10 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Onuncu Hüccet-i İmâniye

    Onuncu Hüccet-i İmâniye

    (YİRMİNCİ MEKTUP)

    بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ 1 وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ 2




    لاۤ اِلٰهَ اِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ يُحْيِى وَيُمِيتُ وَهُوَ حَىٌّ لاَ يَمُوتُ بِيَدِهِ الْخَيْرُ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ وَاِلَيْهِ الْمَصِيرُ 3

    SABAH ve akşam namazından sonra tekrarı pek çok fazileti bulunan 4 ve Bir rivâyet-i sahîhada İsm-i Âzam mertebesini taşıyan5 şu cümle-i tevhidiyenin on bir kelimesi var. Herbir kelimesinde, hem birer müjde ve beşaret, hem birer mertebe-i tevhîd-i rubûbiyet, hem bir İsm-i Âzam noktasında bir kibriyâ-i vahdet ve bir kemâl-i vahdâniyet vardır. Bu büyük ve ulvî hakikatlerin izahını sair Sözlere havale edip, birvaade binaen, şimdilik mücmel bir hülâsa suretinde iki makam, bir mukaddime ile ona bir fihriste yapacağız.




    Not
    Dipnot-1 Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah’ın adıyla.

    Dipnot-2 “Hiçbir şey yoktur ki, Allah’ı hamd ile tesbih etmesin.” İsrâ Sûresi, 17:44.

    Dipnot-3 Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla “Allah’tan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. O birdir; Onun hiçbir şeriki yoktur. Mülk Ona ait, hamd Ona mahsustur. Hayatı veren de Odur, ölümü veren de Odur. O, kendisine asla ölüm ârız olmayan Hayy-ı Ezelîdir. Bütün hayır Onun elindedir. O herşeye hakkıyla kàdirdir. Herşeyin ve herkesin dönüşü de Onadır.” Buharî, Ezân: 155; Teheccüd: 21; Müslim, Zikir: 28, 30, 74, 75, 76; Tirmizî, Mevâkıt: 108; Hac: 104; Nesâî, Sehiv: 83-86; İbni Mâce, Dua: 10, 14, 16; Ebû Dâvud, Menâsik: 56; Dârîmî, Salât: 88, 90; Muvatta’, Hac: 127, 243; Kur’ân: 20, 22; Müsned, 1:47; 2:5; 3:320; 4:4; 5:191.

    Dipnot-4 bk. Müsned, 4:60; 5:415; Mecmeu’z-Zevâid, 10:107.

    Dipnot-5 bk. İbni Mâce, Duâ, 9.






    beşaret: müjde, sevindirici haber binaen: –dayanarak
    cümle-i tevhidiye: tevhid cümlesi; her şeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bildiren cümle fazilet: mânevî değer ve üstünlük
    hakikat: gerçek, esas hülâsa: özet
    izah: açıklama kemâl-i vahdâniyet: Allah’ın sonsuz birliği
    kibriyâ-i vahdet: Allah’ın birliğinin büyüklük ve azameti mertebe: derece, makam
    mertebe-i tevhîd-i Rububiyet: varlık âleminin terbiye, tedbir ve idaresindeki birlik ve bu birliğin bir olan Allah’tan gelmesini bilme mertebesi mukaddime: başlangıç, giriş
    mücmel: kısaca, özet halinde rivâyet-i sahîha: doğruluğu ve Peygamberimize ait olduğu şüphe götürmeyen rivâyet, hadis
    sair: diğer, başka suret: biçim, şekil
    ulvî: yüce, yüksek vaad: söz verme
    İsm-i Âzam: Allah’ın binbir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olanı

    Benzer Konular
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - On Birinci Hüccet-i İmâniye
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - On Birinci Hüccet-i İmâniye On Birinci Hüccet-i İmâniye (YİRMİ İKİNCİ SÖZÜN BİRİNCİ MAKAMI) وَيَضْرِبُ اللهُ
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Dokuzuncu Hüccet-i İmâniye
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Dokuzuncu Hüccet-i İmâniye Dokuzuncu Hüccet-i İmâniye (DOKUZUNCU ŞU’IN MUKADDİME-İ HAŞRİYYESİ) فَسُبْحَانَ ال&#
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Sekizinci Hüccet-i İmâniye
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Sekizinci Hüccet-i İmâniye Sekizinci Hüccet-i İmâniye Münâcât Bu Sekizinci Hüccet-i İmaniye, vücub-u vücuda ve vahdâniyete delâletettiği gibi, hem delâil-i kat’iye ile rububiyetin ihatasına ve kudretinin azametine delâlet eder. Hem hâkimi
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Yedinci Hüccet-i İmâniye
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Yedinci Hüccet-i İmâniye Yedinci Hüccet-i İmâniye Otuz Üçüncü Mektubun On Yedinci Penceresi اِنَّ فِى السَّمٰوَاتِ 
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Altıncı Hüccet-i İmâniye
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Altıncı Hüccet-i İmâniye Altıncı Hüccet-i İmâniye ONUNCU SÖZÜN DOKUZUNCU HAKİKATİ Bâb-ı İhyâ ve İmâtedir. İsm-i Hayy-ı Kayyûmun, Muhyî ve Mümîtin cilvesidir. Hiç mümkün müdür ki, ölmüş, kurumuş koca arzı ihyâ eden; ve o ihyâ içinde,
    Yazar : Risale Forum

  2. #2
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    İkinci Kısım - Sayfa 289

    Mukaddime

    Kat’iyen bil ki, hilkatin en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce neticesi, iman-ı billâhtır. Ve insaniyetin en âli mertebesi ve beşeriyetin en büyük makamı, iman‑ı billâh içindeki marifetullahtır. Cin ve insin en parlak saadeti ve en tatlı nimeti, o marifetullah içindeki muhabbetullahtır. Ve ruh-u beşer için en hâlis sürur ve kalb-i insan için en sâfi sevinç, o muhabbetullah içindeki lezzet-i ruhaniyedir.

