Sayfa 1/2 12 SonSon
18 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Onuncu Mesele - Emirdağ Çiçeği

    Onuncu Mesele

    Emirdağ Çiçeği

    Kur’ân’da olan tekrarata gelen itirazlara karşı gayet kuvvetli bir cevaptır.

    Aziz, sıddık kardeşlerim,

    Gerçi bu Mesele, perişan vaziyetimden müşevveş ve letafetsiz olmuş. Fakat o müşevveş ibare altında çok kıymetli bir nevi i’câzı kat’î bildim.Maatteessüf ifadeye muktedir olamadım. Her ne kadar ibaresi sönük olsa da, Kur’ân’a ait olmak cihetiyle, hem ibadet-i tefekküriye, hem kudsî, yüksek, parlak bir cevherin sadefidir. Yırtık libasına değil, elindeki elmasa bakılsın. Eğer münasipse ‘Onuncu Mesele’ yapınız. Değilse, sizin tebrik mektuplarınıza mukàbil bir mektup kabul ediniz. Hem bunu gayet hasta ve perişan ve gıdasız, bir iki gün Ramazan’da mecburiyetle, gayet mücmel ve kısa ve bir cümlede pek çok hakikatleri ve müteaddit hüccetleri derc ederek yazdım. Kusura bakılmasın.HAŞİYE-1

    Aziz, sıddık kardeşlerim,

    Ramazan-ı Şerifte Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyânı okurken, Risale-i Nur’a işaretleri Birinci Şuâda beyan olunan otuz üç âyetten hangisi gelse bakıyorum ki, o âyetin sahifesi ve yaprağı ve kıssası dahi Risale-i Nur’a ve şakirtlerine, kıssadan hisse almak noktasında bir derece bakıyor. Hususan Sûre-i Nur’dan âyâtü’n-nur, on parmakla Risale-i Nur’a baktığı gibi, arkasındaki âyet-i zulümat dahi muarızlarına tam bakıyor ve ziyade hisse veriyor. Adeta o makam, cüz’iyetten çıkıp


    Not
    Haşiye-1
    Denizli Hapsinin meyvesine Onuncu Mesele olarak Emirdağı’nın ve bu Ramazan-ı Şerifin nurlu bir küçük çiçeğidir. Tekrarat-ı Kur’âniyenin bir hikmetini beyanla ehl-i dalâletin ufûnetli ve zehirli evhamlarını izale eder.



    Denizli Hapsi: (bk. bilgiler – Denizli) Emirdağ: (bk. bilgiler)
    Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla ve anlatımıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan, mu’cize olan Kur’ân Ramazan-ı Şerif: şerefli Ramazan ayı
    Sûre-i Nur: Kur’ân-ı Kerimin 24. sûresi olan Nur Sûresi aziz: çok değerli, izzetli
    beyan: açıklama cihet: taraf, yön
    cüz’iyet: fertlik, bireysellik derc etmek: yerleştirmek, içine koymak
    ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler evham: kuruntular, şüpheler
    gayet: son derece hakikat: doğru, gerçek
    haşiye: dipnot, açıklayıcı not hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması
    hususan: bilhassa, özellikle hüccet: kesin delil
    ibadet-i tefekküriye: tefekkür ibadeti ibare: ifade
    izale etmek: gidermek, ortadan kaldırmak i’câz: mu’cizelik yönü
    kat’î: kesin bir şekilde kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak, kutsal
    kıssa: ibretli hikâye, anlatım letâfet: hoşluk, güzellik
    libas: elbise maatteessüf: ne yazık ki
    muarız: karşı gelen muktedir olmak: güç yetirmek, yapabilmek
    mukàbil: karşılık mücmel: kısa, özet
    münasip: uygun müteaddit: bir çok, çeşitli
    müşevveş: dağınık, karışık, düzensiz nevi: tür, çeşit
    sadef: inci kabuğu sıddık: çok doğru ve sadık
    sıdk: doğruluk tekrarat: tekrarlar
    tekrarat-ı Kur’âniye: Kur’ân’daki tekrarlar ufûnet: pis koku, kokuşmuşluk
    ziyade: çok, fazla âyet-i zulümat: dalâlet ve inkâr karanlıklarında bulunan kâfirlerin durumunu açıklayan Nur Sûresinin 39. ve 40. âyetleri
    âyâtü’n-nur: nur âyetleri; Cenâb-ı Hakkın Nûr isminin tecellileri ve mü’minlerin durumlarından bahseden Nur Sûresinin 35, 36, 37 ve 38. âyetleri şakirt: öğrenci
    şuâ: ışık, parıltı

    Benzer Konular
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Dokuzuncu Mesele
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Dokuzuncu Mesele Dokuzuncu Mesele اٰمَنَ الرَّسُولُ بِمَا 
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Yedinci Mesele
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Yedinci Mesele Yedinci Mesele Denizli hapsinde bir Cuma gününün meyvesidir. وَمَا أَمْرُ الس
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Altıncı Mesele
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Altıncı Mesele Altıncı Mesele Risale-i Nur’un çok yerlerinde izahı ve kat’î hadsiz hüccetleri bulunan iman-ı billâh rüknünün binler küllî burhanlarından birtek burhana kısaca bir işarettir. Kastamonu’da lise
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Beşinci Mesele
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Beşinci Mesele Beşinci Mesele Gençlik Rehberinde izah edildiği gibi, gençlik hiç şüphe yok ki gidecek. Yaz güze ve kışa yer vermesi ve gündüz akşama ve geceye değişmesi kat’iyetinde, gençlik dahi ihtiyarlığa ve ölüme değiş
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Üçüncü Mesele
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Üçüncü Mesele Üçüncü Mesele Gençlik Rehberinde izahı bulunan ibretli bir hâdisenin hülâsası şudur: Bir zaman, Eskişehir Hapishanesinin penceresinde, bir Cumhuriyet Bayramında oturmuştum. Karşısındaki lise mektebinin büyük kızl
    Yazar : Risale Forum

  2. #2
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Birinci Kısım - Sayfa 83

    külliyet kesb eder. Ve bu asırda o küllînin tam bir ferdi Risale-i Nur ve şakirtleridir diye hissettim.

