Sayfa 2/3 İlkİlk 123 SonSon
24 sonuçtan 11 ile 20 arası

  1. #11
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.222
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Birinci Kısım - Sayfa 110

    mukàbil, hayatlı, şuurlu, ışıklı, ünsiyetli, tatlı bir kâinat göstererek bâki hayatın bircilve-i lezzetini, ehl-i imana, derecesine göre dünyada dahi tattırır.

    Tetimme: Nasıl ki vahdet ve ehadiyet sırrıyla kâinatın her tarafında aynı kudret, aynı isim, aynı hikmet, aynı san’at bulunmasıyla Hâlıkın vahdet ve tasarrufu ve icadve rububiyeti ve hallâkıyet ve kudsiyeti, cüz’î-küllî herbir masnuun hal diliyle ilân ediliyor. Aynen öyle de, her tarafta melekleri halk edip her mahlûkun lisan-ı hal ileşuursuz yaptıkları tesbihatı, meleklerin ubudiyetkârâne dilleriyle yaptırıyor. Meleklerin hiçbir cihette hilâf-ı emir hareketleri yoktur. Hâlis bir ubudiyetten başka hiçbir icad ve emirsiz hiçbir müdahale, hattâ izinsiz şefaatleri dahi olmaz. Tam
    بَلْ عِبَادٌ مُكْرَمُونَ 1 وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ 2 sırrına mazhardırlar.



    Not
    Dipnot-1 “Hayır, (onların evlât dedikleri) Allah’ın ikramda bulunduğu kullardır.” Enbiyâ Sûresi, 21:26.

    Dipnot-2 “Verilen emri yerine getirirler.” Tahrîm Sûresi, 66:6.





    Hâlık: her şeyi yaratan Allah bâki: kalıcı, devamlı
    cihet: şekil, yön cilve-i lezzet: lezzet veren tecelli, lezzetin bir yansıması
    cüz’î: ferdî, az, küçük ehadiyet: Allah’ın birliğinin herbir varlıkta ayrı ayrı tecellî etmesi
    ehl-i iman: iman edenler, mü’minler halk etmek: yaratmak
    hallâkiyet: yaratıcılık hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması
    hilâf-ı emir: emre aykırı hâlis: içten, katıksız, samimi
    icad: var etme, vücuda getirme kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı
    kudsiyet: kusur ve noksandan uzak oluş, kutsallık kâinat: evren, yaratılan herşey
    küllî: büyük, kapsamlı lisan-ı hâl: hal dili
    mahlûk: yaratık masnu: sanat eseri varlık
    mazhar: ayna, yansıma yeri mukàbil: karşılık
    rububiyet: Rablık; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması tasarruf: dilediği gibi kullanma ve yönetme
    tesbihat: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma tetimme: ek
    ubûdiyet: kulluk ubûdiyetkârâne: kulluk ederek
    vahdet: Allah’ın birliği ünsiyetli: canayakın, dost
    şefaat: af için aracılık etme şuurlu: bilinçli
    şuursuz: bilinçsiz

    Yazar : Risale Forum

  2. #12
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.222
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Birinci Kısım - Sayfa 111

    Hâtime

    Gayet ehemmiyetli bir nükte-i i’câziyeye dair, birden ihtiyarsız, mağripten sonra kalbe ihtar edilen ve Sûre-i قُلْاَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ 1 ın zâhir birmu’cize-i gaybiyesini gösteren uzun bir hakikate kısa bir işarettir.





    قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ اِذَا وَقَبَ وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِى الْعُقَدِ وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ اِذَا حَسَدَ 2

    İşte, yalnız mânâ-yı işârî cihetinde bu sûre-i azîme-i hârika, “Kâinatta ademâlemleri hesabına çalışan şerirlerden ve insî ve cinnî şeytanlardan kendinizimuhafaza ediniz” Peygamberimize ve ümmetine emrederek, her asra baktığı gibi,mânâ-yı işarîsiyle bu acip asrımıza daha ziyade, belki zâhir bir tarzda bakar, Kur’ân’ın hizmetkârlarını istiâzeye dâvet eder. Bu mu’cize-i gaybiye, beş işaretle kısaca beyan edilecek. Şöyle ki:

    Bu sûrenin herbir âyetinin mânâları çoktur. Yalnız mânâ-yı işarî ile, beş cümlesinde dört defaشَرِّ kelimesini tekrar etmek ve kuvvetli münasebet-i mâneviyeile beraber dört tarzda bu asrın emsalsiz dört dehşetli ve fırtınalı maddî ve mânevîşerlerine ve inkılâplarına ve mübarezelerine aynı tarihle parmak basmak ve mânen“Bunlardan çekininiz” emretmek, elbette Kur’ân’ın i’câzına yakışır bir irşad-ı gaybîdir.

    Meselâ, baştaقُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ cümlesi, bin üç yüz elli iki veya dört (1352-1354) tarihine hesab-ı ebcedî ve cifrî ile tevafuk edip nev-i beşerde en geniş

    Not
    Dipnot-1
    “De ki: Sığınırım sabahın Rabbine.” Felâk Sûresi, 113:1.

