Sayfa 2/2 İlkİlk 12
17 sonuçtan 11 ile 17 arası

  1. #11
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Birinci Kısım - Sayfa 50

    Ve senevî zemin ağacının âhiri ise, ikinci güzde o ağacın gördüğü bütün vazifelerini ve esmâ-i İlâhiyeye karşı ettiği bütün fıtrî tesbihatlarını ve gelecek bahar haşrindeneşrolabilen bütün sahâif-i amallerini, zerrecik ve küçücük kutucukların içine koyup,Hafîz-i Zülcelâlin dest-i hikmetine teslim eder Hüve’l-Âhir ismini hadsiz dillerle kâinat yüzünde okur.

    Ve bu ağacın zâhiri ise, haşrin üç yüz bin misallerini ve emarelerini gösteren üç yüz bin küllî ve çeşit çeşit çiçekler açıp hadsiz rahmâniyet ve rezzâkiyet ve rahîmiyet vekerîmiyet sofralarını sererek zîhayatlara ziyafetler vermekle Hüve’z-Zâhir ismini, meyveleri, çiçekleri, taamları sayısınca lisanlarıyla zikredip medh ü senâ eder, gündüz gibi وَاِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْ 1 hakikatini gösterir.

    Bu haşmetli ağacın bâtını ise, hadsiz ve hesaba gelmez muntazam makineleri vemizanlı fabrikaları kemâl-i dikkat ve intizamla işlettiren öyle bir kazan ve destgâhtır ki, bir dirhemden bin batman taamları pişirir, açlara yetiştirir. Ve öyle bir mizan ve dikkatle işler ki, zerre kadar tesadüfün karışmasına bir yer bırakmıyor. Hüve’l-Bâtınismini zeminin içyüzüyle, yüz bin dille tesbih eden bazı melâike gibi, yüz bin tarzlarda ilân edip ispat eder.

    Hem arz, senevî hayatı haysiyetiyle bir ağaç olduğu ve o dört isim içinde hafîziyeti ve onunla haşir kapısına bir anahtar yaptığı gibi; aynen öyle de, dehrî ve dünya hayatı cihetiyle yine meyveleri âhiret pazarına gönderilen bir muntazam ağaçtır. Ve o dört isme öyle bir mazhar, bir âyine ve âhirete giden bir yol açar ki, genişliğiniihataya ve tabire aklımız kâfi gelmiyor. Yalnız bu kadar deriz:

    Not
    Dipnot-1
    “Amel defterleri açılıp yayınlandığı zaman.” Tekvir Sûresi, 81:10.





    Hafîz-i Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi, büyük küçük herşeyi kaydedip koruyan Allah Hüve’l-Bâtın: O Bâtıntır; bütün varlıkların içyüzlerini mükemmel bir fabrikanın harika makineleri gibi yaratıp işleten ve herşeyin iç âlemine hükmeden Allah’tır
    Hüve’l-Âhir: O Âhirdir; her şeyin sonunu ezelî ilmiyle belirleyen ve sonu gelen varlıkların neslini tohum ve çekirdeklerle tanzim eden ve her şeyden sonra yalnız Kendisi bâkî kalan Allah’tır Hüve’z-Zâhir: O Zâhirdir; her şeyin dış yüzlerini çeşitli cihaz ve ürünlerle donatıp ve ince nakışlarla süsleyerek mükemmel ve güzel yaratan ve her şeyde varlık ve birliğinin işaretleri açıkça görünen, Allah’tır
    arz: dünya batman: eskiden kullanılan ve 8 kiloluk ağırlığa karşılık gelen bir ölçü birimi
    bâtın: iç, görünmeyen iç yüzü cihet: yön, taraf
    dehrî: zaman yönünden, çağları içine alan dest-i hikmet: hikmet eli
    destgâh: tezgâh dirhem: eskiden kullanılan ve 3 gramlık ağırlığa karşılık gelen bir ölçü birimi
    emare: belirti, işaret esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri
    fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen hadsiz: sayısız, sınırsız
    hafiziyet: koruyuculuk haysiyetiyle: özelliğiyle
    haşmetli: görkemli, heybetli haşr: insanların öldükten sonra âhirette diriltilip muhakeme için Allah‘ın huzurunda toplanması
    ihata: içine alma, kapsama kemâl-i dikkat ve intizam: tam bir dikkat ve düzen
    kerîmiyet: cömertlik küllî: tür, cins; büyük ve kapsamlı varlıklar
    lisan: dil mazhar: ayna, yansıma ve görünme yeri
    medh ü senâ: övme ve yüceltme melâike: melekler
    mizan: ölçü muntazam: düzenli, intizamlı
    neşrolmak: yayılmak rahmâniyet: şefkat, merhamet edicilik
    rahîmiyet: merhamet edicilik rezzâkıyet: rızık vericilik
    sahâif-i a’mâl: amellerin yazıldığı sahifeler senevî: yıllık
    taam: gıda, yiyecek tesbih etmek: Allah’ı her türlü noksan ve kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anmak
    tesbihat: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma zemin: yer
    zerre: atom zâhir: açık, görünen
    zîhayat: canlı, hayat sahibi âhir: son
    âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat
    Yazar : Risale Forum

