Sayfa 2/6 İlkİlk 123456 SonSon
56 sonuçtan 11 ile 20 arası

  1. #11
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    İkinci Kısım - Sayfa 135

    öyle de, dağlar, zemin sefinesine bu mânâda hazineli direkler olduklarını, Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyan,وَالْجِبَالَ اَوْتَادًا 1 وَاَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَاسِىَ 2 وَالْجِبَالَ أَرْسٰيهَا 3
    gibi çok âyetlerle ferman ediyor.

    Hem meselâ dağların içinde zîhayata lâzım olan her nevi menbalar, sular, madenler, maddeler, ilâçlar o kadar hakîmâne ve müdebbirâne ve kerîmâne ve ihtiyat kârâne iddihar ve ihzar ve istif edilmiş ki, bilbedahe, kudreti nihayetsiz bir Kadîrin ve hikmeti nihayetsiz bir Hakîmın hazineleri ve ambarları ve hizmetkârları olduklarını ispat ederler diye anlar. Ve sahra ve dağların dağ kadar vazife ve hikmetlerinden bu iki cevhere sairlerini kıyas edip, dağların ve sahraların umum hikmetleriyle, hususan ihtiyatî iddiharlar cihetiyle getirdikleri şehadeti ve söyledikleri Lâ ilâhe illâ Hû tevhidini, dağlar kuvvetinde ve sebatında ve sahralar genişliğinde ve büyüklüğünde görür, “Âmentü Billâh” der.

    İşte bu mânâyı ifade için, Birinci Makamın Beşinci Mertebesinde,

    لاَۤ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ الْوَاجِبُ الْوُجُودِ الَّذِي دَلَّ عَلٰى وُجُوبِ وُجُودِهِ: جَمِيعُ الْجِبَالِ وَالصَّحَارَى، بِجَمِيعِ مَا فِيهَا، وَمَا عَلَيْهَا، بِشَهَادَةِ عَظَمَةِ اِحَاطَةِ حَقِيقَةِ: اْلاِدِّخَارِ وَاْلاِدَارَةِ وَنَشْرِ الْبُذُورِ وَالْمُحَافَظَةِ وَالتَّدْبِيرِ وَاْلاِحْتِيَاطِيَّةِ الرَّبَّانِيَّةِ الْوَاسِعَةِ الْعَامَّةِ الْمُنْتَظَمَةِ الْمُكَمَّلَةِ بِالْمُشَاهَدَةِ 4
    denilmiş.


    Not
    Dipnot-1 “Dağları direk (yapmadık mı?)” Nebe’ Sûresi, 78:7.

    Dipnot-2 “Yeryüzünde sâbit dağlar diktik.” Hicr Sûresi, 15:19.

    Dipnot-3 “Dağları sapa sağlam dikti.” Nâziât Sûresi, 79:32.

    Dipnot-4 Allah’tan başka ilâh yoktur. O Vâcibü’l-Vücud ki, Rabbânî ihtiyat maddelerinin bilmüşahede vâsi ve âmm ve muntazam ve mükemmel iddihar ve idare ve muhafaza ve tedbiri ve tohumların neşri hakikatlerinin azamet-i ihatasının şehadetiyle, bütün dağlar ve sahrâlar bütün içindekiler ve üzerindekilerle beraber Onun vücub-u vücuduna delâlet eder.





