Sayfa 1/2 12 SonSon
17 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Yedinci Mesele

    Yedinci Mesele

    Denizli hapsinde bir Cuma gününün meyvesidir.





    وَمَا أَمْرُ السَّاعَةِ إِلاَّ كَلَمْحِ الْبَصَرِ أَوْ هُوَ أَقْرَبُ
    1

    مَا خَلْقُكُمْ وَلاَ بَعْثُكُمْ إِلاَّ كَنَفْسٍ وَاحِدَةٍ
    2

    فَانْظُرْ إِلٰۤى اٰثَارِ رَحْمَتِ اللهِ كَيْفَ يُحْيِى اْلاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا إِنَّ ذٰلِكَ لَمُحْيِى الْمَوْتٰى وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ
    3


    Bir zaman Kastamonu’da “Hâlıkımızı bize tanıttır” diyen lise talebelerine sâbıkAltıncı Meselede mektep fünununun dilleriyle verdiğim dersi, Denizli Hapishanesinde benimle temas edebilen mahpuslar okudular. Tam bir kanaat-i imaniye aldıklarından,âhirete bir iştiyak hissedip, “Bize âhiretimizi de tam bildir. Tâ ki, nefsimiz ve zamanın şeytanları bizi yoldan çıkarmasın, daha böyle hapislere sokmasın” dediler. VeDenizli hapsindeki Risale-i Nur şakirtlerinin ve sabıkan Altıncı Meseleyi okuyanlarınarzularıyla, âhiret rüknünün dahi bir hülâsasının beyanı lâzım geldi. Ben de Risale-i Nur’dan bir kısacık hülâsa ile derim:

    Nasıl ki, Altıncı Meselede biz Hâlıkımızı arzdan, semâvâttan sorduk; onlar fenlerin dilleriyle, güneş gibi Hâlıkımızı bize tanıttırdılar. Aynen biz de âhiretimizi başta o bildiğimiz Rabbimizden, sonra Peygamberimizden, sonra Kur’ân’ımızdan, sonra sairpeygamberler ve mukaddes kitaplardan, sonra melâikelerden, sonra kâinattan soracağız.

    İşte, birinci mertebede âhireti Allah’tan soruyoruz. O da bütün gönderdiği elçileriyle ve fermanlarıyla ve bütün isimleriyle ve sıfatlarıyla, “Evet, âhiret var-dır


    Not
    Dipnot-1 “Kıyâmetin gerçekleşmesi ise göz açıp kapayıncaya kadar, yahut ondan da yakındır.” Nahl Sûresi, 16:77.

    Dipnot-2 “Sizin yaratılmanız da, diriltilmeniz de, tek bir kişinin yaratılıp diriltilmesi gibidir.” Lokman Sûresi, 31:28.

    Dipnot-3 “Şimdi bak Allah’ın rahmet eserlerine: Yeryüzünü ölümünün ardından nasıl diriltiyor. Bunu yapan, elbette ölüleri de öylece diriltecektir; O herşeye hakkıyla kàdirdir.” Rum sûresi, 30:50.





    Denizli: (bk. bilgiler) Hâlık: herşeyi yaratan Allah
    Kastamonu: (bk. bilgiler) Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah
    arz: dünya beyan: açıklama
    ferman: buyruk, emir fünun: fenler, bilimler
    hülâsa: kısaca, özet iştiyak: arzu, istek
    kanaat-i imaniye: imanî kanaat, tatmin kâinat: evren, yaratılan herşey
    mahpus: hapsedilmiş melâike: melekler
    mukaddes kitaplar: kutsal kitaplar; dört büyük kitap nefis: insanı kötülüğe, geçici zevk ve isteklere sevk eden kuvvet
    rükn: esas, şart sabıkan: bundan önce
    sair: diğer, başka semâvât: gökler
    sâbık: önceki, geçmiş âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki ebedî hayat
    şakirt: öğrenci

    Benzer Konular
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Dokuzuncu Mesele
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Dokuzuncu Mesele Dokuzuncu Mesele اٰمَنَ الرَّسُولُ بِمَا 
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Altıncı Mesele
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Altıncı Mesele Altıncı Mesele Risale-i Nur’un çok yerlerinde izahı ve kat’î hadsiz hüccetleri bulunan iman-ı billâh rüknünün binler küllî burhanlarından birtek burhana kısaca bir işarettir. Kastamonu’da lise
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Beşinci Mesele
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Beşinci Mesele Beşinci Mesele Gençlik Rehberinde izah edildiği gibi, gençlik hiç şüphe yok ki gidecek. Yaz güze ve kışa yer vermesi ve gündüz akşama ve geceye değişmesi kat’iyetinde, gençlik dahi ihtiyarlığa ve ölüme değiş
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Dördüncü Mesele
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Dördüncü Mesele Dördüncü Mesele Yine Gençlik Rehberinde izahı var Bir zaman bana hizmet eden kardeşlerim tarafından sual edildi ki: “Küre-i arzı herc ü merce getiren ve İslâm mukadderatıyla alâkadar olan bu dehşetli Harb-i Umumî
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Üçüncü Mesele
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Üçüncü Mesele Üçüncü Mesele Gençlik Rehberinde izahı bulunan ibretli bir hâdisenin hülâsası şudur: Bir zaman, Eskişehir Hapishanesinin penceresinde, bir Cumhuriyet Bayramında oturmuştum. Karşısındaki lise mektebinin büyük kızl
    Yazar : Risale Forum

  2. #2
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Birinci Kısım - Sayfa 41

    ve sizi oraya sevk ediyorum” ferman ediyor. Onuncu Söz, on iki parlak ve kat’îhakikatlerle, bir kısım isimlerin âhirete dair cevaplarını ispat ve izah eylemiş. Burada, o izaha iktifaen gayet kısa bir işaret ederiz.

    Evet, madem hiçbir saltanat yoktur ki, o saltanata itaat edenlere mükâfatı ve isyan edenlere mücâzâtı bulunmasın. Elbette rububiyet-i mutlaka mertebesinde bir saltanat-ı sermediyenin, o saltanata iman ile intisap ve tâat ile fermanlarına teslim olanlaramükâfatı ve o izzetli saltanatı küfür ve isyanla inkâr edenlere de mücâzâtı; o rahmetve cemâle, o izzet ve celâle lâyık bir tarzda olacak diye Rabbü’l-Âlemînve Sultanü’d-Deyyân isimleri cevap veriyorlar.

