Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

Sayfa 2/2 İlkİlk 12
16 sonuçtan 11 ile 16 arası

  1. #11
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    İkinci Kısım - Sayfa 191

    O vakit yıldızlar namına bir yıldız der ki:

    “Ne kadar sersem, akılsız ve ahmak ve gözsüzsün ki, bizim yüzümüzdeki sikke‑i vahdeti ve turra-i ehadiyeti görmüyorsun, anlamıyorsun. Ve bizim nizamat‑ı âliyemizi ve kavânin-i ubûdiyetimizi bilmiyorsun. Bizi intizamsız zannediyorsun.

    “Bizler öyle bir Zâtın san’atıyız ve hizmetkârlarıyız ki, bizim denizimiz olansemâvâtı ve şeceremiz olan kâinatı ve mesiregâhımız olan nihayetsiz feza-yı âlemikabza-i tasarrufunda tutan bir Vâhid-i Ehaddir. Bizler, donanma elektrik lâmbaları gibi, Onun kemâl-i rububiyetini gösteren nuranî şahitleriz ve saltanat-ı rububiyetini ilân eden ışıklı burhanlarız. Herbir taifemiz, Onun daire-i saltanatında, ulvî, süflî, dünyevî, berzahî, uhrevî menzillerde haşmet-i saltanatını gösteren ve ziya veren nuranî hizmetkârlarız.1

    “Evet, herbirimiz kudret-i Vâhid-i Ehadin birer mu’cizesi; ve şecere-i hilkatin birer muntazam meyvesi; ve vahdâniyetin birer münevver burhanı; ve melâikelerin birer menzili, birer tayyaresi, birer mescidi; ve avâlim-i ulviyenin birer lâmbası, birer güneşi; ve saltanat-ı rububiyetin birer şahidi; ve feza-yı âlemin birer ziyneti, birer kasrı, birer çiçeği; ve semâ denizinin birer nuranî balığı; ve gökyüzünün birer güzel gözüHAŞİYE-1 olduğumuz gibi, heyet-i mecmuamızda sükûnet içinde bir sükût ve hikmetiçinde bir hareket ve haşmet içinde bir ziynet ve intizam içinde bir hüsn-ü hilkat vemevzuniyet içinde bir kemâl-i san’at bulunduğundan,


    Not
    Dipnot-1 bk. Bakara Sûresi, 2:117; Nahl Sûresi, 16:49; Nûr Sûresi, 24:41; Rûm Sûresi, 30:26.

    Haşiye-1 Cenâb-ı Hakkın acaib-i masnuatına bakıp, temâşâ edip ve ettiren işaretleriz. Yani,semâvât hadsiz gözlerle zemindeki acaib-i san’at-ı İlâhiyeyi temâşâ eder gibi görünüyor. Semânın melâikeleri gibi, yıldızlar dahi, mahşer-i acaip ve garaip olanarza bakıyorlar ve zîşuurları dikkatle baktırıyorlar, demektir.





    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah Vâhid-i Ehad: bir olan ve birliği her bir şeyde görülen Allah
    acaib-i san’at-ı İlâhiye: Allah’ın hayranlık uyandırıcı san’at eserleri acâib-i masnuât: san’atlı şekilde yaratılan varlıklardaki şaşırtıcı özellikler
    arz: yer, dünya avâlim-i ulviye: yüce âlemler
    berzahî: kabir âlemine ait burhan: kuvvetli delil
    daire-i saltanat: saltanat dairesi feza-yı âlem: uzay
    haşiye: dipnot, açıklayıcı not haşmet: heybet, görkem
    haşmet-i saltanat: saltanatın haşmeti, görkemi heyet-i mecmua: genel yapı, bütün
    hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması hüsn-ü hilkat: yaratılış güzelliği
    intizam: düzen intizamsız: düzensiz
    kabza-i tasarruf: emri altında bulundurma kasır: saray
    kavânîn-i ubûdiyet: kulluk kanunları kemâl-i rububiyet: Allah’ın herşeyi kuşatan kusursuz rablığı
    kemâl-i san’at: san’at mükemmelliği kudret-i Vâhid-i Ehad: bir olan ve birliği her bir şeyde görülen Allah’ın güç ve iktidarı
    kâinat: evren, yaratılmış herşey mahşer-i acâip ve garaip: şaşırtıcı ve garip şeylerin toplandığı yer
    melâike: melekler menzil: durak, yer
    mesiregâh: gezinti yeri mevzuniyet: ölçülü olma
    muntazam: düzenli mu’cize: yaratma noktasında bütün sebepleri âciz bırakan olağanüstü şey
    münevver: nurlu, aydınlık nizâmât-ı âliye: yüce nizamlar, düzenler
    nuranî: parlak, nur saçan saltanat-ı rububiyet: Allah’ın herşeyi kuşatan egemenliği
    semâ: gök semâvât: gökler
    sikke-i vahdet: birlik damgası süflî: aşağı
    sükûnet: sakinlik sükût: suskunluk
    taife: topluluk tayyare: uçak
    temâşâ: seyretme turra-i ehadiyet: Allah’ın birliğini herbir şeyde ayrı ayrı gösteren mühür
    uhrevî: âhirete ait ulvî: yüce
    vahdâniyet: Allah’ın birliği zemin: yer
    ziya: ışık ziynet: süs
    zîşuur: şuur sahibi, bilinçli şecere: ağaç
    şecere-i hilkat: yaratılış ağacı
    Yazar : Risale Forum

