Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

Sayfa 1/2 12 SonSon
16 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - İkinci Hüccet-i İmâniye

    İkinci Hüccet-i İmâniye

    Otuz İkinci Söz’ün

    Birinci Mevkıfı

    1

    لَوْ كَانَ فِيهِمَاۤ اٰلِهَةٌ اِلاَّ اللهُ لَفَسَدَتَا 2

    لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ يُحْيِى وَيُمِيتُ وَهُوَ حَىٌّ لاَ يَمُوتُ بِيَدِهِ الْخَيْرُ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ وَاِلَيْهِ الْمَصِيرُ 3


    BİR RAMAZAN gecesinde, şu kelâm-ı tevhidînin on bir cümlesinin herbirinde, birer tevhid mertebesi ve birer müjde bulunduğunu ve o mertebelerden yalnız




    Not
    Dipnot-1 “Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.”

    Dipnot-2 “Eğer göklerde ve yerde Allah’tan başka ilâhlar olsaydı, ikisi de harap olup giderdi.” Enbiyâ Sûresi, 21:22.

    Dipnot-3 “Allah’tan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. O birdir ve hiçbir şeriki yoktur. Mülk umumen Onundur; hamd bütünüyle Ona aittir. Hayatı veren de, ölümü veren de Odur. O, kendisine ölüm ârız olmayan Hayy-ı Ezelîdir. Bütün hayır Onun elindedir. Onun kudreti herşeye yeter. Herkesin ve herşeyin dönüşü de Onadır.” Buharî, Ezân 155, Teheccüd 21, Umre 12, Cihad 133, Bed’ü’l-Halk 11, Mağâzî 29, Daavât 18, 52, Rikâk 11, I’tisâm 3; Müslim, Zikir 28, 30, 74, 75, 76, Vitir 24, Cihad 158, Edeb 101; Tirmizî, Mevâkıt 108, Hac 104, Daavât 35, 36; Nesâî, Sehiv 83-86, Menâsik 163, 170, Îmân 12; İbni Mâce, Ticârât 40, Menâsik 84, Edeb 58, Dua 10, 14, 16; Ebû Dâvud, Menâsik 56; Dârîmî, Salât 88, 90, Menâsik 34, İsti’zân 53, 57; Muvatta’, Hac 127, 243, Kur’ân 20, 22.




    kelâm-ı tevhidî: Allah’ın birliğini ifade eden söz tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma

    Benzer Konular
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - On Birinci Hüccet-i İmâniye
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - On Birinci Hüccet-i İmâniye On Birinci Hüccet-i İmâniye (YİRMİ İKİNCİ SÖZÜN BİRİNCİ MAKAMI) وَيَضْرِبُ اللهُ
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Dokuzuncu Hüccet-i İmâniye
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Dokuzuncu Hüccet-i İmâniye Dokuzuncu Hüccet-i İmâniye (DOKUZUNCU ŞU’IN MUKADDİME-İ HAŞRİYYESİ) فَسُبْحَانَ ال&#
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Sekizinci Hüccet-i İmâniye
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Sekizinci Hüccet-i İmâniye Sekizinci Hüccet-i İmâniye Münâcât Bu Sekizinci Hüccet-i İmaniye, vücub-u vücuda ve vahdâniyete delâletettiği gibi, hem delâil-i kat’iye ile rububiyetin ihatasına ve kudretinin azametine delâlet eder. Hem hâkimi
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Altıncı Hüccet-i İmâniye
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Altıncı Hüccet-i İmâniye Altıncı Hüccet-i İmâniye ONUNCU SÖZÜN DOKUZUNCU HAKİKATİ Bâb-ı İhyâ ve İmâtedir. İsm-i Hayy-ı Kayyûmun, Muhyî ve Mümîtin cilvesidir. Hiç mümkün müdür ki, ölmüş, kurumuş koca arzı ihyâ eden; ve o ihyâ içinde,
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Dördüncü Hüccet-i İmâniye
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Dördüncü Hüccet-i İmâniye Dördüncü Hüccet-i İmâniye Otuzuncu Lem’anın İkinci Nüktesi وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَ¡
    Yazar : Risale Forum
    ..Ve sahil-i selâmet olan Dârüsselâma ümmet-i Muhammediyeyi (a.s.m.) çıkaran bir sefine-i Rabbâniyede çalışan hademeleriz..

    ..dalâletler içerisinde bizler gayet az ve zayıf ve fakir ve kuvvetsiz olduğumuz halde, gayet ağır ve büyük ve umumî ve kudsî bir vazife-i imaniye ve hizmet-i Kur'âniye omuzumuza ihsan-ı İlâhî tarafından konulmuş.
    .

    Ustad Bediüzzaman Said Nursi (M.S. 1876-....)



  2. #2
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    İkinci Kısım - Sayfa 182

    Lâ şerîke lehu’daki mânâyı, basit avâmın fehmine gelecek bir muhavere-i temsiliyeve bir münazara-i faraziye tarzında ve lisan-ı hali lisan-ı kàl suretinde söylemiştim. Bana hizmet eden kıymettar kardeşlerimin ve mescid arkadaşlarımın arzuları ve istemeleri üzerine o muhavereyi yazıyorum. Şöyle ki:

    Bütün tabiatperest, esbabperest ve müşrik gibi umum envâ-ı ehl-i şirkin ve küfrün ve dalâletin tevehhüm ettikleri şeriklerin namına bir şahıs farz ediyoruz ki, o şahs-ı farazî, mevcudat-ı âlemden birşeye rab olmak istiyor ve hakikî mâlik olmak dâvâetmektedir.