    Hem madem güneş gibi, gündüz gibi, zemin yüzünde bir umumî rahmet ve ihatalıbir şefkat ve kerem gözümüzle görüyoruz. Meselâ, o rahmet, her baharda umumağaçları ve meyveli nebatları cennet hûrileri gibi giydirip, süslendirip, ellerine her çeşit meyveleri verip bizlere uzatıp “Haydi alınız, yiyiniz” dediği gibi; bir zehirli sineğin eliyle bizlere şifalı, tatlı balı yedirdiği ve elsiz bir böceğin eliyle en yumuşak ipeği bizlere giydirdiği gibi, bir avuç kadar küçücük çekirdeklerde, tohumcuklarda binler batman taamları bizim için saklayan ve ihtiyat zahîresi olarak o küçücük depolarda yerleştiren bir rahmet, bir şefkat, elbette hiç şüphe olamaz ki, bu derecenâzeninâne beslediği bu sevimli ve minnettarları ve perestişkârları olan mü’min insanları idam etmez. Belki, onları daha parlak rahmetlere mazhar etmek için, hayat-ı dünyeviye vazifesinden terhis eder diye, Rahîmve Kerîmisimleri sualimize cevap veriyorlar, “El-Cennetü hakkun” diyorlar.

    Hem madem biz gözümüzle görüyoruz ki, umum mahlûklarda ve zemin yüzünde öyle bir hikmet eli işliyor ve öyle bir adalet ölçüleriyle işler dönüyor ki, akl-ı beşeronun fevkinde düşünemiyor. Meselâ, insanın bin cihazatına takılan hikmetlerinden yalnız bir küçük çekirdek kadar kuvve-i hafızasında bütün tarihçe-i



    Kerîm: sınırsız cömertlik ve ikram sahibi olan Allah Rabbü’l-Âlemîn: bütün âlemlerin Rabbi olan Allah
    Rahîm: rahmetinin çok özel tecellîleri olan, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah Sultanü’d-Deyyân: mükâfat ve cezayı hakkıyla veren sultan; Allah
    akl-ı beşer: insan aklı batman: eskiden kullanılan ve 8 kiloluk ağırlığa karşılık gelen bir ölçü birimi
    celâl: büyüklük, haşmet cemâl: sonsuz güzellik
    cihazat: cihazlar, âletler el-Cennetü hakkun: Cennet haktır, gerçektir
    ferman etme: buyurma fevkinde: üstünde
    gayet: son derece hakikat: doğru, gerçek
    hayat-ı dünyeviye: dünya hayatı hikmet: fayda, gaye; bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde yaratma sıfatı
    huri: Cennet kızı idam etmek: yok etmek
    ihtiyat: yedek ihâtalı: kuşatıcı, kapsamlı
    iktifâen: yetinerek, yeterli görerek inkâr etmek: kabul etmemek, reddetmek
    intisap: bağlanma, mensup olma izah etmek: açıklamak
    izzet: üstünlük, yücelik kat’î: kesin
    kerem: cömertlik, ikram, yardım kuvve-i hafıza: hafıza duygusu, bellek
    mahlûk: yaratık mazhar etmek: eriştirmek
    mertebe: derece minnettâr: memnuniyet duyan
    mücâzât: ceza verme mükâfat: ödül verme
    nazeninâne: nazikçesine nebat: bitki
    perestişkâr: tapan, ibadet eden rahmet: İlâhî şefkat, merhamet
    rububiyet-i mutlaka: sınırsız rablık, Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması saltanat: egemenlik, hâkimiyet, sultanlık
    saltanat-ı sermediye: sonsuz saltanat taam: gıda, yiyecek
    terhis etmek: göreve son verme tâat: itaat, emir ve söz dinleme, emre uyma
    umum: bütün umumî: genel, herkese ait
    zahîre: azık zemin: yer
    şefkat: acıma, merhamet
    Yazar : Risale Forum

  3. #3
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Birinci Kısım - Sayfa 42

    hayatını ve ona temas eden hadsiz hâdisâtı o kuvvecikte yazıp, onu bir kütüphane hükmüne getirip ve insanın haşirde muhakemesi için neşir olacak olan defter-i a’mâlinin bir küçük senedi olarak her vakit hatırlatmak sırrıyla her insanın eline vererek dimağının cebine koyan bir ezelî hikmet; ve bütün masnuatta gayet hassasmizanlarla âzâlarını yerleştiren, mikroptan gergedana, sinekten simurg kuşuna, bir çiçekli nebattan milyarlar, trilyonlarla çiçekler açan bahar çiçeğine kadar, israfsız ölçülerle bir tenasüp, bir muvazene, bir intizam ve bir cemâl içinde masnuatı birhüsn-ü san’at yapan ve her zîhayatın hukuk-u hayatını kemâl-i mizanla veren, iyiliklere güzel neticeler ve fenalıklara fena neticeler verdiren ve Âdem zamanından beri tâği ve zâlim kavimlere vurduğu tokatlarla kendini pek kuvvetli ihsas ettiren biradalet-i sermediye, elbette ve hiç şüphe getirmez ki, güneş gündüzsüz olmadığı gibi, o hikmet-i ezeliye, o adalet-i sermediye âhiretsiz olmazlar ve ölümde en zâlimlerin ve en mazlumların bir tarzda gitmelerindeki âkıbetsiz bir dehşetli haksızlığa, adaletsizliğe ve hikmetsizliğe hiçbir vechile müsaade etmezler diye, Hakîmve Hakemve AdlveÂdilisimleri bizim sualimize kat’î cevap veriyorlar.

    Hem madem bütün zîhayat mahlûkların, elleri yetişmediği ve iktidarları dairesinde olmayan bütün hâcâtlarını, bütün fıtrî matlaplarını bir nevi dua bulunan istidad-ı fıtrîve ihtiyac-ı zarurî dilleriyle istedikleri vakitte, gayet rahîm ve işitici ve şefkatli bir dest-i gaybî tarafından verildiğinden ve ihtiyarî olan daavât-ı insaniyenin, hususanhavasların ve nebîlerin dualarının on adetten altı yedisi hilâf‑ı âdet makbulolmasından kat’î anlaşılıyor ki, her dertlinin âhını, her muhtacın