    Hakîm: herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Allah Kadîr: herşeye gücü yeten, herşeyi yapabilen, sonsuz güç ve kudret sahibi Allah
    Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyân: açıklamalarıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân Lâ ilâhe illâ Hû: Ondan başka ilâh yoktur
    bilbedâhe: apaçık şekilde cihet: şekil, yön
    ferman etmek: buyurmak, emretmek hakîmâne: hikmetle, bir maksat ve gayeye yönelik olarak, mânâlı ve tam yerli yerinde
    hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması hikmet-i İlâhiye: Allah’ın hikmeti, herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması
    hizmetkâr: hizmetçi hususan: özellikle
    iddihar: biriktirme, depolama ihtiyatkârâne: önlem alarak, tedbirli hareket ederek
    ihtiyatî: tedbirli, yedek ihzar: hazırlama
    istif: yığma, biriktirme kerîmâne: lütufkâr ve cömert bir şekilde
    kudret: güç ve iktidar menba: kaynak
    müdebbirâne: tedbirli bir şekilde, herşeyi önceden düşünerek nevi: çeşit, tür
    nihayetsiz: sınırsız, sonsuz sahra: ova, geniş düzlük alan
    sair: diğer, başka sebat: kararlılık, sabit olma
    sefine: gemi tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma
    umum: bütün, genel zemin: yer, dünya
    zîhayat: canlı, hayat sahibi Âmentü Billâh: “Allah’a iman ettim”
    şehadet: şahitlik, tanıklık

    Yazar : Risale Forum

  2. #12
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    İkinci Kısım - Sayfa 136

    Sonra, o yolcu dağda ve sahrada fikriyle gezerken, eşcar ve nebatat âleminin kapısı fikrine açıldı. Onu içeriye çağırdılar, “Gel, dairemizde de gez, yazılarımızı da oku” dediler. O da girdi, gördü ki, gayet muhteşem ve müzeyyen bir meclis-i tehlil ve tevhid ve bir halka-i zikir ve şükür teşkil etmişler. Bütün eşcar ve nebatatın envâları, bil’icmâ, beraber; Lâ ilâhe illâllâ Hû diyorlar gibi lisan-ı hallerinden anladı. Çünkü bütün meyvedar ağaç ve nebatlar; mîzanlı ve fesahatli yapraklarının dilleriyle ve süslü cezaletli çiçeklerinin sözleriyle ve intizamlı ve belâğatli meyvelerinin kelimeleriyle beraber, müsebbihâne şehadet getirdiklerine ve Lâ ilâhe illâ Hû dediklerine delâlet ve şehadet eden üç büyük küllî hakikati gördü.

    Birincisi: Pek zâhir bir surette kastî bir in’âm ve ikram ve ihtiyarî bir ihsan veimtinan mânâsı ve hakikati herbirisinde hissedildiği gibi, mecmuunda ise, güneşinzuhurundaki ziyası gibi görünüyor.

    İkincisi: Tesadüfe havalesi hiçbir cihet-i imkânı olmayan kastî ve hakîmâne birtemyiz ve tefrik, ihtiyarî ve rahîmâne bir tezyin ve tasvir mânâsı ve hakikati, o hadsizenvâ ve efratta gündüz gibi âşikâre görünüyor ve bir Sâni-i Hakîmin eserleri ve nakışları olduklarını gösterir.

    Üçüncüsü: O hadsiz masnuatın yüz bin çeşit ve ayrı ayrı tarz ve şekilde olansuretleri, gayet muntazam, mizanlı, ziynetli olarak, mahdut ve mâdud ve birbirininmisli ve basit ve câmid ve birbirinin aynı veya az farklı ve karışık olan çekirdeklerden, habbeciklerden o iki yüz bin nevilerin farikalı ve intizamlı, ayrı ayrı, muvazeneli,hayattar, hikmetli, yanlışsız, hatâsız bir vaziyette umum efradının


