Sayfa 2/2 İlkİlk 12
18 sonuçtan 11 ile 18 arası

  1. #11
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Ek Bölümler - Sayfa 335

    İkincisi: Neşr-i hak için enbiyaya ittibâ etmekle mükellefiz. Kur’ân-ı Hakîmde hakkı neşredenler اِنْ اَجْرِىَ اِلاَّ عَلَى اللهِ، اِنْ اَجْرِىَ اِلاَّ عَلَى اللهِ 1 diyerek, insanlardan istiğna göstermişler...”

    İşte, Risale-i Nur Külliyatının mazhar olduğu İlâhî fütuhat, hep bu enbiya mesleğinde sebat kahramanlığının şaheser misali ve harikulâde neticesidir. Ve bu sayede Üstad, izzet-i ilmiyesini, cihan-kıymet bir elmas gibi muhafaza eylemiştir.

    Artık, herkesin, uğrunda esir olduğu maaş, rütbe, servet ve daha nice bin şahsî ve maddî menfaatlerle asla alâkası olmayan bir insan, nasıl olur da gönüller fatihi olmaz? İmanlı gönüller, nasıl onun feyiz ve nuruyla dolmaz?

    İktisatçılığı:

    İktisat, bundan evvel bahsettiğimiz “istiğna”nın tefsir ve izahından başka birşey değildir. Zaten iktisat sarayına girebilmek için, evvelâ istiğna denilen kapıdan girmek lâzımdır. Bu sebeple iktisatla istiğna, lâzımla mülzem kabilindendir.

    Üstad gibi, istiğna hususunda peygamberleri kendine örnek kabul eden bir mücahidin iktisatçılığı, kendiliğinden husule gelecek kadar tabiî bir haslet halini alır ve artık ona günde bir tas çorba, bir bardak su ve bir parça ekmek kâfi gelebilir. Zirabu büyük insan, büyük ve munsif Fransız şairi Lâ Martin’in dediği gibi: “Yemek için yaşamıyor, belki yaşamak için yiyor.”

    Üstadın meşrep ve mesleğini tamamen anladıktan sonra, artık onun yüksek iktisatçılığını böyle yemek içmek gibi basit şeylerle mukayese etmeyi çok görüyorum.Zira, bu büyük insanın yüksek iktisatçılığını mânevî sahalarda tatbik etmek ve maddî olmayan ölçülerle ölçmek lâzım gelir.

    Meselâ, Üstad, bu yüksek iktisatçılık kudretini sırf yemek, içmek, giymek gibi basit şeylerle değil; bilâkis fikir, zihin, istidat, kabiliyet, vakit, zaman, nefis ve nefes gibi mânevî ve mücerred kıymetlerin israf ve heder edilmemesiyle ölçen


    Not
    Dipnot-1 “Benim mükâfâtımı vermek ancak Allah’a aittir.” Hûd Sûresi, 11:29.



    Fransız şairi Lâ Martin: (bk. bilgiler – Alphonse de Lamartine) Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân
    alâka: ilgi bilâkis: tersine
    cihan-kıymet: dünya değerinde enbiya: nebiler, peygamberler
    evvel: önce evvelâ: ilk olarak
    fatih: fetheden, açan feyiz: mânevî bereket, bolluk
    fütuhat: fetihler, zaferler hak: doğru, gerçek, esas
    harikulâde: olağanüstü haslet: huy, karakter
    heder etme: boş yere harcama husule gelmek: meydana gelmek
    iktisat: tutumluluk israf etme: savurma
    istidat: yetenek, beceri istiğna: ihtiyaç duymama, kaçınma
    ittibâ etmek: tâbi olmak, bağlanmak izzet-i ilmiye: ilmin izzeti; ilmin gerektirdiği vakar, ağırbaşlılık
    kabilinden: türünden, çeşidinden kudret: güç, iktidar
    kâfi: yeterli kıymet: değer
    mazhar olma: elde etme, erişme menfaat: fayda
    meslek: takip edilen yol, yöntem meşrep: hareket tarzı, metod
    misal: örnek muhafaza eylemek: korumak
    mukayese etmek: kıyaslamak, karşılaştırmak munsif: insaflı
    mücahid: cihad eden, din uğrunda çaba harcayan mücerred: soyut
    mükellef: yükümlü mülzem: lüzumlu görülmüş
    nefis: kendisi; maddî ve hazır lezzetlere düşkün olan duygu neşr-i hak: hakkı yayma
    neşreden: yayan sebat: kararlılık
    tabiî: doğal, normal tefsir: açıklama, yorum
    zira: çünkü Üstad: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)
    İlâhî: Allah tarafından olan
    Yazar : Risale Forum

  2. #12
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Ek Bölümler - Sayfa 336

    bir dâhidir. Ve bütün ömrü boyunca bir karakter halinde takip ettiği bu titiz muhasebe ve murakabe usulünü, bütün talebelerine de telkin etmiştir. Binaenaleyh bir Nur talebesine olur olmaz eseri okutturmak ve her sözü dinlettirmek kolay birşey değildir. Zira, onun gönlünün mihrak noktasında yazılı olan şu “Dikkat!” kelimesi, en hassas bir kontrol vazifesi görmektedir.

