5 sonuçtan 1 ile 5 arası

  1. #1
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Altıncı Hüccet-i İmâniye

    Altıncı Hüccet-i İmâniye


    ONUNCU SÖZÜN DOKUZUNCU HAKİKATİ

    Bâb-ı İhyâ ve İmâtedir. İsm-i Hayy-ı Kayyûmun, Muhyî ve Mümîtin cilvesidir.


    Hiç mümkün müdür ki, ölmüş, kurumuş koca arzı ihyâ eden; ve o ihyâ içinde, herbiri beşer haşri gibi acip, üç yüz binden ziyade envâ-ı mahlûkatı haşir ve neşredip kudretini gösteren; ve o haşir ve neşir içinde, nihayet derecede karışık ve ihtilât içinde nihayet derecede imtiyaz ve tefrik ile ihata-i ilmiyesini gösteren; ve bütün semâvî fermanlarıyla beşerin haşrini vaad etmekle bütün ibâdının enzârını saadet-i ebediyeye çeviren; ve bütün mevcudatı baş başa, omuz omuza, el ele verdirip, emir ve iradesi dairesinde döndürüp birbirine yardımcı ve musahhar kılmakla azamet-i Rububiyetini gösteren; ve beşeri, şecere-i kâinatın en cami’ ve en nazik ve en nazenin, en nazdar, en niyazdar bir meyvesi yaratıp kendine muhatap ittihaz ederek herşeyi ona musahhar kılmakla, insana bu kadar ehemmiyet verdiğini gösteren bir Kadîr-i Rahîm, bir Alîm-i Hakîm, kıyameti getirmesin, haşri yapmasın ve yapamasın, beşeri ihyâ etmesin veya edemesin, Mahkeme-i Kübrâyı açamasın, Cennet ve Cehennemi yaratamasın? Hâşâ ve kellâ!

    Evet, şu âlemin Mutasarrıf-ı Zîşânı, her asırda, her senede, her günde bu dar,muvakkat rû-yi zeminde haşr-i ekberin ve meydan-ı kıyametin pek çok emsalini ve nümunelerini ve işârâtını icad ediyor. Ezcümle: Haşr-i baharîde görüyoruz ki, beş altı gün zarfında, küçük ve büyük hayvanat ve nebatattan, üç yüz binden ziyade envâı haşredip neşrediyor. Bütün ağaçların, otların köklerini ve bir kısım hayvanları aynen ihyâ edip iade ediyor. Başkalarını




    Alîm-i Hakîm: herşeyi hakkıyla bilen ve hikmetle yaratıp donatan Allah Hayy-ı Kayyûm: her an diri olup her canlıya hayat veren ve herşeyi ayakta tutan Allah
    Kadîr-i Rahîm: sonsuz şefkat ve merhamet sahibi ve herşeye gücü yeten Allah Mahkeme-i Kübrâ: öldükten sonra âhirette Allah’ın huzurunda kurulacak olan büyük mahkeme
    Muhyî: bütün canlılara hayat veren Allah Mutasarrıf-ı Zîşân: şan ve şeref sahibi ve herşeyde istediği gibi tasarruf eden Allah
    Mümît: ölümü yaratan, can verdiği varlıkları vakti gelince öldüren Allah acip: şaşırtıcı, hayret verici
    arz: yer, dünya azamet-i Rububiyet: Rablığın büyüklüğü; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması
    beşer haşri: insanların öldükten sonra âhirette tekrar diriltilerek Allah huzurunda toplanmaları bâb: kapı
    cami’: kapsamlı cilve: yansıma, görüntü
    emsal: benzerler, örnekler envâ: çeşitler, türler
    envâ-ı mahlûkat: yaratılmışların türleri, çeşitleri enzâr: bakışlar
    ezcümle: örneğin hayvanat: hayvanlar
    haşir ve neşretmek: yeniden diriltip toplamak ve yaymak haşr-i baharî: bahar mevsiminde bitkilerin ve hayvanların dirilişi
    haşr-i ekber: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma hâşâ ve kellâ: asla ve asla, kesinlikle öyle değil
    ibâd: kullar icad etme: yaratma, var etme
    ihata-i ilmiye: ilminin kuşatıcılığı ve genişliği ihtilât: karışıklık
    ihyâ: diriltme, hayat verme imtiyaz: ayrıcalık
    imâte: öldürme irade: dileme, tercih, istek
    ittihaz: edinme, kabullenme işârât: işaretler
    kudret: güç, kuvvet, iktidar kıyamet: dünyanın sonu, varlığın bozulup dağılması
    mevcudat: varlıklar meydan-ı kıyamet: kıyamet meydanı
    musahhar kılmak: boyun eğdirmek muvakkat: geçici
    nazdar: nazlı nazenin: ince, narin, duyarlı
    nazik: ince, zarif nebatat: bitkiler
    nihayet: son niyazdar: dua eden, yalvarıp yakaran
    nümune: örnek rû-yi zemin: yeryüzü
    saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk semâvî ferman: vahiyle gelmiş emir ve tebliğler
    tefrik: fark etme, ayırma ziyade: çok, fazla
    âlem: dünya şecere-i kâinat: kâinat ağacı