    Lâ ilâhe illâ Hû: Ondan başka ilâh yoktur Sâni-i Hakîm: herşeyi hikmetle ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah
    aşikâre: açıkça belâğat: düzgün, kusursuz, yerinde ve halin ve makamın icabına göre söz söyleme
    bil’icmâ: toplu halde, oy birliğiyle cezâlet: akıcı ve güçlü ifade, güzel anlatım
    cihet-i imkân: mümkün olma yönü câmid: cansız, katı
    delâlet: delil olma, işaret etme efrad: fertler, bireyler
    envâ: neviler, türler eşcar: ağaçlar
    farika: ayırıcı özellik; birbirine benzememe özelliği fesâhat: dilin doğru, düzgün, açık ve akıcı şekilde kullanılması
    gayet: son derece hadsiz: sınırsız
    hakikat: doğru gerçek hakîmâne: hikmetle, bir maksat ve gayeye yönelik olarak, mânâlı ve tam yerli yerinde
    halka-i zikr: zikir halkası hayattar: canlı
    hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması ihsan: bağış, ikram
    ihtiyarî: irade ile ilgili, tercih ve istekle imtinan: nimetlendirme, nimet verme
    intizam: düzenlilik in’am: nimet verme, nimetlendirme
    kastî: bilerek ve isteyerek yapma küllî: kapsamlı, geniş
    lisan-ı hal: hal ve beden dili mahdut: sınırlı, sınırlanmış
    masnuat: san’at eseri varlıklar meclis-i tehlil: “Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur” mânâsındaki “lâ ilâhe illallah” sözünü söyleyen meclis
    mecmu: bütün, genel meyvedar: meyveli
    misl: benzer mizan: ölçü, denge
    muntazam: düzenli, intizamlı muvazene: denge
    mâdud: sayılı, sınırlı müsebbihâne: tesbih ederek
    müzeyyen: süslenmiş nebat: bitki
    nebatat: bitkiler nevi: çeşit, tür
    rahîmâne: merhametli bir şekilde suret: biçim, şekil
    tasvir: şekil ve suret verme tefrik: ayırma
    temyiz: ayırt etme tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma
    tezyin: süsleme teşkil etmek: oluşturmak, meydana getirmek
    umum: bütün, genel ziya: ışık, parlaklık
    ziynetli: süslü zuhur: belirme, görünme
    zâhir: açık, âşikar şehadet: şahitlik, tanıklık
    Yazar : Risale Forum

  3. #13
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    İkinci Kısım - Sayfa 137

    sûretlerinin fethi ve açılışı ise öyle bir hakikattir ki, güneşten daha parlaktır ve baharın çiçekleri ve meyveleri ve yaprakları ve mevcudatı sayısınca o hakikatı ispat eden şahitler var diye bildi. “Elhamdü lillâhi alâ nimeti’l-îman” dedi.

    İşte bu mezkûr hakikatleri ve şehadetleri ifade mânâsıyla, Birinci Makamın Altıncı Mertebesinde,

    لاَۤ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ الْوَاجِبُ الْوُجُودِ الَّذِى دَلَّ عَلٰى وُجُوبِ وُجُودِهِ فِى وَحْدَتِهِ: اِجْمَاعُ جَمِيعِ أَنْوَاعِ اْلاَشْجَارِ وَالنَّبَاتَاتِ الْمُسَبِّحَاتِ النَّاطِقَاتِ: بِكَلِمَاتِ أَوْرَاقِهَا الْمَوْزُونَاتِ الْفَصِيحَاتِ وَأَزْهَارِهَا الْمُزَيَّنَاتِ الْجَزِيلاَتِ وَاَثْمَارِهَا الْمُنْتَظَمَاتِ الْبَلِيغَاتِ، بِشَهَادَةِ عَظَمَةِ إِحَاطَةِ حَقِيقَةِ: اَْلاِنْعَامِ، وَاْلاِكْرَامِ، وَاْلاِحْسَانِ، بِقَصْدٍ وَرَحْمَةٍ. وَحَقِيقَةِ: اَلتَّمْيِيزِ، وَالتَّزْيِينِ، وَالتَّصْوِيرِ، بِاِرَادَةٍ وَحِكْمَةٍ، مَعَ قَطْعِيَّةِ دَلاَلَةِ حَقِيقَةِ فَتْحِ جَمِيعِ صُوَرِهَا الْمَوْزُونَاتِ الْمُزَيَّنَاتِ الْمُتَبَايِنَةِ الْمُتَنَوِّعَةِ غَيْرِ الْمَحْدُودَةِ مِنْ نُوَتَاتٍ وَحَبَّاتٍ مُتَمَاثِلَةٍ مُتَشَابِهَةٍ مَحْصُورَةٍ مَعْدُودَةٍ1

    denilmiş.