    Dipnot-2 “Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. De ki: Sığınırım sabahın Rabbine. Yarattığı şeylerin şerrinden. Karanlığı çöktüğünde gecenin şerrinden. Düğümlere üfleyen büyücülerin şerrinden. Haset ettiğinde hasetçinin şerrinden.” Felâk Sûresi, 113:1-5.




    acip: hayret verici, şaşırtıcı adem: hiçlik, yokluk
    beyan etmek: açıklamak cihet: taraf, yön
    dehşetli: korkunç, ürkütücü ehemmiyetli: önemli
    emsalsiz: benzersiz gayet: son derece
    hakikat: doğru, gerçek hesab-ı ebcedî ve cifrî: (bk. bilgiler – Ebced ve Cifir İlmi)
    hizmetkâr: hizmetçi hâtime: sonuç, son bölüm
    ihtar edilmek: hatırlatılmak ihtiyarsız: irade dışı, istemeden
    inkılâp: büyük değişim, dönüşüm insî ve cinnî: insanlardan ve cinlerden olan
    irşad-ı gaybî: gaybî irşad; gelecekteki hâdiselere işaret etmek suretiyle rehberlik yapma istiâze: Allah’a sığınma
    i’câz: mu’cize oluş kâinat: evren, yaratılan herşey
    mağrib: akşam muhafaza etmek: korumak
    mu’cize-i gaybiye: gerçekleri önceden bildirme şeklindeki mu’cize mânen: mânevî olarak
    mânâ-yı işârî: işaretlerle ifade edilen mânâ mübareze: karşılıklı mücadele, çatışma
    münasebet-i mâneviye: mânevî ilişki, bağlantı nev-i beşer: insanlar
    nükte-i i’câziye: mu’cizeliğe ait ince mânâ sûre-i azîme-i hârika: harika olan büyük sûre
    tevafuk etmek: denk gelmek ziyade: çok, fazla
    zâhir: açık, görünen şer: kötülük, fenalık
    şerir: şerliler, kötüler
    Yazar : Risale Forum

  3. #13
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.222
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Birinci Kısım - Sayfa 112

    hırs ve hasetle ve Birinci Harbin sebebiyle vukua gelmeye hazırlanan İkinci Harb-iUmumiye işaret eder ve ümmet-i Muhammediyeye (a.s.m.) mânen der: “Bu harbe girmeyiniz ve Rabbinize iltica ediniz.” Ve bir mâna-yı remziyle, Kur’ân’nınhizmetkârlarından olan Risale-i Nur şakirtlerine hususi bir iltifatla, onların Eskişehir hapsinden, dehşetli bir şerden aynı tarihiyle kurtulmalarına ve haklarındaki imha plânının akîm bırakılmasına remzen haber verir, mânen “İstiâze ediniz” emreder gibi bir remiz verir.

    Hem meselâمِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ 1 cümlesi (şedde sayılmaz) bin üç yüz altmış bir (1361) ederek bu emsalsiz harbin merhametsiz ve zâlimâne tahribatına Rûmî ve Hicrî tarihiyle parmak bastığı gibi, aynı zamanda bütün kuvvetleriyle Kur’ân’ın hizmetine çalışan Nur şakirtlerinin geniş bir imha plânından ve elîm ve dehşetli bir belâdan veDenizli hapsinden kurtulmalarına tevafukla, bir mânâ-yı remzî ile onlara da bakar, “Halkın şerrinden kendinizi koruyunuz” gizli bir îmâ ile der.

    Hem meselâاَلنَّفَّاثَاتِ فِى الْعُقَدِ 2 cümlesi (şeddeler sayılmaz) bin üç yüz yirmi sekiz (1328), eğer şeddedeki ل sayılsa, bin üç yüz elli sekiz (1358) adediyle buumumî harpleri yapan ecnebî gaddarların, hırs ve hasetle bizdeki Hürriyet inkılâbının Kur’ân lehindeki neticelerini bozmak fikriyle tebeddül-ü saltanat ve Balkan ve İtalyan harpleri ve Birinci Harb-i Umumînin patlamasıyla maddî ve mânevî şerlerini, siyasîdiplomatların, radyo diliyle herkesin kafalarına sihirbaz ve zehirli üflemeleriyle vemukadderat-ı beşerin düğme ve ukdelerine gizli plânlarını telkin etmeleriyle bin senelik medeniyet terakkiyatını vahşiyâne mahveden şerlerin vücuda gelmeye hazırlanmaları tarihine tevâfuk ederekاَلنَّفَّاثَاتِ فِى الْعُقَدِ’in tam mânasına tetâbuk eder.


    Not
    Dipnot-1 “Yarattığı şeylerin şerrinden.” Felâk Sûresi, 113:2.

    Dipnot-2 “Düğümlere üfleyen büyücüler...” Felak Sûresi, 113:4.



    Birinci Harb/Birinci Harb-i Umumî: (bk. bilgiler – Birinci Dünya Savaşı) Denizli Hapsi: (bk. bilgiler – Denizli)
    Eskişehir Hapsi: (bk. bilgiler – Eskişehir) Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah
    akîm: neticesiz, sonuçsuz dehşetli: korkunç, ürkütücü
    diplomat: memleket ve millet meseleleri hakkında siyasî söz sahibi ecnebî: yabancı
    elîm: acıklı, üzücü emsalsiz: benzersiz
    haset: kıskançlık hizmetkâr: hizmetçi
    iltica etmek: sığınmak iltifat: önem ve değer vererek, lütufla hitap ve muamele etme
    inkılâb: değişim, dönüşüm istiâze etmek: Allah’a sığınmak
    mahvetmek: yok etmek mukadderat-ı beşer: insanlığın geleceği, kaderi; Allah tarafından takdir olunmuş işler, başa gelecek olaylar
    mânen: mânevî olarak mânâ-yı remzî: işaret mânâsı
    remiz: ince işaret remzen: işareten
    tahribat: tahripler, yıkıp bozmalar tebeddül-ü saltanat: saltanatın el değişmesi
    telkin etmek: fikir aşılamak, fikren yönlendirmek terakkiyat: ilerlemeler, yükselmeler
    tetâbuk etmek: uygun düşmek tevafuk: denk gelme, uygunluk
    ukde: düğüm, çözümü zor iş umumî: genel, herkese ait
    vahşiyâne: vahşice vuku: gerçekleşme, meydana gelme
    vücuda gelmek: var olmak zâlimâne: zâlimce
    îmâ etmek: işaret etmek ümmet-i Muhammediye: Hz. Muhammed’e inanıp onun yolundan giden Müslümanlar
    İkinci Harb-i Umumiye: (bk. bilgiler – İkinci Dünya Savaşı) şakirt: öğrenci
    şedde: Arapça’da bir harfin üzerine konan ve o harfi iki kez okutan işaret şer: kötülük, fenalık
    şâkir: şükreden

