Sayfa 1/2 12 SonSon
17 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Dokuzuncu Hüccet-i İmâniye

    Dokuzuncu Hüccet-i İmâniye

    (DOKUZUNCU ŞU’IN MUKADDİME-İ HAŞRİYYESİ)







    فَسُبْحَانَ اللهِ حِينَ تُمْسُونَ وَحِينَ تُصْبِحُونَ وَلَهُ الْحَمْدُ فِى السَّمٰوَاتِ وَاْلأَرْضِ وَعَشِيًّا وَحِينَ تُظْهِرُونَ يُخْرِجُ الْحَىَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَىِّ وَيُحْيِى اْلأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَكَذٰلِكَ تُخْرَجُونَ وَمِنْ اٰيَاتِهِۤ أَنْ خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ اِذَاۤ أَنْتُمْ بَشَرٌ تَنْتَشِرُونَ وَمِنْ اٰيَاتِهِۤ أَنْ خَلَقَ لَكُمْ مِنْ أَنْفُسِكُمْ أَزْوَاجًا لِتَسْكُنُوۤا إِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُمْ مَوَدَّةً وَرَحْمَةً إِنَّ فِى ذٰلِكَ َلاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ وَمِنْ اٰيَاتِهِ خَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَاخْتِلاَفُ أَلْسِنَتِكُمْ وَأَلْوَانِكُمْ اِنَّ فِى ذٰلِكَ َلاٰيَاتٍ لِلْعَالِمِينَ وَمِنْ اٰيَاتِهِ مَنَامُكُمْ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَابْتِغَاۤؤُكُمْ مِنْ فَضْلِهِ اِنَّ فِى ذٰلِكَ َلاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَسْمَعُونَ وَمِنْ اٰيَاتِهِ يُرِيكُمُ الْبَرْقَ خَوْفًا وَطَمَعًا وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَاۤءِ مَاۤءً فَيُحْيِى بِهِ اْلأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا اِنَّ فِى ذٰلِكَ َلاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ وَمِنْ اٰيَاتِهِۤ اَنْ تَقُومَ السَّمَاۤءُ وَاْلأَرْضُ بِأَمْرِهِ ثُمَّ اِذَا دَعَاكُمْ دَعْوَةً مِنَ اْلأَرْضِ اِذَاۤ أَنْتُمْ تَخْرُجُونَ وَلَهُ مَنْ فِى السَّمٰوَاتِ وَاْلأَرْضِ كُلٌّ لَهُ قَانِتُونَ وَهُوَ الَّذِى يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ وَهُوَ أَهْوَنُ عَلَيْهِ وَلَهُ الْمَثَلُ اْلأَعْلٰى فِى السَّمٰوَاتِ وَاْلأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ 1

    Not

    Dipnot-1“Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. Akşama erdiğinizde ve sabaha kavuştuğunuzda Allah’ı tesbih edin. Göklerde ve yerde olanların hamd ve senâsı Ona mahsustur. Gündüzün sonuna doğru ve öğle vaktine erişince de Allah’ı tesbih edip namaz kılın. Ölüden diriyi, diriden ölüyü O çıkarır. Ölümünden sonra yeryüzünü O diriltir. Siz de kabirlerinizden böyle çıkarılacaksınız. Yine Onun âyetlerindendir ki, sizi topraktan yaratmıştır; sonra siz birer insan olarak yeryüzüne yayılırsınız. Yine Onun âyetlerindendir ki, size hemcinslerinizden kendilerine ısınacağınız eşler yaratmış, aranıza muhabbet ve merhamet vermiştir. Düşünen bir topluluk için elbette bunda Allah’ın varlık ve birliğine, kudret ve rahmetine deliller vardır. Göklerin ve yerin yaratılışı ile dillerinizin ve renklerinizin, seslerinizin ve sîmâlarınızın farklılığı da yine Onun âyetlerindendir. İlim sahipleri için elbette bunda deliller vardır. Gece   ve gündüzde uyumanız ve Onun lûtfundan rızık aramanız da yine Onun âyetlerindendir. Kulak veren bir topluluk için bunda elbette deliller vardır. Yine Onun âyetlerindendir ki, size korku ve ümit vermek için şimşeği gösterir; gökten bir su indirir ve ölümünden sonra yeryüzünü onunla diriltir. Akıl sahibi bir topluluk için elbette bunda deliller vardır. Yine Onun âyetlerindendir ki, gök ve yer Onun emriyle ayakta durur. Sonra O sizi bir emirle çağırdığında derhal kabirlerinizden çıkarsınız. Göklerde ve yerde kim varsa Onundur; hepsi de Ona boyun eğer. Halkı önce yaratan, sonra tekrar diriltecek olan Odur; bu ise Onun için daha kolaydır. Göklerde ve yerde tecellî eden en yüce sıfatlar Onundur. Onun kudreti herşeye galiptir; O herşeyi hikmetle yapar.” Rum Sûresi, 30:17-27.

    Benzer Konular
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - On Birinci Hüccet-i İmâniye
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - On Birinci Hüccet-i İmâniye On Birinci Hüccet-i İmâniye (YİRMİ İKİNCİ SÖZÜN BİRİNCİ MAKAMI) وَيَضْرِبُ اللهُ
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Altıncı Hüccet-i İmâniye
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Altıncı Hüccet-i İmâniye Altıncı Hüccet-i İmâniye ONUNCU SÖZÜN DOKUZUNCU HAKİKATİ Bâb-ı İhyâ ve İmâtedir. İsm-i Hayy-ı Kayyûmun, Muhyî ve Mümîtin cilvesidir. Hiç mümkün müdür ki, ölmüş, kurumuş koca arzı ihyâ eden; ve o ihyâ içinde,
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Beşinci Hüccet-i İmâniye
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Beşinci Hüccet-i İmâniye Beşinci Hüccet-i İmâniye İsm-i Âzamın altı nurundan üçüncü nuruna işaret eden Üçüncü Nükte اُدْعُ اِلٰى سَبِيل&#
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Dördüncü Hüccet-i İmâniye
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Dördüncü Hüccet-i İmâniye Dördüncü Hüccet-i İmâniye Otuzuncu Lem’anın İkinci Nüktesi وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَ¡
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Birinci Hüccet-i İmâniye
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Birinci Hüccet-i İmâniye Birinci Hüccet-i İmâniye Âyetü’l-Kübrâ Kâinattan Hâlıkını soran bir seyyahın müşahedatıdır. تُسَبِّحُ ل
    Yazar : Risale Forum

