Sayfa 3/3 İlkİlk 123
26 sonuçtan 21 ile 26 arası

  1. #21
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    İkinci Kısım - Sayfa 217

    perişan bir vaziyette telâkki ettiğinden, mevcudatı tahkir eder, kemâlâtını inkâr ve tecavüz eder.

    Evet, herkes kâinatı kendi âyinesiyle görür. Cenâb-ı Hak, insanı kâinat için bir mikyas, bir mizan suretinde yaratmıştır. Her insan için, bu âlemden hususî bir âlem vermiş; o âlemin rengini, o insanın itikad-ı kalbîsine göre gösteriyor. Meselâ, gayet meyus ve matemli olarak ağlayan bir insan, mevcudatı ağlar ve meyus suretinde görür. Gayet sürurlu ve neş’eli, müjdeli ve kemâl-i neş’esinden gülen bir adam, kâinatı neş’eli, güler gördüğü gibi; mütefekkirâne ve ciddî bir surette ibadet ve tesbih eden adam, mevcudatın hakikaten mevcut ve muhakkak olan ibadet ve tesbihatlarını bir derece keşfeder ve görür. Gafletle veya inkârla ibadeti terk eden adam,mevcudatı, hakikat-i kemâlâtına tamamıyla zıt ve muhalif ve hata bir surette tevehhüm eder ve mânen onların hukukuna tecavüz eder.

    Hem o târiküssalât, kendi kendine mâlik olmadığı için, kendi mâlikinin bir abdi olan kendi nefsine zulmeder. Onun mâliki, o abdinin hakkını onun nefs-i emmâresinden almak için, dehşetli tehdit eder. Hem netice-i hilkati ve gaye-i fıtratı olan ibadeti terk ettiğinden, hikmet-i İlâhiye ve meşiet-i Rabbâniyeye karşı bir tecavüz hükmüne geçer. Onun için cezaya çarpılır.

    Elhasıl, ibadeti terk eden hem kendi nefsine zulmeder—nefis ise Cenâb-ı Hakkınabdi ve memlûküdür—hem kâinatın hukuk-u kemâlâtına karşı bir tecavüz, birzulümdür. Evet, nasıl ki küfür, mevcudata karşı bir tahkirdir; terk-i ibadet dahi,kâinatın kemâlâtını bir inkârdır. Hem hikmet-i İlâhiyeye karşı bir tecavüzolduğundan, dehşetli tehdide, şiddetli cezaya müstehak olur.

    İşte bu istihkakı ve mezkûr hakikati ifade etmek için, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan,mucizâne bir surette o şiddetli tarz-ı ifadeyi ihtiyar ederek, tam tamına hakikat-i belâgat olan mutabık-ı mukteza-yı hale mutabakat ediyor.

    Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla mu’cize olan Kur’ân
    abd: kul elhasıl: kısaca, özetle
    gaflet: âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranma gaye-i fıtrat: yaratılış amacı
    gayet: çok hakikat: gerçek, esas
    hakikat-i belâgat: güzel ifadelerle anlatma gerçeği hakikat-i kemalât: mükemmelliklerin hakikati, esası
    hakikaten: gerçekten hikmet-i İlâhiye: Allah’ın gözettiği fayda ve gaye
    hukuk: haklar hukuk-u kemâlât: tam olarak işleyen kanunlar
    ihtiyar etmek: seçmek, dilemek istihkak: hak etme
    itikad-ı kalbî: kalben inanma kemâl-i neş’e: tam bir neşe
    kemâlât: mükemmel ve kusursuz özellikler keşfetmek: gizli bir şeyi açığa çıkarmak
    kâinat: evren küfür: Allah’ı inkâr etme, inançsızlık, dinsizlik
    matemli: yaslı, hüzünlü memluk: köle
    mevcudat: varlıklar mevcut: var
    meyus: ümitsiz mezkûr: adı geçen
    meşiet-i Rabbâniye: Allah’ın kendisine özel istek, arzu ve muradı mikyas: ölçü
    mizan: ölçü, denge mucizâne: mucizeli
    muhalif: zıt, aykırı mutabakat: uygunluk
    mutabık-ı mukteza-yı hâl: hâlin gereğine uygun mâlik: sahip olma
    müstehak: hak etmiş, layık mütefekkirâne: tefekkür ederek, Allah’ı düşünürek
    nefis: kişinin kendisi nefs-i emmâre: hazır zevke düşkün ve insanı kötülüğe sevk eden duygu
    netice-i hilkat: yaratılışın sonucu suret: biçim, şekil
    sürur: mutluluk, sevinç tahkir etmek: aşağılamak
    tarz-ı ifade: ifade etme tarzı tecavüz etmek: haddi aşmak, saldırmak
    telâkki etmek: kabul etmek terk-i ibadet: Allah’a kulluk etmeyi bırakma
    tesbih eden: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anan tesbihat: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına layık ifadelerle anma
    tevehhüm etmek: zannetmek târiküssalât: namaz kılmayı terk etmiş olan kimse
    zulmetmek: kötülük etmek zulüm: haksızlık
    âlem: dünya, evren
    Yazar : Risale Forum

