Sayfa 2/2 İlkİlk 12
18 sonuçtan 11 ile 18 arası

  1. #11
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Birinci Kısım - Sayfa 92

    Hem meselâ,

    اِنَّ الْكَافِرِينَ 1 فِى نَارِ جَهَنَّمْ 2 وَالظَّالِمِينَ 3 لَهُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ 4


    gibi tehdit âyetlerini Kur’ân gayet şiddet ve hiddetle ve gayet kuvvet ve tekrarla zikretmesinin hikmeti ise, Risale-i Nur’da kat’î ispat edildiği gibi, beşerin küfrü, kâinatın ve ekser mahlûkatın hukukuna öyle bir tecavüzdür ki, semâvâtı ve arzı kızdırıyor ve anâsırı hiddete getirip tufanlarla o zâlimleri tokatlıyor.

    اِذَا اُلْقُوا فِيهَا سَمِعُوا لَهَا شَهِيقًا وَهِىَ تَفُورُ تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ الْغَيْظِ 5


    âyetinin sarahatiyle, o zâlim münkirlere Cehennem öyle öfkeleniyor ki, hiddetinden parçalanmak derecesine geliyor. İşte böyle bir cinayet-i âmmeye ve hadsiz bir tecavüze karşı beşerin küçüklük ve ehemmiyetsizliği noktasında değil, belki zâlimânecinayetinin azametine ve kâfirâne tecavüzünün dehşetine karşı, Sultan-ı Kâinat kendi raiyetinin hukukunun ehemmiyetini ve o münkirlerin küfür ve zulmündeki nihayetsizçirkinliğini göstermek hikmetiyle, fermanında gayet hiddet ve şiddetle o cinayeti ve cezasını değil bin defa, belki milyonlar ve milyarlarla tekrar etse, yine israf ve kusur değil ki, bin seneden beri yüzer milyon insanlar hergün usanmadan kemâl-i iştiyakla ve ihtiyaçla okurlar.

    Evet, hergün, her zaman, herkes için bir âlem gider, taze bir âlemin kapısı kendine açılmasından, o geçici herbir âlemini nurlandırmak için ihtiyaç ve iştiyakla Lâ ilâhe illâllah cümlesini binler defa tekrar ile o değişen perdelere ve âlemlere herbirisine birLâ ilâhe illâllah’ı bir lâmba yaptığı gibi, öyle de, o kesretli, geçici perdeleri ve tazelenen seyyar kâinatları karanlıklandırmamak ve âyine-i hayatında in’ikâs edensuretlerini çirkinleştirmemek ve lehinde şahit olabilen o misafir vaziyetleri aleyhine çevirmemek için, o cinayetlerin cezalarını ve Padişah-ı Ezelînin şiddetli ve inatlarını kıran tehditlerini, her vakit Kur’ân’ı okumakla tahattur edip ve nefsin tuğyanından kurtulmaya çalışmak hikmetiyle, Kur’ân gayet mânidar tekrar eder. Ve bu derece kuvvet ve şiddet ve tekrarla tehdidat-ı Kur’âniyeyi


    Not
    Dipnot-1
    “Hiç şüphesiz kâfirler…” Nisâ Sûresi, 4:111.
    Dipnot-2
    “Cehennem ateşindedir.” Tevbe Sûresi, 9:35, 109.
    Dipnot-3
    “Ve zâlimler…” İnsan Sûresi, 76:31.
    Dipnot-4
    “Onlar için acı bir azap vardır.” İbrahim Sûresi, 14:22.
    Dipnot-5
    “Oraya atıldıklarında Cehennemin gürleyişini işitirler ki, kaynayıp duruyor. Neredeyse o Cehennem onlara olan öfkesinden parçalanacak!” Mülk Sûresi, 67:7-8.





    Lâ ilâhe illâllah: Allah’tan başka ilâh yoktur Padişah-ı Ezelî: varlığının başlangıcı olmayan Padişah, Allah
    Sultan-ı Kâinat: kâinatın sultanı olan Allah anâsır: unsurlar
    arz: dünya azamet: büyüklük
    beşer: insan cinayet-i âmme: umuma karşı işlenen cinayet
    dehşet: korku, ürkme ehemmiyet: değer, önem
    ekser: çoğunluk ferman: buyruk, emir
    gayet: son derece hadsiz: sayısız, sınırsız
    hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması in’ikas etmek: yansımak
    iştiyak: arzu, istek kemâl-i iştiyak: tam bir istek ve arzu
    kesretli: çoğunlukta kâfirâne: kâfirce, inkâr ederek
    mahlukât: yaratılmışlar mânidar: anlamlı
    münkir: inkâr eden, inançsız nefis: insanı daima kötülüğe, hazır zevk ve isteklere sevk eden kuvvet
    nihayetsiz: sınırsız, sonsuz sarahat: açıklık
    semâvât: gökler seyyar: gezen, dolaşan
    suret: biçim, görünüş tahattur: hatırlama
    tuğyan: azgınlık, isyan ve inançsızlıkta çok ileri gitme zâlimâne: zalimce
    âyine-i hayat: hayat aynası
    Yazar : Risale Forum