    Evet, bütün hakikî saadet ve hâlis sürur ve şirin nimet ve sâfi lezzet, elbette marifetullah ve muhabbetullahtadır. Onlar, onsuz olamaz. Cenâb-ı Hakkı tanıyan ve seven, nihayetsiz saadete, nimete, envâra, esrara, ya bilkuvve veya bilfiil mazhardır. Onu hakikî tanımayan, sevmeyen, nihayetsiz şekavete, âlâma ve evhama mânen ve maddeten müptelâ olur.

    Evet, şu perişan dünyada, âvâre nev-i beşer içinde, semeresiz bir hayatta, sahipsiz, hâmisiz bir surette, âciz, miskin bir insan, bütün dünyanın sultanı da olsa kaç para eder? İşte bu âvâre nev-i beşer içinde, bu perişan, fâni dünyada, insan sahibini tanımazsa, mâlikini bulmazsa, ne kadar biçare sergerdan olduğunu herkes anlar. Eğer sahibini bulsa, mâlikini tanısa, o vakit rahmetine iltica eder, kudretine istinad eder. O vahşetgâh dünya, bir tenezzühgâha döner ve bir ticaretgâh olur.






    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah beşeriyet: insanlık
    bilfiil: fiilen, uygulamaya konulmuş bilkuvve: potansiyel olarak
    biçare: çaresiz cin ve ins: cinler ve insanlar
    envâr: nurlar esrar: sırlar
    evham: vehimler, kuruntular fâni: gelip geçici
    fıtrat: yaratılış hakikî: gerçek, asıl
    hilkat: yaratılış hâlis: katıksız, saf
    hâmi: koruyucu iltica: sığınma
    iman-ı billâh: Allah’a iman insaniyet: insanlık
    istinad: dayanma kalb-i insan: insan kalbi
    kat’iyen: kesinlikle kudret: İlâhî güç ve iktidar
    lezzet-i ruhaniye: ruhen alınan lezzet marifetullah: Allah’ı tanıma
    mazhar: erişme, nail olma miskin: zavallı
    muhabbetullah: Allah sevgisi mukaddime: başlangıç, giriş
    mâlik: sahip mânen: mânevî olarak
    müptelâ: düşkün, bağımlı nev-i beşer: insanlık
    nihayetsiz: sonsuz rahmet: İlâhî şefkat ve merhamet
    ruh-u beşer: insan ruhu saadet: mutluluk
    semeresiz: meyvesiz, sonuçsuz sergerdan: şaşkın, başıboş
    suret: şekil, biçim sâfi: temiz, arınmış
    sürur: sevinç tenezzühgâh: gezinti yeri
    ticaretgâh: alışveriş yeri vahşetgâh: ürkütücü yer
    âciz: güçsüz, savunmasız âli: yüksek
    âlâm: elemler, acılar, sıkıntılar âvâre: serseri
    şekavet: mutsuzluk

    Yazar : Risale Forum

  3. #3
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    İkinci Kısım - Sayfa 290

    Birinci Makam

    Şu kelâm-ı tevhidînin on bir kelimesinin herbirinde birer müjde var. Ve o müjdede birer şifa ve o şifada birer lezzet-i mâneviye bulunur.

    BİRİNCİ KELİME

    لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ اللهُ da şöyle bir müjde var ki:

    Hadsiz hâcâta müptelâ, nihayetsiz a’dânın hücumuna hedef olan ruh-u insanî şu kelimede öyle bir nokta-i istimdad bulur ki, bütün hâcâtını temin edecek bir hazine-i rahmet kapısını ona açar. Ve öyle bir nokta-i istinad bulur ki, bütün a’dâsınınşerrinden emin edecek bir kudret-i mutlakanın sahibi olan kendi Mâbudunu veHâlıkını bildirir ve tanıttırır, sahibini gösterir, mâliki kim olduğunu irâe eder. Ve oirâe ile, kalbi vahşet-i mutlakadan ve ruhu hüzn-ü elîmden kurtarıp, ebedî bir ferahı, daimî bir süruru temin eder.

    İKİNCİ KELİME

    وَحْدَهُ Şu kelimede şifalı, saadetli bir müjde vardır. Şöyle ki:

    Kâinatın ekser envâıyla alâkadar ve o alâkadarlık yüzünden perişan ve keşmekeş içinde boğulmak derecesine gelen ruh-u beşer ve kalb-i insan,
    وَحْدَهُ kelimesinde birmelce, bir halâskâr bulur ki, onu bütün o keşmekeşten, o perişaniyetten kurtarır. Yani, وَحْدَهُ mânen der:

    Allah birdir. Başka şeylere müracaat edip yorulma. Onlara tezellül edip minnet çekme. Onlara temelluk edip boyun eğme. Onların arkasına düşüp zahmet çekme. Onlardan korkup titreme. Çünkü Sultan-ı Kâinat birdir. Herşeyin anah-tarı