    Yazar : Risale Forum

  4. #14
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.222
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Birinci Kısım - Sayfa 113

    Hem meselâ وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ اِذَا حَسَدَ 1 cümlesi (şedde ve tenvin sayılmaz) yine bin üç yüz kırk yedi (1347) edip, aynı tarihte, ecnebî muahedelerin icbarıyla bu vatanda ehemmiyetli sarsıntılar ve felsefenin tahakkümüyle bu dindar millette ehemmiyetli tahavvüller vücuda gelmesine ve aynı tarihte, devletlerde İkinci Harb-i Umumîyi ihzar eden dehşetli hasetler ve rekabetlerin çarpışmaları tarihine bu mânâ-yı işârî ile tam tamına tevafuku ve mânen tetabuku, elbette bu kudsî sûrenin birlem’a-i i’câz-ı gaybîsidir.



    Bir İhtar


    Herbir âyetin müteaddit mânâları vardır. Hem herbir mânâ küllîdir; her asırdaefradı bulunur. Bahsimizde bu asrımıza bakan yalnız mânâ-yı işârî tabakasıdır. Hem o küllî mânada, asrımız bir ferttir. Fakat hususiyet kesb etmiş ki, ona tarihiyle bakar.


    Ben dört senedir, bu harbin ne safahatını ve ne de neticelerini ve ne de sulholmuş, olmamış bilmediğimden ve sormadığımdan, bu kudsî sûrenin daha ne kadar bu asra ve bu harbe işareti var diye daha onun kapısını çalmadım. Yoksa bu hazinede daha çok esrar var olduğunu Risale-i Nur’un eczalarında, hususanRumuzât-ı Semaniye risalelerinde beyan ve ispat edildiğinden onlara havale edip kısa kesiyorum.

    Hatıra gelebilen bir sualin cevabıdır

    Bu lem’a-i i’câziyede, baştakiمِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ 2 da, hem مِنْ, hem شَرِّ kelimeleri hesaba girmesi ve âhirde وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ اِذَا حَسَدَ yalnız شَرِّ kelimesi girmesi وَمِنْ girmemesi ve وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِى الْعُقَدِ 3 ikisi de hesap


    Not
    Dipnot-1 “Haset ettiğinde hasetçinin şerrinden.” Felâk Sûresi, 113:5.

    Dipnot-2 “Yarattığı şeylerin şerrinden.” Felâk Sûresi, 113:2.

    Dipnot-3 “Düğümlere üfleyen büyücülerin şerrinden.” Felâk Sûresi, 113:4.




    Rumuzât-ı Semâniye: Risale-i Nur’un Yirmi Dokuzuncu Mektubunda yer alan Sekizinci Kısım asr: yüzyıl
    beyan: açıklama, izah dehşetli: korkunç, ürkütücü
    ecnebî: yabancı ecza: kısımlar, parçalar
    efrad: fertler, bireyler esrar: sırlar, gizemler
    haset: kıskançlık hususan: bilhassa, özellikle
    hususiyet: özellik icbar: zorlama
    ihtar: hatırlatma, uyarı ihzar etmek: hazırlamak
    kesb etmek: kazanmak kudsî: kutsal, bereketli, mukaddes
    küllî: bütün fertleri içine alan; büyük, kapsamlı, tür lem’a-i i’câz-ı gaybî: gaybî mu’cizelik parıltısı
    lem’a-i i’câziye: mu’cizelik parıltısı muahede: iki ya da daha çok devlet arasında yapılan antlaşma
    mânâ-yı işârî: işaretlerle ifade edilen mânâ müteaddit: bir çok, çeşitli
    safahât: safhalar, aşamalar, gelişmeler sulh: barış
    tahakküm: baskı, zorbalık tahavvül: değişim, başkalaşma
    tenvin: Arapça’da kelimenin sonunu nun gibi okutmak üzere konulan işaret (iki üstün, iki esre, iki ötre) tetabuk: uygunluk
    tevafuk: denk gelme, uygunluk vücuda gelmek: var olmak
    âhir: son İkinci Harb-i Umumî: (bk. bilgiler – İkinci Dünya Savaşı)
    şedde: Arapça’da bir harfin üzerine konan ve o harfi iki kez okutan işaret

    Yazar : Risale Forum
    Konu TaLHa tarafından (15-10-2012 Saat 12:57 ) değiştirilmiştir.

  5. #15
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.222
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Birinci Kısım - Sayfa 114

    edilmemesi gayet ince ve lâtif bir münasebete ima ve remz içindir. Çünkü, halklar da şerden başka hayırlar da var. Hem bütün şer herkese gelmez. Buna remzen, bazıyeti ifade eden مِنْ ve شَرِّ girmişler. Hâsid hased ettiği zaman bütün şerdir. Bazıyete lüzum yoktur. Veاَلنَّفَّاثَاتِ فِى الْعُقَدِ 1 remziyle, kendi menfaatleri için küre‑i arza ateş atan üfleyicilerin ve sihirbaz o diplomatların tahribata ait bütün işleri ayn-i şerdir diye, daha شَرِّ kelimesine lüzum kalmadı.

