayet geçen tafsillere bir fezleke, bir hülâsadır. Ve o tafsilleri yüksek ve müessir bir üslûpla tasvir etmiştir. Lâkin muhataplarının saff-ı evvelinde ve tabaka-i ûlâsındakiler kışın Yemen cihetine, yazın da Şam cihetlerine giderek yaptıkları ticaretin kâr ve zararını, lezzet ve elemini gördüklerinden, tasvir için ticaret üslûbu intihap edilmiştir. Şöyle ki:


    Nev-i beşerin dünyaya gönderilmesi, daimî bir tavattun için değildir. Ancak sermayeleri olan istidat ve kabiliyetlerini tenmiye ve inkişaf ettirmek üzere ticaret için gelmişlerdir. Fakat münafıklar bu ticaretlerinde sermayelerini batırıp âleme rezil oldular.

    Sonra bu âyetin cümleleri arasında cihet-i nazım ve intizam ise: Bu âyetin cümleleri arasında ticaret üslûplarındaki tertipler gibi gayet fıtrî, selis ve muntazam bir tertip vardır. Şöyle ki:



    Not
    Dipnot-1 Azgınlık, isyan.
    Dipnot-2 Başıboş dolaşırlar.
    Dipnot-3 Bakara Sûresi, 2:16.


    Yemen: (bk. bilgiler) cebr: zorlama
    cihet: taraf, yön cihet-i irtibat: bağlantı, ilişki yönü
    cihet-i nazım ve intizam: tertip ve düzen şekli daimî: sürekli
    dalâlet: hak yoldan sapkınlık elem: acı, keder, sıkıntı
    fezleke: fihriste, özet fıtrî: doğal
    hidayet: doğru ve hak olan yol, İslâmiyet husule gelmek: meydana gelmek
    hülâsa: öz, özet ihtiyar: irade, dileme, tercih
    inkişaf ettirmek: geliştirmek, ortaya çıkarmak intihap edilmek: seçilmek
    istidat: ruhî yetenekler, özellikler kabiliyet: yetenek, başkalarından bilgi ve becerileri alma yeteneği
    kemâlât: faziletler, mükemellikler, olgunluklar makabli: öncesi
    mazeret: özür, bahane mehâsin: güzellikler, iyilikler
    muayyen: belirli muhatap: hitap edilen
    muntazam: düzenli, tertipli müessir: tesirli, etkili
    münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kimse mütehayyir: şaşkın
    mütereddit: teredütlü, kararsız nev-i beşer: insanlar, insanlık türü
    saff-ı evvel: ilk saf, ön sıra; burada zaman olarak Kur’ân’ın ilk indiği dönemdekiler kastediliyor selis: düzgün ve akıcı
    tabaka-i ûlâ: birinci tabaka, ilk dönem insanları tafsil: ayrıntılı, detaylı bilgi verme
    tasvir: şekillendirerek anlatma, ifade etme tavattun: vatan edinme, yerleşme
    tenmiye: geliştirmek, arttırmak tufan: büyük sel felâketi
    tuğyan: azgınlık, isyan ve inançsızlıkta çok ileri gitme îma: gizli ve ince bir mânâyı işaret etme
    Şam: (bk. bilgiler)
    Yazar : Risale Forum

  5. #35
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Bakara Sûresi - Münafıklar Bahsi - Sayfa: 156


    Bir tüccara yüksek bir sermaye verilir. O da o sermaye ile zararlı ve zehirli şeyleri alır, satarsa, o tüccar alışverişinin sonunda ne bir faide görür ve ne de bir kâr görür. Bilâkis, hasaret içinde boğulmakla beraber, kaçmak için yolu da kaybeder. İşte, münafıkların yaptıkları muamele de aynen buna benziyor.

    Sonra, mezkûr âyetteki cümlelerin heyetleri ise:

    اُولٰۤئِكَ 1 ﴿ kelimesi, uzaklarda bulunan şeyleri ihzar ederek mahsus ve meşhud olarak göstermek için kullanılan bir işaret aletidir.