    Evet, Kur’ân’ın hitabı, evvelâ Mütekellim-i Ezelînin rububiyet-i âmmesinin geniş makamından, hem nev-i beşer, belki kâinat namına muhatap olan zâtın geniş makamından, hem umum nev-i beşer ve benî Âdemin bütün asırlarda irşadlarınıngayet vüs’atli makamından, hem dünya ve âhiretin, arz ve semâvâtın, ezel ve ebedin ve Hâlık-ı Kâinatın rububiyetine ve bütün mahlûkatın tedbirine dair kavânin-i İlâhiyenin gayet yüksek ihatalı beyanatının geniş makamından aldığı vüs’at veulviyet ve ihâta cihetiyle, o hitap öyle bir yüksek i’câz ve şümûl gösterir ki, ders-i Kur’ân’ın, muhataplarından en kesretli taife olan tabaka-i avâmın basit fehimlerini okşayan zâhirî ve basit mertebesi dahi, en ulvî tabakayı da tam hissedar eder. Güyakıssadan yalnız bir hisse ve bir hikâye-i tarihiyeden bir ibret değil, belki bir küllîdüsturun efradı olarak her asra ve her tabakaya hitap ederek taze nazil oluyor. Vebilhassa çok tekrarla اَلظَّالِمِينَ.. اَلظَّالِمِينَ.. deyip tehditleri ve zulümlerinin cezası olanmusibet-i semâviye ve arziyeyi şiddetle beyanı, bu asrın emsalsiz zulümlerine, kavm-i Âd ve Semûd ve Fir’avunun başlarına gelen azaplarla baktırıyor. Ve mazlum ehl-i imana, İbrahim ve Mûsâ Aleyhimesselâm gibi enbiyanın necatlarıyla tesellî veriyor.

    Evet, nazar-ı gaflet ve dalâlette vahşetli ve dehşetli bir ademistan ve elîm ve mahvolmuş bir mezaristan olan bütün geçmiş zaman ve ölmüş karnlar ve asırlar, canlı birer sahife-i ibret ve baştan başa ruhlu, hayattar bir acip âlem ve mevcut



    Aleyhisselâm: Allah’ın selâmı onun üzerine olsun Fir’avun: (bk. bilgiler)
    Hâlık-ı Kâinat: evreni ve içindeki herşeyi yaratan Allah Mûsâ (a.s.): (bk. bilgiler)
    Mütekellim-i Ezelî: ezelî kelâm sıfatına sahip olan ve konuşması, hiçbir varlığın konuşmasına benzemeyen Allah Semûd: [bk. bilgiler – Salih (a.s.)]
    acip: hayret verici, şaşırtıcı ademistan: yokluk ülkesi, yeri
    arz: dünya benî Âdem: Âdemoğulları, insanlar
    beyan: açıklama beyanat: açıklamalar
    bilhassa: özellikle cihet: taraf, yön
    dehşetli: korkunç, ürkütücü ders-i Kur’ân: Kur’ân dersi
    düstur: kâide, kural efrad: fertler, bireyler
    ehl-i iman: iman edenler, mü’minler elîm: acıklı, üzücü
    emsalsiz: benzersiz enbiya: nebiler, peygamberler
    ezel ve ebed: başlangıcı ve sonu olmama, öncesizlik ve sonsuzluk fehim: anlayış, kavrayış
    gayet: son derece güya: sanki
    hayattar: canlı hikâye-i tarihiye: tarihî hikâye
    ihata: kapsama, kuşatma irşad: doğru yol gösterme
    i’câz: mu’cize oluş karn: asır, çağ
    kavm-i Âd: [bk. bilgiler – Hûd (a.s.)] kavânin-i İlâhiye: İlâhî kanunlar
    kesb etmek: kazanmak kesretli: çok, fazla
    külliyet: tür hâlinde olma, cins hâline gelme; türsellik küllî: fertlerden oluşan topluluk, tür, cins
    kıssa: ibretli hikâye mahlûkat: yaratılmışlar
    mazlum: zulme uğramış mevcut: var
    mezaristan: mezarlık muhatap: hitap edilen
    musibet-i semâviye ve arziye: gökten ve yerden gelen musibetler, felâketler—sel ve deprem gibi nam: ad
    nazar-ı gaflet ve dalâlet: iman hakikatlerine karşı duyarsız davranan ve hak yoldan sapanların bakışı necat: kurtuluş
    nev-i beşer: insanlık türü, insanlar nâzil olmak: inmek
    rububiyet/rububiyet-i âmme: Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması sahife-i ibret: ibret sayfası
    semâvât: gökler tabaka-i avâm: halk tabakası
    taife: grup, topluluk tedbir: idare etme, önlem olarak yönetme
    ulviyet: yücelik, yükseklik ulvî: yüksek
    umum: bütün vahşet: ürküntü, korku
    vüs’at: genişlik zâhirî: görünürde
    âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat İbrahim (a.s.): (bk. bilgiler)
    şakirt: öğrenci şümûl: kapsamlılık, kuşatıcılık
    Yazar : Risale Forum

  3. #3
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Birinci Kısım - Sayfa 84

    ve bizimle münasebetdar bir memleket-i Rabbâniye sûretinde, sinema perdeleri gibikâh bizi o zamanlara, kâh o zamanları yanımıza getirerek her asra ve her tabakaya gösterip yüksek bir i’câz ile dersini veren Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyan, aynı i’câz ile,nazar-ı dalâlette câmid, perişan, ölü, hadsiz bir vahşetgâh olan ve firak ve zevâlde yuvarlanan bu kâinatı bir kitab-ı Samedânî, bir şehr-i Rahmânî, bir meşher-i sun’-i Rabbânî olarak o câmidâtı canlandırarak birer vazifedar suretinde birbiriyle konuşturup ve birbirinin imdadına koşturup nev-i beşere ve cin ve meleğe hakikî ve nurlu ve zevkli hikmet dersleri veren bu Kur’ân-ı Azîmüşşan elbette her harfinde on ve yüz ve bazen bin ve binler sevap bulunması; ve bütün cin ve ins toplansa onunmislini getirememesi; ve bütün benî Âdemle ve kâinatla tam yerinde konuşması; ve her zaman milyonlar hâfızların kalblerinde zevkle yazılması; ve çok tekrarla vekesretli tekraratıyla usandırmaması; ve çok iltibas yerleri ve cümleleriyle beraber çocukların nazik ve basit kafalarında mükemmel yerleşmesi; ve hastaların ve az sözden müteessir olan ve sekeratta olanların kulağında mâ-i zemzem misillü hoş gelmesi gibi kudsî imtiyazları kazanır. Ve iki cihanın saadetlerini kendi şakirtlerine kazandırır.

