Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

Sayfa 2/8 İlkİlk 123456 ... SonSon
71 sonuçtan 11 ile 20 arası

  1. #11
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.056
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Bakara Sûresi - Münafıklar Bahsi - Sayfa: 132


    değildir. Ancak kalbin melekûtunda, yani içyüzünde kâin bir marazdır. “Kalb” ünvanından anlaşılır ki, kalbin sathında bulunan bir hastalık, bütün a’mâl-i bedeniyeyi sekteye uğrattığı gibi, kalbin içyüzü de nifakla hastalandığı zaman, ef’âl-i ruhiye tamamen istikamet üzerine hareket edemez. Çünkü hayatın mihveri ve makinası ancak kalbdir.

    فِى قُلُوبِهِمْ 1 kelâmının مَرَضٌ 2 kelimesi üzerine takdimi iki cihetle hasrı ifade eder. Biri: Maraz başka uzuvlarda değil, ancak kalblerdedir. Diğeri: O kalbler de ancak münafıkların kalbleri olup, başkaların kalbleri değildir. Bu iki hasırdan târiz suretiyle anlaşılır ki, nur-u imanın, insanın bütün ef’al ve âsârına sıhhat ve istikameti vermek, şanındandır. Ve yine anlaşılır ki, fesad kalbdedir. Birşeyin esası, kalbi bozuk olursa teferruatını tamir etmek bir faideyi teşkil etmez. Ve yine anlaşılır ki, fıtrattan hakikat çıkar. Fıtrat, hakikatlere merci bir masdardır. Fesat ve harap ise ârızî bir marazdır. Çünkü eşyada asıl sıhhattir. Maraz ise ârızîdir. Binaenaleyh, onlar, “Nifak ve fesadımız fıtrîdir. İhtiyarî olmadığından mûcib-i ceza değildir” diye itizarda bulunamazlar. Tenkiri, meçhuliyeti ifade eden tenvin ise, o maraz pek gizli olduğundan ne görünmesi ve ne de tedavisi mümkün olmadığına işarettir.

    Beşinci cümleyi teşkil eden فَزَادَهُمُ اللهُ مَرَضًا3 ﴿’nin, makabliyle vech-i irtibatı ile eczası arasındaki cihet-i intizama gelince: Evet, vakta ki münafıklar yaptıkları amelden bir maraz olduğu kanaatiyle içtinap etmediler, bilâkis o amellerini istihsan ederek o marazın fazlaca talebinde bulundular; Cenâb-ı Hak da talepleri üzerine onların marazlarını arttırdı.


    Not
    Dipnot-1 “Kalplerinde.” Bakara Sûresi, 2:10.
    Dipnot-2 “Bir hastalık.” Bakara Sûresi, 2:10.
    Dipnot-3 “Allah onların hastalıklarını artırdı.” Bakara Sûresi, 2:10.


    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah a’mâl-i bedeniye: bedene ait faaliyetler, işler
    cihet-i intizam: tertip, diziliş yönü ecza: parçalar
    ef’al: fiiller, işler ef’âl-i ruhiye: ruha ait faaliyetler, işler
    fesat: bozgunculuk, bozukluk fıtrat: yaratılış, mizaç, karakter
    fıtrî: yaratılıştan gelen, mizaç ve karakterle ilgili hasr: sınırlandırma, ait kılma; bir hükmün yalnızca bir şeye veya bir şahsa verilmesi
    ihtiyarî: isteyerek, iradeyle ilgili istihsan etme: güzel bulma, övme
    istikamet: doğru yolda olma itizar: özür ileri sürme, beyan etme
    içtinap: çekinme, kaçınma kelâm: söz, ifade
    kâin: var olan, bulunan makabli: öncesi
    maraz: hastalık masdar: kaynak
    melekût: iç yüz merci: dönülüp gelinen yer
    meçhuliyet: bilinmezlik, belirsizlik mihver: eksen
    mûcib-i ceza: cezayı gerektiren, ceza sebebi münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış gibi görünen
    nifak: münafıklık, iki yüzlülük nur-u iman: iman aydınlığı, ışığı
    sath: yüzey sekteye uğratma: durdurma, duraklatma
    takdim: öne geçirme, önce gelme teferruat: detaylar; temel olmayan yan unsurlar
    tenkir: gr. belirsiz kılma; bir kelimenin sonunu iki üstün, iki esre veya iki getirmek sûretiyle mânâyı kapalı, belirsiz yapma tenvin: Arapça gramerde bir kelimenin sonunu nun gibi okutmak üzere konulan işaret; kelimenin sonuna iki üstün (en), iki esre (in), iki ötre (ün) gelmesi hâli
    târiz: dokundurma, iğneleme, taş atma; sözde bir yönü göstererek başka bir yönü kastetme sanatı, meselâ; insanlara zarar veren kimseye “İnsanların en hayırlısı onlara faydalı olandır.” diyerek o kimsenin hayırlı biri olmadığını söylemek gibi uzuv: organ
    vakta ki: ne zaman ki vech-i irtibat: irtibat, bağlantı yönü
    ârızî: asla ait olmayıp sonradan ortaya çıkan âsâr: eserler
    Yazar : Risale Forum

  2. #12
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.056
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Bakara Sûresi - Münafıklar Bahsi - Sayfa: 133


    S - فَزاَدَ 1’deki ف makablinin mabadine sebep olduğunu ifade eder. Halbuki buradaki marazın vücudu, marazın ziyadesine sebep değildir.

    C - Vakta ki, onlar marazlarını teşhis edip tedavisi talebinde bulunmadılar; sanki, ihmallik yüzünden ziyadesini talep etmişlerdir. Cenâb-ı Hak da mü’minlerin zaferiyle onların ümitlerini ye’se çevirmiştir ve Müslümanların galebesiyle onların husumetlerini haset ve kine kalb etmiştir. Sonra da onların maruz kaldıkları o yeis ve kinden doğan korku, za’fiyet ve zillet emrazlarını onların kalblerine istilâ ettirmekle marazlarını ziyadeleştirdi.

