Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

4 sonuçtan 1 ile 4 arası

  1. #1
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Üçüncü Mesele

    Üçüncü Mesele

    Gençlik Rehberinde izahı bulunan ibretli bir hâdisenin hülâsası şudur:

    Bir zaman, Eskişehir Hapishanesinin penceresinde, bir Cumhuriyet Bayramında oturmuştum. Karşısındaki lise mektebinin büyük kızları, onun avlusunda gülerek raksediyorlardı. Birden, mânevî bir sinema ile elli sene sonraki vaziyetleri bana göründü. Ve gördüm ki, o elli altmış kızlardan ve talebelerden kırk ellisi, kabirde toprak oluyorlar, azap çekiyorlar. Ve on tanesi, yetmiş seksen yaşında çirkinleşmiş, gençliğinde iffetini muhafaza etmediğinden sevmek beklediği nazarlardan nefret görüyorlar kat’î müşahede ettim. Onların o acınacak hallerine ağladım. Hapishanedeki bir kısım arkadaşlar ağladığımı işittiler. Geldiler, sordular. Ben dedim: “Şimdi beni kendi halime bırakınız, gidiniz.”

    Evet, gördüğüm hakikattır, hayal değil. Nasıl ki bu yaz ve güzün âhiri kıştır; öyle de, gençlik yazı ve ihtiyarlık güzünün arkası kabir ve berzah kışıdır. Geçmiş zamanın elli sene evvelki hâdisatı sinema ile hal-i hazırda gösterildiği gibi, gelecek zamanın elli sene sonraki istikbal hâdisatını gösteren bir sinema bulunsa, ehl-i dalâlet ve sefahetin elli altmış sene sonraki vaziyetleri onlara gösterilseydi, şimdiki güldüklerine ve gayr-ı meşru keyiflerine nefretler ve teellümlerle ağlayacaklardı.

    Ben o Eskişehir Hapishanesindeki müşahede ile meşgul iken, sefahet ve dalâleti terviç eden bir şahs-ı mânevî, insî bir şeytan gibi karşıma dikildi ve dedi:

    “Biz hayatın herbir çeşit lezzetini ve keyiflerini tatmak ve tattırmak istiyoruz; bize karışma.”

    Ben de cevaben dedim:

    Madem lezzet ve zevk için ölümü hatıra getirmeyip dalâlet ve sefahete atılıyorsun. Kat’iyen bil ki, senin dalâletin hükmüyle bütün geçmiş zaman-ı mazi ölmüş ve mâdumdur. Ve içinde cenazeleri çürümüş bir vahşetli mezaristandır. İnsaniyet alâkadarlığıyla ve dalâlet yoluyla, senin başına ve varsa ve ölmemişse kalbine, o hadsiz firaklardan ve o nihayetsiz dostlarının ebedî ölümlerinden gelen elemler, senin şimdiki sarhoşça, pek kısa bir zamandaki cüz’î lezzetini imha ettiği gibi, gelecek istikbal zamanı dahi, itikatsızlığın cihetiyle yine mâdum ve

    Eskişehir Hapishanesi: (bk. bilgiler – Eskişehir) alâkadarlık: ilgili olma
    berzah: kabir âlemi cihet: taraf, yön
    cüz’î: ferdî, az, küçük dalâlet: hak yoldan ayrılma, sapkınlık
    ebedî: sonu olmayan, sonsuz ehl-i dalâlet ve sefahet: zevk, eğlence ve yasak şeylere düşkün, doğru ve hak yoldan sapmış inançsız kimseler
    firak: ayrılık gayr-ı meşru: helâl olmayan, dine aykırı
    hadsiz: sayısız, sınırsız hakikat: doğru, gerçek
    hal-i hazır: şimdiki zaman hâdisat: hâdiseler, olaylar
    hülâsa: öz, özet, esas iffet: namus
    istikbal: gelecek zaman itikatsızlık: inançsızlık
    izah: açıklama kat’iyen: kesin olarak
    kat’î: kesin, şüphesiz mezaristan: mezarlık
    muhafaza etmek: saklamak, korumak mâdum: yok, ölü
    müşahede: görme, gözlem nazar: bakış, dikkat
    nihayetsiz: sonsuz raksetmek: dansetmek
    sefahet: gayrı meşru zevk ve eğlence teellüm: elem, acı çekme
    terviç etmek: revaç, kıymet verme, değerini artırmak vahşetli: ürkütücü
    zaman-ı mazi: geçmiş zaman âhir: son
    şahs-ı mânevî: belli bir kişi olmayıp, bir topluluktan meydana gelen mânevî kişilik

