Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

Sayfa 2/2 İlkİlk 12
15 sonuçtan 11 ile 15 arası

  1. #11
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278


    Cevap: Bakara Sûresi - Kalplerin Mühürlenmesi - Sayfa: 118


    ﴾ ﴿ وَعَلٰۤى اَبْصَارِهِمْ غِشَاوَةٌ
    1 ’de, üslûbun tağyiriyle, cümle-i fiiliyeye tercihan cümle-i ismiyenin ihtiyar edilmesi, basar ile görünen delillerin sabit olduklarına, kalb veya sem’ ile alınan deliller ise müteceddit ve gayr-ı sabit olduklarına işarettir.

    S – خَتَمَ 2 ile غِشَاوَةٌ 3 arasında ne fark vardır ki, خَتَمَ اللهُ 4 isnad edilmiştir. غِشَاوَةٌ isnadsız bırakılmıştır?

    C - خَتَمَ Allah tarafından onların kesblerine bir cezadır. غِشَاوَةٌ ise, Allah tarafından olmayıp, onların meksubudur. Ve keza, mebde itibarıyla rüyette bir ıztırar vardır; sema’da, tahatturda ihtiyar vardır. Evet, gözün açılmasıyla eşyayı görmemek mümkün değildir. Fakat mesmuatı dinlemekte veya hâtıratı tahattur etmekte bu ıztırar yoktur. غِشَاوَةٌ tâbiri, gözün yalnız ön cihete hâkim ve nâzır olduğuna işarettir ki, eğer bir perde ile o cihetten alâkası kesilse, bütün bütün kör kalır.

    Tenkiri ifade eden غِشَاوَةٌ ’deki tenvin, onların gözleri üstündeki perde, malûm olmayan bir perde olup, ondan sakınmak onlar için mümkün olmadığına işarettir.

    Câr ve mecrûrun غِشَاوَةٌ üzerine takdim edilmesi, en evvel nazar-ı dikkati onların gözlerine çevirtmekle, kalblerindeki sırları göstermek içindir. Zira göz, kalbin âyinesidir.


    Not
    Dipnot-1 “Gözlerinde de bir çeşit perde vardır.” Bakara Sûresi, 2:7.
    Dipnot-2 Mühürledi.
    Dipnot-3 Perde.
    Dipnot-4 Allah mühürledi.


    basar: görme, görme duyusu cihet: yön, taraf
    câr: (harf-i cer) başına geldiği ismin sonunu esre okutarak kendinden önceki fiilin mânâsını, başına geldiği isme çekip bağlayan harf cümle-i fiiliye: fiil cümlesi; fiil ile başlayan cümle
    cümle-i ismiye: isim cümlesi; isim ile başlayan cümle delil: işaret, alâmet; kendisine, doğru bir bakış açısıyla bakıldığında istenilen hedefe ulaştıran şey
    gayr-ı sabit: değişken, sabit olmayan hâkim: egemen olan, hükmeden
    hâtırat: hatıralar; zihinde olanlar, zihne gelenler ihtiyar edilme: tercih edilme, seçilme
    isnad: dayandırma kesb: kazanma, irade ile elde etme; kazanç
    keza: bunun gibi, böylece malûm olmayan: bilinmeyen
    mebde: temel, esas mecrûr: çekilen, sürüklenen; gr. başına geldiği câr harfiyle önündeki fiilin mânâsı kendine bağlanan ve daima esreli okunan kelime
    meksub: irade ile elde edilmiş olan; kazanım, kazanç mesmuat: duyulanlar, işitilenler
    müteceddit: yenilenen, tazelenen nazar-ı dikkat: dikkat içeren bakış
    nâzır: bakan, gören rüyet: görme, görüş
    sabit: değişken olmayan, kesin sema’: işitme
    sem’: işitme, işitme duyusu tahattur: hatırlama, zihinde ve ezberinde tutma
    takdim edilme: öne alınma, öne geçirilme tağyir: değiştirme
    tenkir: gr. belirsiz kılma; bir kelimeyi nekre yapıp mânâyı kapalı, belirsiz yapma tenvin: Arapça gramerde bir kelimenin sonunu nun gibi okutmak üzere konulan işaret; kelimenin sonuna iki üstün (en), iki esre (in), iki ötre (ün) gelmesi hâli
    tâbir: ifade üslûb: tarz, şekil
    ıztırar: zorunluluk, mecburiyet
    Yazar : Risale Forum