    S - Kur’ân-ı Kerimin bu cümlede maraz kelimesini mef’ul değil, temyiz şeklinde kullanması neye işarettir?

    C - Münafıkların batınî ve kalbî olan marazları, sanki zahire çıkmış ve bütün amellerine ve fiillerine sirayet etmekle, onların vücutları tamamıyla maraz kesilmiş olduğunu ifade etmek için, مَرَضًا2 kelimesi, temyiz olarak kullanılmıştır. Evet, مَرَضًا kelimesi mef’ul olduğu takdirde bu mânâyı ifade etmez. Çünkü o vakit ziyadelik, yalnız maraza taallûk eder.

    Altıncı cümleyi teşkil eden وَلَهُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ 3 ﴿’in vech-i irtibatı ise: Menfaati ifade eden ل ’dan anlaşılır ki, münafıkların menfaati ya dünyada elîm bir azaptır, veyahut ahirette şedît bir elemdir. Bunlar ise menfaat değildir. Öyleyse menfaatleri muhaldir.

    S - Elîm, “müteellim” mânâsınadır. Müteellim ise şahsın sıfatıdır. Binaenaleyh azabın, elîm ile vasıflandırılmasında ne hikmet vardır?

    C - Azap onların vücutlarını öyle kaplar ve cesetlerini öyle ihata eder ve batınlarına öyle nüfuz eder ki, sanki onların vücutları bir azap külçesi kesilir. Onların



    Not
    Dipnot-1 Artırdı.
    Dipnot-2 Bir hastalık.
    Dipnot-3 “Onlar için çok acı bir azap vardır.” Bakara Sûresi, 2:10.


    batın: iç, görünmeyen iç taraf bâtınî: görünmeyen, içe ait
    elîm: şiddetli, acıklı emraz: hastalıklar
    galebe: üstün gelme haset: kıskançlık
    hikmet: sır, gaye, maksat husumet: düşmanlık
    ihata: kaplama, kuşatma istilâ: işgal, kaplama
    kalbî: kalbe ait, kalble ilgili mabadi: sonrası
    makabli: öncesi maraz: hastalık
    maraz kesilme: hasta olma, hastalığın ta kendisi olma mef’ul: gr. nesne, tümleç; kendisine yapılanı bildiren isim, fiile yöneltilen ne, neyi, kimi sorularına cevap olarak alınan kelime
    muhal: olması imkânsız münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kişi
    müteellim: acı, üzüntü duyan nüfuz etme: içe çekme, işleme
    sirayet etme: geçme, bulaşma taallûk etme: ilgili olma, bitişme
    temyiz: sayı isimleri ile belirsiz bir mânâ ifade eden isimlerin delâlet ettikleri şeyleri belirleyip tayin eden isim; كِيلُ زَيْتًا “bir kilo zeytin yağı” ifadesinde زَيْتًا “zeytin yağı” ismi gibi vakta ki: ne zaman ki
    vasıflandırılma: nitelendirilme vech-i irtibat: irtibat, bağlantı yönü
    vücud: beden; var olma, varlık ye’s: ümitsizlik
    zahire çıkma: görünme, ortaya çıkma za’fiyet: zayıflık
    zillet: aşağılık âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat
    şedît: şiddetli ف: (bk. ḥ-r-f
    ل: (bk. ḥ-r-f
    Yazar : Risale Forum

  3. #13
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.056
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Bakara Sûresi - Münafıklar Bahsi - Sayfa: 134


    cesetlerinden, azaptan mâada birşey görünmez olur. Hatta o azap külçesinden fışkıran ah’lar, fizarlar, teellümler, sanki nefs-i azaptan neş’et ederler. Yani çağıran, bağıran, müteellim olan, ayn-ı azap olduğu sanılır.

    Yedinci cümleyi teşkil eden بِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ 1 ﴿’nin vech-i irtibatı:

    Münafıkların azaplarının, mezkûr cinayetleri arasında yalnız kizb ile vasıflandırılması, kizbin şiddet-i kubh ve çirkinliğine işarettir. Bu işaret dahi, kizbin ne kadar tesirli bir zehir olduğuna bir şahid-i sadıktır. Zira kizb, küfrün esasıdır. Kizb, nifâkın birinci alâmetidir. Kizb, kudret-i İlâhiyeye bir iftiradır. Kizb, hikmet-i Rabbaniyeye zıttır. Ahlâk-ı âliyeyi tahrip eden, kizbdir. Âlem-i İslâmı zehirlendiren, ancak kizbdir. Âlem-i beşerin ahvâlini fesada veren, kizbdir. Nev-i beşeri kemalâttan geri bırakan, kizbdir. Müseylime-i Kezzab ile emsalini âlemde rezil ve rüsvây eden, kizbdir.

    İşte bu sebeplerden dolayıdır ki, bütün cinayetler içinde tel’ine, tehdide tahsis edilen, kizbdir.

    Bu âyet, insanları, bilhassa Müslümanları dikkate dâvet eder.


    Sual: Bir maslahata binaen kizbin caiz olduğu söylenilmektedir. Öyle midir?

    Cevap: Evet, kat’î ve zarurî bir maslahat için bir mesağ-ı şer’î vardır. Fakat hakikate bakılırsa, maslahat dedikleri şey bâtıl bir özürdür. Zira usûl-i şeriatta takarrur ettiği vecihle, mazbut ve miktarı muayyen olmayan birşey, hükümlere illet ve medar olamaz; çünkü, miktarı bir had altına alınmadığından sû-i istimale uğrar. Maahaza, birşeyin zararı menfaatine galebe ederse, o şey mensuh ve gayr-ı muteber olur. Maslahat, o şeyi terk etmekte olur.


    Not
    Dipnot-1 “Söylemiş oldukları yalanlar sebebiyle..” Bakara Sûresi, 2:10.