    Benzer Konular
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - On Birinci Hüccet-i İmâniye
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - On Birinci Hüccet-i İmâniye On Birinci Hüccet-i İmâniye (YİRMİ İKİNCİ SÖZÜN BİRİNCİ MAKAMI) وَيَضْرِبُ اللهُ
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Dokuzuncu Hüccet-i İmâniye
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Dokuzuncu Hüccet-i İmâniye Dokuzuncu Hüccet-i İmâniye (DOKUZUNCU ŞU’IN MUKADDİME-İ HAŞRİYYESİ) فَسُبْحَانَ ال&#
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Sekizinci Hüccet-i İmâniye
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Sekizinci Hüccet-i İmâniye Sekizinci Hüccet-i İmâniye Münâcât Bu Sekizinci Hüccet-i İmaniye, vücub-u vücuda ve vahdâniyete delâletettiği gibi, hem delâil-i kat’iye ile rububiyetin ihatasına ve kudretinin azametine delâlet eder. Hem hâkimi
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Yedinci Hüccet-i İmâniye
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Yedinci Hüccet-i İmâniye Yedinci Hüccet-i İmâniye Otuz Üçüncü Mektubun On Yedinci Penceresi اِنَّ فِى السَّمٰوَاتِ 
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Birinci Hüccet-i İmâniye
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Birinci Hüccet-i İmâniye Birinci Hüccet-i İmâniye Âyetü’l-Kübrâ Kâinattan Hâlıkını soran bir seyyahın müşahedatıdır. تُسَبِّحُ ل
    Yazar : Risale Forum

  2. #2
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    İkinci Kısım - Sayfa 240

    ayniyet derecesinde bir misliyet suretinde icad ediyor. Halbuki, maddeten farkları pek az olan tohumcuklar, o kadar karışmışken, kemâl-i imtiyaz ve teşhis ile, o kadar sür’at ve vüs’at ve suhulet içinde, kemâl-i intizam ve mizan ile, altı gün veya altı hafta zarfında ihya ediliyor.

    Hiç kabil midir ki, bu işleri yapan Zâta birşey ağır gelebilsin, semâvât ve arzı altı günde halk edemesin, insanı bir sayha ile haşredemesin? Hâşâ!

    Acaba, muciznümâ bir kâtip bulunsa, hurufları ya bozulmuş veya mahvolmuş üç yüz bin kitabı tek bir saihfede, karıştırmaksızın, galatsız, sehivsiz, noksansız, hepsini beraber, gayet güzel bir surette, bir saatte yazarsa; birisi sana dese, “Şu kâtip, kenditelif ettiği, senin suya düşmüş olan kitabını yeniden, bir dakika zarfında hafızasından yazacak”; sen diyebilir misin ki, “Yapamaz ve inanmam”?

    Veyahut bir sultan-ı mucizekâr, kendi iktidarını göstermek için veya ibret vetenezzüh için, bir işaretle dağları kaldırır, memleketleri tebdil eder, denizi karaya çevirdiğini gördüğün halde, sonra görsen ki, büyük bir taş dereye yuvarlanmış, o zâtın kendi ziyafetine davet ettiği misafirlerin yolunu kesmiş, geçemiyorlar. Biri sana dese, “O zât, bir işaretle, o taşı, ne kadar büyük olursa olsun, kaldıracak veya dağıtacak; misafirlerini yolda bırakmayacak.” Sen desen ki, “Kaldırmaz veya kaldıramaz.”