    Sonra, seyahat-i fikriyede bulunan o meraklı ve terakki ile zevki ve şevki artan dünya yolcusu, bahar bahçesinden bir bahar kadar bir güldeste-i marifet ve iman alıp gelirken, hayvanat ve tuyûr âleminin kapısı, hakikat-bîn olan aklına ve marifet-âşinâ olan fikrine açıldı. Yüz bin ayrı ayrı seslerle ve çeşit çeşit dillerle onu içeriye çağırdılar, “Buyurun” dediler. O da girdi ve gördü ki:

    Bütün hayvanat ve kuşların bütün nevileri ve taifeleri ve milletleri, bil’ittifak, lisan-ı kàl ve lisan-ı halleriyle Lâ ilâhe illâ Hû deyip, zemin yüzünü bir zikirhane vemuazzam bir meclis-i tehlil suretine çevirmişler; herbiri bizzat birer kasi-de-i Rabbânî,


    Not
    Dipnot-1 Allah’tan başka ilâh yoktur. O Vâcibü’l-Vücud ki, mizanlı ve fesahatli yapraklarının ve süslü ve cezaletli çiçeklerinin ve intizamlı ve belâğatli meyvelerinin kelimeleriyle konuşan ve tesbih eden bütün ağaç ve nebat nevilerinin icmâı, birbirinin misli ve benzeri olan mahdut çekirdek ve habbeciklerden süslü ve birbirinden farklı ve mütenevvi, gayr-ı mahdut suretlerinin hepsinin birden fethi hakikatinin kat’î delâletiyle beraber, kasdî ve rahmetli in’âm ve ikram ve ihsan hakikatinin ve iradeli ve hikmetli temyiz ve tezyin ve tasvir hakikatinin azamet-i ihatasının şehadetiyle, icmâ ile Onun vahdet içindeki vücub-u vücuduna delâlet eder.


    Elhamdû lillâhi alâ nimeti’l-îman: iman nimeti için Allah’a hamd olsun Lâ ilâhe illâ Hû: Ondan başka ilâh yoktur
    bil’ittifak: ittifakla, söz birliğiyle feth: açma
    güldeste-i marifet: Allah’ı tanıma ve imanın meydana getirdiği bilgilerden derlenmiş gül destesi hakikat: doğru gerçek
    hakikatbîn: hakikati gören hayvânât: hayvanlar
    lisan-ı hal: hal ve beden dili lisan-ı kàl: söz ile anlatım
    marifet-âşinâ: Allah’ı tanıma ve bilmeye alışmış meclis-i tehlil: “Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur” mânâsındaki “lâ ilâhe illallah” sözünü söyleyen meclis
    mevcudat: varlıklar mezkûr: adı geçen
    muazzam: azametli, çok büyük nevi: çeşit, tür
    seyahat-i fikriye: düşünceye yapılan yolculuk sûret: biçim, şekil
    taife: grup, topluluk terakki: ilerleme, yükselme
    tuyûr: kuşlar zemin: yer, dünya
    zikirhane: zikir edilen yer şehadet: şahitlik, tanıklık
    Yazar : Risale Forum

  4. #14
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    İkinci Kısım - Sayfa 138

    birer kelime-i Sübhânî ve mânidar birer harf-i Rahmânî hükmünde Sânilerini tavsifedip hamd ü senâ ediyorlar vaziyetinde gördü. Güya o hayvanların ve kuşların duyguları ve kuvâları ve cihazları ve âzâları ve âletleri, manzum ve mevzun kelimelerdir ve muntazam ve mükemmel sözlerdir. Onlar, bunlarla Hallâk ve Rezzaklarına şükür ve vahdâniyetine şehadet getirdiklerine kat’î delâlet eden üç muazzam ve muhit hakikatleri müşahede etti.

    Birincisi: Hiçbir cihetle serseri tesadüfe ve kör kuvvete ve şuursuz tabiata havalesi mümkün olmayan, hiçten hakîmâne icad ve san’at perverâne ibdâ ve ihtiyar kârâneve alîmâne halk ve inşa ve yirmi cihetle ilim ve hikmet ve iradenin cilvesini gösteren ruhlandırmak ve ihyâ etmek hakikatidir ki, zîruhlar adedince şahitleri bulunan birburhan-ı bâhir olarak, Zât-ı Hayy-ı Kayyûmun vücub-u vücuduna ve sıfât-ı seb’asına ve vahdetine şehadet eder.