  2. #12
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Birinci Kısım - Sayfa 93

    hakikatsız tevehhüm etmekten, şeytan bile kaçar. Onları dinlemeyen münkirlere Cehennem azabı ayn-ı adalettir, diye gösterir.

    Hem meselâ, Asâ-yı Mûsâ gibi çok hikmetler ve faideleri bulunan kıssa-i Mûsâ’nın (a.s.) ve sair enbiyanın kıssalarını çok tekrarında, risalet-i Ahmediyenin (a.s.m.)hakkaniyetine bütün enbiyanın nübüvvetlerini hüccet gösterip, “Onların umumunu inkâr edemeyen, bu zâtın risaletini hakikat noktasında inkâr edemez” hikmetiyle; ve herkes her vakit bütün Kur’ân’ı okumaya muktedir ve muvaffak olamadığından, herbir uzun ve mutavassıt sûreyi birer küçük Kur’ân hükmüne getirmek için, ehemmiyetli erkân-ı imaniye gibi o kıssaları tekrar etmesi, değil israf, belki mukteza-yı belâğattır ve hâdise-i Muhammediye, bütün benî Âdemin en büyük hâdisesi ve kâinatın en azametli meselesi olduğunu ders vermektir.

    Evet, Kur’ân’da Zât-ı Ahmediyeye en büyük makam vermek ve dört erkân-ı imaniyeyi içine almakla Lâ ilâhe illâllah rüknüne denk tutulan Muhammedun Resulullah risalet-i Muhammediye kâinatın en büyük hakikati ve zât-ı Ahmediyebütün mahlûkatın en eşrefi ve hakikat-i Muhammediye tabir edilen küllî şahsiyet-i mâneviyesi ve makam-ı kudsîsi, iki cihanın en parlak bir güneşi olduğuna ve bu hârika makama liyakatine dair pekçok hüccetleri ve emareleri, kat’î bir surette Risale-i Nur’da ispat edilmiş. Binden birisi şudur ki: Es-sebebu ke’l-fâil düsturuyla, bütün ümmetinin bütün zamanlarda işlediği hasenatın bir misli onun defter-i hasenatına girmesi ve bütün kâinatın hakikatlerini, getirdiği nurla nurlandırması, değil yalnız cin, ins, melek ve zîhayatı, belki kâinatı semâvât ve arzı minnettar eylemesi ve istidatlisanıyla nebatatın duaları ve ihtiyac-ı fıtrî diliyle


