Sayfa 1/3 123 SonSon
24 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Sekizinci Hüccet-i İmâniye

    Sekizinci Hüccet-i İmâniye

    Münâcât


    Bu Sekizinci Hüccet-i İmaniye, vücub-u vücuda ve vahdâniyete delâletettiği gibi, hem delâil-i kat’iye ile rububiyetin ihatasına ve kudretinin azametine delâlet eder. Hem hâkimiyetinin ihatasına ve rahmetinin şümulüne dahi delâlet ve ispat eder. Hem kâinatın bütün eczasına hikmetinin ihatasını ve ilminin şümulünü ispat eder.


    Elhasıl: Bu Sekizinci Hüccet-i İmaniye’nin herbir mukaddimesinin sekiz neticesi var. Sekiz mukaddimelerin herbirinde, sekiz neticeyi delilleriyle ispat eder ki; bu cihette bu Sekizinci Hüccet-i İmaniye’de yüksek meziyetler vardır. Said Nursî




    إِنَّ فِى خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَاخْتِلاَفِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَالْفُلْكِ الَّتِى تَجْرِى فِى الْبَحْرِ بِمَا يَنْفَعُ النَّاسَ وَمَا أَنْزَلَ اللهُ مِنْ السَّمَاۤءِ مِنْ مَاۤءٍ فَأَحْيَا بِهِ اْلاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَبَثَّ فِيهَا مِنْ كُلِّ دَاۤبَّةٍ وَتَصْرِيفِ الرِّيَاحِ وَالسَّحَابِ الْمُسَخَّرِ بَيْنَ السَّمَاۤءِ وَاْلاَرْضِ َلاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
    1

    Yâ İlâhî ve yâ Rabbî,

    Ben imanın gözüyle ve Kur’ân’ın talimiyle ve nuruyla ve Resul-i EkremAleyhissalâtü Vesselâmın dersiyle ve ism-i Hakîmin göstermesiyle görüyorum ki,semâvâtta hiçbir deveran ve hareket yoktur ki, böyle intizamıyla Seninmevcudiyetine işaret ve delâlet etmesin.


    Not
    Dipnot-1 “Göklerin ve yerin yaratılmasında, gecenin ve gündüzün değişmesinde, insanlara faydalı şeylerle denizde akıp giden gemilerde, Allah’ın gökten su indirip onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesinde, her türlü canlıyı yeryüzüne yaymasında, rüzgârları sevk etmesinde ve gökle yer arasında Allah’ın emrine boyun eğmiş bulutlarda, aklını kullanan bir topluluk için Allah’ın varlık ve birliğine, kudret verahmetine işaret eden nice deliller vardır.” Bakara Sûresi, 2:164.



    Hüccet-i İmaniye: iman delili Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)
    Said Nursî: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî) azamet: büyüklük, yücelik
    cihet: yön, taraf delâil-i kat’iye: kesin deliller
    delâlet: delil olma, işaret etme deveran: dönme, dolaşma
    ecza: kısımlar, bölümler elhasıl: kısaca, özetle
    hikmet: Allah’ın herşeyi belirli gayelere yönelik olarak, anlamlı, faydalı ve yerli yerinde yaratma sıfatı hâkimiyet: egemenlik, hükümranlık
    ihata: içine alma, kapsama intizam: düzen, tertip
    ism-i Hakîm: Allah’ın herşeyi hikmetle yaptığını bildiren ismi kudret: güç ve iktidar
    mevcudiyet: varlık meziyet: üstün özellik
    mukaddime: başlangıç, giriş rahmet: İlâhî şefkat, merhamet
    rububiyet: Rablık; Cenâb-ı Hakkın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması semâvât: gökler
    talim: öğretme vahdâniyet: Allah’ın bir ve benzersiz olması ve hiçbir ortağının bulunmaması
    vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması yâ Rabbî: ey Rabbim
    yâ İlâhî: ey İlâhım, ey Allah’ım şümûl: kapsamlılık, kuşatıcılık


    Benzer Konular
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - On Birinci Hüccet-i İmâniye
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - On Birinci Hüccet-i İmâniye On Birinci Hüccet-i İmâniye (YİRMİ İKİNCİ SÖZÜN BİRİNCİ MAKAMI) وَيَضْرِبُ اللهُ
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Onuncu Hüccet-i İmâniye
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Onuncu Hüccet-i İmâniye Onuncu Hüccet-i İmâniye (YİRMİNCİ MEKTUP) بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Dokuzuncu Hüccet-i İmâniye
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Dokuzuncu Hüccet-i İmâniye Dokuzuncu Hüccet-i İmâniye (DOKUZUNCU ŞU’IN MUKADDİME-İ HAŞRİYYESİ) فَسُبْحَانَ ال&#
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Yedinci Hüccet-i İmâniye
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Yedinci Hüccet-i İmâniye Yedinci Hüccet-i İmâniye Otuz Üçüncü Mektubun On Yedinci Penceresi اِنَّ فِى السَّمٰوَاتِ 
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Altıncı Hüccet-i İmâniye
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Altıncı Hüccet-i İmâniye Altıncı Hüccet-i İmâniye ONUNCU SÖZÜN DOKUZUNCU HAKİKATİ Bâb-ı İhyâ ve İmâtedir. İsm-i Hayy-ı Kayyûmun, Muhyî ve Mümîtin cilvesidir. Hiç mümkün müdür ki, ölmüş, kurumuş koca arzı ihyâ eden; ve o ihyâ içinde,
    Yazar : Risale Forum
    ..Ve sahil-i selâmet olan Dârüsselâma ümmet-i Muhammediyeyi (a.s.m.) çıkaran bir sefine-i Rabbâniyede çalışan hademeleriz..

    ..dalâletler içerisinde bizler gayet az ve zayıf ve fakir ve kuvvetsiz olduğumuz halde, gayet ağır ve büyük ve umumî ve kudsî bir vazife-i imaniye ve hizmet-i Kur'âniye omuzumuza ihsan-ı İlâhî tarafından konulmuş.
    .

    Ustad Bediüzzaman Said Nursi (M.S. 1876-....)