  2. #12
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Birinci Kısım - Sayfa 51

    Nasıl ki bir saatin saniyeleri ve dakikaları ve saatleri ve günleri sayan haftalık saatin milleri birbirine benzer, birbirini ispat eder. Saniyelerin hareketini gören, sairçarkların hareketlerini tasdik etmeye mecbur olur. Aynen öyle de, semâvât ve arzınHâlık-ı Zülcelâlinin bir saat-i ekberi olan bu dünyanın saniyelerini sayan günler ve dakikalarını hesap eden seneler ve saatlerini gösteren asırlar ve günlerini bildiren devirler birbirine benzer, birbirini ispat eder. Ve bu gecenin sabahı ve bu kışın baharıkat’iyetinde fâni dünyanın karanlıklı kışının bâki bir baharı ve sermedî bir sabahı geleceğini hadsiz emârelerle haber verir diye, Hafîz ismi ile هُوَ اْلأَوَّلُ وَاْلاٰخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُ 1 isimleri, biz Hâlıkımızdan sorduğumuz haşir meselesine, mezkûr hakikatle cevap veriyorlar.

    Hem madem gözümüzle görüyoruz ve aklımızla anlıyoruz ki;

    • İnsan şu kâinat ağacının en son ve en cemiyetli meyvesi,
    • Ve hakikat-ı Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâm cihetiyle çekirdek-i aslîsi,
    • Ve kâinat Kur’ân’ının âyet-i kübrası,
    • Ve İsm-i Âzamı taşıyan âyetü’l-kürsîsi,
    • Ve kâinat sarayının en mükerrem misafiri,
    • Ve o saraydaki sair sekenelerde tasarrufa mezun en faal memuru,
    • Ve kâinat şehrinin zemin mahallesinin bahçesinde ve tarlasında, varidat vesarfiyatına ve zer’ ve ekilmesine nezarete memur,
    • Ve yüzer fenler ve binler san’atlarla teçhiz edilmiş en gürültülü ve mes’uliyetli nâzırı,
    • Ve kâinat ülkesinin arz memleketinde, Padişah-ı Ezel ve Ebedin gayet dikkat altında bir müfettişi, bir nevi halife-i arzı,




    Not
    Dipnot-1 “O Evveldir, Âhirdir, Zâhirdir ve Bâtındır.” Hadîd Sûresi, 57:3.


    Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun Hafîz: esirgeyen, koruyan, yarattıklarını koruyup gözeten Allah
    Hâlık: her şeyi yaratan Allah Hâlık-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi, herşeyi yaratan Allah
    Padişah-ı Ezel ve Ebed: varlığının başlangıcı ve sonu olmayan Padişah, Allah arz: dünya
    bâki: kalıcı, devamlı cemiyetli: kapsamlı
    cihet: yön, taraf emare: belirti, iz
    faal: çalışkan, hareketli fâni: geçici, ölümlü
    gayet: son derece hadsiz: sayısız, sınırsız
    hakikat: doğru, gerçek hakikat-i Muhammediye: Hz. Muhammed’in hakikati, mânevî şahsiyeti
    halife-i arz: yeryüzünde Allah’ın emirlerini yerine getirip Onun namına tasarrufta bulunan ve varlıklar üzerinde Onun adına egemen olan insan kat’iyet: kesinlik
    kâinat: evren, yaratılan herşey mes’uliyet: sorumluluk, yükümlülük
    mezkûr: anılan, sözü geçen mezun: izinli
    müfettiş: teftiş eden, denetleyici mükerrem: ikram olunan, saygın
    nevi: tür nezaret: gözetim, bakım
    nâzır: bakan, gözeten saat-i ekber: en büyük saat
    sair: diğer, başka sarfiyat: giderler, harcamalar
    sekene: sakinler semâvat: gökler
    sermedî: devamlı, sürekli tasarruf: dilediği gibi kullanma ve yönetme
    tasdik etmek: doğrulamak, onaylamak teçhiz etmek: donatmak
    varidat: gelirler, kaynaklar zemin: yer
    zer’ etmek: ekmek, dikmek âyet-i kübrâ: en büyük delil
    âyetü’l-kürsî: Allah’ın varlığından ve bir kısım mühim sıfatlarından bahseden Bakara Sûresinin 255. âyeti çekirdek-i aslî: asıl çekirdek, tohum
    İsm-i Âzam: Cenâb-ı Hakkın binbir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olanı
    Yazar : Risale Forum

  3. #13
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Birinci Kısım - Sayfa 52

    • Ve cüz’î ve küllî harekâtı kaydedilen bir mutasarrıfı,
    • Ve semâ ve arz ve cibâlin kaldırmasından çekindikleri emanet-i kübrâyı omuzuna alan,
    • Ve önüne iki acip yol açılan, bir yolda zîhayatın en bedbahtı ve diğerinde enbahtiyarı,
    • Çok geniş bir ubudiyetle mükellef bir abd-i küllî,
    • Ve Kâinat Sultanının İsm-i Âzamına mazhar ve bütün esmâsına en câmi’ bir âyinesi, ve hitabât-ı Sübhâniyesine ve konuşmalarına en anlayışlı bir muhatab-ı hassı,
    • Ve kâinatın zîhayatları içinde en ziyade ihtiyaçlısı,
    • Ve hadsiz fakrıyla ve acziyle beraber hadsiz maksatları ve arzuları ve nihayetsizdüşmanları ve onu inciten zararlı şeyleri bulunan bir biçare zîhayatı,
    • Ve istidatça en zengini,
    • Ve lezzet-i hayat cihetinde en müteellimi ve lezzetleri dehşetli elemlerle âlûde,
    • Ve bekàya en ziyade müştak ve muhtaç ve en çok lâyık ve müstehak ve devamı vesaadet-i ebediyeyi hadsiz dualarla isteyen ve yalvaran ve bütün dünya lezzetleri ona verilse, onun bekàya karşı arzusunu tatmin etmeyen,

    • Ve ona ihsanlar eden Zâtı perestiş derecesinde seven ve sevdiren ve sevilen çok hârika bir mu’cize-i kudret-i Samedâniye ve bir acûbe-i hilkat,

    • Ve kâinatı içine alan ve ebede gitmek için yaratıldığına bütün cihazat-ı insaniyesişehadet eden, böyle yirmi küllî hakikatlerle Cenâb-ı Hakkın Hak ismine bağlanan,