    Asâ-yı Mûsâ: Hz. Mûsâ’nın asâsı, bastonu [bk. bilgiler – Mûsâ (a.s.)] Lâ ilâhe illâllah: Allah’tan başka ilâh yoktur
    Muhammedun Resulullah: Muhammed Allah’ın resulüdür Zât-ı Ahmediye: Peygamber Efendimizin (a.s.m.) veli olan zâtı, kendisi
    arz: dünya ayn-ı adalet: adaletin ta kendisi
    azametli: büyük benî Âdem: Âdemoğlu, insanoğlu
    cihan: dünya cin ve ins: cinler ve insanlar
    defter-i hasenat: sevaplar ve iyiliklerin kaydedildiği defter düstur: kâide, kural
    emare: belirti, işaret enbiya: nebiler, peygamberler
    erkân-ı imaniye: imanın şartları, esasları es-sebebü ke’l-fâil: birşeye sebep olan onu yapan gibidir
    eşref: en şerefli, en üstün hakikat: gerçek, doğru, esas
    hakikat-i Muhammediye: Hz. Muhammed’in hakikati, mânevî şahsiyeti hakkaniyet: doğruluk, gerçekçilik
    hasenat: iyilikler, güzellikler hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması
    hâdise-i Muhammediye: Hz. Muhammed’in olayı, peygamberliği hüccet: kesin delil, kanıt
    ihtiyac-ı fıtrî: yaratılıştan gelen doğal ihtiyaç istidat: kàbiliyet, yetenek
    kat’î: kesin bir şekilde küllî: büyük, kapsamlı
    kıssa: ibretli hikâye kıssa-i Mûsâ: Hz. Musa’nın kıssası [bk. bilgiler – Mûsâ (a.s.)]
    lisan: dil liyakat: lâyık olma
    mahlûkat: yaratılmışlar makam-ı kudsî: kutsal makam, derece
    minnettar eylemek: nimetlendirerek, minnet altında bırakmak misl: benzer
    muktedir: gücü yeten, güç ve iktidar sahibi mukteza-yı belâğat: belâğatın gereği
    mutavassıt: orta derecede; orta uzunlukta muvaffak: başarılı
    münkir: inkâr eden, inançsız nebâtât: bitkiler
    nübüvvet: peygamberlik risalet: elçilik, peygamberlik
    risalet-i Ahmediye/risalet-i Muhammediye: Hz. Muhammed’in peygamberliği rükn: esas, şart
    sair: diğer, başka semâvât: gökler
    suret: biçim, şekil tehdidat-ı Kur’âniye: Kur’ân’ın tehditleri
    tevehhüm etmek: kuruntuya kapılmak, zannetmek umum: bütün
    zîhayat: canlı, hayat sahibi şahsiyet-i mâneviye: mânevî kişilik

    Yazar : Risale Forum

  3. #13
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Birinci Kısım - Sayfa 94

    hayvanatın duaları, gözümüz önünde bilfiil kabul olmasının şehadetiyle, milyonlar, belki ruhanîlerle beraber milyarlar fıtrî ve reddedilmez duaları makbul olan sulehâ-yı ümmeti hergün o zâta salât ve selâm ünvanı ile rahmet duaları ve mânevî kazançlarını en evvel o zâta bağışlamaları ve bütün ümmetçe okunan Kur’ân’ın üç yüzbin hurufunun herbirisinde on sevaptan tâ yüz, tâ bin hasene ve meyve vermesinden, yalnız kıraat-i Kur’ân cihetiyle defter-i a’mâline hadsiz nurlar girmesihaysiyetiyle, o zâtın şahsiyet-i mâneviyesi olan hakikat-i Muhammediye (a.s.m.)istikbâlde bir şecere-i tûbâ-i Cennet hükmünde olacağını Allâmü’l-Guyûb bilmiş ve görmüş, o makama göre Kur’ân’ında o azîm ehemmiyeti vermiş ve fermanında onatebaiyeti ve sünnet-i seniyyesine ittibâ ile şefaatine mazhariyeti en ehemmiyetli birmesele-i insaniye göstermiş ve o haşmetli şecere-i tûbânın bir çekirdeği olanşahsiyet-i beşeriyetini ve bidayetteki vaziyet-i insaniyesini ara sıra nazara almasıdır.

    İşte Kur’ân’ın tekrar edilen hakikatleri bu kıymette olduğundan, tekraratında kuvvetli ve geniş bir mu’cize-i mâneviye bulunmasına fıtrat-ı selime şehadet eder—meğer maddiyyunluk tâunuyla maraz-ı kalbe ve vicdan hastalığına müptelâ ola!

    قَدْ يُنْكِرُ الْمَرْءُ ضَوْءَ الشَّمْسِ مِنْ رَمَدٍ وَيُنْكِرُ الْفَمُ طَعْمَ الْمَاۤءِ مِنْ سَقَمٍ 1

    kaidesine dahil olur.




    Not
    Dipnot-1 Bazan insan, göz hastalığından dolayı güneş ışığını inkâr eder. Ağzındaki hastalıktan dolayı da suyun tadını beğenmez.