    Hâlık: yaratıcı; her şeyi yaratan Allah Mâbud: Kendisine kulluk edilen, Allah
    Sultan-ı Kâinat: Kâinatın Sultanı, Allah alâkadar: alâkalı, ilgili
    a’dâ: düşmanlar ebedî: sonsuz
    ekser: pek çok emin etme: güven altına alma
    envâ: türler hadsiz: sonsuz
    halâskâr: kurtarıcı hazine-i rahmet: rahmet hazinesi
    hâcât: ihtiyaçlar hüzn-ü elîm: acı verici hüzün, üzüntü
    irâe etmek: göstermek kalb-i insan: insan kalbi
    kelâm-ı tevhidî: tevhide ait söz; her şeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bildiren söz keşmekeş: karışıklık, kargaşa
    kudret-i mutlaka: sınırsız güç kâinat: evren, yaratılmış her şey
    lezzet-i mâneviye: mânevî lezzet melce: sığınak
    mâlik: sahip müptelâ: bağımlı, düşkün
    nihayetsiz: sonsuz nokta-i istimdad: medet noktası; yardım alınan nokta
    nokta-i istinad: dayanak noktası ruh-u beşer: insan ruhu
    ruh-u insanî: insan ruhu saadetli: mutluluk verici
    sürur: sevinç temelluk: dalkavukluk
    tezellül: alçalma, kendisini küçük düşürme vahşet-i mutlaka: tam bir yalnızlık ve ürküntü hali
    şer: kötülük
    Yazar : Risale Forum

  4. #4
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    İkinci Kısım - Sayfa 291

    Onun yanında, herşeyin dizgini Onun elindedir. Herşey Onun emriyle halledilir. Onu bulsan, her matlubunu buldun; hadsiz minnetlerden, korkulardan kurtuldun.

    ÜÇÜNCÜ KELİME

    لاٰشَرِيكَ لَهُ Yani, nasıl ki ulûhiyetinde ve saltanatında şeriki yoktur; Allah bir olur,müteaddit olamaz. Öyle de, rububiyetinde ve icraatında ve icâdâtında dahi şeriki yoktur.

    Bazan olur ki, sultan bir olur, saltanatında şeriki olmaz; fakat icraatında, onun memurları onun şeriki sayılırlar ve onun huzuruna herkesin girmesine mâni olurlar, “Bize de müracaat et” derler. Fakat Ezel-Ebed Sultanı olan Cenâb-ı Hak, saltanatında şeriki olmadığı gibi, icraat-ı rububiyetinde dahi muinlere, şeriklere muhtaç değildir. Emir ve iradesi, havl ve kuvveti olmazsa, hiçbir şey hiçbir şeye müdahale edemez. Doğrudan doğruya herkes Ona müracaat edebilir. Şeriki ve muini olmadığından, o müracaatçı adama “Yasaktır, Onun huzuruna giremezsin” denilmez.

    İşte, şu kelime ruh-u beşer için şöyle bir müjde verir ki:

    İmanı elde eden ruh-u beşer, mânisiz, müdahalesiz, hâilsiz, mümanaatsız, her halinde, her arzusunda, her anda, her yerde o ezel ve ebed ve hazâin-i rahmet mâliki ve defâin-i saadet sahibi olan Cemîl-i Zülcelâl, Kadîr-i Zülkemâlin huzuruna giriphâcâtını arz edebilir. Ve rahmetini bulup kudretine istinad ederek kemâl-i ferah ve süruru kazanabilir.

    DÖRDÜNCÜ KELİME

    لَهُ الْمُلْكُ Yani, mülk umumen Onundur. Sen, hem Onun mülküsün, hem memlûküsün, hem mülkünde çalışıyorsun. Şu kelime, şöyle şifalı bir müjde veriyor ve diyor:

    Ey insan! Sen kendini, kendine mâlik sayma. Çünkü sen kendini idare edemezsin. O yük ağırdır; kendi başına muhafaza edemezsin, belâlardan sakınıp levazımatını


    Cemîl-i Zülcelâl: sınırsız heybet ve sonsuz güzellik sahibi olan Allah Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah
    Ezel-Ebed Sultanı: başlangıç ve sonu olmaksızın, hüküm ve saltanatı ezelden ebede devam eden Sultan Kadîr-i Zülkemâl: sıfatları, isimleri ve bütün işleri mükemmel olan ve kudreti herşeyi kuşatan Allah
    defâin-i saadet: mutluluk defineleri ebed: sonu olmayan, sonsuz
    ezel: başlangıcı olmayan, sonsuz hadsiz: sınırsız
    havl: güç, kuvvet hazâin-i rahmet: Allah’ın rahmet hazineleri
    hâcât: ihtiyaçlar hâil: engel, perde
    icraat-ı rububiyet: Allah’ın bütün varlıkları kuşatan idare ve terbiyesinin ve egemenliğinin sonucu olan faaliyetler icâdât: yaratmalar
    irade: dileme, tercih, istek istinad: dayanma
    kemâl-i ferah ve sürur: tam bir sevinç ve mutluluk kudret: güç, iktidar
    matlub: talep edilen, istek memlûk: kul, köle
    muhafaza: koruma muin: yardımcı
    mâlik: sahip mâni: engel
    mülk: sahip olunan şey, hükmedilen yer mümanaat: engel olma
    müteaddit: birden fazla, birçok rahmet: şefkat, merhamet
    rububiyet: rablık; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması ruh-u beşer: insan ruhu
    ulûhiyet: ilâhlık umumen: tamamen
    şerik: ortak
    Yazar : Risale Forum

  5. #5
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    İkinci Kısım - Sayfa 292

    yerine getiremezsin. Öyle ise, beyhude ıztıraba düşüp azap çekme. Mülk başkasınındır. O Mâlik hem Kadîrdir, hem Rahîmdir. Kudretine istinad et; rahmetini ittiham etme. Kederi bırak, keyfini çek. Zahmeti at, safâyı bul.