    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah Hak: herşeyi hakkıyla yaratan, varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah
    Kâinat Sultanı: kâinatın ve bütün varlıkların sultanı olan Allah abd-i küllî: bütün varlıkların ibadetlerini kendi şahsında temsil eden kul
    acip: hayret verici, şaşırtıcı acz: acizlik, güçsüzlük
    acûbe-i hilkat: acayip yaratılış harikası bahtiyar: talihli, mutlu
    bedbaht: kötü bahtlı, talihsiz bekà: devamlılık, kalıcılık
    biçare: çaresiz cibâl: dağlar
    cihazat-ı insaniye: insana ait cihazlar, duygular cihet: taraf, yön
    câmi’: kapsamlı, içine alan cüz’î: az, küçük, ferdî
    dehşetli: korkunç, ürkütücü emanet-i kübra: büyük emanet; benlik duygusu, başka varlıkların yüklenmekten çekindiği ve insanın yüklendiği İlâhî görevler, yükümlülükler
    esmâ: Allah’ın isimleri fakr: fakirlik, ihtiyaç hali
    hadsiz: sayısız, sınırsız harekât: hareketler
    hitâbât-ı Sübhâniye: her türlü kusur ve noksanlıktan yüce olan Allah’ın Kendi Zâtına has hitapları, konuşmaları ihsan: bağış, ikram
    istidad: kàbiliyet, ruhsal özellik, yetenek küllî: genel, kapsamlı
    lezzet-i hayat: hayatın lezzeti mazhar: ayna, yansıma ve görünme yeri
    muhatab-ı has: özel muhatap mutasarrıf: tasarruf eden, kullanan, idare eden
    mu’cize-i kudret-i Samedâniye: herşey Kendisine muhtaç olduğu halde Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah’ın kudret mu’cizesi mükellef: yükümlü, sorumlu
    müstehak: hak etmiş, lâyık müteellim: acı çeken
    müştak: arzulu, çok istekli nihayetsiz: sınırsız, sonsuz
    perestiş: aşırı derece sevmek, tapma saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk
    semâ: gök ubûdiyet: Allah’a kulluk
    ziyade: çok, fazla zîhayat: canlı, hayat sahibi
    âlûde: bulaşık, karışık İsm-i Âzam: Cenâb-ı Hakkın binbir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olanı
    şehadet: şahitlik, tanıklık
    Yazar : Risale Forum

  4. #14
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Birinci Kısım - Sayfa 53

    • Ve en küçük zîhayatın en cüz’î ihtiyacını gören ve niyazını işiten ve fiilen cevap veren Hafîz-i Zülcelâlin Hafîz ismiyle mütemadiyen amelleri kaydedilen ve kâinatıalâkadar edecek ef’âlleri o ismin kâtibîn-i kiramlarıyla yazılan ve herşeyden ziyade o ismin nazar-ı dikkatine mazhar bulunan bu insanlar, elbette ve elbette ve herhalde ve hiçbir şüphe getirmez ki, bu yirmi hakikatın hükmüyle, insanlar için bir haşir ve neşirolacak ve Hakismiyle evvelki hizmetlerinin mükâfatını ve kusuratının mücâzâtını çekecek ve Hafîz ismiyle cüz’î-küllî kayd altına alınan her amelinden muhasebe ve sorguya çekilecek ve dâr‑ı bekàda saadet-i ebediye ziyafetgâhının ve şekavet-i daimehapishanesinin kapıları açılacak ve bu âlemde çok tâifelere kumandanlık yapan ve karışan ve bazan karıştıran bir zabit, toprağa girip her amelinden sual olunmamak ve uyandırılmamak üzere yatıp saklanmayacaktır.


    Yoksa, sineğin sesini işitip hakk-ı hayatını vermekle fiilen cevap verdiği halde, gök gürültüsü kuvvetinde bekàya ait hadsiz hukuk-u insaniyenin, mezkûr yirmi hakikatlerlisanlarıyla edilen ve Arşı ve ferşi çınlatan dualarını işitmemek ve o hadsiz hukukuzayi etmek ve sinek kanadının intizamı şehadetiyle sinek kanadı kadar israf etmeyen bir hikmet, bütün o hakikatlerin bağlandıkları insanî istidadatı ve ebede uzananemelleri ve arzuları ve o istidat ve arzuları besleyen kâinatın pek çok rabıtalarını ve hakikatlerini bütün bütün israf etmek öyle bir haksızlıktır ve imkân haricinde vezâlimâne bir çirkinliktir ki, Hakve Hafîzve Hakîmve Cemîlve Rahîmisimlerine şehadet eden bütün mevcudât onu reddeder, “Yüz derece muhal ve bin vech ile mümtenidir” derler.