    Ve tercümanın ümmiyet mertebesini tam riayet etmek sırrıyla, hiçbir tekellüf ve hiçbir tasannu ve hiçbir gösterişe meydan vermeden selâset-i fıtriyesini ve doğrudan doğruya semadan gelmesini ve en kesretli olan tabaka-i avâmın basit fehimlerinitenezzülât-ı kelâmiye ile okşamak hikmetiyle, en ziyade sema ve arz gibi en zâhir vebedihî sahifeleri açıp o âdiyat altındaki hârikulâde mu’cizat-ı kudretini ve mânidarsutûr-u hikmetini ders vermekle lûtf-u irşadda güzel bir i’caz gösterir.


    Kur’ân-ı Azîmüşşan: şan ve şeref sahibi Kur’ân Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla ve anlatımıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan, mu’cize olan Kur’ân
    arz: dünya bedihî: açık, aşikâr
    benî Adem: Âdemoğulları, insanlar cihan: dünya
    cin ve ins: cinler ve insanlar câmid: cansız
    câmidât: cansız varlıklar fehim: anlayış, kavrayış
    firak: ayrılık hadsiz: sınırsız
    hakikî: gerçek hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması
    hâfız: Kur’ân’ı ezberlemiş hârikulâde: olağanüstü
    iltibas: karıştırma imdad: yardım
    imtiyaz: ayrıcalık, seçkinlik i’caz: mu’cizelik
    kesretli: çoğunlukta kitab-ı Samedânî: herşey Kendisine muhtaç olduğu halde Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah’ın kitabı, kâinat
    kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak, kutsal kâh: bazan
    kâinat: evren, yaratılan herşey lûtf-u irşad: doğru yolu gösterme lütfu, nimeti
    memleket-i Rabbâniye: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah’ın mülkü, memleketi mertebe: derece
    meşher-i sun’-i Rabbânî: herşeyi terbiye eden Allah’ın san’at eserlerinin sergilendiği yer, kâinat misillü: gibi
    misl: benzer mu’cizât-ı kudret: Allah’ın kudret mu’cizeleri
    mâ-i zemzem: zemzem suyu mânidar: anlamlı
    münasebettar: ilgili, bağlantılı müteessir: etkilenen, tesir altında kalan
    nazar-ı dalâlet: hak yoldan sapmış, inançsızlık bakışı nev-i beşer: insanlar
    riayet etmek: uymak saadet: mutluluk
    sekerat: ölüm sarhoşluğu, can çekişme hali selâset-i fıtriye: doğal bir akıcılık
    sema: gök suret: biçim, görünüş
    sutûr-u hikmet: hikmet satırları tabakat-ı avâm: halk tabakası
    tasannu: yapmacık hareket tekellüf: zahmet, meşakkat
    tekrarat: tekrarlar tenezzülât-ı kelâmiye: sözün muhatapların seviyelerine uygun olarak ayarlanması
    vahşetgâh: ürkütücü yer vazifedar: görevli
    zevâl: geçicilik, yokluk ziyade: çok, fazla
    zâhir: açık, görünen âdiyat: alışılmış şeyler
    ümmiyet: okuma yazma bilmeme şakirt: öğrenci
    şehr-i Rahmânî: rahmet ve merhameti sınırsız olan Allah’ın şehri, kâinat

    Yazar : Risale Forum

  4. #4
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Birinci Kısım - Sayfa 85

    Tekrarı iktiza eden dua ve dâvet ve zikir ve tevhid kitabı dahi olduğunu bildirmek sırrıyla, güzel, tatlı tekraratıyla birtek cümlede ve birtek kıssada ayrı ayrı çok mânâları, ayrı ayrı muhatap tabakalarına tefhim etmekte ve cüz’î ve âdi bir hâdisede en cüz’î ve ehemmiyetsiz şeyler dahi nazar-ı merhametinde ve daire-i tedbir ve iradesinde bulunmasını bildirmek sırrıyla tesis-i İslâmiyette ve tedvin-i şeriattaSahabelerin cüz’î hâdiselerini dahi nazar-ı ehemmiyete almasında, hem küllîdüsturların bulunması, hem umumî olan İslâmiyetin ve şeriatın tesisinde o cüz’îhâdiseler, çekirdekler hükmünde çok ehemmiyetli meyveleri verdikleri cihetinde de bir nevi i’câz gösterir.

    Evet, ihtiyacın tekerrürüyle tekrarın lüzumu haysiyetiyle, yirmi sene zarfında pek çok mükerrer suallere cevap olarak ayrı ayrı çok tabakalara ders veren ve kocakâinatı parça parça edip kıyamette şeklini değiştirerek, dünyayı kaldırıp onun yerineazametli âhireti kuracak ve zerrattan yıldızlara kadar bütün cüz’iyat ve külliyatı tek bir Zâtın elinde ve tasarrufunda bulunduğunu ispat edecek ve kâinatı ve arz ve semâvâtı ve anâsırı kızdıran ve hiddete getiren nev-i beşerin zulümlerine, kâinatın netice-i hilkati hesabına gazab-ı İlâhîyi ve hiddet-i Rabbâniyeyi gösterecek hadsiz, harika venihayetsiz, dehşetli ve geniş bir inkılâbın tesisinde, binler netice kuvvetinde bazı cümleleri ve hadsiz delillerin neticesi olan bir kısım âyetleri tekrar etmek, değil bir kusur, belki gayet kuvvetli bir i’caz ve gayet yüksek bir belâğat ve mukteza-yı hâlegayet mutabık bir cezâlettir, bir fesâhattir.

