5 sonuçtan 1 ile 5 arası

  1. #1
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Altıncı Mesele

    Altıncı Mesele

    Risale-i Nur’un çok yerlerinde izahı ve kat’î hadsiz hüccetleri bulunan iman-ı billâh rüknünün binler küllî burhanlarından birtek burhana kısaca bir işarettir.


    Kastamonu’da lise talebelerinden bir kısmı yanıma geldiler. “Bize Hâlıkımızı tanıttır; muallimlerimiz Allah’tan bahsetmiyorlar” dediler.

    Ben dedim:

    Sizin okuduğunuz fenlerden her fen, kendi lisan-ı mahsusuyla mütemadiyen Allah’tan bahsedip Hâlıkı tanıttırıyorlar. Muallimleri değil, onları dinleyiniz.

    Meselâ, nasıl ki mükemmel bir eczahane ki, her kavanozunda harika ve hassas mizanlarla alınmış hayattar macunlar ve tiryaklar var; şüphesiz gayet maharetli ve kimyager ve hakîm bir eczacıyı gösterir.

    Öyle de, küre-i arz eczahanesinde bulunan dört yüz bin çeşit nebatat ve hayvanat kavanozlarındaki zîhayat macunlar ve tiryaklar cihetiyle bu çarşıdaki eczahaneden ne derece ziyade mükemmel ve büyük olması nisbetinde, okuduğunuz fenn-i tıb mikyasıyla, küre-i arz eczahane-i kübrasının eczacısı olan Hakîm‑i Zülcelâli, hatta kör gözlere de gösterir, tanıttırır.

    Hem, meselâ, nasıl bir harika fabrika ki, binler çeşit çeşit kumaşları basit bir maddeden dokuyor; şeksiz, bir fabrikatörü ve maharetli bir makinisti tanıttırır.

    Öyle de, küre-i arz denilen yüz binler başlı, her başında yüz binler mükemmel fabrika bulunan bu seyyar makine-i Rabbâniye ne derece bu insan fabrikasından büyükse, mükemmelse, o derecede, okuduğunuz fenn-i makine mikyasıyla, küre-i arzın Ustasını ve Sahibini bildirir, tanıttırır.

    Hem meselâ, nasıl ki, gayet mükemmel bin bir çeşit erzak etrafından celb edip içinde muntazaman istif ve ihzar edilmiş depo ve iaşe ambarı ve dükkân şeksiz, bir fevkalâde iaşe ve erzak mâlikini ve sahibini ve memurunu bildirir.

    Hakîm-i Zülcelâl: sonsuz yücelik ve haşmet sahibi olan ve herşeyi hikmetle yapan Allah Hâlık: herşeyi var eden, yaratıcı Allah
    burhan: mantıkî delil, kanıt celb etmek: kendine çekmek
    cihet: taraf, yön eczahâne-i kübra: en büyük eczane
    erzak: rızıklar fenn-i makine: makine bilimi, mühendisliği
    fenn-i tıp: tıp ilmi fevkalâde: olağanüstü
    gayet: son derece hadsiz: sayısız, sınırsız
    hakîm: hikmetle iş yapan; herşeyi belirli maksat ve gayelere uygun ve tam yerli yerinde yapan hayattar: canlı, hayat sahibi
    hayvanat: hayvanlar hüccet: kesin kanıt, delil
    iaşe: besleme, yedirip içirme ihzar etmek: hazırlamak
    iman-ı billâh: Allah’a iman istif: yığma, biriktirme
    izah: açıklama kat’î: kesin
    kimyager: kimyacı küllî: büyük, kapsamlı
    küre-i arz: yerküre, dünya lisan-ı mahsus: özel dil
    maharet: beceri, hüner makine-i Rabbâniye: herşeyin Rabbi olan Allah’ın makinesi
    mikyas: ölçü mizan: ölçü, terazi
    muallim: öğretmen muntazaman: düzenli olarak
    mâlik: sahip mütemadiyen: sürekli olarak
    nebatat: bitkiler nisbetinde: ölçüsünde
    rükn: esas, şart seyyar: gezen, dolaşan
    tiryak: derman, güçlü ilâç ziyade: çok, fazla
    zîhayat: canlı, hayat sahibi



