Sayfa 2/2 İlkİlk 12
17 sonuçtan 11 ile 17 arası

  1. #11
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Birinci Kısım - Sayfa 67

    mevcudatın şehadetlerini tekzip ile hukuklarına tecavüz ve mahlûkatın o esmâya karşı tesbihkârâne yüksek vazifelerini inkâr etmekle hukuklarına tecavüz ve kâinatıngaye-i hilkati ve bir sebeb-i vücudu ve bekàsı olan tezâhür-ü rububiyet‑i İlâhiyeye karşı ubûdiyetlerle mukabelelerini ve âyinedarlıklarını tekzip ile hukukuna bir nevitecavüz ettiği haysiyetiyle öyle azîm bir cinayet, bir zulümdür ki, affa kàbiliyeti kalmaz, 1 إِنَّ اللهَ لاَيَغْفِرُ أَنْ يُشْرَكَ بِهِ .. âyetinin tehdidine müstehak olur. Onu Cehenneme atmamak, bir yersiz merhamete mukàbil, hukuklarına taarruz edilenhadsiz dâvâcılara hadsiz merhametsizlikler olur. İşte o dâvâcılar Cehenneminvücudunu istedikleri gibi, izzet-i celâl ve azamet-i kemâl dahi kat’î isterler.

    Evet, nasıl bir serseri âsi ve raiyete tecavüz eden bir adam, oranın izzetli hâkimine dese, “Beni hapse atamazsın ve yapamazsın” diye izzetine dokunsa, elbette o şehirde hapis olmasa da o edepsiz için bir hapis yapacak, onu içine atacak. Aynen öyle de, kâfir-i mutlak, küfrüyle izzet-i celâline şiddetle dokunuyor. Ve azamet-i kudretine inkâr ile dokunduruyor. Ve kemâl-i rububiyetine tecavüzüyle ilişiyor. Elbette Cehennemin pek çok vazifeler için pek çok esbab-ı mucibesi ve vücudununhikmetleri olmasa da, öyle kâfirler için bir Cehennemi halk etmek ve onları içine atmak, o izzet ve celâlin şe’nidir.

    Hem mahiyet-i küfür dahi Cehennemi bildirir. Evet, nasıl ki imanın mahiyeti eğertecessüm etse, lezzetleriyle bir cennet-i hususiye şekline girebilir ve Cennetten bu noktadan gizli haber verir. Aynen öyle de, Risale-i Nur’da delilleriyle ispat ve baştaki meselelerde dahi işaret edilmiş ki, küfrün ve bilhassa küfr-ü mutlakın ve nifakın veirtidadın öyle karanlıklı ve dehşetli elemleri ve mânevî azapları var, eğer tecessümetse, o mürted adama bir hususî cehennem olur ve

    Not
    Dipnot-1 “Muhakkak ki Allah, Kendisine ortak koşulmasını affetmez.” Nisâ Sûresi, 4:48.