    Benzer Konular
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Dokuzuncu Mesele
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Dokuzuncu Mesele Dokuzuncu Mesele اٰمَنَ الرَّسُولُ بِمَا 
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Yedinci Mesele
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Yedinci Mesele Yedinci Mesele Denizli hapsinde bir Cuma gününün meyvesidir. وَمَا أَمْرُ الس
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Altıncı Mesele
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Altıncı Mesele Altıncı Mesele Risale-i Nur’un çok yerlerinde izahı ve kat’î hadsiz hüccetleri bulunan iman-ı billâh rüknünün binler küllî burhanlarından birtek burhana kısaca bir işarettir. Kastamonu’da lise
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Beşinci Mesele
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Beşinci Mesele Beşinci Mesele Gençlik Rehberinde izah edildiği gibi, gençlik hiç şüphe yok ki gidecek. Yaz güze ve kışa yer vermesi ve gündüz akşama ve geceye değişmesi kat’iyetinde, gençlik dahi ihtiyarlığa ve ölüme değiş
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Dördüncü Mesele
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - Dördüncü Mesele Dördüncü Mesele Yine Gençlik Rehberinde izahı var Bir zaman bana hizmet eden kardeşlerim tarafından sual edildi ki: “Küre-i arzı herc ü merce getiren ve İslâm mukadderatıyla alâkadar olan bu dehşetli Harb-i Umumî
    Yazar : Risale Forum

  2. #2
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Birinci Kısım - Sayfa 29

    karanlıklı ve ölü ve dehşetli bir vahşetgâhtır. Ve oradan gelen ve başını vücuda çıkaran ve zaman-ı hazıra uğrayan biçarelerin başları ecel cellâdının satırıyla kesilip hiçliğe atıldığından, mütemadiyen akıl alâkadarlığıyla senin imansız başına hadsiz elîm endişeler yağdırıyor. Senin sefihâne cüz’î lezzetini zîr ü zeber eder.

    Eğer dalâleti ve sefaheti bırakıp iman-ı tahkiki ve istikamet dairesine girsen, iman nuruyla göreceksin ki, o geçmiş zaman-ı mazi mâdum ve herşeyi çürüten bir mezaristan değil, belki mevcut ve istikbale inkılâp eden nuranî bir âlem ve bâki ruhların istikbaldeki saadet saraylarına girmelerine bir intizar salonu görünmesi haysiyetiyle, değil elem, belki imanın kuvvetine göre Cennetin bir nevi mânevî lezzetini dünyada dahi tattırdığı gibi gelecek istikbal zamanı, değil vahşetgâh ve karanlık, belki iman gözüyle görünür ki, saadet-i ebediye saraylarında hadsiz rahmeti ve keremi bulunan ve her bahar ve yazı birer sofra yapan ve nimetlerle dolduran bir Rahmân-ı Rahîm-i Zülcelâli ve’l-İkramın ziyafetleri kurulmuş ve ihsanlarının sergileri açılmış, oraya sevkiyat var diye iman sinemasıyla müşahede ettiğinden, derecesine göre bâki âlemin bir nevi lezzetini hissedebilir. Demek hakikî ve elemsiz lezzet yalnız imanda ve iman ile olabilir.

    İmanın bu dünyada dahi verdiği binler faide ve neticelerinden yalnız birtek faide ve lezzetini, bu mezkûr bahsimiz münasebetiyle Gençlik Rehberinde bir hâşiye olarak yazılan bir temsil ile beyan edeceğiz. Şöyle ki: Meselâ, senin gayet sevdiğin birtek evlâdın sekeratta ölmek üzere iken ve meyusâne elîm ebedî firakını düşünürken, birden Hazret-i Hızır ve Hakîm-i Lokman gibi bir doktor geldi, tiryak gibi bir macun içirdi. O sevimli ve güzel evlâdın gözünü açtı, ölümden kurtuldu. Ne kadar sevinç ve ferah veriyor, anlarsın. İşte, o çocuk gibi sevdiğin ve ciddi alâkadar olduğun milyonlar sence mahbup insanlar, o mazi mezaristanında, senin nazarında çürüyüp mahvolmak üzere