    Müseylime-i Kezzab: (bk. bilgiler) ahlâk-ı âliye: yüksek, üstün ahlâk
    ahvâl: haller, durumlar alâmet: belirti, iz
    ayn-ı azap: azabın tâ kendisi bâtıl: hak olmayan, boş, sahte, yalan
    caiz: sakıncasız emsal: benzerler
    fesad: bozma, bozgunculuk fizar: feryat
    galebe etme: üstün gelme gayr-ı muteber: geçersiz, itibar edilmeyen
    had altına alınma: sınrlanma, belirlenme had konulma: sınır çizilme, sınırlanma
    hikmet-i Rabbâniye: Allah’ın herşeyi terbiye ederek, muhtaç olduğu şeyleri verip bir fayda ve gayeye yönelik olarak, anlamlı ve yerli yerinde yaratması illet: asıl sebep
    kat’î: kesin, şüphesiz kemalât: olgunluklar, faziletler, iyilikler
    kizb: yalan kudret-i İlâhiye: Allah’ın güç ve iktidarı
    küfür: inkâr ve inançsızlık maahaza: bununla birlikte
    maslahat: fayda, yarar mazbut: sınırları belirli
    medar: dayanak noktası, asıl sebep mensuh: nesh edilmiş; hükmü kaldırılmış
    mesağ-ı şer’î: şer’î izin; şeriatın verdiği müsaade mezkûr: zikredilen, anlatılan
    muayyen: belirlenmiş, bilinen mâada: başka
    münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kişi müteellim: acı, üzüntü duyan
    nefs-i azap: azabın tâ kendisi nev-i beşer: insan, insanlık
    neş’et etme: doğma, meydana gelme nifâk: münafıklık, iki yüzlülük
    rüsvây: rezil sû-i istimal: kötüye kullanma
    tahrip etme: yıkma, yok etme
    tahsis edilme: ait, mahsus kılınma
    takarrur etme: kural olarak yerleşme, sabit olma teellüm: üzüntü, acı çekme
    tel’in: lânetleme, kınama usûl-i şeriat: fıkıh usûlü, İslâm hukuku metodolojisi
    vasıflandırılma: nitelendirilme vech-i irtibat: ilişki, bağlantı yönü
    vecih: yüz, yön zarurî: zorunlu, mecbur olarak
    âlem: dünya âlem-i beşer: insanlık âlemi, dünyası
    âlem-i İslâm: İslâm âlemi, dünyası şahid-i sadık: doğru tanık, şahit
    şiddet-i kubh: şiddetli çirkinlik
    Yazar : Risale Forum

  4. #14
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.056
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Bakara Sûresi - Münafıklar Bahsi - Sayfa: 135


    Evet, âlemde görünen bu kadar inkılâplar ve karışıklıklar, zararın, özür telâkki edilen maslahata galebe etmesine bir şahittir.

    Fakat kinaye veya târiz suretiyle, yani gayr-ı sarih bir kelimeyle söylenilen yalan, kizbden sayılmaz.

    Hülâsa, yol ikidir: Ya sükût etmektir; çünkü söylenilen her sözün doğru olması lâzımdır. Veya sıdktır; çünkü İslâmiyetin esası, sıdktır. İmanın hassası, sıdktır. Bütün kemalâta îsal edici, sıdktır. Ahlâk-ı âliyenin hayatı, sıdktır. Terakkiyatın mihveri sıdktır. Âlem-i İslâmın nizamı, sıdktır. Nev-i beşeri kâbe-i kemalâta îsal eden sıdktır. Ashab-ı Kiramı bütün insanlara tefevvuk ettiren, sıdktır. Muhammed-i Hâşimî Aleyhissalâtü Vesselâmı meratib-i beşeriyenin en yükseğine çıkaran, sıdktır.





    Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun Ashab-ı Kiram: yüksek şeref sahibi Sahabeler; Peygamberimizi (a.s.m.) dünya gözüyle görüp onun yolundan gidenler
    Muhammed-i Hâşimî: Haşimoğulları soyundan gelen Peygamberimiz Hz. Muhammed (a.s.m.) ahlâk-ı âliye: yüksek ahlâk
    galebe etme: üstün gelme gayr-ı sarih: açık olmayan
    hassa: özellik, nitelik hülâsa: kısaca, özetle
    inkılâp: değişiklik, karışıklık kemalât: olgunluklar, faziletler, iyilikler
    kinaye: bir sözü gerçek mânâsına da gelebilecek şekilde, başka bir mânâda kullanma san’atı kizb: yalan
    kâbe-i kemalât: olgunlukların, faziletlerin merkezi, zirvesi maslahat: fayda, yarar
    meratib-i beşeriye: insanlığa ait mertebeler, dereceler mihver: eksen
    nev-i beşer: insan, insanlık nizam: düzen, sistem
    sükût: susma sıdk: doğruluk
    tefevvuk ettirme: üstün kılma, üstün yapma telâkki edilme: kabul edilme, anlaşılma
    terakkiyat: gelişme, ilerleme târiz: dokundurma, iğneleme; sözde bir yönü göstererek başka bir yönü kastetme sanatı, meselâ; insanlara zarar veren kimseye “İnsanların en hayırlısı onlara faydalı olandır.” diyerek o kimsenin hayırlı biri olmadığını söylemek gibi
    âlem-i İslâm: İslâm dünyası îsal: ulaştırma

    Yazar : Risale Forum

  5. #15
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.056
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Bakara Sûresi - Münafıklar Bahsi - Sayfa: 136


    ﴿
    وَاِذَا قِيلَ لَهُمْ لاَ تُفْسِدُوا فِى اْلاَرْضِ قَالُوا اِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ أَلآَ اِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ وَلَكِنْ لاَ يَشْعُرُونَ
    1

    Bu âyetin evvelki âyetle veçh-i irtibatı:
    Vakta ki, münafıkların nifakından neş’et eden cinayetlerinin birincisini teşkil eden, nefislerine zulmetmekle hukukullaha tecavüzleri olan cinayet zikredildikten sonra mezkûr cinayetlerinin ikincisini teşkil eden hukuk-u ibâda tecavüz etmekle aralarına fesat ilka etmek cinayetleri dahi mevki-i münasipte zikredilmiştir.