    Adl: her hak sahibine hakkını veren, sonsuz adalet sahibi olan Allah Hakem: her şeyi gayelerine adaletle sevk eden Allah
    Hakîm: hikmet sahibi; herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Allah adalet-i sermediye: sonsuz, daimî adalet
    cemâl: güzellik daavât-ı insaniye: insanların duaları
    defter-i amel: insanın iyi ve kötü işlerinin kaydedildiği defter dehşetli: korkunç, ürküntü
    dest-i gaybî: görünmeyen el dimağ: akıl, bilinç, beyin
    ezelî: başlangıcı olmayan, sonsuz fenalık: kötülük
    fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen gayet: son derece
    hadsiz: sayısız, sınırsız havas: seçkinler sınıfı, bilginler
    haşir: insanların öldükten sonra âhirette diriltilerek tekrar Allah’ın huzurunda toplanması hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratma sıfatı
    hikmet-i ezeliye: Allah’ın ezelî hikmeti, herşeyi yerli yerinde ve bir gaye ve faydaya yönelik yapması hilâf-ı âdet: kuraldışı olarak
    hukuk-u hayat: hayat hakkı hususan: bilhassa, özellikle
    hâcât: ihtiyaçlar hâdisât: hâdiseler, olaylar
    hüsn-ü san’at: san’atın güzelliği ihsas etmek: hissettirmek
    ihtiyac-ı zarurî: yaratılıştan gelen zorunlu ihtiyaç ihtiyarî: isteğe ve tercihe bağlı, iradeyle yapılan
    iktidar: güç, kudret intizam: düzen, tertip
    istidad-ı fıtrî: doğal yetenek, kàbiliyet kat’î: kesin bir şekilde
    kemâl-i mizan: mükemmel ve kusursuz bir ölçü mahlûk: yaratık
    makbul: kabul gören, geçerli masnuat: san’at eseri varlıklar
    matlap: istek mazlum: zulme uğramış
    mizan: ölçü muhakeme: değerlendirme, yargılama
    muvazene: denge, tartma nebat: bitki
    nebî: peygamber nevi: tür
    neşir: yayma, yayılma rahîm: özel şefkat ve merhamet sahibi
    simurg: efsanevî zümrüd-ü anka kuşu tarihçe-i hayat: hayat hikâyesi, biyografi
    tenasüp: uygunluk, uyum tâği: azgın, zulmeden
    vech: şekil, yön zîhayat: canlı, hayat sahibi
    Âdem: [bk. bilgiler – Âdem (a.s.)] Âdil: sonsuz adalet sahibi, herşeye hakkını veren Allah
    âh: inleme âzâ: azalar, organlar
    Yazar : Risale Forum

  4. #4
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Birinci Kısım - Sayfa 43

    duasını işiten ve dinleyen bir Semî’ ve Mücîb perde arkasında var, bakar ki, en küçük bir zîhayatın en küçük bir ihtiyacını görür ve en gizli bir âhını işitir, şefkat eder, fiilen cevap verir, memnun eder. Elbette ve herhalde hiçbir şüphe ihtimali kalmaz ki, mahlûkların en ehemmiyetlisi olan nev-i insanın en ehemmiyetli ve umumî ve umumkâinatı ve umum esmâ ve sıfât-ı İlâhiyeyi alâkadar eden bekà-i uhreviyeye ait dualarını içine alan ve nev-i insanın güneşleri ve yıldızları ve kumandanları olan bütün peygamberleri arkasına alıp onlara duasına âmin, âmin dedirten ve ümmetinden hergün her ferd-i mütedeyyin, hiç olmazsa kaç defa ona salâvatgetirmekle onun duasına âmin, âmin diyen ve belki bütün mahlûkat o duasına iştirakederek “Evet ya Rabbenâ! İstediğini ver; biz de onun istediğini istiyoruz” diyorlar. Bütün bu reddedilmez şerait altında bekà-i uhrevî ve saadet-i ebediye için Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın, haşrin hadsiz esbâb-ı mûcibesinden yalnız tek duası, Cennetin vücuduna ve baharın icadı kadar kudretine kolay olan âhiretinicadına kâfi bir sebeptir diye, Mücîbve Semî’ve Rahîmisimleri bizim sualimize cevap veriyorlar.

    Hem madem, gündüz bedahetle güneşi gösterdiği gibi, zemin yüzünde, mevsimlerintebeddülünde küllî ölmek ve dirilmekte, perde arkasında bir Mutasarrıf, gayetintizamla koca küre-i arzı bir bahçe, belki bir ağaç kolaylığında ve intizamında veazametli baharı bir çiçek suhuletinde ve mîzanlı ziynetinde ve zemin sahifesinde üç yüz bin haşir ve neşrin nümune ve misallerini gösteren üç yüz bin kitap hükmündekinebatat ve hayvanat taifelerini onda yazar, beraber ve birbiri içinde şaşırmayarak, karışık iken karıştırmayarak, birbirine benzemekle beraber iltibassız, sehivsiz, hatasız, mükemmel, muntazam, mânidar yazan bir kalem-i kudret, bu azameti içinde hadsizbir rahmet, nihayetsiz bir hikmetle işlediği gibi;


    Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun Mutasarrıf: sonsuz tasarruf hakkı olan, mülkünde dilediği gibi tasarruf eden, her işi kendi istek ve kurallarına göre idare eden Allah
    Mücîb: bütün dualara, isteklere cevap veren Allah Rahîm: rahmetinin çok özel tecellîleri olan, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah
    Semî’: herşeyi duyan ve işiten Allah alâkadar: alakalı, ilgili
    azamet: büyüklük bedâhet: açıklık, aşikâr olma
    bekà-i uhreviye: âhiretteki devamlılık, kalıcılık ehemmiyetli: önemli
    esbab-ı mucibe: gerektirici sebepler esmâ: Allah’ın isimleri
    ferd-i mütedeyyin: dindar şahıs gayet: son derece
    hadsiz: sınırsız hayvanat: hayvanlar
    haşir ve neşir: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilerek muhakeme için Allah’ın huzurunda toplanma ve tekrar dağılıp yayılma haşr: insanların öldükten sonra tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanması
    hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yapma sıfatı icad: var etme, vücuda getirme
    iltibassız: karıştırmadan intizam: disiplin, düzen
    iştirak etmek: katılmak kalem-i kudret: Allah’ın kudret kalemi
    kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı kâfi: yeterli
    kâinat: evren, yaratılan herşey küllî: bütün fertleri içine alan; tür, cins; kapsamlı varlık
    küre-i arz: yerküre, dünya mahlûkat: yaratılmışlar
    misal: benzer, örnek muntazam: düzenli, intizamlı
    mânidar: anlamlı mîzan: ölçü, tartı
    nebâtât: bitkiler nev-i insan: insan türü, insanlık
    nihayetsiz: sonsuz nümune: örnek, misal
    rahmet: İlâhî şefkat, merhamet saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk
    salâvat: Peygamberimize rahmet ve esenlik dileme sehivsiz: yanılmaksızın
    suhulet: kolaylık sıfat-ı İlâhiye: Allah’ın sıfatları, vasıfları, nitelikleri
    taife: grup, topluluk tebeddül: değişme
    umum: bütün umumî: genel, herkese ait
    vücud: varlık zemin: yer
    ziynet: süs zîhayat: canlı, hayat sahibi
    âmin: “Allah’ım kabul eyle”
    Yazar : Risale Forum