  2. #22
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    İkinci Kısım - Sayfa 218

    İKİNCİ SUAL: Tabiattan vazgeçen ve imana gelen zat diyor ki: “Her mevcut, hercihette, her işinde ve herşeyinde ve her şe’ninde meşiet-i İlâhiyeye ve kudret-i Rabbâniyeye tâbi olması, çok azîm bir hakikattir. Azameti cihetinde dar zihinlerimize sıkışmıyor. Halbuki gözümüzle gördüğümüz bu nihayet derecede mebzuliyet, hem hilkat ve icad-ı eşyadaki hadsiz suhulet, hem sabık burhanlarınızla tahakkuk eden,vahdet yolundaki icad-ı eşyada nihayet derecede kolaylık ve suhulet, hem nass-ı Kur’ân ile beyan edilen

    مَا خَلْقُكُمْ وَلاَ بَعْثُكُمْ اِلاَّ كَنَفْسٍ وَاحِدَةٍ 1وَمَآ اَمْرُ السَّاعَةِ اِلاَّ كَلَمْحِ الْبَصَرِ اَوْ هُوَ اَقْرَبُ 2

    gibi âyetlerin sarahaten gösterdikleri nihayet derecede kolaylık, o hakikat-i azîmeyi, en makbul ve en mâkul bir mesele olduğunu gösteriyorlar. Bu kolaylığın sırrı ve hikmeti nedir?”

    Elcevap: Yirminci Mektubun Onuncu Kelimesi olan 3
    وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ beyanında, o sır gayet vâzıh ve kat’î ve mukni bir tarzda beyan edilmiş. Hususan o mektubun zeylinde daha ziyade vuzuhla ispat edilmiş ki, bütün mevcudat, Sâni-i Vâhide isnad edildiği vakit, birtek mevcut hükmünde kolaylaşır. Eğer Vâhid-i Ehade verilmezse, birtek mahlûkun icadı bütün mevcudat kadar müşkülleşir. Ve bir çekirdek, bir ağaç kadar suubetli olur.

    Eğer Sâni-i Hakikîsine verilse, kâinat bir ağaç gibi ve ağaç bir çekirdek gibi ve Cennet bir bahar gibi ve bahar bir çiçek gibi kolaylaşır, suhulet peydâ eder.


    Not
    Dipnot-1 “Sizin yaratılmanız da, diriltilmeniz de, tek bir kişinin yaratılıp diriltilmesi gibidir.” Lokman Sûresi, 31:28.

    Dipnot-2 “Kıyametin gerçekleşmesi göz açıp kapayıncaya kadar, yahut ondan da yakındır.” Nahl Sûresi, 16:77.

    Dipnot-3 “…O herşeye hakkıyla kadirdir.” Rum Sûresi, 30:50.