    İşte, o müddeî, evvelâ mevcudatın en küçüğü olan bir zerreye rast gelir. Ona rab vehakikî mâlik olmakta olduğunu, zerreye tabiat lisanıyla, felsefe diliyle söyler. O zerredahi, hakikat lisanıyla ve hikmet-i Rabbânî diliyle der ki:

    “Ben hadsiz vazifeleri görüyorum. Ayrı ayrı her masnua girip işliyorum. Eğer bütün o vezâifi bana gördürecek, sende ilim ve kudret varsa—

    “Hem benim gibi had ve hesaba gelmeyen zerrat içinde beraber gezip iş görüyoruz.HAŞİYE-1 Eğer bütün emsalim o zerreleri de istihdam edip emir tahtına alacak bir hüküm ve iktidar sende varsa—


    [NOT]Haşiye-1 Evet, müteharrik herbir şey, zerrattan seyyârâta kadar, kendilerinde olan sikke-i samediyet ile vahdeti gösterdikleri gibi, harekâtlarıyla dahi, gezdikleri bütün yerlerivahdet namına zaptederler, kendi Mâlikinin mülküne idhal ederler. Hareket etmeyenmasnuat ise, nebâtattan nücum-u sevâbite kadar, birer mühr-ü vahdâniyethükmündedirler ki, bulunduğu mekânı, kendi Sâniinin mektubu olduğunu gösterirler. Demek herbir nebat, herbir meyve birer mühr-ü vahdâniyet, birer sikke-i vahdettirler ki, mekânlarını ve vatanlarını, vahdet namına, Sânilerinin mektubu olduğunu gösterirler. Elhasıl, herbir şey, hareketiyle bütün eşyayı vahdet namına zapteder. Demek bütün yıldızları elinde tutmayan, birtek zerreye rab olamaz. [
    /NOT]


    Mâlik: herşeyin sahibi olan Allah Sâni: herşeyin san’atkârı olan Allah
    avâm: halk dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık
    dâvâ: iddia elhasıl: özetle
    emir tahtına: emir altına emsal: benzerler
    envâ-i ehl-i şirk: Allah’a ortak koşanların çeşitleri esbap-perest: Allah’ı unutup sebeplere haddinden fazla değer veren
    eşya: varlıklar farz etmek: varsaymak
    fehm: anlayış had ve hesaba gelmemek: sonsuz ve sınırsız olmak
    hadsiz: sınırsız hakikat: gerçek, doğru
    hakikî: gerçek, doğru harekât: hareketler
    haşiye: dipnot, açıklayıcı not hikmet-i Rabbânî: kâinatın Rabbi tarafından herşeyin belirli gayelere yönelik olarak anlamlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması
    idhal: dahil etme, içine alma iktidar: güç, kuvvet
    istihdam: çalıştırma kudret: güç, iktidar
    küfür: inkâr, inançsızlık kıymettar: kıymetli, değerli
    lisan: dil lisan-ı hâl: hâl ve durumun ifade edişi
    lisân-ı kal: sözlü olarak ifade lâ şerîke lehû: Onun (Allah’ın) ortağı yoktur
    masnu: san’at eseri masnuat: san’at eserleri
    mekân: yer mevcudat-ı âlem: âlemdeki varlıklar
    mevcudât: varlıklar muhavere: karşılıklı konuşma
    muhavere-i temsiliye: diyalog tarzında kıyaslamalı benzetme mâlik: sahip
    müddeî: iddia sahibi mühr-ü vahdâniyet: birlik mührü
    mülk: sahip olunan ve hükmedilen şey münâzara-i faraziye: varsayıma dayalı tartışma
    müteharrik: hareketli müşrik: Allah’a ortak koşan
    nam: ad nebat: bitki
    nebâtat: bitkiler nücûm-u sevâbit: sabit yıldızlar
    rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran seyyârât: gezegenler
    sikke-i samediyet: hiç kimseye muhtaç olmayan ve herşey Kendisine muhtaç olan Allah’a ait mühür sikke-i vahdet: birlik damgası
    suret: şekil, biçim tabiat: canlı cansız bütün varlıklar, doğa
    tabiatperest: herşeyi tabiatın tesiriyle meydana geldiğini iddia eden, tabiatçı tevehhüm etmek: varsaymak, sanmak
    umum: bütün vahdet: birlik
    vezâif: vazifeler zaptetmek: korumak, saklamak
    zerre: atom zerrât: atomlar
    şahs-ı farazî: olmadığı halde var sayılmış kişi şerik: Allah’a ortak koşulan şey
    Yazar : Risale Forum

  3. #3
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    İkinci Kısım - Sayfa 183

    “Hem kemâl-i intizamla cüz olduğum mevcutlara, meselâ kandaki küreyvât-ı hamrâya hakikî mâlik ve mutasarrıf olabilirsen, bana rab olmak dâvâ et, beni Cenâb-ı Haktan başkasına isnad et. Yoksa sus!

    “Hem bana rab olmadığın gibi, müdahale dahi edemezsin. Çünkü, vezâifimizde veharekâtımızda o kadar mükemmel bir intizam var ki, nihayetsiz bir hikmet ve muhitbir ilim sahibi olmayan, bize parmak karıştıramaz. Eğer karışsa, karıştıracak. Halbuki, senin gibi câmid, âciz ve kör ve iki eli tesadüf ve tabiat gibi iki körün elinde olan bir şahıs, hiçbir cihette parmak uzatamaz.”

    O müddeî, maddiyyunların dedikleri gibi dedi ki: “Öyle ise sen kendi kendine mâlikol. Neden başkasının hesabına çalışmasını söylüyorsun?”

    Zerre ona cevaben der: “Eğer güneş gibi bir dimağım ve ziyası gibi ihatalı bir ilmim ve harareti gibi şümullü bir kudretim ve ziyasındaki yedi renk gibi muhit duygularım ve gezdiğim her yere ve işlediğim her mevcuda müteveccih birer yüzüm ve bakar birer gözüm ve geçer birer sözüm bulunsaydı, belki senin gibi ahmaklık edip kendi kendime mâlik olduğumu dâvâ ederdim. Haydi, def ol git, sen benden iş bulamazsın!”

    İşte, şeriklerin vekili zerreden meyus olunca, küreyvât-ı hamrâdan iş bulacağım diye, kandaki bir küreyvât-ı hamrâya rast gelir. Ona esbab namına ve tabiat ve felsefe lisanıyla der ki: “Ben sana rab ve mâlikim.”