  5. #5
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Birinci Kısım - Sayfa 44

    koca kâinatı bir hanesi misillü insana musahhar ve müzeyyen ve tefriş etmek ve o insanı halife-i zemin ederek ve dağ ve gök ve yer tahammülünden çekindikleriemanet-i kübrâyı ona vermesi ve sair zîhayatlara bir derece zabitlik mertebesiylemükerrem etmesi ve hitâbât-ı Sübhâniyesine ve sohbetine müşerref eylemesiylefevkalâde bir makam verdiği ve bütün semâvî fermanlarda ona saadet-i ebediyeyi vebekà-i uhreviyeyi kat’î vaad ve ahdettiği halde, elbette ve hiçbir şüphe olmaz ki, bahar kadar kudretine kolay gelen dâr-ı saadeti o mükerrem ve müşerref insanlar için açacak ve yapacak ve haşir ve kıyameti getirecek diye, Muhyîve Mümîtve HayyveKayyûmve Kadîrve Alîmisimleri, Hâlıkımızdan sormamıza cevap veriyorlar.

    Evet, her baharda bütün ağaçları ve otların köklerini aynen ihya ve nebatî ve hayvanî üç yüz bin nevi haşrin ve neşrin nümunelerini icad eden bir kudret, Muhammed ve Mûsâ Aleyhimesselâtü Vesselâmların herbirinin ümmetinin geçirdiği bin senelik zaman, karşı karşıya hayalen getirilip bakılsa, haşrin ve neşrin binmisalini ve bin delilini iki bin bahardaHAŞİYE-1 gösterdiği görülecek. Ve, böyle birkudretten haşr-i cismânîyi uzak görmek, bin derece körlük ve akılsızlıktır.

    Hem madem nev-i beşerin en meşhurları olan yüz yirmi dört bin peygamberlerittifakla saadet-i ebediyeyi ve bekà-yı uhrevîyi Cenâb-ı Hakkın binler vaad ve ahdlerine istinaden ilân edip mu’cizeleriyle doğru olduklarını ispat ettikleri gibi,hadsiz ehl-i velâyet, keşfle ve zevkle aynı hakikate imza basıyorlar. Elbette o hakikatgüneş gibi zâhir olur; şüphe eden divâne olur.

    Not
    Haşiye-1 Sabık herbir bahar, kıyameti kopmuş, ölmüş ve karşısındaki bahar onun haşri hükmündedir.



    Alîm: her şeyi hakkıyla bilen, sonsuz ilim sahibi Allah Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah
    Hayy: gerçek hayat sahibi olan Allah Hâlık: her şeyi yaratan Allah
    Kadîr: herşeye gücü yeten, herşeyi yapabilen, sonsuz güç ve kudret sahibi Allah Kayyûm: herşeyi Kendi varlığıyla ayakta tutan ve varlıklarını devam ettiren Allah
    Muhyî: bütün canlılara hayat veren Allah Mümît: ölümü yaratan, can verdiği varlıkları vakti gelince öldüren Allah
    ahd ve vaad etmek: söz vermek bekà-i uhreviye: âhiretteki devamlılık, kalıcılık
    dar-ı saadet: mutluluk yeri, âhiret divane: deli, akılsız
    ehl-i velâyet: veliler, Allah dostları emanet-i kübra: benlik duygusu; büyük emanet; başka varlıkların yüklenmekten çekindiği ve insanın yüklendiği İlâhî görevler, yükümlülükler
    ferman: buyruk, emir fevkalâde: olağanüstü
    hadsiz: sayısız, sınırsız hakikat: doğru gerçek
    halife-i zemin: yeryüzünün halifesi hane: ev
    haşir: insanın öldükten sonra âhirette diriltilerek tekrar Allah’ın huzurunda toplanması haşir ve neşir: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilerek muhakeme için Allah’ın huzurunda toplanma ve tekrar dağılıp yayılma
    haşiye: dipnot, açıklayıcı not haşr-i cismânî: âhirette insanların bedenleriyle birlikte diriltilmesi
    hitâbât-ı Sübhâniye: her türlü kusur ve noksanlıktan uzak olan Allah’ın kendine has hitap ve konuşmaları icad etmek: var etmek, yaratmak
    ihya: hayat verme, diriltme istinaden: dayanarak
    ittifak: birleşme, birlik keşf: açığa çıkarma; mânevî âlemlere ait bazı hakikatleri kalb gözüyle görme
    kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı misal: benzer, örnek
    misillü: gibi, benzeri musahhar etmek: emrine vermek, boyun eğdirmek
    mu’cize: peygamberler tarafından ortaya konulup bir benzerini yapmakta başkalarını aciz ve hayrette bırakan olağanüstü hâl ve iş mükerrem: ikram edilen, saygı gösterilen
    müzeyyen: süslenmiş, süslü müşerref eylemek: şereflendirmek
    nebâtî: bitkisel nev-i beşer: insanlar
    nevi: tür saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk
    sair: diğer, başka semâvî: İlâhî, Allah tarafından gönderilen
    tahammül: yüklenme tefriş etmek: döşemek
    zabit: gözetici, subay zâhir olmak: görünmek, ortaya çıkmak
    zîhayat: canlı, hayat sahibi
    Yazar : Risale Forum

  6. #6
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Birinci Kısım - Sayfa 45

    Evet, bir fende ve bir san’atta mütehassıs bir iki zâtın o fen ve o san’ata ait hükümleri ve fikirleri, onda ihtisası olmayan bin adamın, hattâ başka fenlerde âlim veehl-i ihtisas da olsalar, muhalif fikirlerini hükümden iskat ettikleri gibi; bir meselede, mesela, Ramazan hilâlini yevm-i şekte ispat etmek ve “Süt konservelerine benzeyenceviz-i hindî bahçesi rû-yi zeminde var” diye dâvâ etmekte iki ispat edici, bin inkâr edici ve nefyedicilere galebe edip dâvâyı kazanıyorlar. Çünkü ispat eden yalnız birceviz-i hindîyi veyahut yerini gösterse kolayca dâvâyı kazanır. Onu nefiy ve inkâr eden bütün rû-yi zemini aramak, taramakla hiçbir yerde bulunmadığını göstermekledâvâsını ispat edebildiği gibi; Cenneti ve dâr-ı saadeti ihbar ve ispat eden, yalnız bir izini sinemada gibi keşfen, bir gölgesini, bir tereşşuhunu göstermekle dâvâyı kazandığı halde; onu nefiy ve inkâr eden, bütün kâinatı ve ezelden ebede kadar zamanları görmek ve göstermekle ancak inkârını ve nefyini ispat ile dâvâyı kazanabilir. Ve bu ehemmiyetli sırdandır ki, “Hususi bir yere bakmayan ve imanîhakikatler gibi umum kâinata bakan nefiyler, inkârlar—zâtında muhâl olmamak şartıyla—ispat edilmez” diye ehl-i tahkik ittifak edip bir düstur-u esasî kabul etmişler.