  2. #12
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    İkinci Kısım - Sayfa 192

    Sâni-i Zülcelâlimizi, nihayetsiz dillerle vahdetini, ehadiyetini, samediyetini ve evsâf-ı cemâl ve celâl ve kemâlini bütün kâinata ilân ettiğimiz halde, bizim gibi nihayet derecede sâfi, temiz, mutî, musahhar hizmetkârları karma karışıklık ve intizamsızlık ve vazifesizlik, hattâ sahipsizlikle ittiham ettiğinden tokada müstehaksın” der. O müddeînin yüzüne recm-i şeytan gibi bir yıldız, öyle bir tokat vurur ki, yıldızlardan tâ Cehennemin dibine onu atar.1 Ve beraberinde olan tabiatı HAŞİYE-1 evham derelerine ve tesadüfü adem kuyusuna ve şerikleri imtinâ ve muhaliyet zulümatına ve din aleyhindeki felsefeyi esfel-i sâfilînin dibine atar. Bütün yıldızlarla beraber o yıldız 2لَوْ كَانَ فِيهِمَاۤ اٰلِهَةٌ اِلاَّ اللهُ لَفَسَدَتَا ferman-ı kudsîsini okurlar. Ve “Sinek kanadından tut, tâ semâvât kandillerine kadar, bir sinek kanadı kadar şerike yer yoktur ki parmak karıştırsın” diye ilân ederler.


    سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ 3
    اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ سِرَاجِ وَحْدَتِكَ فِى كَثْرَةِ مَخْلُوقَاتِكَ وَدَلاَّلِ وَحْدَانِيَّتِكَ فِى مَشْهَرِ كَاۤئِنَاتِكَ وَعَلٰۤى اٰلِهِ وَصَحْبِهِ اَجْمَعِينَ
    4



    Not
    Dipnot-1 bk. Mülk Sûresi, 67:5.

    Haşiye-1 Fakat sukuttan sonra tabiat tevbe etti. Hakikî vazifesi tesir ve fiil olmadığını, belki kabul ve infial olduğunu anladı. Ve kendisi kader-i İlâhînin bir nevi defteri-fakattebeddül ve tagayyüre kabil bir defteri-ve kudret-i Rabbâniyenin bir nevi programı veKadîr-i Zülcelâlin bir nevi fıtrî şeriati ve bir nevi mecmua-i kavânîni olduğunu bildi.Kemâl-i acz ve inkıyadla vazife-i ubûdiyetini takındı ve “fıtrat-ı İlâhiye” ve “san’at-ı Rabbâniye” ismini aldı.

    Dipnot-2 “Eğer göklerde ve yerde Allah’tan başka ilâhlar olsaydı, ikisi de harap olur giderdi.” Enbiyâ Sûresi, 21:22.

    Dipnot-3 “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Sensin.” Bakara Sûresi, 2:32.

    Dipnot-4 Allahım! Mahlûkatının kesret daireleri içinde sirâc-ı vahdetin ve kâinatının meşherinde dellâl-ı vahdâniyetin olan Efendimiz Muhammed’e ve bütün âl ve ashabına salât ve selâm olsun.





