Sayfa 1/6 12345 ... SonSon
56 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.224
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Birinci Hüccet-i İmâniye

    Birinci Hüccet-i İmâniye

    Âyetü’l-Kübrâ

    Kâinattan Hâlıkını soran bir seyyahın müşahedatıdır.



    تُسَبِّحُ لَهُ السَّمٰوَاتُ السَّبْعُ وَاْلاَرْضُ وَمَنْ فِيهِنَّ وَإِنْ مِنْ شَىْءٍ إِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ وَلٰكِنْ لاَ تَفْقَهُونَ تَسْبِيحَهُمْ إِنَّهُ كَانَ حَلِيمًا غَفُورًا
    1

    Bu İkinci Makam, bu âyet-i muazzamayı tefsir etmekle beraber, tayyedilen ArabîBirinci Makamın burhanlarını ve hüccetlerini ve tercümesini ve kısa bir meâlini beyan eder. Şöyle ki:

    Bu âyet-i muazzama gibi pek çok âyât-ı Kur’âniye, bu kâinat Hâlıkını bildirmekcihetinde, her vakit ve herkesin en çok hayretle bakıp zevkle mütalâa ettiği en parlak bir sahife-i tevhid olan semâvâtı en başta zikretmelerinden, en başta ona başlamakmuvafıktır.

    Evet, bu dünya memleketine ve misafirhanesine gelen herbir misafir, gözünü açıp baktıkça görür ki: Gayet keremkârâne bir ziyafetgâh ve gayet san’atkârane birteşhirgâh ve gayet haşmetkârâne bir ordugâh ve talimgâh ve gayet hayretkârâne veşevk-engizâne bir seyrangâh ve temâşâgâh ve gayet mânidarâne vehikmetperverâne bir mütalâagâh olan bu güzel misafirhanenin sahibini ve bu kitab‑ı kebîrin müellifini ve bu muhteşem memleketin sultanını tanımak ve bilmek için şiddetle merak ederken, en başta göklerin nur yaldızıyla yazılan güzel yüzü görünür. “Bana bak, aradığını sana bildireceğim” der. O da bakar, görür ki:


    Not
    Dipnot-1 “Yedi gökle yer ve onların içindekileri Onu tesbih eder. Hiçbir şey yoktur ki Onu övüp Onu tesbih etmesin; ne var ki siz, onların tesbihini anlamazsınız. Şüphesiz ki O Halîmdir, cezâ vermekte acele etmez; Gafûrdur, günahları çokça bağışlar.” İsrâ Sûresi, 17:44.


    Arabî: Arapça Hâlık: yaratıcı, herşeyi yaratan Allah
    ayetü’l-kübra: en büyük delil beyan etmek: açıklamak
    burhan: güçlü delil, sarsılmaz kanıt cihet: tarz, şekil
    gayet: son derece hayretkârâne: hayret ederek
    haşmetkârâne: haşmetli ve görkemli bir şekilde hikmetperverâne: hikmetli bir şekilde
    hüccet: kesin delil, kanıt keremkârâne: cömertlik ve ikramda bulunarak
    kitab-ı kebîr: büyük kitap, kâinat kitabı kâinat: evren, bütün yaratılmışlar
    muvafık: lâyık, uygun mânidarâne: anlamlı bir şekilde
    müellif: telif eden, yazan mütalâa etmek: dikkatle okumak, incelemek
    mütalâagâh: dikkatlice okuma ve inceleme yeri müşahedat: gözlemler
    ordugâh: ordunun konakladığı yer sahife-i tevhid: herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu gösteren birlik sayfası
    san’atkârane: sanatlı bir şekilde semâvât: gökler
    seyrangâh: gezi ve seyir yeri seyyah: gezgin, yolcu
    talimgâh: eğitim yeri tayyetmek: atlamak, çıkarmak
    tefsir etmek: açıklamak, yorumlamak temâşâgâh: ibret ve hayretle gözlemleme ve seyretme yeri
    teşhirgâh: sergi yeri ziyafetgâh: ziyafet yeri
    âyet-i muazzama: azametli, çok büyük âyet âyât-ı Kur’âniye: Kur’ân’ın âyetleri
    şevk-engizâne: şevke getirerek

    Benzer Konular
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - On Birinci Hüccet-i İmâniye
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - On Birinci Hüccet-i İmâniye On Birinci Hüccet-i İmâniye (YİRMİ İKİNCİ SÖZÜN BİRİNCİ MAKAMI) وَيَضْرِبُ اللهُ
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Onuncu Hüccet-i İmâniye
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Onuncu Hüccet-i İmâniye Onuncu Hüccet-i İmâniye (YİRMİNCİ MEKTUP) بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Dokuzuncu Hüccet-i İmâniye
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Dokuzuncu Hüccet-i İmâniye Dokuzuncu Hüccet-i İmâniye (DOKUZUNCU ŞU’IN MUKADDİME-İ HAŞRİYYESİ) فَسُبْحَانَ ال&#
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Sekizinci Hüccet-i İmâniye
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Sekizinci Hüccet-i İmâniye Sekizinci Hüccet-i İmâniye Münâcât Bu Sekizinci Hüccet-i İmaniye, vücub-u vücuda ve vahdâniyete delâletettiği gibi, hem delâil-i kat’iye ile rububiyetin ihatasına ve kudretinin azametine delâlet eder. Hem hâkimi
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Yedinci Hüccet-i İmâniye
    İkinci Kısım - Hüccetullahi’l-Bâliğa Risalesi - Yedinci Hüccet-i İmâniye Yedinci Hüccet-i İmâniye Otuz Üçüncü Mektubun On Yedinci Penceresi اِنَّ فِى السَّمٰوَاتِ 
    Yazar : Risale Forum

  2. #2
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.224
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    İkinci Kısım - Sayfa 126

    Bir kısmı arzımızdan bin defa büyük ve o büyüklerden bir kısmı top güllesinden yetmiş derece sür’atli yüz binler ecram-ı semâviyeyi direksiz, düşürmeden durduran ve birbirine çarpmadan fevkalhad çabuk ve beraber gezdiren; yağsız, söndürmedenmütemadiyen o hadsiz lâmbaları yandıran ve hiçbir gürültü ve ihtilâl çıkartmadan onihayetsiz büyük kütleleri idare eden ve güneş ve kamerin vazifeleri gibi, hiç isyan ettirmeden o pek büyük mahlûkları vazifelerle çalıştıran ve iki kutbun dairesindeki hesap rakamlarına sıkışmayan bir nihayetsiz uzaklık içinde, aynı zamanda, aynı kuvvet ve aynı tarz ve aynı sikke-i fıtrat ve aynı surette, beraber, noksansız tasarrufeden ve o pek büyük mütecaviz kuvvetleri taşıyanları, tecavüz ettirmeden kanununa itaat ettiren ve o nihayetsiz kalabalığın enkazları gibi, göğün yüzünü kirletecek süprüntülere meydan vermeden, pek parlak ve pek güzel temizlettiren ve birmuntazam ordu manevrası gibi manevrayla gezdiren ve arzı döndürmesiyle, ohaşmetli manevranın başka bir surette hakikî ve hayalî tarzlarını her gece ve her sene sinema levhaları gibi seyirci mahlûkatına gösteren bir tezahür-ü rububiyet ve orububiyet faaliyeti içinde görünen teshir, tedbir, tedvir, tanzim, tanzif, tavziftenmürekkep bir hakikat, bu azameti ve ihatatı ile o semâvât Hâlıkının vücub-u vücuduna ve vahdetine ve mevcudiyeti, semâvâtın mevcudiyetinden daha zâhirbulunduğuna bilmüşahede şehadet eder mânâsıyla Birinci Makamın Birinci Basamağında

