Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

Sayfa 3/8 İlkİlk 1234567 ... SonSon
71 sonuçtan 21 ile 30 arası

  1. #21
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Bakara Sûresi - Münafıklar Bahsi - Sayfa: 142


    inat ediyorlar. Ve hedef ittihaz ettikleri ifsat iktizasıyla yekdiğerlerine halkı idlâl etmeyi tavsiye ediyorlar. Ve gururlarının hükmüyle, diyanet ve imanı sefahet ve sefalet telâkki ediyorlar. Ve nifaklarının icabıyla, bu sözlerinde de münafıklık yapıyorlar. Zira bu sözlerinin zahirinden “Biz divaneler değiliz, nasıl sefihler gibi olacağız?” diye bir mânâ çıkar. Bâtınından ise “Nasıl ekserîsi fukara ve nazarımızda sefih olan mü’minler gibi olacağız?” diye diğer bir mânâ çıkıyor.

    Sonra, Kur’ân-ı Kerim, onların mü’minlere attıkları sefahet taşınıأَلآٰ اِنَّهُمْ هُمُ السُّفَهَآءُ 1 cümlesiyle onlara iade etmekle kendilerine yutturmuştur. Çünkü inat ve cehaletleri bu dereceye vâsıl olanın hak ve müstehakı, beynennas teşhir edilmekle sefahetin kendisine münhasır olduğunu ilân etmektir.

    Sonra وَلٰكِنْ لاَيَعْلَمُونَ 2 cümlesiyle onların cehl-i mürekkeple cahil olduklarına işaret etmiştir ki, bu gibi cahillere nasihat tesir etmediğinden, onlardan tamamıyla iraz etmek lâzımdır. Çünkü, nasihati dinleyen ancak cehlini bilenlerdir. Bunlar cehillerini de bilmezler.

    Bu âyetin ihtiva ettiği cümlelerin eczası arasında bulunan irtibata gelelim:

    وَاِذَا قِيلَ لَهُمْ امِنُوا كَمَآ اٰمَنَ النَّاسُ 3 ﴿ cümlesindeki اِذَا kat’iyeti ifade ettiğinden emr-i mâruf ile halkı irşad etmek lüzumuna işarettir. Siga-yı meçhul ile zikredilen قِيلَ nasihatın, alâ sebîli’l-kifâye vacip olduğuna işarettir.

    Ve اَ خْلِصُوا فِى اِيماَنِكُمْ 4 gibi, ihlâs lâfzını ihtiva eden bir cümleye bedel اٰمِنُوا 5


    Not
    Dipnot-1 “Biliniz ki akılsız ve ahmak olanlar, yalnızca kendileridir.” Bakara Sûresi, 2:13.
    Dipnot-2 “Fakat bunu bilmezler (veya bilmezlikten gelirler).” Bakara Sûresi, 2:13.
    Dipnot-3 “Onlara “insanların iman ettikleri gibi siz de iman edin” denildiği vakit.” Bakara Sûresi, 2:13.
    Dipnot-4 İmanınızda ihlâslı olun.
    Dipnot-5 İman edin.


    alâ sebîli’l-kifâye vacip olma: farz-ı kifaye olarak gerekli olma beynennas: insanlar arasında
    bâtın: görünmeyen, iç yüz cehalet: cahillik, bilgisizlik
    cehil: cahillik, bilgisizlik cehl-i mürekkep: bilmediğinden habersiz olma, bilmediğini de bilmeme hâli, katmerli bilgisizlik
    divane: deli diyanet: dindarlık
    ecza: cüzler; bölümler, parçalar ekserî: çoğunluk
    emr-i mâruf: iyiliği emretme fukara: fakirler, yoksullar
    icab: gerektirme, lüzumlu kılma idlâl etme: hak yoldan çıkarma, saptırma
    ifsad: bozgunculuk ihlâs: içtenlik, samimiyet; ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme
    ihtiva etmek: içine almak, kapsamak iktiza: bir şeyin gereği
    iraz etmek: yüz çevirmek, uzak durmak irtibat: bağ, ilişki
    irşad etmek: doğru yolu göstermek, uyarmak ittihaz etmek: edinmek, kabul etmek
    münafıklık: ikiyüzlülük münhasır: ait, mahsus
    müstehak: hak eden, lâyık olan mü’min: iman eden, Allah’a ve Onun gönderdiği şeylere inanan
    nasihat: öğüt nazar: dikkat, bakış
    nifak: iki yüzlülük sefahet: ahmaklık, cahillik, beyinsizlik
    sefalet: perişanlık, yoksulluk sefih: beyinsiz, ahmak
    siga-yı meçhul: gr. belirsizlik kipi; öznenin zikredilmediği fiil kalıbı; meselâ “denildi” fiilinde, kimin dediği belli değildir telâkki etmek: kabul etmek, anlamak
    teşhir edilmek: sergilenmek, gösterilmek vâsıl olma: ulaşma, varma
    yekdiğer: birbirine, her biri diğerine zahir: görünen, açıkça ortada olan, bir şeyin dış yüzü; tevil ve yorum kabul eden söz
    zira: çünkü
    Yazar : Risale Forum

  2. #22
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Bakara Sûresi - Münafıklar Bahsi - Sayfa: 143


    lâfzının zikredilmesi, ihlâsı olmayan imanın, imandan addedilmemesine işarettir.

    Ve كَمَآ اٰمَنَ النَّاسُ 1 lâfzıyla güzel bir misal, bir nümûne, bir örnek gösterilmiştir ki, onlara ittiba ederek ihlâslı bir imana gelsinler.

    نَاسْ 2 lâfzında iki nükte vardır ve o iki nükte, vicdanları emr-i mârufa icbar eden âmillerdendir.

    Birincisi: نَاسْ ünvanı, herkesi cumhur-u nasa tâbi olmaya dâvet eder. Çünkü cumhura muhalefet öyle bir hatâdır ki, o hatâyı irtikâp etmek, kalbin, vicdanın şânından değildir.