    azamet-i kemâl: kusursuzluk ve mükemmelliğin büyüklüğü azamet-i kudret: güç ve iktidarın büyüklüğü, yüceliği
    azîm: büyük bilhassa: özellikle
    celâl: büyüklük, haşmet cennet-i hususiye: özel cennet
    dehşetli: korkunç, ürkütücü elem: acı, keder
    esbab-ı mucibe: gerektirici sebepler esmâ: isimler
    gaye-i hilkat: yaratılış gayesi hadsiz: sayısız, sınırsız
    halk etmek: yaratmak haysiyetiyle: itibariyle, özelliğiyle
    hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması hususî: özel
    hâkim: idâreci, yönetici irtidad: dinden dönme, İslâm dinini terk ederek başka bir dini seçme
    izzet: itibar, mağlubiyeti kabul etmeyen bir yücelik izzet-i celâl: haşmet, azamet ve yüceliğin izzeti
    kemâl-i rububiyet: Allah’ın varlıkları terbiye ve idare edişindeki mükemmellik kàbiliyet: kabul edilebilirlik
    kâfir-i mutlak: hiçbir dinî değere inanmayan inkârcı küfr-ü mutlak: tam bir küfür, inkâr; hiçbir dinî değere inanmamak
    mahiyet: esas nitelik, özellik mahiyet-i küfür: küfrün iç yüzü, esası
    mahlukât: yaratılmışlar mevcudat: varlıklar
    mukabele: karşılık mukàbil: karşılık
    mürted: dinden çıkan müstehak: lâyık, hak etmiş
    nevi: tür nifak: münafıklık, ikiyüzlülük
    raiyet: halk, tabi olanlar sebeb-i vücud ve bekà: varlık ve varlığın kalıcılık sebebi
    taarruz etmek: saldırmak tecessüm etmek: cisimleşmek, maddi yapı kazanmak
    tekzip: yalanlama tesbihkârâne: tesbih ederek
    tezâhür-ü rububiyet-i İlâhiye: Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesinin, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurmasının açıkça görülmesi ubûdiyet: Allah’a kulluk
    vücud: varlık, var oluş âsi: isyan eden
    âyinedarlık: aynalık, yansıtma şehadet: şahitlik, tanıklık
    şe’n: bir şeyin gereği
    Yazar : Risale Forum

  2. #12
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Birinci Kısım - Sayfa 68

    büyük Cehennemden bu cihette gizli haber verir. Ve bu fidanlık dünyamezraasındaki hakikatçikler âhirette sümbüller vermesi noktasında bu zehirli çekirdek, o zakkum ağacına işaret eder, “Ben onun bir mâyesiyim,” der. “Ve beni kalbinde taşıyan bedbaht için o zakkum ağacının bir hususi nümunesi, benim meyvem olur.”

    Madem küfür hadsiz hukuka bir tecavüzdür; elbette hadsiz bir cinayettir. Öyle isehadsiz bir azaba müstehak eder. Madem bir dakika katl, on beş sene cezada (sekiz milyona yakın dakikada) hapis azabını çekmesini adalet-i beşeriye kabul edipmaslahata ve hukuk-u âmmeye muvafık görür. Elbette bir küfür bin katl kadar olmasıcihetiyle, bir dakika küfr-ü mutlak, sekiz milyara yakın dakikalarda azap çekmesi, okanun-u adalete muvafık geliyor. Bir sene ömrünü o küfürde geçiren, iki (2) trilyon sekiz yüz seksen (880) milyara yakın dakikada azaba müstehak ve 1 خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا sırrına mazhar olur.

    Her ne ise... Kur’ân-ı Hakîmin Cennet ve Cehennem hakkındaki mu’cizâne izahatı ve Kur’ân’ın tefsiri ve ondan gelen Risale-i Nur’un Cennet ve Cehenneminvücutlarına dair hüccetleri, daha başka beyana ihtiyaç bırakmamışlar.

    وَيَتَفَكَّرُونَ فِى خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَاْلأَرْضِ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هٰذَا بَاطِلاً سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ 2

    رَبَّنَا اصْرِفْ عَنَّا عَذَابَ جَهَنَّمَ اِنَّ عَذَابَهَا كَانَ غَرَامًا اِنَّهَا سَاۤءَتْ مُسْتَقَرّاً وَمُقَامًا 3


    gibi pek çok âyetlerin ve başta Resul-i Ekrem (a.s.m.) ve umum peygamberler ve ehl-ihakikatın, her vakit dualarında en ziyade,

    Not
    Dipnot-1
    “Onlar orada ebedî olarak kalıcıdırlar.” Nisâ Sûresi, 4:169.

    Dipnot-2
    “Göklerin ve yerin yaratılışını tefekkür ederler. ‘Bu kâinatı boş yere yaratmadın, ey Rabbimiz,’ derler. ‘Seni bütün noksanlardan tenzih ederiz. Sen bizi Cehennem ateşinin azâbından koru.” Âl-i İmran Sûresi, 3:191.

    Dipnot-3
    “Cehennem azâbını bizden uzaklaştır. Onun azâbı dâimî bir helâktır. Gerçekten de orası ne kötü bir durak, ne kötü bir konaktır!” Furkan Sûresi, 25:64-65.