    O küreyvât-ı hamrâ, yani yuvarlak, kırmızı mevcut, ona hakikat lisanıyla ve hikmet-i İlâhiye diliyle der:

    “Ben yalnız değilim. Eğer sikkemiz ve memuriyetimiz ve nizamatımız bir olan kan ordusundaki bütün emsalime mâlik olabilirsen, hem gezdiğimiz ve kemâl-i hikmetleistihdam olunduğumuz bütün hüceyrât-ı bedene mâlik olacak bir dakik hikmet ve azîmkudret sende varsa, göster. Ve gösterebilirsen, belki senin dâvânda bir mânâ bulunabilir. Halbuki, senin gibi sersem ve senin elindeki sağır tabiat ve kör kuvvetle, değil mâlik olmak, belki zerre miktar karışamazsın.1 Çünkü bizdeki intizam o kadar mükemmeldir ki, ancak herşeyi görür ve işitir ve


    Not
    Dipnot-1 bk. Ra’d Sûresi, 13:16; Ahkaf Sûresi, 46:4-5.




    ahmaklık: akılsızlık azîm: büyük
    câmid: cansız cüz: parça
    dakîk: çok ince dimağ: akıl, bilinç, beyin
    dâvâ: iddia emsal: benzerler
    esbab: sebepler hakikat: gerçek, doğru
    hakikî: gerçek, doğru hararet: ısı, sıcaklık
    harekât: hareketler hikmet-i İlâhiye: İlâhî hikmet; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması
    hüceyrât-ı beden: beden hücreleri ihata: kuşatma
    intizam: düzenlilik isnad: dayandırma
    istihdam: çalıştırma kemâl-i hikmet: tam ve mükemmel hikmet
    kemâl-i intizâm: tam ve mükemmel düzen kudret: güç, iktidar
    küreyvât-ı hamrâ: alyuvarlar lisan: dil
    maddiyyun: materyalistler, herşeyi madde ile açıklamaya çalışanlar mevcut: varlık
    meyus: ümitsiz muhit: kuşatıcı, kapsamlı
    mutasarrıf: dilediği gibi kullanan ve idare eden mâlik: sahip
    müdahale: karışma müddeî: iddia sahibi
    müteveccih: yönelik nihayetsiz: sonsuz
    nizamat: düzenler rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran
    sikke: damga tabiat: canlı cansız bütün varlıklar, doğa
    vezâif: vazifeler zerre: atom, en küçük madde parçası
    ziya: ışık âciz: güçsüz, zayıf
    şerik: Allah’a ortak koşulan şey şümullü: kapsamlı
    Yazar : Risale Forum

  4. #4
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    İkinci Kısım - Sayfa 184

    bilir ve yapar bir zât bize hükmedebilir.1 Öyle ise sus! Vazifem o kadar mühim ve intizam o kadar mükemmeldir ki, seninle, senin böyle karma karışık sözlerine cevap vermeye vaktim yok” der, onu tard eder.

    Sonra, onu kandıramadığı için, o müddeî gider, bedendeki hüceyre tabir ettikleri menzilciğe rast gelir. Felsefe ve tabiat lisanıyla der: “Zerreye ve küreyvât-ı hamrâya söz anlattıramadım. Belki sen sözümü anlarsın. Çünkü sen gayet küçük bir menzilgibi birkaç şeyden yapılmışsın. Öyle ise ben seni yapabilirim. Sen benim masnuum ve hakikî mülküm ol” der.

    O hüceyre, ona cevaben, hikmet ve hakikat lisanıyla der ki:

    “Ben çendan küçücük bir şeyim. Fakat pek büyük vazifelerim, pek ince münasebetlerim ve bedenin bütün hüceyrâtına ve heyet-i mecmuasına bağlı alâkalarım var. Ezcümle, evride ve şerâyin damarlarına ve hassâse ve muharrike âsaplarına ve cazibe, dafia, müvellide, musavvire gibi kuvvelere karşı derin ve mükemmel vazifelerim var. Eğer bütün bedeni, bütün damar ve âsab ve kuvveleri teşkil ve tanzim ve istihdam edecek bir kudret ve ilim sende varsa ve benim emsalim ve san’atça ve keyfiyetçe birbirimizin kardeşi olan bütün hüceyrât-ı bedeniyeye tasarruf edecek nafiz bir kudret, şamil bir hikmet sende varsa, göster; sonra ‘Ben seni yapabilirim’ diye dâvâ et. Yoksa haydi git! Küreyvât-ı hamrâ bana erzak getiriyorlar.Küreyvât-ı beyzâ da bana hücum eden hastalıklara mukabele ediyorlar. İşim var, beni meşgul etme.

    “Hem senin gibi âciz, câmid, sağır, kör bir şey bize hiçbir cihetle karışamaz. Çünkü bizde o derece ince ve nazik ve mükemmel bir intizam HAŞİYE-1 var ki, eğer


    Not
    Dipnot-1 bk. Lokman Sûresi, 31:28; Şûrâ Sûresi, 42:11.

    Haşiye-1 Sâni-i Hakîm, beden-i insanı gayet muntazam bir şehir hükmünde halk etmiştir. Damarların bir kısmı telgraf ve telefon vazifesini görür. Bir kısmı da, çeşmelerin boruları hükmünde, âb-ı hayat olan kanın cevelânına medardırlar. Kan ise, içinde iki kısım küreyvât halk edilmiş. Bir kısmı “küreyvât-ı hamr┠tabir edilir ki, bedeninhüceyrelerine erzak dağıtıyor ve bir kanun-u İlâhî ile hüceyrelere erzak yetiştiriyor (tüccar ve erzak memurları gibi). Diğer kısmı küreyvât-ı beyzâdırlar ki, ötekilerenisbeten ekalliyettedirler. Vazifeleri, hastalık gibi düşmanlara karşı asker gibimüdafaadır ki, ne vakit müdafaaya girseler, Mevlevî gibi iki hareket-i devriye ile sür’atli bir vaziyet-i acibe alırlar. Kanın heyet-i mecmuası ise, iki vazife-i umumiyesi var: Biri bedendeki hüceyrâtın tahribatını tamir etmek, diğeri hüceyrâtın enkazlarını toplayıp bedeni temizlemektir. Evride ve şerâyin namında iki kısım damarlar var ki, biri sâfi kanı getirir, dağıtır, sâfi kanın mecrâlarıdır. Diğer kısmı, enkazı toplayan bulanık kanın mecrâsıdır ki, şu ikinci ise, kanı “ree” denilen, nefesin geldiği yere getirirler. Sâni-i Hakîm, havada iki unsur halk etmiştir: biri azot, biri müvellidülhumuza. Müvellidülhumuza ise, nefes içinde kana temas ettiği vakit, kanı telvis eden karbon unsur-u kesifini kehribar gibi kendine çeker. İkisi imtizaç eder. Buharî hâmız-ı karbon denilen, semli havaî bir maddeye inkılâb ettirir. Hem hararet-i gariziyeyi temin eder, hem kanı tasfiye eder. Çünkü, Sâni-i Hakîm, fenn-i kimyada aşk-ı kimyevî tabir edilen bir münasebet-i şedideyi, müvellidülhumuza ile karbona vermiş ki, o iki unsur birbirine yakın olduğu vakit, o kanun-u İlâhî ile o iki unsur imtizaç ederler. Fennen sabittir ki, imtizaçtan hararet hasıl olur. Çünkü imtizaç bir nevi ihtiraktır. Şu sırrın hikmeti budur ki: O iki unsurun, herbirisinin zerrelerinin ayrı ayrı hareketleri var. İmtizaç vaktinde her iki zerre, yani onun zerresi bunun zerresiyle imtizaç eder, birtek hareketle hareket eder, bir hareket muallâk kalır. Çünkü imtizaçtan evvel iki hareket idi. Şimdi iki zerre bir oldu; her iki zerre, bir zerrehükmünde bir hareket aldı. Diğer hareket, Sâni-i Hakîmin bir kanunuyla hararete inkılâb eder. Zaten “Hareket harareti tevlid eder” bir kanun-u mukarreredir. İşte bu sırra binaen, beden-i insanîdeki hararet-i gariziye, bu imtizac-ı kimyeviye ile temin edildiği gibi, kandaki karbon alındığı için kan dahi sâfi olur. İşte nefes dahile girdiği vakit, vücudun hem âb-ı hayatını temizliyor, hem nâr-ı hayatı iş’âl ediyor. Çıktığı vakit, ağızda, mu’cizât-ı kudret-i İlâhiye olan kelime meyvelerini veriyor. Fesübhâne men tehayyere fî sun’ihi’l-ukul!