    İkincisi: كَمَآ اٰمَنَ النَّاسُ tabirinden anlaşılıyor ki, imanı olmayanın nâstan addedilmemesi lâzımdır. Ancak nâs tabiri mü’minlere mahsustur. Bu da, ya imanın hâsiyetiyle insaniyetin hakikati mü’minlere münhasırdır; veya imansız olanlar, insaniyetin mertebesinden sukut etmişlerdir.

    قَالُوا أَنُؤْمِنُ كَمَآ اٰمَنَ السُّفَهَآءُ ﴿ Yani, “Bizler nasihatleri kabul etmiyoruz. Şu miskinlerin cemaatine nasıl gireceğiz? Bizim gibi ashab-ı câh ve mertebe, onlara kıyas edilemez.”

    قَالُوا 3 nefislerini tezkiye, mesleklerini terviç, nasihatten istiğna, mağrurane dâvâ şeklinde müdafaa etmelerine işarettir.İnkârî bir istifhamı ifade eden أَنُؤْمِنُ 4 kelimesi, onların cehalette gösterdikleri


    Not
    Dipnot-1 Diğer iman eden insanlar gibi.
    Dipnot-2 İnsanlar.
    Dipnot-3 Dediler ki.
    Dipnot-4 İnanacak mıyız?


    addedilme: sayılma addetmek: saymak
    ashâb-ı câh ve mertebe: makam ve mevki sahipleri cehalet: cahillik
    cumhur: çoğunluk cumhur-u nas: insanların çoğunluğu
    dâvâ: iddia emr-i bilmârufa icbar etme: iyiliği emretmeye mecbur kılma
    hakikat: asıl, gerçek hâsiyet: özellik, hususiyet
    ihlâs: içtenlik, samimiyet; ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme inkârî istifham: olmaz maksadıyla “olur mu?” tarzında sorulan soru
    insaniyet: insanlık irtikap etmek: yapmak, işlemek
    istiğna: ihtiyaç duymama, kaçınma ittiba etmek: tabi olmak, uymak
    kıyas edilme: karşılaştırılma lâfz: ifade, söz
    mağrurâne: gururlu bir şekilde mertebe: derece
    miskin: küçük görülen zavallı, şiddetli ihtiyaç sahibi, fakirden daha fakir muhalefet: karşıt olma, aykırılık
    müdafaa: savunma münhasır: bir şeye has, özel ve ait olan
    mü’min: iman eden, Allah’a ve Onun gönderdiği şeylere inanan nasihat: öğüt
    nefis: bir kimsenin kendisi; insanı daima kötülüğe, maddî zevk ve isteklere sevk eden duygu nâs: insanlar
    nükte: ince ve derin mânâ nümûne: örnek
    sukut etmek: düşmek tabir: ifade, açıklama
    tervîç: revaç kazandırma, değerini artırma, yayma tezkiye: temiz gösterme, temize çıkarma
    tâbi olma: uyma âmil: neden, sebep
    şân: nâm, şeref
    Yazar : Risale Forum

  3. #23
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Bakara Sûresi - Münafıklar Bahsi - Sayfa: 144


    temerrüt ve inada işarettir. Sanki onlar istifham ile nasihat edene soruyorlar ki: “Mesleğimizi terk etmemize senin vicdanın razı olup insafın kabul eder mi?”

    S - Onlar o sözlerinde kimleri muhatap etmişlerdir?

    C - Evvelâ nefislerine, saniyen ebnâ-yı cinslerine, salisen nasihat edenlere tevcih-i hitap etmişlerdir.


    Evet, birisine nasihat yapan adam evvelâ nefsine müracaat eder, sonra arkadaşlarıyla konuşur. Sonra nasihat ettiğine döner, yaptığı müracaatların neticesini ona söyler. Buna binaen, vakta ki münafıklar imana dâvet edildiler; onlar fesada uğramış kalblerine, tefessüh etmiş vicdanlarına müracaatta bulundular. İnkâr cevabını aldıkları için, kalblerindeki şeyi dışarıya verdiler. Sonra ifsat arkadaşlarına müracaat ettiler. Yine inkâr cevabını alarak, gizli gizli konuşmalara başladılar. Sonra, itizar şeklinde nasihat edene dönerek şöyle bir safsatada bulunurlar: “Yahu, aramızda çok fark vardır. Biz onlara kıyas edilemeyiz. Çünkü biz zenginiz, onlar fakirdirler. Onlar mecburiyet saikasıyla imana gelmişlerdir. Onların diyaneti ıztırarîdir. Biz ise ashab-ı izzet ve servet insanlarız.”

    Hülâsa, onlar gururlarının hükmüyle mürşidi insafa dâvet ettiler. Hud’a ve hileleriyle ikiyüzlü bir konuşmada bulundular. Şöyle ki: “Ey mürşid! Bizleri süfeha zannetme. Bizler süfeha gibi olamayız. Ancak halis mü’minlerin yaptıkları gibi yapıyoruz” diye mürşidi kandırmak istediler. Halbuki, kalblerinde, “Bu fakir ve kıymetten sukut eden mü’minler gibi değiliz” gibi başka bir mânâyı izhar etmişlerdir.

    Hülasa أَنُؤْمِنُ lâfzında onların fesadlarına, ifsadlarına, gururlarına ve nifaklarına gizli birer remiz vardır.

    كَمَآ اٰمَنَ السُّفَهآءُ 1: Yani, “Kâmil zannettiğiniz mü’minler, nazarımızda zelil ve fakir bir cemaattır. Onların herbirisi bir kavmin sefihidirler.”