    Kur’ân-ı Hakim: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)
    adalet-i beşeriye: insanlığın adaleti bedbaht: kötü bahtlı, talihsiz
    beyan: açıklama cihet: taraf, yön
    ehl-i hakikat: hak ve doğruluk üzere olan kimseler hadsiz: sayısız, sınırsız
    hakikat: doğru, gerçek hukuk-u âmme: kamusal haklar, umumun hukuku
    hususi: özel hüccet: güçlü delil
    izahat: açıklamalar kanun-u adalet: adalet kanunu
    katl: öldürme küfr-ü mutlak: tam bir küfür, inkâr; hiçbir dinî değere inanmamak, dinsizlik
    maslahat: fayda, gaye mazhar olmak: erişmek, nail olmak
    mezra: tarla muvafık: uygun
    mu’cizâne: mu’cizeli bir şekilde mâye: maya
    müstehak: hak etmiş, lâyık nümune: örnek, misal
    tefsir: açıklama, yorum umum: bütün
    vücut: varlık zakkum: Cehennemde bir ağacın ismi
    ziyade: çok, fazla
    Yazar : Risale Forum

  3. #13
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Birinci Kısım - Sayfa 69

    اَجِرْنَا مِنَ النَّارِ.. نَجِّنَا مِنَ النَّارِ.. خَلِّصْنَا مِنَ النَّارِ ve vahiy ve şuhuda binaen onlarcakat’iyet kesb eden “Cehennemden bizi hıfz eyle” demeleri gösteriyor ki, nev-i beşerin en büyük meselesi Cehennemden kurtulmaktır. Ve kâinatın pek çokehemmiyetli ve muazzam ve dehşetli bir hakikati Cehennemdir ki, bir kısım o ehl-işuhud ve keşif ve tahkik onu müşahede eder. Ve bir kısmı tereşşuhatını ve gölgelerini görür, dehşetinden feryat ederler, “Bizi ondan kurtar” derler.

    Evet, bu kâinatta hayır-şer, lezzet-elem, ziya-zulmet, hararet-bürudet, güzellik-çirkinlik, hidayet-dalâlet birbirine karşı gelmesi ve içine girmesi, pek büyük bir hikmetiçindir. Çünkü şer olmazsa hayır bilinmez. Elem olmazsa lezzet anlaşılmaz. Zulmetsizziya, ehemmiyeti olmaz. Soğukla, hararetin dereceleri tahakkuk eder. Çirkinlikle,hüsnün tek bir hakikati, bin hakikat ve binler çeşit hüsün mertebeleri vücut bulur. Cehennemsiz, Cennetin pek çok lezzetleri gizli kalır. Bunlara kıyasen, herşey, bircihette zıddıyla bilinebilir. Ve birtek hakikatı, sümbül verip çok hakikatler olur.

    Madem bu karışık mevcudat dâr-ı fâniden dâr-ı bekàya akıp gidiyor. Elbette, nasıl ki hayır, lezzet, ışık, güzellik, iman gibi şeyler Cennete akar; öyle de, şer, elem, karanlık, çirkinlik, küfür gibi zararlı maddeler Cehenneme yağar. Ve bu mütemadiyençalkanan kâinatın selleri o iki havza girer, durur.

    Kerametli Yirmi Dokuzuncu Sözün âhirindeki remizli nüktelerine havale ederek kısa kesiyoruz.

    Ey bu medrese-i Yusufiyede benim ders arkadaşlarım!