    Hem der ki: Mânen sevdiğin ve alâkadar olduğun ve perişaniyetinden müteessir olduğun ve ıslah edemediğin şu kâinat, bir Kadîr-i Rahîmin mülküdür. Mülkü sahibine teslim et. Ona bırak; cefâsını değil, safâsını çek. O hem Hakîmdir, hem Rahîmdir.Mülkünde istediği gibi tasarruf eder, çevirir. Dehşet aldığın zaman, İbrahim Hakkıgibi “Mevlâ görelim neyler / Neylerse güzel eyler” de, pencerelerden seyret, içlerine girme.

    BEŞİNCİ KELİME

    لَهُ الْحَمْدُ Yani, hamd ve senâ, medih ve minnet Ona mahsustur, Ona lâyıktır. Demek nimetler Onundur ve Onun hazinesinden çıkar. Hazine ise daimîdir. İşte şu kelime şöyle müjde verip diyor ki:

    Ey insan! Nimetin zevâlinden elem çekme. Çünkü rahmet hazinesi tükenmez. Ve lezzetin zevâlini düşünüp o elemden feryad etme. Çünkü o nimet meyvesi, birrahmet-i bînihayenin semeresidir. Ağacı bâki ise, meyve gitse de yerine gelen var. Nimetin lezzeti içinde, o lezzetten yüz derece daha ziyade lezzetli bir iltifat-ı rahmetihamd ile düşünüp, lezzeti, birden yüz derece yapabilirsin. Nasıl ki, bir padişah-ı zîşânın sana hediye ettiği bir elma lezzeti içinde, yüz, belki bin elmanın lezzetinin fevkinde, bir iltifat-ı şahane lezzetini sana ihsas ve ihsan eder. Öyle de,
    لَهُ الْحَمْدُ kelimesiyle, yani hamd ve şükürle, yani nimetten in’âmı hissetmekle, yani Mün’imi tanımakla ve in’âmı düşünmekle, yani Onun rahmetinin iltifatını ve şefkatinin teveccühünü ve in’âmının devamını düşünmekle, nimetten bin derece daha leziz, mânevî bir lezzet kapısını sana açar.



    Hakîm: hikmet sahibi; herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Allah Kadîr: kudret sahibi; herşeye gücü yeten, sonsuz güç ve kudret sahibi Allah
    Kadîr-i Rahîm: çok merhametli ve şefkatli olan ve sonsuz güç ve kudret sahibi Allah Mevlâ: efendi, sahip, koruyucu; Allah
    Mâlik: sahip; her şeyin sahibi olan Allah Mün’im: nimet verici; gerçek nimet verici olan ve yarattıklarını sonsuz bir şekilde nimetlendiren Allah
    Rahîm: rahmet sahibi; rahmetinin çok özel tecellîleri olan, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah alâkadar: alâkalı, ilgili
    beyhude: boşuna bâki: kalıcı, devamlı; sonsuz
    cefâ: zorluk elem: acı
    fevkinde: üstünde hamd: şükür ve övgü
    ihsan: bağışlama ihsas: hissettirme
    iltifat: özenle ilgilenmek iltifat-ı rahmet: İlâhî rahmet tarafından gelen lütuf
    iltifat-ı şahane: yüksek iltifât, padişahın lütufla yaptığı özel muamele in’âm: nimetlendirme
    istinad: dayanma ittiham etmek: suçlamak
    keder: sıkıntı, üzüntü, bunalım kudret: güç, iktidar
    kâinat: evren, yaratılmış her şey levazımat: gerekli olan şeyler
    medih: övgü, şükür mânen: mânevî olarak
    mülk: sahip olunan şey, hükmedilen yer müteessir olmak: üzülmek, etkilenmek
    padişah-ı zîşân: şanlı padişah rahmet: şefkat, merhamet
    rahmet-i bînihaye: sonsuz rahmet safâ: rahat ve huzur
    semere: meyve senâ: övme, yüceltme
    teveccüh: yönelme zevâl: yok olup gitme
    ziyade: fazla İbrahim Hakkı: (bk. bilgiler)
    ıslah: düzeltme, iyileştirme
    Yazar : Risale Forum

  6. #6
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    İkinci Kısım - Sayfa 293

    ALTINCI KELİME

    يُحْيِى Yani, hayatı veren Odur. Ve hayatı rızıkla idame eden de Odur. Ve levazımat-ı hayatı da ihzar eden yine Odur. Ve hayatın âli gayeleri Ona aittir ve mühim neticeleri Ona bakar; yüzde doksan dokuz meyvesi Onundur. İşte şu kelime, şöylefâni ve âciz beşere nidâ eder, müjde verir ve der:

    Ey insan! Hayatın ağır tekâlifini omuzuna alıp zahmet çekme. Hayatın fenâsını düşünüp hüzne düşme. Yalnız dünyevî, ehemmiyetsiz meyvelerini görüp, dünyaya gelişinden pişmanlık gösterme. Belki, o sefine-i vücudundaki hayat makinesi, Hayy-ı Kayyûma aittir. Masarıf ve levazımatını O tedarik eder. Ve o hayatın pek kesretli gayeleri ve neticeleri var ve Ona aittir. Sen o gemide bir dümenci neferisin. Vazifeni güzel gör, ücretini al, keyfine bak. O hayat sefinesi ne kadar kıymettar olduğunu ve ne kadar güzel faideler verdiğini ve o sefine sahibi Zâtın ne kadar Kerîm ve Rahîm olduğunu düşün, mesrur ol ve şükret. Ve anla ki, vazifeni istikametle yaptığın vakit, osefinenin verdiği bütün netâic, bir cihetle senin defter-i a’mâline geçer, sana bir hayat-ı bâkiyeyi temin eder, seni ebedî ihyâ eder.