    Sâni-i Hakikî: her şeyin gerçek anlamda san’atkârı ve yaratıcısı olan Allah Sâni-i Vâhid: bir ve tek olan ve herşeyi san’atla yaratan Allah
    Vâhid-i Ehad: bir olan ve birliği her bir şeyde görülen Allah azamet: büyüklük
    azîm: büyük, yüce beyan etme: açıklama, anlatım
    burhan: kuvvetli delil cihet: yön
    hadsiz: sınırsız hakikat: gerçek, esas
    hakikat-i azîme: büyük gerçek hikmet: sebep, ince sır
    hilkat: yaratılış hususan: özellikle
    icad: var etme, yaratma icad-ı eşya: varlıkların yoktan yaratılması
    isnad edilmek: dayandırılmak kat’î: kesin
    kudret-i Rabbâniye: her şeyi terbiye ve idare eden Allah’ın sonsuz gücü kâinat: evren
    mahlûk: varlık makbul: kabul edilen
    mebzuliyet: çokluk, bolluk mevcudat: varlıklar
    mevcut: varlık meşiet-i İlâhiye: Allah’ın dilemesi
    mukni: ikna edici mâkul: akla uygun
    müşkülleşmek: zorlaşmak nass-ı Kur’ân: Kur’ân’ın kesin ve açık hükmü
    nihayet: son sabık: geçen, önceki
    sarahaten: açıkça suhulet: kolaylık
    suhulet peydâ etmek: kolaylaşmak suubetli: zor
    tabiat: materyalist düşünce; tabiat için, “insan faaliyetlerinin dışında kendi kendini sürekli olarak yeniden yaratan ve değiştiren güç” düşüncesi tahakkuk eden: gerçekleşen
    tâbi olmak: bağlı olmak vahdet: Allah’ın birliğinin bütün varlıklarda görülmesi
    vuzuh: açıklık vâzıh: açık, aşikâr
    zeyl: ek, ilave ziyade: çok, fazla
    âyet: Kur’ân’da yer alan her bir cümle
    Yazar : Risale Forum

  3. #23
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    İkinci Kısım - Sayfa 219

    Ve bilmüşahede görünen hadsiz mebzuliyet ve ucuzluğun ve her nev’in suhuletle kesret-i efradı bulunmasının ve kesret-i suhulet ve sür’atle muntazam, san’atlı,kıymetli mevcudatın kolayca vücuda gelmesinin sırlarına medar olan ve hikmetlerini gösteren yüzer delillerinden ve başka risalelerde tafsilen beyan edilen bir ikisine muhtasar bir işaret ederiz.

    Meselâ, nasıl ki yüz nefer bir zâbitin idaresine verilse, bir neferin yüz zâbitin idarelerine verilmesinden yüz derece daha kolay olduğu gibi; bir ordunun teçhizat-ı askeriyesi bir merkez, bir kanun, bir fabrika ve bir padişahın emrine verildiği vakit, adeta kemiyeten bir neferin teçhizatı kadar kolaylaştığı gibi, bir neferin teçhizat-ı askeriyesi müteaddit merkezlere, müteaddit fabrikalara, müteaddit kumandanlara havalesi de, adeta bir ordunun teçhizatı kadar kemiyeten müşkilâtlı oluyor. Çünkü birtek neferin teçhizatı için, bütün orduya lâzım olan fabrikaların bulunması gerektir.

    Hem bir ağacın, sırr-ı vahdet cihetiyle, bir kökte, bir merkezde, bir kanunlamevâdd-ı hayatiyesi verildiğinden, binler meyve veren o ağaç, bir meyve kadarsuhuletli olduğu bilmüşahede görünür. Eğer vahdetten kesrete gidilse, herbir meyveye lâzım mevâdd-ı hayatiye başka yerden verilse, herbir meyve bir ağaç kadarmüşkilât peydâ eder. Belki ağacın bir enmûzeci ve fihristesi olan birtek çekirdek dahi, o ağaç kadar suubetli olur. Çünkü bir ağacın hayatına lâzım olan bütün mevâdd-ı hayatiye birtek çekirdek için de lâzım oluyor.

    İşte bu misaller gibi yüzler misaller var, gösteriyorlar ki, vahdette nihayet derecede suhuletle vücuda gelen binler mevcut, şirkte ve kesrette birtek mevcuttan daha ziyadekolay olur. Sair risalelerde bu hakikat iki kere iki dört eder derecede ispat edildiğinden, onlara havale edip, burada yalnız bu suhulet ve kolaylığın ilim vekader-i İlâhî ve kudret-i Rabbâniye nokta-i nazarında gayet mühim bir sırrını beyanedeceğiz. Şöyle ki:

    Sen bir mevcutsun. Eğer Kadîr-i Ezelîye kendini versen, bir kibrit çakar gibi, hiçten, yoktan, bir emirle, hadsiz kudretiyle, seni bir anda halk eder. Eğer sen


    Kadîr-i Ezelî: herşeye gücü yeten, varlığının başlangıcı olmayıp zamanla sınırlı olmayan Allah beyan etmek: açıklamak
    bilmüşahede: görüldüğü gibi cihet: yön
    enmûzec: örnek fihriste: liste, içindekiler
    hadsiz: sınırsız, sayısız hakikat: gerçek, esas
    halk etmek: yaratmak hikmet: sebep, gaye, hedef
    kader-i İlâhî: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce bilip takdir etmesi, plânlaması kemiyeten: çoğunluk olarak
    kesret: çokluk kesret-i efrad: fertlerin çokluğu
    kesret-i suhulet: herşeyde kolaylığın bulunması kudret: güç, kuvvet, iktidar
    kudret-i Rabbâniye: her şeyi terbiye ve idare eden Allah’ın sonsuz kudreti kıymetli: değerli
    mebzuliyet: çokluk, bolluk medar olan: dayanak noktası olan, kaynak olan
    mevcudat: varlıklar mevcut: varlık
    mevâdd-ı hayatiye: hayat için gerekli maddeler muhtasar: kısa, özet
    muntazam: düzenli mühim: önemli
    müteaddit: çok sayıda müşkilât peydâ etmek: zorluk kazanmak, zorlaşmak
    müşkilâtlı: zor nefer: asker, er
    nev’: tür, çeşit nihayet: son
    nokta-i nazar: bakış açısı risale: Risale-i Nur’u oluşturan bölümlerden her birisi
    sair: diğer, başka suhuletli: kolay
    suubetli: zor sür’atle: hızla
    sırr-ı vahdet: birlik sırrı tafsilen: ayrıntılı olarak
    teçhizat: cihazlar, donanımlar teçhizat-ı askeriye: askeri donanım
    vahdet: birlik; Allah’ın birliğinin bütün varlıklarda görülmesi vücuda gelmek: var olmak
    ziyade: çok, fazla zâbit: subay
    şirk: Allah ortak koşma
    Yazar : Risale Forum

  4. #24
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    İkinci Kısım - Sayfa 220

    kendini Ona vermezsen, belki esbab-ı maddiyeye ve tabiata isnad etsen, o vakit sen, kâinatın muntazam bir hülâsası, meyvesi ve küçük bir fihristesi ve listesi olduğundan; seni yapmak için kâinatı ve anâsırı ince elekle eleyip hassas ölçülerle aktâr-ı âlemden senin vücudundaki maddeleri toplamak lâzım gelir. Çünkü esbab-ı maddiye yalnız terkip eder, toplar. Kendilerinde bulunmayanı hiçten, yoktan yapamadıkları, bütün ehl-i akıl yanında musaddaktır. Öyleyse, küçük bir zîhayatın cismini aktâr-ı âlemden toplamaya mecbur olurlar. İşte vahdette ve tevhidde ne kadar kolaylık ve şirkte ve dalâlette ne kadar müşkilât var olduğunu anla.

    İkincisi: İlim noktasında hadsiz bir suhulet vardır. Şöyle ki:

    Kader, ilmin bir nev’idir ki, herşeyin mânevî ve mahsus kalıbı hükmünde bir miktartayin eder. Ve o miktar-ı kaderî, o şeyin vücuduna bir plân, bir model hükmüne geçer. Kudret icad ettiği vakit, gayet suhuletle, o kaderî miktar üstünde icad eder. Eğer o şey muhit ve hadsiz ve ezelî bir ilmin sahibi olan Kadîr-i Zülcelâle verilmezse,sabıkan geçtiği gibi, binler müşkilât değil, belki yüz muhâlât ortaya düşer. Çünkü omiktar-ı kaderî ve miktar-ı ilmî olmazsa, binler haricî ve maddî kalıplar, küçücük bir hayvanın cesedinde istimal edilmek lâzım gelir.