    O kâmil mü’minlerin tecvîz ettiği kıyasta birkaç işaret vardır:



    Not
    Dipnot-1 Bu beyinsizlerin iman ettikleri gibi mi?


    ashab-ı izzet: izzet, şeref sahipleri binaen: -dayanarak
    diyanet: dindarlık ebna-yı cins: aynı cinsten olanlar (insanlar)
    evvelâ: ilk önce, birinci olarak fesad: bozukluk, karışıklık
    hud’a: hile, aldatma hâlis: samimi, içten
    hülâsa: özetle, kısaca ifsad: bozma, fesada uğratma
    istifham: soru sorma, bilgi isteme itizar: özür dileme, bahane gösterme
    izhar etmek: göstermek, açığa çıkarmak kâmil: kemâl ve fazilet sahibi, olgun
    kıyas: karşılaştırma, tatbik etme lâfz: ifade, söz
    muhatap: kendisine karşı konuşulan mü'min: iman eden, Allah’a ve Onun gönderdiği şeylere inanan
    münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kimse mürşid: irşad eden, doğru yolu gösteren
    nazar: görüş, bakış nefis: bir kimsenin kendisi; insanı daima kötülüğe, maddî zevk ve isteklere sevk eden duygu
    nifak: münafıklık, ikiyüzlülük remiz: gizli bir mânâyı ince bir işaretle gösterme
    safsata: saçmalama, yanlış ve saçma kıyas saika: sebep, neden
    salisen: üçüncü olarak saniyen: ikinci olarak
    sefih: cahil, ahmak sukut: düşme
    süfeha: sefihler, ahmaklar, cahiller tecvîz: câiz görme, izin verme
    tefessüh etmek: bozulmak temerrüt: inat
    tevcih-i hitap: sözü birine yöneltme, birine hitap etme, konuşma vakta ki: ne zaman ki
    zelil: hor, hakir ıztırarî: zorunlu olarak, çaresizce

    Yazar : Risale Forum

  4. #24
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Bakara Sûresi - Münafıklar Bahsi - Sayfa: 145


    Birincisi:
    Mecmaü’l-mesâkin, melceü’l-fukara, hakkı himaye, hakikatı muhafaza, gururu men’, tekebbürü def eden, yegâne İslâmiyettir. Evet, kemal ve şerefin mikyası İslâmiyettir.

    İkincisi: Nifakı intaç eden, garaz, gurur, tekebbürdür.Üçüncüsü: İslâmiyet, ehl-i dünya ve ashab-ı meratip ellerinde tahakküm ve tagallübe vesile olamaz. Ancak sair dinlerin hilâfına olarak, ehl-i fakr ve hacet elinde ihkak-ı hak için kırılmaz elmas bir kılıçtır. Bu hakikate tarih güzel bir şahittir. أَلآٰ اِنَّهُمْ هُمُ السُّفَهَآءُ 1 ﴿: Bilinmesi lâzımdır ki, Kur’ân-ı Kerimin, nifakın aleyhine kesretle yaptığı şiddetli tehditler ve takbihlerin sebebi, ancak ve ancak âlem-i İslâmın nifak şubelerinden gördüğü darbelerdir.
    أَلاَ ikaz âleti olup, sefahetlerini teşhir ve efkâr-ı âmmeyi sefahetlerine istişhad etmek için zikredilmiştir.Hakikati göstermek için bir âyine ve hakikate delâlet için bir delil vazifesini gören اِنَّ lisan-ı haliyle, “Hakikate bakınız, onların zahirî safsatalarının aslı yoktur, aldanmayınız” diyor.Hasrı ifade eden هُمْ 2 kelimesi, nefislerine iddia ettikleri tezkiyeyi red ve mü’minlere isnat ettikleri sefaheti def eder. Yani, bir lezzet-i faniye için âhiretini terk eden sefihtir. Bâki bir mülkü hevesat-ı faniyesinin terkiyle satın alan sefih değildir.


    Not
    Dipnot-1 “Biliniz ki akılsız ve ahmak olanlar yalnızca kendileridir.” Bakara Sûresi, 2:13.
    Dipnot-2 Onlar (bk. n-ḥ-v: zamir).


    ashab-ı meratip: makam ve mevki sahipleri; siyasi, askeri ve ekonomik gücü elinde bulunduranlar bâki: kalıcı, devamlı
    def etme: uzaklaştırma delil: işaret, alâmet; kendisine, doğru bir bakış açısıyla bakıldığında istenilen hedefe ulaştıran şey
    delâlet: delil olma, gösterme efkâr-ı âmme: genel düşünce, kamuoyu
    ehl-i dünya: dünyaya dalıp, âhireti düşünmeyenler ehl-i fakr ve hacet: fakirler ve ihtiyaç sahipleri
    garaz: kötü kasıt, kin hakikat: asıl, gerçek, doğru
    hakkı himaye: hakkı koruma hasr: sınırlandırma, ait kılma; bir hükmün yalnızca bir şeye veya bir şahsa verilmesi
    hevesat-ı faniye: geçici arzu ve istekler hilâfına: aksine, tersine
    ihkak-ı hak: hak sahibine hakkını verme intaç etme: netice verme, doğurma
    isnad etmek: dayandırmak istişhad etme: şahit gösterme, şahit tutma, delil getirme
    kemâl: mükemmellik, olgunluk kesret: çokluk
    lezzet-i faniye: geçici olan lezzet lisan-ı hâl: hâl ve davranış dili
    mecmaü'l-mesâkin: miskinlerin, büyük ihtiyaç sahiplerinin toplandığı yer, muhtaçlar evi melceü'l-fukara: fakirlerin sığınağı
    men’: yasaklama mikyas: ölçek, ölçü
    muhafaza: koruma nefis: bir kimsenin kendisi; insanı daima kötülüğe, maddî zevk ve isteklere sevk eden duygu
    nifak: münafıklık, ikiyüzlülük safsata: saçmalama; doğru gibi görünen yanlış kıyas
    sair: diğer, başka sefahet: ahmaklık, cahillik
    sefih: ahmak, beyinsiz tagallüb: üstünlük, galip gelme
    tahakküm: baskı, zorlama takbih: kötüleme, çirkin görme
    tekebbür: büyüklenme, gururlanma tezkiye: temize çıkarma
    teşhir: sergileme, gösterme vesile: araç, vasıta
    yegâne: yalnızca zahirî: dış görünüşe ait
    âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat âlem-i İslâm: İslâm âlemi, dünyası
    şahit: delil, tanık اَلاَ: (bk. ḥ-r-f
    اِنَّ: (bk. ḥ-r-f
    Yazar : Risale Forum

  5. #25
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Bakara Sûresi - Münafıklar Bahsi - Sayfa: 146

    اَلسُّفَهَآءُ 1 deki elif ve lâm, hükmün malûmiyetine ve kemaline işarettir. Yani, onların sefaheti malûmdur. Ve sefahetin son sistemi onlardadır.