    Meselâ, birtek âyet iken yüz on dört defa tekrar edilen Bismillâhirrahmânirrahîmcümlesi, Risale-i Nur’un On Dördüncü Lem’asında beyan edildiği gibi, Arşı ferş ile bağlayan ve kâinatı ışıklandıran ve her dakika herkes ona muhtaç


    Arş: göğün en yüksek katı; Cenâb-ı Hakkın sınırsız egemenliğinin ve büyüklüğünün tecellî ettiği yer Bismillâhirrahmânirrahîm: Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla
    Sahabe: Hz. Peygamberi (a.s.m.) dünya gözüyle görüp onun yolundan giden Müslümanlar anâsır: unsurlar, elementler
    arz: dünya azametli: büyük
    belâğat: sözün düzgün, kusursuz, yerinde, hâlin ve makamın icabına göre söylenmesi beyan etmek: açıklamak
    cezâlet: akıcı ve güçlü ifade, güzel anlatım cihet: şekil, yön
    cüz’iyat: ferdî, küçük şeyler cüz’î: ferdî, az, küçük
    daire-i tedbir: tedbir, idare ve yönetim dairesi dehşetli: korkunç, ürkütücü
    düstur: kâide, kural ehemmiyetli: önemli
    ferş: yer fesâhat: dilin doğru, düzgün, açık ve akıcı şekilde kullanılması
    gayet: son derece gazab-ı İlâhî: Allah’ın gazabı, kahrı
    hadsiz: sınırsız haysiyetiyle: özelliğiyle
    hiddet-i Rabbâniye: Rab olan Allah’ın hiddeti, gazabı iktiza etmek: gerektirmek
    inkılâb: değişim, dönüşüm i’câz: mu’cize oluş
    kâinat: evren, yaratılan herşey külliyât: türler, cinsler, kapsamlı varlıklar
    küllî: büyük, kapsamlı kıssa: ibretli hikâye
    kıyamet: dünyanın sonu, varlığın bozulup dağılması, kâinatın ölümünden sonra, bütün ölülerin dirilip ayağa kalkmaları, mahşerde toplanmaları muhatap: hitap edilen
    mukteza-yı hâl: hâlin gereği mutabık: uygun
    mükerrer: tekrar tekrar, defalarca nazar-ı ehemmiyete almak: dikkate almak, önemsemek
    nazar-ı merhamet: merhametli bakış netice-i hilkat: yaratılış neticesi
    nev-i beşer: insanlar nevi: tür
    nihayetsiz: sınırsız, sonsuz semâvât: gökler
    tasarruf: dilediği gibi kullanma ve yönetme tedvin-i şeriat: İslâmî hükümlerin bir araya getirilmesi, yazılması
    tefhim etmek: anlatmak tekerrür: tekrarlanma
    tekrarat: tekrarlar tesis: kurma, yerleştirme
    tesis-i İslâmiyet: İslâmiyetin yapılandırılması tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma
    umumî: genel, herkese ait zarfında: içinde
    zerrat: zerreler, atomlar âdi: basit, kıymetsiz
    âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki ebedî hayat
    Yazar : Risale Forum

  5. #5
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Birinci Kısım - Sayfa 86

    olan öyle bir hakikattir ki, milyonlar defa tekrar edilse yine ihtiyaç var. Değil yalnız ekmek gibi hergün, belki hava ve ziya gibi her dakika ona ihtiyaç ve iştiyak vardır.

    Hem meselâ, Sûre-i طٰسۤمۤ de sekiz defa tekrar edilen şu

    1 إِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ âyeti, o sûrede hikâye edilen peygamberlerin necatlarını ve kavimlerinin azaplarını, kâinatın netice-i hilkati hesabına ve rububiyet-i âmmeninnâmına o binler hakikat kuvvetinde olan âyeti tekrar ederek izzet-i Rabbâniye, o zâlim kavimlerin azabını ve rahîmiyet-i İlâhiye dahi enbiyanın necatlarını iktizaettiğini ders vermek için binler defa tekrar olsa yine ihtiyaç ve iştiyak var ve i’cazlı,îcazlı bir ulvî belâğattır.

    Hem meselâ, Sûre-i Rahmân’da tekrar edilen 2 فَبِأَىِّ اٰلاَءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ âyeti ileSûre-i Mürselât’ta 3 وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ âyeti, cin ve nev-i beşerin, kâinatı kızdıran ve arz ve semâvâtı hiddete getiren ve hilkat-ı âlemin neticelerini bozan vehaşmet-i saltanat-ı İlâhiyeye karşı inkâr ve istihfafla mukabele eden küfür veküfranlarını ve zulümlerini ve bütün mahlûkatın hukuklarına tecavüzlerini asırlara vearz ve semâvâta tehditkârâne haykıran bu iki âyet, böyle binler hakikatlerle alâkadarve binler mesele kuvvetinde olan bir ders-i umumîde binler defa tekrar edilse yine lüzum var ve celâlli bir îcaz ve cemâlli bir i’câz-ı belâğattır.

    Hem meselâ, Kur’ân’ın hakiki ve tam bir nevi münâcâtı ve Kur’ân’dan çıkan bir çeşit hülâsası olan Cevşenü’l-Kebîr namındaki münâcât-ı Peygamberîde (a.s.m.) yüz defa


    Not
    Dipnot-1
    “Rabbin ise, şüphesiz ki, kudreti herşeye galip olan ve rahmeti herşeyi kuşatan Allah’tır.” Şuarâ Sûresi, 26:9.
    Dipnot-2
    “Ey insanlar ve cinler, Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz?” Rahmân Sûresi, 55:13.
    Dipnot-3
    “Yazıklar olsun o gün yalanlayanlara!” Mürselât Sûresi, 77:15.