    لاَۤ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ الْوَاجِبُ الْوُجُودِ الَّذِى دَلَّ عَلٰى وُجُوبِ وُجُودِهِ فِى وَحْدَتِهِ: اَلسَّمَاوَاتُ بِجَمِيعِ مَا فِيهَا، بِشَهَادَةِ عَظَمَةِ إِحَاطَةِ حَقِيقَةِ: اَلتَّسْخِيرِ، وَالتَدْبِيرِ، وَالتَّدْوِيرِ، وَالتَّنْظِيمِ، وَالتَّنْظِيفِ، وَالتَّوْظِيفِ الْوَاسِعَةِ الْمُكَمَّلَةِ بِالْمُشَاهَدَةِ
    1

    denilmiştir.


    Not
    Dipnot-1 Allah’tan başka ilâh yoktur. O Vâcibü’l-Vücud ki, vüs’at ve mükemmeliyetibilmüşahede görünen teshir ve tedbir ve tedvir (döndürme) ve tanzim ve tanzif vetavzif hakikatlerinin azamet-i ihatasının şehadetiyle, semâvât bütün içindekilerle beraber Onun vahdet içindeki vücub-u vücuduna delâlet eder.


    Hâlık: yaratıcı, herşeyi yaratan Allah Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe muhtaç olmayan, Allah
    arz: yer, dünya azamet: büyüklük, haşmet
    bilmüşahede: gözle görüldüğü gibi ecrâm-ı semâviye: gök cisimleri
    fevkalhad: olağanüstü hadsiz: sınırsız
    hakikat: doğru gerçek hakikî: gerçek, doğru
    haşmetli: görkemli, heybetli ihata: kapsama, kuşatma
    ihtilâl: karışıklık kamer: ay
    mahlukât: yaratılmışlar mahlûk: yaratılmış
    mevcudiyet: var olma hali muntazam: düzenli, intizamlı
    mürekkep: –den oluşmuş, birleşik mütecaviz: saldırgan, haddi aşan
    mütemadiyen: sürekli olarak, aralıksız nihayetsiz: sınırsız, sonsuz
    rububiyet: Rablık; herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması semâvât: gökler
    sikke-i fıtrat: yaratılış sikkesi, damgası suret: biçim, şekil
    tanzif: temizleme, temizletme tanzim: düzenleme, düzene koyma
    tasarruf etmek: dilediği gibi kullanmak tavzif: görevlendirme, vazifelendirme
    tedbir: idare etme, ihtiyacını karşılama tedvir: çekip çevirme, idare etme
    teshir: boyun eğdirme, emrine verme tezahür-ü Rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, idare ve terbiyesinin kendisini göstermesi
    vahdet: birlik vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması
    zâhir: açık, âşikar şehadet etmek: şahit olmak, tanık ol
    Yazar : Risale Forum

  3. #3
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.224
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    İkinci Kısım - Sayfa 127

    Sonra, dünyaya gelen o yolcu adama ve misafire, cevv-i sema denilen ve mahşer-i acâip olan feza, gürültüyle konuşarak bağırıyor: “Bana bak, merakla aradığını ve seni buraya göndereni benimle bilebilir ve bulabilirsin” der. O misafir, onun ekşi, fakat merhametli yüzüne bakar; müthiş, fakat müjdeli gürültüsünü dinler, görür ki:

    Zemin ile âsumân ortasında muallâkta durdurulan bulut, gayet hakîmâne verahîmâne bir tarzda zemin bahçesini sular ve zemin ahalisine âb-ı hayat getirir veharareti, yani yaşamak ateşinin şiddetini tâdil eder ve ihtiyaca göre her yerin imdadına yetişir. Ve bu vazifeler gibi çok vazifeleri görmekle beraber, muntazam bir ordunun acele emirlere göre görünmesi ve gizlenmesi gibi, birden cevvi dolduran o koca bulut dahi gizlenir, bütün eczaları istirahate çekilir, hiçbir eseri görülmez. Sonra, “Yağmur başına arş!” emrini aldığı anda, bir saat, belki birkaç dakika zarfında toplanıp cevvi doldurur, bir kumandanın emrini bekler gibi durur.

    Sonra o yolcu, cevvdeki rüzgâra bakar, görür ki:

    Hava o kadar çok vazifelerle gayet hakîmâne ve kerîmâne istihdam olunur ki, güya o câmid havanın şuursuz zerrelerinden herbir zerresi, bu Kâinat Sultanından gelen emirleri dinler, bilir ve hiçbirini geri bırakmayarak, o kumandanın kuvvetiyle yapar veintizamla yerine getirir bir vaziyetle, zeminin bütün nüfuslarına nefes vermek vezîhayata lüzumu bulunan hararet ve ziya ve elektrik gibi maddeleri ve sesleri nakletmek ve nebatatın telkîhine vasıta olmak gibi çok küllî vazifelerde ve hizmetlerde, bir dest-i gaybî tarafından gayet şuurkârâne ve alîmâne vehayatperverâne istihdam olunuyor.

    Sonra yağmura bakıyor, görür ki: O lâtif ve berrak ve tatlı ve hiçten ve gaybî birhazine-i rahmetten gönderilen katrelerde o kadar Rahmânî hediyeler ve vazifeler var ki, güya rahmet tecessüm ederek katreler sûretinde hazine-i Rabbâniyeden akıyor mânâsında olduğundan, yağmura “rahmet” namı verilmiştir.