    وَلٰكِنْ لاَيَعْلَمُونَ 2 ﴿ cümlesinde üç işaret vardır:

    Birincisi: Hakkı bâtıldan, iman mesleğini nifak mesleğinden temyiz etmek, ancak ilim ve nazar ile olur. Fakat yaptıkları fitne ve fesatları zahir olduğu için, ednâ bir şuuru olan farkında olur. Buna binaen, Kur’ân-ı Kerim birinci âyeti وَلٰكِنْ لاَيَشْعُرُونَ ile zeyillendirmiştir.

    İkincisi: لاَيَعْلَمُونَ 3 gibi, âyetlerin sonunda zikredilen اَفَلاَ يَعْقِلُونَ اَفَلاَ يَتَدَبَّرُونَ اَفَلاَ تَتَذَكَّرُونَ 4 gibi cümleleriyle, İslâmiyetin akıl, hikmet ve mantık üzerine müesses olduğuna işaret etmiştir ki, İslâmiyeti herbir akl-ı selimin kabul etmesi, İslâmiyetin şânındandır.


    Üçüncüsü: Onlardan iraz etmek ve onlara itimat etmemek lâzımdır. Çünkü cehillerini bilmediklerinden, nasihatin onlara tesiri olmuyor.





    ﴿ وَاِذَا لَقُوا الَّذِينَ اٰمَنُوا قَالُوۤا اٰمَنَّا وَاِذَا خَلَوْا اِلٰى شَياَطِينِهِمْ قَالُوۤا اِنَّا مَعَكُمْ اِنَّمَا نَحْنُ مُسْتَهْزِؤُنَ اَللهُ يَسْتَهْزِئُ بِهِمْ وَيَمُدُّهُمْ فِى طُغْياَنِهِمْ يَعْمَهُونَ 5


    Not
    Dipnot-1 Sefihler, malını ve hayat sermayesini sorumsuzca harcayanlar, beyinsizler.
    Dipnot-2 “Ancak onlar bilmezler.” Bakara Sûresi, 2:12.
    Dipnot-3 Bilmezler.
    Dipnot-4 Akletmezler mi? Düşünmezler mi? Akıllarını kullanmazlar mı?
    Dipnot-5 “İman edenlere rastladıklarında ‘İnandık’ derler. Şeytanlaşmış reisleri ve arkadaşlarıyla baş başa kalınca da, ‘Aslında biz sizinle beraberiz; onlarla sadece alay ediyoruz’ derler. Alaylarına karşılık Allah onları maskaraya çevirir. Ve onlara mühlet verip azgınlıkları içinde bırakır da, şaşkın şaşkın bocalayıp dururlar.” Bakara Sûresi, 2:14-15.


    akl-ı selim: sağlam, sağlıklı düşünen akıl binaen: -dayanarak
    bâtıl: doğru olmayan, yalan, yanlış cehil: cahillik, bilgisizlik
    ednâ: en ufak, en küçük elif ve lâm (harf-i târif): gr. Arapça’da isimlerin başına gelen ve böylece onu belirli ve bilinen hale getiren bir takı
    fesat: bozgunculuk fitne: ahlâkta ve toplum düzeninde azgınlık ve bozgunculuk; baştan çıkarma
    hak: gerçek hikmet: ilim, yüksek bilgi, fen
    iraz etmek: yüz çevirmek, uzak durmak itimat etmek: güvenmek
    kemâl: kusursuzluk, mükemmellik malûm: bilinen, belli
    malûmiyet: bilinmişlik; belli ve bilinir olma müesses: kurulu
    nasihat: öğüt nazar: dikkatlice bakma, delilleri inceleme
    nifak: münafıklık, ikiyüzlülük sefahet: zevk ve eğlenceye düşkün olma ve malını gereksiz yere harcama; beyinsizlik
    temyiz etmek: ayırmak, ayırt etmek zeyillendirmek: ek bir sözle sonlandırmak
    zâhir: açık, aşikâr şuur: bilinç, anlayış, idrak
    Yazar : Risale Forum

  6. #26
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Bakara Sûresi - Münafıklar Bahsi - Sayfa: 147


    İstihza ve istihfaf gibi münafıkların dördüncü cinayetlerini beyan eden şu âyetin fesat, ifsat, tesfih gibi sebkat eden cinayetlerine atfını iktiza eden ayn-ı münasebetle bu âyetin meâliyle mâkablinin meâli arasında irtibat ve intizam hasıl olmuştur.

    Bu âyetin cümleleri arasındaki vech-i irtibata gelince:

    İnsanın musibet ve elemlere karşı nokta-i istinadı ve ihtiyaç ve emellerini tesviye için nokta-i istimdadı olan imanın üç hassası vardır.

    Birincisi: Nokta-i istinadından neş’et eden izzet-i nefistir. İzzet-i nefsi olan, başkalarına kendisini zelil göstermeye tenezzül etmez.

    İkincisi: Şefkattir. Şefkati olan, kimseyi tahkir ve tezlil etmez.


    Üçüncüsü: Hakikatlere ihtiram etmek ve yüksek şeylerin kıymetini bilmekle istihfaf etmemektir.

    Kezâlik, imanın zıddı olan nifakın da üç hassası vardır.

    Birincisi: Zillettir.

    İkincisi: İfsadata meyletmektir.

    Üçüncüsü: Başkalarını tahkir etmekle gururlanıp zevk almaktır.

    Binaenaleyh, iman, izzet-i nefsi intaç ettiği gibi, nifak da onun aksine zilleti intaç eder. Zilleti olan, herkese karşı kendisini zelil gösterir. Bu ise riyadır. Riya ise müdahenedir. Müdahene dahi kizbdir. Kur’ân-ı Kerim, şu silsileli kizbe وَاِذَا لَقُوا الَّذِينَ اٰمَنُوا قَالُوۤ اٰمَنَّا... 1 ﴿ ile işaret etmiştir. Yani, “Mü’minlere rast geldikleri zaman, biz de imana geldik’ diyorlar.”