    Hakîm-i Lokman: (bk. bilgiler – Lokman Hekim) Hazret-i Hızır: [bk. bilgiler – Hızır (a.s.)]
    Rahmân-ı Rahîm-i Zülcelâli ve’l-İkram: kullarına karşı özel rahmeti olan ve rahmetinin eserleri dünya ve âhireti dolduran haşmet ve ikram sahibi Allah alâkadarlık: ilgili olma
    bahis: konu beyan etmek: açıklamak
    biçare: çaresiz bâki: devamlı, kalıcı
    cellad: infaz memuru, idama mahkûm olanları idam etmekle görevli kişi cüz’î: az, küçük, ferdî
    dalâlet: hak yoldan ayrılma, sapkınlık dehşetli: korkunç, ürkütücü
    ebedî: sonu olmayan, sonsuz ecel: ölüm vakti
    elem: üzüntü, acı elîm: acı ve üzüntü veren, üzücü
    firak: ayrılık gayet: son derece
    hadsiz: sayısız, sınırsız haysiyet: itibar, özellik
    haşiye: dipnot, açıklayıcı not ihsan: bağış, ikram
    iman-ı tahkîki: inandığı şeylerin aslını, esâsını bilerek inanma; sarsılmaz iman inkılâb etmek: dönüşmek
    intizar salonu: bekleme salonu istikamet: doğruluk, doğru yol
    istikbal: gelecek kerem: cömertlik, ikram, ihsan
    mahbup: sevgili mazi: geçmiş zaman
    mevcut: var meyusâne: ümitsizcesine
    mezaristan: mezarlık mezkûr: anılan, sözü geçen
    mâdum: yok münasebet: ilişki, bağlantı
    mütemadiyen: sürekli olarak müşahede etmek: görmek, gözlemlemek
    nazar: bakış, dikkat, düşünce nevi: tür
    nuranî: nurlu, aydınlık rahmet: İlâhî şefkat, merhamet
    saadet: mutluluk saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk
    sefahet: gayrı meşru zevk ve eğlence sefihâne: yasak zevk ve eğlencelere düşkün bir şekilde
    sekerat: can çekişme ânı sevkiyat: göndermeler
    temsil: analoji, kıyaslama tarzında benzetme tiryak: derman, güçlü ilâç
    vahşetgâh: vahşet yeri, ürkütücü yer zaman-ı hazır: şimdiki zaman
    zaman-ı mazi: geçmiş zaman zir ü zeber etmek: darmadağın, alt üst etmek, yok etmek
    Yazar : Risale Forum

  3. #3
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Birinci Kısım - Sayfa 30

    iken, birden hakikat-i iman, Hakîm-i Lokman gibi, o büyük idamhâne tevehhüm edilen mezaristana kalb penceresinden bir ışık verdi. Onunla baştan başa bütün ölüler dirildiler. Ve “Biz ölmemişiz ve ölmeyeceğiz, yine sizinle görüşeceğiz” lisan-ı hal ile dediklerinden aldığın hadsiz sevinçler ve ferahları iman bu dünyada dahi vermesiyle ispat eder ki, iman hakikatı öyle bir çekirdektir ki, eğer tecessüm etse, bir cennet-i hususiye ondan çıkar, o çekirdeğin şecere-i tûbâsı olur dedim.

    O muannid döndü, dedi:

    “Hiç olmazsa hayvan gibi hayatımızı keyif ve lezzetle geçirmek için sefahet ve eğlencelerle bu ince şeyleri düşünmeyerek yaşayacağız.”

    Cevaben dedim:

    Hayvan gibi olamazsın. Çünkü, hayvanın mazi ve müstakbeli yok. Ne geçmişten elemler ve teessüfler alır ve ne de gelecekten endişeler ve korkular gelir. Lezzetini tam alır. Rahatla yaşar, yatar, Hâlıkına şükreder. Hattâ kesilmek için yatırılan bir hayvan, birşey hissetmez. Yalnız bıçak kestiği vakit hissetmek ister; fakat, o his dahi gider, o elemden de kurtulur. Demek en büyük bir rahmet, bir şefkat-i İlâhiye, gaybı bildirmemektedir ve başa gelen şeyleri setretmektedir. Hususan mâsum hayvanlar hakkında daha mükemmeldir. Fakat, ey insan, senin mazi ve müstakbelin akıl cihetiyle bir derece gaybîlikten çıkmasıyla, setr-i gaybdan hayvana gelen istirahatten tamamen mahrumsun. Geçmişten çıkan teessüfler, elîm firaklar ve gelecekten gelen korkular ve endişeler, senin cüz’î lezzetini hiçe indirir. Lezzet cihetinde yüz derece hayvandan aşağı düşürür.

    Madem hakikat budur. Ya aklını çıkar at, hayvan ol, kurtul. Veya aklını imanla başına al, Kur’ân’ı dinle, yüz derece hayvandan ziyade bu fâni dünyada dahi sâfi lezzetleri kazan, diyerek onu ilzam ettim.