  2. #12
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278


    Cevap: Bakara Sûresi - Kalplerin Mühürlenmesi - Sayfa: 119


    وَلَهُمْ عَذاَبٌ عَظِيمٌ
    1 ﴿ Bu cümlenin mâkabliyle cihet-i münasebeti şudur ki: Evvelki cümledeki kelimat ile, şecere-i küfriyenin dünyaya ait acı semerelerine işaret edilmiştir. Bu cümle ile, o mel’un şecerenin âhirette vereceği semeresi zakkum-u Cehennemden ibaret olduğuna işaret yapılmıştır.

    S - Üslûbun mecrâ-yı tabiîsi 2 وَعَلَيْهِمْ عِقَابٌ شَدِيدٌ cümlesi iken, üslûbun muktezası olan şu cümlenin terkiyle وَلَهُمْ عَذاَبٌ عَظِيمٌ cümlesi ihtiyar edilmiştir. Halbuki bu cümledeki kelimeler, nimet ve lezzetler hakkında kullanılan kelimelerdir.

    C - Şu güzel kelimeleri hâvi olan şu cümlenin onlara karşı zikredilmesi, bir tehekkümdür (istihza), bir tevbihtir, yüzlerine gülmektir. Yani, onların menfaatleri, lezzetleri ve büyük nimetleri ancak ikabdır.

    Menfaat ve faideyi ifade eden وَلَهُمْ 3 deki ل lisan-ı hal ile, “Amelinizin faideli olan ücretini alınız!” diye yüzlerine gülüyor.

    “Tatlı” mânâsını tazammun eden عَذاَبٌ 4 lâfzı, onların küfür ve musibetleriyle istilzaz ettiklerini tezkir ile, sanki lisan-ı hal ile, “Tatlı amelinizin acısını çekin!” diye tevbih ediyor.


    Alelekser büyük nimetlere sıfat olan عَظِيمٌ 5 kelimesi, Cennette nimet-i azîme sahiplerinin hallerini o kâfirlere tezkir ettirmekle, kaybettikleri o nimet-i azîmeye bedel, elîm elemlere düştüklerini ihtar ediyor.

    Sonra عَظِيمٌ kelimesi, tâzimi ifade eden عَذاَبٌ ’deki tenvine tekittir.


    Not
    Dipnot-1 Onlar için büyük bir azap vardır. Bakara Sûresi, 2:7.
    Dipnot-2 Ahirette ise onları şiddetli bir ikâb kuşatacaktır.
    Dipnot-3 Onlar için.
    Dipnot-4 Bir azap.
    Dipnot-5 Çok büyük.


    alelekser: çoğunlukla cihet-i münasebet: irtibat yönü
    elîm: acı veren hâvi: içine alan, kapsayan
    ihtiyar edilme: irade edilme; tercih edilme, seçilme ikab: ağır ceza
    istilzaz etme: lezzet alma küfür: inkâr, inançsızlık
    lisan-ı hal: hal dili lâfz: söz, ifade
    mecrâ-yı tabiî: tabii yol, doğal akım kanalı mel’un: lanetlenmiş
    mukteza: bir şeyin gereği mâkabli: öncesi
    nimet-i azîme: büyük nimet semere: meyve, netice
    tazammun: kapsama, içine alma tehekküm: alay etme, hafife alma, küçümseme
    tekit: pekiştirme tenvin: Arapça gramerde bir kelimenin sonunu nun gibi okutmak üzere konulan işaret; kelimenin sonuna iki üstün (en), iki esre (in), iki ötre (ün) gelmesi hâli
    tevbih: azarlama, tehdit etme tezkir: zikredip hatırlatma
    tâzim: Allah’ın sonsuz azamet ve haşmetini dile getirme zakkum-u Cehennem: Cehennemdeki zakkum ağacının meyvesi
    âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki ebedî hayat üslûb: tarz, şekil
    şecere: ağaç şecere-i küfriye: küfür ağacı, ağaç gibi dal budak vermiş olan inkâr
    ل: (bk. ḥ-r-f
    Yazar : Risale Forum