    Sual:
    Münafıkların اُولٰۤئِكَ ile ihzarlarında ne faide vardır?


    Elcevap: Onların mezkûr cinayetlerini işiten sâmiin kalbinde hasıl olan nefret ve adavet öyle bir dereceye baliğ olmuş ki, onları gözüyle göreceği ve yüzlerine tüküreceği gelir ki, yüzlerine tükürmekle kalbi rahat olsun. İşte bunun için onlar اُولٰۤئِكَ dürbünüyle ihzar edilmiştir ki, sâmi yüzlerine tükürsün.

    Sual: Münafıkların mahsus ve meşhud olmadıkları halde اُولٰۤئِكَ ile mahsus olarak gösterilmeleri ne suretle olur? Ve ne gibi bir faidesi vardır?

    Elcevap: Münafıkların mezkûr cinayetlerle ve acip sıfatlarla ittisafları, onları öyle tecessüm ettirmiştir ki, hayalce mahsus ve meşhud ve hazır görünmektedirler. Ve şu mahsusiyetlerinden, onlara isnat edilen hükmün illeti de anlaşılır. Evet, hidayeti verip dalâleti almak gibi bir hükme elbette bir illet ve bir sebep lâzımdır. O illet ise, onların sebkat eden cinayetleri ve sıfatlarıdır. İşte, Kur’ân-ı Kerim, onları o sıfatlarla muttasıf olarak اُولٰۤئِكَ ile ihzar etmiştir ki, bu âyette onlara yükletilen hükmün illet ve sebebi sâmice malûm olsun.


    Sual: Uzaklık cihetini de ifade eden اُولٰۤئِكَ ile münafıkları uzak göstermekten maksat nedir?

    Elcevap: Onların tarik-i haktan uzaklaşmalarına ve bir daha doğru yola rücuları mümkün olmadığına işarettir. Çünkü gitmek onların elinde ise, gelmek onların


    Not
    Dipnot-1 İşte onlar (bk. n-ḥ-v: ism-i işaret).


    acip: tuhaf, şaşırtıcı adavet: düşmanlık
    baliğ: erişen, ulaşan bilâkis: aksine, tersine
    cihet: yön, taraf dalâlet: hak yoldan sapkınlık
    hasâret: zarar hasıl olmak: oluşmak, meydana gelmek
    heyet: bileşenler, bölümler hidayet: doğru ve hak yol, İslâmiyet
    ihzar etmek: hazıra getirmek, önüne getirmek illet: asıl sebep, maksat
    isnat etmek: dayandırmak ittisaf: vasıflandırılma, nitelendirilme
    mahsus: hissedilen; beş duyudan herhangi biriyle bilinen mahsûs ve meşhud: hissedilir ve görülür olma, elle tutulur, gözle görülür hale getirme
    malûm: bilinen, belli mezkûr: anılan, sözü geçen
    meşhud: görünen muamele: davranış, iş
    muttasıf: vasıflanmış, nitelendirilmiş münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kimse
    rücu: dönme sebkat etmek: daha önce geçmek, zikredilmek
    sâmi: işiten, dinleyen tarik-i hak: hak, doğru yol
    tecessüm ettirmek: cisimleştirmek, maddî yapıya büründürmek
    Yazar : Risale Forum

  6. #36
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Bakara Sûresi - Münafıklar Bahsi - Sayfa: 157

    elinde değildir. Yeni, in’ikad ve teşekkül etmeye başlayan hakikatler hakkında kullanılan اَلَّذِينَ 1 ünvanı, hidayeti satıp dalâleti almak gibi şu pis muamelenin—bir nevi ticaret olmakla—zamanın insanları için esaslı bir meslek olmaya başlamış olduğuna işarettir.