    İkincisi: O hadsiz masnularda birbirinden simaca farikalı ve şekilce ziynetli ve miktarca mizanlı ve suretçe intizamlı bir tarzdaki temyizden, tezyinden, tasvirden öyleazametli ve kuvvetli bir hakikat görünür ki, Kàdir-i Külli Şey ve Âlim‑i Külli Şeyden başka hiçbir şey, bu her cihetle binlerle harikaları ve hikmetleri gösteren ihatalı fiile sahip olamaz ve hiçbir imkân ve ihtimali yok.

    Üçüncüsü: Birbirinin misli ve aynı veya az farklı ve birbirine benzeyen mahsur vemahdut yumurtalardan ve yumurtacıklardan ve nutfe denilen su katrelerinden o hadsiz hayvanların yüz binler çeşit tarzlarda ve birer mu’cize-i hikmet


    Alîm-i Külli Şey: herşeyi bilen ve herşey ilmi dahilinde olan Allah Hallâk: çokça ve sürekli olarak yaratan Allah
    Kadîr-i Külli Şey: herşeye gücü yeten, sonsuz kudret sahibi Allah Rezzak: bütün canlıların rızıklarını veren Allah
    Sâni: her şeyi san’atla yaratan Allah Zât-ı Hayy-ı Kayyûm: hayatı ezelî ve ebedî olup her canlıya hayat veren ve Kendi varlığı için hiçbir sebebe bağlı olmayıp her şeyi ayakta tutan Zât, Allah
    alîmâne: herşeyi çok iyi bilerek azametli: büyük, yüce
    burhan-ı bâhir: açık güçlü delil cihet: şekil, yön
    cilve: görüntü, yansıma delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek
    farika: ayırıcı özellik; birbirine benzememe özelliği hadsiz: sınırsız
    hakikat: doğru gerçek hakîmâne: hikmetle, bir maksat ve gayeye yönelik olarak, mânâlı ve tam yerli yerinde
    halk: yaratma hamd ü senâ: şükretme ve övme
    harf-i Rahmânî: rahmet ve merhameti sonsuz olan Allah’tan gelen ve Ona ait harf hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması
    ibdâ: eşsiz yaratma; Cenâb-ı Hakkın âletsiz, maddesiz, zamansız, mekânsız yaratması icad: var etme, yaratma
    ihtiyarkârâne: en iyisini seçerek ihya etmek: diriltmek, hayat vermek
    ihâtalı: kuşatıcı, kapsamlı intizamlı: düzenli, tertipli
    inşa: vücuda getirme, yaratma, bina etme, yapma kaside-i Rabbânî: birer kaside gibi yaratıcılarının terbiye ve idaresini öven her bir bitki ve hayvan
    katre: damla kelime-i Sübhânî: Allah’ın her türlü noksanlıktan uzak olduğunu dile getiren kelime
    kuvâ: duygular, hisler mahdut: sınırlı
    mahsur: sınırlanmış, sınırlı manzum: düzenli
    masnu: san’at eseri varlık mevzun: ölçülü
    misl: benzer mizanlı: ölçülü, dengeli
    muazzam: azametli, çok büyük muhit: kuşatıcı, kapsamlı
    muntazam: düzenli, intizamlı mu’cize-i hikmet: hikmet mu’cizesi
    mânidar: mânâlı, anlamlı müşahede etmek: gözlemlemek
    nutfe: memelilerin yaratıldığı su, meni san’atperverâne: san’atkârcasına
    simaca: görünüş bakımından suret: biçim, şekil
    sıfât-ı seb’a: yedi sıfat tasvir: şekil ve suret verme
    tavsif etmek: özelliklerini anlatmak temyiz: ayırt etme
    tezyin: süsleme vahdet: birlik
    vahdâniyet: Allah’ın bir ve benzersiz oluşu ve ortağının bulunmayışı vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması
    ziynetli: süslü zîruh: ruh sahibi
    âzâ: uzuvlar, organlar şehadet: şahitlik, tanıklık
    şuursuz: bilinçsiz
    Yazar : Risale Forum