    Bu dehşetli haps-i ebedîden kurtulmanın kolayı, çaresi, bu dünyevî hapsimizdenistifade ederek, elimiz mecburiyetle yetişmeyen çok günahlardan kurtulduğumuzla beraber, eski günahlardan tevbe edip farzlarımızı edâ ederek herbir saat bu hapisteki ömrümüzü bir gün ibadet hükmüne getirmekle o ebedî hapisten


    binaen: -dayanarak bürudet: soğukluk
    cihet: taraf, yön dalâlet: hak yoldan ayrılma, sapkınlık
    dar-ı fâni: gelip geçici yer, dünya dehşet: korku, ürküntü
    dâr-ı bekà: devamlı ve kalıcı olan âhiret yurdu ebedî: sonu olmayan, sonsuz
    edâ etmek: yerine getirmek ehemmiyet: önem
    ehl-i şuhud ve keşf ve tahkik: maneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini Allah’ın lütuf ve ihsanıyla gözleme yeteneğine sahip, hakikatleri delilleriyle bilen veli zâtlar feryat etmek: bağırıp çağırmak
    hakikat: doğru, gerçek haps-i ebedî: sonsuz bir hapis, Cehennem
    hararet: ısı, sıcaklık havale etmek: göndermek
    hayır: iyilik hidayet: doğru ve hak yolu gösterme
    hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması hüsn: güzellik
    hıfz eylemek: korumak istifade etmek: faydalanmak, yararlanmak
    kat’iyet: kesinlik keramet: Allah’ın bir ikramı olarak sevgili kullarında görünen olağanüstü hâl
    kesb etmek: kazanmak kâinat: evren, yaratılan herşey
    lezzet-elem: tatlı-acı mecburiyet: zorunluluk
    medrese-i Yusufiye: Hz. Yusuf’un (a.s.) hapiste kalmasına benzetilerek, iman ve Kur’ân hizmetinden dolayı tutuklananların hapsedildiği yer mânâsında hapishane mevcudat: varlıklar
    muazzam: azametli, çok büyük mütemadiyen: sürekli olarak
    müşahede etmek: görmek, gözlemlemek nev-i beşer: insanlar, insanlık
    nükte: ince anlamlı söz remizli: işaretli
    tahakkuk etmek: gerçekleşmek tereşşuhat: sızıntılar, izler
    vahiy: Cenâb-ı Hak tarafından Cebrail (a.s.) vasıtası ile peygamberlere gelen bilgi vücut bulmak: var olmak
    ziya: ışık, aydınlık zulmet: karanlık
    âhir: son şer: kötülük, fenalık
    şuhud: kalp gözüyle görme
    Yazar : Risale Forum

  4. #14
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Birinci Kısım - Sayfa 70

    necatımız ve o nuranî cennete girmemiz için en iyi bir fırsattır. Bu fırsatı kaçırırsak, dünyamız ağladığı gibi âhiretimiz dahi ağlayacak 1 خَسِرَ الدُّنْيَا وَاْلاٰخِرَةَ tokadını yiyeceğiz.

    Bu makam yazıldığı zaman Kurban Bayramı geldi.

    Allahu ekber, Allahu ekber, Allahu ekber’lerle nev-i beşerin beşten birisine, üç yüz milyon insanlara birden Allahu ekber dedirmesi; koca küre-i arz, büyüklüğünisbetinde o Allahu ekber kelime-i kudsiyesini semâvâttaki seyyârât arkadaşlarına işittiriyor gibi, yirmi binden ziyade hacıların Arafat’ta ve iydde beraber birden Allahu ekberdemeleri, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın bin üç yüz sene evvel âl vesahabeleriyle söylediği ve emrettiği Allahu ekber kelâmının bir nevi aks-i sadâsı olarak, rububiyet-i İlâhiyenin Rabbü’l-Arz ve Rabbü’l-Âlemîn azamet-i ünvanıyla küllîtecellisine karşı geniş ve küllî bir ubûdiyetle bir mukabeledir diye tahayyül ve his ve kanaat ettim.

    Sonra, acaba bu kelâm-ı kudsînin bizim meselemizle dahi münasebeti var mı diyetahattur ettim. Birden hatıra geldi ki:

    Başta bu kelâm olarak sâir bâkiyat-ı salihat ünvanını taşıyan Lâ ilâhe illâllah, ve’l-hamdü lillâh ve Sübhanallah gibi şêairden çok kelâmlar cüz’î ve küllî, meselemiziihtar ve tahakkukuna işaret ederler.