    Sâni-i Hakîm: herşeyi san’atla ve hikmetle yaratan Allah alâka: bağlantı
    beden-i insan: insan bedeni cazibe: çekim
    cevelân: dolaşma, akma câmid: cansız
    dafia: itme dâvâ: iddia
    ekalliyet: azınlık emsal: benzerler
    erzak: rızıklar; yiyecek ve içecekler evride: toplardamarlar
    ezcümle: nümune olarak hakikat: gerçek
    hakikî: gerçek halk etmek: yaratmak
    hassâse: hissetme duygusu haşiye: dipnot, açıklayıcı not
    heyet-i mecmua: genel yapı, bütün hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması
    hüceyre: hücre hüceyrât: hücrecikler
    hüceyrât-ı bedeniye: beden hücreleri intizam: düzen
    istihdam: çalıştırma kanun-u İlâhî: Allah’ın koyduğu kanun
    keyfiyet: nitelik, özellik, esas kudret: güç, iktidar
    kuvve: duyu küreyvat: kürecikler, hücreler
    küreyvât-ı beyzâ: akyuvarlar küreyvât-ı hamrâ: alyuvarlar
    lisan: dil masnu: san’at eseri
    medar: dayanak, kaynak menzil: mekân, yer
    muharrike: harekete geçiren duygu, refleks mukabele: karşılık verme
    muntazam: düzenli musavvire: şekil verme
    müdafaa: savunma müddeî: iddia sahibi
    münasebet: ilişki, bağlantı müvellide: üretkenlik
    nisbeten: oranla, kıyasla nâfiz: derinlere işleyen; etkili
    tabiat: canlı cansız bütün varlıklar, doğa tanzim: düzenleme
    tard etmek: kovmak tasarruf: dilediği gibi kullanma ve yönetme
    teşkil: şekillendirme, bir araya getirme zerre: atom, en küçük madde parçası
    âb-ı hayat: hayat suyu âciz: güçsüz, zayıf
    âsab: vücuttaki sinirler çendan: gerçi
    şerâyin: atardamar şâmil: kapsamlı
    Yazar : Risale Forum

  5. #5
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    İkinci Kısım - Sayfa 185

    bize hükmeden bir Hakîm-i Mutlak ve Kadîr-i Mutlak ve Alîm-i Mutlak olmazsa intizamımız bozulur, nizamımız karışır.”1

    Sonra o müddeî onda da meyus oldu. Bir insanın bedenine rast gelir. Yine körtabiat ve serseri felsefe lisanıyla, tabiiyyunun dedikleri gibi der ki: “Sen benimsin. Seni yapan benim. Veya sende hissem var.”


    Not
    Dipnot-1 bk. Kehf Sûresi, 17:37; Meryem Sûresi, 19:67; Mü’minûn Sûresi, 23:12-14; Secde Sûresi, 32:7; Fâtır Sûresi, 35:11; Yâsîn Sûresi, 36:77.


    Alîm-i Mutlak: bilgisi herşeyi kuşatan, sınırsız ilim sahibi olan Allah Hakîm-i Mutlak: sınırsız hikmet sahibi olan Allah
    Kadîr-i Mutlak: sınırsız güç ve kuvvet sahibi olan Allah Mevlevî: Mevlevîlik tarikatına mensup kimse
    Sâni-i Hakîm: herşeyi hikmetle yaratan ve herşeyin san’atkârı olan Allah aşk-ı kimyevî: kimyasal birleşme
    beden-i insanî: insan bedeni, vücudu binaen: –dayanarak
    buharî: buhar halinde evride: toplardamarlar
    fenn-i kimya: kimya bilimi fennen: bilimsel olarak
    fesübhâne men tehayyere fî sun’ihi’l-ukul: her türlü eksiklikten yücedir o Zat ki, işleri karşısında akıllar hayrete düşer halk etmek: yaratmak
    hararet: ısı, sıcaklık hararet-i gariziye: vücut ısısı
    hareket-i devriye: dairesel, döngüsel hareket havaî: gaz halinde
    heyet-i mecmua: genel yapı, bütün hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması
    hâmız-ı karbon: karbondioksit hâsıl olmak: meydana gelmek
    hüceyrât: hücrecikler ihtirak: yanma
    imtizaç: karışma, birleşme imtizâc-ı kimyevî: kimyasal bileşim
    inkılâb etmek: dönüşmek inkılâb ettirmek: dönüştürmek
    intizam: düzen iş’al etmek: tutuşturmak
    kanun-u mukarrare: yerleşmiş kanun kanun-u İlahî: Allah’ın koyduğu kanun
    kehribar: elektrik lisan: dil
    mecrâ: kanal meyus: ümitsiz
    muallâk: asılı, boşta mucizât-ı kudret-i İlâhiye: Allah’ın kudret mucizeleri
    müdafaa: savunma müddeî: iddia sahibi
    münasebet-i şedide: çok sıkı ilişki müvellidülhumuza: oksijen
    nam: ad nizam: kanun, düzen
    nâr-ı hayat: hayat ateşi ree: akciğer
    semli: zehirli sâfî: saf, temiz
    tabiat: doğa, canlı cansız bütün varlıklar tabiiyyun: herşeyi tabiatın tesiriyle meydana geldiğini iddia edenler
    tahribat: yıkımlar, bozulmalar tasfiye: arıtma, temizleme
    telvis eden: kirleten tevlid etmek: doğurmak, sebep olmak
    unsur: element unsur-u kesif: yoğun element
    vazife-i umumiye: genel vazife vaziyet-i acibe: şaşırtıcı durum
    zerre: atom, en küçük madde parçası âb-ı hayat: hayat suyu, kan
    şerâyin: atardamarlar
    Yazar : Risale Forum

