Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

2 sonuçtan 1 ile 2 arası

  1. #1
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Dördüncü Mesele

    Dördüncü Mesele

    Yine Gençlik Rehberinde izahı var Bir zaman bana hizmet eden kardeşlerim tarafından sual edildi ki:

    “Küre-i arzı herc ü merce getiren ve İslâm mukadderatıyla alâkadar olan bu dehşetli Harb-i Umumîden elli gündür (şimdi yedi seneden geçti aynı hâl)1 hiç sormuyorsun ve merak etmiyorsun. Halbuki bir kısım mütedeyyin ve âlim insanlar, cemaati ve camii bırakıp radyo dinlemeye koşuyorlar. Acaba bundan daha büyük bir hâdise mi var? Veya onunla meşgul olmanın zararı mı var?” dediler.

    Cevaben dedim ki:

    Ömür sermayesi pek azdır; lüzumlu işler pek çoktur. Birbiri içinde mütedâhil dâireler gibi, her insanın kalb ve mide dairesinden ve ceset ve hane dairesinden, mahalle ve şehir dairesinden ve vatan ve memleket dairesinden ve küre-i arz venev-i beşer dairesinden tut, tâ zîhayat ve dünya dairesine kadar, birbiri içinde daireler var. Herbir dairede, herbir insanın bir nevi vazifesi bulunabilir. Fakat en küçük dairede en büyük ve ehemmiyetli ve daimi vazife var. Ve en büyük dâirede en küçük ve muvakkat arasıra vazife bulunabilir. Bu kıyasla, küçüklük ve büyüklük makûsen mütenasip vazifeler bulunabilir.

    Fakat büyük dairenin câzibedarlığı cihetiyle küçük dairedeki lüzumlu ve ehemmiyetli hizmeti bıraktırıp lüzumsuz, mâlâyani ve âfâkî işlerle meşgul eder.Sermaye-i hayatını boş yerde imha eder. O kıymettar ömrünü kıymetsiz şeylerde öldürür. Ve bazen bu harp boğuşmalarını merakla takip eden, bir tarafa kalben taraftar olur. Onun zulümlerini hoş görür, zulmüne şerik olur.

    Birinci noktaya cevap ise: Evet, bu Cihan Harbinden daha büyük bir hâdise ve bu zemin yüzündeki hâkimiyet-i âmme dâvâsından daha ehemmiyetli bir dâvâ, herkesin ve bilhassa Müslümanların başına öyle bir hâdise ve öyle bir dâvâ açılmış ki, her adam, eğer Alman ve İngiliz kadar kuvveti ve serveti olsa ve aklı da varsa, o tek dâvâyı kazanmak için bilâtereddüt sarf edecek.

    İşte, o dâvâ ise, yüz bin meşâhir-i insaniyenin ve hadsiz nev-i beşerin yıldızları ve mürşidlerinin müttefikan, Kâinat Sahibinin ve Mutasarrıfının binler vaad ve ahdlerine istinaden haber verdikleri ve bir kısmı gözleriyle gördükleri şu ki:

    Not
    Dipnot-1
    Parantez içindeki not, 1946 senesine aittir.




    Harb-i Umumî/Cihan Harbi: Dünya Savaşı Kâinat Sahibi: evrenin ve herşeyin yaratıcısı ve sahibi, Allah
    Mutasarrıf: sonsuz tasarruf hakkı olan, mülkünde dilediği gibi tasarruf eden, her işi kendi istek ve kurallarına göre idare eden Allah ahd: söz, vaad
    bilâtereddüt: tereddütsüz cazibedarlık: çekicilik
    cihet: taraf, yön hadsiz: sayısız, sınırsız
    hercümerce getirmek: yakıp yıkmak, altını üstüne getirmek hâdise: olay
    hâkimiyet-i amme: genel hâkimiyet, egemenlik istinaden: dayanarak
    küre-i arz: yerküre, dünya kıymettar: kıymetli, değerli
    meşâhir-i insaniye: insanların meşhurları, ünlü kişiler mukadderat: Allah tarafından takdir olunmuş işler ve başa gelecek olaylar
    muvakkat: geçici mâkûsen mütenasip: ters orantılı
    mâlâyâni: anlamsız, kişinin kendisine yararı olmayan mürşid: doğru ve hak yolu gösteren
    mütedahil: iç içe, birbiri içinde mütedeyyin: dindar
    müttefikan: birleşerek, fikir birliğiyle nev-i beşer: insanlar
    nevi: tür sermaye: mal varlığı
    sermaye-i hayat: hayat sermayesi zemin: yer
    zîhayat: canlı, hayat sahibi âfâkî: dış dünyaya ait
    şerik olmak: ortak olmak

    Benzer Konular
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Dokuzuncu Mesele
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Dokuzuncu Mesele Dokuzuncu Mesele اٰمَنَ الرَّسُولُ بِمَا 
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Yedinci Mesele
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Yedinci Mesele Yedinci Mesele Denizli hapsinde bir Cuma gününün meyvesidir. وَمَا أَمْرُ الس
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Altıncı Mesele
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Altıncı Mesele Altıncı Mesele Risale-i Nur’un çok yerlerinde izahı ve kat’î hadsiz hüccetleri bulunan iman-ı billâh rüknünün binler küllî burhanlarından birtek burhana kısaca bir işarettir. Kastamonu’da lise
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Beşinci Mesele
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Beşinci Mesele Beşinci Mesele Gençlik Rehberinde izah edildiği gibi, gençlik hiç şüphe yok ki gidecek. Yaz güze ve kışa yer vermesi ve gündüz akşama ve geceye değişmesi kat’iyetinde, gençlik dahi ihtiyarlığa ve ölüme değiş
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Üçüncü Mesele
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Üçüncü Mesele Üçüncü Mesele Gençlik Rehberinde izahı bulunan ibretli bir hâdisenin hülâsası şudur: Bir zaman, Eskişehir Hapishanesinin penceresinde, bir Cumhuriyet Bayramında oturmuştum. Karşısındaki lise mektebinin büyük kızl
    Yazar : Risale Forum