    İşte bu kat’î hakikate binaen, binler feylesofların muhalif fikirleri, böyle imanî meselelerde birtek muhbir-i sâdıka karşı hiçbir şüphe, hattâ vesvese vermemek lâzımken, yüz yirmi bin ispat edici ehl-i ihtisas ve muhbir-i sâdıkın ve hadsiz venihayetsiz müsbit ve mütehassıs ehl-i hakikat ve ashab-ı tahkikin ittifak ettikleri erkân-ı imaniyede, aklı gözüne inmiş, kalbsiz, mâneviyattan uzaklaşmış, körleşmiş birkaçfeylesofun inkârlarıyla şüpheye düşmenin ne kadar ahmaklık ve divanelik olduğunu kıyas ediniz.

    Hem madem, gözümüzle gündüz gibi, hem nefsimizde, hem etrafımızda bir rahmet-i âmme ve bir hikmet-i şâmile ve bir inâyet-i daime müşahede ediyoruz ve dehşetli birsaltanat-ı rububiyet ve dikkatli bir adalet-i âliye ve izzetli icraat-ı celâliyenin âsârını vecilvelerini görüyoruz. Hattâ bir ağacın meyveleri ve çiçekleri


    adalet-i âliye: yüksek adalet ashâb-ı tahkik: gerçeği delilleriyle araştıran kimseler
    binaen: -dayanarak ceviz-i hindî: Hindistan cevizi
    cilve: görüntü, yansıma dar-ı saadet: mutluluk yeri, âhiret
    dehşetli: korkunç divanelik: delilik, akılsızlık
    dâvâ: iddia düstur-u esasî: temel prensip, kaide
    ebed: sonu olmayan, sonsuzluk ehemmiyetli: önemli
    ehl-i hakikat: hakikat ehli, doğru ve hak yolda olanlar ehl-i ihtisas: sahasında uzman olan kimseler
    ehl-i tahkik: gerçeği araştıran ve delilleriyle bilen âlimler erkân-ı imaniye: imanın rükünleri, şartları
    ezel: başlangıcı olmayan, sonsuzluk fen: ilim
    feylesof: filozof, felsefeci hadsiz: sayısız, sınırsız
    hakikat: doğru, gerçek hikmet-i şâmile: kapsamlı, kuşatıcı hikmet
    hilâl: ay; yay şeklinde görülen ay icraat-ı celâliye: Allah’ın celâl sıfatıyla ilgili işleri, faaliyetleri
    ihbar: haber verme ihtisas: uzmanlık
    inayet-i daime: daimî özen, itina, ilgi ve destek iskat etmek: düşürmek, ehemmiyetsiz kılmak
    ittifak etmek: birleşmek keşfen: keşf ederek
    kâinat: evren, yaratılan herşey muhalif: aykırı, karşıt
    muhbir-i sadık: doğru sözlü haber verici, peygamber muhâl olmak: imkânsız olmak
    mâneviyat: mânevî âleme ait olan şeyler müsbit: ispat edici
    mütehassıs: ihtisas sahibi, uzman müşahede etmek: görmek, gözlemlemek
    nefis: kişinin kendisi nefiy: inkâr, kabul etmeme
    nefyetmek: inkâr etmek, reddetmek nihayetsiz: sınırsız, sonsuz
    rahmet-i âmme: her şeyi kaplayan rahmet rû-yi zemin: yeryüzü
    saltanat-ı Rububiyet: rablık saltanatı; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması tereşşuh: sızıntı
    umum: bütün vesvese: kuruntu, şüphe
    yevm-i şek: Şaban ayının otuzuncu günü; ramazan olması zannedilip ancak hilâl görülmedikçe oruç tutulması münasip olmayan gün âsâr: eserler, varlıklar
    Yazar : Risale Forum

  7. #7
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Birinci Kısım - Sayfa 46

    sayısınca o ağaca hikmetler takan bir hikmet ve herbir insanın cihazatı ve hissiyâtı ve kuvveleri adedince ihsanları, in’âmları ona bağlamış bir rahmet ve Kavm-i Nuh ve Hûd ve Salih Aleyhimüsselâm ve Kavm-i Âd ve Semûd ve Fir’avun gibi âsi milletlere tokat vuran ve en küçük bir zîhayatın hakkını muhafaza eden izzetli ve inâyetli bir adalet ve

    وَمِنْ اٰيَاتِهِ أَنْ تَقُومَ السَّمَاۤءُ وَاْلاَرْضُ بِأَمْرِهِ ثُمَّ إِذَا دَعَاكُمْ دَعْوَةً مِنَ اْلاَرْضِ اِذَا أَنْتُمْ تَخْرُجُونَ1

    âyeti, azametli bir îcâz ile der:


    Nasıl ki iki kışlada yatan ve duran mutî askerler, bir kumandanın çağırmasıyla silâh başına ve vazife başına boru sesiyle gelmeleri gibi, aynen öyle de, bu iki kışlanın misalinde ve emre itaatinde koca semâvât ve küre-i arz Sultan-ı Ezelînin askerlerine iki mutî kışla gibi, ne vakit Hazret-i İsrafil Aleyhisselâmın borusuyla o kışlalarda ölümle yatanlar çağrılsa, derhal ceset libaslarını giyip dışarı fırlamalarını ispat edip gösteren, her baharda arz kışlası içindekiler, melek-i ra’dın borusuyla aynı vaziyeti göstermesiyle nihayetsiz azameti anlaşılan bir saltanat-ı rububiyet; elbette ve elbette ve herhalde ve hiç şüphe getirmez ki, Onuncu Sözde ispatına binaen o rahmet vehikmet ve inâyet ve adalet ve saltanat-ı sermediyenin gayet kat’î istedikleri dâr-ı âhiret ve daire-i haşir ve neşrin açılmamasıyla o nihayetsiz cemâl-i rahmet nihayetsizbir çirkin merhametsizliğe inkılâp etmesi ve o hadsiz kemâl-i hikmet, hadsiz kusurluabesiyete ve faidesiz israfata dönmesi ve o gayet şirin inâyet, gayet acı ihanetlere değişmesi ve o gayet mizanlı ve hakkaniyetli adalet, gayet şiddetli zulümlere kalbolması ve o gayet


    Not
    Dipnot-1
    “Yine Onun âyetlerindendir ki, gök ve yer Onun emriyle ayakta durur. Sonra O sizi bir emirle çağırdığında derhal kabirlerinizden çıkarsınız.” Rum Sûresi, 30:25.