    Sonra وَاِذَا قِيلَ 2 cümlesi münafıkların kıssasına ve hikâyesine dahil olduğu cihetle وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ 3 ’deki يَقُولُ 4 ’ye bağlıdır, mânâ ve meâlce يُخَادِعُونَ 5 ’ye nazırdır. Haddizatında dahi يَكْذِبُونَ 6 ’ye merbuttur. Üslûbun tağyiri ise, yani kaziye-i hamliye yerine kaziye-i şartiyenin irâdı, يَكْذِبُونَ ile وَاِذَا قِيلَ arasında birkaç cümlenin mukadder olduğuna bir emaredir. Takdir-i kelâm şöyle olsa gerektir: “Yalan söyledikleri zaman fitneyi ika ediyorlar. Fitneyi ika ettikleri zaman ifsat ediyorlar. Nasihat edildikleri vakit kabul etmiyorlar. Fesat yapmayın denildiği zaman, ‘Biz ancak ıslaha çalışıyoruz’ diyorlar.”

    Bu âyetin ihtiva ettiği mezkûr ve gayr-ı mezkûr cümleler arasındaki veçh-i irtibat bir misalle izah edilecektir. Şöyle ki:


    Not
    Dipnot-1 “Onlara ‘Yeryüzünde fesat çıkarmayın’ dendiği zaman, ‘Biz ancak ıslah ediciyiz’ derler. “Dikkat edin, asıl bozguncular onlardır; fakat farkında değildirler.” Bakara Sûresi, 2:11-12.
    Dipnot-2 “Denildiği zaman..” Bakara Sûresi, 2:11.
    Dipnot-3 “İnsanlardan bazıları şöyle der.” Bakara Sûresi, 2:8.
    Dipnot-4 Der, söyler.
    Dipnot-5 Aldatırlar.
    Dipnot-6 Yalan söylerler.


    emare: belirti, işaret fesat: bozgunluk, karışıklık, nifak
    fesat ilka etmek: bozgunculuk yapmak fitne: ahlâkta ve toplum düzeninde azgınlık ve bozgunculuk; baştan çıkarma
    gayr-ı mezkûr: zikredilmeyen, sözü edilmeyen haddizatında: esâsen, aslında
    hukuk-u ibâd: kul hakları, kamu hakları ifsad etmek: bozmak
    ihtiva etmek: içermek, kapsamak ika etme: meydana getirme, gerçekleştirme
    irâd: getirilme, ortaya konulma kaziye-i hamliye: yüklemli önerme
    kaziye-i şartiye: iki cümleden oluşan ve bir cümledeki hükmün diğer bir cümledeki şarta bağlı olduğu önerme kıssa: ibretli hikâye
    merbut: bağlı mevki-i münasip: uygun mevki, ilgili yer
    mezkûr: sözü geçen meâl: mânâ, anlam
    mukadder: gr. lâfız olarak zikredilmediği halde gizli olarak kastedilen mânâ münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kimse
    nazır: bakar, yönelik neşet etme: meydana gelme, doğma
    nifak: münafıklık, ikiyüzlülük takdir-i kelâm: sözün gelişi; lâfız olarak söylenmediği halde, görünen lâfzın altında kapalı olarak bulunan söz, mânâ
    tağyir: değiştirme teşkil etmek: meydana gelmek, oluşmak
    vakta ki: ne zaman ki veçh-i irtibat: bağlantı yönü
    ıslah: düzeltme, iyileştirme
    Yazar : Risale Forum

  6. #16
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.056
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Bakara Sûresi - Münafıklar Bahsi - Sayfa: 137


    Bir insan tehlikeli bir yola sülûk ettiği zaman, en evvel “Senin bu yolun seni felâkete götürüyor, bu yoldan vazgeç” diye nasihat edilir. O insan vazgeçmediği takdirde şiddetle zecir ve nehyedilir ve aynı zamanda “Umum halkın nefret ve kahrına uğrarsın” diye tehdit edildiği gibi, “Ebna-yı cinsine zulmetmiş olursun” diye şefkat-i cinsiyeye de dâvet edilir.

    Eğer o insan, sarhoşlar gibi inatçı ve kafasız ise, kendisine yapılan nasihat ve zecr ve nehiyleri müdafaa etmekle mukabele eder ve “Benim mesleğim haktır; ne senin hakk-ı itirazın var ve ne de benim senin nasihatlerine ihtiyacım var” diye serkeşliğe başlar.

    Eğer o insan iki yüzlü ise, bir cihetten nasihat edenleri kandırır ve ilzama çalışır. Diğer cihetten de “Ben ıslah edici bir insanım” diye mesleğini hak göstermeye devam eder. Ve aynı zamanda “Islah benim hakiki bir sıfatım olup, bilâhare hasıl olmuş bir sıfat değildir” diye dâvâsını tekit ve te’yid eder.

    Bundan sonra eğer o insan mesleğinde ısrarla nasihatları kabul etmezse anlaşılır ki, onun ıslahına hiçbir çare ve hiçbir deva yoktur. Yalnız onun fesadı halka sirayet etmemek için, mesleğinin muzır ve fena olduğunu ilân etmek lâzımdır ki, herkes ondan tahaffuz etsin. Zira o insan aklını çalıştırmıyor, şuurunu istihdam etmiyor ki, böyle zahir olan birşeyi hissedebilsin.

    İşte bu misaldeki cümlelerin arasındaki münasebetlere dikkat edilirse, mezkûr âyetin cümleleri arasında bulunan münasebet halkaları güzelce görünecektir. Evet, aralarında öyle fıtrî bir nizam vardır ki, îcaz ve ihtisarından, i’câzın yüksek sesleri işitilir.

    Mezkur âyetin herbir cümlesinin heyetindeki vech-i intizam:
    Evet, kat’iyeti ifade eden وَاِذَا قِيلَ لَهُمْ 1 ﴾ ﴿’deki اِذَا kötü ve fena şeyleri men’ ve nehyetmek lâzım ve vacip olduğuna işarettir. Failin terkiyle, sîga-yı meçhul ile zikredilen قِيلَ 2 kötü birşeyi nehyetmek farz-ı kifâye olduğuna işarettir.