    İşte Bediüzzaman, kudretli bir ıslahatçı ve harikalar harikası bir pedagog (mürebbî) olduğunu, yetiştirdiği ter temiz nesille fiilen ispat etmiş ve iktisat tarihine nurdan pırıltılarla yazılan bir atlas sayfa daha ilâve eden bir nâdire-i fıtrattır.

    Tevazuu ve mahviyetkârlığı:

    Nur Risalelerinin bu kadar harikulâde bir şekilde cihana yayılmasında, bu iki hasletin çok faydası olmuş ve pek derin tesirleri görülmüştür.

    Çünkü, Üstad, sohbet ve teliflerinde kendine bir “kutbu’l-ârifîn” ve bir “Gavsu’l-vâsılîn” süsü vermediği için, gönüller ona pek çabuk ısınmış, onu ter temiz bir samimiyetle sevmiş ve derhal ulvî gayesini benimsemiştir.

    Mesela, ahlâk ve fazilete, hikmet ve ibrete ait olan birçok sohbet ve telkinlerini, doğrudan doğruya nefsine tevcih eder. Keskin ve âteşîn hitabelerinin ilk ve yegâne muhatabı, öz nefsidir. Oradan, merkezden muhite yayılırcasına, bütün nur ve sürura,saadet ve huzura müştak olan gönüllere yayılır.

    Üstad, hususî hayatında gayet halim-selim ve son derece mütevazidir. Bir ferdi değil, hiçbir zerreyi incitmemek için âzamî fedakârlıklar gösterir. Sayısız zahmet ve meşakkatlere, ıztırap ve mahrumiyetlere katlanır—fakat imanına, Kur’ân’ına dokunulmamak şartıyla...

    Artık o zaman bakmışsınız ki, o sâkin deniz, dalgaları semâlara yükselen bir tufan, sahillere heybet ve dehşet saçan bir umman kesilmiştir. Çünkü o, Kur’ân‑ı Kerimin sadık hizmetkârı ve iman hudutlarını bekleyen kahraman ve fedai bir neferidir. Kendisi bu hakikati veciz bir cümleyle şu şekilde ifade eder:

    Bediüzzaman/Üstad: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî) Gavsu’l-vâsılîn: hakikate, marifete ermiş kişilerin başı
    Nur Risaleleri: Risale-i Nur atlas: ipekten yapılmış kumaş; düz, pürüzsüz
    binaenaleyh: bundan dolayı cihan: dünya, âlem
    fazilet: değer, üstün özellik fedai: bir ideal uğruna canını esirgemeyen kimse
    fiilen: fiille, davranış ve hareketlerle hakikat: birşeyin aslı esası, gerçek mahiyeti
    halim-selim: yumuşak huylu ve doğru haslet: huy, karakter
    heybet: hürmetle beraber korku veren hâl hikmet: bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerine koyma
    hitabe: konuşma hizmetkâr: hizmet yapan kimse
    hudut: sınır kudretli: güç ve iktidar sahibi
    kutbu’l-ârifîn: âriflerin en büyüğü, en ileri geleni mahrumiyet: yoksun kalma
    mahviyetkârlık: alçakgönüllülük, gösterişsizlik meşakkat: güçlük, zorluk
    mihrak noktası: odak noktası muhasebe: öz eleştiri, hesap yapma, düşünme
    muhatab: hitap edilen, kendisine konuşulan muhit: çevre
    murakabe: kendi iç alemine bakma, nefsini kontrol altına alma, Allah tarafından sürekli denetlendiği bilincinde olma mürebbî: terbiye eden, eğiten, yetiştiren
    mütevazi: alçakgönüllü, büyüklenmeyen müştak: arzulu, istekli
    nefer: asker nefis: kendisi; maddî ve hazır lezzetlere düşkün olan duygu
    nâdire-i hilkat: yaratılış olarak benzersiz olan saadet: mutluluk
    sadık: içten bağlı semâ: gökyüzü
    sürur: sevinç talebe: öğrenci
    telkin: fikrini kabul ettirme, zihinde yer ettirme tevazu: alçak gönüllülük, büyüklenmeme
    tevcih etmek: yöneltmek tufan: çok şiddetli ve her tarafı kaplayan fırtınalı yağmur
    ulvî: yüce, büyük umman: deniz
    veciz: kısa ve özlü söz yegâne: tek
    âteşîn: ateşli âzamî: en çok, en fazla
    ıslahatçı: iyileştirici, düzeltici

    Yazar : Risale Forum

  3. #13
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Ek Bölümler - Sayfa 337

    “Bir nefer nöbette iken, başkumandan da gelse, silâhını bırakmayacak. Ben de Kur’ân’ın bir hizmetkârı ve bir neferiyim. Vazife başındayken karşıma kim çıkarsa çıksın, hak budur derim, başımı eğmem...”