    Cevşenü’l-Kebir: büyük zırh anlamında Peygamberimize vahiyle gelen büyük ve önemli bir dua Sûre-i Mürselât: Kur’ân-ı Kerimin 77. sûresi
    Sûre-i Rahmân: Kur’ân-ı Kerimin 55. sûresi alâkadar: alâkalı, ilgili
    arz: dünya belâğat: sözün düzgün, kusursuz, yerinde, hâlin ve makamın icabına göre söylenmesi
    celâl: büyüklük, haşmet, yücelik cemâl: sonsuz güzellik
    ders-i umumî: genel ders enbiya: nebiler, peygamberler
    haşmet-i saltanat-ı İlâhiye: Allah’ın saltanatının ihtişamı ve görkemi hilkat-i âlem: âlemin yaratılışı
    hülâsa: öz, özet, esas iktiza etmek: gerektirmek
    istihfaf: hafife alma, küçük görme izzet-i Rabbâniye: Rab olan Allah’ın haysiyeti, şeref ve yüceliği
    iştiyak: arzu, istek i’câz: mu’cizelik özelliği
    i’câz-ı belâğat: sözün düzgün, kusursuz, yerinde, hâlin ve makamın icabına göre söylenmesindeki mu’cizelik kâinat: evren, yaratılan herşey
    küfran: iyilik bilmeme, nankörlük mahlukât: yaratılmışlar
    mukabele etmek: karşılık vermek münâcât: Allah’a yakarış, dua
    münâcât-ı Peygamberî: Peygamberimizin Allah’a olan yakarışı, duası nam: ad
    necat: kurtuluş netice-i hilkat: yaratılışın gayesi
    nev-i beşer: insan türü, insanlar nevi: tür
    rahîmiyet-i İlâhîye: Allah’ın şefkat ve merhameti ediciliği rububiyet-i âmme: umumî Rablık; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması
    semâvât: gökler tehditkârane: tehdit ederek
    ulvî: yüce, yüksek îcaz: az sözle çok mânâlar anlatma
    Yazar : Risale Forum

  6. #6
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Birinci Kısım - Sayfa 87

    سُبْحَانَكَ يَا لاَۤ إِلٰهَ إِلاَّ اَنْتَ اْلاَمَانُ اْلاَمَانُ خَلِّصْنَا، اَجِرْنَا، نَجِّنَا مِنَ النَّارِ1

    cümlesinin tekrarında, tevhid gibi kâinatça en büyük hakikat ve mahlûkatınrububiyete karşı tesbih ve tahmid ve takdis gibi üç muazzam vazifesinden enehemmiyetli vazifesi ve şekavet-i ebediyeden kurtulmak gibi nev-i insanın en dehşetlimeselesi ve ubudiyet ve acz-i beşerin en lüzumlu neticesi bulunması cihetiyle, binler defa tekrar edilse yine azdır.

    İşte tekrarat-ı Kur’âniye bu gibi metin esaslara bakıyor. Hattâ bazen bir sahifedeiktiza-yı makam ve ihtiyac-ı ifham ve belâğat-ı beyan cihetiyle yirmi defa sarîhan vezımnen tevhid hakikatini ifade eder; değil usanç, belki kuvvet ve şevk ve halâvet verir. Risalei’n-Nur’da, tekrarat-ı Kur’âniye ne kadar yerinde ve münasip ve belâğatçamakbul olduğu, hüccetleriyle beyan edilmiş.

    Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın Mekkiye sûreleriyle, Medine sûreleri belâğat noktasında ve i’caz cihetinde ve tafsil ve icmal vechinde birbirinden ayrı olmasının sırrı vehikmeti şudur ki:

    Mekke’de, birinci safta muhatap ve muarızları, Kureyş müşrikleri ve ümmîleri olduğundan, belâğatça kuvvetli bir üslûb-u âlî ve i’cazlı, muknî, kanaat verici bir icmal; ve tespit için tekrar lâzım geldiğinden, ekseriyetçe Mekkiye sûreleri erkân-ı imaniyeyi ve tevhidin mertebelerini gayet kuvvetli ve yüksek ve i’cazlı bir îcaz ile ifade ve tekrar ederek, mebde’ ve meâdı, Allah’ı ve âhireti, değil yalnız bir sahifede, bir âyette, bir cümlede, bir kelimede, belki bazan bir harfte ve


    Not
    Dipnot-1
    “Sen aczden ve şerikten münezzeh ve mukaddessin. Senden başka ilâh yok ki bize imdat etsin. El-aman, el-aman! Bizi azap ateşinden ve Cehennemden halâs et, kurtar ve bize necat ver .”





    Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla ve anlatımıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan, mu’cize olan Kur’ân Medine: (bk. bilgiler)
    Mekke: (bk. bilgiler) Mekkiye sûreler: Mekke’de inen sûreler
    acz-i beşer: insanın âcizliği belâğat: sözün düzgün, kusursuz, yerinde, hâlin ve makamın icabına göre söylenmesi
    belâğat-ı beyan: açıklama ve ifadenin yerine ve hedefine ulaşması beyan etmek: açıklamak
    cihet: şekil, yön dehşetli: korkunç, ürkütücü
    ehemmiyetli: önemli ekseriyetle: çoğunlukla
    erkân-ı imaniye: imanın esasları, şartları gayet: son derece
    hakikat: doğru, gerçek hikmet: gaye, fayda, sır; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması
    hüccet: kesin delil icmal: kısaca, özet olarak
    ihtiyac-ı ifham: meselenin anlaşılmasına olan ihtiyaç iktizâ-yı makam: makamın gereği
    i’caz: mu’cize oluş kâinat: evren, yaratılan herşey
    mahlûkat: yaratılmışlar makbul olmak: kabul görmek
    mebde’: başlangıç, dünya mertebe: derece
    meâd: âhiret, dönülecek yer muarız: karşı gelen
    muazzam: azametli, çok büyük muhatap: hitap edilen
    muknî: ikna edici münasip: uygun
    müşrik: Allah’a ortak koşan nev-i insan: insan türü, insanlık
    rububiyet: Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması sarîhan: açıklıkla
    tafsil: ayrıntı tahmid: Allah’ı övme ve Ona şükürlerini sunma
    takdis: Allah’ı her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce tutma tekrarat-ı Kur’âniye: Kur’ân’daki tekrarlar
    tesbih: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma
    ubûdiyet: Allah’a kulluk vech: yön
    zımnen: gizlice, dolaylı olarak âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat
    îcaz: az sözle çok mânâlar anlatma ümmî: okuma yazma bilmeyen, tahsil görmemiş
    üslûb-u âlî: yüksek ifade tarzı şekavet-i ebediye: sonsuz sıkıntı, mutsuzluk

    Yazar : Risale Forum

  7. #7
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Birinci Kısım - Sayfa 88

    takdim, tehir ve târif ve tenkir ve hazf ve zikir gibi heyetlerde öyle kuvvetli ispat eder ki, ilm-i belâğatın dâhî imamları hayretle karşılamışlar. Risalei’n-Nur ve bilhassaKur’ân’ın kırk vech-i i’câzını icmalen ispat eden Yirmi Beşinci Söz zeyilleriyle beraber ve Kur’ân’ın nazmındaki vech-i i’câzı hârika bir tarzda beyan ispat edenArabî Risalei’n-Nur’dan İşârâtü’l-İ’câz tefsiri bilfiil göstermişler ki, Mekkî olan sûre ve âyetlerde en âlî bir üslûb-u belâğat ve en yüksek bir i’câz-ı îcâzî vardır.