    Allâmü’l-Guyûb: gaybı, görünmeyen şeyleri bilen Allah azîm: büyük, yüce
    bidayet: başlangıç bilfiil: fiilen, gerçekte
    cihet: şekil, yön defter-i a’mâl: ameller defteri
    ehemmiyet: önem ferman: buyruk, emir
    fıtrat-ı selîme: bozulmamış yaratılış, karakter fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen
    hadsiz: sayısız, sınırsız hakikat: doğru, gerçek
    hakikat-i Muhammediye: Hz. Muhammed’in hakikati, mânevî şahsiyeti hasene: iyilik, sevap
    haysiyetiyle: özelliğiyle hayvanat: hayvanlar
    haşmetli: büyük, ihtişamlı huruf: harfler
    istikbâl: gelecek ittibâ: tabi olma, uyma
    kaide: düstur, prensip kıraat-i Kur’ân: Kur’ân’ı okuma
    maddiyyun: materyalistler, herşeyi madde ile açıklamaya çalışanlar makbul olmak: kabul görmek
    maraz-ı kalb: kalbî hastalık mazhariyet: ayna olma, görünme yeri
    mesele-i insaniye: insanlık meselesi mu’cize-i mâneviye: mânevî mu’cize
    müptelâ olmak: yakalanmak, tutulmak nazara almak: dikkate almak
    rahmet: İlâhî şefkat, merhamet salât: namaz
    sulehâ-yı ümmet: ümmetin salih kişileri sünnet-i seniyye: Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler
    tebaiyet: tabi olma, uyma tekrarat: tekrarlar
    tâun: salgın ve ölümcül hastalık vaziyet-i insaniye: insanlıkgörevi
    şahsiyet-i beşeriyet: insanlık şahsiyeti, beşeri kişiliği şahsiyet-i mâneviye: mânevî şahsiyet
    şecere-i tûbâ: tûba ağacı şecere-i tûbâ-i Cennet: Cennetteki tûbâ ağacı
    şehadet: şahitlik, tanıklık
    Yazar : Risale Forum

  4. #14
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Birinci Kısım - Sayfa 95

    Bu Onuncu Meseleye bir hâtime olarak iki haşiyedir:

    Birincisi:

    Bundan on iki sene evvel1 işittim ki, en dehşetli ve muannid bir zındık, Kur’ân’a karşı suikastını, tercümesiyle yapmaya başlamış ve demiş ki: “Kur’ân tercüme edilsin, tâ ne mal olduğu bilinsin.” Yani, lüzumsuz tekraratı herkes görsün ve tercümesi onun yerinde okunsun diye dehşetli bir plân çevirmiş.

    Fakat Risale-i Nur’un cerh edilmez hüccetleri kat’î ispat etmiş ki, Kur’ân’ın hakikîtercümesi kàbil değil, ve lisan-ı nahvî olan lisan-ı Arabî yerinde Kur’ân’ınmeziyetlerini ve nüktelerini başka lisan muhafaza edemez ve herbir harfi, on adetten bine kadar sevap veren kelimât-ı Kur’âniyenin mu’cizâne ve cemiyetli tabirlerinin yerini, beşerin âdi ve cüz’î tercümeleri tutamaz, onun yerinde camilerde okunmaz diye, Risale-i Nur her tarafta intişarıyla o dehşetli plânı akîm bıraktı. Fakat ozındıktan ders alan münafıklar, yine şeytan hesabına Kur’ân güneşini üflemekle söndürmeye aptal çocuklar gibi ahmakane ve divanecesine çalışmaları hikmetiyle, bana gayet sıkı ve sıkıcı ve sıkıntılı bir hâlette bu Onuncu Mesele yazdırıldı tahmin ediyorum. Başkalarıyla görüşemediğim için hakikat-ı hali bilemiyorum.

    İkinci haşiye:

    Denizli hapsinden tahliyemizden sonra, meşhur Şehir Otelinin yüksek katında oturmuştum. Karşımda güzel bahçelerde kesretli kavak ağaçları birer halka-i zikir tarzında gayet lâtif, tatlı bir surette hem kendileri, hem dalları, hem yaprakları havanın dokunmasıyla cezbekârâne ve câzibedârâne hareketle raksları, kardeşlerimin müfarakatlarından ve yalnız kaldığımdan hüzünlü ve gamlı kalbime ilişti. Birden güz ve kış mevsimi hatıra geldi ve bana bir gaflet bastı. Ben o kemâl-i neş’e ile cilvelenen o nâzenin kavaklara ve zîhayatlara o kadar acıdım ki, gözlerim yaşla doldu. Kâinatın süslü perdesi altındaki ademleri, firakları ihtar ve ihsasiyle kâinat dolusu firakların, zevâllerin hüzünleri başıma toplandı.