  2. #2
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    İkinci Kısım - Sayfa 272

    İmanın bir kutbunu gösteren bu semâvî âyât-ı kübranın ve haşri ispat eden şu kudsî berâhin-i uzmânın bir nükte-i ekberi ve bir hüccet-i âzamı bu Dokuzuncu Şuâda beyan edilecek. Lâtif bir inâyet-i Rabbâniyedir ki, bundan otuz sene evvel Eski Said, yazdığı tefsir mukaddimesi Muhâkemat namındaki eserin âhirinde, “İkinci Maksat: Kur’ân’da haşre işaret eden iki âyet tefsir ve beyan edilecek. 1 نَخُو بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ ” deyip durmuş, daha yazamamış.

    Hâlık-ı Rahîmime delâil ve emârât-ı haşriye adedince şükür ve hamd olsun ki, otuz sene sonra tevfik ihsan eyledi. Evet bundan dokuz on sene evvel, o iki âyetten birinci âyet olan

    فَانْظُرْ اِلٰۤى اٰثَارِ رَحْمَتِ اللهِ كَيْفَ يُحْيِى اْلاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۤ اِنَّ ذٰلِكَ لَمُحْيِى الْمَوْتٰى وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ 2

    ferman-ı İlâhînin iki parlak ve çok kuvvetli hüccetleri ve tefsirleri bulunan Onuncu Söz ile Yirmi Dokuzuncu Sözü in’âm etti. Münkirleri susturdu. Hem, iman-ı haşrînin hücum edilmez o iki metin kal’asından, dokuz ve on sene sonra ikinci âyet olan başta mezkûr âyât-ı ekberin tefsirini bu risale ile ikram etti. İşte bu Dokuzuncu Şuâ, mezkûr âyâtıyla işaret edilen dokuz âlî makam ve bir ehemmiyetli mukaddimeden ibarettir.3


    Not
    Dipnot-1 “Öyle ise: Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla”

    Dipnot-2 “Şimdi bak Allah’ın rahmet eserlerine: Yeryüzünü ölümünün ardından nasıl diriltiyor? Bunu yapan, elbette ölüleri de öylece diriltecektir; O herşeye hakkıyla kàdirdir.” Rum Sûresi, 30:50

    Dipnot-3 Üstad Hazretleri, bunlardan sadece “Mukaddime”yi telif etmiş, dokuz makamdan “Birinci Makam”a (Zeylin İkinci Parçası’na) ise sadece başlangıç yapmıştır. Kastamonu Lâhikası’nda, bu dokuz makamı tamamlama vazifesinin, Nur talebelerine ait olduğunu ifade etmektedir.





    Eski Said: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî) Hâlık-ı Rahîm: rahmetinin çok özel tecellîleri olan sonsuz merhamet ve şefkat sahibi ve herşeyi yaratan Allah
    Muhâkemat: Risale-i Nur Külliyatında bulunan bir eser adı berâhin-i uzmâ: büyük, yüce ve güçlü deliller
    beyan etmek: açıklamak delâil: deliller, işaretler
    emârât-ı haşriye: haşrin emâreleri, belirtileri ferman-ı İlâhî: Allah’ın emri, buyruğu
    hamd: övgü ve şükür haşr: insanların öldükten sonra tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanması
    hüccet: delil, kanıt hüccet-i âzam: en büyük delil
    ihsan etmek: bağışlamak iman-ı haşrî: haşre iman
    inayet-i Rabbâniye: Allah’ın inâyeti, yardımı in’am: nimetlendirmek
    kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak, kutsal kutb: esas
    lâtif: hoş, güzel mezkûr: zikredilen, adı geçen
    mukaddime: başlangıç, giriş münkir: inkâr eden, inançsız
    nam: ad nükte-i ekber: en büyük nükte, ince derin mânâ
    risale: mektup, Risale-i Nur Külliyatından her bir bölüm semâvî: İlâhî, vahiyle gelen
    tefsir: Kur’ân’ın mânâ bakımından izahı, yorumu tevfik: başarı, muvaffakiyet
    âhir: son âlî: yüce, yüksek
    âyât: âyetler âyât-ı ekber: en büyük âyetler, deliller
    âyât-ı kübra: büyük, yüce âyetler şükür: Allah’a karşı minnet duyma, teşekkür etme

    Yazar : Risale Forum

  3. #3
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    İkinci Kısım - Sayfa 273

    Mukaddime

    Haşir akîdesinin, pek çok ruhî faidelerinden ve hayatî neticelerinden birtek netice-i câmiayı ihtisarla beyan ve hayat‑ı insaniyeye, hususan hayat-ı içtimaiyesine ne derece lüzumlu ve zarurî olduğunu izhar ve buiman-ı haşrî akîdesinin pek çok hüccetlerinden, bir tek hüccet-i külliyeyi icmal ile göstermek ve o akîde-i haşriye ne derece bedîhi ve şüphesiz bulunduğunu ifade etmekten ibaret olarak İki Noktadır.


    BİRİNCİ NOKTA

    Âhiret akîdesi, hayat-ı içtimaiye ve şahsiye-i insaniyenin üssü’l-esası ve saadetinin ve kemâlâtının esasatı olduğuna, yüzer delillerinden bir mikyas olarak yalnız dört tanesine işaret edeceğiz:

    Birincisi: Nev-i beşerin hemen yarısını teşkil eden çocuklar, yalnız Cennet fikriyle, onlara dehşetli ve ağlatıcı görünen ölümlere ve vefatlara karşı dayanabilirler. Ve gayet zayıf ve nazik vücutlarında bir kuvve-i mâneviye bulabilirler. Ve herşeyden çabuk ağlayan gayet mukavemetsiz mîzac-ı ruhlarında, o Cennet ile bir ümit bulup mesrurâne yaşayabilirler. Meselâ, Cennet fikriyle der: “Benim küçük kardeşim veya arkadaşım öldü, Cennetin bir kuşu oldu. Cennette gezer, bizden daha güzel yaşar.”1 Yoksa, her vakit etrafında kendi gibi çocukların ve büyüklerin ölümleri o zayıf biçarelerin endişeli nazarlarına çarpması, mukavemetlerini ve kuvve-i mâneviyelerini zîrü zeber ederek gözleriyle beraber, ruh, kalb, akıl gibi bütün letaifini dahi öyle ağlattıracak, ya mahvolup veya divâne bir bedbaht hayvan olacaktı.