  2. #2
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    İkinci Kısım - Sayfa 248

    Ve hiçbir ecram-ı semâviye yoktur ki, sükûtuyla, gürültüsüz vazife görerek direksiz durmalarıyla, Senin rubûbiyetine ve vahdetine şehadeti ve işareti olmasın.

    Ve hiçbir yıldız yoktur ki, mevzun hilkatiyle, muntazam vaziyetiyle ve nuranî tebessümüyle ve bütün yıldızlara mümâselet ve müşabehet sikkesiyle Senin haşmet-i ulûhiyetine ve vahdâniyetine işaret ve şehadette bulunmasın.

    Ve on iki seyyareden hiçbir seyyare yıldız yoktur ki, hikmetli hareketiyle ve itaatlimusahhariyetiyle ve intizamlı vazifesiyle ve ehemmiyetli peykleriyle Senin vücub-u vücuduna şehadet ve saltanat-ı ulûhiyetine işaret etmesin.

    Evet, gökler sekeneleriyle, herbiri tek başıyla şehadet ettikleri gibi, heyet-i mecmuasıyla, derece-i bedahette, ey zemin ve gökleri yaratan Yaratıcı, Senin vücub-u vücuduna öyle zâhir şehadet, ve ey zerrâtı muntazam mürekkebatıyla tedbirini gören ve idare eden ve bu seyyare yıldızları manzum peykleriyle döndüren, emrine itaat ettiren, Senin vahdetine ve birliğine öyle kuvvetli şehadet ederler ki, göğün yüzünde bulunan yıldızlar sayısınca nuranî burhanlar ve parlak deliller o şehadetitasdik ederler.

    Hem bu sâfi, temiz, güzel gökler, fevkalâde büyük ve fevkalâde sür’atli ecramıyla muntazam bir ordu ve elektrik lâmbalarıyla süslenmiş bir saltanat donanması vaziyetini göstermek cihetiyle, Senin rububiyetinin haşmetine ve herşeyi icad eden kudretinin azametine zâhir delâlet ve hadsiz semâvâtı ihâta eden hâkimiyetinin ve herbir zîhayatı kucağına alan rahmetinin hadsiz genişliklerine kuvvetli işaret ve bütün mahlûkat-ı semâviyenin bütün işlerine ve keyfiyetlerine taallûk eden ve avucuna alan, tanzim eden ilminin herşeye ihatasına ve hikmetinin her işe şümûlüne şüphesiz şehadet ederler. Ve o şehadet ve delâlet o kadar zâhirdir ki,


    azamet: büyüklük, yücelik burhan: güçlü delil, sarsılmaz kanıt
    cihet: şekil, yön delâlet: delil olma, işaret etme
    derece-i bedahet: apaçıklık derecesi ecram: gök cisimleri, yıldızlar
    ecrâm-ı semâviye: gök cisimleri ehemmiyetli: önemli
    fevkalâde: olağanüstü hadsiz: sınırsız
    haşmet: görkem, büyüklük haşmet-i ulûhiyet: Allah’ın ilâhlığının büyüklüğü, haşmeti
    heyet-i mecmua: hepsiyle beraber, bütün ferdlerin toplamı hikmet: fayda, gaye
    hilkat: yaratılış hâkimiyet: egemenlik, hükümranlık
    icad etmek: yaratmak, var etmek ihata: içine alma, kapsama
    intizamlı: düzenli, tertipli keyfiyet: durum, nitelik, özellik
    kudret: Allah’ın güç ve iktidarı mahlûkat-ı semâviye: gökteki yaratıklar
    manzum: düzenli mevzun: ölçülü, dengeli
    muntazam: düzenli, intizamlı musahhariyet: boyun eğmişlik
    mümaselet: benzerlik mürekkebat: bir bütünü oluşturan parçalar, birleşikler
    müşabehet: benzeyiş nuranî: nurlu, aydınlık
    peyk: uydu rahmet: İlâhî şefkat, merhamet
    rububiyet: Rablık; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması saltanat-ı Ulûhiyet: ortak kabul etmeyen Allah’ın saltanatı
    sekene: sakinler, ikamet edenler semâvât: gökler
    seyyare: gezici, gezen sikke: damga, mühür
    sâfi: duru, temiz sükût: sessiz kalma, sessizlik
    sür’atli: hızlı taallûk etmek: ilgilendirmek, ait olmak
    tanzim etmek: düzenlemek tasdik etmek: doğrulamak, onaylamak
    tedbir: idare etme, çekip çevirme vahdet: Allah’ın birliği
    vahdâniyet: Allah’ın bir ve benzersiz oluşu vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması
    zemin: yer zerrât: zerreler
    zâhir: açık, âşikar zîhayat: canlı, hayat sahibi
    şehadet etmek: şahitlik, tanıklık etmek şehadette bulunmak: şahit olmak, tanıklık etmek
    şümûl: kapsamlılık, kuşatıcılık
    Yazar : Risale Forum

  3. #3
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    İkinci Kısım - Sayfa 249

    güya yıldızlar, şahit olan göklerin şehadet kelimeleri ve tecessüm etmiş nuranî delilleridirler.

    Hem semâvât meydanında, denizinde, fezasındaki yıldızlar ise, mutî neferler,muntazam sefineler, harika tayyareler, acâip lâmbalar gibi vaziyetiyle, Senin saltanat-ı ulûhiyetinin şâşaasını gösteriyorlar. Ve o ordunun efradından bir yıldız olan güneşimizin seyyarelerinde ve zeminimizdeki vazifelerinin delâlet ve ihtarıyla güneşin sâir arkadaşları olan yıldızların bir kısmı âhiret âlemlerine bakarlar ve vazifesiz değiller; belki bâki olan âlemlerin güneşleridirler.