    İşte vahdette nihayetsiz kolaylık ve dalâlette ve şirkte hadsiz müşkilâtın bir sırrını anla,
    وَمَآ اَمْرُ السَّاعَةِ اِلاَّ كَلَمْحِ الْبَصَرِ اَوْ هُوَ اَقْرَبُ 1 âyeti ne kadar hakikatli ve doğru ve yüksek bir hakikati ifade ettiğini bil.

    ÜÇÜNCÜ SUAL: Eskiden düşman, şimdi dost olan mühtedî diyor ki: “Şu zamanda çok ileri giden feylesoflar diyorlar ki: ‘Hiçten, hiçbir şey icad edilmiyor ve hiçbir şey idam edilmiyor; yalnız bir terkip, bir tahlildir ki, kâinat fabrikasını işlettiriyor.’”


    Not
    Dipnot-1 “Kıyametin gerçekleşmesi ise göz açıp kapayıncaya kadar, yahut ondan daha yakındır.” Nahl Sûresi, 16:77.



    Kadîr-i Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi ve herşeye gücü yeten Allah aktâr-ı âlem: âlemin dört bir yanı
    anâsır: unsurlar, elementler cisim: beden
    dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık, inkâr ehl-i akıl: akıl sahipleri
    esbab-ı maddiye: maddî sebepler ezelî: başlangıcı olmayan sonsuz
    feylesof: filozof, felsefeci fihriste: , liste, içindekiler
    hadsiz: sınırsız hakikatli: gerçeğe dayalı
    haricî: maddî olarak var olan hülâsa: öz, özet
    icad etmek: yaratmak, var etmek idam edilme: yok edilme
    isnad etmek: dayandırmak istimal edilmek: kullanılmak
    kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce bilmesi, takdir etmesi, planlaması kaderî: kadere ait olan, Allah tarafından belirlenen
    kudret: güç, iktidar kâinat: evren
    mecbur olmak: zorunlu olmak miktar-ı ilmî: İlâhî ilim ile belirlenen ölçü
    miktar-ı kaderî: Allah tarafından kader çerçevesinde takdir edilmiş, belirlenmiş ölçü muhit: herşeyi içine alan, kuşatan
    muhâlât: imkânsız olan şeyler muntazam: düzenli
    musaddak: tasdik edilmiş, doğrulanmış mühtedî: hidâyete eren, iman eden
    müşkilât: zorluklar nev’: tür, çeşit
    nihayetsiz: sınırsız sabıkan: bundan önce
    suhulet: kolaylık tabiat: canlı, cansız varlıklar, doğa
    tahlil: dağılma, ayrışma tayin etmek: belirlemek
    terkip: düzenleme, bir araya getirme terkip etmek: düzenlemek, bir araya getirmek
    tevhid: birleme, Allah’ı bir olarak bilme ve ilân etme vahdet: Allah’ın birliğinin bütün varlıklarda görülmesi
    vücud: beden, varlık zîhayat: canlı
    âyet: Kur’ân’da yer alan her bir cümle şirk: Allah’a ortak koşma

    Yazar : Risale Forum

  5. #25
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    İkinci Kısım - Sayfa 221

    Elcevap: Nur-u Kur’ân ile mevcudata bakmayan feylesofların en ileri gidenleri bakmışlar ki, tabiat ve esbab vasıtasıyla bu mevcudatın teşekkülât ve vücutlarını—sabıkan ispat ettiğimiz tarzda—imtinâ derecesinde müşkilâtlı gördüklerinden, iki kısma ayrıldılar.

    Bir kısmı Sofestâî olup, insanın hassası olan akıldan istifa ederek, ahmak hayvanlardan daha aşağı düşerek, kâinatın vücudunu inkâr etmeyi, hattâ kendilerinin vücutlarını dahi inkâr etmesini, dalâlet mesleğinde esbab ve tabiatın icadsahibi olmalarından daha ziyade kolay gördüklerinden, hem kendilerini, hem kâinatı inkâr edip cehl-i mutlaka düşmüşler.

    İkinci güruh bakmışlar ki, dalâlette, esbab ve tabiat mûcid olmak noktasında, bir sinek ve bir çekirdeğin icadı, hadsiz müşkilâtı var. Ve tavr-ı aklın haricinde bir iktidariktiza ediyor. Onun için, bilmecburiye, icadı inkâr ediyorlar, “Yoktan var olmaz” diyorlar. Ve idamı da muhal görüyorlar, “Var yok olmaz” hükmediyorlar. Yalnız,harekât-ı zerrat ile, tesadüf rüzgârlarıyla bir terkip ve tahlil ve dağılmak ve toplanmaksuretinde bir vaziyet-i itibariye tahayyül ediyorlar.

