Sayfa 1/2 12 SonSon
17 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Sekizinci Meselenin Bir Hülâsası

    Sekizinci Meselenin Bir Hülâsası

    Yedincide haşri çok makamattan soracaktık. Fakat Hâlıkımızın isimleriyle verdiği cevap o derece kuvvetli yakîn ve kanaat verdi ki, daha başka sorgulara ihtiyaç bırakmadığından, orada kısa kestik. Şimdi bu meselede,âhiret imanının, hem âhiretin saadetine, hem dünya saadetine dair temin ettiği faideler ve neticelerinden yüzden biri hülâsa edilecek. Saadet-i uhreviyeye ait kısmı, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın izahatı daha hiç birbeyana ihtiyaç bırakmamış. Onu ona havale ederek ve saadet-i dünyeviyeye ait kısmı izah cihetini Risale-i Nur’a bırakıp, yalnız kısa birhülâsa ile insanın hayat-ı şahsiye ve hayat-ı içtimaiyesine ait yüzer neticelerinden üç-dört tanesini beyan ederiz.

    Birincisi

    İnsan, sair hayvanata muhalif olarak, hanesiyle alâkadar olduğu misillü, dünya ilealâkadardır. Ve akaribiyle münasebettar olduğu gibi, nev-i beşer ile de ciddî ve fıtrîmünasebettardır. Ve dünyada muvakkat bekàsını arzuladığı gibi, bir dâr‑ı ebedîdebekàsını, aşk derecesinde arzuluyor. Ve midesinin gıda ihtiyacını temin etmeye çalıştığı gibi, dünya kadar geniş, belki ebede kadar uzanan sofraları ve gıdaları, akıl ve kalb ve ruh ve insaniyet mideleri için tedarik etmeye fıtraten mecburdur, çabalıyor. Ve öyle arzuları ve matlapları var ki, ebedî saadetten başka hiçbir şey onları tatmin etmiyor. Hattâ, Onuncu Sözde işaret edildiği gibi, bir zaman, küçüklüğümde, hayalimden sordum: “Sana bir milyon sene ömür ve dünya saltanatı verilmesini, fakat sonra ademe ve hiçliğe düşmesini mi istersin? Yoksa, bâki fakat âdive meşakkatli bir vücudu mu istersin?” dedim. Baktım, ikincisini arzulayıp birincisinden “Ah!” çekti. “Cehennem de olsa bekà isterim” dedi.

    İşte, madem mahiyet-i insaniyenin bir hizmetkârı olan kuvve-i hayaliyeyi bu dünya lezzetleri tatmin etmiyor; elbette gayet câmi’ mahiyet-i insaniye, ebedi-yetle


    Hâlık: her şeyi yaratan Allah Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla ve anlatımıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan, mu’cize olan Kur’ân
    adem: hiçlik, yokluk akarib: akrabalar, yakınlar
    alâkadar: alâkalı, ilgili bekà: kalıcılık, süreklilik
    beyan: açıklama bâki: kalıcı, devamlı
    cihet: taraf, yön câmi’: kapsamlı, içine alan
    dar-ı ebedî: sonsuzluk yurdu ebed: sonsuzluk
    ebediyet: sonsuzluk ebedî: sonu olmayan, sonsuz
    fıtraten: yaratılış gereği fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen
    gayet: son derece hayat-ı içtimaiye: sosyal hayat
    hayat-ı şahsiye: kişisel hayat hayvanat: hayvanlar
    haşr: insanların öldükten sonra âhirette diriltilip muhakeme için Allah‘ın huzurunda toplanması hizmetkâr: hizmetçi
    hülâsa: öz, özet, esas insaniyet: insanlık
    izah: açıklama izahat: açıklamalar
    kuvve-i hayaliye: hayal gücü mahiyet-i insaniye: insanın mahiyeti, iç yüzü
    makamat: makamlar matlap: istek
    meşakkatli: sıkıntılı misillü: gibi
    muhalif olmak: zıt, aykırı olmak muvakkat: geçici
    münasebettar: ilgili, bağlantılı nev-i beşer: insanlar, insanlık
    saadet: mutluluk saadet-i dünyeviye: dünya hayatındaki mutluluk
    saadet-i uhreviye: âhiret hayatındaki mutluluk sair: diğer, başka
    tatmin etmek: ikna etmek tedarik etmek: elde etmek
    vücud: varlık, var oluş yakîn: şüphesiz ve kesin olarak bilme
    âdi: basit, değersiz âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat


    Benzer Konular
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - On Birinci Mesele
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - On Birinci Mesele On Birinci Mesele Meyvenin On Birinci Meselesinin başı, bir meyvesi Cennet ve birisaadet-i ebediye ve biri rüyetullah olan iman şecere-i kudsiyesinin hadsiz,küllî ve cüz’i meyvelerinden yüzer nümuneleri Risale-i Nur
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - İkinci Meselenin Hülâsası
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - İkinci Meselenin Hülâsası İkinci Meselenin Hülâsası Risale-i Nur’dan Gençlik Rehberinin güzelce izah ettiği gibi, ölüm o kadar kat’î ve zâhirdir ki, bugünün gecesi ve bu güzün kışı gelmesi gibi ölüm başımıza gelecek. Bu hapishane nasıl ki mü
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi Asâ-yı Mûsâ’dan Birinci Kısım Denizli Hapsinin Bir Meyvesi Zındıka ve küfr-ü mutlaka karşı Risale-i Nur’un bir müdafaanâmesidir. Ve bu hapsimizde hakikî müdafaanamemiz dahi budur. Çünkü yalnız buna çalışıyoruz.
    Sekizinci Meselenin Bir Hülâsası
    Sekizinci Meselenin Bir Hülâsası Asa-yı Musa Birinci Kısım Meyve Risalesi Sekizinci Meselenin Bir Hülâsası İkinci Nükte(3)
    Sekizinci Meselenin Bir Hülâsası
    Sekizinci Meselenin Bir Hülâsası Asa-yı Musa Birinci Kısım Meyve Risalesi Sekizinci Meselenin Bir Hülâsası
    Yazar : Risale Forum

  2. #2
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Birinci Kısım - Sayfa 58

    fıtraten alâkadardır. İşte bu hadsiz arzu ve emellere bağlı olduğu halde, sermayesi bircüz’î cüz-ü ihtiyarî ve fakr-ı mutlak bir insana, âhirete iman ne derece kuvvetli ve kâfive vâfi bir hazine, bir medar-ı saadet ve lezzet, bir medar-ı istimdat, bir merci ve dünyanın hadsiz gamlarına karşı bir medar-ı tesellî olduğu öyle bir meyve ve faidedir ki, onu kazanmak yolunda dünya hayatını feda etse yine ucuzdur.