    Not
    Dipnot-1 “Onlara denildiği zaman.” Bakara Sûresi, 2:11.
    Dipnot-2 Denildi.


    bilâhare: sonradan devâ: çare, ilâç
    dâvâ: iddia ebnâ-yı cins: kendi cinsinden olanlar; insanlar
    fail: işi yapan, özne farz-ı kifâye: dinen mutlaka yerine getirilmesi gereken ancak bir kısım Müslümanın yapması ile diğerlerinin üzerinden düşen vazife, cenaze namazı kılmak gibi
    fena: kötü, çirkin fesad: bozukluk, bozgunculuk
    fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen hakk-ı itiraz: itiraz hakkı
    hasıl olmak: meydana gelmek heyet: bileşenler; cümlenin parçaları, bölümleri
    i'câz: mu’cize oluş; bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstülük ihtisar: özetleme, kısaltma
    ilzam: susturma, mağlup etme istihdam etmek: çalıştırmak, kullanmak
    kat'iyet: kesinlik mezkur: zikredilen, sözü geçen, anılan
    misal: örnek mukabele etmek: karşılık vermek
    muzır: zararlı şeyler münasebet: bağlantı, ilişki
    nasihat: öğüt nehiy: yasak
    nehyetmek: yasaklamak nizam: düzen, kanun
    sirayet etmek: bulaşmak, geçmek sîga-i meçhul: gr. bilinmezlik, belirsizlik kipi
    sülûk etmek: yola girmek sıfat: özellik, vasıf
    tahaffuz etmek: korunmak, sakınmak te'yid etmek: desteklemek
    tekit: pekiştirmek umum: genel, bütün
    vacip olmak: zorunlu olmak vech-i intizam: tertip, düzen, diziliş yönü
    zahir: açık zecir: azarlama, sakındırma
    îcaz: veciz söz söyleme, maksadı az sözle anlatma ıslah: düzeltme, iyileştirme
    şefkat-i cinsiye: kendi cinsine olan şefkat, acıma şuur: bilinç, anlayış, idrak
    Yazar : Risale Forum

  7. #17
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.056
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Bakara Sûresi - Münafıklar Bahsi - Sayfa: 138

    Menfaat ve lûtfu ifade eden لَهُمْ 1 ’deki ل yapılacak nehiylerin, tahkir ve tahakküm suretiyle değil, ancak nasihat tarzıyla lâzım olduğuna işarettir.

    لاَ تُفْسِدُوا 2 ﴿ şöyle bir kıyas-ı istisnaîye işarettir ki: “Böyle yapmayın, aksi takdirde karışıklıklar meydana gelir. İnsanlar arasında itaat rabıtası kesilir. Adalet, ihtilâle inkılâp eder. İttifak ve ittihadın ipleri kopar. Fesat doğmaya başlar. Öyleyse, böyle yapmayın ki fesat olmasın.”

    فِى اْلاَرْضِ 3 ﴿ nehyi tekit, zecri idame ettiriyor. Çünkü nasihat muvakkat olduğu için inzicarın devamı lâzımdır. Bu da vicdanın heyecana getirilmesiyle olur. Bu dahi ya şefkat-i cinsiyenin uyandırılmasıyla veya nefret-i umumiyeye maruz kalmak korkusuyla olur. Evet فِى اْلاَرْضِ kelimesi her iki ciheti de temin eder. Zira اَ ْلاَرْضِ 4 kelimesi, lisan-ı haliyle, “Sizin bu fesadınız nev-i beşere sirayet eder. Nev-i beşerin, bilhassa fakirlerin ve masumların sizlere kötülüğü nedir ki, onlara karşı böyle fenalıkta bulunuyorsunuz? Şefkat-i cinsiyeniz yok mudur? Niçin merhamet etmiyorsunuz? Evet, teslim ettik ki, sizin şefkat-i cinsiyeniz yoktur. Hiç olmazsa nefret-i umumiyeden korkunuz” diye onları ikaz ediyor.

    S - Onların maksatları umum insanlar değildir. Niçin onların fesadı bütün insanlara sirayet etsin?

    C - Evet, siyah bir gözlüğü takan adam herşeyi siyah ve çirkin görür. Kezalik, basiret gözü de nifakla perdelenirse ve kalb küfürle peçelenirse, bütün eşya çirkin ve kötü görünür. Ve bütün insanlara, belki kâinata karşı bir buğz ve bir adâvete sebep olur. Hem de küçük bir dişlinin kırılmasıyla büyük bir makine müteessir olduğu gibi, bir şahsın nifakıyla heyet-i beşeriyenin intizamı müteessir olur.


    Not
    Dipnot-1 Onlara.
    Dipnot-2 Fesad çıkarmayın.
    Dipnot-3 Yeryüzünde.
    Dipnot-4 Yeryüzü.


    adâvet: düşmanlık basiret: görme özelliği, sezgi, kavrama
    buğz: kin, nefret fenalık: kötülük
    fesad: bozukluk, bozgunculuk heyet-i beşeriye: toplumsal yapı
    idame etmek: devam ettirmek ihtilâl: karışıklık
    inkılâb etmek: dönüşmek inzicar: azarlanma, sakındırılma, menedilme
    ittifak: fikir birliği, anlaşma, uyuşma ittihad: birleşme, birlik
    kezalik: bunun gibi, öyle de kıyâs-ı istisnâî: bir kıyasın sonucunun aynı yahut karşıt halinin öncüllerde hem anlam hem de şekil bakımından bulunmasıyla meydana gelen kıyas; meselâ, “mıknatıs bu cismi çekiyor; o halde bu cisim demirdir” cümlesi gibi
    lisan-ı hal: hal dili lûtf: iyilik, bağış, ihsan
    maruz kalma: tesirinde kalma menfaat: fayda, yarar
    muvakkat: geçici müteessir olma: etkilenme, tesirinde kalma
    nefret-i umumiye: genel nefret, kamunun nefreti nehy: yasaklama
    nev-i beşer: insanlar, insan nifak: münafıklık, ikiyüzlülük
    rabıta: bağ sirayet: bulaşma, geçme, yayılma
    sirayet etmek: bulaştırmak, geçmek, yayılmak tahakküm: baskı, zorbalık
    tahkir: aşağılama, hakaret etme tekit: pekiştirme, güçlendirme
    temin etmek: sağlamak te’yid: güçlendirme, sağlamlaştırma
    zecr: azarlama, sakındırma şefkat-i cinsiye: kendi cinsine olan şefkat
    ل: (bk. ḥ-r-f
    Yazar : Risale Forum

  8. #18
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.056
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Bakara Sûresi - Münafıklar Bahsi - Sayfa: 139


    Zira adalet, intizam, İslâmiyet ve itaatle olur. Maalesef onların serptikleri zehirler tabakadan tabakaya intikal ede ede bu zillet ve sefaleti ismar etmiştir.