    Sonra nifak, imanın hilâfına, kalbleri ifsad eder. Kalbin fesadı ise, yetimliği intaç eder. Yani, bozuk olan bir kalb kendisini sahipsiz, maliksiz, yetim bilir. Bu hâletten korku neş’et eder. O korku onu kaçıp gizlenmeye icbar eder. Kur’ân



    Not
    Dipnot-1 Bakara Sûresi, 2:14.

    atf: (Ar. gr.) bağlama, ilişkilendirme; kelime veya cümle grubu arasındaki mânâ bütünlüğünü gösteren irtibat, ilişki ayn-ı münâsebet: tam bir bağlantı, ilişki
    beyan etmek: açıklamak, izah etmek binaenaleyh: bundan dolayı
    elem: acı, keder, sıkıntı emel: arzu, istek
    fesat: bozgunculuk hakikat: asıl, gerçek
    hassa: özellik, nitelik hilâfına: aksine, tersine
    hâlet: durum, hâl icbar etmek: zorlamak
    ifsadat: başkalarını bozma faaliyetleri, işleri ifsat: bozma, bozgunculuk yapma
    ihtiram etmek: saygı göstermek iktiza etmek: gerektirmek
    intaç etmek: netice vermek, doğurmak intizam: düzen, tertip
    irtibat: bağ, ilişki istihfaf: hafife alma, küçümseme
    istihfaf etmek: küçümsemek, hafife almak istihza: alay etme
    izzet-i nefis: insanın vakar, şeref ve haysiyetini koruma duygusu kezâlik: bunun gibi, böylece
    kizb: yalan meâl: mânâ, anlam
    musibet: belâ, sıkıntı mâkabli: öncesi
    mâlik: sahip müdahene: dalkavukluk, içindekinin aksiyle muamele etme, aldatma
    münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kimse neş’et etme: doğma, meydana gelme
    nifak: münafıklık, ikiyüzlülük nokta-i istimdad: yardım dileme noktası, imdat noktası
    nokta-i istinad: dayanak dileme noktası riya: gösteriş
    sebkat etmek: daha önce anlatımı geçme silsile: sıra, dizi, zincir halkaları gibi birbirine bağlı
    tahkir: aşağılama, hakaret etme, küçümseme tenezzül etmek: inmek, alçalmak
    tesfih: ahmak olarak niteleme tesviye: düzenleme; gerçekleştirme, yoluna koyma
    tezlil etmek: aşağılamak, hor ve hakir görmek vech-i irtibat: bağlantı, ilişki yönü
    zelil gösterme: aşağılama, hor, hakir görme zillet: alçaklık, aşağılık
    şefkat: içten ve karşılık beklemeden duyulan merhamet, sevgi
    Yazar : Risale Forum

  7. #27
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Bakara Sûresi - Münafıklar Bahsi - Sayfa: 148

    şu hallerine ﴿ وَاِذَا خَلَوْا 1 ile işaret etmiştir. Yani, “Kaçıp halvetlere gittikleri zaman...”
    Sonra nifak, imanın aksine, akraba ve saireler arasında sıla-i rahmi kat’ eder, keser. Bu ise şefkati izale eder. Şefkatin zevâli ise ifsadata sebep olur. İfsaddan fitne çıkar. Fitneden hıyanet doğar. Hıyanet dahi zafiyeti mûciptir. Zafiyet de himaye edecek bir zahîre, bir arkaya iltica etmeye icbar eder. Kur’ân-ı Kerim buna اِلٰىشَياَطِينِهِمْ ﴿ ile işaret etmiştir. Yani, “Şeytanlarına kaçıp, şeytanlarının himayelerine giriyorlar.”
    Sonra, imanın hilâfına, nifakta tereddüt vardır. Yani münafık olan kimse, kat’î bir hüküm sahibi değildir. Bu ise sebatsızlığı intaç eder. Bu da mesleksizliği. Bu dahi emniyetsizliği tevlid eder. Bu ise-kanunen maznunların hergün ispat-ı vücut etmeleri lüzumu gibi—daima şeytanlarına gidip küfürlerini, ahidlerini tazelemelerini icap ettirir. Kur’ân-ı Kerim bu silsileye قَالُوۤا اِنَّا مَعَكُمْ ﴿ ile işaret etmiştir. Yani, “Bizler sizinle beraberiz” diye ahidlerini tecdid ediyorlar.Sonra mü’minlere gidip geldiklerinden hasıl olan şüpheyi izale etmek için, and dilemeye mecbur oldular. Ve imanın hilâfına, hakikatlere adem-i hürmet ve istihfafta bulunarak kıymetli şeylere ihanet ettiler ki, kendilerine atfedilen ithamları defetsinler. İşte, Kur’ân-ı Kerim buna قَالُوۤا اِنَّمَا نَحْنُ مُسْتَهْزِؤُنَ ﴿ ile işaret etmiştir. Yani, “Bizim mü’minlerle olan ihtilâtımız, onlarla istihza içindir. Aramızda samimiyet yoktur. Ancak yüzlerine gülüyoruz.”
    Sonra, münafıkların şu gidiş ve söyleyişlerini dinleyen sâmiîn mü’minlerin de mukabelede bulunmalarını intizar etmekte bulunduğu, siyak-ı kelâmdan anlaşıldı. Bunun için Kur’ân-ı Kerim de mü’minlere bedel اَ للهُ يَسْتَهْزِئُ بِهِمْ ﴿ diye

    Not
    Dipnot-1 Bakara Sûresi, 2:14.