    İkinci meyvesi ve hayat-ı şahsiyeye bakan bir faidesi:

    Üçüncü Meselede izah edilen ve Gençlik Rehberinde bir haşiye bulunan çokehemmiyetli bir neticedir.

    Evet, her insanın, her zaman düşündüğü en ehemmiyetli endişesi, mezaristana giren kendi dostları ve akrabaları gibi o idamhaneye girmek keyfiyetidir. Birtek dostu için ruhunu feda eden o bîçare insanın, binler, belki milyonlar, milyarlar dostlarıebedî bir müfarakat içinde idam olmalarını tevehhüm edip Cehennem azabından beter bir elem, o düşünmek ucundan göründüğü vakit, âhirete iman geldi, gözünü açtırdı ve perdeyi kaldırdı... “Bak” dedi. O, imanla baktı. Cennet lezzetinden haber veren bir lezzet-i ruhâniyeyi, o dostları ebedî ölümlerden ve çürümelerden kurtulupmesrurâne bir nuranî âlemde onu da bekliyorlar vaziyetinde müşahedesiyle aldı.

    Risale-i Nur’da bu netice hüccetlerle izahına iktifaen kısa kesiyoruz.

    Hayat-ı şahsiyeye ait üçüncü bir faidesi:

    İnsanın sair zîhayatlar üstündeki tefevvuku ve rütbesi ise, yüksek seciyeleri vecemiyetli istidatları ve küllî ubudiyetleri ve geniş vücudî daireleri itibarıyladır. Halbuki o insan hem mâdum, hem ölü, hem karanlık olan geçmiş ve gelecek zamanların ortasında sıkışmış bir kısa zaman olan hazır vaktin mikyasıyla, ölçüsüyle hamiyeti,muhabbeti, kardeşliği, insaniyeti gibi seciyeler alır.

    Meselâ, eskiden tanımadığı ve ayrılıktan sonra da hiç göremeyeceği babasını, kardeşini, karısını, milletini ve vatanını sever, hizmet eder. Ve tam sadakate ve


    alâkadar: alakalı, ilgili bîçare: çaresiz
    cemiyetli: kapsamlı, geniş cüz-i ihtiyarî: insandaki irade, seçme gücü
    cüz’î: ferdî, az, küçük ebedî: sonu olmayan, sonsuz
    ehemmiyetli: önemli elem: acı, keder
    emel: arzu, istek fakr-ı mutlak: mutlak, sınırsız fakirlik
    fıtraten: yaratılış gereği gam: sıkıntı, üzüntü
    hadsiz: sayısız, sınırsız hamiyet: din gibi mukaddes değerleri ve aile ve vatanı koruma duygusu ve gayreti
    hayat-ı şahsiye: kişisel hayat haşiye: dipnot, açıklayıcı not
    hüccet: güçlü delil idamhane: idam yeri
    iktifaen: yetinerek insaniyet: insanlık
    istidat: kàbiliyet, yetenek itibarıyla: özelliğiyle
    izah: açıklama izale etmek: gidermek, ortadan kaldırmak
    keyfiyet: durum, nitelik kâfi: yeterli
    küllî: büyük ve kapsamlı, tür lezzet-i ruhâniye: ruhun aldığı lezzet
    medar-ı istimdat: medet, yardım isteme kaynağı medar-ı saadet: mutluluk sebebi
    medar-ı tesellî: teselli kaynağı, vesilesi merci: kaynak, başvurulacak yer
    mesrurâne: sevinçli bir şekilde mezaristan: mezarlık
    mikyas: ölçü muhabbet: sevgi
    mâdum: yok, ölü müfarakat: ayrılık
    müşahede: gözlem nuranî: nurlu, aydınlık
    sadakat: bağlılık, doğruluk sair: diğer, başka
    seciye: huy, karakter sermaye: servet, varlık
    tefevvuk: üstünlük tevehhüm etmek: kuruntuya kapılmak, zannetmek
    ubûdiyet: Allah’a kulluk vâfi: yeterli
    vücudî: varlıkla ilgili zîhayat: canlı, hayat sahibi
    âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat
    Yazar : Risale Forum

  3. #3
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Birinci Kısım - Sayfa 59

    ihlâsa pek nâdir muvaffak olabilir; o nisbette kemâlâtı ve seciyeleri küçülür. Değil hayvanların en ulvîsi, belki baş aşağı, akıl cihetiyle en biçaresi ve aşağısı olmak vaziyetine düşeceği sırada, âhirete iman imdada yetişir. Mezar gibi dar zamanını, geçmiş ve gelecek zamanları içine alan pek geniş bir zamana çevirir ve dünya kadar, belki ezelden ebede kadar bir daire-i vücut gösterir.

    Babasını dâr-ı saadette ve âlem-i ervahta dahi pederlik münasebetiyle ve kardeşini tâ ebede kadar uhuvvetini düşünmesiyle ve karısını Cennette dahi en güzel bir refika-i hayatı olduğunu bilmesi haysiyetiyle sever, hürmet eder, merhamet eder, yardım eder. Ve o büyük ve geniş daire-i hayatta ve vücuttaki münasebetler için olanehemmiyetli hizmetleri, dünyanın kıymetsiz işlerine ve cüz’î garazlarına vemenfaatlerine âlet etmez. Ciddi sadakate ve samimi ihlâsa muvaffak olarak, kemâlâtı ve hasletleri, o nisbette, derecesine göre yükselmeye başlar, insaniyeti teâli eder. Hayat lezzetinde serçe kuşuna yetişmeyen o insan, bütün hayvanat üstünde,kâinatın en müntehap ve bahtiyar bir misafiri ve Sahib‑i Kâinatın en mahbup vemakbul bir abdi olmasıdır. Bu netice dahi Risale-i Nur’da hüccetlerle izahına iktifaenkısa kesildi.