    Ey Vâcibü’l-Vücud, ey Vâhid-i Ehad,

    Bu harika yıldızlar, bu acîp güneşler, aylar, Senin mülkünde, Senin semâvâtında, Senin emrinle ve kuvvetin ve kudretinle ve Senin idare ve tedbirinle teshir ve tanzimve tavzif edilmişlerdir. Bütün o ecram-ı ulviye, kendilerini yaratan ve döndüren ve idare eden bir tek Hâlıka tesbih ederler, tekbir ederler, lisan-ı hal ile Sübhânallah,Allahu Ekberderler. Ben dahi onların bütün tesbihatıyla Seni takdis ederim.

    Ey şiddet-i zuhurundan gizlenmiş ve ey azamet-i kibriyâsından ihtifa etmiş olanKadîr-i Zülcelâl, ey Kàdir-i Mutlak,Kur’ân-ı Hakîmin dersiyle ve Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın tâlimiyle anladım: Nasıl ki gökler, yıldızlar Senin mevcudiyetine ve vahdetine şehadet ederler. Öyle de, cevv-i semâ, bulutlarıyla ve şimşekleri ve ra’dları ve rüzgârlarıyla ve yağmurlarıyla, Senin vücub-u vücuduna ve vahdetine şehadet ederler.

    Aleyhissalatü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun Allahu Ekber: “Allah en büyüktür”
    Halık: yaratıcı, herşeyi yaratan Allah Kadîr-i Mutlak: herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kudret sahibi Allah
    Kadîr-i Zülcelâl: kudreti herşeyi kuşatan, sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Allah Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân
    Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.) Sübhânallah: “Allah her türlü eksiklikten sonsuz derecede yücedir”
    Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan ve var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Allah Vâhid-i Ehad: birliği herşeyi kaplayan ve herbir şeyde birliği görülen Allah
    acaib: şaşırtıcı, garip şeyler acîp: şaşırtıcı, hayranlık verici
    azamet-i kibriyâ: Allah’ın büyüklüğünün kuşatıcı olması, devamlı ve sonsuz derece yüce olması bâki: devamlı, sürekli, ölümsüz
    cevv-i semâ: hava boşluğu, atmosfer delâlet: delil olma, işaret etme
    ecrâm-ı ulviye: gökteki yüksek cisimler efrad: fertler, bireyler
    feza: uzay ihtar: hatırlatma, ikaz
    ihtifa etmek: gizlenmek kudret: Allah’ın güç ve iktidarı
    lisan-ı hal: hal dili mevcudiyet: var oluş
    muntazam: düzenli, intizamlı mutî: emre uyan, itaatkâr
    nefer: asker, er nuranî: nurlu, parlak
    ra’d: gök gürültüsü saltanat-ı Ulûhiyet: Allah’ın ilâhlık saltanatı, egemenliği
    sefine: gemi semâvât: gökler
    seyyare: gezegen sâir: diğer, başka
    takdis etmek: Allah’ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce olduğunu ilân etmek talim: öğretme
    tanzim: düzenleme, düzene koyma tavzif etmek: görevlendirmek
    tayyare: uçak tecessüm etmek: cisimleşmek
    tedbir: idare etme, önlem alma tekbir etmek: Allah’ın büyüklüğünü dile getirmek
    tesbih: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma tesbihat: Allah’ı noksan sıfatlardan yüce tutan sözler
    teshir: emir altında tutma vahdet: Allah’ın birliği
    vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için hiçbir sebebe muhtaç olmaması zemin: yer
    zâhir: açık, âşikar âhiret âlemi: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat
    şaşaa: gösteriş, parlaklık şehadet: şahitlik, tanıklık
    şiddet-i zuhur: çok kuvvetli şekilde görünme
    Yazar : Risale Forum

  4. #4
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    İkinci Kısım - Sayfa 250

    Evet, câmid, şuursuz bulut, âb-ı hayat olan yağmuru, muhtaç olan zîhayatların imdadına göndermesi, ancak Senin rahmetin ve hikmetinledir; karışık tesadüf karışamaz.

    Hem elektriğin en büyüğü bulunan ve fevâid-i tenviriyesine işaret ederek ondan istifadeye teşvik eden şimşek ise, senin fezadaki kudretini güzelce tenvir eder.

    Hem yağmurun gelmesini müjdeleyen ve koca fezayı konuşturan ve tesbihatının gürültüsüyle gökleri çınlatan ra’dat dahi, lisan-ı kàl ile konuşarak Seni takdis edip, rububiyetine şehadet eder.

    Hem zîhayatların yaşamasına en lüzumlu rızkı ve istifadece en kolayı ve nefesleri vermek ve nüfusları rahatlandırmak gibi çok vazifelerle tavzif edilen rüzgârlar dahi,cevvi âdeta bir hikmete binaen “Levh-i mahv ve isbat” ve “yazar, ifade eder sonra bozar tahtası” suretine çevirmekle, Senin faaliyet-i kudretine işaret ve Senin vücûduna şehadet ettiği gibi, Senin merhametinle bulutlardan sağıp zîhayatlara gönderilen rahmet dahi, mevzun, muntazam katreleri kelimeleriyle Senin vüs’at-ı rahmetine ve geniş şefkatine şehadet eder.

    Ey Mutasarrıf-ı Fa’âl ve ey Feyyâz-ı Müteâl,

    Senin vücub-u vücuduna şehadet eden bulut, berk, ra’d, rüzgâr, yağmur, birer birer şehadet ettikleri gibi, heyet-i mecmuasıyla, keyfiyetçe birbirinden uzak, mahiyetçe birbirine muhalif olmakla beraber, birlik, beraberlik, birbiri içine girmek ve birbirinin vazifesine yardım etmek haysiyetiyle, Senin vahdetine ve birliğine gayet kuvvetli işaret ederler.