    Meselâ; Allahu ekber‘in bir vech-i mânâsı Cenâb-ı Hakkın kudreti ve ilmi herşeyinfevkinde büyüktür; hiçbir şey daire-i ilminden çıkamaz, tasarruf-u kudretinden kaçamaz ve kurtulamaz. Ve korktuğumuz en büyük şeylerden daha büyüktür. Demekhaşri getirmekten ve bizi ademden kurtarmaktan ve saadet-i ebediyeyi vermekten daha büyüktür. Her acip ve tavr-ı aklın haricindeki herşeyden


    Not
    Dipnot-1 “O, dünyayı da, âhireti de kaybetmiştir.” Hac Sûresi, 22:11.



    Allahu ekber: “Allah en büyüktür” Arafat: (bk. bilgiler)
    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah Lâ ilâhe illâllah: “Allah’tan başka ilâh yoktur”
    Rabbü’l-Arz: dünyanın Rabbi olan Allah Rabbü’l-Âlemîn: âlemlerin Rabbi olan Allah
    Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.) Sübhânallah: “Allah her türlü eksiklikten sonsuz derecede yücedir”
    acip: hayret verici, şaşırtıcı adem: hiçlik, yokluk
    aks-i sadâ: yankı azamet-i ünvan: ünvanın büyüklüğü
    bâkiyât-ı sâlihat: ebedî âlemde sevap olarak bâki kalan kutsal sözler, dine uygun iyi ve yararlı işler cüz’î: ferdî, az, küçük
    daire-i ilim: ilim dairesi fevkinde: üstünde
    haşr: insanların öldükten sonra âhirette diriltilip muhakeme için Allah‘ın huzurunda toplanması ihtar: hatırlatma, uyarı
    iyd: bayram kelime-i kudsiye: kutsal söz
    kelâm: ifade, söz kelâm-ı kudsî: kutsal kelâm, söz
    kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı küllî: büyük, kapsamlı, geniş tür
    küre-i arz: yerküre, dünya necat: kurtuluş
    nev-i beşer: insanlar, insanlık nevi: tür
    nisbetinde: ölçüsünde nuranî: nurlu, aydınlık
    rububiyet-i İlâhiye: Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk
    sahâbe: Hz. Peygamber’i (a.s.m.) dünya gözüyle gören ve onun yolundan giden Müslümanlar semâvât: gökler
    seyyarat: gezegenler, gök cisimleri tahakkuk: gerçekleşme
    tahattur etmek: hatırlamak tahayyül: hayal etme
    tasarruf-u kudret: Allah’ın sonsuz kudretinin işleyişi tavr-ı akıl: akıl ölçüsü, çizgisi
    tecellî: yansıma, görünme ubûdiyet: Allah’a kulluk
    vech-i mânâ: mânâ ve anlamlarının bir yönü ve’lhamdü lillâh: “ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet Allah’a mahsustur”
    ziyade: çok, fazla âl: soy, aile
    şeâir: işaretler, İslâm’a sembol olmuş iş ve ibadetler
    Yazar : Risale Forum

  5. #15
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Birinci Kısım - Sayfa 71

    daha büyüktür ki, 1 مَا خَلْقُكُمْ وَلاَ بَعْثُكُمْ إِلاَّ كَنَفْسٍ وَاحِدَةٍ âyetinin sarahat-i kat’iyesiyle, nev’i beşerin haşri ve neşri, birtek nefsin icadı kadar o kudrete kolay gelir. Bu mânâ itibarıyledir ki, darb-ı mesel hükmünde büyük musibetlere ve büyük maksatlara karşı, herkes “Allah büyüktür, Allah büyüktür” der, kendine tesellî ve kuvvet ve nokta-i istinat yapar.