    Veyahut, bir zât, bir günde yeniden büyük bir orduyu teşkil ettiği halde, biri dese, “O zât, bir boru sesiyle, efradı istirahat için dağılmış olan taburları toplar; taburlarnizamı altına girerler.” Sen desen ki, “İnanmam”; ne kadar divanece hareket ettiğini anlarsın.

    İşte, şu üç temsili fehmettinse, bak: Nakkâş-ı Ezelî, gözümüzün önünde kışın beyaz sahifesini çevirip, bahar ve yaz yeşil yaprağını açıp, rû-yi arzın sahifesinde üç yüz binden ziyade envâı, kudret ve kader kalemiyle ahsen-i suret üzere yazar. Birbiri içinde, birbirine karışmaz. Beraber yazar; birbirine mani olmaz. Teşkilce, suretçebirbirinden ayrı, hiç şaşırtmaz, yanlış yazmaz.

    Evet, en büyük bir ağacın ruh programını, bir nokta gibi en küçük bir çekirdektederc edip muhafaza eden Zât-ı Hakîm-i Hafîz, vefat edenlerin ruhlarını


    Nakkâş-ı Ezelî: herşeyi zâtına has olarak nakış nakış işleyen ve evveli olmayan Allah Zât-ı Hakîm-i Hafîz: herşeyi koruyup saklayan ve hikmetli bir şekilde yapan Zât, Allah
    ahsen-i suret: en güzel şekil arz: yer
    ayniyet: aynılık, aynı oluş derc etmek: yerleştirmek
    divanece: akılsızca efrad: fertler
    envâ: çeşitler, türler fehmetmek: anlamak
    galatsız: yanlışsız, hatasız halk etmek: yaratmak
    haşir: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma huruf: harfler
    hâşâ: asla öyle değil ibret: ders çıkarma
    icad: yaratma, var etme ihya: diriltme, hayat verme
    iktidar: güç, kudret istirahat: dinlenme
    kabil: mümkün, olabilir kemâl-i imtiyaz ve teşhis: mükemmel bir seçme ve ayırma
    kemâl-i intizam ve mizan: mükemmel bir düzen ve ölçü kudret ve kader kalemi: Allah’ın olacak hadiseleri olmadan önce bilip yazması, takdir etmesi ve yaratması
    kâtip: yazar mahvolmak: yok olmak
    mani: engel misliyet: benzerlik
    muhafaza: koruma mu’ciznümâ: mu’cize gösteren
    nizam: düzen, kanun rû-yi arz: yeryüzü
    sayha: sesleniş sehivsiz: yanılmadan, şaşırmadan
    semâvât: gökler suhulet: kolaylık
    sultan-ı mu’cizekâr: mu’cize gösteren sultan suret: şekil
    suretçe: şekilce sür’at: hız
    tabur: bir askerî birlik tebdil etmek: değiştirmek
    telif etmek: yazmak temsil: analoji; kıyaslama tarzında benzetme
    tenezzüh: gezinti teşkil etmek: meydana getirmek
    teşkilce: meydana gelişiyle, oluşuyla vüs’at: genişlik
    ziyade: çok, fazla
    Yazar : Risale Forum

  3. #3
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    İkinci Kısım - Sayfa 241

    nasıl muhafaza eder, denilir mi? Ve küre-i arzı bir sapan taşı gibi çeviren Zât-ı Kadîr, âhirete giden misafirlerinin yolunda nasıl bu arzı kaldıracak veya dağıtacak, denilir mi? Hem, hiçten, yeniden bütün zîhayatın ordularını, bütün cesetlerinin taburlarında kemâl-i intizamla zerrâtı emr-i 1 كُنْ فَيَكُونُ ile kaydedip yerleştiren, ordular icad eden Zât-ı Zülcelâl, tabur-misal cesedin nizamı altına girmekle birbiriyle tanışan zerrât-ı esasiye ve eczâ-yı asliyesini bir sayha ile nasıl toplayabilir, denilir mi?