    İkinci delil: Nev-i insanın nısfı olan ihtiyarlar, yalnız hayat-ı uhreviye ile ya-kınlarında

    Not
    Dipnot-1 Hennâd, ez-Zühed 1:221; es-Suyûtî, ed-Dürru’l-Mensûr, 1:287, 288.





    (hayat-ı) şahsiye-i insaniye: insanın kişisel hayatı akîde: inanç
    akîde-i haşriye: haşir inancı bedbaht: kötü talihli, talihsiz
    bedihî: apaçık beyan: açıklama, izah
    biçare: çaresiz dehşetli: korkunç, ürkütücü
    divane: deli, akılsız esâsât: esaslar, temeller
    faide: fayda gayet: son derece
    hayat-ı insaniye: insan hayatı hayat-ı içtimaiye: sosyal hayat
    hayat-ı uhreviye: âhiret hayatı hayatî: hayatla ilgili, hayata dair
    haşir: insanın öldükten sonra âhirette diriltilerek muhakeme için Allah’ın huzurunda toplanması hususan: özellikle
    hüccet: kesin delil, kanıt hüccet-i külliye: kapsamlı geniş delil
    icmal: kısaca, özet olarak ihtisar: kısaltma, özetleme
    iman-ı haşrî: haşre iman izhar: açığa çıkarma, gösterme
    kemâlât: faziletler, iyilikler, ahlâk ve huy güzellikleri kuvve-i mâneviye: mânevî kuvvet, imandan gelen moral gücü
    letâif: lâtifeler; insanın yapısındaki ince duygulardan herbiri mesrurâne: sevinçli bir şekilde
    mikyas: ölçü mukaddime: başlangıç, giriş
    mukavemet: karşı koyma, direnç mîzac-ı ruh: ruhun durumu, yaratılışı
    nazar: bakış, dikkat netice-i câmia: çok kapsamlı netice
    nev-i beşer: insanlar, insanlık türü nev-i insan: insan türü, insanlık
    nısf: yarı ruhî: ruha ait, ruhla ilgili
    saadet: mutluluk teşkil etmek: meydana getirmek, oluşturmak
    vücut: beden zarurî: zorunlu, gerekli
    zir ü zeber: darmadağınık, alt üst âyet: delil
    üssü’l-esas: temel esas
    Yazar : Risale Forum

  4. #4
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    İkinci Kısım - Sayfa 274

    bulunan kabre karşı tahammül edebilirler. Ve çok alâkadar oldukları hayatlarının yakında sönmesine ve güzel dünyalarının kapanmasına mukàbil bir teselli bulabilirler. Ve çocuk hükmüne geçen seriü’t-teessür ruhlarında ve mizaçlarında mevt ve zevâlden çıkan elîm ve dehşetli meyusiyete karşı, ancak hayat-ı bâkiye ümidiyle mukabele edebilirler. Yoksa, o şefkate lâyık muhteremler ve sükûnete ve istirahat-i kalbiyeye çok muhtaç o endişeli babalar ve analar öyle bir vaveylâ-i ruhî ve bir dağdağa-i kalbî hissedeceklerdi ki, bu dünya onlara zulmetli bir zindan ve hayat dahi kasavetli bir azap olurdu.

    Üçüncü delil: İnsanların hayat-ı içtimaiyesinin en kuvvetli medarı olan gençler, delikanlılar, şiddet-i galeyanda olan hissiyatlarını ve ifratkâr bulunan nefis ve hevâlarını tecavüzattan ve zulümlerden ve tahribattan durduran ve hayat-ı içtimaiyenin hüsn-ü cereyanını temin eden, yalnız Cehennem fikridir. Yoksa, Cehennem endişesi olmazsa, “El-hükmü li’l-galib” kaidesiyle, o sarhoş delikanlılar,hevesatları peşinde bîçare zaiflere, âcizlere, dünyayı cehenneme çevireceklerdi ve yüksek insaniyeti gayet süflî bir hayvaniyete döndüreceklerdi.

    Dördüncü delil: Nev-i beşerin hayat-ı dünyeviyesinde en cemiyetli merkez ve en esaslı zemberek ve dünyevî saadet için bir cennet, bir melce bir tahassungâh ise, aile hayatıdır. Ve herkesin hanesi, küçük bir dünyasıdır. Ve o hane ve aile hayatının hayatı ve saadeti ise; samimî ve ciddî ve vefadarâne hürmet ve hakiki ve şefkatli vefedakârâne merhamet ile olabilir. Ve bu hakikî hürmet ve samimî merhamet ise,ebedî bir arkadaşlık ve daimî bir refakat ve sermedî bir beraberlik ve hadsiz bir zamanda ve hudutsuz bir hayatta birbiriyle pederâne, ferzendâne, kardeşâne, arkadaşâne münasebetlerin bulunmak fikriyle ve akîdesiyle olabilir. Meselâ der: “Buharemim, ebedî bir âlemde, ebedî bir hayatta daimî bir refika-i hayatımdır. Şimdilik ihtiyar ve çirkin olmuş ise de zararı yok. Çünkü ebedî bir