    Evet, nasıl ki Dokuzuncu Sözde, bu kelime iki arkadaşıyla bütün ibâdâtın fihristesi olan namazın çekirdekleri ve hülâsaları ve içinde ve tesbihatında tekrar ile namazın mânâsını takviye için Sübhânallah, Elhamdü lillâh, Allahu ekber üç muazzamhakikatlere ve insanın kâinatta gördüğü medar-ı hayret, medar-ı şükran ve medar-ı azamet ve kibriyâ, acip ve güzel ve büyük, pek çok fevkalâde şeylerden aldığı hayret ve lezzet ve heybetten neş’et eden suallerine pek kuvvetli cevap verdiği gibi, On Altıncı Sözün âhirinde izah edilen şu: Nasıl bir nefer, bayramda bir müşir ile beraberhuzur-u padişaha girer; sair vakitte, zabitinin makamıyla onu tanır. Aynen öyle de, her adam hacda bir derece velîler gibi Cenâb-ı Hakkı Rabbü’l-Arz ve Rabbü’l-Âlemînünvanı ile tanımaya başlar. Ve o kibriyâ mertebeleri kalbine açıldıkça, ruhunu istilâeden mükerrer ve hararetli hayret suallerine yine Allahu ekber tekrarıyla umumuna cevap verdiği misillü, On Üçüncü Lemanın âhirinde izahı bulunan ki, şeytanların en ehemmiyetli desiselerini köküyle kesip cevab-ı kat’î veren yine Allahu ekber olduğu gibi, bizim âhiret hakkındaki suâlimize de kısa fakat kuvvetli cevap verdiği misillü,Elhamdû lillâh cümlesi dahi haşri ihtar edip ister. Bize der: “Mânâm âhiretsiz olmaz. Çünkü, ezelden ebede kadar her kimden ve her kime karşı bütün hamd ve şükür


    Not
    Dipnot-1 “Sizin yaratılmanız da, diriltilmeniz de, sadece tek bir kişinin yaratılıp diriltilmesi gibidir.” Lokman Sûresi, 31:28.




    Allahu ekber: “Allah en büyüktür” Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah
    Elhamdü lillâh: “ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet Allah’a mahsustur” Rabbû’l-Arz: dünyanın Rabbi olan Allah
    Rabbü’l-Âlemîn: bütün âlemlerin Rabbi olan Allah Sübhânallah: “Allah her türlü eksiklikten sonsuz derecede yücedir”
    acip: hayret verici, şaşırtıcı cevab-ı kat’i: şüphe bırakmayacak kesin cevap
    darb-ı mesel: meşhur söz, atasözü desise: hile, aldatma
    ebed: sonu olmayan, sonsuzluk ezel: başlangıcı olmayan, sonsuzluk
    fevkalâde: olağanüstü fihriste: içindekiler, içerik
    hamd: övgü ve minnet duyma haşir ve neşir: öldükten sonra âhirette âhirette diriltilerek muhakeme için Allah’ın huzurunda toplanma ve tekrar dağılıp yayılma
    haşr: yeniden diriliş; insanların öldükten sonra âhirette diriltilip muhakeme için Allah‘ın huzurunda toplanması huzur-u padişah: padişahın huzuru
    hülâsa: kısaca, özet ibâdât: ibadetler
    icad: var etme, vücuda getirme ihtar etmek: hatırlatmak
    istilâ etmek: kuşatmak itibarıyle: özelliğiyle
    izah etmek: açıklamak kibriyâ: yücelik, büyüklük
    kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı lem’a: parıltı
    makam: konum, rütbe, derece medar-ı azamet ve kibriyâ: haşmet, yücelik ve büyüklük sebebi, kaynağı
    medar-ı hayret: hayret sebebi medar-ı şükran: teşekkür sebebi
    misillü: gibi muazzam: azametli, çok büyük
    musibet: belâ, dert, felâket mükerrer: tekrar tekrar, defalarca
    müşir: mareşal nefer: asker, er
    nefs: can, hayat, kişinin kendisi nev’i beşer: insan türü, insanlık
    neş’et etmek: çıkmak, yetişmek nokta-i istinad: dayanak noktası
    sair: diğer, başka sarahat-i kat’iye: tam bir açıklıkla mânâ ifade etmesi
    tesbihat: tesbihler; Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma umum: bütün
    veli: Allah dostu zabit: subay
    âhir: son âhiret: öteki dünya
    şükür: teşekkür
    Yazar : Risale Forum

  6. #16
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Birinci Kısım - Sayfa 72

    ona mahsustur, ifade ettiğimden, bütün nimetlerin başı ve nimetleri hakikî nimetyapan ve bütün zîşuuru ademin hadsiz musibetlerinden kurtaran, yalnız saadet-iebediye olabilir ve benim o küllî mânâma mukabele eder.”