    قَالُوا اِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ ﴾ ﴿: Yani, “Halkı ifsat etmeyin denildiği zaman ‘Bizler ancak ıslah edici insanlarız’ iddiasında bulundular.”

    اِنَّماَ ’da iki hâsiyet var:

    Birincisi: Dahil olduğu hükmün hakikaten veya iddiâen malûm olması lâzımdır. Bu hâsiyetten, nasihat edenleri tezyif etmeye ve cehaletlerine olan sebatlarını izhar etmeye bir remiz vardır. Yani, “Bizim ıslah edici olduğumuz malûmdur; binaenaleyh mesleğimizde sebat ederiz, nasihatlere kulak vermeyiz.”

    İkinci hâsiyet, hasrdır. Bu hasrdan dahi, onların salâhlarına hiçbir fesadın karışmamış olduğuna bir remiz vardır ki, bu remizden onların salâhlarına fesat karışıyor diye mü’minlere bir tariz vardır.

    Sebat ve devamı ifade eden ism-i fail sigasıyla مُصْلِحُونَ 1 ’nin نُصْلِحُ 2 ’ye tercihen zikredilmesi, salâhlarının sabit ve daimî bir sıfat olduğundan şimdiki halleri de ayn-ı salâh olduğuna işarettir. Sonra onlar, bu kelâmlarında da münafıklık ediyorlar. Zira, batınen fesatlarını salâh addettikleri gibi, zahiren “Bu amelimiz mü’minlerin salâh ve menfaatleri içindir” diye mürâilik yapıyorlar.


    أَلاَۤ اِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ وَلٰكِنْ لاَ يَشْعُرُونَ 3 ﴿: Bu âyetin makabliyle vech-i irtibatı:

    Evvelki âyette münafıklardan hikâye edilen bazı mânâlar ve iddialar vardır. Meselâ münafıklar mesleklerini terviç ve teşvik etmişlerdir. Salahı kendilerine ispat ve salâhın daimî bir sıfatları olduğunu iddia etmişlerdir. Ve amellerinin salâha münhasır olduğu ve salâhlarına hiçbir fesadın karışmamış olduğu ve bu hükmün


    Not
    Dipnot-1 Islah ediciler.
    Dipnot-2 Islah ederiz.
    Dipnot-3 “Kesin olarak biliniz ki, onlar ancak kötülük yayan bozgunculardır. Fakat farkında değildirler.” Bakara Sûresi, 2:12.


    adalet: denge; hak sahibine hakkını verme, haksızı terbiye etme ve cezalandırma amel: davranış, iş
    ayn-ı salâh: hayırlı olma, düzgün ve iyiliğin ta kendisi binaenaleyh: bundan dolayı
    bâtınen: gizili içe ait, olarak cehalet: cahillik
    daimî: sürekli fesad: bozukluk, karışıklık
    hasır: sınırlama, hükmü birşeye mahsus kılma hâsiyet: özellik
    iddiâen: iddia ederek ifsat etmek: bozmak, bozgunculuk
    intikal etmek: bir şeyden diğerine geçmek, naklolmak intizam: düzenlilik, düzen
    ism-i fâil sigası: özne kalıbı, kipi ismar etmek: meyve vermek, sonuç vermek
    izhar etme: meydana çıkarma, gösterme kelâm: söz
    makabl: geçmişteki, önceki malûm: bilinen, belirli
    münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kimse münhasır: ait, mahsus
    mürâilik: gösteriş, ikiyüzlülük remiz: gizli bir mânâyı ince bir işaretle gösterme
    salâh: hayırlı olma, iyilik, düzgünlük sebat: kararlılık, sabit olma
    sefalet: perişanlık, yoksukluk sıfat: özellik, nitelik
    terviç: revaç kazandırma, değerini artırma tezyif etme: hakaret etme, küçük düşürme
    târiz: dokundurma, iğneleme; sözde bir yönü göstererek başka bir yönü kastetme sanatı, meselâ; insanlara zarar veren kimseye “İnsanların en hayırlısı onlara faydalı olandır.” diyerek o kimsenin hayırlı biri olmadığını söylemek gibi vech-i irtibat: bağlantı yönü
    zahiren: görünüş itibariyle zillet: alçaklık, aşağılık
    ıslah etme: düzeltme, barıştırma اِنَّمَا: (bk. ḥ-r-f
    Yazar : Risale Forum

  9. #19
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.056
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Bakara Sûresi - Münafıklar Bahsi - Sayfa: 140


    malûm hükümlerden bulunduğu iddiasında bulunmuşlardır. Ve mü’minlere târizde bulunarak mü’minlerden kendilerine nasihat edenleri teçhil etmişlerdir.

    Kur’ân-ı Kerim dahi münafıkların şu mezkûr iddialarını cerh ve akslerini ispat etmek üzere şu cümlede bazı hükümler serdetmiştir. Ezcümle:

    Fesat, münafıklara isnat ve ispat edilmiştir. Ve onların, müfsitlerin hakikatiyle ittihat ettiklerine işaret edilmiştir. Ve fesadın münafıklara münhasır olduğuna ve bu hükmün sabit bir hakikat bulunduğuna işaretler yapılmıştır. Ve onların muzır olmalarıyla halk ikaz edilmiştir. Ve onlarınhisleri nefyedilmekle teçhil edilmişlerdir.