    Yine o mütemerrid şahıs döndü, dedi:

    “Hiç olmazsa ecnebî dinsizleri gibi yaşarız.”

    Cevaben dedim:

    Ecnebi dinsizleri gibi de olamazsın. Çünkü onlar bir peygamberi inkâr etse, diğerlerine inanabilirler. Peygamberleri bilmese de, Allah’a inanabilir. Bunu da bilmezse, kemâlâta medar bazı seciyeleri bulunabilir. Fakat bir Müslüman, en
    Yazar : Risale Forum

  4. #4
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Birinci Kısım - Sayfa 31

    âhir ve en büyük ve dini ve dâveti umumî olan Âhirzaman Peygamberi Aleyhissalâtü Vesselâmı inkâr etse ve zincirinden çıksa, daha hiçbir peygamberi, hattâ Allah’ı kabul etmez. Çünkü bütün peygamberleri ve Allah’ı ve kemâlâtı onunla bilmiş. Onlar onsuz kalbinde kalmaz. Bunun içindir ki, eskiden beri her dinden İslâmiyete giriyorlar; ve hiçbir Müslüman, hakiki Yahudi veya Mecusi veya Nasranî olmaz. Belki dinsiz olur; seciyeleri bozulur, vatana, millete muzır bir hâlete girer. İspat ettim. O muannid ve mütemerrid şahsın daha tutunacak bir yeri kalmadı. Kayboldu, Cehenneme gitti.

    İşte ey bu medrese-i Yusufiyede benim ders arkadaşlarım! Madem hakikat budur ve bu hakikati Risale-i Nur o derece kat’î ve güneş gibi ispat etmiş ki, yirmi senedir mütemerridlerin inatlarını kırıp imana getiriyor. Biz dahi hem dünyamıza, hem istikbalimize, hem âhiretimize, hem vatanımıza, hem milletimize tammen faatli ve kolay ve selâmetli olan iman ve istikamet yolunu takip edip boş vaktimizi sıkıntılı hülyalar yerinde Kur’ân‘dan bildiğimiz sûreleri okumak ve mânâlarını bildiren arkadaşlardan öğrenmek ve kazaya kalmış farz namazlarımızı kaza etmek ve birbirinin güzel huylarından istifade edip bu hapishaneyi güzel seciyeli fidanlar yetiştiren bir mübarek bahçeye çevirmek gibi a’mâl-i saliha ile, hapishane müdür ve alâkadarları, câni ve katillerin başlarında zebâni gibi azap memurları değil, belki medrese-i Yusufiyede Cennete adam yetiştirmek ve onların terbiyesine nezaret etmek vazifesiyle memur birer müstakim üstad ve birer şefkatli rehber olmalarına çalışmalıyız.


    Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun Mecusî: ateşperest, ateşe tapan
    Nasranî: Hıristiyanlık dinine mensup olan kimse Yahudi: (bk. bilgiler – Yahudilik)
    alâkadar: ilgili, alakalı a’mâl-i saliha: dinin emir ve yasaklarına uygun davranışlar
    cânî: cinayet işlemiş hakikat: doğru, gerçek
    hakiki: gerçek hâlet: durum, hal
    hülya: hayal istifade etmek: faydalanmak, yararlanmak
    istikamet: doğruluk, doğru yol istikbal: gelecek
    kat’î: kesin bir şekilde kaza etmek: vaktinde kılınamayan namazı sonradan kılmak
    kemâlât: mükemellikler, kusursuzluklar medrese-i Yusufiye: Hz. Yusuf’un (a.s.) hapiste kalmasına benzetilerek, iman ve Kur’ân hizmetinden dolayı tutuklananların hapsedildiği yer mânâsında kullanılan hapishane
    menfaat: yarar, fayda muannid: inatçı, inanmamakta direnen
    muzır: zararlı mübarek: bereketli, hayırlı
    müstakim: doğruluk üzere olan, doğru yolda olan mütemerrid: inatçı, inançsızlıkta direnen
    nezaret etmek: bakmak, gözetmek seciye: üstün özellik, karakter
    selâmet: esenlik, rahatlık umumî: bütün
    zebâni: cehennemlikleri cehenneme atmakla vazifeli cehennem memuru Âhirzaman Peygamberi: son peygamber olan ve dünya hayatının kıyamete yakın son devresinde gönderilen Peygamberimiz Hz. Muhammed (a.s.m.)
    âhir: son
    Yazar : Risale Forum

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222