    اِشْتَرَوْا 2 ﴿ Ünvanı ise, münafıkların “Hidayeti terk edip dalâleti aldığımız, fıtratımızın iktizasıdır, ihtiyarımızla değildir” diye yapacakları mâzeretin reddine işarettir. Evet, sanki Kur’ân-ı Kerim onlara diyor ki: “Cenâb-ı Hak re’sülmal olarak size uzun bir ömür vermiştir. Ve ruhlarınızda da kemâlât istidadını bırakmıştır. Ve hidayet-i fıtrıyenin çekirdeğini de vicdanınıza dikmiştir ki, saâdeti alasınız. Halbuki sizler saâdete bedel, lezâiz-i fâniye ve menafi-i dünyeviyeyi alıyorsunuz. Demek, su-i ihtiyarınızla, dalâlet mesleğini hidayet mesleğine ihtiyar ve tercih etmekle, hidayet-i fıtriyenizi ifsat, re’sülmalınızı da zayi ettiniz.”

    اَلضَّلاَلَةَ بِالْهُدٰى 3 ﴿ münafıkların iki hüsrana mâruz kaldıklarına işarettir. Birisi, dalâlet hüsranıdır. İkincisi, hidayet gibi büyük bir nimeti kaybetmektir.

    فَمَا رَبِحَتْ تِجَارَتُهُمْ ﴿ Yani, “Ticaretlerinin kârı olmadı.”

    Sual: Münafıkların bu ticaretlerinde re’sülmalları da zayi olduğu halde, yalnız kârlarının olmamasından bahsedilmesi neye işarettir?

    Elcevap: Akıllı bir tüccarın, kârı olmayan bir alışverişe girişmemesi lâzım olduğuna ve kârı olmamasıyla beraber, re’sülmalın da zayi olması ihtimali olan ticaretlere girişmemesi elzem ve evlâ olduğuna işarettir.


    Sual: Ribh fiili, hakikaten münafıkların fiili olduğu halde, bu cümlede ticarete isnat edilmiş olduğu neye işarettir?

    Elcevap: Onların ne bu ticaretlerinde, ne eczasında, ne ahvalinde ve ne vesaitinde, ne cüz’î ve ne de küllî bir faide bulunmadığına işarettir. Evet, bazı ticaretlerde



    Not
    Dipnot-1 Öyle kimseler ki (bk. n-ḥ-v: İsm-i mevsûl).
    Dipnot-2 Satın aldılar.
    Dipnot-3 Hidayete karşılık inkârcılığı…


    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah ahvâl: haller, durumlar
    cüz’î: az, küçük, ferdî dalâlet: hak yoldan sapkınlık
    ecza: cüzler, bütünü oluşturan parçalar elzem: gerekli, lâzım
    evlâ: daha iyi fıtrat: yaratılış, mizaç
    hakikat: esas, gerçek hidayet: doğru ve hak yol, İslâmiyet
    hidayet-i fıtrıye: yaratılıştan gelen hidayet; kötü tercih ve telkinlerle bozulmamış olan insanı yaratılışındaki doğruluk hüsran: zarar, ziyan, kayıp
    ifsat: bozma ihtiyar: irade, dileme, tercih
    iktiza: bir şeyin gereği in’ikad: oluşma, tamamlanma
    isnat etmek: dayandırmak istidad: kabiliyet, yetenek
    kemâlât: faziletler, olgunluklar, ahlâk ve huy güzellikleri küllî: temel; kapsamlı
    lezâiz-i fâniye: gelip geçici zevkler, lezzetler maruz kalma: uğrama, tesirinde kalma
    mazeret: özür, bahane menafi-i dünyeviye: dünyevî menfaatlar, faydalar
    meslek: tutulan yol, tarz münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kimse
    nevi: tür re’sülmal: sermaye, ana mal
    ribh: kazanç, kâr saadet: mutluluk
    su-i ihtiyar: iradenin kötüye kullanımı, kötüleşim teşekkül etme: oluşma, meydana gelme
    vesait: araçlar, vasıtalar vicdan: kalbe ait hislerin mazharı, aynası
    zayi olma: kaybolma, ziyan olma
    Yazar : Risale Forum

  7. #37
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Bakara Sûresi - Münafıklar Bahsi - Sayfa: 158


    matlup kâr olmasa da, ahvalinde veya vesaitinde az çok bir faide olabilir. Fakat bu ticaret ise şerr-i mahzdır, faidelerden tamamen mahrum bir zarardır.