    Hem bu bahar haşrine benzeyen, dünyanın her devrinde, her asrında, hattâ gece gündüzün tebdilinde, hattâ cevv-i havada bulutların icad ve ifnâsında haşre nümuneve misal ve emare olacak ne kadar nakışlar yaptığını gözünle görüyorsun. Hattâ, eğer hayalen bin sene evvel kendini farz etsen, sonra zamanın iki cenahı olan maziile müstakbeli birbirine karşılaştırsan; asırlar, günler adedince misal-i haşir ve kıyametin nümunelerini göreceksin. Sonra, bu kadar nümune ve misalleri müşahede ettiğin halde, haşr-i cismânîyi akıldan uzak görüp istib’âd etmekle inkâr etsen, ne kadar divanelik olduğunu sen de anlarsın. Bak, Ferman-ı Âzam, bahsettiğimiz hakikate dair ne diyor:

    فَانْظُرْ اِلٰۤى اٰثَارِ رَحْمَتِ اللهِ كَيْفَ يُحْيِى اْلاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۤ اِنَّ ذٰلِكَ لَمُحْيِى الْمَوْتٰى وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ 2

    Elhasıl: Haşre mâni hiçbir şey yoktur. Muktazî ise, herşeydir. Evet, mahşer-i acaipolan şu koca arzı, âdi bir hayvan gibi imâte ve ihyâ eden ve beşer ve hayvana hoş bir beşik, güzel bir gemi yapan ve güneşi onlara şu misafirhanede ışık verici ve ısındırıcı bir lâmba eden, seyyârâtı meleklerine tayyare yapan bir


    Not
    Dipnot-1 “(Cenâb-ı Hak) Birşeyin olmasını murad ettiği zaman, Onun işi sadece ‘Ol’ demektir; o da oluverir.” Yâsin Sûresi, 36:82.

    Dipnot-2 “Şimdi bak Allah’ın rahmet eserlerine: Yeryüzünü ölümünün ardından nasıl diriltiyor! Bunu yapan, elbette ölüleri de öylece diriltecektir; O herşeye hakkıyla kadirdir.” Rum Sûresi, 30:50.





    Ferman-ı Âzam: en büyük buyruk olan Kur’ân-ı Kerim Zât-ı Kadîr: herşeye gücü yeten, sonsuz güç ve kudret sahibi Allah
    Zât-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Zât, Allah arz: yer, dünya
    bahar haşri: bahar mevsiminde bitkilerin ve hayvanların dirilişi beşer: insan
    cenah: taraf, yön cevv-i hava: hava boşluğu
    divanelik: akılsızlık eczâ-yı asliye: esas parçalar
    elhasıl: özetle, sonuç olarak emare: belirti, işaret
    farz etmek: varsaymak haşir: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma
    haşr-i cismânî: âhirette tekrar bedenlerin ve vücudların dirilişi icad: yaratma, var etme
    ifnâ: öldürme, yok etme ihyâ: diriltme, hayat verme
    imâte: öldürme inkâr: kabul etmeme, inanmama
    istib’âd: akıldan uzak görme kemâl-i intizam: mükemmel bir düzen
    küre-i arz: yerküre, dünya kıyamet: dünyanın sonu, varlığın bozulup dağılması
    mahşer-i acaip: şaşkınlık veren şeylerin toplandığı yer mazi: geçmiş
    misal: örnek, benzer misal-i haşir: haşrin benzeri
    muktazî: gerekçe, gerektirici sebep mâni: engel
    müstakbel: gelecek müşahede etmek: görmek, gözlemlemek
    nizam: düzen nümune: örnek
    sayha: sesleniş seyyârât: gezegenler
    tabur-misal: tabur gibi tayyare: uçak
    tebdil: değişme zerrât: zerreler, atomlar
    zerrât-ı esasiye: temel zerreler zîhayat: canlı
    âdi: sıradan, basit âhiret: öteki dünya
    Yazar : Risale Forum

  4. #4
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    İkinci Kısım - Sayfa 242

    Zâtın, bu derece muhteşem ve sermedî Rububiyeti ve bu derece muazzam ve muhît hâkimiyeti, elbette, yalnız böyle geçici, devamsız, bîkarar, ehemmiyetsiz, mütegayyir, bekàsız, nâkıs, tekemmülsüz umûr-u dünya üzerinde kurulmaz ve durmaz. Demek, Ona şayeste, daimî, berkarar, zevâlsiz, muhteşem bir diyar-ı âhar var, başka bâki bir memleketi vardır. Bizi onun için çalıştırır. Oraya davet eder. Ve oraya nakledeceğine, zahirden hakikate geçen ve kurb-u huzuruna müşerref olan bütün ervâh-ı neyyire ashabı, bütün kulûb-u münevvere aktâbı, bütün ukul‑u nuraniye erbabı şehadet ediyorlar ve bir mükâfat ve mücazat ihzar ettiğini müttefikan haber veriyorlar ve mükerreren pek kuvvetli vaad ve pek şiddetli tehdit eder, naklederler.