    Kâinat Sultanı: evrenin ve herşeyin yaratıcısı ve Sultanı Allah Rahmânî: rahmeti sonsuz olan Allah tarafından gönderilen
    alîmâne: herşeyi çok iyi bilerek arş: “haydi, ileri!”
    cevv: hava, gök boşluğu cevv-i sema: gökyüzü, uzay
    câmid: cansız, katı dest-i gaybî: görünmeyen el
    ecza: kısımlar, parçalar feza: uzay
    gaybî: bilinmeyen, gayb âlemine ait gayet: son derece
    hakîmâne: hikmetle, bir maksat ve gayeye yönelik bir şekilde hararet: ısı, sıcaklık
    hayatperverâne: hayatı besler tarzda hazine-i Rabbâniye: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve hâkimiyeti altında bulunduran Allah’ın hazinesi
    hazine-i rahmet: Allah’ın rahmet hazinesi imdat: yardım
    intizam: disiplin, düzen istihdam etmek: çalıştırmak
    katre: damla kerîmâne: lütufkâr ve cömert bir şekilde
    küllî: büyük, kapsamlı lâtif: güzel, hoş
    mahşer-i acaip: hayret uyandırıcı olayların toplandığı yer muallâk: asılı, boşta
    muntazam: düzenli, intizamlı nebatat: bitkiler
    rahmet: İlâhî şefkat, merhamet rahîmâne: merhametli bir şekilde
    sûret: biçim, şekil tecessüm etmek: cisimleşmek, maddi yapıya bürünmek
    telkîh: aşılama, döllendirme tâdil etmek: düzenlemek, dengeye getirmek
    zemin: yer, dünya zerre: atom
    ziya: ışık zîhayat: canlı, hayat sahibi
    âb-ı hayat: hayat suyu âsuman: gökyüzü, gökkubbe
    şuurkârâne: şuurlu bir şekilde, bilerek ve anlayarak şuursuz: bilinçsiz, idraksiz

    Yazar : Risale Forum

  4. #4
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.224
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    İkinci Kısım - Sayfa 128

    Sonra şimşeğe bakar ve ra’dı (gök gürültüsü) dinler, görür ki, pek acip ve garip hizmetlerde çalıştırılıyorlar.

    Sonra gözünü çeker, aklına bakar, kendi kendine der ki:

    “Atılmış pamuk gibi bu câmid, şuursuz bulut elbette bizleri bilmez ve bize acıyıp imdadımıza kendi kendine koşmaz ve emirsiz meydana çıkmaz ve gizlenmez. Belkigayet kadîr ve rahîm bir Kumandanın emriyle hareket eder ki, bir iz bırakmadan gizlenir ve def’aten meydana çıkar, iş başına geçer. Ve gayet faal ve müteâl ve gayetcilveli ve haşmetli bir Sultanın fermanıyla ve kuvvetiyle vakit be vakit cevv âlemini doldurup boşaltır ve mütemadiyen hikmetle yazar ve paydosla bozar tahtasına vemahv ve ispat levhasına ve haşir ve kıyamet suretine çevirir. Ve gayet lütufkâr veihsanperver ve gayet keremkâr ve rubûbiyetperver bir Hâkim-i Müdebbirin tedbiriyle rüzgâra biner ve dağlar gibi yağmur hazinelerini bindirir, muhtaç olan yerlere yetişir. Güya onlara acıyıp ağlayarak, gözyaşlarıyla onları çiçeklerle güldürür, güneşinşiddet-i ateşini serinlendirir ve sünger gibi bahçelerine su serper ve zemin yüzünü yıkar, temizler.”

    Hem o meraklı yolcu kendi aklına der: Bu câmid, hayatsız, şuursuz, mütemadiyençalkanan, kararsız, fırtınalı, dağdağalı, sebatsız, hedefsiz şu havanın perdesiyle vezâhirî sûretiyle vücuda gelen yüz binler hakîmâne ve rahîmâne ve san’atkârâne işler ve ihsanlar ve imdatlar bilbedahe ispat eder ki, bu çalışkan rüzgârın ve bu cevvalhizmetkârın kendi başına hiçbir hareketi yok; belki gayet kadîr ve alîm ve gayethakîm ve kerîm bir Âmirin emriyle hareket eder. Güya herbir zerresi, herbir işi bilir ve o Âmirin herbir emrini anlar ve dinler bir nefer gibi, hava içinde cereyan eden herbiremr-i Rabbânîyi dinler, itaat eder ki, bütün hayvanatın teneffüsüne ve yaşamasına venebatatın telkihine ve büyümesine ve hayatına lüzumlu maddelerin yetiştirilmesine ve bulutların sevk ve idaresine ve


    Hakîm-i Müdebbir: ilmiyle herşeyin sonunu görüp idare eden, ona göre hikmetle iş yapan Allah acip: hayret verici, şaşırtıcı
    alîm: her şeyi hakkıyla bilen, ilmi herşeyi kuşatan, sonsuz ilim sahibi bilbedâhe: apaçık bir şekilde
    cereyan etmek: akmak, gezinmek cevv: hava, gök boşluğu
    cevvâl: dâimâ hareket halinde olan, çalışkan cilveli: güzel ve hoş bir şekilde görünme
    câmid: cansız, katı dağdağalı: karışık, gürültülü
    def’aten: birden bire, âni emr-i Rabbânî: herşeyi terbiye edip idaresi ve tasarrufu altında bulunduran Allah’ın emri
    faal: çalışkan, hareketli ferman: buyruk
    gayet: son derece hakîm: hikmet sahibi; herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yapan
    hakîmâne: hikmetle, bir maksat ve gayeye yönelik bir şekilde hayvanat: hayvanlar
    haşir: âhirette diriltilerek Allah’ın huzurunda toplanma haşmetli: görkemli, heybetli
    hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması hizmetkâr: hizmetçi
    ihsan: bağış, ikram ihsanperver: bağışta bulunmayı pek seven
    imdat: yardım kadîr: herşeye gücü yeten, herşeyi yapabilen, sonsuz güç ve kudret sahibi
    keremkâr: cömert olan; ikramda bulunan kerîm: ikram sahibi
    lütufkâr: iyilik, ihsan ve ikramda bulunan mahv: yok olma
    mütemadiyen: sürekli olarak müteâl: yüce, yüksek
    nebatat: bitkiler nefer: asker, er
    rahîm: merhametli, şefkatli rahîmâne: merhametli bir şekilde
    rubûbiyetperver: ihtiyaca cevap vermeyi ve terbiye etmeyi seven san’atkârâne: san’atlı bir biçimde
    sebatsız: sabit olmayan, kararlılık göstermeyen, istikrarsız suret: biçim, şekil
    telkih: aşılama vakit be vakit: her an, her zaman, an be an
    vücuda gelmek: meydana gelmek, var olmak zemin: yer, dünya
    zâhirî: görünürde Âmir: emreden, idare eden Allah
    şiddet-i ateş: ateşin şiddetliliği şuursuz: bilinçsiz
    Yazar : Risale Forum

  5. #5
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.224
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    İkinci Kısım - Sayfa 129

    ateşsiz sefinelerin seyr ü seyahatine ve bilhassa seslerin ve bilhassa telsiz telefon ve telgraf ve radyo ile konuşmaların îsaline ve bu hizmetler gibi umumî ve küllî hizmetlerden başka, azot ve müvellidülhumuza (oksijen) gibi iki basit maddeden ibaret olan havanın zerreleri birbirinin misli iken zemin yüzünde yüz binler tarzda bulunan Rabbânî san’atlarda kemâl-i intizam ile bir dest-i hikmet tarafından çalıştırılıyor görüyorum.