    Kadîr-i Zülcelâl: kudreti herşeyi kuşatan, sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Allah San’at-ı Rabbâniye: herşeyi terbiye edip idaresi altında bulunduran Allah’ın san’atı
    Sâni-i Zülcelâl: sonsuz yücelik ve haşmet sahibi ve herşeyi san’atla yaratan Allah adem: yokluk
    ehadiyet: Allah’ın her bir varlıkta görünen birlik tecellisi esfel-i sâfilîn: aşağıların en aşağısı
    evhâm: vehimler, kuruntular evsâf-ı cemâl ve celâl ve kemâl: güzellik, haşmet ve mükemmellik bildiren sıfatlar
    fermân-ı kudsî: kutsal buyruk fıtrat-ı İlâhiye: İlâhi fıtrat, yaratılış kanunları
    fıtrî şeriat: Allah’ın yaratılışa ait koyduğu kanunlar hakikî: gerçek
    haşiye: dipnot, açıklayıcı not hizmetkâr: hizmetçi
    imtinâ: imkânsızlık infial: fiilden etkilenme, bir tesirin gücü altında hareket etme
    ittiham: suçlama kabil: kabiliyetli
    kader-i İlâhî: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, planlaması kemâl-i acz ve inkıyad: tam anlamıyla âcizlik ve itaat etme
    kudret-i Rabbâniye: herşeyi terbiye ve idare eden Allah’ın sonsuz kudreti kâinat: evren, yaratılmış herşey
    mecmuâ-i kavânîn: kanunlar derlemesi muhâliyet: ihtimal dışı olma, imkansızlık
    musahhar: boyun eğen mutî: emre uyan
    müddeî: iddia sahibi müstehak: layık
    nevi: çeşit, tür nihayetsiz: sonsuz, sınırsız
    recm-i şeytan: şeytan taşlama samediyet: herşey Allah’a muhtaç olduğu halde, Onun hiçbir şeye muhtaç olmayışı
    semâvat: gökler sukut: düşüş
    sâfi: arınmış, temiz tabiat: doğa, canlı ve cansız bütün varlıklar, maddî âlem
    tebeddül: değişim tegayyür: başkalaşım
    tesadüf: rastlantı tesir: etki
    vahdet: Allah’ın birliği vazife-i ubûdiyet: kulluk görevi
    zulümât: karanlıklar şerik: Allah’a ortak koşulan şey

    Yazar : Risale Forum

  3. #13
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    İkinci Kısım - Sayfa 193

    Birinci Mevkıfın küçük bir zeyli

    Festemi’ âyet: 1 اَفَلَمْ يَنْظُرُوۤا اِلَى السَّمَاۤءِ فَوْقَهُمْ كَيْفَ بَنَيْنَاهَا وَزَيَّنَّاهَا ilâ âhir-i âyet...

    ثُمَّ انْظُرْ اِلٰى وَجْهِ السَّمَاۤءِ كَيْفَ تَرٰى سُكُوتًا فِى سُكُونَةٍ، حَرَكَةً فِى حِكْمَةٍ، تَلَئْلُئاً فِى حَشْمَةٍ، تَبَسُّمًا فِى زِينَةٍ، مَعَ اِنْتَظَامِ الْخِلْقَةِ، مَعَ اِتِّزَانِ الصَّنْعَةِ، تَشَعْشُعُ سِرَاجِهَا، تَهَلْهُلُ مِصْبَاحِهَا، تَلَئْلُؤُ نُجُومِهَا، تُعْلِنُ ِلاَهْلِ النُّهٰى، سَلْطَنَةً بِلاَۤ اِنْتِهَاۤءٍ2اَفَلَمْ يَنْظُرُوۤا اِلَى السَّمَاۤءِ فَوْقَهُمْ كَيْفَ بَنَيْنَاهَا وَزَيَّنَّاهَا

    ilâ âhir-i âyet...

    Bu âyetin bir nevi tercümesi olan

    ثُمَّ انْظُرْ اِلٰى وَجْهِ السَّمَاۤءِ كَيْفَ تَرٰى سُكُوتًا فِى سُكُونَةٍ

    tercümesidir.

    Yani, âyet-i kerime, nazar-ı dikkati, semânın ziynetli ve güzel yüzüne çeviriyor. Tâ, dikkat-i nazar ile, semânın yüzünde fevkalâde sükûnet içinde bir sükûtu görüp, birKadîr-i Mutlakın emir ve teshiriyle o vaziyeti aldığını anlasın. Yoksa, eğer başıboş olsaydılar, birbiri içinde o dehşetli hadsiz ecram, o gayet büyük küreler ve gayet sür’atli hareketleriyle öyle bir velveleyi çıkarmak lâzımdı ki, kâinatın kulağını sağır edecekti. Hem öyle bir zelzele-i hercü merc içinde karışıklık olacaktı ki, kâinatı dağıtacaktı. Yirmi camus birbiri içinde hareket etse ne kadar velveleli bir hercü merce sebebiyet verdiği malûm. Halbuki, küre-i arzdan bin


    Not
    Dipnot-1 “Üstlerindeki göğe bakmazlar mı, onu nasıl bina edip süsledik.” Kaf Sûresi, 50:6.