    Hem koca fezayı bir mahşer-i acâip yapan ve bazı günlerde birkaç defa doldurup boşaltan rububiyetinin haşmetine ve o geniş cevvi, yazar değiştirir bir levha gibi ve sıkar ve onunla zemin bahçesini sulattırır bir sünger gibi tasarruf eden kudretinin azametine ve herbir şeye şümulüne şehadet ettikleri gibi, umum zemine ve bütün


    Feyyâz-ı Müteâl: hiçbir kayıt ve şarta bağlı olmadan çok bereket ve bolluk veren yüce Allah Mutasarrıf-ı Fa’âl: her zaman Zâtına has ve lâyık iş yapan, daima faaliyette bulunan, idâre eden ve tasarrufta bulunan Cenâb-ı Hak
    azamet: büyüklük, yücelik berk: şimşek
    binaen: dayanarak cevv: hava, gök boşluğu
    câmid: cansız, katı faaliyet-i kudret: Allah’ın sonsuz kudretiyle ortaya çıkan fiiller, işler
    fevâid-i tenvir: aydınlatmanın, nurlandırmanın faydaları feza: uzay
    haysiyet: itibar heyet-i mecmua: genel yapı, bütün
    hikmet: gaye, fayda, sır; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yapılması imdad: yardım
    katre: damla keyfiyet: durum, nitelik, özellik
    kudret: Allah’ın güç ve iktidarı levh-i mahv, isbat: bir şeyin yıkılıp tekrar kuruluşunu gösteren manevî levha, yaz boz tahtası
    lisân-ı kàl: sözlü ifade mahiyet: öz nitelik, temel özellik, esas
    mahşer-i acaip: hayret verici şeylerin toplandığı yer mevzun: ölçülü
    muhalif: aykırı, zıt muntazam: düzenli, intizamlı
    nüfus: nefisler rahmet: İlâhî şefkat, merhamet
    ra’d: gök gürültüsü ra’dât: gök gürültüleri
    rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi suret: şekil, biçim
    takdis etmek: Allah’ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce olduğunu ilân etmek tasarruf etmek: dilediği gibi kullanmak ve yönetmek
    tavzif etmek: görevlendirmek tenvir etmek: aydınlatmak
    tesbihat: Allah’ı noksan sıfatlardan yüce tutan sözler umum: bütün
    vahdet: birlik vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması
    vücûd: varlık vüs’at-ı rahmet: rahmetin genişliği, büyüklüğü
    zemin: yer zîhayat: canlı, hayat sahibi
    âb-ı hayat: hayat suyu şefkat: acıma, merhamet
    şehadet etmek: şahitlik etmek şuur: bilinç, anlayış
    şümûl: kapsamlılık, kuşatıcılık
    Yazar : Risale Forum

  5. #5
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    İkinci Kısım - Sayfa 251

    mahlûkata cevv perdesi altında bakan ve idare eden rahmetinin ve hâkimiyetinin hadsiz genişliklerine ve herşeye yetişmelerine delâlet eder.

    Hem fezadaki hava o kadar hakîmâne vazifelerde istihdam ve bulut ve yağmur, o kadar alîmâne faidelerde istimâl olunur ki, herşeye ihâta eden bir ilim ve herşeye şâmil bir hikmet olmazsa, o istimal, o istihdam olamaz.

    Ey Fa’âlün limâ Yürid,

    Cevv-i fezadaki faaliyetinle her vakit bir nümune-i haşir ve kıyamet göstermek, bir saatte yazı kışa ve kışı yaza döndürmek, bir âlem getirmek, bir âlem gayba göndermek misillü şuûnatta bulunan kudretin, dünyayı âhirete çevirecek ve âhirette şuûnat-ı sermediyeyi gösterecek işaretini veriyor.

    Ey Kadîr-i Zülcelâl,

    Cevv-i fezadaki hava, bulut ve yağmur, berk ve ra’d Senin mülkünde, Senin emrin ve havlinle, Senin kuvvet ve kudretinle musahhar ve vazifedardırlar. Mahiyetçe birbirinden uzak olan bu feza mahlûkatı, gayet sür’atli ve âni emirlere ve çabuk ve acele kumandalara itaat ettiren Âmir ve Hâkimlerini takdis ederek rahmetini medh ü senâ ederler.

    Ey arz ve semâvâtın Hâlık-ı Zülcelâli,

    Senin Kur’ân-ı Hakîminin talimiyle ve Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın dersiyle iman ettim ve bildim ki:

    Nasıl semâvât yıldızlarıyla ve cevv-i feza müştemilâtıyla Senin vücub-u vücuduna ve Senin birliğine ve vahdetine şehadet ediyorlar. Öyle de, arz, bütün mahlûkatıyla veahvâliyle Senin mevcudiyetine ve vahdetine, mevcudatı adedince şehadetler ve işaretler ederler.

    Aleyhissalatü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun Fa’âlün limâ Yürid: dilediğini mükemmel şekilde yapan Allah
    Hâkim: herşeye hükmeden, herşeyi hükmü altında tutan, herşeye galip olan Allah Hâlık-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi yaratıcı, Allah
    Kadîr-i Zülcelâl: kudreti herşeyi kuşatan ve sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Allah Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân
    Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.) ahvâl: haller, vaziyetler
    alîmâne: herşeyi çok iyi bilerek arz: dünya
    berk: şimşek cevv: hava boşluğu, gök
    cevv-i feza: uzay boşluğu delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek
    feza: uzay gayb: bilinmeyen ve görünmeyen âlem
    hadsiz: sınırsız hakîmâne: hikmetli bir biçimde
    havl: güç, iktidar hikmet: kâinattaki ve yaratılıştaki İlâhî gaye ve fayda
    hâkimiyet: egemenlik, hükümranlık ihata etmek: kuşatmak, kapsamak
    istihdam: çalıştırma, kullanma istimâl: kullanma
    kudret: Allah’ın güç, kuvvet ve iktidarı mahiyet: öz nitelik, esas özellik
    mahlukât: yaratılmışlar medh ü senâ: övme ve yüceltme
    mevcudat: varlıklar mevcudiyet: varlık
    misillü: gibi musahhar: boyun eğdirilmiş, emre verilmiş
    müştemilât: içindekiler nümune-i haşir: haşir nümunesi, dirilme örneği
    rahmet: İlâhî şefkat, merhamet ra’d: gök gürültüsü
    semâvât: gökler sür’atli: hızlı
    takdis etmek: Allah’ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce olduğunu ilân etmek vahdet: birlik
    vazifedar: vazifeli vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması
    Âmir: emreden, yöneten, Allah âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki hayat
    şehadet etmek: şahitlik etmek şuûnat: işler, hâller, nitelikler
    şuûnat-ı sermediye: sonsuza kadar sürüp giden işler, haller ve nitelikler şâmil: kapsayan
    Yazar : Risale Forum

  6. #6
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    İkinci Kısım - Sayfa 252

    Evet, zeminde hiçbir tahavvül ve ağaç ve hayvanlarında her senede urbasını değiştirmek gibi hiçbir tebeddül—cüz’î olsun, küllî olsun—yoktur ki, intizamıyla Senin vücuduna ve vahdetine işaret etmesin.