    Hulfü’l-vaad ise, hem zillet, hem tezellüldür; hiçbir cihetle celâl-i kudsiyetine yanaşamaz. Hulfü’l-vaîd ise, ya aftan, ya aczden gelir. Halbuki küfür cinayet-i mutlakadır; HAŞİYE-1 affa kabil değil. Kadîr-i Mutlak ise, aczden münezzeh ve mukaddestir.


    Not
    Haşiye-1 Evet, küfür, mevcudatın kıymetini iskat ve mânâsızlıkla itham ettiğinden, bütün kâinata karşı bir tahkir ve mevcudat âyinelerinde cilve-i Esmâyı inkâr olduğundan, bütün esmâ-i İlâhiyeye karşı bir tezyif ve mevcudatın vahdâniyete olan şehadetlerini reddettiğinden, bütün mahlûkata karşı bir tekzip olduğundan, istidad-ı insanîyi öyle ifsad eder ki, salâh ve hayrı kabule liyakati kalmaz. Hem bir zulm-ü azîmdir ki, umum mahlûkatın ve bütün esmâ-i İlâhiyenin hukukuna bir tecavüzdür. İşte şu hukukun muhafazası ve nefs-i kâfir hayra kabiliyetsizliği, küfrün adem-i affını iktiza eder. اِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ [“Muhakkak ki şirk pek büyük bir zulümdür.” Lokman Sûresi, 31:13] şu mânâyı ifade eder.





    Kadîr-i Mutlak: herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kudret sahibi Allah acz: âcizlik, güçsüzlük
    adem-i af: affedilmeme bekàsız: gelip geçici, ölümlü
    berkarar: kararlı, yerleşmiş bâki: kalıcı ve sürekli
    bîkarar: kararsız celâl-i kudsiyet: kutsal büyüklük, haşmet
    cihet: yön, şekil cilve-i Esmâ: Allah’ın isimlerinin varlıklardaki yansıması, görüntüsü
    cinayet-i mutlaka: sınırsız cinayet diyar-ı âhar: başka memleket
    ervâh-ı neyyire ashabı: nurlu ruhların sahipleri, peygamberler gibi esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri
    hakikat: gerçek hayr: iyilik
    haşiye: dipnot, açıklayıcı not hukuk: haklar
    hulfü’l-vaad: verdiği sözden dönme hulfü’l-vaîd: söz verdiği halde azap ve cezayı yerine getirmeme
    hâkimiyet: hükümranlık, egemenlik ifsad etmek: bozmak
    ihzar etmek: hazırlamak iktiza etme: gerektirme
    iskat: düşürme istidad-ı insanî: insanın yaratılışında var olan bütün özellikleri, konuşma, sevme gibi
    itham: suçlama kabil: mümkün, olabilir
    kulûb-u münevvere aktâbı: nurlu kalplerin kutupları, veliler gibi kurb-u huzur: huzura yakınlık
    kâinat: evren, yaratılmış herşey küfür: inkâr, inançsızlık
    liyakat: layık olma mahlûkat: yaratılmışlar
    mevcudat: varlıklar muazzam: azametli, çok büyük
    muhafaza: koruma muhteşem: ihtişamlı, görkemli
    muhît: kapsamlı, kuşatıcı mukaddes: her türlü çirkinlik ve eksiklikten yüce, kutsal
    mücazat: ceza mükerreren: tekrarla, defalarca
    mükâfat: ödül münezzeh: her türlü kusur ve noksandan arınmış
    mütegayyir: değişen müttefikan: ittifakla, birleşerek
    müşerref olan: şereflenen nefs-i kâfir: inanmayan kişinin kendisi
    nâkıs: eksik, noksan rububiyet: Rablık; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması
    salâh: düzelme, yararlı olma sermedî: devamlı, sürekli
    tahkir: hakaret etme tecavüz: saldırma
    tekemmülsüz: olgunlaşmamış tekzip: yalanlama
    tezellül: alçalma tezyif: hakaret, küçük düşürme
    ukul-u nuraniye erbabı: aydın akılların sahipleri, âlimler gibi umûr-u dünya: dünya işleri
    vaad: söz verme vahdâniyet: Allah’ın birliği
    zahir: görünür zevâlsiz: devamlı, yok olmayan
    zillet: alçaklık, aşağılık zulm-ü azîm: çok büyük zulüm
    âyine: ayna şayeste: layık
    Yazar : Risale Forum