    Benzer Konular
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Dokuzuncu Mesele
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Dokuzuncu Mesele Dokuzuncu Mesele اٰمَنَ الرَّسُولُ بِمَا 
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Yedinci Mesele
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Yedinci Mesele Yedinci Mesele Denizli hapsinde bir Cuma gününün meyvesidir. وَمَا أَمْرُ الس
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Beşinci Mesele
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Beşinci Mesele Beşinci Mesele Gençlik Rehberinde izah edildiği gibi, gençlik hiç şüphe yok ki gidecek. Yaz güze ve kışa yer vermesi ve gündüz akşama ve geceye değişmesi kat’iyetinde, gençlik dahi ihtiyarlığa ve ölüme değiş
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Dördüncü Mesele
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Dördüncü Mesele Dördüncü Mesele Yine Gençlik Rehberinde izahı var Bir zaman bana hizmet eden kardeşlerim tarafından sual edildi ki: “Küre-i arzı herc ü merce getiren ve İslâm mukadderatıyla alâkadar olan bu dehşetli Harb-i Umumî
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Üçüncü Mesele
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Üçüncü Mesele Üçüncü Mesele Gençlik Rehberinde izahı bulunan ibretli bir hâdisenin hülâsası şudur: Bir zaman, Eskişehir Hapishanesinin penceresinde, bir Cumhuriyet Bayramında oturmuştum. Karşısındaki lise mektebinin büyük kızl
    Yazar : Risale Forum

  2. #2
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Birinci Kısım - Sayfa 36

    Öyle de, bir senede yirmi dört bin senelik bir dairede muntazaman seyahat eden ve yüz binler ve ayrı ayrı erzak isteyen taifeleri içine alan ve seyahatiyle mevsimlere uğrayıp, baharı bir büyük vagon gibi, binler ayrı ayrı taamlarla doldurarak, kışta erzakı tükenen biçare zîhayatlara getiren ve küre-i arz denilen bu Rahmânî iaşe ambarı ve bu sefine-i Sübhâniye ve bin bir çeşit cihazatı ve malları ve konserve paketleri taşıyan bu depo ve dükkân-ı Rabbânî, ne derece o fabrikadan büyük ve mükemmel ise, okuduğunuz veya okuyacağınız fenn-i iaşe mikyasıyla, o kat’iyette ve o derecede küre-i arz deposunun Sahibini, Mutasarrıfını, Müdebbirini bildirir, tanıttırır, sevdirir.

    Hem nasıl ki dört yüz bin millet içinde bulunan ve her milletin istediği erzakı ayrı ve istimal ettiği silâhı ayrı ve giydiği elbisesi ayrı ve talimatı ayrı ve terhisatı ayrı olan bir ordunun mu’cizekâr bir kumandanı, tek başıyla bütün o ayrı ayrı milletlerin ayrı ayrı erzaklarını ve çeşit çeşit eslihalarını ve elbiselerini ve cihazatlarını, hiçbirini unutmayarak ve şaşırmayarak verdiği o acip ordu ve ordugâh, şüphesiz, bedahetle o harika kumandanı gösterir, takdirkârâne sevdirir.

    Aynen öyle de, zemin yüzünün ordugâhında ve her baharda yeniden silâh altına alınmış bir yeni ordu-yu Sübhânîde nebatat ve hayvanat milletlerinden dört yüz bin nev’in çeşit çeşit elbise, erzak, esliha, talim, terhisleri gayet mükemmel ve muntazam ve hiçbirini unutmayarak ve şaşırmayarak, birtek kumandan-ı âzam tarafından verilen küre-i arzın bahar ordugâhı, ne derece mezkûr insan ordu ve ordugâhından büyük ve mükemmel ise, sizin okuyacağınız fenn-i askerî mikyasıyla dikkatli ve aklı başında olanlara o derece küre-i arzın Hâkimini ve Rabbini ve Müdebbirini ve Kumandan-ı Akdesini hayretler ve takdislerle bildirir ve tahmid ve tesbihle sevdirir.