    Dördüncü bir faidesi ki, insanın hayat-ı içtimaiyesine bakıyor:

    Risale-i Nur’dan Dokuzuncu Şuâda beyan edilen o neticenin bir hülâsası şudur:

    Nev-i insanın dörtten birini teşkil eden çocuklar, âhiret imanıyla insanca yaşayabilirler ve insaniyetin istidatlarını taşıyabilirler. Yoksa, elîm endişeler içinde, kendini uyutturmak ve unutturmak için çocukça oyuncaklarıyla, haylâz bir hayatla yaşayacak. Çünkü, her vakit etrafında onun gibi çocukların ölmesiyle onun nazikdimağında ve ileride uzun arzuları taşıyan zayıf kalbinde ve mukavemetsiz ruhunda öyle bir tesir yapar ki, hayatı ve aklı o biçareye âlet-i azap ve işkence edeceği zamanda, âhiret imanının dersiyle, görmemek için oyuncaklar altında onlardan saklandığı o endişeler yerinde, bir sevinç ve genişlik hissederek der:

    Sahib-i Kâinat: evrenin ve herşeyin sahibi olan Allah abd: kul
    bahtiyar: talihli, mutlu beyan etmek: açıklamak
    biçare: çaresiz cihet: taraf, yön
    cüz’î: ferdî, az, küçük daire-i hayat: hayat dairesi
    daire-i vücut: varlık dairesi dimağ: akıl, bilinç, beyin
    dâr-ı saadet ve ebediyet: sonsuzluk ve mutluluk yeri ebed: sonu olmayan, sonsuzluk
    ehemmiyetli: önemli elîm: acıklı, üzücü
    ezel: başlangıcı olmayan, sonsuzluk garaz: kötü kasıt
    haslet: huy, özellik, karakter hayat-ı içtimaiye: sosyal hayat
    haysiyetiyle: özelliğiyle hayvanat: hayvanlar
    hüccet: güçlü delil hülâsa: öz, özet
    ihlâs: içtenlik, samimiyet; ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme iktifaen: yetinerek
    imdat: yardım istidat: kàbiliyet, yetenek
    izah: açıklama kemâlât: faziletler, iyilikler, mükemmel özellikler
    kâinat: evren, yaratılan herşey mahbup: sevgili
    makbul: kabul gören, geçerli menfaat: fayda, yarar
    mukavemetsiz: karşı konulmaz, direnilmez muvaffak olmak: başarılı olmak
    münasebet: bağlantı, ilişki müntehap: seçilmiş
    nev-i insan: insanlar, insanlık nisbet: oran, ölçü
    refika-i hayat: hayat arkadaşı, eş sadâkat: bağlılık, doğruluk
    seciye: huy, karakter tesir: etki
    teâli etmek: yücelmek, yükselmek teşkil etmek: meydana getirmek
    uhuvvet: kardeşlik ulvî: yüce, yüksek
    vücut: varlık âhiret âlemi: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat
    âlem-i ervah: ruhlar âlemi âlet-i azap: azap âleti, sıkıntı veren unsur
    Yazar : Risale Forum

  4. #4
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Birinci Kısım - Sayfa 60

    “Bu kardeşim veya arkadaşım öldü, Cennetin bir kuşu oldu. Bizden daha iyi keyf eder, gezer. Ve validem öldü, fakat rahmet-i İlâhiyeye gitti, yine beni Cennette kucağına alıp sevecek ve ben de o şefkatli anneciğimi göreceğim” diye insaniyete lâyık bir tarzda yaşayabilir.

    Hem insanın bir rub’unu teşkil eden ihtiyarlar, yakında hayatlarının sönmesine ve toprağa girmelerine ve güzel ve sevimli dünyalarının kapanmasına karşı tesellîyi, ancak ve ancak âhiret imanında bulabilirler. Yoksa o merhametli muhterem babalar ve fedakâr şefkatli analar, öyle bir vâveylâ-yı ruhî ve bir dağdağa‑i kalbî çekeceklerdi ki, dünya onlara meyusâne bir zindan ve hayat işkenceli bir azap olurdu. Fakat âhiret imanı onlara der:

    “Merak etmeyiniz. Sizin ebedî bir gençliğiniz var, gelecek ve parlak bir hayat venihayetsiz bir ömür sizi bekliyor. Ve zâyi ettiğiniz evlât ve akrabalarınızla sevinçlerle görüşeceksiniz. Ve ettiğiniz bütün iyilikleriniz muhafaza edilmiş; mükâfatlarını göreceksiniz” diye, iman-ı âhiret onlara öyle bir tesellî ve inşirah verir ki; her birinin yüz ihtiyarlık birden başlarına toplansa onları meyus etmez.

    Nev-i insanın üçten birisini teşkil eden gençler, hevesatları galeyanda, hissiyatamağlûp, cüretkâr akıllarını her vakit başına almayan o gençler, âhiret imanını kaybetseler ve Cehennem azabını tahattur etmezlerse, hayat-ı içtimaiyede, ehl-i namusun malı ve ırzı ve zayıf ve ihtiyarların rahatı ve haysiyeti tehlikede kalır. Bazı, bir dakika lezzeti için bir mes’ut hanenin saadetini mahveder ve bu gibi, hapiste dört beş sene azap çeker, canavar bir hayvan hükmüne geçer. Eğer iman-ı âhiret onunimdadına gelse, çabuk aklını başına alır. “Gerçi hükümet hafiyeleri beni görmüyorlar ve ben onlardan saklanabilirim. Fakat Cehennem gibi bir zindanı bulunan bir Padişah-ı Zülcelâlin melâikeleri beni görüyorlar ve fenalıklarımı kaydediyorlar. Ben başıboş değilim ve vazifedar bir yolcuyum. Ben de onlar gibi ihtiyar ve zayıf olacağım” diye, birden, zulmen tecavüz etmek istediği adamlara karşı bir şefkat, bir hürmet hissetmeye başlar. Bu mânânın dahi Risale-i Nur’da burhanlarıyla izahınaiktifaen kısa kesiyoruz.