    Bu sûreye ait bir nükte-i i’câziyenin haşiyesidir


    Nasıl bu sûre, beş cümlesinden dört cümlesiyle bu asrımızın dört büyük şerliinkılâplarına ve fırtınalarına mânâ-yı işârî ile bakar. Aynen öyle de, dört defa tekraren مِنْ شَرِّ (şedde sayılmaz) kelimesiyle, âlem-i İslâmca en dehşetli olan Cengizve Hülâgu fitnesinin ve Abbâsî Devletinin inkıraz zamanının asrına dört defa mânâ-yı işârî ile ve makam-ı cifrî ile bakar ve parmak basar.

    Evet, şeddesiz شَرِّ beş yüz (500) eder; مِنْ doksandır (90). İstikbale bakan çok âyetler, hem bu asrımıza, hem o asırlara işaret etmeleri cihetinde istikbalden haber veren İmam-ı Ali (r.a.) ve Gavs-ı Âzam (k.s.) dahi, aynen hem bu asrımıza, hem o asra bakıp haber vermişler. غَا سِقٍ اِذَا وَقَبَ 2 kelimeleri bu zamana değil, belkiغَا سِقٍ bin yüz altmış bir (1161) ve اِذَا وَقَبَ sekiz yüz on (810) ederek, o zamanlarda ehemmiyetli maddî mânevî şerlere işaret eder. Eğer beraber olsa, Milâdi bin dokuz yüz yetmiş bir (1971) olur. O tarihte dehşetli bir şerden haber verir. Yirmi sene sonra, şimdiki tohumların mahsulü ıslah olmazsa, elbette tokatları dehşetli olacak.





    Dipnot-1 “Düğümlere üfleyen büyücüler...” Felâk Sûresi, 113:4.

    Dipnot-2 “Karanlığı çöktüğünde gecenin…” Felâk Sûresi, 113:3.




    Abbâsî Devleti: (bk. bilgiler – Abbâsiler) Cengiz: (bk. bilgiler)
    Gavs-ı Âzam: [bk. bilgiler – Abdülkadir-i Geylânî (k.s.)] Hülâgu: (bk. bilgiler)
    ayn-i şer: kötülüğün ta kendisi, tam bir kötülük bâzıyet: bir parça olma
    cihet: taraf, yön dehşetli: korkunç, ürkütücü
    ehemmiyetli: önemli gayet: son derece
    hased: kıskançlık haşiye: dipnot, açıklayıcı not
    hâsid: hased eden ima: işaret
    inkılâp: ihtilâl, büyük değişim, dönüşüm inkıraz: dağılıp yok olma, son bulma
    istikbal: gelecek küre-i arz: yer küre, dünya
    lâtif: güzel, hoş mahsul: ürün, sonuç
    makam-ı cifrî: cifir ilmine göre harflerin aldığı sayısal değer mânâ-yı işârî: işaretlerle ifade edilen mânâ
    münasebet: bağlantı, ilişki nükte-i i’câziye: mu’cizeli ince mânâ
    remz: ince işaret tahribat: tahripler, yıkıp bozmalar
    âlem-i İslâm: İslâm dünyası İmam-ı Ali: [bk. bilgiler – Ali (r.a.)]
    ıslah: düzelme, iyileşme şedde: Arapça’da bir harfin üzerine konan ve o harfi iki kez okutan işaret
    şer: kötülük, fenalık

    Yazar : Risale Forum

  6. #16
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.222
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Birinci Kısım - Sayfa 115

    On Birinci Meselenin Haşiyesinin bir Lâhikasıdır




    Âyetü’l-Kürsînin tetimmesi olan

    1
    لاٰ اِكْرَاهَ فِى (الدِّينِ قَدْ تَبَيَّنَ الرُّشْدُ) مِنَ الْغَىِّ bin üç yüz elli (1350),

    2
    فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ bin dokuz yüz yirmi dokuz (1929) veya (1928),

    3 وَيُؤْمِنْ بِاللهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ dokuz yüz kırk altı (946) “Risaletü’n-Nur” ismine muvafık; 4 بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقٰى bin üç yüz kırk yedi (1347);

    لاَ انْفِصَامَ لَهَا وَاللهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ (اَللهُ) (وَلِىُّ الَّذِينَ اٰمَنُوا) 5

    eğer beraber olsa bin on iki (1012), eğer beraber olmazsa dokuz yüz kırk beş (945) (bir şedde sayılmaz), 6 يُخْرِجُهُمْ مِنَ (الظُّلُمَاتِ) اِلَى النُّورِ bin üç yüz yetmiş iki (1372) (şeddesiz), 7 وَالَّذِينَ كَفَرُوا اَوْلِيَاۤءُهُمُ (الطَّاغُوتُ) bin dört yüz on yedi (1417); 8 يُخْرِجُونَهُمْ مِنَ النُّورِ اِلَى (الظُّلُمَاتِ) bin üç yüz otuz sekiz (1338) (şedde sayılmaz) 9 اُولٰۤئِكَ اَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ bin iki yüz doksan beş (1295) (şedde sayılır) eder. Risaletü’n-Nur’un hem iki kere ismine, hem suret-i mücahedesine, hemtahakkukuna ve telif ve tekemmül zamanına



    Dipnot-1 “Dinde zorlama yoktur; doğruluk sapıklıktan, îman küfürden iyice ayrılmıştır.” Bakara Sûresi, 2:256.

    Dipnot-2 “Kim birer mâbud gibi kıymet verilen tâğutları reddederse...” Bakara Sûresi, 2:256.

    Dipnot-3 “Ve kim Allah’a îman ederse, işte o (...) yapışmıştır.” Bakara Sûresi, 2:256.

    Dipnot-4 “Sapa sağlam bir kulpa...” Bakara Sûresi, 2:256.