    Vazife başında ve cihad meydanındayken şu mısralar lisan-ı halidir:

    Şahlanan bir ata benzer, kırarım kanlı gemi,
    Sinsi düşmanlara, hâşâ, satamam benliğimi.
    Benliğimden uzak olmaktır esaret bence,
    Böyle bir zillete düşmek ne hazin işkence!
    Ebedî vuslatın aşkıyla geçer her ânım,
    Dest-i kudretle yapılmış kaledir imanım,
    Bu mukaddes emelimden ne kadar dilşâdım,
    Görmek ister beni Cennette şehid ecdadım.
    Ruhum oldukça müebbed, ebedîdir ömrüm,
    En büyük vuslata Allah’a çıkan yoldur ölüm.




    Kitaba girmezden evvel, Üstadı ilmî, fikrî, tasavvufî ve edebî cepheleriyle demütalâa etmek isterdim. Fakat çok derin ve pek şümullü olan bu mevzuların birkaç sayfayla hulâsa edilemeyeceğini kat’î bir surette idrak ettikten sonra, artık adı geçenmevzulara birkaç cümleyle temas etmeyi münasip gördüm.

    Rabbim imkânlar lûtfederse, bu derin mevzuları, Risale-i Nur Külliyatı ve Nur talebeleri ile birlikte, büyük ve müstakil bir eserle, tahlilî bir surette tetkik ve mütalâaetmeyi bütün ruhumla arzu ediyorum. Bu hususta, büyük Üstadımızın ve azizkardeşlerimin kıymetli dualarını niyaz eylerim.

    Üstadın ilmî cephesi:

    Merhum Ziya Paşa, şu

    Âyinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz,
    Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde

    beytiyle nesilden nesile bir düstur halinde intikal edecek olan çok büyük bir hakikatı ifade etmiştir.

    Rab: bütün varlıkları terbiye eden ve idaresi ve tasarrufu altında bulunduran Allah Ziya Paşa: (bk. bilgiler)
    aziz: çok değerli, izzetli benlik: gurur
    cephe: yön cihad: din uğrunda çaba harcama, mücadele
    dest-i kudret: Allah’ın kudret eli dilşâd: gönül hoşluğu
    düstur: kâide, kural ebedî: sonu olmayan, sonsuz
    ecdad: atalar, dedeler edebî: edebiyata dair
    emel: arzu, istek esaret: esirlik
    fikrî: düşünceye ait, düşünceyle ilgili hak: doğru gerçek
    hazin: hüzün veren, acıklı hizmetkâr: hizmet yapan kimse
    hulâsa: özet hâşâ: asla öyle değil
    ilmî: ilim ile ilgili intikal: varma, ulaşma
    lisan-ı hal: hâl ve beden dili lûtuf: ihsan, bağış
    merhum: rahmete kavuşmuş, vefat etmiş mevzu: bahis, konu
    mukaddes: kutsal müebbed: ebedî, daimî, sonsuz
    münasip: uygun müstakil: bağımsız, başlı başına
    mütalâa etmek: dikkatle okumak, incelemek nefer: asker
    niyaz etme: isteme, yalvarma rütbe-i akıl: aklın derecesi
    sinsi: kötülük yaparken gizli ve kurnaz olan suret: şekil, biçim
    surette: şekilde tahlilî: çözümleyici, araştırarak
    tasavvufî: tasavvufla alâkalı, tasavvufa ait tetkik etme: inceleme, araştırma
    vuslat: kavuşmak zillet: hor, hakir, aşağılanma
    Üstad: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî) âyine: ayna
    şümullü: kapsamlı
    Yazar : Risale Forum

  4. #14
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Ek Bölümler - Sayfa 338

    Evet, Müslüman ırkımıza Risale-i Nur Külliyatı gibi muazzam bir iman ve irfan kütüphanesini hediye eden, gönüller üzerinde mukaddes bir nur müessesesi kuran mümtaz ve müstesna zâtın kudret-i ilmiyesi hakkında tafsilâta girişmek, öğle vakti güneşi tarif etmek kadar fuzulî bir iştir.