    Evet, fena birşeye düşmemek için kullanılmakta olan ikaz âleti denilen أَلاَ ile onların dâvâları halkın nazarında tezyif ve iptal edilmiştir. Tahkiki ifade eden اِنَّ ile, dâvâlarında iddia ettikleri hakkaniyet ve malûmiyet reddedilmiştir. Hasrı ifade eden هُمْ 1 onların اِنَّماَ ve نَحْنُ 2 ile mü’minlere karşı yaptıkları târizi cerh edici bir mukabeledir. Cins ve hakikati ifade eden اَلْمُفْسِدُونَ 3 deki harf-i tariften anlaşılır ki, onlar müfsitlerin hakikatıyla ittihat etmişlerdir.


    Şuurdan mahrum olduklarını ifade eden وَلٰكِنْ لاَ يَشْعُرُونَ 4 ﴿ cümlesi, onların zu’umlarınca dâvâlarının malumiyeti dolayısıyla nasihate ihtiyaçları olmadığına ve nasihat edenleri tezyif ettiklerine karşı bir müdafaadır.




    Not
    Dipnot-1 Onlar (bk. n-ḥ-v: Zamir).
    Dipnot-2 Biz.
    Dipnot-3 Bozgunculuk yapanlar.
    Dipnot-4 “Fakat farkında değildirler.” Bakara Sûresi, 2:12


    aks: zıt cerh: bir iddia ve fikri kabul etmeyip delillerle ispat ederek çürütme
    cins: altında türlerin sıralandığı şey; gerçeklikleri çeşitli olanlar hakkında, bunlar nedir? sorusunun cevabıdır. Meselâ, at, kuş nedir? sorusunun cevabı, hayvandır dâvâ: iddia
    ezcümle: meselâ fena: kötü, çirkin
    fesad: bozgunculuk, kargaşa hakikat: asıl, gerçek
    hakkaniyet: doğruluk, gerçekçilik harf-i târif: gr. Arapça’da isimlerin başına gelen ve o ismi belirli, bilinen bir isim yapan “el” takısı
    hasr: sınırlandırma, ait kılma; bir hükmün yalnızca bir şeye, veya bir şahsa verilmesi ikaz: uyarı
    isnat: dayandırma, yüklenme ittihat etmek: birleşmek
    mahrum: yoksun mezkûr: anılan, sözü geçen
    mukabele: karşılık muzır: zararlı, zarar veren
    mâlûmiyet: bilinme, belli olma müfsitlerin hakikati: bozguncuların gerçek yüzleri
    münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kimse münhasır: ait, mahsus
    nazar: dikkat, bakış nefyetmek: inkâr etmek, reddetmek
    serd etmek: getirmek, söylemek tahkik: pekiştirme, sağlamlaştırma
    tezyif: alay etme, küçük düşürme tezyif etmek: alay etmek, küçük düşürmek
    teçhil etmek: cahillikle suçlamak târiz: dokundurma, iğneleme; sözde bir yönü göstererek başka bir yönü kastetme sanatı, meselâ; insanlara zarar veren kimseye “İnsanların en hayırlısı onlara faydalı olandır.” diyerek o kimsenin hayırlı biri olmadığını söylemek gibi
    zu’um: zan, asılsız iddia, batıl inanç şuur: bilinç, anlayış, idrak
    أَلاَ: (bk. ḥ-r-f اِنَّ: (bk. ḥ-r-f
    اِنَّمَا: (bk. ḥ-r-f
    Yazar : Risale Forum

  10. #20
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.056
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Bakara Sûresi - Münafıklar Bahsi - Sayfa: 141


    وَاِذَا قِيلَ لَهُمْ اٰمِنُوا كَمَآ اٰمَنَ النَّاسُ قَالُوۤا أَنُؤْمِنُ كَمَآ اٰمَنَ السُّفَهَآءُ أَلاٰۤ اِنَّهُمْ هُمُ السُّفَهَآءُ وَلٰكِنْ لاَيَعْلَمُونَ
    1

    Yani, “Halkın imana geldikleri gibi siz de imana geliniz, diye imana dâvet edildikleri zaman, ‘Süfeha takımının imana geldiği gibi biz de mi imana geleceğiz?’ diye cevapta bulunurlar. Fakat süfeha takımı ancak ve ancak onlardır; lâkin bilmiyorlar.”

    Bu âyeti makabliyle rabt ve nazm eden cihetlere gelince: Bu iki âyet münafıkların cinayetlerini hikâye ettiği gibi, onlara hem nasihat, hem irşad vazifesini de görüyor. Binaenaleyh, bu iki âyetin arasındaki atıf, ya onların mü’minlere isnat ettikleri sefahet cinayetini kendilerinin arzda yaptıkları ifsat cinayetine atıftır, veyahut emr-i bilmârufu tazammun eden ikinci âyet, nehy-i anilmünkeri ifade eden birinci âyete atıftır. Demek bu iki âyet arasındaki cihetü’l-vahdet, ya cinayettir veyahut irşaddır.

    Bu âyetteki cümlelerin arasındaki cihet-i irtibat ise:

    Vakta ki وَاِذَا قِيلَ لَهُمْ اٰمِنُوا كَمَآ اٰمَنَ النَّاسُ 2 cümlesiyle farz-ı kifâye olan nasihat vazifesi ifa edilmek üzere kâmil insanlardan ibaret olan cumhur-u nasa ittibaen, hâlis bir imana dâvet edildikleri zaman, onların enaniyet-i cahiliyeleri heyecana gelerek قَالُوا أَنُؤْمِنُ كَمَآ اٰمَنَ السُّفَهَآءُ 3 deyip gurur ve inatlarında ısrar ettiler ve “Dâvâmız haktır ve bizler hak üzereyiz” diye bâtıl ve inatçıların âdeti gibi bâtıl dâvâlarını hak ve cehaletlerini ilim iddia ettiler. Çünkü onların nifakla kalpleri fesada uğramıştır. Şüphesiz fâsit olan bir kalb, gururlu olur ve ifsadata meyleder. Binaenaleyh, onlar kalblerinin fâsid olmasından temerrüt ve