    Dipnot-5 “O kopmaz ve kırılmaz. Allah ise herşeyi hakkıyla işiten, herşeyi hakkıyla bilendir. Allah imân edenlerin dostu ve yardımcısıdır.” Bakara Sûresi, 2:256-257.

    Dipnot-6 “Onları inkâr karanlıklarından kurtarıp hidâyet nûruna kavuşturur.” Bakara Sûresi, 2:257.

    Dipnot-7 “İnkâr edenlerin dostu ise tâğuttur.” Bakara Sûresi, 2:257.

    Dipnot-8 “Onları imân nûrundan mahrum bırakıp inkâr karanlıklarına sürüklerler.” Bakara Sûresi, 2:257.

    Dipnot-9 “İşte onlar Cehennem ateşinin ehlidir, orada ebediyen kalacaklardır.” Bakara Sûresi, 2:257.




    bâki: devamlı, kalıcı haşiye: dipnot, açıklayıcı not
    lâhika: ek, ilâve muvafık: lâyık, uygun
    suret-i mücahede: mücadele şekli tahakkuk: gerçekleşme
    tekemmül: mükemmelleşme, olgunlaşma telif: yazma, yazılma
    tetimme: ek tâğut: ibadet edilen bâtıl şey, put; azgın idareciler
    Âyetü’l-Kürsî: Allah’ın varlığından ve bir kısım mühim sıfatlarından bahseden Bakara Sûresinin 255. âyeti şedde: Arapça’da bir harfin üzerine konan ve o harfi iki kez okutan işaret

    Yazar : Risale Forum

  7. #17
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.222
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Birinci Kısım - Sayfa 116

    tam tamına tevafukuyla beraber, ehl-i küfrün bin iki yüz doksan üç (1293) harbiyleâlem-i İslâmın nurunu söndürmeye çalışması tarihine ve Birinci Harb-i Umumîdenistifade ile bin üç yüz otuz sekizde (1338) bilfiil nurdan zulümata atmak için yapılan dehşetli muahedeler tarihine tam tamına tevafuku ve içinde mükerreren nur vezulümat karşılaştırılması ve bu mücahede-i mâneviyede Kur’ân’ın nurundan gelen bir Nur, ehl-i imana bir nokta-i istinat olacağını mânâ-yı işârî ile haber veriyor diye kalbime ihtar edildi. Ben de mecbur oldum, yazdım. Sonra baktım ki, mânâsınınmünasebeti bu asrımıza o kadar kuvvetlidir ki, hiç tevafuk emaresi olmasa da, yine bu âyetler her asra baktığı gibi mânâ-yı işârî ile bizimle de konuşuyor kanaatim geldi.

    Evet, evvelâ başta 1 لاٰ اِكْرَاهَ فِى (الدِّينِ قَدْ تَبَيَّنَ الرُّشْدُ) cümlesi, makam-ı cifrî ve ebcedî ile bin üç yüz elli (1350) tarihine parmak basar ve mânâ-yı işârî ile der: Gerçi o tarihte, dini, dünyadan tefrik ile dinde ikraha ve icbara ve mücahede-i diniyeye ve din için silâhla cihada muarız olan hürriyet-i vicdan, hükümetlerde bir kanun-u esasî, bir düstur-u siyasî oluyor ve hükümet, lâik cumhuriyete döner. Fakat ona mukàbilmânevî bir cihad-ı dinî, iman-ı tahkikî kılıcıyla olacak. Çünkü, dindeki rüşd-ü irşad ve hak ve hakikati gözlere gösterecek derecede kuvvetli burhanları izhar edip tebyin vetebeyyün eden bir nur Kur’ân’dan çıkacak diye haber verip bir lem’a-i i’caz gösterir.

    Hem, tâ 2 خَالِدُونَ kelimesine kadar, Risale-i Nur’daki bütün muvazenelerin aslı,menbaı olarak aynen o muvazeneler gibi mükerreren nur ve zulümat ve iman ve karanlıkları karşılaştırmasıyla gizli bir emaredir ki, o tarihte bulunan cihad-ı mânevîmübarezesinde büyük bir kahraman “Nur” namında Risale-i Nur’dur ki, dinde bulunan yüzer tılsımları keşfeden onun mânevî elmas kılıcı, maddî kılıçlara ihtiyaç bırakmıyor.

    Not
    Dipnot-1 “Dinde zorlama yoktur; doğruluk sapıklıktan, îman küfürden iyice ayrılmıştır.” Bakara Sûresi, 2:256.

    Dipnot-2 “Ebediyen kalıcıdırlar.” Bakara Sûresi, 2:257.



    Birinci Harb-i Umumî: (bk. bilgiler – Birinci Dünya Savaşı) bilfiil: fiilen, gerçekte
    cihad: din uğrunda çaba harcama cihad-ı dinî: dinî mücadele
    cihad-ı mânevî: mânevî cihad, mücadele düstur-u siyasî: siyasî düstur, prensip
    ehl-i iman: iman edenler, mü’minler ehl-i küfür: inkârcılar, inanmayanlar
    emare: belirti, işaret hürriyet-i vicdan: vicdan hürriyeti
    icbar: zorlama ihtar etmek: hatırlatmak
    ikrah: zorlama iman-ı tahkîki: inandığı şeylerin aslını, esâsını bilerek inanma; sarsılmaz iman
    izhar etmek: göstermek, ortaya çıkarmak kanun-u esasî: temel kanun, Anayasa
    keşfetme: ortaya çıkarma lem’a-i i’câz: mu’cizelik parıltısı
    makam-ı cifrî ve ebcedî: ebced hesabı ve cifir ilmine göre harflerin aldığı sayısal değer menba: kaynak
    muahede: iki ya da daha çok devlet arasında yapılan antlaşma muarız olmak: karşı gelmek
    mukàbil: karşılık muvazene: karşılaştırma, ölçme, tartma
    mânâ-yı işârî: işaretlerle ifade edilen mânâ mübareze: mücadele, karşı koyma, çarpışma
    mücahede-i diniye: dinle ilgili mücadele mücahede-i mâneviye: mânevi mücadele, cihad etme
    mükerreren: defalarca, tekrarla münasebet: bağlantı, ilişki
    nam: ad nokta-i istinad: dayanak noktası
    rüşd-ü irşad: mükemmel bir şekilde doğru yola sevk etmek tebeyyün: meydana çıkma, görünme
    tebyin: açıkça anlatma, gösterme, meydana çıkarılma tefrik: ayırma
    tevafuk: denk gelme, uygunluk tılsım: sır, gizem, çözülmesi zor konu
    zulümat: karanlıklar âlem-i İslâm: İslâm dünyası
    Yazar : Risale Forum