    adem-i hürmet: hürmetsizlik etme, saygısız olma ahid: sözleşme, andlaşma
    and dileme: yemin etme, ahit dileme atfetme: bağlama, göndermede bulunma
    emniyet: güven, huzur fitne: ahlâkta ve toplum düzeninde azgınlık ve bozgunluk; baştan çıkma
    hakikat: asıl, gerçek, doğru halvet: yalnızlık, tek başına kalma
    hasıl olma: meydana gelme hilâfına: aksine
    himaye: koruma altına alma hıyanet: hainlik, ihanet
    icbar etmek: zorlamak ifsad: bozma, bozgunculuk yapma
    ifsadat: bozma çabaları, tahrip etmeler ihanet etme: haksız yere aşağılama, küçük görme
    ihtilât: birbiriyle iç içe olma, karışma iltica etme: sığınma
    intaç etmek: sonuç vermek intizar etmek: beklemek
    ispat-ı vücud: varlığını ispat etme istihfaf: hafife alma, küçümseme
    istihza: alay etme itham: suçlama
    izale etmek: gidermek, ortadan kaldırmak kat’etmek: kesmek, koparmak
    maznun: zan altında olan meslek: izlenen, yürünen yol
    mucip: gerektiren mukabele: karşılık
    münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kimse nifak: münafıklık, ikiyüzlülük
    saire: diğer, başka sebatsızlık: kararsızlık, istikrarlı olmama
    silsile: zincir, dizi, sıra siyak-ı kelâm: sözün gidişatı; sözün söyleniş şekli, ifade tarzı
    sâmiîn: işitenler, dinleyenler sıla-i rahm (rahim): akrabayla ilişki halinde olma, akrabalık bağı; insanlık, hemşehrilik bağı gibi
    tecdid etmek: yenilemek tevlid etmek: doğurmak, sebep olmak
    zafiyet: zayıflık, güçsüzlük zahîr: yardımcı, arka çıkan, dayanak
    zeval: yok olma, kaybolma şefkat: içten ve karşılık beklemeden duyulan merhamet, sevgi
    Yazar : Risale Forum

  8. #28
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Bakara Sûresi - Münafıklar Bahsi - Sayfa: 149


    mukabelede bulunmuştur. Yani, “Cenâb-ı Hak, onların istihzaları üzerine eşedd‑i ceza ile dünya ve âhirette tecziye eder ve edecektir.” Cenâb-ı Hakkın şu mukabelesi, mü’minlerin şerefine ve münafıkların yaptıkları istihzanın, Cenâb-ı Hakkın tecziyesine karşı adem hükmünde kaldığına ve onların hamakatlerine işarettir.

    Sonra Kur’ân-ı Kerim وَيَمُدُّهُمْ فِى طُغْياَنِهِمْ يَعْمَهُونَ ﴿ cümlesiyle cezalarını istihza suretiyle tasvir etmiştir. Yani, “Onlar dalâlet ve tuğyanı intaç eden esbaba su-i ihtiyarlarıyla ve arzularıyla tevessül ettikleri için, sanki lisan-ı halleriyle dalâletin talebinde bulunmuşlardır; Cenâb-ı Hak da onların talepleri üzerine, istediklerine yardım etmiştir.”

    Bu âyetin tazammun ettiği cümlelerin heyetleri arasında intizam ciheti ise:Dahil olduğu hükmün kat’iyetini ifade eden وَاِذَا لَقُوا الَّذِينَ اٰمَنُوا 1 ﴿’deki اِذَا onların mü’minlere olan mülâkatlarını amden ve kasten cezmettiklerine işarettir.Alelekser yollarda rast gelmek mânâsını ifade eden لَقُوا 2 onların, yollarda halk içinde mü’minlere mülakatlarını taammüd ettiklerine işarettir.اَلْمُؤْمِنُونَ 3 kelimesine tercihan اَلَّذِينَ اٰمَنُوا 4 kelimesinin zikri, onların mü’minlerle cihet-i irtibatları, yalnız iman sıfatı hasebiyle olduğuna ve bütün sıfatlar içinde de en mümtaz ve medar-ı nazar yalnız iman sıfatı olduğuna imadır. قَالُوا 5 ﴿ Bu ünvan, onların sözleriyle kalbleri bir olmadığına ve söyledikleri sözler mahzâ riya ve müdahene perdesi altında kendilerine yapılan ithamları


    Not
    Dipnot-1 “İman edenlerle karşılaştıkları zaman.” Bakara Sûresi, 2:14.
    Dipnot-2 Karşılaştılar.
    Dipnot-3 Mü’minler.
    Dipnot-4 İman edenler.
    Dipnot-5 Dediler.


    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah adem: hiçlik, yokluk
    alelekser: çoğunlukla, genellikle amden: bizzat isteyerek, maksatlı olarak
    cezmetmek: karar vermek, azimli olmak cihet: taraf, yön
    cihet-i irtibat: bağlantı, ilişki yönü dalâlet: hak yoldan sapkınlık
    esbab: sebepler eşedd-i ceza: en şiddetli, en ağır ceza
    hamakat: ahmaklık heyet: bileşenler, grup
    intaç etmek: sonuç vermek intizam: düzen, tertip
    istihza: alay etme itham: suçlama
    kat'iyet: kesinlik, şüphesizlik lisan-ı hal: hal dili, beden dili
    mahzâ: tam, sırf medar-ı nazar: önem verilecek nokta
    mukabele: karşılık müdahene: dalkavukluk, içindekinin aksiyle muamele etme, aldatma
    mülâkat: karşılıklı görüşme mümtaz: seçkin, üstün
    münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kimse su-i ihtiyar: iradenin kötüye kullanımı
    taammüd etmek: bir işi kasıtlı olarak, bilerek ve isteyerek yapma tasvir etmek: canlandırarak anlatmak
    tazammun etmek: içine almak, kapsamak tecziye: cezalandırma
    tercihan: tercih ederek tevessül etmek: girişmek, sarılmak
    tuğyan: azgınlık, isyan ve inançsızlıkta çok ileri gitme اِذَا: (bk. ḥ-r-f
    Yazar : Risale Forum

  9. #29
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Bakara Sûresi - Münafıklar Bahsi - Sayfa: 150


    def etmek ve mü’minlerden celb-i menafi ile sırlarına vâkıf olmak azminde bulunduklarına işarettir.


    اٰمَنَّا 1 ﴿ Makamın iktizasıyla bu kelimenin tekitlerle müekked olarak zikredilmesi lâzım iken, tekitsiz zikri, kalblerinde tahrik edici bir şevkin ve bir aşkın bulunmamasıyla, sözlerini şiddetsiz ve tekitsiz, serseriyâne söylemiş olduklarına işarettir. Ve keza onların tekitleri adem hükmünde olup, mü’minleri inandıramadıklarına işarettir.