    Hem nev-i beşerin ehemmiyetli bir kısmı, hastalar ve mazlumlar ve bizim gibi musibet zedeler ve fakirler ve ağır ceza alan mahpuslar, eğer iman-ı âhiret onların


    Padişah-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Padişah, Allah cüretkâr: cesur, atılgan
    dağdağa-i kalbî: kalp sıkıntısı, huzursuzluğu ebedî: sonsuz, sonu olmayan
    ehemmiyetli: önemli ehl-i namus: namusuna düşkün olanlar
    fenalık: kötülük galeyan: coşup taşma, azgınlık
    hafiye: gizli çalışan polis, ajan hane: ev
    hayat-ı içtimaiye: sosyal hayat haysiyet: şeref, onur, itibar
    hevesat: heves ve arzular hissiyat: duygular, hisler
    iktifaen: yetinerek iman-ı âhiret: âhirete iman
    imdad: yardım inşirah: ferahlama, rahatlık, huzur
    izah: açıklama mahpus: hapsedilmiş, mahkum
    mahvetmek: yok etmek mağlûp: yenilen
    melâike: melekler mes’ut: mutlu
    meyus: ümitsiz meyusâne: ümitsizce
    muhafaza etmek: korumak muhterem: hürmete lâyık, saygıdeğer
    musibetzede: felâkete uğrayan mükâfat: ödül
    nev-i beşer: insanlar, insan türü nev-i insan: insanlar, insanlık
    nihayetsiz: sınırsız, sonsuz rahmet-i İlâhiye: Allah’ın rahmeti
    rub’: dörtte bir saadet: mutluluk, huzur
    tahattur etmek: hatırlamak tecavüz etmek: saldırmak, sataşmak
    teşkil etmek: yapmak, meydana getirmek vaveylâ-i ruhî: ruhun feryadı
    vazifedar: görevli zayi: ziyan, kayıp
    âhiret âlemi: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat ırz: şan ve şeref, nâmus
    şefkat: acıma, merhamet
    Yazar : Risale Forum

  5. #5
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Birinci Kısım - Sayfa 61

    imdadına yetişmezse, her vakit hastalığın ihtarıyla gözü önüne gelen ölüm ve intikamını alamadığı ve namusunu elinden kurtaramadığı zâlimin mağrurâne ihaneti ve büyük musibetlerde boşu boşuna malını, evlâdını kaybetmekle gelen elîmmeyusiyeti ve bir-iki dakika veya bir iki saat keyif yüzünden beş on sene böyle bir hapis azabını çekmekten gelen kederli sıkıntı, elbette o biçarelere dünyayı zindan ve hayatı bir işkenceli azaba çevirir. Eğer âhirete iman imdatlarına yetişse, birden onlar nefes alırlar; sıkıntıları, meyusiyetleri ve endişeleri ve intikam hiddetleri, derece-i imanına göre kısmen ve bazan tamamen zâil olur.

    Hattâ diyebilirim ki, benim ve bir kısım kardeşlerimin bu sebepsiz hapsimizde vedehşetli musibetimizde, eğer iman-ı âhiret yardım etmeseydi, bir gün dayanmak, ölüm kadar tesir edip bizi hayattan istifa etmeye sevk edecekti. Fakat hadsiz şükür olsun, benim canım kadar sevdiğim pek çok kardeşlerimin bu musibetten gelenelemlerini de çektiğim ve gözüm kadar sevdiğim binler Risale-i Nur risaleleri ve benim yaldızlı ve süslü ve çok kıymettar kitaplarımın ziyaları ve ağlamalarından teessüflerini çektiğim ve eskiden beri az bir ihaneti ve tahakkümü kaldıramadığım halde; sizikasemle temin ederim ki, iman-ı bil’âhiret nuru ve kuvveti bana öyle bir sabır vetahammül ve tesellî ve metanet, belki mücahidâne, kârlı bir imtihan dersinde daha büyük mükâfatı kazanmak için bir şevk verdi ki, ben bu risalenin başında dediğim gibi, kendimi medrese-i Yusufiye ünvanına lâyık bir güzel ve hayırlı medresede biliyorum. Arasıra gelen hastalıklar ve ihtiyarlıktan neş’et eden titizlikler olmasaydı, mükemmel ve rahat-ı kalb ile derslerime daha ziyade çalışacaktım. Her ne ise, bu makam münasebetiyle saded harici girdi; kusura bakılmasın.

    Hem her insanın küçük bir dünyası, belki küçük bir cenneti dahi kendi hanesidir. Eğer iman-ı âhiret o hanenin saadetinde hükmetmezse, o aile efradı, herbiri şefkat ve muhabbet ve alâkadarlığı derecesinde elîm endişeler ve azaplar çeker. O cenneti, cehenneme döner veyahut muvakkat eğlenceler ve sefahetlerle aklını tenvim edip uyutur. Devekuşu gibi avcıyı görür, kaçamıyor, uçamıyor. Başını kuma sokar, tâ görünmesin. Başını gaflete sokar, tâ ölüm ve zevâl ve firak onu görmesin. Divanece,muvakkat iptal-i his nev’inden bir çare bulur. Çünkü, meselâ


    alâkadarlık: ilgili olma biçare: çaresiz
    dehşetli: korkunç, ürkütücü derece-i iman: iman derecesi
    divanece: akılsızca, delice efrad: fertler, bireyler
    elem: acı, keder elîm: acıklı, üzücü
    firak: ayrılık gaflet: âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâli, umursamazlık
    hadsiz: sayısız, sınırsız hane: ev
    hükmetmek: hâkim olmak, egemen olmak ihtar: hatırlatma, uyarıp ikaz etme
    iman-ı bil’âhiret: “âhiret gününe iman” iman-ı âhiret: âhirete iman
    imdad: yardım iptal-i his: hisleri uyuşturma, duyguları vazifelerini yapamaz hâle getirme
    kasem: yemin kıymettar: kıymetli, değerli
    mağrurâne: gururlu bir şekilde medrese-i Yusufiye: Hz. Yusuf’un (a.s.) hapiste kalmasına benzetilerek, iman ve Kur’ân hizmetinden dolayı tutuklananların hapsedildiği yer mânâsında hapishaneye verilen ad
    metanet: sağlamlık, kararlılık meyusiyet: ümitsizlik
    muhabbet: sevgi musibet: belâ, dert, felâket
    muvakkat: geçici mücahidâne: cihad edercesine
    mükâfat: ödül nev’î: tür
    neş’et etmek: çıkmak, yetişmek rahat-ı kalb: kalp rahatlığı
    saadet: mutluluk saded: asıl mevzu, konu
    sefahet: gayrı meşru zevk ve eğlenceye düşkünlük tahakküm: baskı, zorbalık
    tahammül: dayanma, katlanma teessüf: eseflenme, üzülme
    tenvim etmek: uyutmak, uyuşturmak zevâl: geçip gitme, yok olma
    ziya: ışık ziyade: çok, fazla
    zâil olmak: geçip gitmek, yok olmak
    Yazar : Risale Forum