  6. #6
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    İkinci Kısım - Sayfa 186

    Cevaben, o beden-i insan, hakikat ve hikmet diliyle ve intizamının lisan-ı haliyle der ki:

    “Eğer bütün emsalim ve yüzümüzdeki sikke-i kudret ve turra-i fıtrat bir olan bütün insanların bedenlerine hakikî mutasarrıf olacak bir kudret ve ilim sende varsa—

    “hem sudan ve havadan tut, tâ nebâtat ve hayvânâta kadar benim erzakımınmahzenlerine mâlik olacak bir servetin ve bir hâkimiyetin varsa—

    “hem ben kılıf olduğum gayet geniş ve yüksek olan ruh, kalb, akıl gibi letâif-i mâneviyeyi benim gibi dar, süflî bir zarfta yerleştirerek, kemâl-i hikmetle istihdamedip ibadet ettirecek, sende nihayetsiz bir kudret, hadsiz bir hikmet varsa, göster. Sonra ‘Ben seni yaptım’ de. Yoksa sus!

    “Hem bendeki intizam-ı ekmelin şehadetiyle ve yüzümdeki sikke-i vahdetin delâletiyle, benim Sâniim herşeye kadîr, herşeye alîm, herşeyi görür ve herşeyi işitir bir Zâttır. Senin gibi sersem âcizin parmağı Onun san’atına karışamaz, zerre mikta rmüdahale edemez.”1

    O şeriklerin vekili, bedende dahi parmak karıştıracak yer bulamaz. Gider, insanınnev’ine rast gelir. Kalbinden der ki: “Belki bu dağınık, karma karışık olan cemaatiçinde, şeytan onların ef’âl-i ihtiyariye ve içtimaiyelerine karıştığı gibi, belki ben deahvâl-i vücudiye ve fıtriyelerine karışabileceğim ve parmak karıştıracak bir yer bulacağım. Ve onda bir yer bulup, beni tard eden bedene ve beden hüceyresine hükmümü icra ederim.”

    Onun için, beşerin nev’ine, yine sağır tabiat ve sersem felsefe lisanıyla der ki: “Siz çok karışık birşey görünüyorsunuz. Ben size rab ve mâlikim. Veyahut hissedarım” der.

    O vakit nev-i insan, hak ve hakikat lisanıyla, hikmet ve intizamın diliyle der ki:


    Not
    Dipnot-1 bk. Hicr Sûresi,15:26; Nahl Sûresi, 16:4; Kehf Sûresi, 18:37; Meryem Sûresi, 19:67; Mü’minûn Sûresi, 23:12-14; Lokman Sûresi, 31:28; Secde Sûresi, 32:7; Fâtır Sûresi, 35:11.


    Sâni: herşeyi mükemmel ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah ahvâl-i vücudiye ve fıtriye: varlığa ve yaratılışa dair haller
    alîm: bilen beden-i insan: insan bedeni
    beşer: insan cemaat: topluluk
    delâlet: delil olma, işaret etme ef’âl-i ihtiyariye ve içtimâiye: kişisel ve sosyal işler
    emsal: benzerler erzak: rızıklar, yenilecek ve içilecek şeyler
    hadsiz: sınırsız hak: doğru
    hakikat: gerçek, doğru hakikî: gerçek
    hayvânât: hayvanlar hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması
    icra etmek: yerine getirmek intizam: düzen
    intizam-ı ekmel: en mükemmel düzen istihdam: kullanma, çalıştırma
    kadîr: güç ve iktidar sahibi kemâl-i hikmet: mükemmel bir hikmet
    kudret: güç, kuvvet letâif-i maneviye: mânevî duygular
    lisan: dil lisan-ı hâl: hal dili
    mahzen: depo mutasarrıf: tasarruf sahibi, dilediği gibi kullanan ve yöneten
    mâlik: sahip müdahale: karışma
    nebâtat: bitkiler nev-i insan: insan türü, insanlık
    nev’: tür, çeşit nihayetsiz: sonsuz
    rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran sikke-i kudret: Allah’ın kudretini gösteren mühür
    sikke-i vahdet: Allah’ın birliğini gösteren mühür süflî: aşağılık
    tabiat: doğa, canlı cansız bütün varlıklar tard etmek: kovmak
    turra-i fıtrat: yaratılış mührü zerre: atom, en küçük madde parçası
    âciz: güçsüz, zayıf şehadet: şahitlik, tanıklık
    şerik: Allah’a ortak koşulan şey
    Yazar : Risale Forum

  7. #7
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    İkinci Kısım - Sayfa 187

    “Eğer bütün küre-i arza giydirilen ve nev’imiz gibi bütün hayvânat ve nebâtâtın yüz binler envâından rengârenk atkı ve iplerden kemâl-i hikmetle dokunan ve dikilen gömleği ve yeryüzüne serilen ve yüz binler zîhayat envâından nesc olunan ve gayet nakışlı bir surette icad edilen haliçeyi yapacak ve her vakit kemâl-i hikmetle tecdid edip tazelendirecek bir kudret ve hikmet sende varsa—

    “hem, eğer biz meyve olduğumuz küre-i arza ve çekirdek olduğumuz âlemde tasarruf edecek ve hayatımıza lâzım maddeleri mîzan-ı hikmetle aktâr-ı âlemden bize gönderecek bir muhit kudret ve şamil bir hikmet sende varsa—

    “ve yüzümüzdeki sikke-i kudret bir olan bütün gitmiş ve gelecek emsalimizi icad edecek bir iktidar sende varsa, belki bana rububiyet dâvâ edebilirsin. Yoksa, haydi sus! Benim nev’imdeki karma karışıklığa bakıp parmak karıştırabilirim deme. Çünkü intizam mükemmeldir. O karma karışık zannettiğin vaziyetler, kudretin kader kitabına göre kemâl-i intizamla bir istinsahtır. Çünkü, bizden çok aşağı olan ve bizim taht-ı nezaretimizde bulunan hayvânat ve nebâtâtın kemâl-i intizamları gösteriyor ki, bizdeki karışıklıklar bir nevi kitabettir.1

    “Hiç mümkün müdür ki, bir haliçenin her tarafına yayılan bir atkı ipini san’atkârâneyerleştiren, haliçenin ustasından başkası olsun? Hem bir meyvenin mucidi, ağacınınmucidinden başkası olsun? Hem çekirdeği icad eden, çekirdekli cismin sâniinden başkası olsun?