    Yalnız, yanık bir şairimizin,

    Hüsn olur kim seyrederken ihtiyar elden gider

    dediği gibi, hayatının her lâhzasında İlâhî tecellilere mazhar bulunan bu mübarek zâtın, ilim ve irfanından, ahlâk ve kemâlâtından bahsetmek, insana bam başka bir zevk ve İlâhî bir haz veriyor. Bunun için sözü uzatmaktan kendimi alamıyorum.

    Üstad, Risale-i Nur Külliyatında dinî, içtimaî, ahlâkî, edebî, hukukî, felsefî vetasavvufî en mühim mevzulara temas etmiş ve hepsinde de harikulâde bir surettemuvaffak olmuştur.

    İşin asıl hayret veren noktası, birçok ulemanın tehlikeli yollara saptıkları en çetin mevzuları gayet açık bir şekilde ve en kat’î bir surette hallettiği gibi, en girdaplı derinliklerden, Ehl-i Sünnet ve Cemaatin tuttuğu nurlu yolu takip ederek sâhil-i selâmete çıkmış ve eserlerini okuyanları da öylece çıkarmıştır.

    Bu sebeple, Risale-i Nur Külliyatını aziz milletimizin her tabakasına kemâl-i emniyet ve samimiyetle takdim etmekle şeref duyuyoruz. Nur Risaleleri, Kur’ân-ı Kerîmin nur deryasından alınan berrak katreler ve hidayet güneşinden süzülen billûr huzmelerdir. Binaenaleyh, her Müslümana düşen en mukaddes vazife, imanı kurtaracak olan bu nurlu eserlerin yayılmasına çalışmaktır. Zira, tarihte pek çok defalar görülmüştür ki, bir eser nice fertlerin, ailelerin, cemiyetlerin ve sayısız insan kitlelerinin hidayet ve saadetine sebep olmuştur. Ah, ne bahtiyardır o insan ki, bir mü’min kardeşinin imanının kurtulmasına sebep olur!

    Ehl-i Sünnet ve Cemaat: (bk. bilgiler) ahlâkî: ahlâkla ilgili
    aziz: çok değerli, izzetli bahtiyar: talihli, mutlu
    billûr: billûr gibi saf, temiz, beyaz binaenaleyh: bundan dolayı
    cemiyet: topluluk, toplum edebî: edebe, terbiyeye dair
    felsefî: felsefeyle ilgili fuzulî: lüzumsuz, gereksiz
    girdap: suların dönerek çukurlaştığı yer; tehlikeli yer harikulâde: olağanüstü
    haz: zevk hidayet: doğru ve hak yolda oluş
    hukukî: hukukla ilgili huzme: demet, deste, bir ışık kaynağından çıkan sütun halindeki ışık
    hüsn: güzellik ihtiyar: dileme, istek, irade
    irfan: bilgi, anlayış içtimaî: sosyal, toplumsal
    katre: damla kat’î: kesin
    kemâl-i emniyet: tam emniyet ve güvenlik kemâl-i samimiyet: tam samimiyet ve içtenlik
    kemâlât: faziletler, iyilikler, ahlâk ve huy güzellikleri kudret-i ilmiye: ilmî güç, ilimdeki üstünlük
    lâhza: göz açıp kapayıncaya kadar geçen zaman, an mazhar olma: erişme, nail olma
    muazzam: azametli, çok büyük mukaddes: kutsal
    muvaffak olma: başarılı olma mübarek: hayırlı, değerli
    müessese: kuruluş mühim: önemli
    mümtaz: seçkin, üstün müstesna: benzeri olmayan, sıra dışı
    mü’min: iman eden; Allah’a ve Onun gönderdiği şeylere inanan nur deryası: nur denizi; nurların, aydınlıkların kaynağı olan Kur’ân
    saadet: mutluluk suret: biçim, şekil
    sâhil-i selâmet: kurtuluş sahili; güvenli yer tafsilât: ayrıntı
    takdim etmek: sunmak tasavvufî: tasavvufla alâkalı, tasavvufa ait
    tecelli: görünme, yansıma ulema: alimler
    zira: çünkü Üstad: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)
    İlâhî: Allah tarafından olan

    Yazar : Risale Forum

  5. #15
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Ek Bölümler - Sayfa 339

    Üstadın fikrî cephesi:

    Malûm ya, her mütefekkirin kendine mahsus bir tefekkür sistemi, fikrî hayatında takip ettiği bir gayesi ve bütün gönlüyle bağlandığı bir ideali vardır. Ve onun tefekkür sisteminden, gaye ve idealinden bahsetmek için uzun mukaddemeler serd edilir. Fakat Bediüzzaman’ın tefekkür sistemi, gaye ve ideali, uzun mukaddemelerle filân yorulmaksızın, bir cümleyle hülâsa edilebilir:

    Bütün semâvî kitapların ve bilumum peygamberlerin yegâne dâvâları olan “Hâlık-ı Kâinatın ulûhiyet ve vahdaniyetini ilân” ve bu büyük dâvâyı da ilmî, mantıkî ve felsefî delillerle ispat eylemektir.