    YEDİNCİ KELİME

    وَيُمِيتُ Yani, mevti veren Odur. Yani, hayat vazifesinden terhis eder, fâni dünyadan yerini tebdil eder, külfet-i hizmetten âzâd eder. Yani, hayat-ı fâniyeden, seni hayat-ı bâkiyeye alır. İşte şu kelime, şöylece fâni cin ve inse bağırır, der ki:

    Sizlere müjde! Mevt idam değil, hiçlik değil, fenâ değil, inkıraz değil, sönmek değil,firak-ı ebedî değil, adem değil, tesadüf değil, fâilsiz bir in’idam değil. Belki, bir Fâil-i Hakîm-i Rahîm tarafından bir terhistir, bir tebdil-i mekândır.


    Fâil-i Hakîm-i Rahîm: herşeyi sonsuz hikmet ve rahmetle yapan Allah Hayy-ı Kayyûm: her an diri olup her canlıya hayat veren ve herşeyi ayakta tutan, Allah
    Kerîm: ikram sahibi; sonsuz cömertlik ve ikram sahibi olan Allah Rahîm: rahmet sahibi; rahmetinin çok özel tecellîleri olan, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah
    adem: yokluk beşer: insan
    cihet: yön, taraf cin ve ins: cinler ve insanlar
    defter-i a’mâl: amel defteri, yapılan iyilik ve kötülüklerin kaydedildiği defter ebedî: sonsuz
    ehemmiyetsiz: önemsiz faide: fayda
    fenâ: son bulma, yok oluş firak-ı ebedî: sonsuz ayrılık
    fâil: bir işi yapan; fiilin sahibi fâni: gelip geçici
    hayat-ı bâkiye: devamlı ve kalıcı hayat hayat-ı fâniye: gelip geçici hayat
    hüzün: üzüntü idame eden: devam ettiren
    ihyâ etmek: hayat vermek ihzar etmek: hazırlamak
    inkıraz: son bulma in’idam: yok oluş
    istikamet: doğruluk kesretli: çok
    külfet-i hizmet: hizmet yükü kıymettar: kıymetli, değerli
    levazımat: gerekli olan şeyler levazımat-ı hayat: hayat için gerekli olan şeyler
    masarıf: masraflar, giderler mesrur: sevinçli
    mevt: ölüm nefer: asker, er
    netâic: neticeler, sonuçlar nidâ etmek: seslenmek
    sefine: gemi sefine-i vücud: vücut gemisi
    tebdil: değiştirme tebdil-i mekân: mekân değişikliği
    tedarik: elde etmek tekâlif: yükler, vazifeler
    terhis: serbest bırakma âciz: güçsüz
    âli: yüce, yüksek âzâd: serbest bırakma
    Yazar : Risale Forum

  7. #7
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    İkinci Kısım - Sayfa 294

    Saadet-i ebediye tarafına, vatan-ı aslîlerine bir sevkiyattır. Yüzde doksan dokuz ahbabın mecmaı olan âlem-i berzaha bir visal kapısıdır.

    SEKİZİNCİ KELİME

    وَهُوَ حَىٌّ لاَ يَمُوتُ Yani, bütün kâinatın mevcudatında görünen ve vesile-i muhabbet olan kemâl ve hüsün ve ihsanın hadsiz bir derece fevkinde bir cemâl ve kemâl veihsanın sahibi ve bütün mahbuplara bedel, birtek cilve-i cemâli kâfi gelen bir Mâbud-u Lemyezel, bir Mahbub-u Lâyezâlin ezelî ve ebedî bir hayat-ı daimesi var ki, şaibe-izevâl ve fenâdan münezzeh ve avârız-ı naks ve kusurdan müberrâdır. İşte şu kelime,cin ve inse ve bütün zîşuura ve ehl-i muhabbet ve aşka ilân eder ki:

    Sizlere müjde! Mahbuplarınızdan nihayetsiz firakların yaralarını tedavi edip merhem süren bir Mahbub-u Bâkîniz var. Madem O var ve bâkidir; başkaları ne olursa olsun, merak çekmeyiniz. Belki o mahbuplarda sebeb-i muhabbetiniz olanhüsün ve ihsan, fazl ve kemâl, o Mahbub-u Bâkînin cilve-i cemâl-i bâkisinden çok perdelerden geçip, gayet zayıf bir gölgenin gölgesidir. Onların zevâlleri sizleri incitmesin. Çünkü onlar bir nevi âyinelerdir. Âyinelerin değişmesi, şâşaa‑i cemâlincilvesini tazeleştirir, güzelleştirir. Madem O var, herşey var.