    “Hem gözün kördür. Yüzümdeki mu’cizât-ı kudreti, mahiyetimizdeki havârık‑ı fıtratı görmüyorsun. Eğer görsen anlarsın ki, benim Sâniim öyle bir Zâttır ki, hiçbir şey Ondan gizlenemez,2 hiçbir şey Ona nazlanıp ağır gelemez.3 Yıldızlar, zerrelerkadar Ona kolay gelir.4 Bir baharı bir çiçek kadar suhuletle icad eder.5 Koca kâinatın fihristesini, kemâl-i intizamla benim mahiyetimde derc


    Not
    Dipnot-1 bk. Bakara Sûresi, 2:164; Âl-i İmran Sûresi, 3:190; Ra’d Sûresi, 13:16; Tâhâ Sûresi, 20:50; Rûm Sûresi, 30:22; Câsiye Sûresi, 45:4.

    Dipnot-2 bk. Âl-i İmran Sûresi, 3:5, 29; İbrahim Sûresi, 14:38; Ahzâb Sûresi, 33:54; Mü’min Sûresi, 40:16; A’lâ Sûresi; 87:7.

    Dipnot-3 bk. Âl-i İmran Sûresi, 3:83; Ra’d Sûresi, 13:15; Fussilet Sûresi, 41:11.

    Dipnot-4 bk. En’âm Sûresi, 6:97; A’râf Sûresi, 7:54; Nahl Sûresi, 16:12; Tâhâ Sûresi, 22:88.

    Dipnot-5 bk. Mü’min Sûresi, 40:57; Şûrâ Sûresi, 42:29; Kaf Sûresi, 50:15; Nâziât Sûresi, 79:27.





    Sâni: herşeyi mükemmel ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah aktâr-ı âlem: dünyanın her köşesi
    derc etmek: içine yerleştirmek emsâl: benzerler
    envâ: türler, çeşitler fihriste: indeks, katalog
    haliçe: ipek halı havârık-ı fıtrat: yaratılış harikaları
    hayvânât: hayvanlar hikmet: ilim, yüksek bilgi
    icad: var etme, yaratma iktidar: güç, kudret
    intizam: düzen istinsah: nüshasını çıkarma, çoğaltma
    kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, planlaması kemâl-i hikmet: tam ve mükemmel hikmet
    kemâl-i intizam: mükemmel bir düzen kitabet: yazım
    kudret: güç, iktidar kâinat: evren, yaratılmış herşey
    küre-i arz: yerküre, dünya mahiyet: esas, özellik, nitelik
    mucid: icad eden, yaratan muhît: kuşatıcı
    mu’cizât-ı kudret: Allah’ın kudret mu’cizeleri mîzan-ı hikmet: hikmet terazisi
    nebâtât: bitkiler nesc: dokuma
    nev’: tür, çeşit rububiyet: herbir varlığa muhtaç olduğu şeyleri verme, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurma
    san’atkârâne: san’atlı bir biçimde sikke-i kudret: Allah’ın kudret damgası
    suhulet: kolaylık suret: şekil, biçim
    sâni: san’atkâr taht-ı nezâret: gözaltı
    tasarruf: dilediği gibi kullanma ve yönetme tecdid: yenileme
    zerre: atom, en küçük madde parçası zîhayat: canlı
    âlem: dünya şamil: kapsamlı
    Yazar : Risale Forum

  8. #8
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    İkinci Kısım - Sayfa 188

    eden bir Zâttır.1 Böyle bir Zâtın san’atına senin gibi câmid, âciz ve kör, sağır parmak karıştırabilir mi? Öyle ise sus, def ol git” der, onu tard eder.

    Sonra o müddeî gider, zeminin yüzüne serilen geniş haliçeye ve zemine giydirilen gayet müzeyyen ve münakkâş gömleğe, esbab namına ve tabiat lisanıyla ve felsefediliyle der ki: “Sende tasarruf edebilirim ve sana mâlikim. Veya sende hissem var” diye dâvâ eder.

    O vakit, o gömlek, HAŞİYE-1 o haliçe, hak ve hakikat namına, lisan-ı hikmetle o müddeîye der ki:

    “Eğer seneler, karnlar adedince yere giydirilip, sonra intizamla çıkarılıp geçmiş zamanın ipine asılan ve yeniden giydirilecek ve kemâl-i intizamla kader dairesinde programları ve biçimleri çizilen ve tayin olunan ve gelecek zamanın şeridine takılan ve intizamlı ve hikmetli, ayrı ayrı nakışları bulunan bütün gömlekleri, haliçeleri dokuyacak, icad edecek kudret ve san’at sende varsa—

    “hem hilkat-i arzdan tâ harab-ı arza kadar, belki ezelden ebede kadar ulaşacak,hikmetli, kudretli iki mânevî elin varsa ve bütün atkılarımdaki bütün fertleri icadedecek, kemâl-i intizam ve hikmetle tamir ve tecdid edecek sende bir iktidar vehikmet varsa—

    “hem bizim modelimiz ve bizi giyen ve bizi kendine peçe ve çarşaf yapan küre-i arzı elinde tutup mucid olabilirsen, bana rububiyet dâvâ et. Yoksa, haydi dışarıya! Bu yerde yer bulamazsın.

    “Hem bizde öyle bir sikke-i vahdet ve öyle bir turra-i ehadiyet vardır ki, bütünkâinat kabza-i tasarrufunda olmayan ve bütün eşyayı bütün şuûnâtıyla birden görmeyen ve nihayetsiz işleri beraber yapamayan ve her yerde hazır ve nazır


    Not
    Dipnot-1 bk. Enbiyâ Sûresi, 21:30.