    akide: inanç alâkadar: ilgili, alâkalı
    bîçare: çaresiz, zavallı cem’iyetli: kapsamlı
    dağdağa-i kalbî: kalp sıkıntısı, ızdırabı dehşetli: korkunç, ürküntü
    dünyevî: dünya ile ilgili ebedî: sonu olmayan, sonsuz
    el-hükmü li’l-galib: hüküm güçlü ve kuvvetli olanındır elîm: elemli, acı veren
    fedakârâne: fedakârca ferzendâne: evlada yakışır şekilde
    gayet: son derece hadsiz: sayısız, sınırsız
    hakikî: gerçek hane: ev
    haremim: eşim, hanımım hayat-ı bâkiye: devamlı ve kalıcı âhiret hayatı
    hayat-ı dünyeviye: dünya hayatı hayat-ı içtimaiye: sosyal hayat
    hayvaniyet: hayvanlık hevesat: hevesler, gelip geçici istekler, arzular
    hevâ: nefsin hoşuna giden faydasız ve gelip geçici arzular hissiyat: hisler, duygular
    hudutsuz: sınırsız hüsn-ü cereyan: güzel gidişat
    ifratkâr: haddi aşan, aşırı insaniyet: insanlık
    istirahat-i kalbiye: kalp rahatlığı, iç huzuru kaide: düstur, prensip
    kardeşâne: kardeşe yakışır şekilde kasavet: katılık, sertlik
    medar: dayanak noktası, eksen melce: sığınak
    mevt: ölüm meyusiyet: ümitsizlik
    mizaç: huy, tabiat, yaratılış muhterem: hürmete lâyık, saygıdeğer
    mukabele etmek: karşılık vermek mukàbil: karşılık
    münasebet: bağlantı, ilişki nev-i beşer: insanlar, insanlık türü
    pederâne: babaya yakışır şekilde refakat: arkadaşlık
    refika-i hayat: hayat arkadaşı, eş saadet: mutluluk
    seriü’t-teessür: çabuk etkilenen, üzülen sermedî: daimi, sürekli
    süflî: alçak, aşağılık sükûnet: durgunluk, hareketsizlik
    tahammül: katlanma, dayanma tahassüngâh: sığınma, korunma yeri
    tahribat: tahripler, yıkıp bozmalar tecavüzât: haddi aşmalar, saldırılar
    temin etmek: sağlamak vaveylâ-i ruhî: ruhun feryadı, çığlığı
    vefadarâne: vefalı olarak, vefa göstererek zemberek: hareketi sağlayan güç kaynağı
    zevâl: geçip gitme, ölme zulmetli: karanlık
    âciz: güçsüz, zavallı şiddet-i galeyan: şiddetli coşkunluk, coşup taşma

    Yazar : Risale Forum

  5. #5
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    İkinci Kısım - Sayfa 275

    güzelliği var, gelecek. Ve böyle daimî arkadaşlığın hatırı için herbir fedakârlığı ve merhameti yaparım” diyerek, o ihtiyare karısına, güzel bir hûri gibi muhabbetle,şefkatle, merhametle mukabele edebilir. Yoksa, kısacık bir iki saat sûrî bir refakatten sonra ebedî bir firak ve müfarakate uğrayan arkadaşlık, elbette gayet sûrî ve muvakkat ve esassız, hayvan gibi bir rikkat-i cinsiye mânâsında ve bir mecazî merhamet ve sun’î bir hürmet verebilir. Ve hayvanatta olduğu gibi, başka menfaatler ve sair galip hisler, o hürmet ve merhameti mağlûp edip o dünya cennetini cehenneme çevirir.

    İşte, iman-ı haşrînin yüzer neticesinden birisi, hayat-ı içtimaiye-i insaniyeye taallûkeder. Ve bu tek neticenin de yüzer cihetinden ve faidelerinden mezkûr dört delile sairleri kıyas edilse anlaşılır ki, hakikat-ı haşriyenin tahakkuku ve vukuu, insaniyetin ulvî hakikatı ve küllî hâceti derecesinde kat’îdir. Belki, insanın midesindeki ihtiyacın vücûdu, taamların vücuduna delâlet ve şehadetinden daha zâhirdir. Ve daha ziyade tahakkukunu bildirir. Ve eğer bu hakikat-ı haşriyenin neticeleri insaniyetten çıksa, o çok ehemmiyetli ve yüksek ve hayattar olan insaniyet mahiyeti, murdar ve mikrop yuvası bir lâşe hükmüne sukut edeceğini isbat eder.

    Beşerin idare ve ahlâk ve içtimaiyatı ile çok alâkadar olan içtimaiyyun vesiyasiyyun ve ahlâkiyyunun kulakları çınlasın! Gelsinler, bu boşluğu neyle doldurabilirler? Ve bu derin yaraları neyle tedavi edebilirler?

    İKİNCİ NOKTA

    Hakikat-ı haşriyenin hadsiz burhanlarından, sair erkân-ı imaniyeden gelen şehadetlerin hülâsasından çıkan bir burhanı, gayet muhtasar bir surette beyan eder. Şöyle ki:

    Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın risaletine delâlet eden bütün


    Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun ahlâkiyyun: ahlâk bilimciler
    alâkadar: ilgili, alakalı beyan etmek: açıklamak
    beşer: insan burhan: kesin delil, kanıt
    cihet: taraf, yön delâlet: delil olma, işaret etme
    ebedî: sonu olmayan, sonsuz ehemmiyetli: önemli
    erkân-ı imaniye: imanın esasları, şartları esassız: temelsiz, dayanıksız
    firak: ayrılık gayet: son derece
    hacet: ihtiyaç hadsiz: sınırsız
    hakikat: doğru, gerçek hakikat-i haşriye: haşir gerçeği
    hayat-ı içtimaiye-i insaniye: insanların toplumsal hayatı hayattar: canlı
    hayvanat: hayvanlar huri: Cennet kızı
    hülâsa: özetle iman-ı haşrî: haşre iman
    insaniyet: insanlık içtimaiyat: sosyal meseleler
    içtimaiyyun: toplum bilimciler, sosyologlar kat’î: kesin olarak
    küllî: genel, kapsamlı tür mahiyet: iç yüz, asıl, esas nitelik, özellik
    mağlûp etmek: yenmek mecazî: gerçek anlamı dışında, başka bir mânâda ikinci plânda olan
    mezkûr: adı geçen muhabbet: sevgi
    muhtasar: kısa, özet mukabele etmek: karşılık vermek
    murdar: pis, kirli muvakkat: geçici
    müfarakat: ayrılıklar rikkat-i cinsiye: kendi cinsinden olana karşı duyulan acıma hissi
    risalet: elçilik, peygamberlik sair: diğer, başka
    siyasiyyun: siyasetçiler sukut etmek: düşmek, alçalmak
    sun’î: yapmacık, sahte suret: biçim, şekil
    sûrî: gösterişte, şeklen taallûk etmek: ilgilendirmek, ait olmak
    taam: gıda, yiyecek tahakkuk: gerçekleşme
    ulvî: yüce, yüksek vuku: gerçekleşme, meydana gelme
    vücud: varlık, var oluş ziyade: çok
    zâhir: açık şefkat: acıma, merhamet
    şehadet: şahitlik, tanıklık
    Yazar : Risale Forum