    Amma, Medîne sûre ve âyetlerde, birinci safta muhatap ve muarızlar; Allah’ı tasdik eden Yahudi ve Nasârâ gibi ehl-i kitap olduğundan, mukteza-yı belâğat ve irşad vemutabık-ı makam ve halin lüzumundan sade ve vâzıh ve tafsilli bir üslûpla ehl-i kitaba karşı dinin yüksek usûlünü ve imanın rükünlerini değil, belki medar-ı ihtilaf olanşeriatın ve ahkâmın ve teferruatın ve küllî kanunların menşeleri ve sebepleri olancüz’iyatın beyanı lâzım geldiğinden, o Medîne sûre ve âyetlerde, ekseriyetçe tafsil veizah ve sade üslûpla beyanat içinde, Kur’ân’a mahsus emsalsiz bir tarz-ı beyanla, birden o cüz’î teferruat hâdisesi içinde yüksek, kuvvetli bir fezleke, bir hâtime, birhüccet ve o cüz’î hâdise-i şer’iyeyi küllîleştiren ve imtisâlini iman-ı billâh ile temineden bir cümle-i tevhidiye ve esmâiye ve uhreviyeyi zikreder, o makamı nurlandırır, ulvîleştirir, küllîleştirir.

    Risale-i Nur, âyetlerin âhirlerinde ekseriyetle gelen

    إِنَّ اللهَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ 1 إِنَّ اللهَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ 2

    Not
    Dipnot-1
    “Muhakkak ki Allah herşeye hakkıyla kàdirdir.” Bakara Sûresi, 2:20.

    Dipnot-2
    “Şüphesiz ki Allah herşeyi hakkıyla bilir.” Ankebut sûresi, 29:62.





    Arabî: Arapça Medeniye sûre ve âyetler: Medine’de inen sûre ve âyetler
    Mekkiye sûre: Mekke’de inen sûre ahkâm: hükümler
    beyan: açıklama beyanat: açıklamalar
    bilfiil: fiilen, gerçekte bilhassa: özellikle
    cümle-i tevhidiye ve imaniye ve uhreviye: Allah’ın birliği ve iman ve âhirette ilgili cümle cüz’iyat: küçük ve ferdî şeyler
    cüz’î hâdise-i şer’iye: şeriatın ferdî, bireysel meselesi, olayı cüz’î teferruat: küçük ayrıntılar
    ehl-i kitap: Allah’ın varlığına inanan Hıristiyan ve Yahudiler ekseriyetle: çoğunlukla
    emsalsiz: benzersiz ferdî: bireysel, küçük
    fezleke: hülasa, öz hazf: (Ar. gr.) bir maksat gözeterek bir mânâyı ifade eden kelimeyi zikretmeyip işaret yoluyla göstermek
    hâtime: sonuç, son bölüm hüccet: kesin delil, kanıt
    icmalen: kısaca, özetle ilm-i belâğat: belâğat ilmi
    iman-ı billâh: Allah’a iman imtisal: emre uyma, boyun eğme
    irşad: doğru yolu gösterme izah: açıklama
    i’câz-ı îcâzî: az sözle çok şey ifade etme mu’cizesi küllî: büyük, kapsamlı
    küllîleştirmek: umumîleştirmek, kapsayıcı hâle getirmek medar-ı ihtilaf: uyuşmazlık sebebi
    menşe: kaynak, esas muarız: karşı gelen
    muhatap: hitap edilen mukteza-yı belâğat: belâğatın gereği
    mutabık-ı makam: sözün konumuna uygun nazm: diziliş, tertip
    tafsil: ayrıntı takdim: yüklemi öne alma, öne geçirme
    tarif: (Ar. gr.) marife yapma; tanımlama; bir amaca binaen bir ismi belirlilik anlamı katan eliflâm takısı ile birlikte zikretmek tarz-ı beyan: açıklama biçimi
    teferruat: ayrıntılar tefsir: açıklama, yorum
    tehir: özneyi sonraya bırakma temin etmek: sağlamak
    tenkir: (Ar. gr.) nekre yapma; belirsiz kılma; bir amaca binaen bir ismi belirlilik anlamı veren eliflâm takısı ile birlikte zikretmemek uhreviye: âhiretle ilgili
    ulvîleştirmek: yüceltmek, yükseltmek usul: temel prensipler
    vech-i i’câz: mu’cizelik yönü vâzıh: açık, aşikâr
    zeyil: ilâve, ek âhir: son
    âlî: yüce, yüksek üslûb-u belâğat: belâğat üslûbu, tarzı
    şeriat: Allah tarafından bildirilen emir ve yasaklara dayanan hükümlerin hepsi
    Yazar : Risale Forum

  8. #8
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Birinci Kısım - Sayfa 89

    وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ 1 وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ 2

    gibi tevhidi ve âhireti ifade eden fezlekeler ve hâtimelerde ne kadar yüksek birbelâğat ve meziyetler ve cezâletler ve nükteler bulunduğunu, Yirmi Beşinci Sözün İkinci Şûlesinin İkinci Nurunda o fezleke ve hâtimelerin pek çok nüktelerinden vemeziyetlerinden on tanesini beyan ederek, o hülâsalarda bir mu’cize-i kübrâbulunduğunu muannidlere de ispat etmiş.

    Evet, Kur’ân, o teferruat-ı şer’iye ve kavânin-i içtimaiyenin beyanı içinde birdenmuhatabın nazarını en yüksek ve küllî noktalara kaldırıp, sade üslûbu bir ulvî üslûba ve şeriat dersinden tevhid dersine çevirerek, Kur’ân’ı, hem bir kitab-ı şeriat ve ahkâmve hikmet, hem bir kitab-ı akîde ve iman ve zikir ve fikir ve dua ve dâvet olduğunu gösterip, her makamda çok makàsıd-ı irşadiye-i Kur’âniyeyi ders vermesiyle Mekkiye âyetlerin tarz-ı belâğatlarından ayrı ve parlak mu’cizâne bir cezâlet izhar eder. Bazan iki kelimede, meselâ, 3 رَبُّ الْعَالَمِينَ ve 4 رَبُّكَ de, رَبُّكَ tabiriyle ehadiyeti ve رَبُّ الْعَالَمِينَ ile vâhidiyeti bildirir, ehadiyet içinde vâhidiyeti ifade eder.