    Arş: göğün en yüksek katı; Allah’ın büyüklük ve yüceliğinin ve herşeyi kuşatan sınırsız egemenliğinin tecellî ettiği yer Cemîl: bütün güzelliklerin kaynağı ve sonsuz güzellik sahibi Allah
    Hafîz: herşeyi koruyup saklayan ve yarattıklarını esirgeyip gözeten Allah Hafîz-i Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi, büyük küçük herşeyi kaydedip koruyan Allah
    Hakîm: herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Allah Rahîm: merhametli; rahmetinin çok özel tecellîleri olan ve sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah
    alâkadar: alâkalı, ilgili amel: davranış, iş
    bekà: kalıcılık, devamlılık cüz’î: ferdî, az, küçük
    dâr-ı bekà: devamlı ve kalıcı olan yer; âhiret ebed: sonsuzluk
    ef’al: fiiller, işler emel: arzu, istek
    ferş: yer hadsiz: sayısız, sınırsız
    hakk-ı hayat: yaşama hakkı haşir ve neşir: öldükten sonra âhirette diriltilerek muhakeme için Allah’ın huzurunda toplanma ve tekrar dağılıp yayılma
    hikmet: fayda, gaye; Allah’ın herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratma sıfatı hukuk-u insaniye: insan hakları
    intizam: düzen istidadat: istidatlar, kàbiliyetler
    istidat: kàbiliyet, yetenek kusurat: kusurlar, hata ve günahlar
    kâtibîn-i kiram: insanın yaptığı bütün amelleri yazan melekler lisan: dil
    mazhar bulunma: ayna olma, nail olma mevcudat: varlıklar
    mezkûr: anılan, sözü geçen muhal: imkânsız
    muhasebe: hesaba çekilme, sorgulanma mücazat: ceza verme
    mümteni: imkânsız mütemadiyen: sürekli olarak
    nazar-ı dikkat: dikkatli bakış niyaz: dua, yalvarıp yakarma
    rabıta: bağ saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk
    tâife: grup, topluluk vecih: yön, şekil
    zabit: subay zayi etmek: kaybetmek
    ziyade: çok, fazla ziyafetgâh: ziyafet yeri
    zâlimâne: zâlimce zîhayat: canlı, hayat sahibi
    şekavet-i daime: daimi bir sıkıntı, mutsuzluk
    Yazar : Risale Forum

  5. #15
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Birinci Kısım - Sayfa 54

    İşte biz Hâlıkımızdan haşre dair sorduğumuz suale Hak, Hafîz, Hakîm, Cemîl,Rahîmisimleri cevap verip derler: “Biz hak ve hakikat olduğumuz gibi ve hem bizeşehadet eden mevcudâtın tahakkuku misillü, haşir haktır ve muhakkaktır.”Hem madem... (Daha yazacaktım, fakat güneş gibi malûm olmasından kısa kestim.)

    İşte geçmiş misâllerde ve madem’lerdeki maddelere kıyasen, Cenâb-ı Hakkın yüz, belki bin esmâsının kâinata bakan isimlerinin herbirisi, nasıl ki mevcudattaki âyine vecilveleriyle Müsemmâsını bedahetle ispat eder; aynen öyle de, haşri ve dâr-ı âhireti de gösterirler ve kat’iyetle ispat ederler.