    وَمَا كَانُوا مُهْتَدِينَ ﴿ Yani, “Re’sülmallarını zayi etmekle hüsrana maruz kaldıkları gibi, yollarını da kaybetmişlerdir.” Bu cümlede, sûrenin başındaki هُدًى لِلْمُتَّقِينَ 1 cümlesine gizli bir remiz vardır ki: Kur’ân-ı Kerim hidayeti vermemiş değildir; hidayeti vermiş de bunlar kabul etmemişlerdir.



    Not
    Dipnot-1 Takvâ sahipleri için bir hidayet kaynağı.

    ahval: haller, durumlar hidayet: doğru ve hak yol
    hüsran: zarar, ziyan, kayıp mahrum: yoksun
    matlup: istek, istenilen remiz: gizli bir mânâyı ince bir işaretle gösterme
    re’sülmal: sermaye, ana mal vesait: araçlar, vasıtalar
    zayi etmek: kaybetmek, ziyan etmek şerr-i mahz: kötülüğün ta kendisi, katıksız kötülük
    Yazar : Risale Forum

  8. #38
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Bakara Sûresi - Münafıklar Bahsi - Sayfa: 159


    ﴿
    مَثَلُهُمْ كَمَثَلِ الَّذِى اسْتَوْقَدَ نَاراً فَلَمَّا اَضَآءَ تْ مَا حَوْلَهُ ذَهَبَ اللهُ بِنُورِهِمْ وَتَرَكَهُمْ فِى ظُلُمَاتٍ لاَيُبْصِروُنَ صُمٌّ بُكْمٌ عُمْىٌ فَهُمْ لاَ يَرْجِعُونَ اَوْ كَصَيِّبٍ مِنَ السَّمَآءِ فِيهِ ظُلُمَاتٌ وَرَعْدٌ وَبَرْقٌ يَجْعَلُونَ اَصَابِعَهُمْ فِى اٰذَانِهِمْ مِنَ الصَّوَاعِقِ حَذَرَ الْمَوْتِ وَاللهُ مُحِيطٌ بِالْكَافِرِينَ يَكَادُ الْبَرْقُ يَخْطَفُ اَبْصَارَهُمْ كُلَّمَا اَضَاۤءَ لَهُمْ مَشَوْا فِيهِ وَاِذَاۤ اَظْلَمَ عَلَيْهِمْ قَامُوا وَلَوْ شَآءَ اللهُ لَذَهَبَ بِسَمْعِهِمْ وَاَبْصَارِهِمْ اِنَّ اللهَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ
    1


    Bu uzun âyetle hem mâkabli arasında, hem cümleleri arasında, hem cümlelerinin keyfiyetlerinde bulunan cihet-i irtibat ve intizam ise:

    Kur’ân-ı Kerim, evvelâ münafıkların hallerini, saniyen cinayetlerini sarahaten kaydettiği gibi, muamelelerinin kötülüğünü akla kabul ettirdikten sonra, hayale, vehme, hisse de gösterip onlara da kabul ettirilmesini bu temsille temin etmiştir. Evet aklî şeylerden fazla, temsillerle hayalî şeyleri kabule, hayal daha yakındır. Ve keza, akla muhalif olan ve hem gayr-ı melûf bulunan birşeyin me’nus bir şekilde gösterilmesiyle hayal çabuk kabul eder. Ve keza, gaip birşeyi hazır göstermekle, akıl ile his arasında mutabakat hasıl olur, his de kabul eder.

    Hülâsa: Münafıkların kötülüğü şu temsille akla tasdik ettirildiği gibi, hayale, vehme, hisse de kabul ettirilmesi temin edilmiştir. Ve eyzan, münafıkların ayrı ayrı cinayetleri ve muhtelif sıfatları arasında hakikî bir irtibatın bulunması şu temsille gösterilmiştir. Ve eyzan, münafıkların muamelelerini hayalin gözü önüne şu temsille getirmekten maksat, lisanın söyleyemediği ince cihetleri bizzat hayal bakıp, görsün ve alsın ki, bir itiraz kalmasın.