    Hem hiç bir hayvan yoktur ki, zaafiyet ve ihtiyacının derecesine göre verilen rahîmâne rızkıyla ve yaşamasına lüzumlu bulunan cihazatın hakîmâne verilmesiyle, Senin varlığına ve birliğine şehadeti olmasın.

    Hem her baharda gözümüz önünde icad edilen nebatat ve hayvanâttan hiçbir tanesi yoktur ki, san’at-ı acîbesiyle ve lâtif ziynetiyle ve tam temeyyüzüyle ve intizamıyla ve mevzuniyetiyle Seni bildirmesin.

    Ve zemin yüzünü dolduran ve nebatat ve hayvanat denilen kudretinin hârikaları vemu’cizeleri, mahdut ve maddeleri bir ve müteşabih olan yumurta ve yumurtacıklardan ve katrelerden ve habbe ve habbeciklerden ve çekirdeklerden yanlışsız, mükemmel, süslü, alâmet-i fârikalı olarak yaratılışları, Sâni-i Hakîmlerinin vücuduna ve vahdetine ve hikmetine ve hadsiz kudretine öyle bir şehadettir ki, ziyanın güneşe şehadetinden daha kuvvetli ve parlaktır.

    Hem, hava, su, nur, ateş toprak gibi hiçbir unsur yoktur ki, şuursuzluklarıyla beraber şuurkârâne, mükemmel vazifeleri görmesiyle; basit ve istilâ edici, intizamsız, her yere dağılmakla beraber, gayet muntazam ve mütenevvi meyveleri ve mahsullerihazine-i gaybdan getirmesiyle, Senin birliğine ve varlığına şehadeti bulunmasın.

    Ey Fâtır-ı Kàdir, ey Fettâh-ı Allâm, ey Fa’âl-i Hallâk,

    Nasıl arz bütün sekenesiyle Hâlıkının Vâcibü’l-Vücud olduğuna şehadet eder. Öyle de, Senin—ey Vâhid-i Ehad, ey Hannân-ı Mennân, ey Vehhâb-ı Rezzâk—vahdetine ve ehadiyetine, yüzündeki sikkesiyle ve sekenesinin yüzlerindeki sikkeleriyle


    Fa’âl-i Hallâk: herşeyi devamlı olarak yaratan, dilediğini dilediği gibi yapan Allah Fettâh-ı Allâm: herşeyi en ince ayrıntılarına varıncaya kadar bilen ve her şeye ayrı ayrı sûretler veren; Allah
    Fâtır-ı Kàdir: herşeye gücü yeten yaratıcı; Allah Hannân-ı Mennân: rahmetlerin en hoş cilvesini kullarına bağışlayan ve sonsuz minnete lâyık olduğunu gösterecek şekilde kullarını nimetlendiren Allah
    Hâlık: her şeyi yaratan Allah Sâni-i Hakîm: herşeyi san’atla ve hikmetle yaratan Allah
    Vehhâb-ı Rezzâk: çok bağışta bulunan ve bütün yaratılmışların rızkını veren; Allah Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah
    Vâhid-i Ehad: bir olan ve birliği her bir şeyde görülen Allah alâmet-i farika: ayırt edici işaret
    arz: yer, dünya cihâzât: donanım, cihazlar
    cüz’î: az, birey, ferd ehadiyet: Allah’ın birliğinin ve isimlerinin herbir varlıkta ayrı ayrı tecellî etmesi
    habbe: tane, tohum hadsiz: sınırsız
    hakîmâne: hikmetli bir şekilde hayvanât: hayvanlar
    hazine-i gayb: gayb hazinesi hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması
    icad etmek: yaratmak, var etmek intizam: düzen, tertip
    istilâ edici: kuşatıcı katre: damla
    kudret: güç ve iktidar küllî: tür, bütün fertler
    lâtif: ince, güzel, hoş mahdut: sınırlanmış
    mevzuniyet: ölçülü olma muntazam: düzenli
    mu’cize: bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şey mütenevvi: çeşitli
    müteşâbih: birbirine çok benzeyen nebatat: bitkiler
    rahîmâne: şefkatli ve merhametli şekilde rızık: Allah’ın ihsan ettiği nimetler, yiyecekler
    san’at-ı acîbe: hayrette bırakan ve hayranlık veren san’at tahavvül: değişim, başkalaşma
    tebeddül: değişim temeyyüz: benzerlerinden farklı, üstün olan
    urba: elbise vahdet: Allah’ın birliği
    vücud: varlık, var oluş zaafiyet: zayıflık, ihtiyaç hâli
    zemin: yer ziya: ışık, parlaklık
    ziynet: süs şehadet: şahitlik
    şuurkârâne: şuurlu ve bilinçli bir şekilde şuursuzluk: bilinçsizlik, idraksizlik
    Yazar : Risale Forum

  7. #7
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    İkinci Kısım - Sayfa 253

    ve birlik ve beraberlik ve birbiri içine girmek ve birbirine yardım etmek ve onlara bakan rububiyet isimlerinin ve fiillerinin bir olmak cihetinde, bedahet derecesinde, Senin vahdetine ve ehadiyetine şehadet, belki mevcudat adedince şehadetler eder.