  3. #13
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278


    Cevap: Bakara Sûresi - Kalplerin Mühürlenmesi - Sayfa: 120


    S - Bir kâfirin mâsiyet-i küfriyesi, mahduttur, kısa bir zamanı işgal ediyor. Ebedî ve gayr-ı mütenahi bir ceza ile tecziyesi adalet-i İlâhiyeye uygun olmadığı gibi, hikmet-i ezeliyeye de muvâfık değildir; merhamet-i İlâhiye müsaade etmez.

    C - O kâfirin cezası gayr-ı mütenahi olduğu teslim edildiği takdirde, kısa bir zamanda irtikâp edilen o mâsiyet-i küfriyenin, gayr-ı mütenahi bir cinayet olduğu altı cihetle sabittir:

    Birincisi: Küfür üzerine ölen bir kâfir, ebedî bir ömürle yaşayacak olursa, o gayr-ı mütenahi ömrünü behemehal küfürle geçireceği şüphesizdir. Çünkü kâfirin cevher-i ruhu bozulmuştur. Bu itibarla, o bozulmuş olan kalbin gayr-ı mütenahi bir cinayete istidadı vardır. Binaenaleyh, ebedî cezası, adalete muhalif değildir.

    İkincisi: O kâfirin mâsiyeti mütenahi bir zamanda ise de, gayr-ı mütenahi olan umum kâinatın, vahdaniyete olan şehadetlerine gayr-ı mütenahi bir cinayettir.

    Üçüncüsü: Küfür, gayr-ı mütenahi nimetlere küfran olduğundan, gayr-ı mütenahi bir cinayettir.

    Dördüncüsü: Küfür, gayr-ı mütenahi olan zat ve sıfât-ı İlâhiyeye cinayettir.


    Beşincisi: İnsanın vicdanı, zâhiren mütenahi ise de, bâtınen ebede bakıyor ve ebedi istiyor. Bu itibarla, gayr-ı mütenahi hükmünde olan o vicdan, küfürle mülevves olarak mahvolur, gider.

    Altıncısı: Zıt, zıddına muânid ise de, çok hususlarda mümasil olur. Binaenaleyh iman, lezaiz-i ebediyeyi ismar ettiği gibi, küfür de âlâm-ı elîmeyi ve ebediyeyi âhirette intaç etmesi, şe’nindendir.

    Bu altı cihetten çıkan netice ve gayr-ı mütenahi olan bir ceza, gayr-ı mütenahi bir cinayete karşı ayn-ı adalettir.

    S - Kâfirin o cezasının adalete uygun olduğunu teslim ettik. Fakat azapları intaç eden şerlerden hikmet-i ezelîyenin ganî olduğuna ne diyorsun?