    Aleyhimüsselâm: Allah’ın selâmı onların üzerine olsun Aleyhisselâm: Allah’ın selâmı onun üzerine olsun
    Hazret-i İsrafil: [bk. bilgiler – İsrafil (a.s.)] Hûd (a.s.): (bk. bilgiler)
    Kavm-i Fir’avun: (bk. bilgiler – Fir’avun) Kavm-i Nuh: [bk. bilgiler – Nuh (a.s.)]
    Kavm-i Semûd: [bk. bilgiler – Salih (a.s.)] Salih (a.s.): (bk. bilgiler)
    Sultan-ı Ezelî: hüküm ve saltanatının başlangıcı olmayan Allah abesiyet: faydasız ve gayesiz oluş
    arz: dünya azamet: büyüklük
    binaen: -dayanarak cemâl-i rahmet: rahmetin güzelliği
    cihazat: cihazlar, âletler, organlar daire-i haşir ve neşr: yeniden dirilip toplanma ve tekrar dağılıp yayılma sahası
    dâr-ı âhiret: âhiret yurdu gayet: son derece
    hadsiz: sayısız, sınırsız hakkaniyet: doğruluk, gerçekçilik
    hikmet: fayda, gaye; Allah’ın herşeyi belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratma sıfatı hissiyat: hisler, duygular
    ihsan: bağış, ikram inayet: bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan nizam, düzenlilik
    inkılâp: büyük değişim, dönüşüm in’am: nimetlendirme
    israfat: israflar, savurganlıklar izzet: kötülüğü redden üstünlük, yücelik
    kalb olmak: dönüşmek kat’î: kesin bir şekilde
    kavm-i Âd: [bk. bilgiler – Hûd (a.s.)] kemâl-i hikmet: mükemmel bir hikmet
    küre-i arz: yer küre, dünya libas: elbise
    melek-i ra’d: gök gürültüsü ile vazifeli melek mizanlı: ölçülü, dengeli
    muhafaza etmek: korumak mutî: emre uyan, itaatkâr
    nihayetsiz: sınırsız, sonsuz rahmet: İlâhî şefkat, merhamet
    saltanat-ı rububiyet: rablık saltanatı; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması saltanat-ı sermediye: sonsuz saltanat
    semâvât: gökler zîhayat: canlı, hayat sahibi
    âsi: isyan eden, zalim îcâz: az sözle çok mânâ ifade etme
    Yazar : Risale Forum

  8. #8
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Birinci Kısım - Sayfa 47

    derecede haşmetli ve kuvvetli saltanat-ı sermediye sukut etmesi ve haşrin gelmemesiyle bütün haşmeti kaybolması ve kemâlât-ı rububiyeti acz ve kusur ilelekedar olması, hiçbir cihet-i imkânı yok, hiçbir akıl ihtimal vermez, yüz muhal içinde birden bulunur, dâire-i imkân haricinde bâtıl ve mümtenidir.

    Çünkü nâzenin ve nazdar beslediği ve akıl ve kalb gibi cihazatla saadet-i ebediyeye ve âhirette bekà-i daimîye iştiyak hissini verdiği halde onu ebedî idam etmek, ne kadar gadirli bir merhametsizlik; ve onun yalnız dimağına yüzer hikmetler ve faideler taktığı halde onu dirilmemek üzere bütün cihazatını ve binler faideleri bulunanistidadâtını âkıbetsiz bir ölümle faidesiz, neticesiz, hikmetsiz bütün bütün israf etmek, ne derece hilâf-ı hikmet ve binler vaid ve ahidlerini yerine getirmemekle—hâşâ—aczini ve cehlini göstermek, ne kadar o haşmet-i saltanata ve o kemâl-i rububiyete zıttır, her zîşuur anlar. Bunlara kıyasen, inâyet ve adâleti tatbik eyle...

    İşte, Hâlıkımızdan sorduğumuz âhirete dair sualimize Rahmân, Hakîm, Adl, Kerîm,Hâkimisimleri mezkûr hakikatle cevap veriyorlar; şeksiz, şüphesiz, güneş gibi âhireti ispat ediyorlar.

    Hem madem biz gözümüzle görüyoruz, öyle ihâtalı ve azametli bir hafîziyethükmeder ki, zîhayat herşeyin ve her hâdisenin çok sûretlerini ve gördüğü fıtrîvazifesinin defterini ve esmâ-i İlâhiyeye karşı lisan-ı hal ile tesbihatına dair sahife-i a’mâlini misâlî levhalarda ve çekirdeklerinde ve tohumcuklarında ve Levh-i Mahfuzun nümunecikleri olan kuvâ-yı hafızalarında ve bilhassa insanın dimağındaki pek büyük ve pek küçük kütüphanesi olan kuvve-i hafızasında ve


    Adl: sonsuz adalet sahibi, adaletle iş gören, herşeyin hakkını veren Allah Hakîm: herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Allah
    Hâlık: her şeyi yaratan Allah Kerîm: ikram sahibi; sonsuz cömertlik ve ikram sahibi olan Allah
    Levh-i Mahfuz: herşeyin bütün ayrıntılarıyla yazıldığı kader levhası, Allah’ın ilminin bir adı Rahmân: rahmeti sonsuz, yarattıklarını esirgeyip koruyan, şefkat eden ve rızıklandıran Allah
    acz: acizlik, güçsüzlük ahid: verilen söz, andlaşma
    azametli: büyük bekà-i daimîye: devamlı olarak kalma, kalıcı olma
    bâtıl: doğru olmayan, yalan, yanlış cehl: cahillik, bilgisizlik
    cihazat: cihazlar, organlar cihet-i imkân: mümkün olma yönü
    daire-i imkân: varlığı da yokluğu da eşit olan alan, kâinat dimağ: akıl, bilinç, beyin
    ebedî: sonu olmayan, sonsuz esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri
    fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen gadirli: zulümlü
    hafiziyet: koruyuculuk hakikat: doğru, gerçek
    haşmet: ihtişam, görkem haşmet-i saltanat: sultanlığın haşmeti, ihtişamı
    haşr: insanların öldükten sonra tekrar diriltilip muhakeme için Allah’ın huzurunda toplanması hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması
    hilâf-ı hikmet: hikmete zıt hâşâ: asla, kesinlikle öyle değil
    idam etmek: yok etmek ihâtalı: kuşatıcı, kapsamlı
    inayet: bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan nizam, düzenlilik, İlâhî ilgi istidadât: kàbiliyetler, yetenekler
    iştiyak: arzu, istek kemâlât-ı rububiyet: rablığın, ilâhî terbiyenin mükemmellik ve kusursuzluğu
    kuvve-i hafıza: hafıza duygusu, bellek lekedar: lekeli
    lisan-ı hal: hal dili mezkûr: anılan, sözü geçen
    misâlî levha: içlerinde herşeyin fotoğrafının kaydedildiği levha muhal: imkânsız, akıl dışı
    mümteni: imkânsız nazdar: nazlı, cilveli
    nâzenin: ince, narin, duyarlı saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk
    sahife-i a’mâl: iş ve davranışların yazıldığı sahife saltanat-ı sermediye: sonsuz saltanat
    sukut etmek: düşmek, alçalmak tatbik eylemek: uygulamak
    tesbihat: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma vaid: korkutma, tehdit etme
    zîhayat: canlı, hayat sahibi zîşuur: şuur sahibi, bilinçli
    âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat âkıbetsiz: sonuçsuz, neticesiz