    Hâkim: herşeyi hükmü altında tutup idare eden ve yargılayan ve herşeye galip olan Allah Kumandan-ı Akdes: bütün varlıkları emri altında tutan ve her türlü eksiklikten ve âcizlikten yüce olan Allah
    Mutasarrıf: sonsuz tasarruf hakkı olan, mülkünde dilediği gibi tasarruf eden, her işi kendi istek ve kurallarına göre idare eden Allah Müdebbir: idare eden, yöneten ve ilmiyle herşeyin sonunu görüp, ona göre hikmetle iş yapan Allah
    Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah Rahmânî: rahmet ve merhameti sonsuz olan Allah tarafından gönderilen
    acip: hayret verici, şaşırtıcı bedahet: apaçıklık
    biçare: çaresiz cihazat: donanımlar; cihazlar, âletler
    dükkân-ı Rabbânî: herşeyin Rabbi olan Allah’ın bir dükkân gibi düzenleyerek bütün ihtiyaç maddelerimizi depoladığı yeryüzü erzak: rızıklar
    esliha: silâhlar fenn-i askerî: askerlik ilmi
    fenn-i iaşe: gıda bilimi, gıda mühendisliği gayet: son derece
    hayvanat: hayvanlar iaşe: rızık, gıda
    istimal etmek: kullanmak kat’iyet: kesinlik
    kumandan-ı âzam: her yere ve herşeye hükmeden en büyük kumandan küre-i arz: yerküre, dünya
    mezkûr: anılan, sözü geçen mikyas: ölçü
    muntazam: düzenli, intizamlı muntazaman: düzenli olarak
    mu’cizekâr: mu’cize gösteren nebatat: bitkiler
    nev’i: çeşit, tür ordu-yu Sübhânî: her türlü kusur ve noksanlıktan uzak olan Cenâbı Allah’ın ordusu, mahlukatı
    ordugâh: karargâh, ordunun bulunduğu yer sefine-i Sübhaniye: her türlü kusur ve eksiklikten uzak olan Allah’ın bir gemi gibi yaratarak uzayda gezdirdiği dünya
    taam: gıda, yiyecek tahmid: Allah’ı övme ve Ona şükürlerini sunma
    taife: grup, topluluk takdirkârâne: takdir ederek
    takdis: Allah’ı her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce tutma talim: eğitim
    talimat: bildiriler, emirler terhis: göreve son verme
    terhisat: göreve son vermeler tesbih: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma
    zemin: yer zîhayat: canlı, hayat sahibi


    Yazar : Risale Forum

  3. #3
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Birinci Kısım - Sayfa 37

    Hem nasılki bir harika şehirde milyonlar elektrik lâmbaları hareket ederek her yeri gezerler. Yanmak maddeleri tükenmiyor bir tarzdaki elektrik lâmbaları ve fabrikası, şeksiz, bedahetle elektriği idare eden ve seyyar lâmbaları yapan ve fabrikayı kuran ve iştial maddelerini getiren bir mu’cizekâr ustayı ve fevkalâde kudretli bir elektrikçiyi hayretler ve tebriklerle tanıttırır, yaşasınlar ile sevdirir.

    Aynen öyle de, bu âlem şehrinde, dünya sarayının damındaki yıldız lâmbaları, bir kısmı—kozmoğrafyanın dediğine bakılsa—küre-i arzdan bin defa büyük ve top güllesinden yetmiş defa sür’atli hareket ettikleri halde, intizamını bozmuyor, birbirine çarpmıyor, sönmüyor, yanmak maddeleri tükenmiyor. Okuduğunuz kozmoğrafyanın dediğine göre, küre-i arzdan bir milyon defadan ziyade büyük ve bir milyon seneden ziyade yaşayan ve bir misafirhane-i Rahmâniyede bir lâmba ve soba olan güneşimizin yanmasının devamı için, her gün küre-i arzın denizleri kadar gazyağı ve dağları kadar kömür veya bin arz kadar odun yığınları lâzımdır ki sönmesin. Ve onu ve onun gibi ulvî yıldızları gazyağsız, odunsuz, kömürsüz yandıran ve söndürmeyen ve beraber ve çabuk gezdiren ve birbirine çarptırmayan bir nihayetsiz kudreti ve saltanatı, ışık parmaklarıyla gösteren bu kâinat şehr-i muhteşemindeki dünya sarayının elektrik lâmbaları ve idareleri ne derece o misâlden daha büyük, daha mükemmeldir; o derecede, sizin okuduğunuz veya okuyacağınız, fenn-i elektrik mikyasıyla, bu meşher-i âzam-ı kâinatın Sultanını, Münevvirini, Müdebbirini, Sâniini, o nuranî yıldızları şahit göstererek tanıttırır, tesbihatla, takdisatla sevdirir, perestiş ettirir.