    Hem nasıl, zemin bir ordugâh, bir meşher, bir talimgâh vaziyetiyle ve nebatat ve hayvanât fırkalarında bulunan dört yüz bin muhtelif milletlerin ayrı ayrı cihazatları muntazaman verilmesiyle, Senin rububiyetinin haşmetine ve kudretinin herşeye yetişmesine delâlet eder. Öyle de, hadsiz bütün zîhayatın ayrı ayrı rızıkları, vakti vaktine, kuru ve basit bir topraktan, rahîmâne, kerîmâne verilmesi ve hadsiz o efradınkemâl-i musahhariyetle evâmir-i Rabbâniyeye itaatleri, rahmetinin herşeye şümulünü ve hâkimiyetinin herşeye ihatasını gösteriyor.

    Hem zeminde değişmekte bulunan mahlûkat kàfilelerinin sevk ve idareleri, mevt ve hayat münavebeleri ve hayvan ve nebatatın idare ve tedbirleri dahi, herşeye taallûk eden bir ilimle ve herşeyde hükmeden nihayetsiz bir hikmetle olabilmesi, senin ihata-i ilmine ve hikmetine delâlet eder.

    Hem zeminde kısa bir zamanda hadsiz vazifeler gören ve hadsiz bir zaman yaşayacak gibi istidat ve mânevî cihazatla techiz edilen ve zemin mevcudatınatasarruf eden insan için, bu talimgâh-ı dünyada ve bu muvakkat ordugâh-ı zeminde ve bu muvakkat meşherde bu kadar ehemmiyet, bu hadsiz masraf, bu nihayetsiztecelliyat-ı rububiyet, bu hadsiz hitabât-ı Sübhâniye ve bu gayetsiz ihsanat-ı İlâhiye, elbette ve herhalde, bu kısacık ve hüzünlü ömre ve bu karışık kederli hayata, bu belâlı ve fâni dünyaya sığışmaz. Belki, ancak başka ve ebedî bir


    bedahet: açıklık cihazat: cihazlar, donanımlar
    cihet: yön delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek
    ebedî: sonu olmayan, sonsuz efrad: fertler, bireyler
    ehadiyet: Allah’ın birliğinin herbir varlıkta ayrı ayrı tecellî etmesi ehemmiyet: önem
    evâmir-i Rabbâniye: Allah’ın idare ve terbiyeye dair emirleri (r-b-b) fâni: geçici, yok olucu
    fırka: grup, taife gayetsiz: sonsuz
    hadsiz: sayısız hayvanât: hayvanlar
    haşmet: büyüklük, görkem hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması
    hitâbât-ı Sübhâniye: her türlü kusur ve noksanlıktan uzak olan Allah’ın kendine has hitap ve konuşmaları hâkimiyet: egemenlik, hükümranlık
    ihata: içine alma, kapsama ihata-i ilim: ilminin kuşatıcılığı ve genişliği
    ihsanat-ı İlâhiye: Allah’ın lûtuf ve bağışları istidat: ruhî özellik, yetenek
    kemâl-i musahhariyet: tam bir boyun eğmişlik kerîmâne: lütufkâr ve cömert bir şekilde
    kudret: güç ve iktidar mahlukât: yaratılmışlar
    mevcudat: varlıklar mevt: ölüm
    meşher: sergi yeri muhtelif: çeşit çeşit
    muntazaman: düzenli olarak muvakkat: gelip geçici
    münavebe: nöbetleşe iş görme nebatat: bitkiler
    nihayetsiz: sonsuz ordugâh: ordunun barınıp konakladığı yer
    ordugâh-ı zemin: ordunun barınıp konakladığı yer; dünya rahmet: İlâhî şefkat, merhamet
    rahîmâne: merhametli bir şekilde rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi
    rızık: Allah’ın ihsan ettiği nimetler, yiyecekler sekene: sakinler, oturanlar
    sikke: damga, mühür taallûk eden: alâkalı olan, ilgilendiren
    talimgâh: öğrenim yeri talimgâh-ı dünya: öğrenim yeri olan dünya
    tasarruf eden: kullanan tecelliyat-ı rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiye edişinin tecellileri, yansımaları
    teçhiz etmek: donatmak vahdet: Allah’ın birliği
    zemin: yeryüzü zîhayat: canlı, hayat sahibi
    şehadet etmek: şahitlik etmek şümûl: kapsamlılık, kuşatıcılık

    Yazar : Risale Forum

  8. #8
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    İkinci Kısım - Sayfa 254

    ömür ve bâki bir dâr-ı saadet için olabildiği cihetinden, âlem-i bekàda bulunan ihsânat-ı uhreviyeye işaret, belki şehadet eder.

    Ey Hâlık-ı Külli Şey,

    Zeminin bütün mahlûkatı, Senin mülkünde, Senin arzında, Senin havl ve kuvvetinle ve Senin kudretin ve iradetinle ve ilmin ve hikmetinle idare olunuyorlar ve musahhardırlar. Ve zemin yüzünde faaliyeti müşahede edilen bir rububiyet, öyleihata ve şümul gösteriyor ve onun idaresi ve tedbiri ve terbiyesi öyle mükemmel ve öyle hassastır ve her taraftaki icraatı öyle birlik ve beraberlik ve benzemeklik içindedir ki, tecezzî kabul etmeyen bir küll ve inkısamı imkânsız bulunan bir küllî hükmünde birtasarruf, bir rubûbiyet olduğunu bildiriyor. Hem zemin bütün sekenesiyle beraber,lisan-ı kàlden daha zâhir hadsiz lisanlarla Hâlıkını takdis ve tesbih ve nihayetsiz nimetlerinin lisan-ı halleriyle Rezzâk-ı Zülcelâlinin hamd ve medh ü senâsını ediyorlar...

    Ey şiddet-i zuhurundan gizlenmiş ve ey azamet-i kibriyâsından istitar etmiş olanZât-ı Akdes,

    Zeminin bütün takdisat ve tesbihatıyla, Seni kusurdan, aczden, şerikten takdis ve bütün tahmidat ve senâlarıyla Sana hamd ve şükrederim.

    Ey Rabbu’l-Berri ve’l-Bahr,

    Kur’ân’ın dersiyle ve Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın talimiyle anladım ki:

    Nasıl gökler ve feza ve zemin, Senin birliğine ve varlığına şehadet ederler. Öyle de,bahirler, nehirler ve çeşmeler ve ırmaklar, Senin vücub-u vücuduna ve vahdetine bedahet derecesinde şehadet ederler.

    Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun Hâlık: yaratıcı, herşeyi yaratan Allah
    Hâlık-ı Külli Şey: herşeyin yaratıcısı olan Allah Rabbu’l-Berri ve’l-Bahr: karaların ve denizlerin Rabbi olan Allah
    Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.) Rezzâk-ı Zülcelâl: bütün yaratılmışların rızkını veren büyüklük ve azamet sahibi Allah
    Zât-ı Akdes: her türlü kusur ve noksandan uzak ve yüce olan Zât, Allah acz: acizlik, güçsüzlük
    arz: dünya azamet-i kibriyâ: büyüklüğünün sınırsız ve ebedî oluşu
    bahir: deniz bedahet: açıklık
    bâki: devamlı ve kalıcı cihet: yön, taraf
    dâr-ı saadet: mutluluk yurdu, âhiret feza: uzay
    hadsiz: sayısız hamd: övgü, minnet ve şükür
    havl: güç, iktidar hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması
    ihata: içine alma, kapsama ihsânat-ı uhreviye: âhiretteki ihsanlar, bağışlar
    inkısam: bölünme, kısımlara ayrılma iradet: istek, dileme, tercih
    istitar etmek: gizlenmek kudret: güç ve iktidar
    küll: bütün, genel küllî: bütün fertleri içine alan, kapsamlı
    lisan: dil lisan-ı hâl: hâl dili
    lisan-ı kàl: söz ile anlatım mahlukât: yaratılmışlar
    medh ü senâ: övme ve yüceltme musahhar: boyun eğdirilmiş, emre verilmiş
    müşahede etmek: görmek, gözlemlemek nihayetsiz: sınırsız, sonsuz
    rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi sekene: sakinler, oturanlar
    senâ: övme ve yüceltme tahmidat: Allah’ı öven ve Ona şükürlerini sunan sözler
    takdis: kutsama, Allah’ı her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce tutma takdisat: Allah’ı her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce tutmalar
    tasarruf: dilediği gibi kullanma ve yönetme tecezzî: bölünme, parçalanma
    tedbir: idare etme, çekip çevirme tesbih: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma
    tesbihat: tesbihler vahdet: Allah’ın birliği
    vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması zemin: yeryüzü
    zâhir: açık, âşikar âlem-i bekà: devamlı ve kalıcı olan âhiret âlemi
    şehadet etmek: şahitlik etmek şerik: ortak
    şiddet-i zuhur: açık-seçik olma ve açığa çıkma derecesinin şiddeti ve kuvveti şümûl: kapsamlılık, kuşatıcılık

    Yazar : Risale Forum

  9. #9
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    İkinci Kısım - Sayfa 255

    Evet, bu dünyamızın menba-ı acâip buhar kazanları hükmünde olan denizlerde hiçbir mevcut, hattâ hiçbir katre su yoktur ki, vücuduyla, intizamıyla, menfaatiyle ve vaziyetiyle Hâlıkını bildirmesin.

    Ve basit bir kumda ve basit bir suda rızıkları mükemmel bir surette verilen garip mahlûklardan ve hilkatleri gayet muntazam hayvanât-ı bahriyeden, hususan bir tanesi bir milyon yumurtacıklarıyla denizleri şenlendiren balıklardan hiçbirisi yoktur ki, hilkatiyle ve vazifesiyle ve idare ve iaşesiyle ve tedbir ve terbiyesiyle yaratanına işaret ve rezzâkına şehadet etmesin.

    Hem denizde, kıymettar, hâsiyetli, ziynetli cevherlerden hiçbirisi yoktur ki, güzelhilkatiyle ve câzibedar fıtratıyla ve menfaatli hâsiyetiyle Seni tanımasın, bildirmesin.

    Evet, onlar birer birer şehadet ettikleri gibi, heyet-i mecmuasıyla, beraberlik ve birbiri içinde karışmak ve sikke-i hilkatte birlik ve icatça gayet kolay ve efratça gayet çokluk noktalarından Senin vahdetine şehadet ettikleri gibi; arzı, toprağıyla beraber bu küre-i arzı kuşatan muhit denizlerini muallâkta durdurmak ve dökmeden ve dağıtmadan güneşin etrafında gezdirmek ve toprağı istilâ ettirmemek ve basit kumundan ve suyundan, mütenevvi ve muntazam hayvanâtını ve cevherlerini halketmek ve erzak vesair umûrlarını küllî ve tam bir surette idare etmek ve tedbirlerini görmek ve yüzünde bulunmak lâzım gelen hadsiz cenazelerinden hiçbirisi bulunmamak noktalarından, Senin varlığına ve Vâcibü’l-Vücud olduğuna mevcudatı adedince işaretler ederek şehadet eder.

    Ve Senin saltanat-ı rububiyetinin haşmetine ve herşeye muhit olan kudretinin azametine pek zâhir delâlet ettikleri gibi, göklerin fevkindeki gayet büyük ve muntazam yıldızlardan, tâ denizlerin dibinde bulunan gayet küçücük ve intizamla iaşeedilen balıklara kadar herşeye yetişen ve hükmeden rahmetinin ve hâkimiyetinin hadsiz genişliklerine delâlet ve intizâmâtıyla ve faideleriyle ve hikmetleriyle