    Sonra bu temsilin cümlelerinin meâli, heyet-i mecmuasıyla münafıkların hikâyelerinin meâline muvafık geldiği gibi, ayrı ayrı da hikâyelerinin cümlelerine uygun gelir. Evet, münafıkların hikâyesi böyledir: Zâhiren imana gelmişlerdir.


    Not
    Dipnot-1 “O münafıkların hali, karanlık bir gecede ateş yakan kimsenin durumu gibidir ki, ateş tam onların çevresini aydınlatmışken, Allah birden nurlarını alıp götürür ve onları karanlıklar içinde bırakır; onlar da artık hiçbir şeyi göremez olurlar. Sağır, dilsiz ve kördürler; gece karanlığında bir ses işitmez, kimseye birşey işittiremez, bağırsalar da yardıma gelen olmaz, yollarını bulamazlar. Çabaladıkça batar, o musibetten kurtulup geri dönemezler. Yahut onların hali, şiddetle boşanan karanlıklı, gök gürültülü ve şimşekli bir yağmura tutulmuş yolcuların misaline benzer. Yıldırımdan ölme korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Halbuki Allah o kâfirleri kudretiyle çepe çevre kuşatmıştır. Şimşeğin çakması neredeyse gözlerini alır. Etraflarını aydınlatınca birkaç adım yürürler. Fakat üzerlerine karanlık çökünce oldukları yerde kalırlar. Eğer Allah dileseydi onlara verdiği işitme ve görme nimetlerini de alıverirdi. Muhakkak ki Allah herşeye hakkıyla kàdirdir.” Bakara Sûresi, 2:17-20.


    cihet-i irtibat: bağlantı, ilişki yönü eyzan: yine, aynı şekilde, önceki gibi
    gaip: görünmeyen, o anda bulunmayan gayr-ı melûf: alışılmışın dışında
    hasıl olmak: meydana gelmek heyet-i mecmua: bütünü oluşturan unsurlar, bileşenler, genel yapı
    hülâsa: özetle, kısaca intizam: düzen, tertip
    keyfiyet: durum, nitelik, özellik keza: bunun gibi, böylece
    meâl: mânâ, anlam me’nus: alışılmış, yakınlık oluşmuş
    muhalif: aykırı, zıt muhtelif: çeşitli, farklı
    mutabakat: uygunluk muvafık: lâyık, uygun
    mâkabli: öncesi münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kimse
    saniyen: ikinci, ikinci olarak sarahaten: açıkça
    sıfat: özellik, vasıf temin etmek: sağlamak
    temsil: analoji, kıyaslama tarzında benzetme vehm: kuruntu, zan
    zahiren: görünüş itibariyle
    Yazar : Risale Forum

  9. #39
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Bakara Sûresi - Münafıklar Bahsi - Sayfa: 160


    Sonra kalben küfür ve inkâr etmişlerdir. Sonra hayret ve tereddüt içinde kalmışlardır. Sonra hakkı talep etmemişlerdir. Sonra o dalâletten rücua kàdir olmamışlardır ki, hakkı arasınlar.

    Temsilin meâli ise: Evvelen ateş yakmışlardır. Sonra o ateşi muhafaza edememişlerdir. Sonra ateşleri sönmüştür. Sonra zulmet içinde kalmışlardır. Sonra herşey onlara görünmez olmuştur. Gece vakti ses sadâ olmadığından, sanki sağır olmuşlardır. Ateşleri söndüğünden, âmâ gibi olmuşlardır. Bir muhatap veya bir yardımcıları bulunmadığından, sanki lâl olmuşlardır. Ve o zulmetten çıkıp rücua kàdir olmadıklarından, sanki ruhsuz, heykel kesilmişlerdir. İşte temsildeki cümlelerle hikâyedeki cümleler arasında muvafakat tamamen tebaruz etmekle, aralarında bir muhalefet kalmadığı tebeyyün etti.

    İhtar: Temsildeki zulmet, hayret, ateş, hikâyedeki küfür, adem-i sebat ve fitnelerine işarettir.