    O halde Üstadın mantık, felsefe ve müsbet ilimlerle de alâkası var?

    Evet, mantık ve felsefe, Kur’ân’la barışıp hak ve hakikate hizmet ettikleri müddetçe, Üstad en büyük mantıkçı ve en kudretli bir feylesoftur. Mukaddes ve cihan şümul dâvâsını ispat vâdisinde kullandığı en parlak delilleri ve en kat’î burhanları, Kur’ân-ı Kerîmin Allah kelâmı olduğunu hergün bir kat daha ispat ve ilân eden müsbet ilimdir.

    Zaten felsefe, aslında hikmet mânâsına geldikçe, Vâcibü’l-Vücud Tealâ ve Tekaddes Hazretlerini, Zât-ı Bâri’sine lâyık sıfatlarla ispata çalışan her eser en büyükhikmet ve o eserin sahibi de en büyük hakîmdir.

    İşte Üstad, böyle ilmî bir yolu, yani Kur’ân-ı Kerîmin nurlu yolunu takip ettiği için, binlerle üniversitelinin imanını kurtarmak şerefine mazhar olmuştur. Hazretin bu hususta hâiz olduğu ilmî, edebî ve felsefî daha pek çok meziyetleri vardır. Fakat onları, eserlerinden misaller getirerek inşaallah müstakil bir eserde arz etmekemelindeyim. Ve minallahi’t-tevfik.

    Tasavvuf cephesi:

    Nakşibendî meşâyihinden, her harekâtını Peygamber-i Zîşan Efendimiz Hazretlerinin


    Hâlık-ı Kâinat: kâinatı ve bütün varlıkları yaratan Allah Nakşibendî: (bk. bilgiler – Şâh-ı Nakşibend)
    Peygamber-i Zîşan Efendimiz Hazretleri: yüksek şan ve şeref sahibi olan peygamber; Hz. Muhammed (a.s.m.) Vâcibü’l-Vücud Tealâ ve Tekaddes Hazretleri: namı ve şerefi yüksek olan, her türlü kusur ve eksikliklerden münezzeh olan, varlığı zorunlu olup var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah
    Zât-ı Bâri: herşeye bir kalıp ve bir şekil veren ve güzelce yaratan Zât, Allah alâka: ilgi, bağlantı
    bilumum: bütün burhan: kuvvetli delil, kanıt
    cephe: yön cihanşümul: dünya çapında, evrensel
    dâvâ: iddia edebî: edebiyata dair
    emel: arzu, istek felsefî: felsefeyle ilgili
    fikrî: düşünceye ait, düşünceyle ilgili hak ve hakikat: doğru ve gerçek; asıl ve esas
    hakîm: hikmet sahibi harekât: hareketler
    hikmet: ilim, yüksek bilgi; kâinattaki ve yaratılıştaki İlâhî gaye ve sır hâiz olmak: sahip olmak
    hülâsa etme: özetleme ilmî: ilme ait, bilimsel
    inşaallah: Allah dilerse kat’î: kesin
    kelâm: ifade, söz kudret: güç ve iktidar sahibi
    mahsus: has, özel mantıkî: mantıkla ilgili
    mazhar olma: bir nimete erişme, nail olma meziyet: üstün özellik
    meşâyih: şeyhler misal: benzer, örnek
    mukaddeme: takdim, ilk söz mukaddes: kutsal
    mâlum: bilinen, belli müsbet ilimler: tecrübeye ve deney sonuçlarına dayanan bilimler, pozitif bilimler
    müstakil: bağımsız, başlı başına mütefekkir: düşünür
    semâvî: İlâhî, Allah tarafından gelen serd etmek: sözü peş peşe sıralamak
    sıfat: vasıf, özellik tasavvuf: kalbi dünyanın fâni işlerinden ayırıp, Allah sevgisi ile bağlamak
    tefekkür: düşünme, düşünce ulûhiyet: ibadete ve itaat edilmeye lâyık olma, ilâhlık
    vahdaniyet: Allah’ın bir ve tek oluşu, ortağının bulunmayışı ve minallahi’t-tevfik: muvaffakiyet sadece Allah’tandır
    yegâne: tek, eşsiz
    Yazar : Risale Forum

  6. #16
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Ek Bölümler - Sayfa 340

    harekâtına tatbik etmeye çalışan ve büyük bir âlim olan bir zâta sordum:

    “Efendi Hazretleri, ulema ile mutasavvife arasındaki gerginliğin sebebi nedir?”