  8. #18
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.222
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Birinci Kısım - Sayfa 117

    Evet, hadsiz şükürler olsun ki, yirmi senedir Risale-i Nur bu ihbar-ı gaybı ve lem’a-ı i’câzı bilfiil göstermiştir. Ve bu sırr-ı azîm içindir ki, Risale-i Nur şakirtleri dünya siyasetine ve cereyanlarına ve maddî mücadelelerine karışmıyorlar ve ehemmiyet vermiyorlar ve tenezzül etmiyorlar. Ve hakikî şakirtleri, en dehşetli bir hasmına ve hakaretli tecavüzüne karşı ona der:

    “Ey bedbaht! Ben seni idam-ı ebedîden kurtarmaya ve fâni hayvaniyetin en süflî veelîm derecesinden bir bâki insaniyet saadetine çıkarmaya çalışıyorum; sen benim ölümüme ve idamıma çalışıyorsun. Senin bu dünyada lezzetin pek az, pek kısa; ve âhirette ceza ve belâların pek çok ve pek uzundur. Ve benim ölümüm bir terhistir. Haydi def ol! Seninle uğraşmam, ne yaparsan yap!” der. O zâlim düşmanına hiddet değil, belki acıyor, şefkat ediyor, “Keşke kurtulsaydı” diyerek ıslahına çalışır.


    Sâniyen: [(وَيُؤْمِنْ بِاللهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ) (بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقٰى)] 1
    Bu iki kudsî cümleler, kuvvetli münasebet-i mâneviye ile beraber makam-ı cifrî ve ebcedî hesabıyla, birincisi Risaletü’n-Nur’un ismine, ikincisi onun tahakkukuna vetekemmülüne ve parlak fütuhatına mânen ve cifren tam tamına tetâbukları biremâredir ki, Risaletü’n-Nur bu asırda, bu tarihte bir urvetü’l-vüskadır. Yani çokmuhkem, kopmaz bir zincir ve bir hablullahtır. Ona elini atan yapışan, necat bulur diye mânâ-yı remziyle haber verir.

    Sâlisen: 2 (اَللهُ) وَلِىُّ الَّذِينَ اٰمَنُوا cümlesi hem mânâ, hem cifirle Risaletü’n-Nur’a birremzi var. Şöyle ki:...[Bu makamda perde indi, yazmaya izin verilmedi. Başka zamana tehir edildi.]HAŞİYE-1



    Dipnot-1 “Ve kim Allah’a îman ederse, işte o (...) yapışmıştır. Sapa sağlam bir kulpa...” Bakara Sûresi, 2:256.

    Dipnot-2 “Allah imân edenlerin dostu ve yardımcısıdır.” Bakara Sûresi, 2: 257.

    Haşiye-1 Bu nüktenin bâki kısmı şimdilik yazdırılmadığının sebebi, bir derece dünyaya, siyasete temasıdır. Biz de bakmaktan memnuuz. Evet, اِنَّ اْلاِنَسَانَ لَيَطْغٰى bu tâğûta bakar ve baktırır. (“Muhakkak ki insan azgınlaşır” Alâk Sûresi, 96:6) Said Nursî



    bedbaht: kötü bahtlı, talihsiz bilfiil: fiilen, gerçekte
    bâki: kalıcı, devamlı; geri kalan cereyan: akım
    cifir: (bk. bilgiler – Cifir İlmi) cifren: cifir ilmine göre
    dehşetli: korkunç, ürkütücü elîm: acıklı, üzücü
    emâre: âlâmet, işâret fâni: geçici, ölümlü
    fütûhât: fetihler, zaferler hablullah: Allah’ın sağlam ipi
    hadsiz: sınırsız hakikî: gerçek, doğru
    hasm: düşman hayvaniyet: hayvanlık
    haşiye: dipnot, açıklayıcı not idam-ı ebedî: dirilmemek üzere sonsuz yok oluş
    ihbar-ı gayb: gayb âleminden gelen haber insaniyet: insanlık
    kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak, kutsal lem’a-i i’câz: mu’cizelik parıltısı
    makam-ı cifrî ve ebcedî: ebced ve cifir ilmine göre verilen sayısal değer memnu: yasaklanmış men edilmiş
    muhkem: sağlam mânen: mânevî olarak
    mânâ-yı remzî: işaretle, rumuzla bildirilen gizli mânâ münasebet-i mâneviye: mânevi bağlantı, ilişki
    necat: kurtuluş remz: ince işaret
    saadet: mutluluk sâlisen: üçüncü olarak
    sâniyen: ikinci olarak süflî: alçak, aşağılık
    sırr-ı azîm: büyük sır tahakkuk: gerçekleşme
    tağut: ibadet edilen bâtıl şey, put; azgın idareci tehir etmek: ertelemek, sonraya bırakmak
    tekemmül: mükemmelleşme, olgunlaşma terhis: göreve son verme
    tetabuk: uygunluk urvetü’l-vüska: kopmaz sağlam kulp
    şakirt: öğrenci

    Yazar : Risale Forum

  9. #19
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.222
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Birinci Kısım - Sayfa 118

    Risale-i Nur kahramanı Hüsrev’in Meyvenin On Birinci Meselesi münasebetiyle yazdığı mektubun bir parçasıdır.


    بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ 1 وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ 2

    Esselâmü Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekâtühü.

    Çok mübarek, çok kıymettar, çok sevgili Üstadımız Efendimiz,

    Millet ve memleket için çok büyük güzellikleri ihtiva eden Meyve, Dokuz Meselesi ile, dehşetli bir zamanda, müthiş âsiler içinde en büyük düşmanlar arasında hayret-feza bir surette şakirtlerine necat vermeye vesile olmakla kalmamış. Onuncu ve On Birinci Meseleleri ile, hususuyla Nur’un şakirtlerini hakikat yollarında alkışlamış ve gidecekleri hakiki mekânları olan kabirdeki ahvallerinden ve herkesi titreten ve bilhassa ehl-i gaflet için çok korkunç, çok elemli, çok acıklı bir menzil olan toprak altında, göreceği ve konuşacağı melâikelerle konuşmayı ve refakati sevdirerek bu mekâna daha çok ünsiyet izhar etmekle, bu korkulu ilk menzil hakkındaki fevkalhadkorkularımızı tâdil etmiş, nefes aldırmış. Hususiyle o âlemin nuranî hayatını benim gibi göremeyenlerin ellerinde, şuââtı yüz binlerle senelik mesafelere uzanan bir elektrik lâmbası hükmüne geçmiş. Hem de daima koklanılacak nümunelik bir çiçek bahçesi olmuştur.

    Evet, biz sevgili üstadımıza arz ediyoruz ki, hergün dersini hocasına okuyan bir talebe gibi, Nurdan aldığımız feyizlerimizi, her vakit için sevgili üstadımıza arz edelim. Fakat sevgili üstadımız şimdilik konuşmalarını tatil buyurdular.

    Ey aziz Üstadım,

    Risale-i Nur’un hakikati ve Meyvenin güzelliği ve çiçeğinin feyzi, beni minnettârâne, bir parça memleketim namına konuşturmuş ve benim gibi konuşan çok kalblere hayat vermiş. Şimdi muhitimizde Risale-i Nur’a karşı atılan adımlar ve uzatılan eller, Meyvenin on birinci çiçeği ile daha çok metanet kesb etmiş, inkişafetmiş, faaliyete başlamıştır.

    Çok hakir talebeniz Hüsrev


    Not
    Dipnot-1 Her türlü noksandan uzak olan Allah’ın adıyla.

    Dipnot-2 “Kâinatta hiçbir şey yoktur ki Allah’ı hamd ile tesbih etmesin.” İsrâ Sûresi, 17:44.



    Esselâmü Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekâtühü: Allah’ın selâmı rahmeti ve bereketi sizlerin üzerine olsun Hüsrev: (bk. bilgiler – Hüsrev Altınbaşak)
    ahval: haller aziz: çok değerli, izzetli
    dehşetli: korkunç, ürkütücü ehl-i gaflet: âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına karşı duyarsız olan kimseler
    elemli: acılı, üzüntülü fevkalhad: haddin, sınırın üstünde
    feyz: ilham, bereket hakir: hor ve değersiz
    hayretfezâ: hayret verici, şaşırtıcı hususuyla: özelliğiyle
    ihtiva etmek: içermek inkişaf etmek: açığa çıkmak
    izhar etmek: göstermek, ortaya çıkarmak kesb etmek: kazanmak
    kıymettar: kıymetli, değerli melâike: melekler
    menzil: durak, yer metanet: sağlamlık
    minnetterâne: minnet ve şükran duyarak muhit: çevre, taraf
    mübarek: bereketli, hayırlı münasebet: ilişki, bağlantı
    nam: ad necat: kurtuluş
    nuranî: nurlu, aydınlık nümune: örnek, misal
    refakat: arkadaşlık suret: biçim, şekil
    tatil buyurmak: bir şeyi kesip ara vermek tâdil etmek: normalleştirmek, düzeltmek
    ünsiyet: alışkanlık, âşinalık şakirt: öğrenci
    şuâât: nurlar, ışıklar

    Yazar : Risale Forum

  10. #20
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.222
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Birinci Kısım - Sayfa 119

    Isparta’daki umum Risale-i Nur talebeleri namına Ramazan tebrikimünasebetiyle yazılmış ve on üç fıkra ile tâdil edilmiş bir mektuptur


    بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ 1 وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ 2

    Ey âlem-i İslâmın dünya ve âhirette selâmeti için Kur’ân’ın feyziyle ve Risale-i Nur’un hakikatiyle ve sadık şakirtlerin himmetiyle mübarek gözlerinden yaş yerine kan akıtan,

    Ve ey fitne-i âhirzamanın şu dağdağalı ve fırtınalı zamanında Hazret-i EyyûbAleyhisselâmdan ziyade hastalıklara, dertlere giriftâr olan ve Kur’ân’ın nuruyla ve Risale-i Nur’un burhanlarıyla ve şakirtlerin gayretiyle âlem-i İslâmın maddî ve mânevî hastalıklarını Hekîm-i Lokman gibi tedaviye çalışan,

    Ve ey mübarek ellerinde mevcut olan Nur parçalarının hak ve hakikat olduğunu Kur’ân’ın otuz üç âyetiyle ve keramet-i Aleviye ve Gavsiye ile ispat eden,