    Demek, وَتَصْرِيفِ الرِّيَاحِ وَالسَّحَابِ الْمُسَخَّرِ بَيْنَ السَّمَاۤءِ وَاْلاَرْضِ 1 âyetinin tasrihiyle, rüzgârın tasrifiyle hadsiz Rabbânî hizmetlerde istimal ve bulutların teshiriyle, hadsiz Rahmânî işlerde istihdam ve havayı o surette icad eden, ancak Vâcibü’l-Vücud ve Kàdir-i Külli Şey ve Âlim-i Külli Şey bir Rabb-i Zülcelâl-i ve’l-İkramdır der, hükmeder.

    Sonra yağmura bakar, görür ki: Yağmurun taneleri sayısınca menfaatler vekatreleri adedince Rahmânî cilveler ve reşhaları miktarınca hikmetler içinde bulunuyor. Hem o şirin ve lâtif ve mübarek katreler o kadar muntazam ve güzel halkediliyor ki, hususan yaz mevsiminde gelen dolu o kadar mizan ve intizamla gönderiliyor ve iniyor ki, fırtınalarla çalkanan ve büyük şeyleri çarpıştıran şiddetli rüzgârlar, onların muvazene ve intizamlarını bozmuyor; katreleri birbirine çarpıp, birleştirip zararlı kütleler yapmıyor. Ve bunlar gibi çok hakîmâne işlerde ve bilhassazîhayatta çalıştırılan basit ve câmid ve şuursuz müvellidülmâ ve müvellidülhumuza(hidrojen-oksijen) gibi iki basit maddeden terekküp eden bu su, yüz binlerle hikmetli ve şuurlu ve muhtelif hizmetlerde ve san’atlarda istihdam ediliyor. Demek butecessüm etmiş ayn-ı rahmet olan yağmur, ancak bir Rahmân-ı Rahîmin hazine-i gaybiye-i rahmetinde yapılıyor ve nüzulüyle


    Not
    Dipnot-1 “... Ve rüzgârları sevk etmesinde ve gökle yer arasında Allah’ın emrine boyun eğmiş bulutlarda...” Bakara Sûresi, 2:164.


    Alîm-i Külli Şey: herşeyi bilen ve herşey ilmi dahilinde olan Allah Kàdir-i Külli Şey: sınırsız güç ve kudret sahibi olan ve herşeye gücü yeten Allah
    Rabb-i Zülcelâl-i ve’l-İkram: sonsuz heybet ve yücelik sahibi olmakla birlikte çok ikramda bulunan ve herşeyin Rabbi olan Allah Rabbanî: herşeyi terbiye edip idaresi ve tasarrufu altında bulunduran Allah’a ait
    Rahmân-ı Rahîm: rahmet ve merhameti herşeyi kapladığı gibi herbir varlık üzerinde de tecellî eden Rahmânî: rahmeti sonsuz olan Allah tarafından gönderilen
    Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah ayn-ı rahmet: rahmetin tâ kendisi
    bilhassa: özellikle cilve: görüntü, yansıma
    câmid: cansız, katı dest-i hikmet: hikmet eli
    hadsiz: sınırsız hakîmâne: hikmetle, bir maksat ve gayeye yönelik bir şekilde
    halk etmek: yaratmak hazine-i gaybiye-i rahmet: Allah’ın görünmeyen rahmet hazinesi
    hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması hususan: özellikle
    icad etmek: yaratmak, var etmek intizam: disiplin, düzen
    istihdam: çalıştırma, görevlendirme istimal: kullanma
    katre: damla kemâl-i intizam: mükemmel ve kusursuz bir düzen
    küllî: geniş, kapsamlı lâtif: güzel, hoş
    misl: benzer mizan: ölçü, denge
    muhtelif: çeşitli, ayrı ayrı muntazam: düzenli, intizamlı
    muvazene: denge mübarek: bereketli, hayırlı
    müvellidülhumuza: oksijen müvellidülmâ: hidrojen
    nüzul: inme reşha: sızıntı, damla
    sefine: gemi seyr ü seyahat: hareket etme, gezme
    suret: biçim, şekil tasrif: bir işi çekip çevirme, yönlendirme, istediği şekilde kullanma ve idare etme
    tasrih: açıkça ifade etme tecessüm etmek: cisimleşmek; cisim halinde belirmek
    terekküp: birleşme, meydana gelme teshir: boyun eğdirme
    umumî: genel, herkese ait zemin: yer, dünya
    zerre: atom zîhayat: canlı, hayat sahibi
    Îsal: ulaştırma, eriştirme şuurlu: bilinçli

    Yazar : Risale Forum

  6. #6
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.224
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    İkinci Kısım - Sayfa 130

    1 âyetini maddeten tefsir ediyor.

    Sonra ra’dı dinler ve berke (şimşeğe) bakar, görür ki: Bu iki hâdise-i acîbe-i cevviyetam tamına

    يَكَادُ سَنَا بَرْقِهِ يَذْهَبُ بِاْلاَبْصَارِ 2 ve وَيُسَبِّحُ الرَّعْدُ بِحَمْدِهِ 3

    âyetlerini maddeten tefsir etmekle beraber, yağmurun gelmesini haber verip, muhtaçlara müjde ediyorlar.

    Evet, hiçten, birden harika bir gürültüyle cevvi konuşturmak ve fevkalâde bir nur venar ile zulmetli cevvi ışıkla doldurmak ve dağvarî pamukmisâl ve dolu ve kar ve su tulumbası hükmünde olan bulutları ateşlendirmek gibi hikmetli ve garabetli vaziyetlerle baş aşağı gafil insanın başına tokmak gibi vuruyor, “Başını kaldır, kendini tanıttırmak isteyen fa’al ve kudretli bir Zâtın hârika işlerine bak. Sen başıboş olmadığın gibi, bu hâdiseler de başıboş olamazlar. Herbirisi çok hikmetli vazifeler peşinde koşturuluyorlar. Bir Müdebbir-i Hakîm tarafından istihdam olunuyorlar” diyeihtar ediyorlar.

    İşte bu meraklı yolcu, bu cevvde, bulutu teshirden, rüzgârı tasriften, yağmurutenzilden ve hâdisât-ı cevviyeyi tedbirden terekküp eden bir hakikatın yüksek veâşikâr şehadetini işitir, “Âmentü billâh” der.