    “Ulema, Resul-i Ekrem Efendimizin ilmine, mutasavvıflar da ameline vâris olmuşlar. İşte bu sebepten dolayıdır ki, Fahr-i Cihan Efendimizin hem ilmine ve hem ameline vâris olan bir zâta ‘zülcenaheyn,’ yani ‘iki kanatlı’ deniliyor. Binaenaleyh, tarikattan maksat, ruhsatlarla değil, azîmetlerle amel edip ahlâk-ı Peygamberî ile ahlâklanarak bütün mânevî hastalıklardan temizlenip Cenâb-ı Hakkın rızasında fani olmaktır. İşte bu ulvî dereceyi kazanan kimseler, şüphesiz ki ehl-i hakikattirler. Yani, tarikattan maksud ve matlub olan gayeye ermişler demektir. Fakat bu yüksek mertebeyi kazanmak, her adama müyesser olamayacağı için, büyüklerimiz matlub olan hedefe kolaylıkla erebilmek için muayyen kaideler vaz eylemişlerdir. Hülâsa, tarikat, şeriat dairesinin içinde bir dairedir. Tarikattan düşen şeriata düşer, fakat—maazallah—şeriattan düşen ebedî hüsranda kalır.”

    Bu büyük zatın beyanatına göre, Bediüzzaman’ın açtığı nur yolu ile, hakikî ve şâibesiz tasavvuf arasında cevherî hiçbir ihtilâf yoktur. Her ikisi de rıza-yı Bârîye ve binnetice Cennet-i âlâya ve dîdar-ı Mevlâya götüren yollardır.

    Binaenaleyh, bu asîl gayeyi istihdaf eden herhangi mutasavvıf bir kardeşimizin, Risale-i Nur Külliyatını seve seve okumasına hiçbir mani kalmadığı gibi, bilâkis Risale-i Nur, tasavvuftaki “murakabe” dairesini Kur’ân-ı Kerim yoluyla genişleterek, ona bir de tefekkür vazifesini en mühim bir vird olarak ilâve etmiştir.

    Bediüzzaman: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî) Cennet-i âlâ: Cennet katlarının en yükseği
    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah Fahr-i Cihan: cihanın, kâinatın övünç kaynağı
    Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.) ahlâk-ı Peygamberî: Peygamber ahlâkı
    amel etme: iş görme, davranma asîl: seçkin
    azîmet: dinî kuralları uygulamada çok titiz davranma, en kuvvetli görüşe uyma beyanat: açıklamalar
    bilâkis: aksine, tersine binaenaleyh: bundan dolayı
    binnetice: sonuç olarak cevherî: asıl, temel, öz
    dîdar-ı Mevlâ: Allah’ın cennetliklere cemâlini göstermesi, görünmesi ebedî: sonu olmayan, sonsuz
    ehl-i hakikat: doğru ve hak yolda olan kimseler fani olmak: yok olmak
    hakikî: asıl, gerçek harekât: hareketler
    hülâsa: kısaca, özetle hüsran: zarar, ziyan, kayıp
    ihtilâf: anlaşmazlık, uyuşmazlık istihdaf: hedef edinme, gaye edinme, amaçlama
    kaide: kural, prensip maazallah: Allah korusun, Allah esirgesin
    maksat: amaç, gaye maksud: kast edilen şey, gaye
    matlub: istek, arzu mertebe: derece, basamak
    muayyen: belirlenmiş murakabe: bakma, gözetme
    mutasavvife: mutasavvıflar, tasavvuf ehli olanlar mutasavvıf: tasavvuf ehli olan, kalbi dünyanın gelip geçici işlerinden ayırıp Allah sevgisi ile bağlayan tarikat ehli kimse
    mühim: önemli müyesser: kolay, kolayca elde etmek
    ruhsat: izin; asıl hükmü yerine getirmeyi zorlaştıran veya imkânsız hâle getiren bir sebep dolayısıyla ikinci derecerede olan hüküme uyma rıza: memnuniyet
    rıza-yı Bârî: herşeye bir kalıp ve bir şekil veren ve güzelce yaratan Allah’ın rızası, hoşnutluğu tarikat: İlâhî hakikatlere ulaşmak için, bir şeyhin gözetiminde takip edilen yol
    tasavvuf: kalbi dünyanın fâni işlerinden ayırıp, Allah sevgisi ile bağlama yolu tatbik etmek: uygulamak
    tefekkür: düşünme ulema: alimler
    ulvî: yüce, büyük vaz etme: koyma, yerleştirme
    vazife: görev vird: devamlı yapılan zikir
    vâris: mirasçı zülcenaheyn: iki kanatlı, dünya ve âhireti de mamur olan
    âlim: bilgili, ilim sahibi şeriat: Allah tarafından bildirilen hükümlerin hepsi
    şâibesiz: lekesiz, kusursuz
    Yazar : Risale Forum