    DOKUZUNCU KELİME

    بِيَدِهِ الْخَيْرُ Yani, her hayır Onun elindedir. Her yaptığınız hayrat Onun defterine geçer. Her işlediğiniz a’mâl-i saliha, yanında kaydedilir. İşte, şu kelime, cin ve inse nidâ edip müjde veriyor. Diyor ki:

    Ey biçareler! Mezaristana göçtüğünüz zaman, “Eyvah, malımız harap olup sa’yimizhebâ oldu. Şu güzel ve geniş dünyadan gidip dar bir toprağa girdik”


    Mahbub-u Bâkî: varlığı hiçbir zaman son bulmayan ve herşeyden daha sevgili olan Allah Mahbub-u Lâyezâl: hiçbir zaman kaybolup gitmeyecek, yegâne sevgili olan Allah
    Mâbud-u Lemyezel: varlığı asla son bulmayan ve ibadete lâyık tek ilâh olan Allah ahbab: sevilenler, dostlar
    avârız-ı naks: noksanlık arızaları a’mâl-i saliha: Allah için yapılan iyi işler
    biçare: çaresiz, zavallı bâki: ölümsüz, sonsuz
    cemâl: güzellik cilve: yansıma
    cilve-i cemâl: güzelliğin yansıması cilve-i cemâl-i bâki: sonsuz güzelliğin bir yansıması
    cin ve ins: cinler ve insanlar ehl-i muhabbet: muhabbet sahipleri, sevgi ehli
    ezelî ve ebedî: başlangıcı ve sonu olmayan, sonsuz fazl: cömertlik, ihsan
    fevkinde: üstünde firak: ayrılık
    hadsiz: sınırsız hayat-ı daime: sürekli hayat
    hayrat: hayırlar, iyilikler hebâ: boş, faydasız
    hüsün: güzellik ihsan: bağış, nimet
    kemâl: mükemmellik, kusursuzluk kâinat: evren, yaratılmış her şey
    mahbup: sevgili mecma: toplanma yeri
    mevcudat: varlıklar, var edilenler müberrâ: fenalıktan uzak, noksansız
    münezzeh: arınmış; kusurdan uzak nevi: çeşit
    nidâ etmek: seslenmek nihayetsiz: sonsuz
    saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk sa’y: çalışma
    sebeb-i muhabbet: sevgi sebebi sevkiyat: toplu halde gönderme
    vatan-ı aslî: asıl yurt vesile-i muhabbet: sevgi sebebi
    visal: kavuşma zevâl: yok oluş
    zîşuur: şuur sahibi âlem-i berzah: dünya ile âhiret arasındaki kabir âlemi
    âyine: ayna şaibe-i zeval ve fenâ: yok olup gitme ve gelip geçicilik kuşkusu
    şâşaa-i cemâl: güzelliğin parıltısı, gösterişi
    Yazar : Risale Forum

  8. #8
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    İkinci Kısım - Sayfa 295

    demeyiniz, feryad edip me’yus olmayınız. Çünkü sizin herşeyiniz muhafaza ediliyor. Her ameliniz yazılmıştır. Her hizmetiniz kaydedilmiştir. Hizmetinizin mükâfâtını verecek ve her hayır elinde ve her hayrı yapabilecek bir Zât-ı Zülcelâl sizi celb edip yeraltında muvakkaten durdurur, sonra huzuruna aldırır. Ne mutlu sizlere ki, hizmetinizi ve vazifenizi bitirdiniz. Zahmetiniz bitti; rahata ve rahmete gidiyorsunuz. Hizmet, meşakkat bitti; ücret almaya gidiyorsunuz.

    Evet, geçen baharın defter-i a’mâlinin sahifeleri ve hidemâtının sandukçaları olan tohumları, çekirdekleri muhafaza eden ve ikinci baharda gayet şâşaalı, belki yüz derece aslından daha bereketli bir tarzda muhafaza eden, neşreden Kadîr‑i Zülcelâl, elbette sizin de netâic-i hayatınızı öyle muhafaza ediyor ve hizmetinize pek kesretlibir surette mükâfat verecektir.

    ONUNCU KELİME

    وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ Yani, O Vâhiddir, Ehaddir. Herşeye kàdirdir. Hiçbir şey Ona ağır gelmez. Bir baharı halk etmek, bir çiçek kadar Ona kolaydır. Cenneti halketmek, bir bahar kadar Ona rahattır. Her günde, her senede, her asırda yeniden yeniye icad ettiği hadsiz masnuatı, nihayetsiz kudretine nihayetsiz lisanlarla şehadet ederler.

    İşte şu kelime dahi şöyle müjde eder; der ki:

    Ey insan! Yaptığın hizmet, ettiğin ubûdiyet boşu boşuna gitmez. Bir dâr-ı mükâfat, bir mahall-i saadet senin için ihzar edilmiştir. Senin şu fâni dünyana bedel, bâki bir Cennet seni bekler. İbadet ettiğin ve tanıdığın Hâlık-ı Zülcelâlin vaadine iman veitimad et. Ona, vaadinde hulf etmek muhaldir. Kudretinde hiçbir cihetle noksaniyetyoktur. İşlerine acz müdahale edemez. Senin küçük bahçeni halk ettiği gibi, Cenneti dahi senin için halk edebilir ve halk etmiş ve sana vaad etmiş. Ve vaad ettiği için, elbette seni onun içine alacak.