  5. #5
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    İkinci Kısım - Sayfa 243

    Şahitler, muhbirler ise, mesleklerinde, meşreplerinde, mezheplerinde muhtelif oldukları halde, kemâl-i ittifakla şu meselenin esasında müttehiddirler. Kesretçe tevatür derecesindedirler. Keyfiyetçe icmâ kuvvetindedirler. Mevkice herbiri nev-i beşerin bir yıldızı, bir taifenin gözü, bir milletin azizidirler. Ehemmiyetçe şu meselede hem ehl-i ihtisas, hem ehl-i ispattırlar. Halbuki bir fende veya bir san’atta iki ehl-i ihtisas, binler başkalara müreccahtırlar ve ihbarda iki müsbit, binler nâfîlere tercih edilir. Meselâ, Ramazan hilâlinin sübutunu ihbar eden iki adam, binler münkirlerin inkârlarını hiçe atarlar.

    Elhasıl, dünyada bundan daha doğru bir haber, daha sağlam bir dâvâ, daha zahirbir hakikat olamaz. Demek, şüphesiz dünya bir mezraadır. Mahşer ise bir beyderdir, harmandır. Cennet, Cehennem ise birer mahzendir.





    Hakîm: herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Allah Kerîm: sonsuz ikram ve cömertlik sahibi Allah
    Mâlikü’l-Mülk-i Zülcelâl: bütün mülkün gerçek sahibi, haşmet ve yücelik sahibi olan Allah Rahîm: sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah
    Zât-ı Hakîm: herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Zât, Allah adalet: hak sahibine hakkını verme, haksız terbiye etme ve cezalandırma
    aziz: şerefli, değerli, büyük bekàsız: geçici, devamsız
    beyder: harman yeri bâb: kapı
    bâhir: açık, görünen, berrak bâki: devamlı, sürekli
    cilve: yansıma, görüntü daimî: devamlı, sürekli
    daire-i memleket: memleket dairesi ebedî: sonsuz
    ehl-i ihtisas: sahasında uzman olan kimseler ehl-i ispat: doğruyu ortaya çıkaran kimseler
    elhasıl: özetle, sonuç olarak fen: ilim
    hakikat: gerçek mâhiyet, asıl ve esas, içyüz hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması
    hilâl: yay şeklinde görülen yeni ay icmâ: fikir birliği
    ihbar: haber verme ihbar eden: haber veren
    inayet: yardım, ikram; bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan düzenlilik kabil: mümkün, olabilir
    kahir: üstün kemâl-i ittifak: tam ve mükemmel birlik
    kesret: çokluk keyfiyet: nitelik, içerik
    mahlûk: yaratık mahlûkat: yaratıklar
    mahzen: erzak yeri, içinde eşya saklanacak yer mahşer: haşir meydanı, toplanma yeri
    mesken: oturulacak ve kalınacak yer meslek: hizmet yolu, ekolü
    mevki: konum meydan-ı imtihan: imtihan meydanı
    mezhep: tutulan yol, ekol mezraa: tarla
    meşrep: tarz, usül misafirhane-i dünya: dünya misafirhanesi
    muhbir: haber veren muhtelif: çeşitli, farklı
    mukim: ikamet eden, oturan münkir: inkârcı
    müreccah: tercih edilir müsbit: ispat edici
    müttehid: birleşmiş nev-i beşer: insanlık
    nâfî: yok sayan, inkârcı rahmet: şefkat, merhamet
    sebatsız: sabit olmayan sübut: meydana çıkma, gerçekleşme
    taife: topluluk, grup tevatür: doğruluğu kesin olarak kanıtlanan haber
    teşhirgâh-ı arz: yeryüzü sergisi vâsi: geniş
    zahir: açık, âşikar Âdil: sonsuz adalet sahibi, adaletle iş gören, herşeyin hakkını veren Allah
    âlem-i mülk ve melekût: görünen ve görünmeyen âlem, herşeyin dış ve iç yüzü âsâr: eserler

    Yazar : Risale Forum

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222