  7. #17
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Ek Bölümler - Sayfa 341

    Evet, insanın gözüne gönlüne bam başka ufuklar açan bu tefekkür sebebiyle, sadece kalbinin murakebesiyle meşgul olan bir sâlik, kalbi ve bütün letâifiyle birlikte, zerrelerden kürelere kadar bütün kâinatı azamet ve ihtişamıyla seyir ve temaşa, murakabe ve müşahede ederek, Cenâb-ı Hakkın o âlemlerde bin bir şekilde tecellîetmekte olan Esmâ-i Hüsnâsını, sıfât-ı ulyâsını kemâl-i vecd ile görerek, artık sonsuz bir mâbedde olduğunu aynelyakîn, ilmelyakîn ve hakkalyakîn derecesinde hisseder. Çünkü, içine girdiği mabed öyle ulu bir mâbeddir ki, milyarlara sığmayan cemaatin hepsi aşk ve şevk, huşû ve istiğraklar içinde Hâlıkını zikrediyor. Yanık, tatlı ve güzel lisanları, şive, nâğme, ahenk ve besteleriyle bir ağızdanسُبْحَانَ اللهِ وَالْحَمْدُ للهِ وَلاَ اِلٰهَ اِلاَّ اللهُ وَاللهُ اَكْبَرُ 1 diyorlar.

    Risale-i Nur’un açtığı iman ve irfan ve Kur’ân yolunu takip eden, işte böyle muazzam ve muhteşem bir mâbede girer. Ve herkes de iman ve irfanı, feyiz ve ihlâsı nisbetinde feyizyâb olur.

    Edebî cephesi:

    Eskiden beri, lâfız ve mânâ, üslûp ve muhteva bakımından, edipler ve şairler, mütefekkirler ve âlimler ikiye ayrılmışlardır. Bunlardan bazıları, sadece üslûp ve ifadeye, vezin ve kafiyeye kıymet vererek, mânâyı ifadeye feda etmişlerdir. Ve bu hal de kendini en çok şiirde gösterir.

    Diğer zümre ise, en çok mânâ ve muhtevaya ehemmiyet vererek, özü söze kurban etmemişlerdir.

    Artık Bediüzzaman gibi büyük bir mütefekkirin edebî cephesi, bu küçük mukaddeme ile kolayca anlaşılır sanırım. Zira Üstad o kıymetli ve bereketli ömrünü,




    Not
    Dipnot-1 Allah, her türlü noksandan münezzehtir. Ve Allah’a hamdolsun. Allah’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Allah yüceler yücesidir.



    Bediüzzaman: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî) Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah
    Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın en güzel isimleri Hâlık: her şeyi yaratan Allah
    aynelyakîn: gözle görür derecesinde kesin bilgi edinme azamet: büyüklük
    bereket: Allah’tan gelen bolluk, nimet cemaat: topluluk, grup
    cephe: yön edebî: edebiyata dair
    edip: edebiyatçı ehemmiyet: değer, önem
    feyiz: bereket, bolluk feyizyâb: feyiz almak
    hakkalyakîn: bizzat yaşamak suretiyle, kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kesin bilme huşû: korkuyla karışık sevgiden gelen edepli hâl
    ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah rızasını gözetme; samimiyet ihtişam: haşmetlilik, heybetlilik, görkem
    ilmelyakîn: ilmî ve sağlam delillere dayanarak, kuşkuya yer bırakmayacak derecede kesin bilme irfan: bilgi, anlayış
    istiğrak: Allah aşkıyla kendinden geçme kafiye: kelime sonlarındaki kelime ve ses uygunluğu
    kemâl-i vecd: tam bir aşk ve muhabbet kâinat: evren
    letâif: lâtifeler; insanın mânevi yapısındaki ince duygular lisan: dil
    lâfız: ifade, kelime muazzam: azametli, çok büyük
    muhteva: içerik mukaddeme: başlangıç
    murakabe: bakma, gözetme mâbed: ibadet edilen yer
    mânâ: anlam mütefekkir: düşünen, tefekkür eden
    müşahede: görme, gözlem nisbetinde: ölçüsünde
    nâğme: güzel ses, ahenk seyir: yolculuk, gezinti
    sâlik: yol alan, bir yol veya meslekte yürüyen sıfât-ı ulyâ: yüce, yüksek sıfatlar
    tecellî: yansıma, akis tefekkür: Allah’ı tanımayı sonuç verecek şekilde düşünme
    temaşa: gözlem vezin: ölçü
    zira: çünkü zümre: sınıf, topluluk
    Üstad: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî) âlem: dünya, evren
    âlim: bilgili, ilim sahibi üslûp: ifade tarzı
    şevk: çok arzu, şiddetli istek şi
    Yazar : Risale Forum