  6. #6
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    İkinci Kısım - Sayfa 276

    mu’cizeleri ve bütün delâil-i nübüvveti ve hakkaniyetinin bütün burhanları, birden hakikat-ı haşriyenin tahakkukuna şehadet ederek ispat ederler. Çünkü; bu zâtın bütün hayatında bütün dâvaları, vahdâniyetten sonra haşirde temerküz ediyor. Hem,umum peygamberleri tasdik eden ve ettiren bütün mu’cizeleri ve hüccetleri aynı hakikate şehadet eder. Hem 1 وَبِرُسُلِهِ kelimesinden gelen şehadeti bedahet derecesine çıkaran 2 وَكُتُبِهِ şehadeti de aynı hakikate şehadet eder.

    Şöyle ki:

    Başta Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyânın hakkaniyetini ispat eden bütün mu’cizeleri,hüccetleri ve hakikatleri birden hakikat-i haşriyenin tahakkukuna ve vukuuna şehadet edip ispat ederler. Çünkü, Kur’ân’ın hemen üçten birisi haşirdir. Ve ekser kısa sûrelerinin başlarında gayet kuvvetli âyât-ı haşriyedir. Sarîhan ve işareten binler âyâtıyla aynı hakikati haber verir, ispat eder, gösterir.

    Meselâ,

    اِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ 3 يَاۤ أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ اِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ شَىْءٌ عَظِيمٌ 4اِذَا زُلْزِلَتِ اْلاَرْضُ زِلْزَالَهَا 5 اِذَا السَّمَاۤءُ انْفَطَرَتْ 6 اِذَا السَّمَاۤءُ انْشَقَّتْ 7 عَمَّ يَتَسَاۤءَلُونَ 8 هَلْ أَتٰيكَ حَدِيثُ الْغَاشِيَةِ 9

    gibi, otuz kırk surelerin başlarında bütün kat’iyetle hakikat-ı haşriyeyi kâinatın


    Not
    Dipnot-1 Resullerine imân etmek.

    Dipnot-2 Kitaplarına imân etmek.

    Dipnot-3 “Güneş dürülüp toplandığında…” Tekvir Sûresi, 81:1.

    Dipnot-4 “Ey insanlar, Rabbinizin azabından çekinin. Kıyâmet gününün zelzelesi, muhakkak ki pek büyük birşeydir.” Hac Sûresi, 22:1.

    Dipnot-5 “Ne zaman ki yer müthiş bir sarsıntıyla sarsılır.” Zilzâl Sûresi, 99:1.

    Dipnot-6 “Gök yarıldığı zaman.” İnfitar Sûresi, 82:1.

    Dipnot-7 “Gök yarıldığında.” İnşikak Sûresi, 84:1.

    Dipnot-8 “Onlar birbirlerine neyi sorup duruyorlar?” Nebe’ Sûresi, 78:1.

    Dipnot-9 “Dehşeti herşeyi kaplayan kıyâmetin haberi sana geldi mi!?” Gàşiye Sûresi, 88:1.





    Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla mu’cize olan, benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân bedahet: açıklık
    burhan: güçlü delil, kanıt delâil-i nübüvvet: peygamberlik delilleri
    ekser: çoğunluk gayet: son derece
    hakikat: asıl, esas, gerçek hakikat-ı haşriye: haşir gerçeği
    hakkaniyet: haktan ve doğruluktan ayrılmama haşir: insanın öldükten sonra âhirette diriltilerek tekrar Allah’ın huzurunda toplanması
    hüccet: kesin delil, kanıt kat’iyet: kesinlik
    kâinat: evren, bütün yaratılmışlar mu’cize: Allah’ın izniyle peygamberler tarafından ortaya konulup bir benzerini yapmakta başkalarını aciz ve hayrette bırakan olağanüstü şey
    sarîhan: açıkça tahakkuk: gerçekleşme
    tasdik etmek: doğrulamak, onaylamak temerküz etmek: odaklaşmak, toplanmak
    umum: bütün vahdâniyet: Allah’ın bir ve benzersiz oluşu ve ortağının olmayışı
    vuku: gerçekleşme, meydana gelme âyât: âyetler
    âyât-ı haşriye: haşirden bahseden âyetler şehadet: şahitlik, tanıklık
    Yazar : Risale Forum

  7. #7
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    İkinci Kısım - Sayfa 277

    en ehemmiyetli ve vâcip bir hakikati olduğunu göstermekle beraber, sair âyetlerinde dahi o hakikatin çeşit çeşit delillerini beyan edip ikna eder.

    Acaba birtek âyetin birtek işareti gözümüz önünde ulûm-u İslâmiyede müteaddit ilmî ve kevnî hakikatleri meyve veren bir kitabın binler böyle şehadetleri ve dâvâları ile, güneş gibi zuhur eden iman-ı haşrî hakikatsiz olması, güneşin inkârı belki kâinatınademi gibi hiçbir cihet-i imkânı var mı? Ve yüz derece muhal ve bâtıl olmaz mı? Acaba, bir sultanın birtek işareti yalan olmamak için bazan bir ordu hareket edip çarpıştığı halde, o pek ciddî ve izzetli sultanın binler sözleri ve vaadleri ve tehditlerini yalan çıkarmak hiçbir cihette kàbil midir? Ve hakikatsız olmak mümkün müdür?