    Hem nasıl Hâlıkımızdan sorduğumuz sualimize, o Rabbimiz bütün fermanlarıyla venazil ettiği bütün kitaplarıyla ve müsemmâ olduğu ekser isimleriyle bize kudsî ve kat’îcevap veriyor; aynen öyle de, melâikeleriyle ve onların diliyle daha başka bir tarzda dedirir:

    “Sizin zaman-ı Âdem’den beri hem ruhanîlerle, hem bizimle görüşmenizin yüzertevatür kuvvetinde hâdiseleri var. Ve bizim ve ruhanilerin vücutlarına veubudiyetlerine delâlet eden hadsiz emâre ve deliller var. Ve biz âhiret salonlarında ve bazı dairelerinde gezdiğimizi, birbirimize mutabık olarak sizin kumandanlarınızla görüştüğümüz zaman söylemişiz ve daima da söylüyoruz. Elbette bu gezdiğimiz bâkive mükemmel salonlar ve bu salonların arkalarında tefriş ve tezyin edilmiş olan saraylar ve menzilller, hiç şüphemiz yoktur ki, gayet ehemmiyetli misafirleri o yerlerde iskân etmek üzere bekliyorlar. Size kat’î beyan ediyoruz” diye sualimize cevap veriyorlar.

    Hem madem Hâlıkımız, bize en büyük muallim ve en mükemmel üstad ve şaşırmaz ve şaşırtmaz en doğru rehber olarak Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü


    Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun Cemîl: bütün güzelliklerin kaynağı ve sonsuz güzellik sahibi Allah
    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah Hafîz: esirgeyen, koruyan, yarattıklarını koruyup gözeten Allah
    Hak: doğru, gerçek; herşeyi hakkıyla yaratan, varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah Hakîm: herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Allah
    Hâlık: her şeyi yaratan Allah Muhammed-i Arabî: Arapların içinden çıkan Peygamberimiz Muhammed (a.s.m.)
    Müsemmâ: ismin sahibi, isimlenen Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah
    Rahîm: merhametli; rahmetinin çok özel tecellîleri olan ve sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah bedahet: apaçıklık
    beyan etmek: açıklamak bâki: kalıcı, devamlı
    cilve: görüntü, yansıma delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek
    dâr-ı âhiret: öteki dünya, âhiret yurdu emare: belirti, işaret
    esmâ: Allah’ın isimleri ferman: buyruk, emir
    gayet: son derece hadsiz: sayısız, sınırsız
    hakikat: doğru, gerçek haşr: yeniden diriliş; insanların öldükten sonra âhirette diriltilip Allah‘ın huzurunda toplanması
    hâdise: olay iskân etmek: yerleştirmek
    kat’iyet: kesinlik kat’î: kesin bir şekilde
    kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak, kutsal kâinat: evren, yaratılan herşey
    malûm: bilinen melâike: melekler
    menzil: durak, yer mevcudat: varlıklar
    misillü: gibi muallim: öğretmen
    mutabık olmak: uygun olmak nazil etmek: indirmek
    ruhanî: ruh âlemine ait tahakkuk: gerçekleşme
    tefriş: döşeme tevatür: çeşitli kanallardan gelen ve doğruluğu kesin olarak kanıtlanan haber
    tezyin: süsleme ubûdiyet: kulluk
    vücut: beden, varlık zaman-ı Âdem: Âdem peygamberin zamanı
    şehadet etmek: şahitlik, tanıklık etmek
    Yazar : Risale Forum

  6. #16
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Birinci Kısım - Sayfa 55