    Hem meselâ, nasıl ki bir kitap bulunsa ki, bir satırında bir kitap ince yazılmış ve herbir kelimesinde ince kalemle bir sûre-i Kur’âniye yazılmış. Gayet mânidar ve bütün meseleleri birbirini teyid eder ve kâtibini ve müellifini fevkalâde maharetli ve iktidarlı gösteren bir acîp mecmua, şeksiz, gündüz gibi kâtip ve musannifini kemâlâtıyla, hünerleriyle bildirir, tanıttırır. Mâşâallah, bârekâllah cümleleriyle takdir ettirir.

    Aynen öylede, bu kâinat kitab-ı kebîri ki, birtek sahifesi olan zemin yüzünde


    Müdebbir: idare eden, ilmiyle herşeyin sonunu görüp ona göre hikmetle iş yapan Allah Münevvir: herşeyi maddî ve mânevî nurlandıran, sonsuz nur sahibi Allah
    Sultan: hükümdâr, yönetici; Allah Sâni: herşeyi mükemmel bir san’atla yaratan Allah
    acip: şaşırtıcı, hayret verici arz: dünya
    bedahet: apaçıklık bârekallah: Allah ne mübarek yaratmış, ne kadar hayırlı ve mübarek kılmış
    fenn-i elektrik: elektrik bilimi fevkalâde: olağanüstü
    gayet: son derece hüner: beceri, ustalık
    iktidar: güç, kudret intizam: disiplin, düzen
    iştial: yanma, tutuşma kemâlât: faziletler, iyilikler, mükemmel özellikler
    kitab-ı kebir: büyük kitap kozmoğrafya: astronomi, gök bilimi
    kudret: güç ve iktidar kâinat: evren, yaratılan herşey
    kâtip: yazan, yazıcı küre-i arz: yer küre, dünya
    maşaallah: Allah dilemiş ve ne güzel yaratmış mecmua: kitap, dergi
    meşher-i âzam-ı kâinat: büyük kâinat sergisi mikyas: ölçü
    misafirhane-i Rahmâniye: Allah’ın sonsuz rahmetiyle kulları için bir konak gibi hazırladığı dünya misal: örnek, benzetme
    musannif: sınıflandıran, düzenleyen; daha önce yazılmış bir eseri derleyip toplayan, sınıflandıran mu’cizekâr: mu’cize gösteren
    mânidar: anlamlı müellif: telif eden, yazan
    nihayetsiz: sınırsız, sonsuz nuranî: nurlu, parlak
    perestiş ettirmek: sevdirmek seyyar: gezen, dolaşan
    sûre-i Kur’âniye: Kur’ân’ın sûresi takdisat: kutsamalar, Allah’ı her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce tutmalar
    tesbihat: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma teyid etmek: desteklemek
    ulvî: yüce, yüksek zemin: yer
    ziyade: çok, fazla şehr-i muhteşem: muhteşem şehir
    şeksiz: kuşkusuz, şüphesiz