    Birinci Makamın İkinci Mertebesinde

    لاَ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ الْوَاجِبُ الْوُجُودِ الَّذِى دَلَّ عَلٰى وُجُوبِ وُجُودِهِ: اَلْجَوُّ بِجَمِيعِ مَا فِيهِ، بِشَهَادَةِ عَظَمَةِ إِحَاطَةِ حَقِيقَةِ: اَلتَّسْخِيرِ، وَالتَّصْرِيفِ، وَالتَّنْزِيلِ، وَالتَّدْبِيرِ، الْوَاسِعَةِ الْمُكَمَّلَةِ بِالْمُشَاهَدَةِ. 4



    Not
    Dipnot-1 “İnsanlar ümitsizliğe düştüklerinde yağmuru indiren ve rahmetini her tarafa yayan da Odur. O, kullarını gözetip koruyan ve her türlü övgüye lâyık olandır.” Şûrâ Sûresi, 42:28.

    Dipnot-2 “Şimşeğin parıltısı ise neredeyse gözleri alıverir.” Nur Sûresi, 24:43.

    Dipnot-3 “Gök gürültüsü Onu hamd ederek, tesbih eder.” Ra’d Sûresi, 13:13.

    Dipnot-4 Allah’tan başka ilâh yoktur. O Vâcibü’l-Vücud ki, vüs’at ve mükemmeliyeti bilmüşahede görünen teshir ve tasrif ve tenzil ve tedbir hakikatlerinin azamet-i ihatasının şehadetiyle, cevv-i semâ bütün içindekilerle beraber Onun vücub-u vücuduna delâlet eder.





    Müdebbir-i Hakîm: herşeyi hikmetle yaratan ve herşeyi idare eden Allah berk: şimşek, yıldırım
    cevv: hava, gök boşluğu dağvarî: dağ gibi
    fa’al: dilediği şeyi dilediği gibi ve mükemmel bir şekilde devamlı yapan fevkalâde: olağanüstü
    gafil: duyarsız, sorumsuz, âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranan kimse garabet: gariplik, hayret vericilik
    hakikat: doğru gerçek hikmetli: yerli yerinde, anlamlı ve bir gayeye yönelik olarak
    hâdise-i acîbe-i cevviye: gök boşluğundaki şaşırtıcı olay, hâdise hâdisât-ı cevviye: gökyüzündeki olaylar
    ihtar etmek: hatırlatmak istihdam: çalıştırma, kullanma
    kudretli: güç ve iktidar sahibi nar: ateş
    pamukmisâl: pamuk gibi ra’d: gök gürültüsü
    tasrif: bir şeyi bir yöne çevirmek, yönlendirmek, istediği şekilde kullanma ve idare etme tedbir: çekip çevirme, idare etme
    tefsir etmek: açıklamak, yorumlamak tenzil: indirme
    terekküp etmek: birleşmek, meydana gelmek, oluşmak teshir: boyun eğdirme
    zulmet: karanlık Âmentü billâh: “Allah’a iman ettim”
    âşikâr: apaçık şehadet: şahitlik, tanıklık
    Yazar : Risale Forum

  7. #7
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.224
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    İkinci Kısım - Sayfa 131

    fıkrası, bu yolcunun cevve dair mezkûr müşahedatını ifade eder.HAŞİYE-1 İHTAR

    Sonra, o seyahat-i fikriyeye alışan o mütefekkir misafire, küre-i arz lisan-ı haliyle diyor ki: “Gökte, fezada, havada ne geziyorsun? Gel, ben sana aradığını tanıttıracağım. Gördüğüm vazifelerime bak ve sahifelerimi oku.” O da bakar, görür ki:

    Arz, meczup bir Mevlevî gibi iki hareketiyle günlerin, senelerin, mevsimlerin husulüne medar olan bir daireyi, haşr-i âzamın meydanı etrafında çiziyor. Vezîhayatın yüz bin envâını bütün erzak ve levazımatlarıyla içine alıp feza denizinde kemâl-i muvazene ve nizamla gezdiren ve güneş etrafında seyahat eden muhteşem ve musahhar bir sefine-i Rabbâniyedir.

    Sonra sahifelerine bakar, görür ki: Bablarındaki herbir sahifesi, binler âyâtıyla arzınRabbini tanıttırıyor. Umumunu okumak için vakit bulamadığından, yalnız birtek sahife olan zîhayatın bahar faslında icad ve idaresine bakar, müşahede eder ki:

    Yüz bin envaın hadsiz efradlarının suretleri, basit bir maddeden gayet muntazamaçılıyor ve gayet rahîmâne terbiye ediliyor ve gayet mu’cizâne bir kısmının tohumlarına kanatçıklar verip, onları uçurmak suretiyle neşrettiriliyor ve gayetmüdebbirâne idare olunuyor ve gayet müşfikâne iaşe ve it’am ediliyor ve gayetrahîmâne ve rezzâkâne hadsiz ve çeşit çeşit ve lezzetli ve tatlı rızıkları, hiçten ve kuru topraktan ve birbirinin misli ve farkları pek az ve kemik gibi köklerden,


    Not
    Haşiye-1
    İHTAR Birinci Makamda geçen otuz üç mertebe-i tevhidi bir parça izah etmekisterdim. Fakat şimdiki vaziyetim ve halimin müsaadesizliği cihetiyle, yalnız gayetmuhtasar burhanlarına ve meâlinin tercümesine iktifaya mecbur oldum. Risale-i Nurun otuz belki yüz risalelerinde bu otuz üç mertebe, delilleriyle, ayrı ayrı tarzlarda, herbir risalede bir kısım mertebeler beyan edildiğinden, tafsili onlara havale edilmiş.



    Mevlevî: (bk. bilgiler – Mevlevîlik) Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah
    arz: dünya bab: kitabın bölümü
    beyan etmek: açıklamak burhan: güçlü delil, sarsılmaz kanıt
    cevv: hava, gök boşluğu cihet: şekil, yön
    efrad: fertler, bireyler envâ: neviler, türler
    erzak: rızıklar fasl: mevsim
    feza: uzay fıkra: parça, kısım
    gayet: son derece hadsiz: sınırsız
    havale edilmek: gönderilmek, bırakılmak haşr-i âzam: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma
    husul: meydana gelme, ortaya çıkma iaşe: besleme, yedirip içirme
    icad: var etme, yaratma ihtar: hatırlatma
    iktifa: yetinme it’am etmek: yedirmek
    izah etmek: açıklamak kemâl-i muvazene: tam ve kusursuz ölçü, denge
    küre-i arz: yerküre, dünya levâzımât: gerekli olan şeyler
    lisan-ı hâl: hâl ve durumun ifade edişi meczup: cezbeye kapılmış, kendinden geçmiş
    medar: sebep, vesile, eksen, yörünge mertebe-i tevhid: Allah’ın bir olduğunu gösteren mertebe
    mezkûr: adı geçen misl: benzer
    muhtasar: kısa, özet muntazam: düzenli, intizamlı
    musahhar: boyun eğdirilmiş, emre verilmiş mu’cizane: mu’cizeli bir şekilde
    müdebbirâne: tedbirli bir şekilde, herşeyi önceden düşünerek mütefekkir: düşünen, tefekkür eden
    müşahedat: gözlemler müşahede etmek: seyretmek, gözlemlemek
    müşfikane: şefkatli bir şekilde neşrettirmek: yaymak, yaydırmak
    nizam: düzen rahîmâne: merhametli bir şekilde
    rezzâkane: muhtaç olanlara rızıklarını vererek risale: mektup, küçük çaplı kitap; Risale-i Nur Külliyatından her bir bölüm
    sefine-i Rabbâniye: herşeyi terbiye ve idare eden Allah’ın bir gemi gibi yaratarak uzayda gezdirdiği dünya seyahat-i fikriye: düşünce ile yapılan yolculuk
    suret: biçim, şekil tafsil: ayrıntı, detaylı açıklama
    umum: bütün, genel zîhayat: canlı, hayat sahibi
    âyât: âyetler, deliller
    Yazar : Risale Forum