    Haşiye-1 Fakat şu haliçe hem hayattardır, hem intizamlı bir ihtizazdadır. Her vakit nakışlarıkemâl-i hikmet ve intizamla tebeddül eder-tâ ki, Nessâcının muhtelif cilve-i esmâsını ayrı ayrı göstersin.





    Nessâc: dokuyucu; yeryüzünü harikâ, eşsiz ve mükemmel san’atıyla dokuyan Allah cilve-i esmâ: Allah’ın isimlerinin varlık ve olaylardaki yansımaları
    câmid: cansız dâvâ: iddia
    ebed: sonu olmayan, sonsuzluk esbab: sebepler
    ezel: başlangıcı olmayan, sonsuzluk eşya: varlıklar
    hak: doğru, gerçek hakikat: gerçek, doğru
    haliçe: ipek halı harâb-ı arz: yeryüzünün yıkılışı
    hayattar: canlı hazır ve nazır: bizzat bulunan ve gören
    haşiye: dipnot, açıklayıcı not hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması
    hilkat-ı arz: yeryüzünün yaratılışı icad: var etme, yaratma
    ihtizâz: titreşim, sarsıntı iktidar: güç, kudret
    intizam: düzen kabza-i tasarruf: emri altında bulundurma
    kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, planlaması karn: asır
    kemâl-i hikmet: tam ve mükemmel hikmet kemâl-i intizam ve hikmet: mükemmel düzen ve hikmet
    kudret: güç, iktidar kâinat: evren, yaratılmış herşey
    küre-i arz: yerküre, dünya lisan-ı hikmet: hikmet dili
    mucid: icad eden, yoktan var eden muhtelif: çeşitli
    mâlik: sahip müddeî: iddia sahibi, iddiada bulunan
    münakkaş: nakışlı müzeyyen: süslü
    nam: ad nihayetsiz: sınırsız, sonsuz
    rububiyet: herbir varlığa muhtaç olduğu şeyleri verme, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurma sikke-i vahdet: birlik damgası
    tabiat: doğa, canlı ve cansız bütün varlıklar tard etmek: kovmak
    tasarruf: dilediği gibi kullanma ve yönetme tayin olunan: belirlenen
    tebeddül: değişme tecdid: yenileme
    turra-i ehadiyet: Allah’ın birliğini herbir şeyde ayrı ayrı gösteren mühür zemin: yer
    âciz: güçsüz, zayıf şuûnât: özellikler, haller, işler
    Yazar : Risale Forum

  9. #9
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    İkinci Kısım - Sayfa 189

    bulunmayan ve mekândan münezzeh olmayan ve nihayetsiz hikmet ve ilim ve kudrete mâlik olmayan, bize sahip olamaz ve müdahale edemez.”1

    Sonra o müddeî gider, “Belki küre-i arzı kandırıp orada bir yer bulurum” der. Gider,küre-i arza, HAŞİYE-1 yine esbab namına ve tabiat lisanıyla der ki: “Böyle serseri gezdiğinden, sahipsiz olduğunu gösteriyorsun. Öyle ise sen benim olabilirsin.”

    O vakit, küre-i arz, hak namına ve hakikat diliyle, gök gürültüsü gibi bir sadâ ile ona der ki:

    “Halt etme! Ben nasıl serseri, sahipsiz olabilirim? Benim elbisemi ve elbisemin içindeki en küçük bir noktayı, bir ipi intizamsız bulmuş musun ve hikmetsiz ve san’atsız görmüş müsün ki bana sahipsiz, serseri dersin? Eğer hareket-i seneviyemle takriben yirmi beş bin senelik HAŞİYE-2 bir mesafede bir senede gezdiğim ve kemâl-i mizanve hikmetle vazife-i hizmetimi gördüğüm daire-i azîmeye hakikî mâlik olabilirsen; ve kardeşlerim ve benim gibi vazifedar olan on seyyareye ve gezdikleri bütün dairelere ve bizim imamımız ve biz onunla bağlı ve cazibe-i rahmetle ona takılı olduğumuz güneşi icad edip yerleştirecek ve sapan taşı gibi beni ve seyyârât yıldızları ona bağlayacak ve kemâl-i intizam ve hikmetle döndürüp istihdam edecek bir nihayetsiz hikmet ve nihayetsiz kudret sende varsa, bana rububiyet dâvâ et. Yoksa, haydi cehennem ol, git! Benim işim var; vazifeme gidiyorum.

    “Hem bizlerdeki haşmetli intizamat ve dehşetli harekât ve hikmetli teshiratgösteriyor ki, bizim ustamız öyle bir Zâttır ki, bütün mevcudat, zerrelerden yıldızlara

    Not
    Dipnot-1 bk. Bakara Sûresi, 2:115, 148, 164, 258; Yûnus Sûresi, 10:5; Nahl Sûresi, 16:65; Furkan Sûresi, 25:2, 49: Ankebût Sûresi, 29:63, Rûm Sûresi, 30:50; Fâtır Sûresi, 35:9; Yâsîn Sûresi, 36:33.

    Haşiye-1 Elhasıl: Zerre, o müddeîyi küreyvât-ı hamrâya havale eder. Küreyvât-ı hamrâ onu hüceyreye, hüceyre dahi beden-i insana, beden-i insan ise nev-i insana, nev-i insanonu zîhayat envâından dokunan arzın gömleğine, arzın gömleği dahi küre-i arza,küre-i arz onu güneşe, güneş ise bütün yıldızlara havale eder. Herbiri der: “Git, benden yukarıdakini zapt edebilirsen, sonra gel, benim zaptıma çalış. Eğer onu mağlûp etmezsen beni ele geçiremezsin.” Demek, bütün yıldızlara sözünü geçiremeyen, birtek zerreye rububiyetini dinletemez.