    Sual: Temsilde nurdan bahsedilmiştir. Münafıkların nuru nerede?


    Elcevap: Kendisinde nur olmayan bir insan, muhitinde bulunan nurdan istifade eder. Muhitinde bulunmasa kavminde, kavminde bulunmasa nev’inde, nev’inde bulunmasa fıtratında, fıtratında mümkün olmasa dünya menfaatleri için lisanında vardır. Bu da olmasa, evvelce iman edip sonra irtidat edenlerin evvelki nurlarına işarettir. Bu da olmasa dünyaya ait gördükleri istifadelerine işarettir. Ateşin, fitnelerine işaret olduğu gibi. Bu da olmadığı takdirde daire-i imkânda olan nurları, vücut dairesine indirilmiştir. اِشْتَرَوُا الضَّلاَلَةَ بِالْهُدٰى 1 ’daki hidayet gibi.

    Sonra cümlelerin arasındaki cihet-i irtibata gelince:

    مَثَلُهُمْ كَمَثَلِ الَّذِى اسْتَوْقَدَ نَاراً 2 ﴿ Yani, “Onların meseli, ateş yakan adamın meseli gibidir.” Bu cümlenin mevki ve makama olan münasebeti, şöyle tasvir edilebilir ki:

    Âyette beyan edildiği şekil üzerine, ateş yakan adamın hali, Ceziretü’l Arapta sâkin Kur’ân’ın muhataplarından birinci tabakadaki adamların hallerine tetabuk


    Not
    Dipnot-1 “Onlar hidâyet karşılığında inkârcılığı satın aldılar.” Bakara Sûresi, 2:16.
    Dipnot-2 Bakara Sûresi, 2:17.


    Cezire-i Arap: Arap Yarımadası adem-i sebat: kararsızlık, sabit olmama
    cihet-i irtibat: irtibat, bağlantı yönü daire-i imkân: varlığı da yokluğu da eşit olan daire, kâinat
    dalâlet: hak yoldan sapkınlık evvelen: ilk olarak
    fitne: ahlâkta ve toplum düzeninde azgınlık ve bozgunculuk; baştan çıkarma fıtrat: mizaç, karakter
    hidayet: doğru ve hak yol, İslâmiyet ihtar: hatırlatma, ikaz
    irtidat etmek: imanından, dininden dönmek kavm: topluluk, millet
    kàdir olma: gücü yetirme, yapabilme küfür: inkâr, kabul etmeme
    lisan: dil lâl: dilsiz
    mesel: örnek, benzer meâl: mânâ, anlam
    muhalefet: farklılık muhit: etraf, çevre, civar
    muvafakat: uygunluk münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kimse
    münasebet: bağlantı, ilişki nev’i: çeşit, tür
    nur: ışık, aydınlık rücu: geri dönme
    sadâ: ses sâkin: oturan, yerleşik
    tasvir etmek: anlatmak, bildirmek tebaruz etmek: açığa çıkmak, görünmek
    tebeyyün etmek: anlaşılmak, ortaya çıkmak temsil: analoji, kıyaslama tarzında benzetme
    vücut: beden, varlık zulmet: karanlık
    âmâ: gözleri görmeyen, görme engelli
    Yazar : Risale Forum

  10. #40
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Bakara Sûresi - Münafıklar Bahsi - Sayfa: 161