    Not
    Dipnot-1
    Bu risalenin telifinden on iki sene evvel.




    adem: hiçlik, yokluk ahmakâne: ahmakça
    akîm bırakmak: neticesiz, sonuçsuz bırakmak beşer: insan
    cem’iyetli: kapsamlı cerh etmek: çürütmek
    cezbedârâne: kendinden geçerek cilve: görüntü, yansıma
    câzibekârâne: cazibeli şekilde cüz’î: ferdî, küçük, basit
    dehşetli: korkunç, ürkütücü divanecesine: delicesine
    firak: ayrılık gaflet: âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâli, umursamazlık
    gamlı: üzüntülü hakikat-ı hal: durumun gerçek yönü
    hakikî: gerçek, doğru halka-i zikr: zikir halkası
    haşiye: dipnot, açıklayıcı not hâlet: durum, hal
    hâtime: sonuç, son bölüm hüccet: kesin delil
    ihsas: hissettirme ihtar: hatırlatma, uyarı
    intişar: yayılma kat’î: kesin bir şekilde
    kelimât-ı Kur’âniye: Kur’ân’ın kelimeleri kemâl-i neş’e: tam bir neşe ve sevinç
    kesretli: çoğunlukta lisan: dil
    lisan-ı Arabî: Arap dili, Arapça lisan-ı nahvî: Arap dilinin bir vasfı; girift çok boyutlu cümle yapısı, intizam ve kaidelere bağlı olan belâğat dili
    lâtif: tatlı, şirin, hoş meziyet: üstün özellik
    muannid: inatçı, direnen muhafaza etmek: korumak
    mu’cizane: mu’cizeli bir şekilde müfarakat: ayrılıklar
    münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kimse nâzenin: ince, narin, duyarlı
    nükte: ince anlamlı söz raks: dans, oyun
    suret: biçim, şekil tabir: açıklama, ifade
    tahliye: serbest bırakma, bırakılma tekrarat: tekrarlar
    zevâl: gelip geçicilik zîhayat: canlı, hayat sahibi
    zındık: dinsiz âdi: basit, değersiz
    Yazar : Risale Forum

  5. #15
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Birinci Kısım - Sayfa 96

    Birden, hakikat-i Muhammediyenin (a.s.m.) getirdiği nur imdada yetişti. O hadsizhüzünleri gamları, sürurlara çevirdi. Hattâ o nurun, herkes ve her ehl-i iman gibi benim hakkımda milyon feyzinden yalnız o vakitte o vaziyete temas eden imdat ve tesellîsi için, zât-ı Muhammediyeye (a.s.m.) karşı ebediyen minnettar oldum. Şöyle ki:

    Ol nazar-ı gaflet, o mübarek nâzeninleri vazifesiz, neticesiz bir mevsimde görünüp, hareketleri neş’eden değil, belki güya ademden ve firaktan titreyerek hiçliğe düştüklerini göstermekle, herkes gibi bendeki aşk-ı bekà ve hubb-u mehâsin ve muhabbet-i vücût ve şefkat-i cinsiye ve alâka-i hayatiyeye medar olan damarlarıma o derece dokundu ki, böyle dünyayı bir mânevî cehenneme ve aklı bir tâzip âletine çevirdiği sırada, Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın beşere hediye getirdiği nur perdeyi kaldırdı; idam, adem, hiçlik, vazifesizlik, abes, firak, fanilik yerinde, o kavakların herbirinin yaprakları adedince hikmetleri mânâları ve Risale-i Nur’da ispat edildiği gibi, üç kısma ayrılan neticeleri ve vazifeleri var diye gösterdi.

    Birinci kısım: Sâni-i Zülcelâlin esmâsına bakar. Meselâ, nasılki bir usta, harika bir makineyi yapsa, onu takdir eden herkes o zâta “Mâşâallah, bârekâllah” deyip alkışlar. Öyle de, o makine dahi, ondan maksut neticeleri tam tamına göstermesiyle,lisan-ı haliyle ustasını tebrik eder, alkışlar. Her zîhayat ve herşey böyle bir makinedir; ustasını tebriklerle alkışlar.

    İkinci kısım hikmetleri ise, zîhayatın ve zîşuurun nazarlarına bakar. Onlara şirin birmütalâagâh, birer kitab-ı marifet olur. Mânâlarını zîşuurun zihinlerinde ve suretlerinikuvve-i hafızalarında ve elvâh-ı misâliyede ve âlem-i gaybın defterlerinde daire-i vücutta bırakıp, sonra âlem-i şehadeti terk eder, âlem-i gayba çekilir. Demek, surî birvücudu bırakır, mânevî ve gaybî ve ilmî çok vücutları kazanır.