    Acaba, on üç asırda fasılasız olarak hadsiz ruhlara, akıllara, kalblere, nefislere hak ve hakikat dairesinde hükmeden, terbiye eden, idare eden bu mânevî Sultan-ı Zîşânın birtek işareti böyle bir hakikati ispat etmeye kâfi iken, binler tasrihat ile buhakikat-ı haşriyeyi gösterip ispat ettikten sonra, o hakikati tanımayan bir echelahmak için Cehennem azabı lâzım gelmez mi? Ve ayn-ı adâlet olmaz mı?

    Hem, birer zamana ve birer devre hükmeden bütün semâvî suhuflar ve mukaddes kitaplar dahi, bütün istikbale ve umum zamanlara hükümran olan Kur’ân’ın tafsilâtla,izahatla, tekrarla beyan ve ispat ettiği hakikat-i haşriyeyi asırlarına ve zamanlarına göre o hakikatı kat’î kabul ile beraber, tafsilâtsız ve perdeli ve muhtasar bir surettebeyan, fakat kuvvetli bir tarzda iddia ve ispatları, Kur’ân’ın dâvâsını binler imza iletasdik ederler.

    Bu bahsin münasebetiyle Risale-i Münâcâtın âhirinde: İmânûn bi’l-yevmi’l-âhirrüknüne sair rükünlerin, hususan rusül ve kütübün şehadeti, münacat suretinde


    Risale-i Münâcât: Münacat Risalesi; Üçüncü Şuâ adem: hiçlik, yokluk
    ayn-ı adalet: adaletin ta kendisi beyan: açıklama, anlatım
    bâtıl: gerçek dışı, hak olmayan cihet: taraf, yön
    cihet-i imkan: mümkün olma yönü echel: çok cahil
    ehemmiyetli: önemli fasılasız: aralıksız
    hadsiz: sınırsız hakikat: doğru, gerçek
    hakikat-ı haşriye: haşir gerçeği hakikatsiz: asılsız, gerçek olmayan
    hususan: bilhassa, özellikle hükümran: hükmü geçen, hükmeden
    iman-ı haşrî: haşre iman imanûn bilyevmi’l-âhir: âhiret gününe iman etmek
    inkâr: kabul etmeme, yok sayma istikbal: gelecek
    izahat: izahlar, açıklamalar izzetli: şerefli, değerli, yüce
    kabil olmak: mümkün olmak kat’î: kesin olarak
    kevnî: yaratılışla ilgili kâfi: yeterli
    kâinat: evren, yaratılmış her şey kütüb: kitaplar
    muhal: imkânsız, akıl dışı muhtasar: kısaca, özetle
    mukaddes kitaplar: kutsal kitaplar münasebet: bağlantı, ilişki
    münâcât: Allah’a yalvarış, dua müteaddit: bir çok, çeşitli
    rusül: resuller, peygamberler rükn/rükün: esas, şart, temel parça
    sair: diğer, başka semâvî: İlahî, vahiyle gelen
    suhuf: bazı peygamberlere gelen sahifeler halindeki küçük kitaplar sultan: hükümdâr, yönetici
    sultan-ı zîşan: şan ve şeref sahibi sultan suret: biçim, şekil
    tafsilât: ayrıntılar, detaylar tarz: biçim, şekil
    tasdik etmek: doğrulamak, onaylamak tasrihat: açıklamalar, beyan etmeler
    terbiye etmek: beslemek, yetiştirmek ulûm-u İslâmiye: İslâm ilimleri
    umum: bütün vaad: Allah’ın mükafat için söz vermesi
    vâcib: gerekli, zorunlu zuhur etmek: ortaya çıkmak, görünmek
    âhir: son şehadet: şahitlik, tanıklık

    Yazar : Risale Forum

  8. #8
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    İkinci Kısım - Sayfa 278

    zikredilen pek kuvvetli ve hülâsalı ve bütün evhamları izale eden bir hüccet-i haşriye aynen buraya giriyor. Şöyle ki, münâcâtta demiş:

    Ey Rabb-i Rahîmim!

    Resûl-i Ekreminin tâlimiyle ve Kur’ân-ı Hakîmin dersiyle anladım ki: Başta Kur’ân ve Resûl-i Ekremin olarak, bütün mukaddes kitaplar ve peygamberler bu dünyada ve her tarafta nümuneleri görülen celâlî ve cemâlî isimlerinin tecellileri daha parlak bir sûrette ebedü’l-âbâdda devam edeceğine ve bu fâni âlemde rahîmâne cilveleri,nümuneleri müşahede edilen ihsanatının daha şa’şaalı bir tarzda dar-ı saadette istimrarına ve bekàsına ve bu kısa hayat-ı dünyeviyede onları zevk ile gören ve muhabbet ile refakat eden müştakların, ebedde dahi refakatlerine ve beraber bulunmalarına icma’ ve ittifak ile şehadet ve delâlet ve işaret ederler.

    Hem, yüzer mu’cizat-ı bâhirelerine ve âyât-ı kàtıalarına istinaden, başta Resûl-i Ekrem ve Kur’ân-ı Hakîmin olarak bütün nuranî ruhların sahipleri olan peygamberler ve bütün münevver kalblerin kutupları olan veliler ve bütün keskin ve nurlu akılların mâdenleri olan sıddıkînler, bütün suhuf-u Semâviyede ve kütüb‑ü mukaddesede senin çok tekrar ile ettiğin binler vaadlerine ve tehditlerine istinaden, hem senin kudret ve rahmet ve inâyet ve hikmet ve celâl ve cemâl gibi âhireti iktiza eden kudsî sıfatlarına ve şe’nlerine ve senin izzet-i celâline ve saltanat-ı rubûbiyetine itimaden, hem âhiretin izlerini ve tereşşuhatını bildiren


    Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân Rabb-i Rahîm: rahmetinin çok özel tecellîleri olan sonsuz merhamet ve şefkat sahibi ve herşeyi terbiye ve idare eden Allah
    Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.) bekà: devamlılık ve kalıcılık
    celâl: haşmet, görkem, heybet celâlî isimler: Allah’ın daha çok kudret, haşmet ve azametinin tecelli ettiği isimleri—Kahhâr, Cebbâr ve Müntakim isimleri gibi
    cemâl: güzellik cilve: görüntü, yansıma
    dar-ı saadet: mutluluk yurdu delâlet etme: delil olma, işaret etme
    ebed: sonsuzluk ebedü’l-âbâd: sonsuzlukların sonsuzluğu olan âhiret
    evham: kuruntular, şüpheler fâni: geçici, ölümlü
    hayat-ı dünyeviye: dünya hayatı hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması
    hüccet-i haşriye: haşrin delili hülâsa: özet, öz
    icmâ: fikir birliği, birleşme ihsânât: bağışlar, ikramlar, iyilikler
    iktiza etmek: gerektirmek inayet: bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan düzenlilik
    istimrar: devam etme istinaden: dayanarak
    itimaden: güvenerek ittifak: birleşme, birlik
    izale etmek: gidermek izzet-i celâl: haşmet ve yüceliğin izzeti
    kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak, kutsal
    kutup: önder, rehber kütüb-ü semâviye: vahye dayanan kutsal kitaplar; Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’ân-ı Kerîm
    muhabbet: sevgi mukaddes: her türlü çirkinlik ve eksiklikten arınmış
    mu’cizat-ı bâhire: apaçık mu’cizeler münevver: aydın, nurlanmış
    münâcât: Allah’a yalvarış, dua müşahede etmek: görmek, gözlemlemek
    müştak: arzulu, çok istekli nuranî: aydın, nurlu
    nümune: örnek, misal rahmet: İlâhî şefkat, merhamet
    rahîmâne: şefkatli ve merhametli bir şekilde refakat: arkadaşlık
    saltanat-ı Rububiyet: Allah’ın varlıkları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurma hükümranlığı suhuf-u Semâviye: bazı peygamberlere Allah’ın gönderdiği sahifeler halindeki küçük kitaplar
    suret: şekil, biçim; görüntü sıddıkîn: daima doğruluk üzere ve Allah’a ve peygambere sadakatte en ileride olanlar
    tecellî: görünme, yansıma tereşşuhât: sızıntılar, izler
    tâlim: öğretme, eğitme âyât-ı kàtıa: kesin, şüphe götürmez deliller
    şa’şaalı: gösterişli, göz alıcı şehadet: şahitlik, tanıklık
    şe’n: zâtî nitelik, Allah’ın Zâtına ait kutsal özellik
    Yazar : Risale Forum

  9. #9
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    İkinci Kısım - Sayfa 279

    hadsiz keşfiyatlarına ve müşahedelerine ve ilmelyakîn ve aynelyakîn derecesinde bulunan itikadlarına ve imanlarına binaen saadet-i ebediyeyi insanlara müjdeliyorlar.Ehl-i dalâlet için cehennem ve ehl-i hidâyet için cennet bulunduğunu haber verip ilân ediyorlar, kuvvetli iman edip şehadet ediyorlar.

    Ey Kadîr-i Hakîm! Ey Rahmân-ı Rahîm! Ey Sâdıku’l-Vâ’di’l-Kerîm! Ey izzet ve azamet ve celâl sahibi Kahhâr-ı Zülcelâl!

    Bu kadar sâdık dostlarını, bu kadar vaadlerini ve bu kadar sıfât ve şuûnâtını yalancı çıkarmak, tekzib etmek ve saltanat-ı rubûbiyetinin kat’î muktaziyatını tekzib edip yapmamak ve senin sevdiğin ve onlar dahi Seni tasdik ve itaat etmekle kendilerini sana sevdiren hadsiz makbul ibâdının âhirete bakan hadsiz dualarını ve dâvâlarını reddetmek, dinlememek ve küfür ve isyan ile ve Seni vaadinde tekzib etmekle, Senin azamet ve kibriyâna dokunan ve izzet-i celâline dokunduran ve ulûhiyetinin haysiyetine ilişen ve şefkat-i rubûbiyetini müteessir eden ehl-i dalâleti ve ehl-i küfrü haşrin inkârında, onları tasdik etmekten yüzbinler derece mukaddessin ve hadsiz derece münezzeh ve âlisin. Böyle nihayetsiz bir zulümden ve nihayetsiz bir çirkinlikten senin o nihayetsiz adâletini ve nihayetsiz cemâlini ve hadsiz rahmetini hadsiz derece takdis ediyoruz. Ve bütün kuvvetimizle iman ederiz ki; o yüzbinler sâdık elçilerin 1 ve o hadsiz doğru dellâl-ı


    Not
    Dipnot-1 Yüz yirmi dört bin nebî, üç yüz on beş (veya üç yüz on üç) resûl olduğuna dair bk. Müsned 5:265; İbn Hibbân, es-Sahîh 2:77; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr 8:217; el-Hâkim, el-Müstedrek 2:652; İbni Sa’d, et-Tabakâtü’l-Kübrâ, 1:32, 54.



    Kadîr-i Hakîm: herşeyi hikmetle yaratan sonsuz kudret sahibi Allah Kahhâr-ı Zülcelâl: haşmet ve yücelik sahibi ve herşeye her zaman mutlak galip gelen ve kahretmeye gücü yeten Allah
    Rahmân-ı Rahîm: dünya ve âhirette yarattığı varlıklara sonsuz rahmet, şefkat ve merhametiyle davranan Allah Sâdıku’l-Vâ’di’l-Kerîm: kullarına vaad ettiği şeylere sadık ve onlara karşı cömert olan Allah
    aynelyakîn: gözlem ve müşahedeye dayanarak, şüpheye yer bırakmayacak şekilde kesin bilme azamet: büyüklük, yücelik
    binaen: –dayanarak celâl: haşmet, görkem, heybet
    cemâl: güzellik ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapmış inançsız kimseler
    ehl-i hidayet: doğru yolda olanlar, iman nimetine ermiş olanlar ehl-i küfür: inkârcılar, inanmayanlar
    hadsiz: sınırsız haysiyet: şeref, itibar, değer
    haşr: insanların öldükten sonra tekrar diriltilip muhakeme için Allah’ın huzurunda toplanması ibâd: kullar
    ilmelyakîn: ilmî ve sağlam delillere dayanarak, kuşkuya yer bırakmayacak derecede kesin bilme inkâr: inanmama, kabul etmeme
    itaat etmek: emre uymak itikad: inanç
    izzet: üstünlük, yücelik izzet-i celâl: haşmet ve yüceliğin izzeti
    kat’î: kesin olarak keşfiyat: mânevî âlemlerde bazı olayları ve hakikatleri görme
    kibriyâ: yücelik ve büyüklük makbul: kabul gören, geçerli
    mukaddes: her türlü çirkinlik ve eksiklikten arınmış muktaziyat: gerektirici sebepler; gerekler
    münezzeh: arınmış, kusur ve eksiklikten yüce müteessir etmek: dokunmak, etkilemek
    müşahede: görme, gözlem nihayetsiz: sınırsız, sonsuz
    rahmet: İlâhî şefkat, merhamet saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk
    sadık: doğru, gerçek saltanat-ı Rububiyet: Allah’ın varlıkları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması; rablık sanatı
    sıfat: özellik, vasıf takdis etmek: kutsamak, her türlü eksiklik ve çirkinlikten pâk ve yüce olduğunu dile getirmek
    tasdik: doğrulama, onaylama tasdik etmek: doğrulamak, onaylamak
    tekzip etmek: yalanlamak ulûhiyet: İlâhlık, mabudiyet
    vaad/va’d: Allah’ın mükafat için söz vermesi âhiret: öteki dünya
    âli: yüksek, yüce şefkat-i rubûbiyet: herşeyi terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah’ın şefkati
    şehadet etmek: şahitlik, tanıklık etmek şuûnât: Allah’ın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecellîye sevk eden Zâtına ait kutsal özellikler
    Yazar : Risale Forum