    Ve keza اٰمَنَّا kelimesi ile nifaklarına örttükleri perde pek zayıf olduğundan tekit ve teşdit edildiği takdirde yırtılması ihtimali olduğuna işarettir. Çünkü tekit ve teşdit şüpheyi dâidir. Şüphe ise tahkikate bâistir. Tahkikat yapıldığı takdirde boyaları meydana çıkar. اٰمَنَّا ’nın cümle-yi fiiliye ile zikri ise imanlarının sabit ve devamlı olduğuna mü’minlere inandırmak imkânını bulamadıklarına ve yalnız menfaatleri celb ve esrara muttali olmak maksadıyla mü’minlere müdahene ve tasannu yapmakla ihdas-ı iman ettiklerine işarettir.

    وَاِذَا خَلَوْا اِلٰى شَياَطِينِهِمْ قَالُوۤا اِنَّا مَعَكُمْ 2 ﴿ Evvelki âyetle bu âyetin birbirine olan atıfları, onların mesleksiz ve sebatsız olduklarına işarettir.

    اِذَا ’nın ifade ettiği cezmiyet, itiyad ettikleri fesat ve ifsat iktizasıyla şeytanlarına gitmelerini zarurî bir vazife bildiklerine işarettir.

    خَلَوْا 3 tabiri, cinayetlerinden korktuklarından tesettür ve gizlenmek istediklerine işarettir. اِلٰى kelimesinin خَ لَوْ ا kelimesiyle daha uygun olan مَعَ kelimesine tercihan zikredilmesi, iki şey içindir: Birisi, acz ve zaafları yüzünden iltica etmeye


    Not
    Dipnot-1 İman ettik.
    Dipnot-2 “Şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarında ‘Biz sizinle beraberiz’ derler.” Bakara Sûresi, 2:14.
    Dipnot-3 Başbaşa kaldılar.


    acz: acizlik, güçsüzlük adem: hiçlik, yokluk
    atıf: (Ar. gr.) bağlama, göndermede bulunma; kelime veya cümle grubu arasındaki mânâ bütünlüğünü gösteren irtibat, ilişki azm: kararlılık, niyet
    bâis: sebep, neden celb: çekme
    celb-i menafi: menfaatlerin celbedilmesi; yarar sağlama, çıkar elde etme cezmiyet: kesin kararlılık, azimli olma
    cümle-i fiiliye: gr. fiil ile başlayan cümle, fiil cümlesi dâi: sebep, neden
    esrar: sırlar, gizli gerçekler fesat: bozgunluk
    ifsat: bozgunculuk yapma, fesada uğratma ihdâs-ı iman: yeni bir iman türü icat etme
    iktiza: bir şeyin gereği itiyad etmek: alışkanlık haline getirmek
    keza: bunun gibi meslek: tutulan, gidilen yol
    muttali olmak: haberdar olmak müdahene: dalkavukluk, içindekinin aksiyle muamele etme, aldatma
    müekked: pekiştirilmiş nifak: münafıklık, ikiyüzlülük
    sebatsız: kararsız, istikrarsız serseriyâne: serserice
    tabir: ifade, açıklama tahkikat: araştırmalar
    tahrik etmek: harekete geçirmek tasannu yapmak: yapmacık harekette bulunmak, birşeyi zorla daha iyi göstermeye çalışmak
    tekit: kuvvetlendirme, pekiştirme tercihan: tercih edilerek
    tesettür: gizlenme, örtünme teşdit etmek: şiddetlendirmek, baskı vs. artırma
    vâfık olmak: etraflıca bilmek, tanımak zaaf: zayıflık, güçsüzlük
    اِلٰى: (bk. ḥ-r-f
    Yazar : Risale Forum

  10. #30
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Bakara Sûresi - Münafıklar Bahsi - Sayfa: 151

    mecbur olmalarıdır. İkincisi, fitne ve ifsat iktizasıyla mü’minlerin sırlarını kâfirlere îsal etmektir. Bu iki mânâyı مَعَ 1 ifade edemez.

    شَياَطِينِهِمْ 2 Bu ünvan, reislerinin şeytanlar gibi gizlenip vesveseleri ilka ettiklerine ve şeytanlar kadar muzır olduklarına ve şeytanlar gibi şerden maada birşey tasavvur etmediklerine işarettir.قَالُواِنَّا مَعَكُمْ Yani, “Sizinle beraberiz.” Bu cümle ile nefislerinin tezkiyesine, ahidlerinin tecdidine, mesleklerinde sabit kaldıklarına işaret etmişlerdir. Yalnız bu cümlenin muhataplarında münafıkların münkirleri bulunmadığı halde cümle tekitleştirilmiştir.وَاِذَا لَقُوا الَّذِينَ اٰمَنُوا قَالُوا اٰمَنَّا 3 cümlesinin muhatapları hep münkir oldukları halde, cümle tekitsiz bırakılmıştır. Bunun sebebi, birinci cümleyi şevksiz, aşksız, ikinci cümleyi ise aşk ve şevkle söylediklerine işarettir. Şeytanlarına söyledikleri cümleyi, ismiye şeklinde, mü’minlere karşı söylediklerini cümle-i fiiliye suretinde zikretmeleri, maksatlarının burada ahidlerine sabit ve devamlı kaldıklarını ispat ettiklerine, orada ise yalnız imana geldiklerini ihdas ettiklerine işarettir. اِنَّمَا نَحْنُ مُسْتَهْزِؤُنَ ﴿ Yani, “Bizler mü’minlere karşı, ancak istihza edici insanlarız.” Bu cümlenin evvelki cümleye atfedilmediğinin esbabı:

    İki kelime veya iki cümle arasında ya kemal-i ittisal ve ittihad vardır veya kemal-i inkıta ve infisal vardır. Bu iki surette, birbirine atıfları caiz değildir. Ancak aralarında orta derecede bir inkıta ve bir ittisal olan yerlerde atıfları caizdir. Bu cümle ise اِنَّا مَعَكُمْ 4 cümlesine bir cihetten tekittir, bir cihetten de bedeldir. Bu