  8. #8
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.224
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    İkinci Kısım - Sayfa 132

    çekirdeklerden, su katrelerinden yetiştiriliyor. Her bahara, bir vagon gibi, hazine-i gaybdan yüz bin nevi et’ime ve levazımat, kemâl-i intizamla yüklenip zîhayata gönderiliyor. Ve bilhassa o erzak paketleri içinde yavrulara gönderilen süt konserveleri ve validelerinin şefkatli sinelerinde asılan şekerli süt tulumbacıklarını göndermek, o kadar şefkat ve merhamet ve hikmet içinde görünüyor ki, bilbedahe bir Rahmân-ı Rahîmin gayet müşfikane ve mürebbiyâne bir cilve-i rahmeti ve ihsanı olduğunu ispat eder.

    Elhasıl; bu sahife-i hayatiye-i bahariye haşr-i âzamın yüz bin nümunelerini ve misallerini göstermekle,

    فَانْظُرْ اِلٰۤى اٰثَارِ رَحْمَتِ اللهِ كَيْفَ يُحْيِى اْلاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا إِنَّ ذٰلِكَ لَمُحْيِى الْمَوْتٰى وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ 1
    âyetini maddeten gayet parlak tefsir ettiği gibi; bu âyet dahi, bu sahifenin mânâlarınımu’cizâne ifade eder. Ve arzın, bütün sahifeleriyle, büyüklüğü nisbetinde ve kuvvetinde Lâ ilâhe illâ hû dediğini anladı.

    İşte, küre-i arzın yirmiden ziyade büyük sahifelerinden birtek sahifenin yirmi vechinden birtek vechinin muhtasar şehadetiyle, o yolcunun sâir vecihlerin sahifelerindeki müşahedatı mânâsında olarak ve o müşahedatları ifade için, Birinci Makamın Üçüncü Mertebesinde böyle denilmiş:

    لاَۤ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ الْوَاجِبُ الْوُجُودِ الَّذِى دَلَّ عَلٰى وُجُوبِ وُجُودِهِ فِى وَحْدَتِهِ: اْلاَرْضُ بِجَمِيعِ مَا فِيهَا، وَمَا عَلَيْهَا، بِشَهَادَةِ عَظَمَةِ إِحَاطَةِ حَقِيقَةِ: اَلتَّسْخِيرِ، وَالتَّدْبِيرِ، وَالتَّرْبِيَةِ، وَالْفَتَّاحِيَّةِ وَتَوْزِيعِ الْبُذُورِ وَالْمُحَافَظَةِ وَاْلاِدَارَةِ وَاْلاِعَاشَةِ، لِجَمِيعِ ذَوِى الْحَيَاةِ، وَالرَّحْمَانِيَّةِ وَالرَّحِيمِيَّةِ الْعَامَّةِ الشَّامِلَةِ الْمُكَمَّلَةِ بِالْمُشَاهَدَةِ2


    Not
    Dipnot-1 “Şimdi bak Allah’ın rahmet eserlerine: Yeryüzünü ölümünün ardından nasıl diriltiyor? Bunu yapan, elbette ölüleri de öylece diriltecektir; O herşeye hakkıyla kàdirdir.” Rûm Sûresi, 30:50.

    Dipnot-2 Allah’tan başka ilâh yoktur. O Vâcibü’l-Vücud ki, umumiyet ve şümul ve mükemmeliyeti bilmüşahede görünen, bütün zevilhayatın iaşesi için tohumların teshir ve tedbir ve terbiye ve feth ve tevzi ve muhafaza ve idaresi ve Rahmâniyet ve Rahîmiyet hakikatlerinin azamet-i ihatasının şehadetiyle, arz bütün içindekiler ve üzerindekilerle Onun vahdet içindeki vücub-u vücuduna delâlet eder.



    Lâ ilâhe illâ Hû: Ondan başka ilâh yoktur Rahmân-ı Rahîm: rahmet ve merhameti herşeyi kuşatan ve herbir varlıkta tecellîsi görünen, Allah
    arz: dünya bilbedâhe: apaçık bir şekilde
    cilve-i rahmet: rahmetin cilvesi, görüntüsü elhasıl: özetle, kısaca
    erzak: rızıklar et’ime: yiyecekler
    hazine-i gayb: görünmeyen âlemdeki hazine haşr-i âzam: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma
    hikmet: faydalı, anlamlı, bir gayeye yönelik olarak ve tam yerli yerinde ihsan: bağış, ikram
    katre: damla kemâl-i intizam: tam ve mükemmel bir düzen
    küre-i arz: yerküre, dünya levâzımât: gerekli olan şeyler
    muhtasar: kısa, özet mu’cizâne: mu’cize şeklinde
    mürebbiyâne: terbiye ederek ve yetiştirerek müşahedat: gözlemler
    müşfikane: şefkatli bir şekilde nevi: çeşit, tür
    sahife-i hayatiye-i bahariye: baharın hayat sayfası sine: göğüs, kalb
    tefsir: açıklama, yorum vecih: şekil, yön
    ziyade: çok zîhayat: canlı, hayat sahibi
    şehadet: şahitlik, tanıklık
    Yazar : Risale Forum

  9. #9
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.224
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    İkinci Kısım - Sayfa 133

    Sonra, o mütefekkir yolcu her sahifeyi okudukça saadet anahtarı olan imanı kuvvetlenip ve mânevî terakkiyatın miftahı olan mârifeti ziyadeleşip ve bütün kemâlâtın esası ve madeni olan iman-ı billâh hakikatı bir derece daha inkişaf edip mânevî çok zevkleri ve lezzetleri verdikçe onun merakını şiddetle tahrik ettiğinden; semâ, cevv ve arzın mükemmel ve kat’î derslerini dinlediği halde, “Hel min mezîd” deyip dururken, denizlerin ve büyük nehirlerin cezbekârâne cûş u huruşla zikirlerini ve hazin ve leziz seslerini işitir. Lisan-ı hal ve lisan-ı kàl ile “Bize de bak, bizi de oku” derler. O da bakar, görür ki:

    Hayattârâne mütemâdiyen çalkanan ve dağılmak ve dökülmek ve istilâ etmek fıtratında olan denizler, arzı kuşatıp, arz ile beraber gayet sür’atli bir surette bir senede yirmi beş bin senelik bir dairede koşturulduğu halde, ne dağılırlar, ne dökülürler ve ne de komşularındaki toprağa tecavüz ederler. Demek gayet kudretli veazametli bir Zâtın emriyle ve kuvvetiyle dururlar, gezerler, muhafaza olurlar.