    Madem bilmüşahede görüyoruz: Her senede, yeryüzünde hayvânat ve nebâtâtın üç yüz binden ziyade envâlarını ve milletlerini kemâl-i intizam ve mizanla,


    Ehad: her bir varlık üzerinde birliğinin izleri görünen ve bütün kemâl sıfatların sahibi olan bir Allah Hâlık-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan ve her şeyi yoktan yaratan Allah
    Kadîr-i Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi ve kudreti herşeyi kuşatan Allah Vâhid: Zâtında, sıfatlarında, isimlerinde, işlerinde ve hükümlerinde asla ortağı ve benzeri olmayan ve birliği herşeyi kaplamış olan Allah
    Zât-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Zât, Allah acz: güçsüzlük
    bilmüşahede: gözle görerek bâki: kalıcı, sürekli, sonsuz
    celb etmek: çekmek defter-i a’mâl: amel defteri; yapılan iyilik ve kötülüklerin kaydedildiği defter
    dâr-ı mükâfat: mükâfat yurdu envâ: türler
    fâni: gelip geçici halk etmek: yaratmak
    hayvânat: hayvanlar hayır: iyilik
    hidemât: hizmetler hulf: sözünden dönme
    icad: var etme, yaratma ihzar: hazırlama
    itimad etmek: güvenmek kemâl-i intizam ve mizan: mükemmel bir düzen ve ölçü
    kesretli: çok kudret: güç, iktidar
    kàdir: herşeye gücü yeten mahall-i saadet: mutluluk yeri
    masnuat: san’at eserleri meşakkat: zorluk
    me’yus: ümitsiz muhafaza: koruma
    muhal: olması imkânsız şey muvakkaten: geçici olarak
    nebâtât: bitkiler netâic-i hayat: hayatın neticeleri
    neşreden: yayan nihayetsiz: sonsuz
    noksaniyet: eksiklik sandukça: küçük sandık
    suret: şekil, biçim ubûdiyet: kulluk
    vaad: söz verme ziyade: fazla
    şehadet: şahitlik, tanıklık şâşalı: gösterişli, parlak

    Yazar : Risale Forum

  9. #9
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    İkinci Kısım - Sayfa 296

    kemâl-i sür’at ve suhuletle haşredip neşreder. Elbette böyle bir Kadîr-i Zülcelâl,vaadini yerine getirmeye muktedirdir.

    Hem madem her senede, öyle bir Kadîr-i Mutlak, haşrin ve Cennetin nümunelerini binler tarzda icad ediyor. Hem madem bütün semâvî fermanlarıyla saadet‑i ebediyeyi vaad edip Cenneti müjde veriyor. Hem madem bütün icraatı ve şuûnâtı hak ve hakikattir ve sıdk ve ciddiyetledir. Hem madem, âsârının şehadetiyle, bütün kemâlât Onun nihayetsiz kemâline delâlet ve şehadet eder. Ve hiçbir cihette naks ve kusur Onda yoktur. Hem madem hulfül vaad ve hilâf ve kizb ve aldatmak, en çirkin bir haslet ve naks ve kusurdur. Elbette ve elbette, o Kadîr-i Zülcelâl, O Hakîm-i Zülkemâl, o Rahîm-i Zülcemâl, vaadini yerine getirecek, saadet-i ebediye kapısını açacak,Âdem babanızın vatan-ı aslîsi olan Cennete sizleri, ey ehl-i iman, idhal edecektir.

    ON BİRİNCİ KELİME

    وَاِلَيْهِ الْمَصِيرُ Yani, ticaret ve memuriyet için, mühim vazifelerle bu dâr-ı imtihan olan dünyaya gönderilen insanlar, ticaretlerini yapıp, vazifelerini bitirip ve hizmetlerini itmam ettikten sonra, yine onları gönderen Hâlık-ı Zülcelâllerine dönecekler ve Mevlâ-yı Kerîmlerine kavuşacaklar. Yani, bu dâr-ı fâniden gidip dâr-ı bâkide huzur-u Kibriyâya müşerref olacaklar. Yani, esbab dağdağasından ve vesâitin karanlık perdelerinden kurtulup, Rabb-i Rahîmlerine, makarr-ı saltanat-ı ebedîsinde perdesiz kavuşacaklar. Doğrudan doğruya, herkes, kendi Hâlıkı ve Mâbudu ve Rabbi ve Seyyidi ve Mâliki kim olduğunu bilecek ve bulacaklar.


    Hakîm-i Zülkemâl: sonsuz mükemmellik sahibi olan ve herşeyi hikmetle yaratan Allah Hâlık: yaratıcı; her şeyi yaratan Allah
    Hâlık-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan ve her şeyi yoktan yaratan Allah Kadîr-i Mutlak: hiçbir kayıt ve şarta bağlı olmaksızın herşeye gücü yeten sonsuz kudret sahibi, Allah
    Kadîr-i Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi ve kudreti herşeyi kuşatan Allah Mevlâ-yı Kerîm: ikramı bol olan dostumuz ve gözeticimiz Allah
    Mâbud: Kendisine ibadet edilen, Allah Mâlik: sahip; her şeyin gerçek sahibi olan Allah
    Rabb-i Rahîm: sonsuz şefkat ve merhamet sahibi olan ve herbir varlığı terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah Rahîm-i Zülcemâl: sonsuz güzellik ve merhamet sahibi olan Allah
    Seyyid: efendimiz ve sahibimiz olan Allah cihet: yön, taraf
    dağdağa: kargaşa delâlet: delil olma, işaret etme
    dâr-ı bâki: devamlı olan ebedî yurt dâr-ı fâni: gelip geçici olan dünya yurdu
    dâr-ı imtihan: imtihan yeri ehl-i iman: mü’minler; Allah’a ve Allah’tan gelen herşeye inanan kimseler
    esbab: sebepler ferman: buyruk
    hak: doğru hakikat: gerçek
    haslet: özellik haşir: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma
    haşretmek: diriltmek hilâf: cayma, vaz geçme, zıt, ters
    hulfülvaad: sözünden dönme huzur-u kibriyâ: sonsuz büyüklük sahibi olan Allah’ın huzuru
    icad: var etme, yaratma idhal etmek: içine almak, dahil etmek, koymak
    itmam: tamamlama kemâl: mükemmellik, kusursuzluk
    kemâl-i sür’at ve suhulet: tam bir hız ve kolaylık kemâlât: mükemmellikler, kusursuz sıfatlar
    kizb: yalan makarr-ı saltanat-ı ebedî: sonsuz İlâhî saltanatın merkezi
    muktedir: güç ve iktidar sahibi; gücü yeten müşerref olmak: şereflenmek
    naks: noksanlık, eksiklik neşretmek: yaymak
    saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk semâvî: vahiyle gelen
    sıdk: doğruluk vaad: söz verme
    vatan-ı aslî: asıl yurt vesâit: vasıtalar
    Âdem: [bk. bilgiler – Âdem (a.s.)] âsâr: eserler
    şehadet: şahitlik, tanıklık şuûnât: haller, işler, fiiller