  10. #10
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    İkinci Kısım - Sayfa 280

    saltanatın olan enbiya, asfiya evliyalar hakkalyakîn, aynelyakîn, ilmelyakîn sûretinde senin uhrevî rahmet hazinelerine, âlem-i bekàdaki ihsanatının definelerine ve dar-ı saadette tamamiyle zuhur eden güzel isimlerinin hârika güzel cilvelerine şehadetleri hak ve hakikattır. Ve işaretleri doğru ve mutabıktır. Ve beşaretleri sâdık ve vâkidir. Ve onlar bütün hakikatlerin mercii ve güneşi ve hâmîsi olan Hak isminin en büyük bir şuâı; bu hakikat-ı ekber-i haşriye olduğunu iman ederek senin emrin ile senin ibâdına hak dairesinde ders veriyorlar. Ve ayn-ı hakikat olarak tâlim ediyorlar.

    Yâ Rab! Bunların ders ve talimlerinin hakkı ve hürmeti için bize ve Risale-i Nur talebelerine iman-ı ekmel ve hüsn-ü hâtime ver. Ve bizleri onların şefaatlerine mazhar eyle. Âmin.

    Hem nasıl ki Kur’ân’ın, belki bütün semâvî kitapların hakkaniyetini ispat eden umum deliller ve hüccetler ve Habibullahın, belki bütün enbiyanın nübüvvetlerini ispat eden umum mu’cizeler ve burhanlar, dolayısıyla, en büyük müddeâları olan âhiretin tahakkukuna delâlet ederler. Aynen öyle de, Vâcibü’l-Vücudun vücuduna ve vahdetine şehadet eden ekser deliller ve hüccetler, dolayısıyla rububiyetin ve ulûhiyetin en büyük medarı ve mazharı olan dâr-ı saadetin ve âlem-i bekànın vücuduna, açılmasına şehadet ederler. Çünkü, gelecek makamatta beyan ve ispat edileceği gibi, Zât-ı Vâcibü’l-Vücudun hem mevcudiyeti,


    Habibullah: Allah’ın en sevdiği kul olan Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (a.s.m.) Hak: doğru, gerçek, hakikat; Allah
    Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan ve var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Allah
    Zât-ı Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Zât, Allah asfiya: hem velî hem âlim olan büyük zâtlar
    ayn-ı hakikat: gerçeğin ta kendisi aynelyakîn: gözlem ve müşahedeye dayanarak, şüpheye yer bırakmayacak şekilde kesin bilme
    beyan: açıklama, anlatım beşaret: müjdeleme
    burhan: güçlü, kesin delil, kanıt cilve: göründü, yansıma
    define: hazine, gizli servet dellâl-ı saltanat: saltanatın ilâncısı
    delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek dâr-ı saadet: mutluluk yurdu, âhiret
    ekser: çoğunluk enbiya: nebiler, peygamberler
    evliya: Allah’ın sevgili kulları, veliler hakikat: doğru, gerçek
    hakikat-ı ekber-i haşriye: büyük, haşir hakikati hakkalyakîn: bizzat yaşanarak elde edilen kesinlik
    hakkaniyet: doğruluk, gerçekçilik hâmi: koruyucu
    hüccet: delil, kanıt hüsn-ü hâtime: güzel son, dünyadan son nefeste imanla ayrılma
    ibâd: kullar ihsanat: bağışlar, iyilikler
    ilmelyakîn: ilmî ve sağlam delillere dayanarak, kuşkuya yer bırakmayacak derecede kesin bilme iman-ı ekmel: en mükemmel iman
    makamat: bölümler mazhar: görünme yeri, ayna
    medar: dayanak, kaynak, sebep, vesile merci: kaynak
    mevcudiyet: varlık mutabık: uygun
    mu’cize: Allah’ın izniyle peygamberler tarafından ortaya konulup bir benzerini yapmakta başkalarını aciz ve hayrette bırakan olağanüstü hal ve iş müddeâ: iddia edilen şey
    nübüvvet: peygamberlik rahmet: İlâhî şefkat, merhamet
    rububiyet: Rablık; herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması sadık: doğru sözlü
    semâvî: İlahî, vahiyle gelen suret: şekil, biçim, görüntü
    tahakkuk: gerçekleşme tâlim: öğretme, eğitme
    uhrevî: âhirete ait ulûhiyet: ilâhlık
    umum: bütün vahdet: birlik
    vâki: olmuş, meydana gelmiş vücud: varlık
    zuhur etmek: ortaya çıkmak, görünmek âhiret: öldükten sonraki hayat
    âlem-i bekà: devamlı ve kalıcı olan âhiret âlemi şefaat: günahlarımızın bağışlanması için aracılık etme
    şehadet: şahitlik, tanıklık
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 1/2 12 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222