    Yazar : Risale Forum

  4. #4
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Birinci Kısım - Sayfa 38

    ve birtek forması olan baharda, üçyüz bin ayrı ayrı kitaplar hükmündeki üç yüz bin nebatî ve hayvanî taifeleri beraber, birbiri içinde, yanlışsız, hatasız, karıştırmayarak, şaşırmayarak, mükemmel, muntazam ve bazan ağaç gibi bir kelimede bir kasideyi ve çekirdek gibi bir noktada bir kitabın tamam bir fihristesini yazan bir kalem işlediğini gözümüzle gördüğümüz bu nihayetsiz mânidar ve her kelimesinde çok hikmetler bulunan şu mecmua-i kâinat ve bu mücessem Kur’ân-ı ekber-i âlem, mezkûr misaldeki kitaptan ne derece büyük ve mükemmel ve mânidar ise, o derecede—sizin okuduğunuz fenn-i hikmetü’l-eşya ve mektepte bilfiil mübaşeret ettiğiniz fenn-i kıraat ve fenn-i kitabet geniş mikyaslarıyla ve dürbîn gözleriyle—bu kitab-ı kâinatın Nakkâşını, Kâtibini hadsiz kemâlâtıyla tanıttırır, Allahu Ekber cümlesiyle bildirir, Sübhânallah takdisiyle tarif eder, Elhamdülillâh senâlarıyla sevdirir.

    İşte bu fenlere kıyasen, yüzer fünûndan her bir fen, geniş mikyasıyla ve hususi âyinesiyle ve dürbünlü gözüyle ve ibretli nazarıyla bu kâinatın Hâlık-ı Zülcelâlini esmâsıyla bildirir, sıfâtını, kemâlâtını tanıttırır.

    İşte bu muhteşem ve parlak bir burhan-ı vahdâniyet olan mezkûr hücceti ders vermek içindir ki, Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyan çok tekrarla, en ziyade

    1 خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضَ ve 2 رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ

    âyetleriyle Hàlıkımızı bize tanıttırıyor, diye o mektepli gençlere dedim. Onlar dahi tamamıyla kabul edip tasdik ederek “Hadsiz şükür olsun Rabbimize ki, tam kudsî ve ayn-ı hakikat bir ders aldık. Allah senden razı olsun” dediler.

    Not


    Dipnot-1 “Gökleri ve yeri yarattı.” En’âm Sûresi, 6:1.

    Dipnot-2 “Göklerin ve yerin Rabbi.” Ra’d Sûresi, 13:16.





    Allahu Ekber: “Allah en büyüktür” Elhamdü lillâh: “ezelden ebede her türlü hamd ve övgü Allah’a mahsustur”
    Hâlık: her şeyi yaratan Allah Hâlık-ı Zülcelâl: sonsuz yücelik ve haşmet sahibi ve herşeyi yaratan Allah
    Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân Kur’ân-ı ekber-i âlem: bir Kur’ân gibi olan büyük kâinat kitabı
    Kâtib: bütün varlıkları bir kitap yazar gibi, mükemmel bir şekilde yaratan Allah Nakkaş: herşeyi san’atlı bir şekilde nakış nakış işleyen Allah
    Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah Sübhânallah: “Allah her türlü eksiklikten sonsuz derecede yücedir”
    ayn-ı hakikat: gerçeğin ta kendisi bilfiil: fiilen, gerçekte
    burhan-ı vahdâniyet: Allah’ın birliğine ait delil esmâ: Allah’ın isimleri
    fenn-i hikmetü’l-eşya: felsefe ilmi; varlıkların hikmetlerini inceleyen ilim fenn-i kitabet: yazma, hat sanatı
    fenn-i kıraat: okuma ilmi fihriste: içindekiler, program
    fünun: fenler, bilimler hadsiz: sayısız, sınırsız
    hayvanî: hayvansal hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması
    hususi: özel hüccet: kesin delil
    kaside: övgü şiiri kemâlât: faziletler, iyilikler, mükemmel özellikler
    kitab-ı kâinat: kâinat kitabı, evren kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak, kutsal
    kâinat: evren, yaratılan herşey mecmua-i kâinat: kâinat kitabı
    mezkûr: anılan, sözü geçen mikyas: ölçü
    misal: benzer, örnek muntazam: düzenli, intizamlı
    mânidar: mânâlı, anlamlı mübaşeret: temas etme, meşgul olma
    mücessem: cisimleşmiş, maddi yapısı olan nazar: bakış, dikkat
    nebâtî: bitkisel nihayetsiz: sınırsız, sonsuz
    senâ: övme, methetme taife: grup, topluluk
    takdis: Allah’ı her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce tutma tasdik etmek: doğrulamak, onaylamak
    ziyade: çok, fazla