    Sonra denizlerin içlerine bakar, görür ki: Gayet güzel ve ziynetli ve muntazamcevherlerinden başka, binlerce çeşit hayvanatın iaşe ve idareleri ve tevellüdat vevefiyatları o kadar muntazamdır; basit bir kum ve acı bir sudan verilen erzakları vetayinatları o kadar mükemmeldir ki, bilbedahe bir Kadîr-i Zülcelâlin, bir Rahîm-i Zülcemâlin idare ve iaşesiyle olduğunu ispat eder.

    Sonra o misafir, nehirlere bakar, görür ki: Menfaatleri ve vazifeleri ve varidat ve sarfiyatları o kadar hakîmâne ve rahîmânedir; bilbedahe ispat eder ki, bütün ırmaklar, pınarlar, çaylar, büyük nehirler, bir Rahmân-ı Zülcelâli ve’l-İkramın hazine-i rahmetinden çıkıyorlar ve akıyorlar. Hattâ o kadar fevkalâde iddihar ve sarf ediliyorlar ki, “Dört nehir Cennetten geliyorlar” diye rivâyet edilmiş. Yani, zâhirîesbabın pek fevkinde olduklarından, mânevî bir cennetin hazinesinden ve yalnızgaybî ve tükenmez bir menbaın feyzinden akıyorlar demektir. Meselâ, Mısır’ın kumistanını bir cennete çeviren Nil-i mübarek, cenup tarafından, Cebel-i Kamer


    Hel min mezîd: Daha fazla yok mu? Daha olmayacak mı? Kadîr-i Zülcelâl: kudreti herşeyi kuşatan ve sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Allah
    Nil-i mübarek: bereketli Nil nehri Rahmân-ı Zülcelâl ve’l-İkram: güzellik ve ikram sahibi ve herşeye merhamet edip rızkını veren; Allah
    Rahîm-i Zülcemâl: sonsuz güzellik sahibi ve her varlığa özel merhameti olan Allah arz: dünya
    azametli: büyük, haşmetli bilbedâhe: apaçık bir şekilde
    cenup: güney cevv: hava, gök boşluğu
    cezbekârâne: kendinden geçmiş bir şekilde cûş u huruş: neşe ve âhenk
    erzak: rızıklar esbab: sebepler
    fevkalâde: olağanüstü fevkinde: üstünde
    feyz: ihsan, bolluk, bereket fıtrat: yaratılış, mizaç
    gaybî: bilinmeyen, gayb âlemine ait gayet: son derece
    hakikat: doğru gerçek hakîmâne: hikmetle, bir maksat ve gayeye yönelik olarak, mânâlı ve tam yerli yerinde
    hayattârâne: canlı olarak hayvânât: hayvanlar
    hazin: hüzün veren, acıklı hazine-i rahmet: Allah’ın rahmet hazinesi
    iaşe: besleme, yedirip içirme iddihar: biriktirme, depolama
    iman-ı billâh: Allah’a iman inkişaf: açığa çıkma, gelişme
    istilâ etmek: kuşatmak kemâlât: mükemmellikler, kusursuzluklar
    kudret: güç, iktidar kumistan: kumluk, çöl
    lisan-ı hâl: hâl ve beden dili lisan-ı kàl: söz ile anlatım
    marifet: bilgi menba: kaynak
    miftah: anahtar muhafaza: koruma, saklama
    muntazam: düzenli, intizamlı mütefekkir: düşünen, tefekkür eden
    mütemadiyen: sürekli olarak rahîmâne: merhametli bir şekilde
    saadet: mutluluk sarfiyat: harcamalar, kullanımlar, giderler
    semâ: gök suret: biçim, şekil
    tayinat: erzak, yiyecekler terakkiyat: ilerlemeler, yükselmeler
    tevellüdat: doğumlar varidat: kaynaklar, gelirler
    vefiyat: vefatlar, ölümler zahirî: açık, görünürde
    ziyadeleşmek: artmak, çoğalmak ziynetli: süslü
    Yazar : Risale Forum

  10. #10
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.224
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    İkinci Kısım - Sayfa 134

    denilen bir dağdan, mütemadiyen küçük bir deniz gibi tükenmeden akıyor. Altı aydaki sarfiyatı dağ şeklinde toplansa ve buzlansa, o dağdan daha büyük olur. Halbuki o dağdan ona ayrılan yer ve mahzen, altı kısımdan bir kısım olmaz. Varidatı ise, o mıntıka-i hârrede pek az gelen ve susamış toprak çabuk yuttuğu için mahzene az giden yağmur, elbette o muvazene-i vâsiayı muhafaza edemediğinden, o Nil-i mübarek âdet-i arziye fevkinde bir gaybî cennetten çıkıyor diye rivayeti gayetmanidar ve güzel bir hakikati ifade ediyor.

    İşte, deniz ve nehirlerin denizler gibi hakikatlerinin ve şehadetlerinin binden birisini gördü. Ve umumu bil’icmâ denizlerin büyüklüğü nisbetinde bir kuvvetle Lâ ilâhe illâ Hû der ve bu şehadete denizler mahlûkatı adedince şahitler gösterir diye anladı. Ve denizlerin ve nehirlerin umum şehadetlerini irade ederek ifade etmek mânâsında,Birinci Makamın Dördüncü Mertebesinde,

    لاَۤ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ الْوَاجِبُ الْوُجُودِ الَّذِى دَلَّ عَلٰى وُجُوبِ وُجُودِهِ فِى وَحْدَتِهِ: جَمِيعُ الْبِحَارِ، وَاْلاَنْهَارِ، بِجَمِيعِ مَا فِيهَا، بِشَهَادَةِ عَظَمَةِ إِحَاطَةِ حَقِيقَةِ: اَلتَّسْخِيرِ وَالْمُحَافَظَةِ وَاْلاِدِّخَارِ وَاْلاِدَارَةِ الْوَاسِعَةِ الْمُنْتَظَمَةِ بِالْمُشَاهَدَةِ 1 denilmiş.