  6. #6
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Birinci Kısım - Sayfa 62

    valide, ruhunu feda ettiği evlâdını daima tehlikelere mâruz gördükçe titrer. Ve pederini ve kardeşini eksik olmayan belâlardan kurtaramayan evlâtlar, daim bir keder, bir korkaklık hisseder. Buna kıyasen, bu dağdağalı, kararsız hayat-ı dünyeviyede, o mes’ut zannedilen aile hayatı çok cihetlerle saadetini kaybeder. Ve kısacık bir hayattaki münasebet ve karâbet dahi, hakiki sadakati ve samimî ihlâsı vegarazsız bir hizmeti ve muhabbeti vermez. Ahlâk o nisbette küçülür, belki sukut eder.

    Eğer âhirete iman o haneye girse, birden ışıklandıracak. Ortalarındaki münasebetve şefkat ve karâbet ve muhabbet, kısacık bir zaman ölçüsüyle değil, belki dâr-ı âhirette, saadet-i ebediyede dahi o münasebetlerin devamı ölçüsüyle samimî hürmet eder, sever, şefkat eder, sadakat eder, kusurlarına bakmaz gibi ahlâk yükseklenir.Hakikî insaniyet saadeti o hanede başlar inkişafa.

    Bu mânâ dahi hüccetlerle Risale-i Nur’da beyanına binaen kısa kesildi.

    Hem herbir şehir kendi ahalisine geniş bir hanedir. Eğer iman-ı âhiret o büyük aileefradında hükmetmezse, güzel ahlâkın esasları olan ihlâs, samimiyet, fazilet,hamiyet, fedakârlık, rıza-yı İlâhî, sevab-ı uhrevî yerine garaz, menfaat, sahtekârlık,hodgâmlık, tasannu, riya, rüşvet, aldatmak gibi haller meydan alır. Zâhirî âsâyiş veinsaniyet altında anarşistlik ve vahşet mânâları hükmeder; o hayat-ı şehriyezehirlenir. Çocuklar haylâzlığa, gençler sarhoşluğa, kavîler zulme, ihtiyarlar ağlamaya başlarlar.

    Buna kıyasen, memleket dahi bir hanedir ve vatan dahi bir millî ailenin hanesidir. Eğer iman-ı âhiret bu geniş hanelerde hükmetse, birden samimî hürmet ve ciddî merhamet ve rüşvetsiz muhabbet ve muavenet ve hilesiz hizmet ve muaşeret veriyâsız ihsan ve fazilet ve enâniyetsiz büyüklük ve meziyet o hayatta inkişafa başlarlar.

    Çocuklara der: “Cennet var, haylazlığı bırak.” Kur’ân dersiyle temkin verir.



    anarşistlik: kural tanımama, her türlü düzen ve otoriteye karşı çıkma beyan: açıklama
    binaen: -dayanarak cihet: taraf, yön
    dağdağalı: karışık, sıkıntılı, gürültülü dâr-ı âhiret: öteki dünya, âhiret yurdu
    efrad: fertler, bireyler enaniyetsiz: kendinini beğenmeme, gurursuz
    fazilet: değer ve üstünlük garaz: kötü kasıt, art niyet
    hakiki: gerçek hamiyet: din gibi mukaddes değerleri ve aile ve vatanı koruma duygusu ve gayreti
    hane: ev hayat-ı dünyeviye: dünya hayatı
    hayat-ı şehriye: şehir hayatı hodgâmlık: bencillik
    hüccet: güçlü delil ihlâs: içtenlik, samimiyet; ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme
    ihsan: bağış, ikram iman-ı âhiret: âhirete iman
    inkişaf: açığa çıkma, ortaya çıkma insaniyet: insanlık
    karâbet: yakınlık kavî: güçlü, kuvvetli
    menfaat: fayda, çıkar meziyet: üstün özellik
    muavenet: yardım muaşeret: birlikte yaşayıp iyi geçinme, görgü
    muhabbet: sevgi mâruz: birşeyle karşı karşıya kalma, tesir ve etkisinde kalma
    münasebet: ilgi, bağlantı nisbet: kıyas, ölçü
    riya: gösteriş rızâ-yı İlâhî: Allah’ın rızası
    saadet: mutluluk saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk
    sadâkat: bağlılık, doğruluk samimiyet: içtenlik
    sevab-ı uhrevî: âhiret sevabı sukut etmek: düşmek, alçalmak
    tasannu: yapmacık hareket, zorla birşeyi daha iyi göstermeye çalışma temkin: ağırbaşlılık, ölçülü heraket
    vahşet: ürküntü, korku valide: anne
    zâhirî: görünürde âhiret âlemi: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat
    âsâyiş: huzur, emniyet şefkat: acıma, merhamet
    Yazar : Risale Forum

  7. #7
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Birinci Kısım - Sayfa 63

    Gençlere der: “Cehennem var, sarhoşluğu bırak.” Aklı başlarına getirir.

    Zâlime der: “Şiddetli azap var, tokat yiyeceksin.” Adalete başını eğdirir.

    İhtiyarlara der: “Senin elinden çıkmış bütün saadetlerinden çok yüksek ve daimî biruhrevî saadet ve taze, bâki bir gençlik seni bekliyorlar. Onları kazanmaya çalış.” Ağlamasını gülmeye çevirir.

    Bunlara kıyasen, cüz’î ve küllî herbir taifede hüsn-ü tesirini gösterir, ışıklandırır.Nev-i beşerin hayat-ı içtimaiyesiyle alâkadar olan içtimaiyyun ve ahlâkıyyûnların kulakları çınlasın! İşte, iman-ı âhiretin binler faidelerinden, işaret ettiğimiz beş altı nümunelerine sairleri kıyas edilse, kat’î anlaşılır ki, iki cihanın ve iki hayatın medar-ısaadeti yalnız imandır.