    Dipnot-2 Sonra göğün yüzüne bak, nasıl sükûnet içerisinde bir sessizlik, hikmet içerisinde bir hareket, haşmet içerisinde bir parıldama, zînet içerisinde bir tebessüm göreceksin. Bunlar intizam-ı hilkat, ittizân-ı san’at ile beraber olmaktadır. Kandilinin parlaması, lâmbasının ışık vermesi, yıldızlarının parıldamaları akıl sahiplerine sonsuz bir saltanatın varlığını ilân eder.





    Kadîr-i Mutlak: herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kudret sahibi Allah camus: manda
    dehşetli: korkunç ecram: gök cisimleri, yıldızlar
    festemi’: dinle! fevkalâde: olağanüstü
    hadsiz: sayısız hercümerc: karma karışıklık
    ilâ âhir-i âyet: âyetin sonuna kadar intizam-ı hilkat: düzenli yaratılış
    ittizân-ı san’at: ölçülü san’at kâinat: evren, yaratılmış herşey
    küre-i arz: yerküre, dünya mevkıf: kısım, bölüm
    mâlum: bilinen nazar-ı dikkat: dikkatli bakış
    nevi: çeşit, tür semâ: gök
    sükûnet: durgunluk, sakinlik sükût: sessizlik
    teshir: emir altında tutma velvele: gürültü
    zelzele-i hercümerc: karma karışıklığın sarsıntısı zeyl: ilâve, ek
    ziynetli: süslü
    Yazar : Risale Forum

  4. #14
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    İkinci Kısım - Sayfa 194

    defa büyük ve top güllesinden yetmiş defa sür’atli hareket edenler, yıldızlar içerisinde var olduğunu kozmoğrafya söylüyor. İşte, sükûnet içindeki sükût-u ecramdan, Sâni-i Zülcelâlin ve Kadîr-i Zülkemâlin derece-i kudret ve teshirini ve nücumun Ona derece-i inkıyad ve itaatini anla.

    حَرَكَةً فِى حِكْمَةٍ Hem, semânın yüzünde, hikmet içinde bir hareketi görmeyi âyet emrediyor. Evet, gayet acip ve azîm o harekât, gayet dakik ve geniş hikmet içindedir. Nasıl ki bir fabrikanın çarklarını ve dolaplarını bir hikmet içinde çeviren bir san’atkâr, fabrikanın azamet ve intizamı derecesinde derece-i san’at ve maharetini gösterir. Öyle de, koca güneşe, seyyârâtla beraber fabrika vaziyetini veren ve o müthiş azîm küreleri sapan taşları misillü ve fabrika çarkları gibi etrafında döndüren bir Kadîr-i Zülcelâlin derece-i kudret ve hikmeti, o nisbette nazara tezahür eder.

    تَلَئْلُئاً فِى حَشْمَةٍ تَبَسُّمًا فِى زِينَةٍ Yani, hem, semâvât yüzünde öyle bir haşmet içinde bir parlamak ve bir ziynet içinde bir tebessüm var ki, Sâni-i Zülcelâlin ne kadar muazzam bir saltanatı, ne kadar güzel bir san’atı olduğunu gösterir. Donanma günlerinde kesretli elektrik lâmbaları sultanın derece-i haşmetini ve terakkiyât-ı medeniyede derece-i kemâlini gösterdiği gibi, koca semâvât, o haşmetli, ziynetli yıldızlarıyla Sâni-i Zülcelâlin kemâl-i saltanatını ve cemâl-i san’atını öylece nazar-ı dikkate gösteriyorlar.

    مَعَ اِنْتِظَامِ الْخِلْقَةِ مَعَ اِتِّزَانِ الصَّنْعَةِ Hem diyor ki: Semânın yüzündeki mahlûkatın intizamını, dakik mizanlar içinde masnuatın mevzuniyetini gör ve anla ki, onların Sânii ne kadar Kadîr ve ne kadar Hakîm olduğunu bil.