  8. #18
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Ek Bölümler - Sayfa 342

    kulaklarda kalacak olan sözlerin tanzim ve tertibiyle değil, bilâkis kalblerde, ruhlarda, vicdan ve fikirlerde kudsî bir ideal halinde insanlıkla beraber yaşayacak olan din hissinin, iman şuurunun, ahlâk ve fazilet mefhumunun asırlara, nesilleretelkiniyle meşgul olan bir dâhidir. Artık bu kadar ulvî bir gayenin tahakkuku için candan ve cihandan geçen bir mücahid, pek tabiîdir ki, fâni şekillerle meşgul olamaz.

    Bununla beraber, Üstad, zevk inceliği, gönül hassasiyeti, fikir derinliği ve hayal yüksekliği bakımından harikulâde denecek derecede edebî bir kudret ve melekeyi hâizdir. Ve bu sebeple, üslûp ve ifadesi, mevzua göre değişir. Meselâ, ilmî ve felsefî mevzularda mantıkî ve riyazî delillerle aklı ikna ederken, gayet veciz terkipler kullanır. Fakat gönlü mest edip ruhu yükselteceği anlarda ifade o kadar berraklaşır ki, tarif edilemez. Meselâ, semalardan, güneşlerden, yıldızlardan, mehtaplardan ve bilhassa bahar âleminden ve Cenâb-ı Hakkın o âlemlerde tecellî etmekte olan kudret ve azametini tasvir ederken üslûp o kadar lâtif bir şekil alır ki, artık her teşbih, en tatlı renklerle çerçevelenmiş bir levhayı andırır; ve her tasvir, harikalar harikası bir âlemi canlandırır.

    İşte bu hikmete mebnîdir ki, bir Nur talebesi Risale-i Nur Külliyatını mütalâasıyla—üniversitenin herhangi bir fakültesine mensup da olsa—hissen, fikren, ruhen, vicdanen ve hayalen tam mânâsıyla tatmin edilmiş oluyor.

    Nasıl tatmin edilmez ki, Risale-i Nur Külliyatı, Kur’ân-ı Kerîmin cihanşümul bahçesinden derilen bir gül demetidir. Binaenaleyh, onda, o mübarek ve İlâhî bahçenin nuru, havası, ziyası ve kokusu vardır.

    Ruhun bu ihtiyacını söyler akan sular,
    Kur’ân’a her zaman beşerin ihtiyacı var.

    Ali Ulvi Kurucu



    Ali Ulvi Kurucu: (bk. bilgiler) Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah
    azamet: büyüklük beşer: insan
    bilhassa: özellikle bilâkis: aksine, tersine
    binaenaleyh: bundan dolayı cihan: dünya
    cihanşümul: dünya çapında dâhi: son derece zeki, dehâ ve hikmet sahibi
    edebî: edebiyata dair fazilet: değer ve üstünlük
    felsefî: felsefeyle ilgili fâni: geçici, yok olucu
    harikulâde: olağanüstü hassasiyet: hassas olma, duyarlılık
    hikmet: sebep, sır, gaye hâiz: sahip
    ilmî: ilme ait, bilimsel kudret: güç ve iktidar
    kudsî: kutsal levha: tablo
    lâtif: ince, güzel, hoş mantıkî: mantıkla ilgili
    mebnî: bina edilen, ondan dolayı mefhum: anlam
    mehtap: ay ışığı meleke: yetenek, beceri
    mensup: bağlı mest: kendinden geçmiş
    mevzu: bahis, konu mânâ: anlam
    mübarek: bereketli, hayırlı mücahid: cihad eden
    mütalâa: dikkatle okuma, inceleme riyazî: matematikle ilgili
    tabiî: doğal, normal tahakkuk: gerçekleşme
    tanzim: düzenleme tasvir: anlatma; şekil ve suret verme
    tecellî: belirme, görünme telkin: bir fikri kabul ettirme, aşılama
    terkip: birleştirme, sentez, inşa tertib: düzenleme
    teşbih: benzetme ulvî: yüce, büyük
    veciz: kısa, özlü ve çarpıcı söz ziya: ışık, parlaklık
    Üstad: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî) üslûp: ifade tarzı
    İlâhî: Allah tarafından olan şuur: bilinç, anlayış
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 2/2 İlkİlk 12

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222