بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَةُ اللّهِ وَ بَرَكَاتُهُ اَبَدًا دَائِمًا

(Başka, hariç memlekette mühim yerlerde ceridelerle sorulan "Neden sünnet-i seniyyeye muhalif olarak mücerret kaldın?" sualine bir cevaptır.)



Evvelâ: Mektubunuzu gayet hasta olan üstadımıza okuduk. Üstadımız ise; "Ben şiddetli hasta olmasa idim, bu çok kıymetdar ve müdakkik ve mübarek kardeşlerime tafsilâtlıbir cevap yazacaktım. Fakat bu şiddetli vaziyetim müsaade etmediğinden gayet kısa, birkaç noktayıo mübarek ve samimi kardeşlerime ve hizmet-i Kur'aniyede arkadaşlarıma yazarsınız." dedi.



BİRİNCİSİ: Kırk seneden beri gayet dehşetli bir zındıka hücumu karşısında, herşeyini feda edecek hakiki fedakârlar lâzım geldi

Sh: (Ha-24)

ği bir zamanda, Kur'an-ıHakîmin hakikatına, değil dünya saadetimi belki lüzum olsa âhiret saadetimi dahi feda etmeye karar verdim. Değil bir sünnet olan muvakkat dünya zevcelerini almak, belki bu dünyada on huri de bana verilse idi, bırakmaya mecburdum ki:İhlâs-ıhakikî ile Hakikat-ıKur'aniyeye hizmet edebileyim. Çünkü bu dehşetli dinsizlik komiteleri, öyle dehşetli hücumlarıve desiseleri yapıyorlardıki, bunlara karşıgelmek için âzamî fedakârlık yapmak ve harekât-ıdiniyesini rızâ-ıİlâhi'den başka hiç bir şeye âlet yapmamak lâzım geliyordu.

Biçare bir kısım âlimler ve ehl-i takva insanlar, çoluk-çocuğunun maîşet derdi için bid'alara fetva verdiler veya tarafdar göründüler. Hususan din derslerini kaldırıp Ezan-ıMuhammediyi kaldırmak gibi dehşetli hücumlara karşı, âzami fedakârlık ve âzamî sebat ve metanet ve herşeyden istiğna etmek lüzumu karşısında ben bir sünnet-i seniye olan evlenmek âdetini terkettim ki, tâ çok haramlara girmiyeyim. Ve çok vacipleri ve farzlarıyapabileyim. bir sünnet yüzünden yüz günaha girilmez. Çünkü o kırk sene zarfında birtek sünneti yerine getiren bâzıhocalar on kebaire ve haramlara girmeye, bir kısım sün

Sh: (Ha-25)

net ve farzlarıbırakmaya kendilerin mecbur bildiler.

SANİYEN: Âyet-i Kerîmede:

فَانْكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ ve hadîs-i şerifteki تَنَاكَحُوا تَكَاثَرُوا gibi emirler emr-i daimî ve vücûbî değildirler. Belki istihbabî ve sünnet emirleridir. Hem şartlara bağlıdır. Hem de herkes için her vakit değildir.

Hem de, لاَ رُهْبَانِيَّةَ فِى اْلاِسْلاَمِ "Ruhbaniyet İslâmiyette yoktur." mânası, ruhbanîler gibi tecerrüt merduttur, hakikatsızdır, haramdır demek değildir, Belki;

خَيْرُ النَّاسِ مَنْ يَنْفَعُ النَّاسَ hadisinin sırrıile hayat-ıiçtimaiyeye hizmet etmek için, içtimaî bir âdet-i İslâmiyeye terviçtir. Yoksa selef-i sâlihinden binlerle ehl-i hakikat inzivaya, mağaralara muvakkaten girmişler. Dünyanın fâni müzeyyenâtından istiğna ve tecerrüt etmişler. Tâ ki, hayat-ıebediyelerine tam hizmet etsinler. Mâdem şahsî ve hususî kemalât-ıbâkiyesi için dünyayıterkedenler,



Sh: (Ha-26)

selef-i sâlihinden çok var. Elbette hususî değil küllî ve umumî olarak çok biçarelerin saadet-i bâkiyeleri için ve dalâlete düşmemeleri ve imanlarınıtakviye edip kurtarmalarıiçin ve Hakikat-ıKur'aniye ve imaniyeye tam hizmet etmek ve hariçtan gelen, dahilde çıkan dinsizlere karşıdayanmak için, zail ve fâni dünyasınıterketmek, elbette sünnet-i seniyyeye muhalefet değil; belki hakikat-ısünnete mutabakattır. Ve Sıddîk-ıEkber'in:"Cehennemde vücudum büyüsün tâ ehl-i îmana yer bulunmasın." diye fedakârlıkta âzamî sadakatın bir zerresini kazanmak fikriyle, biçare Said bütün ömründe tecerrüdü, istiğnayıihtiyar etmiş.



SALİSEN: Risale-i Nur'un Talebelerine: "Başkalarıevleniyorlar, siz tezevvücten vaz geçiniz" denilmemiş, denilmez. Fakat talebeler birkaç tabakadır. Bir tabakanın hakiki ihlâsıkaybetmemek ve hakiki fedakârlık ve âzami bir sadakat taşımak için, dünya ihtiyaçlarına mümkün olduğu kadar ömrünün muvakkat bir kısmında bağlanmamasıbu zamanda lâzım geliyor.

Eğer hizmet-i Kur'aniye ve imaniyede yardımcıbir hanım bulsa alır. Hizmetine zarar



Sh: (Ha-27)

vermez. Lillâhilhamd bu neviden çok Nur Talebeleri var, zevceleri onlardan geri kalmıyorlar. Belki kadınlardaki şefkatten gelen ücretsiz fıtrî kahramanlık ve hakiki ihlâs cihetiyle zevcinden daha ileri gidebilir. Nur Talebelerinin yetişmiş kısımlarından ekserisi evlenmişler, bu sünneti yerine getirmişlerdir. Risale-i Nur onlara der ki: Haneniz bir küçük Medrese-i Nuriye, bir mekteb-i irfan olsun ki; bu sünnet tam yerine gelsin. Sünnet-i seniyyenin meyvesi olan çocuklar âhirette size şefaatçıolsunlar. Dünyada da îman dersini alıp size hakiki evlât olsunlar. Yoksa bu otuz senede kısmen olduğu gibi o çocuklara yalnız terbiye-i medeniye verilse, bir cihette o çocuklar dünyada fâidesiz ve âhirette dâvacıolarak "Ne için îmanımıkurtarmadınız?" diyeceklerinden peder ve vâlidelerini mahzun etmek, sünnet-i seniyyenin hikmetine münâfi olur.