    Evet, muhtelif ve küçük cirimleri veyahut hayvanları döndüren ve bir vazife


    Hakîm: herşeyi hikmetle yapan Allah Kadîr: sonsuz güç ve kudret sahibi Allah
    Kadîr-i Zülcelâl: kudreti herşeyi kuşatan ve sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Allah Kadîr-i Zülkemâl: kudreti herşeyi kuşatan, mükemmellik ve kusursuzluk sahibi Allah
    Sâni: herşeyi mükemmel ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah Sâni-i Zülcelâl: herşeyi san’atlı bir şekilde yapan, sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Allah
    acip: hayret verici, şaşırtıcı azamet: büyüklük
    azîm: büyük cemâl-i san’at: san’atın güzelliği
    cirm: cisim dakik: ince
    derece-i haşmet: heybet ve görkemin derecesi derece-i inkıyad ve itaat: boyun eğme ve itaat derecesi
    derece-i kemâl: mükemmellik derecesi derece-i kudret ve hikmet: kudret ve hikmet derecesi
    derece-i kudret ve teshir: güç ve emri altında bulundurma derecesi derece-i san’at ve maharet: san’at ve maharet derecesi
    gayet: çok harekât: hareketler
    haşmet: heybet, görkem hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması
    intizam: düzenlilik kemâl-i saltanat: saltanatın mükemmelliği, kusursuzluğu
    kesretli: pek çok kozmoğrafya: astronomi, gök bilimi
    mahlûkat: yaratıklar masnuat: san’atla yaratılmış varlıklar
    mevzuniyet: ölçülü olma misillü: gibi
    mizan: ölçü muazzam: büyük
    muhtelif: çeşitli nazar: bakış
    nazar-ı dikkat: dikkatli bakışlar nisbet: oran, ölçü
    nücum: yıldızlar semâ: gök
    semâvât: gökler seyyârât: gezegenler
    sükûnet: durgunluk, sakinlik sükût-u ecram: gök cisimlerinin sessiz hali
    terakkiyat-ı medeniye: teknolojik ilerlemeler tezahür: belirme, görünme
    ziynet: süs
    Yazar : Risale Forum

  5. #15
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    İkinci Kısım - Sayfa 195

    için çeviren ve bir mizan-ı mahsusla herbirini muayyen bir yolda sevk eden bir zâtınderece-i iktidar ve hikmetini ve hareket eden cirmlerin ona derece-i itaat ve musahhariyetlerini gösterdikleri gibi, koca semâvât o dehşetli azametiyle, hadsiz yıldızlarıyla ve o yıldızlar da dehşetli büyüklükleriyle ve gayet şiddetli hareketleriyle beraber, zerre miktar ve bir saniyecik kadar hudutlarından tecavüz etmemeleri, birâşire-i dakika kadar vazifelerinden geri kalmamaları, Sâni-i Zülcelâllerinin ne kadar dakik bir mizan-ı mahsusla rububiyetini icra ettiğini nazar-ı dikkate gösterirler.

    Hem de şu âyet gibi, Sûre-i Amme’de ve sâir âyetlerde beyan olunan teshir-i şems ve kamer ve nücumla işaret ettiği gibi,

    تَشَعْشُعُ سِرَاجِهَا، تَهَلْهُلُ مِصْبَاحِهَا، تَلَئْلُؤُ نُجُومِهَا، تُعْلِنُ ِلاَهْلِ النُّهٰى، سَلْطَنَةً بِلاَ اِنْتِهَاۤءٍ

    Yani, semanın müzeyyen tavanına, güneş gibi ışık verici, ısındırıcı bir lâmbayı takmak; gece-gündüz hatlarıyla, kış-yaz sahifelerinde mektubât-ı Samedâniyeyi yazmasına bir nur hokkası hükmüne getirmek; ve yüksek minare ve kulelerdeki büyük saatlerin parlayan akrepleri misillü, kubbe-i semâda kameri zamanın saat-i kübrâsına bir akrep yapmak, mütefavit çok hilâller suretinde her geceye güya ayrı bir hilâlbırakıp, sonra dönüp kendine toplamak, menzillerinde kemâl‑i mizanla, dakikhesapla hareket ettirmek; ve kubbe-i semâda parlayan, tebessüm eden yıldızlarla göğün güzel yüzünü yaldızlamak, elbette nihayetsiz bir saltanat-ı rububiyetin şeâiridir.Zîşuura, Onu iş’âr eden muhteşem bir Ulûhiyetin işârâtıdır; ehl-i fikri imana vetevhide davet eder.

    Bak kitab-ı kâinatın safha-i renginine,
    Hâme-i zerrîn-i kudret, gör, ne tasvir eylemiş.