    Risale-i Nur’da, Yirmi Sekizinci Sözde ve başka risalelerinde, haşrin cismaniyeticihetinde gelen zayıf şüphelere kuvvetli cevaplarına iktifaen burada yalnız bir kısa işaretle deriz ki:

    Esmâ-i İlâhiyenin en cemiyetli âyinesi cismâniyettedir. Ve hilkat-i kâinattakimakàsıd-ı İlâhiyenin en zengini ve faal merkezi cismaniyettedir. Ve ihsanat-ı Rabbâniyenin en çok çeşitleri ve rengârenkleri cismaniyettedir. Ve beşerin ihtiyacat dilleriyle Hâlıkına karşı dualarının ve teşekküratının en kesretli tohumları yinecismaniyettedir. Mâneviyat ve ruhâniyat âlemlerinin en mütenevvi çekirdekleri yinecismaniyettedir.

    Bunlara kıyasen, yüzer küllî hakikatler cismaniyette temerküz ettiğinden, Hâlık-ı Hakîm, zemin yüzünde cismaniyeti çoğaltmak ve mezkûr hakikatlere mazhar eylemekiçin, öyle sür’atli ve dehşetli bir faaliyetle kàfile kàfile arkasına mevcudata vücut giydirir, o meşhere gönderir. Sonra onları terhis eder, başkalarını gönderir.Mütemadiyen kâinat fabrikasını işlettirir. Cismanî mahsulâtı dokuyup, zemini âhirete ve Cennete bir fidanlık bahçesi hükmüne getirir. Hattâ insanın


    Hâlık: her şeyi yaratan Allah Hâlık-ı Hakîm: herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Allah
    ahlâkiyyun: ahlâk bilimciler alâkadar: alâkalı, ilgili
    beşer: insan bâki: devamlı, kalıcı
    cemiyetli: kapsamlı, geniş cihan: dünya
    cihet: taraf, yön cismaniyet: bedenle, maddî vücutla ilgili oluş
    cismanî: maddi vücuda sahip cüz’î: ferdî, az, küçük
    dehşetli: korkunç, ürkütücü esmâ-i İlâhiye: Cenâb-ı Allah’ın isimleri
    faal: çalışkan, hareketli hakikat: doğru, gerçek
    hayat-ı içtimaiye: sosyal hayat haşrin cismaniyeti: insanların öldükten sonra tekrar diriltilip Allah‘ın huzurunda toplanmasının hem beden, hem de ruh itibariyle olması
    hilkat-i kâinat: kâinatın, evrenin yaratılışı hüsn-ü tesir: iyi, güzel tesir
    ihsânât-ı Rabbâniye: Allah’ın lütuf ve bağışları iktifaen: yetinerek
    iman-ı âhiret: âhirete iman içtimaiyyun: sosyologlar
    kat’î: kesin bir şekilde kesretli: çok sayıda
    kàfile: grup, topluluk küllî: büyük, geniş, kapsamlı, tür
    mahsulat: ürünler makàsıd-ı İlâhiye: Allah’ın gözettiği yüce maksatlar, gayeler
    mazhar eylemek: eriştirmek, ayna yapmak medar-ı saadet: mutluluk, huzur kaynağı, vesilesi
    mevcudat: varlıklar mezkûr: anılan, sözü geçen
    meşher: sergi mâneviyat: mânevî âleme ait olan şeyler
    mütemadiyen: sürekli olarak mütenevvi: çeşitli
    nev-i beşer: insanlar, insanlık ruhâniyat âlemleri: ruhanî olanların âlemleri
    saadet: mutluluk sair: diğer, başka
    taife: grup, topluluk temerküz etmek: odaklaşmak, toplanmak
    terhis etmek: göreve son vermek teşekkürat: teşekkürler
    uhrevî: âhirete ait vücut giydirmek: var etmek, bir bedene sokmak
    zemin: yer âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat

    Yazar : Risale Forum

  8. #8
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Birinci Kısım - Sayfa 64

    cismânî midesini memnun etmek için o midenin hâl diliyle bekàsına dair duasınıkemâl-i ehemmiyetle dinleyip kabul ederek fiilen cevap vermek için, hadsiz ve hesapsız ve yüz binler tarzlarda ve binler çeşit çeşit lezzetlerde gayet san’atlı taamları ve gayet kıymetli nimetleri cismaniyete ihzar etmek, bedahetle ve şeksiz gösterir ki,dâr-ı âhirette Cennetin en çok ve en mütenevvi lezzetleri cismanîdir. Ve saadet-iebediyenin en ehemmiyetli ve herkesin istediği ve ünsiyet ettiği nimetleri cismanîdir.

    Acaba hiçbir cihet-i ihtimali ve imkânı var mı ki, bu âdi midenin hal diliyle bekàduasını kabul edip nihayetsiz mu’cizatlı maddî taamlarla onu minnettar ederek, her vakit tesadüfsüz, kastî olarak fiilen cevap veren bir Kadîr-i Rahîm, bir Alîm-i Kerîm, kâinatın en ehemmiyetli neticesi ve arzın halifesi ve o Hâlıkın güzidesi veperestişkârı olan nev-i insanın insaniyet mide-i kübrâsı ile küllî ve yüksek ve daimaarzu ettiği ve ünsiyet ettiği ve fıtraten istediği cismanî lezzetleri, dâr-ı bekàda verilmesine dair hadsiz umumî duaları kabul olmasın ve haşr-i cismânî ile fiilen cevap verilmesin, onu ebedî minnettar etmesin? Adeta sineğin sesini işitsin, gök gürültüsünü işitmesin! Ve âdi bir neferin kemâl-i ehemmiyetle techizatına baksın; orduya hiç bakmasın, ehemmiyet vermesin! Bu yüz derece muhal ve bâtıldır.