    Evet, her mü’min, namazlardan sonra, hergün hiç olmazsa yüz elliden ziyadeElhamdü lillâh, Elhamdü lillâh şer’an demesi ve mânâsı da, ezelden ebede kadar birhadsiz geniş hamd ve şükrü ifade etmesi, ancak ve ancak saadet-i ebediyenin ve Cennetin peşin bir fiyatı ve muaccel bir bahasıdır. Ve dünyanın kısa ve fânielemlerle âlûde olan nimetlerine münhasır olmaz ve mahsus değil; ve onlara da,ebedî nimetlere vesile olmaları cihetiyle bakar, şükreder. Sübhânallah kelime-ikudsiyesi ise, Cenâb-ı Hakkı şerikten, kusurdan, noksaniyetten, zulümden, aczden, merhametsizlikten, ihtiyaçtan ve aldatmaktan ve kemâl ve cemâl ve celâline muhalifolan bütün kusurattan takdis ve tenzih etmek mânâsıyla, saadet-i ebediyeyi ve celâlve cemâl ve kemâl-i saltanatının haşmetine medar olan dâr-ı âhireti ve ondaki Cenneti ihtar edip delâlet ve işaret eder. Yoksa, sâbıkan ispat edildiği gibi, saadet-iebediye olmazsa, hem saltanatı, hem kemâli, hem celâl, hem cemâl, hem rahmeti, kusur ve noksan lekeleriyle lekedar olurlar.

    İşte bu üç kudsî kelimeler gibi, Bismillâh ve Lâ ilâhe illâllah ve sâir kelimat-ı mübareke, herbiri erkân-ı imaniyenin birer çekirdeği ve bu zamanda keşfedilen ethülâsası ve şeker hülâsası gibi, hem erkân-ı imaniyenin, hem Kur’ân hakikatlarınınhülâsaları ve bu üçü namazın çekirdekleri oldukları gibi, Kur’ân’ın dahi çekirdekleri ve parlak bir kısım sûrelerin başlarında pırlanta gibi görünmeleri ve çok sünûhatıtesbihatta başlayan Risale-i Nur’un dahi hakiki madenleri ve esasları vehakikatlerinin çekirdekleridirler. Ve velâyet-i Ahmediye ve ubudiyet-i