    Sonra, dağlar ve sahralar, seyahat-ı fikriyede bulunan o yolcuyu çağırıyorlar “Sahifelerimizi de oku” diyorlar. O da bakar, görür ki: Dağların küllî vazifeleri veumumî hizmetleri o kadar azametli ve hikmetlidirler; akılları hayret içinde bırakır. Meselâ, dağların zeminden emr-i Rabbânî ile çıkmaları ve zeminin içinde, inkılâbat-ı dahiliyeden neş’et eden heyecanını ve gazabını ve hiddetini, çıkmalarıyla teskinederek, zemin o dağların fışkırmasıyla ve menfeziyle teneffüs edip, zararlı olan sarsıntılardan ve zelzele-i muzırradan kurtulup, vazife-i devriyesinde sekenesininistirahatlerini bozmuyor. Demek, nasıl ki sefineleri sarsıntıdan vikaye vemuvazenelerini muhafaza için onların direkleri üstünde kurul-muş;


    Not
    Dipnot-1 Allah’tan başka ilâh yoktur. O Vâcibü’l-Vücud ki, genişlik ve intizamı gözle görünenteshir ve muhafaza ve iddihar ve idare hakikatlerindeki ihatanın büyüklüğününşehadetiyle, denizler ve nehirler bütün içindekilerle beraber Onun birlik içindeki vücub-u vücuduna delâlet eder.



    Cebel-i Kamer: Kamer Dağı Lâ ilâhe illâ Hû: Ondan başka ilâh yoktur
    Nil-i mübarek: bereketli Nil nehri azametli: büyük, haşmetli
    bil’icmâ: toplu halde, oy birliğiyle emr-i Rabbânî: herşeyi terbiye edip idaresi ve tasarrufu altında bulunduran Allah’ın emri
    fevkinde: üstünde gaybî: bilinmeyen, gayb âlemine ait
    gazab: öfke, hiddet hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması
    inkılâbat-ı dahiliye: iç hareketler, değişimler irade etmek: istemek, dilemek
    istirahat: dinlenme, rahatlama küllî: büyük, kapsamlı
    mahlukât: yaratılmışlar mahzen: depo
    menfez: delik muhafaza: koruma
    muvazene: denge muvazene-i vâsia: geniş alandaki denge
    mânidar: mânâlı, anlamlı mütemadiyen: sürekli olarak
    mıntıka-i hârre: sıcak bölge neş’et eden: doğan, meydana gelen
    nisbet: kıyas, ölçü sahra: ova, geniş düzlük alan
    sarfiyat: giderler, harcamalar, kullanımlar sefine: gemi
    sekene: sakinler, ikamet edenler seyahat-ı fikriye: düşünce ile yapılan yolculuk
    teshir: emre boyun eğdirme teskin etmek: yatıştırmak, sakinleştirmek
    umum: bütün, genel umumî: genel, herkese ait
    varidat: kaynaklar, gelirler vazife-i devriye: dönme görevi
    vikaye: koruma zelzele-i muzırra: zarar veren sarsıntı, sallantı
    zemin: yer, dünya âdet-i arziye: yer kanunu
    şehadet: şahitlik, tanıklık

    Yazar : Risale Forum

Sayfa 1/6 12345 ... SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

126, 127, 128, 130, 131, 133, 134, 135, 136, 137, 138, 139, 140, 142, 143, 144, 145, 146, 147, 148, 149, 151, 152, 153, 154, 155, 157, 159, 160, 161, 162, 163, 164, 165, 166, 167, 168, 169, 171, 172, 174, 176, 177, 180, 193, 592, 600, acip, adaletli, adedince, aklı, akıllara, aldatmaz, âlemleri, aleyhisselâ, allah, amellerin, araf, arz, asfiya, asra, atan, aya, âyine, azot, ağlayarak, basar, bağlantı, bağış, bağışlar, başıboş, berzahta, beşer, bildirir, bilinen, bilmeliyiz, bilmesi, bilmüşahede, binaen, bir adam, biri, birlik, bizimle, bizleri, budur, bütün, bırakmıyor, cihanı, cihazat, çok, cömertlik, dane, dağlar, dedikleri, dediler, delildir, demişler, derece, dersimizi, desteklemek, değiştirme, dikkatle, dile, dilemek, dininde, dirilere, diriltecek, diz, doğruları, dünyasına, düzenli, düğü, dışında, eceli, eder, edipler, ediyorlar, efes turları, ellerinde, emareleri, emrini, emsal, envârı, esrarlı, etmemesi, ettiren, ettirir, eşsiz, fazilet, ferâset, fikirleri, gazabı, gelmiş, gerçekleri, gerçeklik, gezi, gitmiş, giydirmek, gökte, göndermiş, görmeye, görünmek, görüyorum, gösterme, gözümüzle, güldeste, güvenme, güzelliği, hakikatten, hakkaniyeti, halka, hallere, hallerini, hâlıkını, harflerinin, hasletlerin, havuz, hayrette, herbir, herşeye, herşeyin, hicr, hilkat, hücum, huyları, içindekiler, ihanet, ihata, ilerleme, ilham, ilhamlar, ilimle, imaniyeyi, imdat, indirdi, iniyor, insanlığı, isbat, izale, işaret, işgal, iştiyak, kamer, kanunları, karanlıklarında, katılma, kemik, kesretli, kitabını, konuşmak, kudretine, kullar, külliye, kutbun, kuvvetle, kuvvettir, kısa, kısmı, kısımdan, kıymetini, kıymetler, lâyık, lisanı, lütuf, lüzumu, maddeten, masnuatı, mecbur, mecmuası, medarı, medrese, menbaı, mesel, meselâ, mevcudat, mevsimlerin, meydanı, misafirhanesi, misli, muazzam, muhakkak, muhtacı, muhterem, mümkü, mürşidi, müstehak, mütehayyir, müş, nail, nağmesi, nefer, neşretmek, nihayet, nurlandıran, olduğuna, olduğundan, olmazlar, onlardan, orga, özellikle, parçalar, peygamberlere, peygambersiz, risaleti, rububiyeti, sahibi, sahibini, sana, sayılan, sekiz, semaniye, senâ, sergilemek, sermaye, seviyesi, sohbete, somut, son, sözlerinin, sûresi, suretle, surlar, susuz, sıraları, sızmak, sığı, tanıttırır, tasdike, tebdili, tecavüz, teli, temasları, terakki, tevhiddeki, teşhir, tokmak, toplansa, tükenmez, ülkesinin, umum, üstü, vahy, varlığının, vazifeler, vazifeli, verdiği, verilmiş, vermişler, veyahut, yapması, yaratanı, yaratıcı, yardımı, yayı, yazılan, yetişilemez, yetişilmez, yok, yolcusu, yükseliş, yüzleri, ışık, ışıkları, zahmet, zelzele, zeminde, şahsî, şahsiyet, şartları, şehadetler, şekerli, şerifi, şeye, şöhret

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222