    Evet, 1 وَفِيهَا مَا تَشْتَهِيهِ اْلأَنْفُسُ وَتَلَذُّ اْلاَعْيُنُ âyetinin sarahat-i kat’iyesiyle, insan, en ziyade ünsiyet ettiği ve dünyada nümunesini tatmış olduğu cismanî lezzetleri Cennete lâyık bir tarzda görecek, tadacak. Ve lisan, göz ve kulak gibi âzâların ettikleri hâlis şükürler ve hususî ibadetlerin mükâfatları, o uzuvlara mahsus cismânîlezzetler ile verilecektir. Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyan, o derece


    Not
    Dipnot-1 “Orada canların çekeceği, gözlerin zevk alacağı herşey vardır.” Zuhruf Sûresi, 43:71.



    Alîm-i Kerîm: sonsuz cömertlik ve ikram sahibi ve her şeyi hakkıyla bilen, ilmi herşeyi kuşatan Allah Hâlık: her şeyi yaratan Allah
    Kadîr-i Rahîm: gücü herşeye yeten, rahmetinin çok özel tecellîleri olan ve sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla ve anlatımıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan, mu’cize olan Kur’ân
    arz: dünya bedâhet: apaçıklık
    bekà: kalıcılık, devamlılık bâtıl: doğru olmayan, yalan, yanlış
    cihet-i ihtimal: ihtimal yönü cismaniyet: bedenle, maddî vücutla ilgili olarak; maddî vücudu olan varlık
    cismanî: bedenle ilgili, bedensel dâr-ı bekà: devamlı ve kalıcı olan yer, âhiret
    dâr-ı âhiret: öteki dünya, âhiret yurdu ebedî: sonu olmayan, sonsuz
    ehemmiyet: önem fıtraten: yaratılış gereği
    gayet: son derece güzide: seçilmiş, seçkin
    hadsiz: sayısız, sınırsız halife: yeryüzünde Allah namına hareket eden insan
    haşr-i cismanî: insanların öldükten sonra âhirette diriltilip Allah‘ın huzurunda toplanmasının hem beden, hem de ruh itibariyle olması hususî: özel
    hâlis: içten, katıksız, samimi ihzar etmek: hazırlamak
    insaniyet: insanlık kastî: bilerek ve isteyerek yapma
    kemâl-i ehemmiyet: tam ve mükemmel bir önem küllî: büyük, geniş, kapsamlı
    lisan: dil mide-i kübrâ: büyük mide
    minnettar etmek: nimetlendirmek, borçlu kılmak muhal: imkansız
    mu’cizât: mu’cizeler; bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şeyler mükâfat: ödül
    mütenevvi: çeşit çeşit nefer: asker, er
    nev-i insan: insanlar, insanlık nihayetsiz: sınırsız, sonsuz
    nümune: örnek, misal perestişkâr: tapan, ibadet eden
    saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk sarahat-i kat’iye: kesin açık mânâ
    taam: gıda, yiyecek techizat: donanım
    umumî: genel, herkese ait uzuv: organ
    ziyade: çok, fazla âdi: basit, normal
    âzâ: azalar, organlar ünsiyet etmek: alışmak
    şeksiz: kuşkusuz, şüphesiz
    Yazar : Risale Forum

  9. #9
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Birinci Kısım - Sayfa 65

    cismanî lezzetleri sarih bir surette beyan eder ki, başka te’villerle mânâ-yı zâhirîyi kabul etmemek imkân haricindedir.

    İşte, iman-ı âhiretin meyveleri ve neticeleri gösteriyorlar ki, nasıl ki âzâ-yı insanîden midenin hakikati ve ihtiyacatı, taamların vücuduna kat’î delâlet eder; öyle de, insanın hakikati ve kemâlâtı ve fıtrî ihtiyacatı ve ebedî arzuları ve iman-ı âhiretinmezkûr netice ve faidelerini isteyen hakikatleri ve istidatları daha kat’î olarak âhirete ve Cennete ve cismanî bâki lezzetlere delâlet ve tahakkuklarına şehadet ettiği gibi, bukâinatın hakikat-i kemâlâtı ve mânidar tekvînî âyâtı ve insaniyetin mezkûrhakikatlerle alâkadar bütün hakikatleri, dâr-ı âhiretin vücuduna ve tahakkukuna vehaşrin gelmesine ve Cennet ve Cehennemin açılmasına delâlet ve şehadetettiklerini, Risale-i Nur eczaları ve bilhassa Onuncu ve Yirmi Sekizinci (iki makamı), Yirmi Dokuzuncu Sözler ve Dokuzuncu Şuâ ve Münacât risaleleri hüccetlerle, parlak ve şüphe bırakmaz bir tarzda ispat etmişler. Onlara havale ederek bu uzun kıssayı kısa kesiyoruz.

    Cehenneme dair beyanat-ı Kur’âniye o kadar vâzıh ve zâhirdir ki, başka izahata ihtiyaç bırakmamış. Yalnız bir iki zayıf şüpheyi izale edecek iki üç nükteyi, tafsiliniRisale-i Nur’a havale edip gayet kısa bir hülâsasını beyan edeceğiz.

    Birinci Nükte

    Cehennem fikri, geçmiş iman meyvelerinin lezzetlerini korkusuyla kaçırmıyor. Çünkü, hadsiz rahmet-i Rabbâniye, o korkan adama der: “Bana gel, tevbe kapısıyla gir. Tâ Cehennemin vücudu, değil korkutmak, belki sana Cennetin lezzetlerini tam bildirsin ve senin ve hukuklarına tecavüz edilen hadsiz mahlûkatın intikamlarını alsın, sizi keyiflendirsin.”