    Evet madem Allah var ve ilmi ihâta eder. Elbette adem, idam, hiçlik, mahv,

    Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı üzerine olsun Sâni-i Zülcelâl: herşeyi san’atla yapan büyüklük ve haşmet sahibi Allah
    abes: anlamsız, boş adem: hiçlik, yokluk
    aşk-ı bekà: devamlı olarak var olma, kalıcı olma aşkı bârekâllah: “Allah ne mübarek yaratmış”
    daire-i vücut: varlık dairesi ebediyen: sonsuza dek
    ehl-i iman: iman edenler, mü’minler elvâh-ı misâli: misâlî levhalar, mânevî kopyalama tabloları
    esmâ: Allah’ın isimleri feyz: bereket, nimet
    firak: ayrılık gam: sıkıntı, üzüntü
    gaybî: bilinmeyen, gayb âlemine ait hadsiz: sayısız, sınırsız
    hakikat-i Muhammediye: Hz. Muhammed’in hakikati, mânevî şahsiyeti hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması
    hubb-u mehâsin: güzellik sevgisi ihâta etmek: içine almak, kapsamak
    imdad: yardım kitab-ı marifet: Allah’ı tanıtan kitap
    kuvve-i hafıza: bellek, hafıza duyusu lisan-ı hâl: hal dili
    mahv: yok olma medar: dayanak noktası, eksen
    mâşaallah: Allah dilemiş ve ne güzel yaratmış mübarek: bereketli, hayırlı
    mütalâagâh: dikkatlice okuma ve inceleme yeri nazar: bakış, dikkat
    nazar-ı gaflet: hakikatten habersiz şekilde bakış nâzenin: ince, narin, duyarlı
    suret: biçim, şekil surî: dış görünüşe ait, görünüşte
    sürur: mutluluk, sevinç tâzip: azap verme, cezalandırma
    vücud: varlık, var oluş zât-ı Muhammediye: Peygamberimiz Hz. Muhammed’in zâtı, şahsiyeti
    zîhayat: canlı, hayat sahibi zîşuur: şuur sahibi, bilinçli
    âlem-i gayb: gayb âlemi, görünmeyen âlem âlem-i şehadet: görünen âlem, dünya
    şefkat-i cinsiye: kendi cinsine olan şefkat
    Yazar : Risale Forum

  6. #16
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Birinci Kısım - Sayfa 97

    fena, hakikat noktasında, ehl-i imanın dünyasında yoktur. Ve kâfirlerin dünyalarıademle, firakla, hiçlikle, fânilikle doludur. İşte bu hakikati, umumun lisanında gezen bu gelen darb-ı mesel ders verip, der:

    “Kimin için Allah var, ona herşey var. Ve kimin için yoksa, herşey ona yoktur, hiçtir.”

    Elhasıl, nasıl ki, iman, ölüm vaktinde insanı idam-ı ebedîden kurtarıyor; öyle de, herkesin hususî dünyasını dahi idamdan ve hiçlik karanlıklarından kurtarıyor. Ve küfür ise, hususan küfr-ü mutlak olsa, hem o insanı, hem hususî dünyasını ölümle idam edip mânevî cehennem zulmetlerine atar, hayatının lezzetlerini acı zehirlere çevirir. Hayat-ı dünyeviyeyi âhiretine tercih edenlerin kulakları çınlasın! Gelsinler, buna ya bir çare bulsunlar veya imana girsinler, bu dehşetli hasârattan kurtulsunlar.

    سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ 1


    Duanıza çok muhtaç ve size çok müştak kardeşiniz

    Said Nursî



    Not


    Dipnot-1 “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz, Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Sen herşeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın.” Bakara Sûresi, 2:32.




    Said Nursî: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî) adem: hiçlik, yokluk
    darb-ı mesel: meşhur söz, atasözü dehşetli: korkunç, ürkütücü
    ehl-i iman: iman edenler, mü’minler elhasıl: kısaca, özetle
    fena: geçicilik, ölümlülük firak: ayrılık
    fânilik: geçicilik, ölümlülük hakikat: doğru, gerçeklik
    hasârat: zararlar hayat-ı dünyeviye: dünya hayatı
    hususan: bilhassa, özellikle hususî: özel
    idam-ı ebedî: dirilmemek üzere sonsuz yok oluş küfr-ü mutlak: tam bir küfür, inkâr, hiçbir dinî meseleyi kabul etmeme
    lisan: dil müştak: arzulu, çok istekli
    umum: genel

    Yazar : Risale Forum

  7. #17
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Birinci Kısım - Sayfa 98