    Sâni-i Zülcelâl: herşeyi san’atlı bir şekilde yapan, sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Allah Ulûhiyet: İlâhlık
    azamet: büyüklük beyan olunan: açıklanan
    cirm: cisim dakik: ince
    derece-i iktidar ve hikmet: iktidar ve hikmetin derecesi derece-i itaat ve musahhariyet: itaat ve boyun eğmişlik derecesi
    ehl-i fikir: düşünenler gayet: çok
    güya: sanki hadsiz: sayısız
    hat: çizgi, yazı hilâl: ay; yay şeklinde görülen ay
    hudut: sınır hâme-i zerrîn-i kudret: kudretin altın kalemi
    icra etme: yerine getirme işârât: işaretler
    iş’âr etmek: bildirmek kamer: ay
    kemâl-i mizan: tam ve kusursuz ölçü kitab-ı kâinat: kâinat kitabı; bir kitap gibi yazılmış bütün âlem
    kubbe-i semâ: gökkubbe mektubat-ı Samedâniye: Allah tarafından gönderilmiş birer mektup gibi, şuur sahiplerine İlâhî sanatı anlatan eserler
    menzil: konaklama yeri, durak misillü: gibi
    mizan-ı mahsus: özel ölçü muayyen: belirlenmiş
    muhteşem: ihtişamlı, görkemli mütefavit: çeşitli
    müzeyyen: süslü nazar-ı dikkat: dikkatli bakış
    nihayetsiz: sonsuz rububiyet: Rablık; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması
    saat-i kübrâ: büyük saat safha-i rengin: süslü, parlak, rengârenk sahife
    saltanat-ı rububiyet: Allah’ın herşeyi kuşatan egemenliği sema: gök
    semâvât: gökler suret: şekil, görüntü
    sâir: diğer tasvir: resimleme; anlatma, ifade etme
    teshir-i şems ve kamer ve nücum: güneşi, ayı ve yıldızları emrine boyun eğdirme tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma
    zerre: atom, en küçük madde parçası zîşuur: şuurlu, bilinçli
    âyet: Kur’ân’ın herbir cümlesi âşire-i dakika: saatin dakika ve saniye gibi on birim küçüğü olan zaman dilimi
    şeâir: işaretler, semboller

    Yazar : Risale Forum

  6. #16
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    İkinci Kısım - Sayfa 196

    Kalmamış bir nokta-i muzlim çeşm-i dil erbâbına,
    Sanki âyâtın Hüdâ nur ile tahrir eylemiş.
    Bak, ne mu’ciz-i hikmet, iz’an-rübâ-yı kâinat,
    Bak, ne âli bir temâşâdır feza-yı kâinat.
    Dinle de yıldızları, şu hutbe-i şirinine,
    Nâme-i nurîn-i hikmet bak ne takrir eylemiş.
    Hep beraber nutka gelmiş, hak lisanıyla derler:
    Bir Kadîr-i Zülcelâlin haşmet-i sultanına,
    Birer burhan-ı nurefşânız vücub-u Sânie; hem vahdete, hem kudrete şahitleriz biz.
    Şu zeminin yüzünü yaldızlayan nazenin mu’cizâtı çün melek seyranına,
    Bu semânın arza bakan, Cennete dikkat eden, binler müdakkik gözleriz biz.
    Tûbâ-yı hilkatten semâvât şıkkına, hep kehkeşan ağsânına,
    Bir Cemîl-i Zülcelâlin dest-i hikmetiyle takılmış binler güzel meyveleriz biz.
    Şu semâvât ehline birer mescid-i seyyar, birer hane-i devvar, birer ulvî âşiyâne,
    Birer misbah-ı nevvar, birer gemi-i Cebbar, birer tayyareyiz biz.
    Bir Kadîr-i Zülkemâlin, bir Hakîm-i Zülcelâlin birer mu’cize-i kudret, birer harika-i san’at-ı Hâlıkane,
    Birer nadire-i hikmet, birer dâhiye-i hilkat, birer nur âlemiyiz biz.
    Böyle yüz bin dille yüz bin burhan gösteririz, işittiririz insan olan insana.
    Kör olası dinsiz gözü görmez oldu yüzümüzü. Hem işitmez sözümüzü. Hak söyleyen âyetleriz biz.
    Sikkemiz bir, turramız bir, Rabbimize musahharız, müsebbihiz abîdâne
    Zikrederiz, kehkeşanın halka-i kübrâsına mensup birer meczuplarız biz.
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 2/2 İlkİlk 12

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222