    ediyor. Zira o tabakadaki adamlar, bu ateşi yakan adamın halini ya bizzat görmüşler veya işitmişlerdir. Ve o halin ne derece müessir ve feci olduğunu hissetmişlerdir. Zira onlar çok defa güneşin zulmünden gecenin zulmetine kaçarak gecenin serinliğinde yollarına devam ettikleri sırada, şiddetli yağmurlara rast gelerek çok zahmetlere düşmüşlerdir. Ve keza çok defa yollarını kaybederek muzır hayvanlarla dolu mağaralara girmişlerdir. Ve arkadaşlarını görüp onlarla ferahlanmak ve eşyalarını görüp, muhafaza etmek veya muzır hayvanları görüp onlardan tahaffuz etmek için ateş yakmışlardır. Ateşin ziyasından istifade ederlerken, semavî bir âfetle ateşleri söner ve reca ve ümitleri tamamen ye’se ve hüsrana inkılâp eder. İşte, Kur’ân-ı Kerim onların bu durumuna
    فَلَمَّا اَضَآءَتْ مَا حَوْلَهُ ذَهَبَ اللهُ بِنُورِهِمْ 1 ﴿ cümlesiyle işaret etmiştir. Yani, “Vakta ki o ateş etrafı ışıklandırdı; birden bire Cenâb-ı Hak, nurlarını söndürerek ziyalarını zulmete çevirdi.”

    فَلَمَّا 2 ’da ف kelâmın siyakı, kelâmın şu şekilde olduğunu iktiza ettiğine işarettir ki, ziyasından istifade için ateş yaktılar. Ateş onları ziyalandırdı. Onlar da mutmain ve müferrah oldular. Sonra bir hüsrana uğrayıp yere düştüler.

    Sonra bu cümle-i şartiyenin, şart ve ceza denilen her iki cümlesi arasında lüzumun vücudu lâzımken, izâe ile nurun zehabı arasında hiçbir lüzum görünmüyor. Binaenaleyh, bu gizli lüzumu dışarıya çıkarıp göstermek için bazı mukadder cümlelere ihtiyaç vardır. Şöyle ki:Vakta ki ateş onları ışıklandırdı. Onlar da ışıklandılar. Fakat ateşe ehemmiyet verip muhafaza etmediler ve o nimetin kadrini bilip devam ettirmediler, o da söndü gitti. Evet, ziyayı muhafaza etmekten gaflet, adem-i devamını istilzam eder. Adem-i devam ise intifasını, yani sönmesini istilzam eder.

    Nurların sönmesiyle uğradıkları hüsrandan sonra وَتَرَكَهُمْ فِى ظُلُمَاتٍ 3 cümlesiyle, zulümata düşmek gibi ikinci bir hüsrana mâruz kaldıklarına işaret edilmiştir.


    Not
    Dipnot-1 Bakara Sûresi, 2:17.
    Dipnot-2 Ne zaman ki.
    Dipnot-3 “Allah onları karanlıklar içine bırakır.” Bakara Sûresi, 2:17.


    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah adem-i devam: devam etmeme
    binaenaleyh: bundan dolayı ceza: biri diğerinin şartına bağlı olan iki cümleden ikincisi
    cümle-i şartiye: şart cümlesi eşya: şeyler, varlıklar
    feci: acıklı gaflet: gafil olma, vurdumduymazlık
    hüsran: zarar, kayıp hüsrana maruz kalma: zarara uğrama
    iktiza etmek: gerektirmek inkılâp etmek: değişmek, dönüşmek
    intifâ: sönme istilzam etmek: gerektirmek
    izâe: aydınlatma, ışıklandırma kadr: kıymet, değer
    kelâm: ifade, söz keza: bunun gibi, böylece
    mukadder: gr. lâfız olarak zikredilmediği halde gizli olarak kastedilen mânâ mutmain: şüphesiz, tam kanaatle inanma
    muzır: zararlı müessir: tesirli, etkili
    müferrah: ferahlamış, huzurlu reca: ümit
    semâvî: gökten gelen, İlâhî siyak: ifade şekli ve tarzı, üslûp
    tahaffuz etmek: korunmak tetabuk etme: uyma, uygun düşme
    vakta ki: ne vakit ki vücud: varlık, var oluş
    ye’s: ümitsizlik zehab: gitme
    zira: çünkü ziya: ışık
    ziyalandırmak: ışıklandırmak zulmet: karanlık
    zulümat: karanlıklar şart: biri diğerinin şartına bağlı olan iki cümleden ilki. Meselâ “Haber verirsen, gelirim” ifadesinde “Haber verirsen” şarttır, “gelirim” cezadır
    ف: (bk. ḥ-r-f
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 4/8 İlkİlk 12345678 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