    Not
    Dipnot-1 …inle beraber, birlikte.
    Dipnot-2 Onların şeytanları.
    Dipnot-3 İman edenlerle karşılaştıkları zaman, “Biz de iman ettik” dediler. Bakara Sûresi, 2:14.
    Dipnot-4 Sizinle beraberiz.


    ahid: sözleşme, andlaşma atıf: (Ar. gr.) bağlama; bir mânâ bütünlüğünü korumak için, bir bağlaç vasıtasıyla kendinden önceki kelime veya cümle grubu arasındaki irtibatı sağlama
    bedel: bir şeyin yerini tutan, yerine geçen; gr. bir şey sıfatıyla (niteliğiyle) beraber söylenmişse ve kastedilen mânâ da o şeyin kendisiyse, sıfat bedel olur. Meselâ, “Kardeşin Ahmed’i gördüm.” cümlesinde “kardeşin” bedeldir caiz: sakıncasız, doğru
    cihet: taraf, yön cümle-yi fiiliye: fiil cümlesi
    esbab: sebepler fitne: ahlâkta ve toplum düzeninde azgınlık ve bozgunculuk; baştan çıkma, yanlışa kapılma
    ifsat: bozma, bozgunculuk yapma ihdas etmek: yeni bir şey ortaya koymak
    iktiza: gerektirme ilka etmek: kalbe atma, bırakma
    inkıta: kopukluk, kesiklik istihza etmek: alay etmek
    ittisal: bağlantı, bağlılık, ilişki kemal-i inkıta ve infisal: tam bir kopukluk ve ayrılmışlık
    kemal-i ittisal ve ittihad: sıkı bir bağ, ilişki ve birlik maadâ: başka, dışında
    muzır: zararlı münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen
    münkir: inkar eden nefis: bir kimsenin kendisi; insanı daima kötülüğe, maddî zevk ve isteklere sevk eden duygu
    tasavvur: düşünme, hayal etme tecdid: yenileme, tazeleme
    tekit: gr. pekiştirme; vurgulama tezkiye: hatadan arındırma, temize çıkarma
    vesvese: şüphe, kuruntu îsal etmek: ulaştırmak, eriştirmek
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 3/8 İlkİlk 1234567 ... SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 3 kullanıcı var. (0 üye ve 3 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

124, 125, 126, 127, 128, 130, 131, 133, 134, 135, 136, 137, 138, 139, 140, 142, 143, 144, 145, 146, 147, 148, 149, 151, 152, 153, 154, 155, 157, 159, 160, 161, 162, 163, 164, 165, 166, 167, 168, 169, 171, 172, 174, 176, 177, 178, 179, 180, 181, 183, 184, 189, 191, 192, 592, acip, adi, ahmaklar, aklı, alâkası, aldatmak, aldıkları, amelin, anlayan, araf, arz, avam, aya, âyine, azarlama, ağzı, baskı, bağlantı, bağış, başlayan, başıboş, başındaki, bedeldir, bildirir, bilinen, biliniz, binaen, binaenaleyh, bir adam, birdir, biri, birlik, bizimle, bizleri, bozan, boşa, bulamaz, bulunmak, bunu, bütünlüğü, çekiyor, cevaben, cihâ, cumhur, cumhura, cümleyi, çürütme, çıkarılan, çıplak, dadır, daha, daire, dağlar, dedikleri, dediler, derece, desteklemek, değiller, değiştirme, dikkatle, dilediğini, dilemek, dinen, dininde, durdurma, duyan, düzenli, düğü, dış, dışında, edenleri, eder, edilirse, ediyorlar, efes turları, elçisidir, ellerinde, etmeme, etmemesi, etmeyiz, etmiyoruz, ettiren, ettirir, eşsiz, faaliyette, fakirler, fazilet, faziletler, ferah, fikirleri, galebe, gecelerin, geçmesi, gelmiş, getirip, getirirken, gif, gitmez, gitmiş, gitti, giydirir, giydirmek, giyer, gökte, görmeye, görünmek, gösteriş, gösterme, grubu, gümüş, günahtan, gururu, güvenme, haktan, halka, hallerini, harap, hararet, hastalıktan, hayrette, haşimoğulları, herşeye, herşeyin, hücum, hıristiyan, iddiaları, ihanet, ihata, ihtiyaç, ikincisi, ilerleme, ilişkisi, imana, imaniyeden, imanın, imdat, inananlar, inancı, istekleri, istiyorlar, itham, izale, işaret, işgal, iştir, kahrı, kalbin, kalblerine, kalmamış, kalsı, kanunları, kapılmak, karanlıklarında, kardeşi, katılma, kavmin, kendilerini, kendisinde, kesilmiş, kesretli, kinaye, küçümsemek, kudretine, küfrü, kuvvetle, kısmı, kısımlarını, kıyası, kıymetini, lâfza, lâkin, lam, lisanı, lütuf, lüzumu, mâlik, malûmdur, manen, maraz, mağlup, mecbur, mesafeleri, mesel, meselâ, mevcudat, meydanı, meyletmek, muhakkak, muhaldir, mümkü, münafıklar, müphem, mürşidi, müstehak, mütehayyir, müş, nas, nefret, nefsânî, neşretmek, nihayet, nüfuz, olduğuna, olduğundan, olgun, olmadı, olmayanı, olmazlar, ölülere, onlardan, orga, özellikle, pamuk, parçalar, peygamberlere, racidir, revaç, rezil, sakı, sakınmak, sarih, sarılmak, sayan, sayılan, seçim, seciye, sergilemek, sermaye, servet, sizlere, söylemiş, sözlerinin, sûresi, suretle, surlar, sıhhat, sırra, sığı, tahrip, takdim, takdimi, takibi, tamamıyla, tasavvur, tasdike, ters, terviç, tevahhuş, teşhir, toplamak, tutma, ufkunu, ümitsizlik, umum, üstü, uyum, vardır, vazgeç, verdiği, verilmiş, veyahut, yapabilme, yapanlar, yapma, yapması, yapıyorlar, yarası, yaratılanlar, yardım, yardımı, yaygın, yayı, yağıyor, yönden, yüzleri, ışık, zamanla, zamanları, zarif, zira, zulmet, zulmü, şaşkınlığı, şeye, şeytanları, şüpheli

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222