    Not
    Dipnot-1 Bakara Sûresi, 2:13.
    Dipnot-2 “Onlara ‘diğer insanlar gibi iman edin’ denildiğinde.” Bakara Sûresi, 2:13.
    Dipnot-3 “Beyinsizlerin (dindar ve imanlı olanların) inandıkları gibi mi inanalım? dediler.” Bakara Sûresi, 2:13.


    arz: dünya atıf: bağlama, ulaştırma. (Ar. gr.) bağlaç; kendinden öncesiyle sonraki kelime veya cümle grubu arasındaki irtibatı sağlayan edat, bağlaç; “vav” harfi gibi
    binaenaleyh: bundan dolayı bâtıl: doğru olmayan, yalan, yanlış
    cehalet: cahillik cihet-i irtibat: bağlantı yönü
    cihetü’l-vahdet: birlik yönü cumhur-u nas: halkın çoğunluğu
    dâvâ: iddia emr-i bilmâruf: iyiliği emretme
    enaniyet-i cahiliye: cahillikten gelen gurur farz-ı kifâye: dinen mutlaka yerine getirilmesi gereken ancak bir kısım Müslümanın yapması ile diğerlerinin üzerinden düşen vazife, cenaze namazı kılmak gibi
    fesad: bozukluk, karışıklık fâsit: bozuk
    hikâye etmek: anlatmak hâlis: içten, katıksız, samimi
    ifsat: bozgunculuk, kargaşa ifsâdât: bozgunculuklar
    irşad: doğru yolu gösterme isnat etme: dayandırma
    ittibaen: tabi olarak, uyarak kâmil: fazilet sahibi, olgun
    lâkin: ama, fakat makabli: öncesi
    münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kimse mü’min: iman eden, Allah’a ve Onun gönderdiği şeylere inanan
    nazm etmek: dizmek, tertip etmek, düzenlemek nehy-i ani’l-münker: kötülükten sakındırma
    nifak: münafıklık, ikiyüzlülük rabt: bağlama
    sefahet: ahmaklık, beyinsizlik süfeha: sefihler beyinsizler, ahmaklar
    tazammun etmek: içermek, içine almak, kapsamak temerrüt: inat
    vakta: ne zaman
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 2/8 İlkİlk 123456 ... SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

124, 125, 126, 127, 128, 130, 131, 133, 134, 135, 136, 137, 138, 139, 140, 142, 143, 144, 145, 146, 147, 148, 149, 151, 152, 153, 154, 155, 157, 159, 160, 161, 162, 163, 164, 165, 166, 167, 168, 169, 171, 172, 174, 176, 177, 178, 179, 180, 181, 183, 184, 189, 191, 192, 592, acip, adi, ahmaklar, aklı, alâkası, aldatmak, aldıkları, amelin, anlayan, araf, arz, avam, aya, âyine, azarlama, ağzı, baskı, bağlantı, bağış, başlayan, başıboş, başındaki, bedeldir, bildirir, bilinen, biliniz, binaen, binaenaleyh, bir adam, birdir, biri, birlik, bizimle, bizleri, bozan, boşa, bulamaz, bulunmak, bunu, bütünlüğü, çekiyor, cevaben, cihâ, cumhur, cumhura, cümleyi, çürütme, çıkarılan, çıplak, dadır, daha, daire, dağlar, dedikleri, dediler, derece, desteklemek, değiller, değiştirme, dikkatle, dilediğini, dilemek, dinen, dininde, durdurma, duyan, düzenli, düğü, dış, dışında, edenleri, eder, edilirse, ediyorlar, efes turları, elçisidir, ellerinde, etmeme, etmemesi, etmeyiz, etmiyoruz, ettiren, ettirir, eşsiz, faaliyette, fakirler, fazilet, faziletler, ferah, fikirleri, galebe, gecelerin, geçmesi, gelmiş, getirip, getirirken, gif, gitmez, gitmiş, gitti, giydirir, giydirmek, giyer, gökte, görmeye, görünmek, gösteriş, gösterme, grubu, gümüş, günahtan, gururu, güvenme, haktan, halka, hallerini, harap, hararet, hastalıktan, hayrette, haşimoğulları, herşeye, herşeyin, hücum, hıristiyan, iddiaları, ihanet, ihata, ihtiyaç, ikincisi, ilerleme, ilişkisi, imana, imaniyeden, imanın, imdat, inananlar, inancı, istekleri, istiyorlar, itham, izale, işaret, işgal, iştir, kahrı, kalbin, kalblerine, kalmamış, kalsı, kanunları, kapılmak, karanlıklarında, kardeşi, katılma, kavmin, kendilerini, kendisinde, kesilmiş, kesretli, kinaye, küçümsemek, kudretine, küfrü, kuvvetle, kısmı, kısımlarını, kıyası, kıymetini, lâfza, lâkin, lam, lisanı, lütuf, lüzumu, mâlik, malûmdur, manen, maraz, mağlup, mecbur, mesafeleri, mesel, meselâ, mevcudat, meydanı, meyletmek, muhakkak, muhaldir, mümkü, münafıklar, müphem, mürşidi, müstehak, mütehayyir, müş, nas, nefret, nefsânî, neşretmek, nihayet, nüfuz, olduğuna, olduğundan, olgun, olmadı, olmayanı, olmazlar, ölülere, onlardan, orga, özellikle, pamuk, parçalar, peygamberlere, racidir, revaç, rezil, sakı, sakınmak, sarih, sarılmak, sayan, sayılan, seçim, seciye, sergilemek, sermaye, servet, sizlere, söylemiş, sözlerinin, sûresi, suretle, surlar, sıhhat, sırra, sığı, tahrip, takdim, takdimi, takibi, tamamıyla, tasavvur, tasdike, ters, terviç, tevahhuş, teşhir, toplamak, tutma, ufkunu, ümitsizlik, umum, üstü, uyum, vardır, vazgeç, verdiği, verilmiş, veyahut, yapabilme, yapanlar, yapma, yapması, yapıyorlar, yarası, yaratılanlar, yardım, yardımı, yaygın, yayı, yağıyor, yönden, yüzleri, ışık, zamanla, zamanları, zarif, zira, zulmet, zulmü, şaşkınlığı, şeye, şeytanları, şüpheli

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222