    İşte, sen gel, ahmaklığın ve cehaletin en aşağı derecesinde, en yüksek akıllı kendini zanneden adamları gör! Ve dalâlet, insanı ne kadar maskara ve süflî ve eçhel yaptığını bil, ibret al.

    Acaba her senede dört yüz bin envâı birden zemin yüzünde icad eden; ve semâvatve arzı altı günde halk eden; ve altı haftada, her baharda, kâinattan daha san’atlı,hikmetli, zîhayat bir kâinatı inşa eden bir kudret-i ezeliye, bir ilm-i ezelînin dairesinde plânları ve miktarları taayyün eden mevcudat-ı ilmiyeyi, göze göstermeyen bir eczaile yazılan ve görünmeyen bir yazıyı göstermek için sürülen bir ecza misilli, gayet kolay o mâdûmât-ı hariciye olan mevcudat-ı ilmiyeye vücud-u haricî vermeyi o kudret-i ezeliyeden uzak görmek ve icadı inkâr etmek, evvelki güruh olan Sofestâîlerden daha ziyade ahmakane ve cahilânedir.

    Kadîr-i Ezelîye: herşeye gücü yeten, varlığının başlangıcı olmayıp zamanla sınırlı olmayan Allah Nur-u Kur’ân: Kur’ân’ın nuru
    Sofestâî: Yaratıcıyı kabul etmemek için her şeyi, hattâ kendini dahi inkâr edenler ahmakane: ahmakça
    arz: yeryüzü bilmecburiye: zorunlu olarak
    cahilâne: cahilce, bilgisizce cehalet: cahillik
    cehl-i mutlak: tam bir cahillik dalâlet: hak yoldan ayrılma, inkârcılık
    echel: çok cahil ecza: kimyasal bir madde
    envâ: türler, çeşitler esbab: sebepler
    feylesof: filozof, felsefeci güruh: grup, topluluk
    hadsiz: sayısız, sınırsız halk etmek: yaratmak
    harekât-ı zerrat: zerrelerin, atomların hareketleri hassa: temel özellik
    hikmetli: belli bir amaç ve hedefe yönelik olma icad: var etme, yaratma
    idam: yokluk, hiçlik iktidar: güç, kuvvet
    iktiza etmek: gerektirmek ilm-i ezelî: Allah’ın ezelden beri var olan sonsuz ilmi
    imtinâ: imkânsızlık inşa etmek: yaratmak, yapmak, meydana getirmek
    istifa etmek: terk etmek, bırakmak kudret-i ezeliye: Allah’ın ezelden beri var olan sonsuz kudreti
    maskara: gülünç, rezil mevcudat: varlıklar
    mevcudat-ı ilmiye: başkası tarafından görünmeyen, Allah’ın ilim dairesindeki varlıklar misilli: benzeri
    muhal: imkansızlık mâdûmât-ı hariciye: görünürde maddî yapısı olmayan
    mûcid: yoktan var eden, yaratan müşkilât: zorluklar
    sabıkan: bundan önce semâvât: gökler
    suret: biçim, şekil süflî: alçak, âdi
    taayyün etmek: belirlenmek tabiat: canlı cansız varlıklar, doğa, maddî âlem
    tahayyül etmek: hayal etmek tahlil: dağılma, ayrışma
    tavr-ı akıl: aklın anlayabileceği kapasite terkip: düzenlenme, bir araya getirme
    teşekkülât: oluşumlar vaziyet-i itibariye: göreceli bir durum
    vücud-u haricî: maddî vücut, beden vücut: varlık
    zemin: yer ziyade: çok, fazla
    zîhayat: canlı
    Yazar : Risale Forum

  6. #26
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    İkinci Kısım - Sayfa 222

    Bu bedbahtlar, âciz-i mutlak ve yalnız bir cüz-ü ihtiyarîden başka ellerinde olmayan,firavunlaşmış kendi nefisleri hiçbir şeyi idam ve yok edemediklerinden ve hiçbir zerreyi, bir maddeyi hiçten, yoktan icad edemediklerinden ve güvendikleri esbab ve tabiatın ellerinde hiçten icad gelmediği cihetle, ahmaklıklarından diyorlar: “Yoktan var olmaz, var da yok olmaz” deyip, bu bâtıl ve hata düsturu Kadîr-i Mutlaka teşmil etmek istiyorlar.