    Hattâ bir cümlede, bir zerreyi bir gözbebeğinde gördüğü ve yerleştirdiği gibi, güneşi dahi aynı âyetle, aynı çekiçle göğün gözbebeğinde yerleştirir ve göğe bir göz yapar.

    Meselâ, 5 خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضَ âyetinden sonra

    6 يُولِجُ الَّيْلَ فِى النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِى اللَّيْلِ âyetinin akabinde


    Not
    Dipnot-1
    “Onun kudreti herşeye galiptir; O herşeyi hikmetle yapar.” Rum Sûresi, 30:27.
    Dipnot-2
    “Onun kudreti herşeye galiptir, O çok bağışlayıcıdır.” Rum Sûresi, 30:5.
    Dipnot-3
    “Âlemlerin Rabbi.”
    Dipnot-4
    “Rabbin.”
    Dipnot-5
    “Yeri ve göğü yaratan Odur.” Hadîd Sûresi, 57:4.
    Dipnot-6
    “O geceyi gündüze, gündüzü de geceye geçirir.” Hadîd Sûresi, 57:6.





    Mekkiye âyetler: Mekke’de inen âyetler ahkâm: hükümler, kurallar
    akabinde: devamında belâğat: sözün düzgün, kusursuz, yerinde, hâlin ve makamın icabına göre söylenmesi
    beyan: açıklama cezâlet: güzel ve güçlü ifade
    ehadiyet: Allah’ın birliğinin herbir varlıkta ayrı ayrı tecellî etmesi fezleke: hülasa, öz
    hikmet: ilim, yüksek bilgi; herşeyi belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerine koyan ilim hâtime: sonuç, son bölüm
    hülâsa: öz, özet izhar etmek: göstermek
    kavânin-i içtimaiye: sosyal kanunlar kitab-ı akîde: inanç esaslarını ele alıp açıklayan kitap
    kitab-ı şeriat: şeriat, kanun kitabı küllî: büyük, kapsamlı
    makàsıd-ı irşadiye-i Kur’âniye: Kur’ân-ı Kerimin doğruluğu gösterme hedefleri meziyet: üstün özellik
    muannid: inatçı, direnen muhatab: hitap edilen
    mu’cize-i kübrâ: büyük mu’cize mu’cizâne: mu’cizeli bir şekilde
    nazar: bakış, dikkat tabiriyle: ifadesiyle
    tarz-ı belâğat: belâğat tarzı teferruat-ı şer’iye: şeriatın, İslâm hukukunun fer’i meseleleri, detayları
    tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma ulvî: yüce, yüksek
    vâhidiyet: Allah’ın bütün varlıkları kaplayan birlik tecellisi zerre: atom
    âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat
    Yazar : Risale Forum

  9. #9
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Birinci Kısım - Sayfa 90

    وَهُوَ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ der. Zemin ve göklerin haşmet-i hilkatinde kalbin dahihâtırâtını bilir idare eder der, tarzında bir beyanat cihetiyle o sade ve ümmiyetmertebesini ve avâmın fehmini nazara alan basit ve cüz’î muhavere, o tarz ile ulvî vecâzibedar ve umumî ve irşadkâr bir mükâlemeye döner.

    Bir sual: “Bazen ehemmiyetli bir hakikat sathî nazarlara görünmediğinden ve bazı makamlarda cüz’î ve âdi bir hâdiseden yüksek bir fezleke-i tevhidi veya küllî birdüsturu beyan etmekte münasebet bilinmediğinden, bir kusur tevehhüm edilir. Meselâ, Hazret-i Yusuf Aleyhisselâm kardeşini bir hile ile alması içinde

    1 وَفَوْقَ كُلِّ ذِى عِلْمٍ عَلِيمٌ diye gayet yüksek bir düsturun zikri belâğatçamünasebeti görünmüyor. Bunun sırrı ve hikmeti nedir?”

    Elcevap: Herbiri birer küçük Kur’ân olan ekser uzun sûrelerde ve mutavassıtlarda ve çok sahife ve makamlarda yalnız iki üç maksat değil, belki Kur’ân, mahiyeti hem birkitab-ı zikir ve iman ve fikir, hem bir kitab-ı şeriat ve hikmet ve irşad gibi, çok kitapları ve ayrı ayrı dersleri tazammun ederek rububiyet-i İlâhiyenin herşeye ihatasını vehaşmetli tecelliyatını ifade etmek cihetiyle, kâinat kitab-ı kebîrinin bir nevi kıraati olan Kur’ân, elbette her makamda, hattâ bazen bir sahifede çok maksatları takibenmarifetullahtan ve tevhidin mertebelerinden ve iman hakikatlerinden ders verdiğihaysiyetiyle, öbür makamda, meselâ zâhirce zayıf bir münasebetle başka bir ders açar ve o zayıf münasebete çok kuvvetli münasebetler iltihak ederler, o makamagayet mutabık olur, mertebe-i belâğatı yükselir.

    Not
    Dipnot-1
    “Her bilenin üzerinde daha iyi bilen biri vardır.” Yûsuf Sûresi, 12:76.