    Yazar : Risale Forum

  10. #10
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    İkinci Kısım - Sayfa 297

    İşte, şu kelime, bütün müjdelerin fevkinde şöyle müjde eder ve der ki:

    Ey insan! Bilir misin nereye gidiyorsun ve nereye sevk olunuyorsun? Otuz İkinci Sözün âhirinde denildiği gibi, dünyanın bin sene mes’udâne hayatı, bir saat hayatına mukàbil gelmeyen Cennet hayatının; ve o Cennet hayatının dahi bin senesi, bir saat rüyet-i cemâline mukàbil gelmeyen bir Cemîl-i Zülcelâlin daire-i rahmetine ve mertebe-i huzuruna gidiyorsun. Müptelâ ve meftun ve müştak olduğunuz mecazî mahbuplarda ve bütün mevcudat-ı dünyeviyedeki hüsün ve cemâl, Onun cilve-i cemâlinin ve hüsn-ü esmâsının bir nevi gölgesi; ve bütün Cennet, bütün letâfetiyle, bir cilve-i rahmeti; ve bütün iştiyaklar ve muhabbetler ve incizaplar ve câzibeler, birlem’a-i muhabbeti olan bir Mâbud-u Lemyezelin, bir Mahbub-u Lâyezâlin daire-i huzuruna gidiyorsunuz. Ve ziyafetgâh-ı ebedîsi olan Cennete çağırılıyorsunuz. Öyle ise, kabir kapısına ağlayarak değil, gülerek giriniz.

    Hem şu kelime şöyle müjde veriyor, diyor ki:

    Ey insan! Fenâya, ademe, hiçliğe, zulümata, nisyana, çürümeye, dağılmaya vekesrette boğulmaya gittiğinizi tevehhüm edip düşünmeyiniz. Siz fenâya değil, bekàya gidiyorsunuz. Ademe değil, vücud-u daimîye sevk olunuyorsunuz. Zulümata değil,âlem-i nura giriyorsunuz. Sahip ve Mâlik-i Hakikînin tarafına gidiyorsunuz. Ve Sultan-ı Ezelînin payitahtına dönüyorsunuz. Kesrette boğulmaya değil, vahdet dairesinde teneffüs edeceksiniz. Firaka değil, visale müteveccihsiniz.


    Cemîl-i Zülcelâl: sınırsız yücelik ve heybetiyle beraber, sonsuz güzellik sahibi Allah Mahbub-u Lâyezâl: asla kaybolup gitmeyecek yegâne sevgili olan Allah
    Mâbud-u Lemyezel: varlığı asla son bulmayan ve ibadete lâyık tek ilâh olan Allah Mâlik-i Hakikî: her şeyin gerçek sahibi olan Allah
    Sultan-ı Ezelî: hüküm ve saltanatının başlangıcı olmayan Allah adem: yokluk
    bekà: devamlılık, kalıcı olma cemâl: güzellik
    cilve-i cemâl: İlâhî güzelliğin yansıması cilve-i rahmet: İlâhî rahmetin yansıması
    câzibe: çekim daire-i huzur: huzur dairesi
    daire-i rahmet: rahmet dairesi fenâ: son bulma, yok oluş
    fevkinde: üstünde firak: ayrılık
    hüsn-ü esmâ: İlâhî isimlerin güzelliği hüsün: güzellik
    incizap: kapılma, çekim iştiyak: şiddetli arzu ve istek
    kesret: çokluk lem’a-i muhabbet: İlâhî sevginin parıltısı
    letâfet: hoşluk, güzellik mahbup: sevgili
    mecazî: gerçek olmayan meftun: düşkün
    mertebe-i huzur: Allah’ın yüce huzuruna çıkma seviyesi mes’udâne: mutlu bir şekilde
    mevcudat-ı dünyeviye: dünyadaki varlıklar muhabbet: sevgi
    mukàbil: karşılık müptelâ: bağımlı, tutkun
    müteveccih: yönelmiş, yönelen müştak: âşık
    nevi: tür nisyan: unutulma
    payitaht: merkez, başkent rüyet-i cemâl: Rabbimizin güzelliğini seyretme
    tevehhüm: kuruntuya kapılma, evhamlanma vahdet: birlik
    visal: kavuşma vücud-u daimî: ölümsüz, devamlı vücut
    ziyafetgâh-ı ebedî: sonsuz ziyafet yurdu zulümat: karanlıklar
    âhir: son âlem-i nur: nur ve aydınlık âlemi

    Yazar : Risale Forum

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222