    adalet: denge; hak sahibine hakkını verme, haksızı terbiye etme ve cezalandırma adâlet-i İlâhîye: Allah’ın adaleti
    ayn-ı adalet: adaletin tâ kendisi behemehal: her durumda, her halde
    binaenaleyh: bundan dolayı bâtınen: görünmeyen, iç yüzü, mânâ âlemi itibariyle
    cevher-i ruh: ruh cevheri cihet: yön, taraf
    cinayet: ağır suç işleme ebedî: sonu olmayan sonsuz
    ganî: ihtiyaç sahibi olmaktan uzak, her cihetle sonsuz zenginlik sahibi olan gayr-ı mütenahi: sonsuz
    hikmet-i ezeliye: Allah’ın ezelî hikmeti, herşeyi yerli yerinde ve bir gaye ve faydaya yönelik yapması intaç etme: netice verme
    irtikâp etme: suç, günah işleme ismar: meyve verme, netice verme
    istidad: bir şeyin genişlemeye, büyümeye müsait olması işgal etme: kapsama
    kâfir: Allah'ı veya Onun kesin olarak bildirdiği şeylerden herhangi birini inkâr eden kimse kâinat: evren, yaratılmış her şey
    küfran: nimete nankörlük küfür: inkâr ve inançsızlık
    lezaiz-i ebediye: sonsuz lezzetler mahdut: sınırlı
    merhamet-i İlâhiye: Allah’ın merhameti muhalif: zıt, aykırı
    muvâfık: uygun muânid: karşı, zıt
    mâsiyet: günah, suç mâsiyet-i küfriye: küfürden, inkârdan gelen günah
    mülevves: kirli, kirlenmiş mümasil: benzer
    mütenahi: sınırlı, sonlu sıfât-ı İlâhiye: Allah’ın sıfatları, mukaddes özellikleri, nitelikleri
    tecziye: cezalandırma teslim edilme: kabul edilme
    vahdâniyet: birlik; Allah’ın birliği, ortağının ve benzerinin olmayışı vicdan: kalbe ait hislerin mazharı, aynası
    zâhiren: görünüşte âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki ebedî hayat
    âlâm-ı elîme ve ebediye: sonsuz ve çok acı elemler, sıkıntılar şehadet: tanıklık
    şe’n: hâl, durum, özellik

    Yazar : Risale Forum

  4. #14
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278


    Cevap: Bakara Sûresi - Kalplerin Mühürlenmesi - Sayfa: 121


    C - Kavaid-i esasiyedendir ki, “Ara sıra vukua gelen şerr-i kalil için hayr-ı kesir terk edilmez; terkedildiği takdirde şerr-i kesir olur.” Binaenaleyh, hakaik-i nisbiyenin sübutunu izhar etmek, hikmet-i ezeliyenin iktizasındandır. Bu gibi hakaikin tezahürü, ancak şerrin vücuduyla olur. Şerden, haddi tecavüz etmemek için, terhib ve tahvif lâzımdır. Terhibin vicdan üzerine tesiri, terhibi tasdik etmekle olur. Terhibin tasdiki ise, haricî bir azabın vücuduna mütevakkıftır. Zira vicdan, akıl ve vehim gibi haricî ve ebedî hakikat hükmüne geçmiş bir azaptan yapılan terhible müteessir olur. Öyleyse, dünyada olduğu gibi, âhirette de ateşin vücudundan yapılan terhib, tahvif, ayn-ı hikmettir.

    S - Pekâlâ, o ebedî ceza hikmete muvafıktır; kabul ettik. Amma merhamet ve şefkat-i İlâhiyeye ne diyorsun?


    C - Azizim! O kâfir hakkında iki ihtimal var. O kâfir, ya ademe gidecektir veya daimî bir azap içinde mevcut kalacaktır. Vücudun—velev Cehennemde olsun—ademden daha hayırlı olduğu vicdanî bir hükümdür. Zira adem, şerr-i mahz olduğu gibi, bütün musibet ve mâsiyetlerin de merciidir. Vücut ise, velev Cehennem de olsa, hayr-ı mahzdır. Maahaza, kâfirin meskeni Cehennemdir ve ebedî olarak orada kalacaktır.

    Fakat kâfir, kendi ameliyle bu duruma kesb-i istihkak etmişse de, amelinin cezasını çektikten sonra, ateşle bir nevi ülfet peyda eder ve evvelki şiddetlerden azade olur. O kâfirlerin dünyada yaptıkları a’mâl-i hayriyelerine mükâfaten, şu merhamet-i İlâhiyeye mazhar olduklarına dair işârât-ı hadîsiye vardır.