    Hâlık: Yaratıcı, herşeyi yaratan Allah Rezzâk: bütün canlıların rızıklarını veren Allah
    Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan ve var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah arz: dünya
    azamet: büyüklük, yücelik cevher: asıl, öz
    câzibedar: çekici delâlet: delil olma, işaret etme
    efrad: fertler, bireyler erzak: rızıklar
    fevkinde: üstünde fıtrat: yaratılış, mizaç
    hadsiz: sayısız, sınırsız halk etmek: yaratmak
    hayvanât: hayvanlar hayvanât-ı bahriye: denizde yaşayan hayvanlar
    haşmet: görkem, büyüklük heyet-i mecmua: bütün ferdler; bireylerin tamamı
    hilkat: yaratılış hususan: özellikle
    hâkimiyet: egemenlik, hükümranlık hâsiyet: özellik, hususiyet
    iaşe: besleme, yedirip içirme intizam: düzen, tertip
    intizâmât: düzenler, tertipler katre: damla
    kudret: güç ve iktidar küllî: kapsamlı ve bütün fertleri içine alan
    küre-i arz: yerküre, dünya kıymettar: kıymetli
    mahlûk: yaratılmış menba-ı acâip: hayrette bırakan kaynaklar
    mevcudat: varlıklar mevcut: varlık
    muallâk: asılı, boşta muhit: her tarafı kuşatan
    muntazam: düzenli, intizamlı mütenevvi: çeşitli
    rahmet: İlâhî şefkat, merhamet rızık: Allah’ın ihsan ettiği nimetler, yiyecekler
    saltanat-ı Rububiyet: Rablık saltanatı; Allah’ın herşeyi kuşatan terbiye ve egemenliği sikke-i hilkat: yaratılış mührü
    suret: şekil tedbir: idare etme, çekip çevirme, önlem alma
    terbiye: belli bir amaca erişecek şekilde geliştirme, olgunlaştırma umûr: işler
    vahdet: Allah’ın birliği vaziyet: durum, hâl
    vücud: varlık, var oluş ziynet: süs
    zâhir: açık, âşikar şehadet etmek: şahitlik etmek

    Yazar : Risale Forum

  10. #10
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    İkinci Kısım - Sayfa 256

    ve mizan ve mevzuniyetleriyle, Senin herşeye muhit ilmine ve herşeye şâmil hikmetine işaret ederler.

    Ve Senin bu misafirhane-i dünyada yolcular için böyle rahmet havuzların bulunması ve insanın seyr ü seyahatine ve gemisine ve istifadesine musahhar olması işaret eder ki, yolda yapılmış bir handa, bir gece misafirlerine bu kadar deniz hediyeleriyle ikram eden Zât, elbette makarr-ı saltanat-ı ebediyesinde öyle ebedî rahmet denizleri bulundurmuş ki, bunlar onların fâni ve küçük nümuneleridirler. İşte denizlerin böyle gayet harika bir tarzda arzın etrafında vaziyet-i acibesiyle bulunması ve denizlerin mahlûkatı dahi gayet muntazam idare ve terbiye edilmesi, bilbedahegösterir ki, yalnız Senin kuvvetin ve kudretinle ve Senin irade ve tedbirinle, Senin mülkünde, Senin emrine musahhardırlar ve lisan-ı halleriyle Hâlıkını takdis edip Allahu Ekber derler.

    Ey dağları zemin sefinesine hazineli direkler yapan Kadîr-i Zülcelâl,

    Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın talimiyle ve Kur’ân-ı Hakîminin dersiyle anladım ki, nasıl denizler acâipleriyle Seni tanıyorlar ve tanıttırıyorlar. Öyle de,dağlar dahi, zelzele tesiratından zeminin sükûnetine ve içindeki dahilî inkılâbatfırtınalarından sükûtuna ve denizlerin istilâsından kurtulmasına ve havanın gazât-ı muzırradan tasfiyesine ve suyun muhafaza ve iddiharlarına ve zîhayatlara lâzım olan madenlerin hazinedarlığına ettiği hizmetleriyle ve hikmetleriyle Seni tanıyorlar ve tanıttırıyorlar.

    Evet, dağlardaki taşların envâından ve muhtelif hastalıklara ilâç olan maddelerin aksamından ve zîhayata hususan insanlara çok lâzım ve çok mütenevvi olanmadeniyatın ecnâsından ve dağları, sahrâları çiçekleriyle süslendiren ve meyveleriyle şenlendiren nebatatın esnafından hiçbirisi yoktur ki, tesadüfe havalesi mümkün olmayan hikmetleriyle, intizamıyla, hüsn-ü hilkatiyle, faideleriyle, hususan


    Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun Allahu Ekber: “Allah en büyüktür”
    Hâlık: yaratıcı, herşeyi yaratan Allah Kadîr-i Zülcelâl: kudreti herşeyi kuşatan, sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Allah
    Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)
    bilbedâhe: apaçık bir şekilde dahilî: iç
    ebedî: sonu olmayan, sonsuz ecnâs: cinsler, türler
    envâ: neviler, türler esnaf: sınıflar
    fâni: geçici, yok olucu gazât-ı muzırra: zararlı gazlar
    havz: havuz hazinedar: hazine bekçisi
    hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması hususan: özellikle
    hüsn-ü hilkat: yaratılışın güzelliği iddihar: biriktirme, depolama
    inkılâbat: inkılâplar, değişimler intizam: düzen, tertip
    irade: dileme, tercih istilâ: kuşatma, basma
    kudret: güç ve iktidar lisan-ı hâl: hâl dili
    madeniyat: madenler mahlukât: yaratıklar
    makarr-ı saltanat-ı ebediye: sonsuz saltanat merkezi olan âhiret mevzuniyet: ölçülü olma
    misafirhane-i dünya: dünya misafirhanesi mizan: ölçü, denge
    muhafaza: koruma, saklama muhit: kaplayan, kuşatan
    muhtelif: çeşitli, bir çok muntazam: düzenli, intizamlı
    musahhar: boyun eğdirilmiş, emre verilmiş musahhar olmak: boyun eğmek
    mütenevvi: çeşitli nebatat: bitkiler
    nümune: örnek rahmet: İlâhî şefkat, merhamet
    sahrâ: çöl sefine: gemi
    seyr ü seyahat: seyir ve seyahat sükûnet: durgunluk, hareketsizlik
    sükût: sessizlik takdis etmek: Allah’ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten uzak ve yüce olduğunu ilân etmek
    talim: öğretme tasfiye: safileştirme, arındırma
    tedbir: idare etme, çekip çevirme tesirat: tesirler, etkiler
    vaziyet-i acibe: şaşırtıcı durum zelzele: deprem, sarsıntı
    zemin: yer zîhayat: canlı, hayat sahibi
    şamil: içine alan, kapsayıcı
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 1/3 123 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222