    Eğer sen dalâlette boğulup çıkamıyorsan, yine Cehennemin vücudu bin dereceidam-ı ebedîden hayırlıdır ve kâfirlere de bir nevi merhamettir. Çünkü insan,


    alâkadar: alakalı, ilgili beyan etmek: açıklamak
    beyanat-ı Kur’âniye: Kur’ân’ın açıklamaları bilhassa: özellikle
    bâki: devamlı, kalıcı cismanî: bedenle ilgili, bedensel
    dalâlet: hak yoldan ayrılma, sapkınlık delâlet: delil olma, işaret etme
    dâr-ı âhiret: âhiret yurdu ebedî: sonu olmayan, sonsuz
    ecza: kısımlar, parçalar fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen
    hadsiz: sayısız, sınırsız hakikat: gerçek yapı, mahiyet
    hakikat-i kemâlât: mükemmelliklerin esası, gerçeği havale etmek: göndermek
    haşr: insanların öldükten sonra âhirette diriltilip muhakeme için Allah‘ın huzurunda toplanması hüccet: delil
    hülâsa: özet idam-ı ebedî: dirilmemek üzere sonsuz yok oluş
    ihtiyacat: ihtiyaçlar iman-ı âhiret: âhirete iman
    insaniyet: insanlık istidat: kàbiliyet, yetenek
    izahat: açıklamalar izale etmek: gidermek, ortadan kaldırmak
    kat’î: kesin bir şekilde kemâlât: faziletler, iyilikler, mükemmel özellikler
    kâinat: evren, yaratılan herşey kıssa: ibretli hikâye
    mahlukât: yaratıklar mezkûr: anılan, sözü geçen
    mânidar: anlamlı mânâ-i zâhirî: görünürdeki mânâ
    münâcât: Allah’a yalvarış, dua nevi: tür
    nükte: ince anlamlı söz rahmet-i Rabbâniye: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah’ın sonsuz merhamet ve rahmeti
    risale: mektup; Risale-i Nur Külliyatı’ndan her bir bölüm sarih: açık
    suret: biçim, şekil taam: gıda, yiyecek
    tafsil: ayrıntı tahakkuk: gerçekleşme
    tekvînî âyât: kâinattaki âyetler, deliller te’vil: yorum
    vücud: varlık, var oluş zâhir: açık, görünen
    âzâ-yı insanî: insanın azaları, organları şehadet: şahitlik, tanıklık
    Yazar : Risale Forum

  10. #10
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Birinci Kısım - Sayfa 66

    hattâ yavrulu hayvanat dahi, akrabasının ve evlâdının ve ahbabının lezzetleriyle vesaadetleriyle lezzetlenir, bir cihette mes’ut olur. Şu halde, sen ey mülhid, dalâletinitibariyle ya idam-ı ebedî ile ademe düşeceksin veya Cehenneme gireceksin. Şerr-i mahz olan adem ise, senin bütün sevdiklerin ve saadetleriyle memnun ve bir derecemes’ut olduğun umum akraba ve asıl ve neslin, seninle beraber idam olmasından, binler derece Cehennemden ziyade senin ruhunu ve kalbini ve mahiyet-i insaniyeni yandırır. Çünkü Cehennem olmazsa Cennet de olmaz. Herşey senin küfrünle ademe düşer. Eğer sen Cehenneme girsen, vücut dairesinde kalsan, senin sevdiklerin ve akrabaların ya Cennette mes’ut veya vücut dairelerinde bir cihette merhametleremazhar olurlar. Demek, herhalde Cehennemin vücûduna taraftar olmak sana lâzımdır. Cehennem aleyhinde bulunmak ademe taraftar olmaktır ki, hadsizdostlarının saadetlerinin hiç olmasına taraftarlıktır.

    Evet, Cehennem ise, hayr-ı mahz olan daire-i vücudun Hâkim-i Zülcelâlininhakîmâne ve âdilâne bir hapishane vazifesini gören dehşetli ve celâlli bir mevcutülkesidir. Hapishane vazifesini de görmekle beraber, başka pek çok vazifeleri var. Ve pek çok hikmetleri ve âlem-i bekàya ait hizmetleri var. Ve zebâni gibi pek çokzîhayatın celâldarâne meskenleridir.

    İkinci Nükte

    Cehennemin vücudu ve şiddetli azabı, hadsiz rahmete ve hakiki adalete ve israfsız,mizanlı hikmete zıddiyeti yoktur. Belki rahmet ve adalet ve hikmet, onun vücudunu isterler. Çünkü, nasıl bin mâsumların hukukunu çiğneyen bir zâlimi cezalandırmak ve yüz mazlum hayvanları parçalayan bir canavarı öldürmek, adalet içinde mazlumlara bin rahmettir. Ve o zâlimi affetmek ve canavarı serbest bırakmak, birtek yolsuz merhamete mukàbil, yüzer biçarelere yüzer merhametsizliktir.

    Aynen öyle de, Cehennem hapsine girenlerden olan kâfir-i mutlak, küfrüyle hemesmâ-i İlâhiyenin hukukuna inkâr ile tecavüz, hem o esmâya şehadet eden


    Hakîm-i Zülcelâl: sonsuz yücelik ve haşmet sahibi olan ve herşeyi hikmetle yapan Allah adem: yokluk, hiçlik
    ahbab: dostlar, sevilenler biçare: çaresiz
    celâl: büyüklük, azamet ve haşmet celâldarâne: haşmetlice, heybetli ve görkemli bir şekilde
    cihet: şekil, yön daire-i vücut: varlık dairesi
    dalâlet: hak yoldan ayrılma, sapkınlık dehşetli: korkunç, ürkütücü
    esmâ: isimler esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri
    hadsiz: sayısız, sınırsız hakiki: gerçek
    hakîmâne: hikmetli bir şekilde hayr-ı mahz: mutlak hayır, hayrın tâ kendisi
    hayvanat: hayvanlar hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olma
    idam-ı ebedî: dirilmemek üzere sonsuz yok oluş itibariyle: özelliğiyle
    kâfir-i mutlak: hiçbir dinî değere inanmayan inkârcı mahiyet-i insaniye: insanın niteliği, iç yüzü
    mazhar olmak: erişmek, nail olmak mazlum: zulme uğramış, suçsuz
    mesken: ev, mekân mes’ut: mutlu
    mevcut: var mizanlı: ölçülü, dengeli
    mukàbil: karşılık mülhid: dinsiz
    nükte: ince anlamlı söz rahmet: İlâhî şefkat, merhamet
    saadet: mutluluk vücud: varlık, var oluş
    zebâni: cehennemlikleri Cehenneme atmakla vazifeli melekler ziyade: çok, fazla
    zîhayat: canlı, hayat sahibi zıddiyet: zıtlık, karşıtlık
    âdilâne: adaletli bir şekilde âlem-i bekà: devamlı ve kalıcı olan âhiret âlemi
    şehadet: şahitlik, tanıklık şerr-i mahz: mutlak kötülük, kötülüğün ta kendisi

    Yazar : Risale Forum

Sayfa 1/2 12 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222