    Yazar : Risale Forum

  5. #5
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Birinci Kısım - Sayfa 39

    Ben de dedim:

    İnsan binler çeşit elemlerle müteellim ve binler nev’î lezzetlerle mütelezziz olacak bir zîhayat makine ve gayet derece acziyle beraber hadsiz maddî-mânevî düşmanları ve nihayetsiz fakrıyla beraber hadsiz zâhirî ve bâtınî ihtiyaçları bulunan ve mütemadiyen zevâl ve firak tokatlarını yiyen bir biçare mahlûk iken, birden iman ve ubudiyetle böyle bir Padişah-ı Zülcelâle intisap edip bütün düşmanlarına karşı bir nokta-i istinat ve bütün hâcâtına medar bir nokta-i istimdat bularak, herkes mensup olduğu efendisinin şerefiyle, makamıyla iftihar ettiği gibi, o da böyle nihayetsiz Kadîr ve Rahîm bir Padişaha iman ile intisap etse ve ubudiyetle hizmetine girse ve ecelin idam ilânını kendi hakkında terhis tezkeresine çevirse ne kadar memnun ve minnettar ve ne kadar müteşekkirâne iftihar edebilir, kıyas ediniz.

    O mektepli gençlere dediğim gibi, musibetzede mahpuslara da tekrar ile derim:

    Onu tanıyan ve itaat eden, zindanda dahi olsa bahtiyardır. Onu unutan, saraylarda da olsa zindandadır, bedbahttır. Hattâ bir bahtiyar mazlum, idam olunurken bedbaht zâlimlere demiş: “Ben idam olmuyorum, belki terhis ile saadete gidiyorum. Fakat, ben de sizi idam-ı ebedî ile mahkûm gördüğümden sizden tam intikamımı alıyorum.” Lâ ilâhe illâllah diyerek sürur ile teslim-i ruh eder.

    سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ 1



    Not
    Dipnot-1 “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz, Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Sen herşeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın.” Bakara Sûresi, 2:32.



    Kadîr: herşeye gücü yeten, herşeyi yapabilen, sonsuz güç ve kudret sahibi Allah Lâ ilâhe illâllah: “Allah’tan başka ilâh yoktur”
    Padişah-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Padişah, Allah Rahîm: rahmeti herşeyi kuşatan, sonsuz merhamet ve şefkat sahibi olan Allah
    acz: acizlik, güçsüzlük bahtiyar: talihli, mutlu
    bedbaht: kötü bahtlı, talihsiz biçare: çaresiz
    bâtınî: iç, görünmeyen ecel: ölüm vakti
    elem: acı, keder fakr: fakirlik, ihtiyaç hâli
    firak: ayrılık gayet: son derece
    hadsiz: sınırsız hâcât: ihtiyaçlar
    idam-ı ebedî: dirilmemek üzere sonsuz yok oluş iftihar etmek: övünmek
    intisap etmek: mensup olmak, bağlanmak mahkûm: hüküm giyen, hükmedilen
    mahlûk: yaratık mahpus: hapsedilmiş
    mazlum: zulme uğramış medar: dayanak noktası, eksen
    mensup: bağlı minnettar: şükran duyma
    musibetzede: belâya, sıkıntıya düşmüş olan kimse müteellim: acı çeken
    mütelezziz: lezzet alan, lezzetlenen mütemadiyen: sürekli olarak
    müteşekkirâne: teşekkür ederek nev’î: çeşit, tür
    nihayetsiz: sonsuz nokta-i istimdad: medet, yardım isteme noktası
    nokta-i istinad: dayanak noktası saadet: mutluluk
    sürur: mutluluk, sevinç terhis: göreve son verme, dünya görevinin sona ermesi, ölüm
    teslim-i ruh: ruhunu teslim etme, ölme tezkere: belge
    ubûdiyet: Allah’a kulluk zahirî: açık, görünürde
    zevâl: geçip gitme, kaybolma zîhayat: canlı, hayat sahibi


    Yazar : Risale Forum

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222