    Haşiye-2 Bir dairenin takriben nısf-ı kutru yüz seksen milyon kilometre olsa, o daire kendisi takriben yirmi beş bin senelik mesafe olur.





    arz: yeryüzü beden-i insan: insan bedeni
    câzibe-i rahmet: rahmet çekimi dâire-i azîme: büyük daire
    elhasıl: özetle, sonuç olarak envâ: türler
    esbab: sebepler hak: doğru, gerçek
    hakikat: gerçek, doğru hakikî: gerçek
    hareket-i seneviye: senelik hareket harekât: hareketler
    haşiye: dipnot, açıklayıcı not haşmet: heybet, görkem
    hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması icad: var etme, yaratma
    intizamat: düzenler, dengeler intizamsız: düzensiz
    istihdam: çalıştırma kemâl-i intizam ve hikmet: mükemmel bir düzen ve hikmet
    kemâl-i mizân: mükemmel ölçü ve denge kudret: güç, iktidar
    küre-i arz: yerküre, dünya küreyvât-ı hamrâ: alyuvarlar
    lisan: dil mağlûp etme: yenme
    mekândan münezzeh: yerle ve mekânla sınırlı olmayan mevcudat: varlıklar
    mâlik: sahip müdahale: karışma
    müddeî: iddia sahibi nam: ad
    nev-i insan: insan türü, insanlık nısf-ı kutr: yarıçap
    rububiyet: herbir varlığa muhtaç olduğu şeyleri verme, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurma sadâ: ses
    seyyâre: gezegen seyyârât: gezegenler
    tabiat: doğa, canlı ve cansız bütün varlıklar takriben: yaklaşık olarak
    teshirât: emir altına almalar vazife-i hizmet: hizmet görevi
    zaptetmek: tutmak zerre: atom
    zîhayat: canlı
    Yazar : Risale Forum

  10. #10
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    İkinci Kısım - Sayfa 190

    ve güneşlere kadar emirber nefer hükmünde Ona mutî ve musahhardırlar. Bir ağacı meyveleriyle tanzim ve tezyin ettiği gibi kolayca, güneşi seyyârâtla tanzim eder bir Hakîm-i Zülcelâl ve Hâkim-i Mutlaktır.”1

    Sonra o müddeî, yerde yer bulamadığı için gider, güneşe kalbinden der ki: “Bu çok büyük birşeydir. Belki içinde bir delik bulup bir yol açarım, yeri de musahhar ederim.” Güneşe şirk namına ve şeytanlaşmış felsefe lisanıyla, mecusîlerin dedikleri gibi der ki: “Sen bir sultansın. Kendi kendine mâliksin, istediğin gibi tasarruf edersin.”

    Güneş ise, hak namına ve hakikat lisanıyla ve hikmet-i İlâhiye diliyle ona der:

    “Hâşâ, yüz bin defa hâşâ ve kellâ! Ben musahhar bir memurum. Seyyidimin misafirhanesinde bir mumdarım. Bir sineğe, belki bir sineğin kanadına dahi hakikîm âlik olamam. Çünkü sineğin vücudunda öyle mânevî cevherler ve göz, kulak gibi antika san’atlar var ki, benim dükkânımda yok, daire-i iktidarımın haricindedir”2der, müddeîyi tekdir eder.

    Sonra o müddeî döner, firavunlaşmış felsefe lisanıyla der ki: “Madem kendinemâlik ve sahip değilsin, bir hizmetkârsın. Esbab namına benimsin” der.

    O vakit güneş, hak ve hakikat namına ve ubûdiyet lisanıyla der ki: “Ben öyle birinin olabilirim ki, bütün emsalim olan ulvî yıldızları icad eden ve semâvâtındakemâl-i hikmetle yerleştiren ve kemâl-i haşmetle döndüren ve kemâl-i ziynetlesüslendiren bir Zât olabilir.”3

    Sonra o müddeî, kalbinden der ki: “Yıldızlar çok kalabalıktırlar. Hem dağınık, karma karışık görünüyorlar. Belki onların içinde, müvekkillerim namına birşey kazanırım” der, onların içine girer. Onlara esbab namına, şerikleri hesabına ve tuğyan etmiş felsefe lisanıyla, nücumperest olan sâbiiyyunların dedikleri gibi der ki: “Sizler pek çok dağınık olduğunuzdan, ayrı ayrı hâkimlerin taht-ı hükmünde bulunuyorsunuz.”


    Not
    Dipnot-1 bk. Bakara Sûresi, 2:22, 164; Ra’d Sûresi, 13:2; İbrahim Sûresi, 14:32-33; Nahl Sûresi, 16:12; Ankebût Sûresi, 29:44, 61; Lokman Sûresi, 31:25, 29; Secde Sûresi, 32:4; Fâtır Sûresi, 35:13, 40.

    Dipnot-2 bk. Yûnus Sûresi, 10:5; Nahl Sûresi, 16:12; Hac Sûresi, 22:18, 73; Yâsin Sûresi, 36:38.

    Dipnot-3 bk. Yâsin Sûresi, 36:38-40; Sâffât Sûresi, 37:6; Fussilet Sûresi, 41:12; Mülk Sûresi, 67:5.





    Hakîm-i Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi ve herşeyi hikmetle yapan Allah Hâkim-i Mutlak: sınırsız egemenlik sahibi olan Allah
    cevher: öz, maden dâire-i iktidar: gücün etkili olduğu alan
    emirber nefer: emre hazır asker emsal: benzerler
    esbab: sebepler firavunlaşmak: kendisini Firavun gibi ilah seviyesine çıkaracak derecede büyük görme
    hak: doğru, gerçek hakikat: gerçeklik
    hakiki: gerçek haricinde: dışında
    hikmet-i İlâhiye: Allah’ın gözettiği fayda ve gaye hizmetkâr: hizmetçi
    hâkim hükmeden, idareci: (bk. ḥ-k-m) hâşâ ve kellâ: asla ve asla, kesinlikle öyle değil
    icad: var etme, yaratma kemâl-i haşmet: mükemmel bir heybet
    kemâl-i hikmet: mükemmel bir hikmet kemâl-i ziynet: kusursuz ve mükemmel süsler
    lisan: dil mecusî: ateşe tapan
    mumdar: ışık verici musahhar: boyun eğen, emre uyan
    mutî: itaatkâr, emre uyan mâlik: sahip
    müddeî: iddia sahibi müvekkil: vekâlet veren
    nam: ad nücumperest: yıldızlara tapan
    sabiiyyun: yıldızlara tapan kimseler semâvât: gökler
    seyyarat: gezegenler seyyid: efendi
    taht-ı hükmünde: hükmü altında tanzim: düzenleme
    tasarruf: dilediği gibi kullanma ve yönetme tekdir: azarlama
    tezyin: süsleme tuğyan: azgınlık, taşkınlık, zulüm ve küfürde çok ileri gitme
    ubûdiyet: kulluk ulvî: yüce
    şerik: Allah’a ortak koşulan şey şirk: Allah’a ortak koşma
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 1/2 12 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222