    Vesselâmı tayin etmiş ve en son elçi olarak göndermiş. Biz dahi, ilmelyakînmertebesinden aynelyakîn ve hakkalyakîn mertebelerine terakki ve tekemmül etmeküzere, herşeyden evvel bu üstadımızdan, Hâlıkımızdan sorduğumuz suali sormaklığımız lâzım geliyor. Çünkü o zât, Hâlıkımız tarafından herbiri birer nişane-itasdik olan bin mu’cizatıyla, Kur’ân’ın bir mu’cizesi olarak, Kur’ân’ın hak vekelâmullah olduğunu ispat ettiği gibi; Kur’ân dahi, kırk nevi i’câz ile o zâtın birmu’cizesi olup, onun doğru ve Resulullah olduğunu ispat ederek, ikisi beraber, biriâlem-i şehadet lisanı (bütün hayatında, bütün enbiya ve evliyanın tasdikleri altında) diğeri âlem-i gayb lisanı bütün semâvî fermanların ve kâinat hakikatlerinin tasdikleri içinde binler âyâtıyla iddia ve ispat ettikleri hakikat-i haşriye elbette güneş ve gündüz gibi bir kat’iyettedir. Evet, haşir gibi, en acip ve en dehşetli ve tavr-ı aklın haricinde bir mesele, ancak ve ancak böyle harika iki üstadın dersleriyle halledilir, anlaşılır.

    Eski zaman peygamberleri ümmetlerine Kur’ân gibi izahat vermediklerinin sebebi, o devirler beşerin bedeviyet ve tufûliyet devri olmasıdır. İptidaî derslerde izah az olur.

    Elhâsıl: Madem Cenâb-ı Hakkın ekser isimleri âhireti iktiza edip isterler; elbette o isimlere delâlet eden bütün hüccetler, bir cihette âhiretin tahakkukuna dahi delâletederler.

    Ve madem melâikeler âhiretin ve âlem-i bekànın dairelerini gördüklerini haber veriyorlar; elbette melâike ve ruhların ve ruhaniyâtın vücut ve ubudiyetlerine şehadeteden deliller, dolayısıyla âhiretin vücuduna dahi delâlet ederler.Ve madem Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın bütün hayatında vahdâniyetten


    Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan, şeref sahibi Allah
    Hâlık: her şeyi yaratan Allah acip: hayret verici, şaşırtıcı
    aynelyakîn: gözlem ve müşahedeye dayanarak, kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kesin bilme bedeviyet: göçebelik
    cihet: taraf, yön dehşetli: korkunç, ürkütücü
    delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek ekser: çoğunluk
    elhasıl: özetle, kısaca enbiya: nebiler, peygamberler
    evliya: Allah’ın sevgili kulları, veliler ferman: buyruk, emir
    hak: doğru, gerçek hakikat-i haşriye: haşir gerçeği
    hakkalyakîn: bizzat yaşamak suretiyle, kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kesin bilme haşr: insanların öldükten sonra âhirette diriltilip muhakeme için Allah‘ın huzurunda toplanması
    hüccet: kesin, güçlü delil iktiza etmek: gerektirmek
    ilmelyakîn: ilmî ve sağlam delillere dayanarak, hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak derecede kesin bilme iptidaî: basit, ilkel; ilköğretim seviyesi
    izah: açıklama izahat: açıklamalar
    i’câz: mu’cize oluş kat’iyet: kesinlik
    kelâmullah: Allah’ın kelamı, Kur’ân kâinat: evren, yaratılan herşey
    lisan: dil melâike: melekler
    mu’cize: Allah’ın izniyle peygamberler tarafından ortaya konulup bir benzerini yapmakta başkalarını aciz ve hayrette bırakan olağanüstü şey mu’cizât: mu’cizeler
    nevi: tür nişane-i tasdik: doğrulayıcı nişan, alâmet
    ruhaniyât: maddî yapısı olmayan ruh âlemine ait varlıklar semâvî: Allah tarafından olan, İlâhî
    tahakkuk: gerçekleşme tasdik: doğrulama, onaylama
    tavr-ı akl: akıl ölçüsü, akıl çizgisi tekemmül etmek: mükemmelleşmek, olgunlaşmak
    terakki: ilerleme, yükselme tufûliyet: çocukluk, küçüklük
    ubûdiyet: Allah’a kulluk vahdâniyet: Allah’ın bir ve benzersiz oluşu ve ortağının olmayışı
    vücud: varlık, var oluş âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat
    âlem-i bekà: devamlı ve kalıcı olan âhiret âlemi âlem-i gayb: gayb âlemi, görünmeyen âlem
    âlem-i şehadet: gözle gördüğümüz âlem âyât: âyetler, deliler
    şehadet: şahitlik, tanıklık
    Yazar : Risale Forum

  7. #17
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Birinci Kısım - Sayfa 56

    sonra en daimî dâvâsı ve müddeâsı ve esası âhirettir; elbette o zâtın nübüvvetine vesıdkına delâlet eden bütün mu’cizeleri ve hüccetleri, bir cihette, dolayısıyla âhiretintahakkukuna ve geleceğine şehadet ederler.