124, 125, 126, 127, 128, 130, 131, 133, 134, 135, 136, 137, 138, 139, 140, 142, 143, 144, 145, 146, 147, 148, 149, 151, 152, 153, 154, 155, 157, 159, 160, 161, 162, 163, 164, 165, 166, 167, 168, 169, 171, 172, 174, 176, 177, 178, 179, 180, 181, 183, 184, 189, 191, 192, 592, acip, adi, ahmaklar, aklı, alâkası, aldatmak, aldıkları, amelin, anlayan, araf, arz, avam, aya, âyine, azarlama, ağzı, baskı, bağlantı, bağış, başlayan, başıboş, başındaki, bedeldir, bildirir, bilinen, biliniz, binaen, binaenaleyh, bir adam, birdir, biri, birlik, bizimle, bizleri, bozan, boşa, bulamaz, bulunmak, bunu, bütünlüğü, çekiyor, cevaben, cihâ, cumhur, cumhura, cümleyi, çürütme, çıkarılan, çıplak, dadır, daha, daire, dağlar, dedikleri, dediler, derece, desteklemek, değiller, değiştirme, dikkatle, dilediğini, dilemek, dinen, dininde, durdurma, duyan, düzenli, düğü, dış, dışında, edenleri, eder, edilirse, ediyorlar, efes turları, elçisidir, ellerinde, etmeme, etmemesi, etmeyiz, etmiyoruz, ettiren, ettirir, eşsiz, faaliyette, fakirler, fazilet, faziletler, ferah, fikirleri, galebe, gecelerin, geçmesi, gelmiş, getirip, getirirken, gif, gitmez, gitmiş, gitti, giydirir, giydirmek, giyer, gökte, görmeye, görünmek, gösteriş, gösterme, grubu, gümüş, günahtan, gururu, güvenme, haktan, halka, hallerini, harap, hararet, hastalıktan, hayrette, haşimoğulları, herşeye, herşeyin, hücum, hıristiyan, iddiaları, ihanet, ihata, ihtiyaç, ikincisi, ilerleme, ilişkisi, imana, imaniyeden, imanın, imdat, inananlar, inancı, istekleri, istiyorlar, itham, izale, işaret, işgal, iştir, kahrı, kalbin, kalblerine, kalmamış, kalsı, kanunları, kapılmak, karanlıklarında, kardeşi, katılma, kavmin, kendilerini, kendisinde, kesilmiş, kesretli, kinaye, küçümsemek, kudretine, küfrü, kuvvetle, kısmı, kısımlarını, kıyası, kıymetini, lâfza, lâkin, lam, lisanı, lütuf, lüzumu, mâlik, malûmdur, manen, maraz, mağlup, mecbur, mesafeleri, mesel, meselâ, mevcudat, meydanı, meyletmek, muhakkak, muhaldir, mümkü, münafıklar, müphem, mürşidi, müstehak, mütehayyir, müş, nas, nefret, nefsânî, neşretmek, nihayet, nüfuz, olduğuna, olduğundan, olgun, olmadı, olmayanı, olmazlar, ölülere, onlardan, orga, özellikle, pamuk, parçalar, peygamberlere, racidir, revaç, rezil, sakı, sakınmak, sarih, sarılmak, sayan, sayılan, seçim, seciye, sergilemek, sermaye, servet, sizlere, söylemiş, sözlerinin, sûresi, suretle, surlar, sıhhat, sırra, sığı, tahrip, takdim, takdimi, takibi, tamamıyla, tasavvur, tasdike, ters, terviç, tevahhuş, teşhir, toplamak, tutma, ufkunu, ümitsizlik, umum, üstü, uyum, vardır, vazgeç, verdiği, verilmiş, veyahut, yapabilme, yapanlar, yapma, yapması, yapıyorlar, yarası, yaratılanlar, yardım, yardımı, yaygın, yayı, yağıyor, yönden, yüzleri, ışık, zamanla, zamanları, zarif, zira, zulmet, zulmü, şaşkınlığı, şeye, şeytanları, şüpheli

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222