    Aleyhisselâm: Allah’ın selâmı onun üzerine olsun Hazret-i Yusuf: [bk. bilgiler – Yusuf (a.s.)]
    avâm: halk tabakası, sıradan insanlar belâğat: sözün düzgün, kusursuz, yerinde ve halin ve makamın icabına göre söylenmesi
    beyan etmek: açıklamak beyanat: açıklamalar
    cihetiyle: yönüyle câzibedar: çekici
    cüz’î: ferdî, küçük, bireysel düstur: kâide, kural
    ehemmiyetli: önemli ekser: pek çok
    fehm: anlama ve kavrama fezleke-i tevhid: Allah’ın birliğini gösteren öz, cümle
    gayet: son derece hakikat: doğru, gerçek
    haysiyetiyle: özelliğiyle haşmet: görkem, ihtişam
    haşmet-i hilkat: yaratılışın görkem ve heybeti hikmet: ilim, fayda, gaye; herşeyi belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı ve tam yerli yerinde izah eden ilim
    hâtırat: hâtıra gelen şeyler, içinden geçenler ihata: içine alma, kapsama
    iltihak etmek: katılmak irşad: doğru yolu gösterme
    irşadkâr: irşad eden, doğru yolu gösteren kitab-ı kebir: büyük kitap, kâinat
    kitab-ı zikir: zikir kitabı kitab-ı şeriat: şeriat kitabı
    kâinat: evren, yaratılan herşey küllî: genel, kapsamlı
    kıraat: okuma mahiyet: asıl, esas, nitelik
    marifetullah: Allah’ı bilme ve tanıma mertebe: derece
    mertebe-i belâğat: belâğat derecesi muhavere: karşılıklı konuşma
    mutabık: uygun mutavassıt: orta; normal uzunluktaki sûreler
    mükâleme: karşılıklı konuşma münasebet: bağlantı, ilişki
    nazar: bakış, dikkat nazara almak: dikkate almak
    nevi: tür rububiyet-i İlâhiye: Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması
    sathî: yüzeysel tazammun etmek: içermek, içine almak
    tecelliyât: yansımalar, görüntüler tevehhüm etmek: kuruntuya kapılmak, zannetmek
    tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma ulvî: yüce, yüksek
    umumî: genel, herkese ait zemin: yer
    zâhirce: görünürde âdi: sıradan, normal
    ümmiyet: okuma yazma bilmeme
    Yazar : Risale Forum

  10. #10
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Birinci Kısım - Sayfa 91

    İkinci bir sual: “Kur’ân’da sarîhan ve zımnen ve işareten, âhiret ve tevhidi vebeşerin mükâfat ve mücâzâtını binler defa ispat edip nazara vermenin ve her sûrede, her sahifede, her makamda ders vermenin hikmeti nedir?”

    Elcevap: Daire-i imkânda ve kâinatın sergüzeştine ait inkılâplarda ve emanet-i kübrayı ve hilâfet-i arziyeyi omuzuna alan nev-i beşerin şekavet ve saadet-iebediyeye medar olan vazifesine dair en ehemmiyetli, en büyük, en dehşetlimeselelerinden, en azametlilerini ders vermek ve hadsiz şüpheleri izale etmek vegayet şiddetli inkârları ve inatları kırmak cihetinde, elbette o dehşetli inkılâplarıtasdik ettirmek ve o inkılâplar azametinde büyük ve beşere en elzem ve en zarurimeseleleri teslim ettirmek için, Kur’ân, binler defa değil, belki milyonlar defa onlara baktırsa yine israf değil ki, milyonlar kere tekrarla o bahisler Kur’ân’da okunur, usanç vermez, ihtiyaç kesilmez. Meselâ,

    اِنَّ الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْرِى مِنْ تَحْتِهَا اْلاَنْهَارُ... 1

    âyetinin gösterdiği müjde-i saadet-i ebediye hakikati, bîçare beşere her dakika kendini gösteren hakikat-i mevtin, “Hem insanı, hem dünyasını, hem bütün ahbabınıidam-ı ebedîsinden kurtarıp ebedî bir saltanatı kazandırır” dediğinden milyarlar defa tekrar edilse ve kâinat kadar ehemmiyet verilse, yine israf olmaz, kıymetten düşmez.

    İşte bu çeşit hadsiz kıymettar meseleleri ders veren ve kâinatı bir hane gibi değiştiren ve şeklini bozan dehşetli inkılâpları tesis etmekte iknaa ve inandırmaya ve ispata çalışan Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyan, elbette sarîhan ve zımnen ve işareten binler defa o meselelere nazar-ı dikkati celbetmek, değil israf, belki ekmek, ilâç, hava veziya gibi birer hâcet-i zaruriye hükmünde ihsanını tazelendirir.


    Not
    Dipnot-1
    “İmân eden ve güzel işler yapanlar için ise, altından ırmaklar akan Cennetler vardır.” Bürûc Sûresi, 85:11.




    Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla ve anlatımıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan, mu’cize olan Kur’ân ahbab: dostlar, sevilenler
    azamet: büyüklük beşer: insan
    bîçare: çaresiz celbetmek: çekmek
    cihet: şekil, yön daire-i imkân: varlığı da yokluğu da eşit olan daire, kâinat
    dehşetli: korkunç, ürkütücü ebedî: sonu olmayan, sonsuz
    ehemmiyet vermek: önem vermek elzem: çok gerekli
    emanet-i kübrâ: en büyük emanet; Allah’ın insana emaneten verdiği benlik, akıl, bilinç ve dünya egemenliği gayet: son derece
    hadsiz: sayısız, sınırsız hakikat: doğru, gerçek
    hakikat-i mevt: ölüm gerçeği hikmet: sebep, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olmasının esprisi
    hilâfet-i arziye: yeryüzü halifeliği; yeryüzünde Allah’ın izni dairesinde ve Onun adına icraatta bulunma şeklinde, insana verilen görev hâcet-i zaruriye: zorunlu ihtiyaç
    idam-ı ebedî: dirilmemek üzere sonsuz yok oluş ihsan: bağış, ikram
    inkâr: inanmama, kabul etmeme inkılâp: büyük değişim, dönüşüm
    izale etmek: gidermek işareten: işaret edilerek
    kâinat: evren, yaratılan herşey kıymettar: kıymetli, değerli
    medar: vesile, sebep mücâzât: cezalandırma
    müjde-i saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk müjdesi nazar-ı dikkat: dikkatle bakış
    nazara vermek: dikkate vermek nev-i beşer: insanlar
    saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk sarîhan: açıklıkla
    sergüzeşt: serüven tasdik: onaylama, doğrulama
    tesis etmek: kurmak, yapmak tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma
    zarurî: zorunlu, mecburi ziya: ışık
    zımnen: gizlice, dolaylı olarak âhiret: öteki dünya; öldükten sonraki sonsuz hayat
    şekavet: sıkıntı, mutsuzluk
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 1/2 12 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222