    Yazar : Risale Forum

  9. #9
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Birinci Kısım - Sayfa 48

    sair maddî ve mânevî in’ikâs âyinelerinde kaydeder, yazdırır, zaptederek muhafaza altına alır. Sonra, mevsimi geldikçe bütün o mânevî yazıları maddî bir tarzda da gözümüze gösterip milyonlarla misâller ve deliller ve nümuneler kuvvetiyle 1 وَاِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْ âyetindeki en acip bir hakikat-ı haşriyeyi, kudretin bir çiçeği olan her bahar, kendi çiçek-i ekberinde milyarlar dille kâinata ilân eder. Ve başta nev-i insanolarak eşya, fenaya düşmek ve ademe sukut etmek ve hiçlikte mahvolmak ve baştanev-i beşer olarak zîhayatlar idam edilmek için yaratılmamışlar. Belki bekàya terakkiile ve devama tasaffi ile ve sermedî vazifeye istidadıyla girmek için halk olunduklarınıgayet kuvvetli ispat eder.

    Evet, her baharda müşahede ediyoruz ki, güz mevsimi kıyametinde vefat eden hadsiz nebatat, bahar haşrinde herbir ağaç, herbir kök, herbir çekirdek, herbir tohum وَاِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْ âyetini okuyup bir mânâsını, bir ferdini kendi diliyle, geçmiş senelerde gördüğü vazifenin misalleriyle tefsir ederek o azametli hafîziyete şehadeteder, 2 هُوَ اْلأَوَّلُ وَاْلاٰخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُ âyetindeki dört muazzam hakikatleri herşeyde gösterip hafîziyeti âzami derecede ve haşri bahar kolaylığında vekat’iyetinde bizlere ders verir.

    Evet, bu dört ismin cilveleri en cüz’îden en küllîye kadar cereyan ederler. Meselâ, nasıl ki bu ağacın menşei olan bir çekirdek, اَ ْلأَوَّلُ 3 ismine mazhariyetle o ağacıngayet mükemmel programını ve icadının noksansız cihazatını ve teşekkülünün bütünşeraitini câmi’ bir kutucuktur ki, hafîziyetin azametini ispat eder.


    Not
    Dipnot-1
    “Amel defterleri açılıp yayınlandığı zaman.” Tekvir Sûresi, 81:10.
    Dipnot-2
    “O Evveldir; başlangıcı olmadığı gibi, bütün varlıkların başlangıcı da Onun ilim vekudretine bağlıdır. O Âhirdir; sonu olmadığı gibi bütün varlıkların neticesi Ona bakar ve dönüşü Onadır. O Zâhirdir; varlık ve birliğinin delilleri herşeyde ap açık görünür ve bütün varlıklar dış görünüşleri ve san’atlı yapılışlarıyla Onun kudret ve sanatına şâhitlik eder. O Bâtındır; herşeyin hakikatine vâkıftır ve herşeyin içyüzü Onun kudretve hikmetine şâhitlik eder.” Hadîd Sûresi, 57:3.
    Dipnot-3
    Evvel: her şeyin aslını ve başlangıcını ezelî ilmiyle tespit eden ve Kendisinden önce hiçbir şey var olmayan Allah.



    acip: hayret verici, şaşırtıcı adem: hiçlik, yokluk
    azamet: büyüklük bekà: kalıcılık, devamlılık
    cereyan etmek: meydana gelmek cihazat: cihazlar, âletler
    cilve: görüntü, yansıma câmi’: kapsamlı, birçok şeyi içine alan
    cüz’î: küçük, ferdî fena: yokluk, gelip geçicilik
    gayet: son derece hafîziyet: koruyuculuk
    hakikat-i haşriye: haşir gerçeği halkolunmak: yaratılmak
    haşr: insanların öldükten sonra âhirette diriltilip muhakeme için Allah‘ın huzurunda toplanması icad: var etme, vücuda getirme
    idam edilmek: yok olmak in’ikâs: yansıma
    istidad: kàbiliyet, ruhsal özellik, yetenek kat’iyet: kesinlik
    kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı küllî: tür, cins; büyük ve kapsamlı, varlıklar
    mazhariyet: sahip olma, üzerinde gösterme menşe: kaynak, kök
    muazzam: azametli, çok büyük müşahede etmek: görmek, gözlemlemek
    nebâtât: bitkiler nev-i beşer: insanlar
    nev-i insan: insan türü, insanlık sair: diğer, başka
    sermedî: sürekli, devamlı sukut etmek: düşmek, alçalmak
    tasaffi: saflaşma, temizlenme tefsir etmek: yorumlamak
    terakki: ilerleme, yükselme teşekkül: oluşma
    zîhayat: canlı, hayat sahibi âzami: çok büyük
    çiçek-i ekber: en büyük çiçek şehadet etmek: tanıklık, şahitlik etmek
    şerâit: şartlar, belirtiler
    Yazar : Risale Forum

  10. #10
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Birinci Kısım - Sayfa 49

    وَاْلاٰخِرُ 1 ismine mazhar olan meyvesi ise, çekirdekleriyle o ağacın işlediği bütünfıtrî vazifelerinin fihristesini ve amellerinin listesini ve hayat-ı saniyesinin düsturlarınıihtiva eden bir sandukçuktur ki, âzamî derecede hafîziyete şehadet eder.