  2. #2
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Birinci Kısım - Sayfa 33

    Herkesin, iman mukàbilinde, bu zemin yüzü kadar bağlar ve kasırlarla müzeyyen ve bâki ve daimî bir tarla ve mülkü kazanmak veya kaybetmek dâvâsı başına açılmış. Eğer iman vesikasını sağlam elde etmezse kaybedecek. Ve bu asırda,maddiyyunluk tâunuyla çoklar o dâvâsını kaybediyor. Hattâ bir ehl-i keşif ve tahkik, bir yerde kırk vefiyattan yalnız birkaç tanesi kazandığını sekeratta müşahede etmiş; ötekiler kaybetmişler. Acaba bu kaybettiği dâvânın yerini, bütün dünya saltanatı o adama verilse doldurabilir mi?

    İşte o dâvâyı kazandıracak olan hizmetleri ve yüzde doksanına o dâvâyı kaybettirmeyen harika bir dâvâ vekilini o işte çalıştıran vazifeleri bırakıp, ebedî dünyada kalacak gibi âfâkî mâlâyaniyatla iştigal etmek tam bir akılsızlık bildiğimizden, biz Risale-i Nur şakirtleri, herbirimizin yüz derece aklımız ziyade olsa da ancak bu vazifeye sarf etmek lâzımdır diye kanaatımız var.

    Ey hapis musibetinde benim yeni kardeşlerim, sizler, benimle beraber gelen eski kardeşlerim gibi Risale-i Nur’u görmemişsiniz. Ben onları ve onlar gibi binler şakirtleri şahit göstererek derim ve ispat ederim ve ispat etmişim ki: O büyük dâvâyı yüzde doksanına kazandıran ve yirmi senede yirmi bin adama o dâvânın kazancının vesikası ve senedi ve beratı olan iman-ı tahkikîyi eline veren ve Kur’ân-ı Hakîmin mu’cize-i mâneviyesinden neş’et edip çıkan ve bu zamanın birinci bir dâvâ vekili bulunan Risale-i Nur’dur. Bu on sekiz senedir benim düşmanlarım ve zındıklar ve maddiyyunlar, aleyhimde gayet gaddarâne desiselerle hükümetin bazı erkânlarını iğfal ederek bizi imha için bu defa gibi eskide dahi hapislere, zindanlara soktukları halde, Risale-i Nur’un çelik kal’asında yüz otuz parça cihazatından ancak iki-üç parçasına ilişebilmişler. Demek avukat tutmak isteyen onu elde etse yeter.

    Hem korkmayınız, Risale-i Nur yasak olmaz. Hükümet-i Cumhuriyenin mebusları ve erkânlarının ellerinde mühim risaleleri, iki, üçü müstesna olarak serbest geziyorlardı. İnşaallah, bir zaman hapishaneleri tam bir ıslahhane yapmak için bahtiyar müdürler ve memurlar, o Nurları mahpuslara, ekmek ve ilâç gibi tevzi edecekler.




    Hükümet-i Cumhuriye: Cumhuriyet hükümeti Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân
    bahtiyar: talihli, mutlu berat: kurtuluş
    bâki: devamlı, kalıcı cihazat: cihazlar, parçalar, kitaplar
    desise: hile, aldatma ebedî: sonu olmayan, sonsuz
    ehl-i keşif ve tahkik: gayb âlemine ait bilinmeyen hakikatleri Cenâb-ı Allah’ın lütfu ve ihsanıyla bilen ve ilmen doğrulayan kimseler erkân: ileri gelenler, reisler
    gaddârâne: acımasızca, zulmederek iman-ı tahkîki: inandığı şeylerin aslını, esâsını bilerek inanma; sarsılmaz iman
    inşaallah: Allah’ın izniyle, Allah dilerse iğfal etmek: gaflete düşürerek kandırmak, aldatmak
    iştigal etmek: meşgul olmak, uğraşmak kasır: köşk, saray
    maddiyyun: materyalistler, herşeyi madde ile açıklamaya çalışanlar mahpus: hapsedilmiş
    meb’us: milletvekili mukàbil: karşılık
    musibet: belâ, dert, felâket mu’cize-i mâneviye: mânevî mu’cize
    mâlâyâniyat: faydasız, yararlı olmayan boş şeyler müstesna: dışında
    müzeyyen: süslenmiş müşahede etmek: görmek, gözlemlemek
    neş’et etmek: çıkmak, yetişmek sarf etmek: harcamak
    sekerat: ölüm sarhoşluğu, can çekişme hali tevzi etmek: dağıtmak
    tâun: salgın ve ölümcül hastalık vefiyat: vefatlar, ölümler
    vekil: sözcü vesika: belge, güvence
    zemin: yer ziyade: çok, fazla
    zındık: dinsiz âfâkî: dış dünyaya ait
    ıslahhane: ıslah evi, iyileştirme, düzeltme yeri şakirt: öğrenci
    Yazar : Risale Forum

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222