    Bismillâh: Allah’ın adıyla Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan, sonsuz şeref sahibi Allah
    Elhamdü lillâh: “ezelden ebede her türlü hamd ve övgü Allah’a mahsustur” Lâ ilâhe illâllah: Allah’tan başka ilâh yoktur
    Sübhânallah: “Allah her türlü eksiklikten sonsuz derecede yücedir” acz: acizlik, güçsüzlük
    adem: hiçlik, yokluk baha: değer, kıymet, fiyat
    celâl: haşmet, görkem cemâl: güzellik
    cihetiyle: yönüyle delâlet: işaret etme, delil olma
    dâr-ı âhiret: öteki dünya, âhiret yurdu ebed: sonu olmayan, sonsuzluk
    ebedî: sonu olmayan, sonsuz elem: acı, keder
    erkân-ı imaniye: imanın esasları, şartları ezel: başlangıcı olmayan, sonsuzluk
    fâni: geçici, ölümlü hadsiz: sayısız, sınırsız
    hakikat: doğru, gerçek hakikî: asıl, gerçek
    hamd: övgü ve şükür haşmet: büyüklük, yücelik
    hülâsa: öz, özet ihtar etmek: hatırlatmak
    kelimat-ı mübareke: mübarek, bereketli kelimeler kelime-i kudsiye: kutsal kelime
    kemâl: kusursuzluk, mükemmellik kemâl-i saltanat: saltanatın mükemmelliği, kusursuzluğu
    keşfetmek: açığa çıkarmak kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak, kutsal
    kusurat: kusurlar, eksiklikler küllî: büyük, kapsamlı
    lekedar: lekeli medar olmak: dayanak olmak, sebep olmak
    muaccel: peşin muhalif: aykırı, zıt
    mukabele etmek: karşılık vermek musibet: belâ, dert, felâket
    münhasır: ait, mahsus, sadece ona bağlı nimet: iyilik, ihsan
    noksaniyet: noksanlık, eksiklik rahmet: İlâhî şefkat, merhamet
    saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk sâbıkan: bundan önce
    sâir: diğer, başka sünûhat: Allah’ın lütfuyla kalbe gelen mânâlar
    takdis ve tenzih etmek: Allah’ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce olduğunu ilân etmek tesbihat: tesbihler; Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma
    velâyet-i Ahmediye: Peygamber Efendimizin (a.s.m.) velilik yönü ziyade: çok, fazla
    zîşuur: şuur sahibi, bilinçli âlûde: bulaşık, karışık
    şerik: ortak şer’an: şeriata göre
    şükr: teşekkür, övgü
    Yazar : Risale Forum

  7. #17
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Birinci Kısım - Sayfa 73

    Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâm cihetinde, öyle bir daire-i zikirde, namazdan sonraki tesbihatta bir tarîkat-ı Muhammediyenin (a.s.m.) virdidirler ki, her namaz vaktinde yüz milyondan ziyade mü’minler beraber, o halka-i kübrâ-yı zikirde, ellerinde tesbihler Sübhânallah otuz üç, Elhamdü lillâh otuz üç, Allahu ekber otuz üç defa tekrar ederler.

    İşte böyle gayet muhteşem bir halka-i zikirde, sabıkan beyan ettiğimiz gibi, hem Kur’ân’ın, hem imanın, hem namazın hülâsaları ve çekirdekleri olan üç kelime-i mübarekeyi namazdan sonra otuzüçer defa okumak ne kadar kıymettar ve sevaplı olduğunu elbette anladınız.

    Bu risalenin başında Birinci Meselesi namaza dair güzel bir ders olduğu gibi, hiç düşünmediğim halde, adeta ihtiyarsız olarak, onun âhiri de namaz tesbihatına dairehemmiyetli bir ders oldu.


    اَلْحَمْدُ ِللهِ عَلٰۤى اِنْعَامِهِ 1

    سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ
    2







    Not
    Dipnot-1
    “Verdiği nimetten dolayı Allah’a hamd olsun.”

    Dipnot-2
    “Seni her tülü noksandan tenzih ederiz, Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Sen herşeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın.” Bakara Sûresi, 2:32.




    Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun Allahu ekber: “Allah en büyüktür”
    Elhamdü lillâh: “ezelden ebede her türlü hamd ve övgü Allah’a mahsustur” Sübhânallah: “Allah her türlü eksiklikten sonsuz derecede yücedir”
    beyan etmek: açıklamak cihet: şekil, yön
    daire-i zikir: zikir dairesi ehemmiyetli: önemli
    gayet: son derece halka-i kübrâ-yı zikir: büyük zikir halkası
    halka-i zikir: zikir halkası hülâsa: öz, özet, esas
    kelime-i mübareke: mübarek kelime kıymettar: kıymetli, değerli
    risale: mektup; Risale-i Nur Külliyatı’ndan her bir bölüm sabıkan: bundan önce
    tarîkat-ı Muhammediye: Peygamber Efendimizin (a.s.m.) yolu, sünneti tesbih: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma
    tesbihat: tesbihler; Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma ubudiyet-i Muhammediye: Peygamber Efendimizin (a.s.m.) Allah’a olan mükemmel kulluğu ve ibadeti
    vird: devamlı yapılan zikir, dua ziyade: çok, fazla
    âhir: son
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 2/2 İlkİlk 12

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222