    وَالظَّاهِرُ 2 ismine mazhar olan o ağacın suret-i cismâniyesi ise, öyle tenasüplü ve san’atlı ve süslü bir hulle, bir libas ve ayrı ayrı nakışlar ve zîynetler ve yaldızlı nişanlarla tezyin edilmiş, güya yetmiş renkli bir hûri elbisesidir ki, hafîziyet içindeazamet-i kudret ve kemâl-i hikmet ve cemâl-i rahmeti gözlere gösterir.

    وَالْبَاطِنُ 3 ismine âyine olan o ağacın içindeki makinesi ise, öyle muntazam ve mükemmel ve mu’cizatlı bir fabrika, bir destgâh, bir kimyahâne ve hiçbir dalı ve meyveyi ve yaprağı gıdasız bırakmayan mizanlı bir kazan-ı erzaktır ki, hafîziyet içindekemâl-i kudret ve adalet ve cemâl-i rahmet ve hikmeti güneş gibi ispat eder.

    Aynen öyle de, küre-i arz, senevî mevsimler cihetinde bir ağaçtır. İsm-i Evvelcilvesiyle güz mevsiminde hafîziyete emanet edilen bütün tohumlar ve çekirdekler, bahar çarşafını giyen zemin yüzünün milyarlar dal, budak, meyve veren ve çiçek açan ağacının teşkilatına dair İlâhî emirlerin mecmuacıkları ve kaderden gelendüsturların listeleri ve geçen yazın işlediği vazifelerin küçücük sahife‑i amelleri vedefter-i hidematıdır ki, bilbedahe bir Hafîz-i Zülcelâl-i ve’l-İkramın hadsiz kudret, adalet, hikmet, rahmet ile iş gördüğünü gösteriyor.



    Not
    Dipnot-1
    Âhir: her şeyin sonunu ezelî ilmiyle belirleyen ve sonu gelen varlıkların neslini tohum ve çekirdeklerde tanzim eden ve her şeyden sonra yalnız Kendisi bâkî kalan Allah.
    Dipnot-2
    Zâhir: her şeyin dış yüzlerini çeşitli cihaz ve ince nakışlarla süsleyerek mükemmel ve güzel yaratan ve her şeyde varlık ve birliğinin işaretleri açıkça görünen Allah.
    Dipnot-3
    Bâtın: bütün varlıkların içyüzlerini mükemmel bir fabrikanın harika makineleri gibi yaratıp işleten ve bununla da isim ve sıfatlarının her türlü noksandan uzak olduğunu gösteren Allah.



    Hafîz-i Zülcelâl-i ve’l-İkram: sonsuz haşmet, yücelik ve ikram sahibi olan, herşeyi koruyup gözeten ve muhafaza eden Allah amel: davranış, iş
    azamet-i kudret: güç ve iktidarın büyüklüğü bilbedâhe: apaçık bir şekilde
    cemâl-i rahmet: rahmetin güzelliği cihet: taraf, yön
    cilve: görüntü, yansıma defter-i hidemat: hizmetler defteri
    destgâh: tezgâh düstur: kâide, kural
    fihriste: içindekiler fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen
    hadsiz: sayısız, sınırsız hafiziyet: koruyuculuk
    hayat-ı saniye: ikinci hayat hikmet: fayda, gaye; Allah’ın herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratma sıfatı
    hulle: Cennet elbisesi hûri: Cennet kızı
    ihtiva etmek: içine almak ism-i Evvel: Allah’ın başlangıcı olmadığı gibi, bütün varlıkların başlangıcı da Onun ilim ve kudretine bağlı olduğunu bildiren ismi
    kader: Allah’ın meydana gelecek hâdiseleri olmadan önce bilmesi, takdir etmesi, plânlaması kazan-ı erzak: erzak kazanı
    kemâl-i hikmet: hikmetin mükemmelliği, tam ve yerli yerinde olma kemâl-i kudret: Allah’ın kudretinin mükemmelliği
    kimyahâne: kimya evi kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı
    küre-i arz: yerküre, dünya libas: elbise
    mazhar olma: erişme, nail olma; ayna olma, yansıma ve görünme mecmuacık: kitapçık
    mizanlı: ölçülü muntazam: düzenli, intizamlı
    mu’cizât: mu’cizeler; benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şeyler rahmet-i İlâhiye: Allah’ın sonsuz rahmeti, şefkat ve merhameti
    sahife-i a’mâl: iş ve davranışların yazıldığı sahifeler senevî: yıllık
    suret-i cismaniye: dış görünüş tenasüp: uygunluk, uyum
    tezyin etmek: süslemek teşkilât: yapı
    zemin: yer zîynet: süs
    âzamî: çok büyük şehadet etmek: tanıklık, şahitlik etmek
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 1/2 12 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

157, 159, 160, 161, 164, 176, 592, açacak, acip, adedince, âhirete, âhiretimizi, aklı, aklımızla, aldıkları, âlemleri, amellerin, anları, anlıyoruz, araf, arz, atmak, aya, âyine, bağlamış, bağış, belirleyen, beyanı, beşer, bilinen, bilmesi, binaen, biri, birlik, bitkisel, bizimle, bütün, bırakmıyor, cemiyetli, cihazat, cömertlik, daire, davranışları, dağlar, dediler, derece, dikkatle, diriltecek, diye, duyan, düzenli, dış, ebedî, ediyorlar, efes turları, eliyle, emareleri, esenlik, etmeme, ettiren, faideleri, faydaya, fikirleri, galebe, gelmiyor, getirip, göndermiş, gördüğünü, görünmek, gösterme, gözümüzle, güzelliği, hakikatine, hakkaniyeti, hayalen, hayrette, haşirde, herbir, herşeye, herşeyin, hilkat, icadı, içindekiler, ilerleme, imaniye, istediğini, işaret, iştiyak, karışması, karıştıran, kendisinde, koyan, koyup, kudretine, lâzım, lisanı, mâneviyattan, masnuatı, mecbur, mesel, meselâ, meselede, meselesine, meseleyi, mevcudat, mevsimler, mevsimlerin, muazzam, muhakkak, muhtacı, mükâfatını, mükerrem, mümkü, müstehak, müş, nail, olmamak, olmazlar, olsalar, omuzuna, orga, özellikle, risale-i, risale-i nur, rububiyeti, sabahı, sayan, senâ, seviyesi, simurg, soruyoruz, sûresi, tapan, tatmin, terakki, tokat, uhrevî, ülkesinin, umum, üstü, uyum, varlığının, vazifeli, vazifeni, verdiği, veyahut, yapması, yaratılış, yayı, yazılan, yazıldığı, yüzleri, yıldızları, zamanları, zamanın, zeminde, zengini, şartları, şeye, şeytanları

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222