    Maahaza, cinayetin lekesini izale veya hacaletini tahfif, veyahut icrâ-yı adalete iştiyak için cezayı hüsn-ü rıza ile kabul etmek, ruhun fıtrî olan şe’nidir.

    Evet, dünyada, çok namus sahipleri, cinayetlerinin hicabından kurtulmak için, kendilerine cezanın tatbikini istemişlerdir; ve isteyenler de vardır.



    adem: yokluk ayn-ı hikmet: hikmetin tâ kendisi
    azade olma: kurtulma a’mâl-i hayriye: hayırlı işler
    binaenaleyh: bundan dolayı ebedî: sonu olmayan sonsuz
    fıtrî: yaratılış gereği, doğal hacalet: utangaçlık, sıkılma
    had: sınır hakaik: hakikatler, gerçekler
    hakaik-i nisbiye: göreceli olan hakikatler, bir diğerine göre hakikat olan şeyler haricî: dışa ait, dış ile ilgili, maddî
    hayr-ı kesir: çok hayır, iyilik hayr-ı mahz: hayrın tâ kendisi, saf hayır
    hicab: sıkılma, utanma hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması
    hikmet-i ezeliye: Allah’ın ezelî hikmeti hüsn-ü rıza: kendi rızası, gönül hoşnutluğu
    icrâ-yı adalet: adaletin icrası, yerine getirilmesi, uygulanması iktiza: bir şeyin gereği
    izale: yok etme, giderme izhar etmek: göstermek, açıklamak
    iştiyak: aşırı isteme, arzulama işârât-ı hadîsiye: Peygamber Efendimizin (a.s.m.) hadîslerinde bulunan işaretler
    kavaid-i esasiye: temel kurallar, prensipler kesb-i istihkak: hak etmek, kazanmak
    kâfir: Allah’ı veya Onun kesin olarak bildirdiği şeylerden herhangi birini inkâr eden kimse maahaza: bununla birlikte
    mazhar olma: nail olma, erişme merci: dönülecek yer, dönme yeri
    merhamet ve şefkat-i İlâhiye: Allah’ın merhamet ve şefkati merhamet-i İlâhiye: Allah’ın merhameti, şefkati
    mesken: kalma yeri, mekânı muvafık: uygun
    mâsiyet: günah, isyan, suç mükâfaten: mükâfat, ödül olarak
    müteessir olma: etkilenme, tesir altında kalma mütevakkıf: –e bağlı olan, –in üzerine duran
    peyda etme: kazanma sübut: kesinlik
    tahfif: hafifletme, azaltma tahvif: korkutma
    tecavüz: aşma, ileri gitme terhib: korkutma, dehşete düşürme
    tezahür: ortaya çıkma, belirme vehim: kuruntu, zan
    velev: olsa bile, şayet, eğer vicdan: kalbe ait hislerin mazharı, aynası
    vicdanî: vicdana ait vukua gelme: olma, meydana gelme
    vücud: varlık ülfet: alışkanlık, alışma
    şer: kötü şerr-i kalil: az bir şer, kötülük
    şerr-i kesir: çok şer, kötülük şerr-i mahz: kötülüğün ta kendisi, saf şer
    şe’n: hâl, durum, özellik

    Yazar : Risale Forum

  5. #15
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2012
    Nereden Yer
    Şark
    Mesajlar Mesajlar
    1.377
    Blog Blog Girişleri
    63
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 254 + 16439


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Bakara Sûresi - Kalplerin Mühürlenmesi

    Bismillahirrahmanirrahim

    7.
    Andolsun, onların çoğu üzerine o söz (azap) hak olmuştur. Artık onlar iman etmezler.

    8.
    Onların boyunlarına demir halkalar geçirdik, o halkalar çenelerine dayanmıştır. Bu sebeple kafaları yukarıya kalkık durumdadır.

    9.
    Biz onların önlerine bir set, arkalarına da bir set çekip gözlerini perdeledik. Artık görmezler.

    10.
    Onları uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar. YASİN-İ ŞERİF.
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 2/2 İlkİlk 12

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222