    Onuncu Mesele münasebetiyle

    Hüsrev’in Üstadına Yazdığı Mektup

    Çok sevgili Üstadım Efendim,

    Cenâb-ı Hakka hadsiz şükürler olsun, iki aylık iftirak üzüntülerini ve muhaberesizlikıztıraplarını hafifleştiren ve kalblerimize taze hayat bahşeden ve ruhlarımıza yeni,sâfî bir nesîm ihdâ eden Kur’ân’ın celâlli ve izzetli, rahmetli ve şefkatli âyetlerindekitekraratın mehâsinini tâdâd eden, hikmet-i tekrarının lüzum ve ehemmiyetini izaheden ve Risale-i Nur’un bir harika müdafaası olan “Denizli Meyvesinin Onuncu Meselesi” namını alan Emirdağ Çiçeğini aldık. Elhak takdir ve tahsine çok lâyık olan bu çiçeği kokladıkça, ruhumuzdaki iştiyak yükseldi. Dokuz aylık hapis sıkıntısınamukàbil, Meyvenin Dokuz Meselesi nasıl beraatimize büyük bir vesile olmakla güzelliğini göstermişse, Onuncu Meselesi olan çiçeği de Kur’ân’ın îcazlı i’câzındaki harikaları göstermekle o nisbette güzelliğini göstermektedir.

    Evet sevgili Üstadım, gülün çiçeğindeki fevkalâde letafet ve güzellik, ağacındaki dikenleri nazara hiç göstermediği gibi, bu nuranî çiçek de bize dokuz aylık hapis sıkıntısını unutturacak bir şekilde o sıkıntılarımızı da hiçe indirmiştir. Mütalâasına doyulmayacak şekilde kaleme alınan ve akılları hayrete sevk eden bu nuranî çiçek,muhtevî olduğu çok güzelliklerinden, bilhassa, Kur’ân’ın tercümesi sûretiyle nazar-ı beşerde âdileştirilmek ihanetine mukàbil, o tekraratın kıymetini tam göstermekle Kur’ân’ın cihandeğer ulviyetini meydana koymuştur. Sâliklerinin her asırdafevkalâde bir metanetle sarılmalarıyla ve emir ve nehyine tamamen inkıyadetmeleriyle, güya yeni nazil olmuş gibi tazeliği ispat edilmiş olan Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyanın, bütün asırlarda, zâlimlerine karşı şiddetli ve dehşetli ve tekrarlı tehditleri vemazlumlarına karşı şefkatli ve rahmetli mükerrer


    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah Denizli: (bk. bilgiler)
    Emirdağ: (bk. bilgiler) Hüsrev: (bk. bilgiler – Hüsrev Altınbaşak)
    Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla ve anlatımıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan, mu’cize olan Kur’ân beraat: temize çıkma, suçsuz olduğunun anlaşılması
    bilhassa: özellikle celâl: yücelik, haşmet
    cihandeğer: dünyalara değer dehşetli: korkunç, ürkütücü
    ehemmiyet: önem elhak: gerçekten
    fevkalâde: olağanüstü güya: sanki
    hadsiz: sınırsız hikmet-i tekrar: tekrarın hikmeti, sebebi
    iftirak: ayrılık ihdâ etmek: sunmak, hediye etmek
    inkıyad etmek: boyun eğmek izah etmek: açıklamak
    izzetli: şerefli, üstün, yüce iştiyak: arzu, istek
    i’câz: mu’cize oluş letafet: güzellik, hoşluk
    mazlum: zulme uğramış mehâsin: güzellikler
    metanet: sağlamlık muhaberesizlik: haberleşememe
    muhtevî: ihtiva eden, içine alan mukàbil: karşılık
    müdafaa: savunma mükerrer: tekrar tekrar
    münasebet: bağlantı, ilişki mütalâa: dikkatle okuma, inceleme
    nam: ad nazar: bakış, dikkat
    nazar-ı beşer: insanın bakışı nazil olmak: inmek
    nehiy: yasak nesîm: hoş ve hafif rüzgâr
    nisbet: kıyas, ölçü rahmet: merhamet, şefkat, ihsan
    sâfî: duru, katıksız, temiz sâlik: yol alan, bir yol veya meslekte yürüyen
    tahsin: beğenme, güzelliğini ilân etme tekrarat: tekrarlar
    tâdât etmek: saymak ulviyet: yücelik, yükseklik
    âdileştirilmek: basitleştirmek, sıradanlaştırmak îcaz: az sözle çok mânâlar anlatma, özlü söz
    şefkat: acıma, merhamet şefkatli: merhametli