    Ve madem Kur’ân’ın dörtten birisi haşir ve âhirettir ve bin âyâtıyla onun ispatına çalışır ve onu haber verir; elbette Kur’ân’ın hakkaniyetine şehadet ve delâlet eden bütün hüccetleri ve delilleri ve burhanları, dolayısıyla âhiretin vücûduna vetahakkukuna ve açılmasına dahi delâlet ve şehadet ederler.

    İşte bak, bu rükn-ü imanî ne kadar kuvvetli ve kat’î olduğunu gör.


    burhan: mantıkî delil, kanıt cihet: taraf, yön
    delâlet: işaret etme, delil olma hakkaniyet: doğruluk, gerçekçilik
    haşr: insanların öldükten sonra âhirette diriltilip muhakeme için Allah‘ın huzurunda toplanması hüccet: güçlü delil
    kat’î: kesin mu’cize: Allah’ın izniyle peygamberler tarafından ortaya konulup bir benzerini yapmakta başkalarını aciz ve hayrette bırakan olağanüstü şey
    müddeâ: iddia edilen şey nübüvvet: peygamberlik
    rükn-ü imanî: imanın şartı, temel esası sıdk: doğruluk
    tahakkuk: gerçekleşme vücud: varlık, var oluş
    âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat âyât: âyetler, deliler
    şehadet: şahitlik, tanıklık
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 2/2 İlkİlk 12

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

157, 159, 160, 161, 164, 176, 592, açacak, acip, adedince, âhirete, âhiretimizi, aklı, aklımızla, aldıkları, âlemleri, amellerin, anları, anlıyoruz, araf, arz, atmak, aya, âyine, bağlamış, bağış, belirleyen, beyanı, beşer, bilinen, bilmesi, binaen, biri, birlik, bitkisel, bizimle, bütün, bırakmıyor, cemiyetli, cihazat, cömertlik, daire, davranışları, dağlar, dediler, derece, dikkatle, diriltecek, diye, duyan, düzenli, dış, ebedî, ediyorlar, efes turları, eliyle, emareleri, esenlik, etmeme, ettiren, faideleri, faydaya, fikirleri, galebe, gelmiyor, getirip, göndermiş, gördüğünü, görünmek, gösterme, gözümüzle, güzelliği, hakikatine, hakkaniyeti, hayalen, hayrette, haşirde, herbir, herşeye, herşeyin, hilkat, icadı, içindekiler, ilerleme, imaniye, istediğini, işaret, iştiyak, karışması, karıştıran, kendisinde, koyan, koyup, kudretine, lâzım, lisanı, mâneviyattan, masnuatı, mecbur, mesel, meselâ, meselede, meselesine, meseleyi, mevcudat, mevsimler, mevsimlerin, muazzam, muhakkak, muhtacı, mükâfatını, mükerrem, mümkü, müstehak, müş, nail, olmamak, olmazlar, olsalar, omuzuna, orga, özellikle, risale-i, risale-i nur, rububiyeti, sabahı, sayan, senâ, seviyesi, simurg, soruyoruz, sûresi, tapan, tatmin, terakki, tokat, uhrevî, ülkesinin, umum, üstü, uyum, varlığının, vazifeli, vazifeni, verdiği, veyahut, yapması, yaratılış, yayı, yazılan, yazıldığı, yüzleri, yıldızları, zamanları, zamanın, zeminde, zengini, şartları, şeye, şeytanları

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222