    Evet, Kadîr-i Zülcelâlin iki tarzda icadı var:

    Biri ihtir⒠ve ibd⒠iledir. Yani hiçten, yoktan vücut veriyor ve ona lâzım herşeyi de hiçten icad edip eline veriyor.

    Diğeri inşa ile, san’at iledir. Yani, kemâl-i hikmetini ve çok esmâsının cilvelerini göstermek gibi çok dakik hikmetler için, kâinatın anâsırından bir kısım mevcudatı inşa ediyor; her emrine tâbi olan zerratları ve maddeleri, rezzâkiyet kanunuyla onlara gönderir ve onlarda çalıştırır.

    Evet, Kadîr-i Mutlakın iki tarzda, hem ibdâ’, hem inşa suretinde icadı var. Varı yok etmek ve yoğu var etmek en kolay, en suhuletli, belki daimî, umumî bir kanunudur. Bir baharda, üç yüz bin envâ-ı zîhayat mahlûkatın şekillerini, sıfatlarını, belkizerratlarından başka bütün keyfiyat ve ahvallerini hiçten var eden bir kudrete karşı “Yoğu var edemez” diyen adam, yok olmalı!

    Tabiatı bırakan ve hakikate geçen zat diyor ki: “Cenâb-ı Hakka zerrat adedince şükür ve hamd ve senâ ediyorum ki, kemâl-i imanı kazandım, evham ve dalâletlerden kurtuldum ve hiçbir şüphem de kalmadı. Elhamdü lillâhi alâ dîni’l-İslâm ve kemâli’l-îmân.”1

    سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ 2






    Not
    Dipnot-1 Bize ihsan ettiği İslâm dini ve mükemmel iman nimeti sebebiyle Allah’a hamd olsun.

    Dipnot-2 “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Sensin.” Bakara Sûresi, 2:32.





    Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah Kadîr-i Mutlak: herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kuvvet sahibi Allah
    Kadîr-i Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi ve herşeye gücü yeten Allah ahmaklık: akılsızlık
    ahval: durumlar anâsır: unsurlar, elementler
    bedbaht: talihsiz, bahtsız bâtıl: gerçek olmayan, yalan
    cihet: yön cilve: görüntü, yansıma
    cüz-ü ihtiyarî: insanda bulunan sınırlı irade daimî: devamlı, sürekli
    dakik: ince, derin dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inkârcılık
    düstur: kanun envâ-ı zîhayat: canlı türleri
    esbab: sebepler esmâ: isimler
    evham: kuruntular, şüpheler firavunlaşmış: firavun gibi kendisini üstün gören, tanrılık iddiasında bulunan
    hamd: övgü ve şükür hikmet: sebep, gaye
    icad etmek: var etmek, yaratmak ihtir⒠ve ibdâ’: varlıkları maddesiz, örneksiz ve benzersiz olarak hiçten ve yoktan var etme
    inşa: var olan şeylerle farklı varlıklar yaratma kemâl-i hikmet: her şeyin ilmini, fayda ve gayelerini bilen Allah’ın kusursuz mükemmel sıfatı
    kemâl-i iman: tam ve mükemmel bir iman keyfiyat: özellikler, nitelikler
    kudret: Allah’ın bütün âlemleri kuşatan güç ve iktidarı mahlûkat: varlıklar
    mevcudat: varlıklar nefis: insanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere teşvik eden duygu
    rezzâkiyet: rızık vericilik senâ: övgü
    suhuletli: kolay sıfat: özellik, vasıf
    teşmil etmek: içine almak, kaplamak vücut vermek: yok olan bir şeyi var etmek, yaratmak
    zerrat: zerreler, atomlar âciz-i mutlak: son derece güçsüz
    şükür: Allah’a karşı minnet duyma, teşekkür etme
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 3/3 İlkİlk 123

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222