    Yazar : Risale Forum

  8. #18
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Birinci Kısım - Sayfa 99

    taltifleri, hususuyla bu asrımıza bakan tehdidatı içinde zâlimlerine misli görülmemiş bir hâlette, sanki feza-i ekberden bir nümuneyi andıran semâvî bir cehennemle altı-yedi seneden beri mütemadiyen feryad ü figan ettirmesi ve kezâ mazlumlarının bu asırdaki küllî fertleri başında Risale-i Nur talebelerinin bulunması ve hakikaten bu talebeleri de ümem-i sâlifenin enbiyalarına verilen necatlar gibi pek büyük umumî vehususî necatlara mazhar etmesi ve muarızları olan dinsizlerin cehennemî azapla tokatlanmalarını göstermesi, hem iki güzel ve lâtif hâşiyelerle hâtime verilmeksuretiyle çiçeğin tamam edilmesi, bu fakir talebeniz Hüsrev’i o kadar büyük bir sürurla sonsuz bir şükre sevk etti ki, bu güzel çiçeğin verdiği sevinç ve süruru müddet-i ömrümde hissetmediğimi sevgili üstadıma arz ettiğim gibi, kardeşlerime de kerratla söylemişim. Cenâb-ı Hak, zayıf ve tahammülsüz omuzlarına pek azametli bâr-ı sakîltahmil edilen siz sevgili üstadımızdan ebediyen razı olsun ve yüklerinizi tahfif etmekle yüzlerinizi ebede kadar güldürsün. Âmin.

    Evet, sevgili Üstadım. Biz Allah’tan, Kur’ân’dan, Habib-i Zîşandan ve Risale‑i Nur’dan ve Kur’ân dellâlı siz sevgili Üstadımızdan ebediyen razıyız. Veintisabımızdan hiçbir cihetle pişmanlığımız yok. Hem kalbimizde zerre kadar kötülük etmek için niyet yok. Biz ancak Allah’ı ve rızasını istiyoruz. Gün geçtikçe, rızası içinde Cenâb-ı Hakka vuslat iştiyaklarını kalbimizde teksif ediyoruz. Bilâ istisna bizefenalık edenleri Cenâb-ı Hakka terk etmekle affetmek ve bilakis bize zulmeden o zâlimler de dahil olduğu halde herkese iyilik etmek, Risale‑i Nur talebelerinin kalblerine yerleşen bir şiar-ı İslâm olduğunu, biz istemeyerek ilân eden Hazret-i Allah’a hadsiz hudutsuz şükürler ediyoruz.

    Çok kusurlu talebeniz
    Hüsrev





    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah Habib-i Zîşan: şan ve şeref sahibi, Allah’ın en sevdiği kul olan Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (a.s.m.)
    Hüsrev: (bk. bilgiler – Hüsrev Altınbaşak) azametli: büyük
    bilâ istisna: istisnasız bilâkis: aksine, tersine
    bâr-ı sakîl: ağır yük cihetle: bakımdan
    dellâl: davetçi, ilân edici ebediyen: sonsuza dek
    enbiya: nebiler, peygamberler fenalık: kötülük
    feryad ü figan: bağırıp çağırma, ağlayıp sızlama feza-i ekber: uzay
    hadsiz: sayısız, sınırsız hakikaten: gerçekten
    hudutsuz: sınırsız hususî: özel
    hâlet: durum, hâl hâtime vermek: son vermek
    intisab: bağlanma, mensup olma iştiyak: arzu, istek
    kerrat: defalarca kezâ: bunun gibi
    küllî: büyük, kapsamlı lâtif: güzel, hoş, şirin
    mazhar etmek: eriştirmek mazlum: zulme uğramış
    misl: benzer muarız: karşı gelen
    müddet-i ömür: yaşam süresi mütemadiyen: sürekli olarak
    necat: kurtuluş nümune: örnek, misal
    semâvî: gökle ilgili sûret: şekil, biçim
    sürur: mutluluk, sevinç tahammül: katlanma, dayanma
    tahfif etmek: hafifletmek tahmil etmek: yüklemek
    taltif: iyilik ve güzellikle muamele etmek tehdidat: tehditler
    teksif etmek: yoğunlaştırmak umumî: genel, herkese ait
    vuslat: kavuşmak zerre miktar: en ufak, çok az miktar
    âmin: “Allahım kabul eyle” ümem-i sâlife: geçmişteki milletler
    şiar-ı İslâm: İslâma sembol olmuş iş ve ibadetler
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 2/2 İlkİlk 12

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222