    Ve ey kendisi hasta ve ihtiyar ve zayıf ve gayet acınacak bir halde olduğuna göre herkesten ziyade âlem-i İslâma can feda eder derecesinde acıyarak, kendine fenalıketmek isteyenlere Kur’ân’ın hakikatiyle ve Risale-i Nur’un hüccetleriyle, Nur talebelerinin sadakatlarıyla hayırlı dualar ve iyilik etmek ile karşılayan,

    Ve yazdığı mühim eserlerinden Âyetü’l-Kübrânın tab’ıyla kendi zâtına ve talebelerine gelen musibette hapishanelere düşen ve o zindanları Kur’ân’ın irşadıyla ve Risale-i Nur’un dersiyle ve şakirtlerin iştiyakıyla bir medrese-i Yusufiyeye çeviren ve bir dershane yapan ve içimizde bulunan cahil olanların hepsini Kur’ân’ı o dershanede hatmettirerek çıkaran ve o musibette Kur’ân’ın kuvve-i kudsiyesiyle ve Risale-i Nur’un tesellîsiyle ve kardeşlerin tahammülleriyle, ihtiyar ve zayıf olduğu halde bütün ağırlıklarımızı ve yüklerimizi üzerine alan ve yazdığı Meyve ve Müdafaanâme risaleleriyle Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyânın i’câzıyla

    Not
    Dipnot-1 Her türlü noksandan uzak olan Allah’ın adıyla.

    Dipnot-2 “Kâinatta hiçbir şey yoktur ki Allah’ı hamd ile tesbih etmesin.” İsrâ Sûresi, 17:44.




    Aleyhisselâm: Allah’ın selâmı onun üzerine olsun Hazret-i Eyyûb: [bk. bilgiler – Eyyûb (a.s.)]
    Hekîm-i Lokman: (bk. bilgiler – Lokman Hekim) Isparta: (bk. bilgiler)
    Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla ve anlatımıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan, mu’cize olan Kur’ân burhan: kuvvetli delil, kanıt
    dağdağa: karışıklık, gürültü fenalık: kötülük
    feyziyle: ilhamıyla, bereketiyle fitne-i âhirzaman: âhirzaman fitnesi
    fıkra: bölüm, kısım gayet: son derece
    gayret: hamiyet, şeref, haysiyet giriftar: tutulmuş, yakalanmış
    hakikat: gerçek himmet: çalışma, gayret gösterme
    hüccet: delil irşad: doğru yol gösterme
    iştiyak: arzu, istek keramet-i Aleviye ve Gavsiye: Hz. Ali ve Şeyh Abdulkadir Geylânî’nin kerâmeti
    kuvve-i kudsiye: kutsal güç, mânevî kuvvet medrese-i Yusufiye: Hz. Yusuf’un (a.s.) hapiste kalmasına benzetilerek, iman ve Kur’ân hizmetinden dolayı tutuklananların hapsedildiği yer mânâsında hapishane
    mevcut: var musibet: belâ, dert, felâket
    mübarek: bereketli, hayırlı münasebet: ilişki, bağlantı
    namına: adına sadâkat: bağlılık, doğruluk
    sadık: doğru selâmet: esenlik, rahatlık
    tab’: basma, çoğaltma tahammül: dayanma, katlanma
    tâdil etmek: düzeltmek umum: bütün
    ziyade: çok, fazla Âyetü’l-Kübrâ: en büyü delil; Risale-i Nur Külliyatı’ndan Yedinci Şuâ
    âlem-i İslâm: İslâm dünyası şakirt: öğrenci
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 2/3 İlkİlk 123 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

102, 103, 104, 105, 106, 108, 112, 113, 115, 117, 118, 119, 120, 121, 126, 133, 134, 135, 136, 137, 157, 159, 160, 161, 164, 172, 176, 192, 197, 592, acip, adedince, adıyla, âhirette, aklı, âlemleri, anlayan, araf, arınmış, arz, asra, asırlara, atan, atmak, aya, balkan, bana, basar, baskı, bağlantı, bildim, bilinen, bilmesi, biri, birlik, bizimle, bütün, bırakmıyor, cebrail, cemiyetli, cevaben, çok, çoktur, çözümü, daha, daimî, dedikleri, derece, devletinin, değiller, değiştirme, dünyadan, düşmanı, dışında, edenleri, edilsin, ediyorlar, efes turları, ellerinde, envârı, esasa, esenlik, etrafındaki, felak, ferit, galebe, geçmesi, gelmiş, gerçekleri, gezer, girdim, gitti, görünmek, görünüşü, gösterme, güzelliği, hallerini, hapis, harap, harbi, hayalen, hayrette, herşeyin, hilkat, hisse, hissettim, ihanet, ikincisi, ilham, imaniye, inanmayanlar, insanlığı, itiraza, işaret, kabirdeki, kabre, kadar, kalmamış, kanunları, karanlıklarında, kardeşi, kavuşmuş, kaza, kesretli, küfrü, kullar, kısa, kısmı, kıyamete, lisanı, lütuf, mahvolur, mağlup, mecbur, medrese, menbaı, merhametin, mesel, meselâ, meselesinin, meseleyi, meyvesini, misli, mücahede, muhakkak, mukayese, münafıklar, münazaraya, neşretmek, olduğuna, olmaktan, orga, özellikle, parçalar, peygamberlere, rahmeten, risale-i, risalesinde, risalesini, rububiyeti, saadetine, sabahı, sekiz, semaniye, seniyyesi, sonu, surlar, sığı, sığınmak, tahrip, takdim, tasdike, tevahhuş, tutma, uhrevî, ümitsizlik, umum, üstadımıza, üstü, varlığının, vazifeli, verdiği, vermişler, veyahut, yapması, yardımı, yazdığı, yazılan, yazıldığı, yıldızlara, zamanla, zamanları, ziyade, şartları, şenlendiren, şerifi, şerifinizi, şerleri, şeylerle, şeytanları, şeytanı, şükrettim

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222