  5. #15
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    İkinci Kısım - Sayfa 139

    mâhiyetinde bulunan suretlerini, gayet muntazam ve muvazeneli ve hatasız bir hey’ette açmak ve fethetmek öyle parlak bir hakikattır ki, hayvanlar adedince senetler, deliller o hakikati tenvir eder.

    İşte bu üç hakikatin ittifakıyla, hayvanların bütün envâı, beraber öyle bir Lâ ilâhe illâ Hû deyip şehadet getiriyorlar ki, güya zemin, büyük bir insan gibi, büyüklüğü nisbetinde Lâ ilâhe illâ Hû diyerek semâvât ehline işittiriyor mahiyetinde gördü ve tam ders aldı. Birinci Makamın Yedinci Mertebesinde bu mezkûr hakikatleri ifade mânâsıyla,

    لاَۤ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ الْوَاجِبُ الْوُجُودِ الَّذِى دَلَّ عَلٰى وُجُوبِ وُجُودِهِ فِى وَحْدَتِهِ: إِتِّفَاقُ جَمِيعِ أَنَوَاعِ الْحَيَوَانَاتِ، وَالطُّيُورِ الْحَامِدَاتِ الشَّاهِدَاتِ بِكَلِمَاتِ حَوَاسِّهَا، وَقُوَاهَا وَحِسِّيَاتِهَا وَلَطَاۤئِفِهَا الْمَوْزُونَاتِ الْمُنْتَظَمَاتِ الْفَصِيحَاتِ وَبِكَلِمَاتِ اَجْهِزَتِهَا وَجَوَارِحِهَا وَاَعْضَاۤئِهَا وَآلاَتِهَا الْمُكَمَّلَةِ الْبَلِيغَاتِ، بِشَهَادَةِ عَظَمَةِ إِحَاطَةِ حَقِيقَةِ اْلاِيجَادِ وَالصُّنْعِ، وَاْلاِبْدَاعِ، بِاْلاِرَادَةِ، وَحَقِيقَةِ: اَلتَّمْيِيزِ وَالتَّزْيِينِ، بِالْقَصْدِ. وَحَقِيقَةِ: اَلتَّقْدِيرِ وَالتَّصْوِيرِ، بِالْحِكْمَةِ مَعَ قَطْعِيَّةِ دَلاَلَةِ حَقِيقَةِ: فَتْحِ جَمِيعِ صُوَرِهَا الْمُنْتَظَمَةِ الْمُتَخَالِفَةِ الْمُتَنَوِّعَةِ غَيْرِ الْمَحْصُورَةِ مِنْ بَيْضَاتٍ وَقَطَرَاتٍ مُتَمَاثِلَةٍ مُتَشَابِهَةٍ مَحْصُورَةٍ مَحْدُودَةٍ 1 denilmiştir.

    Sonra o mütefekkir yolcu, marifet-i İlâhiyenin hadsiz mertebelerinde ve nihayetsizezvâkında ve envârında daha ileri gitmek için, insanlar âlemine ve beşer dünyasına girmek isterken, başta enbiyalar olarak onu içeriye davet ettiler; o da girdi. En evvel geçmiş zamanın menziline baktı, gördü ki:


    Not
    Dipnot-1 Allah’tan başka ilâh yoktur. O Vâcibü’l-Vücud ki, mevzun ve muntazam ve fasih hasselerinin ve kuvvelerinin ve hissiyat ve lâtifelerinin kelimeleriyle ve mükemmel ve beliğ cihazat ve cevarih ve âlât ve âzâlarının kelimeleriyle hamd ve şehadet eden bütün hayvanat ve tuyur nevilerinin ittifakı, birbirinin misli ve benzeri, mahsur ve mahdut sayıda yumurta ve katrelerden muntazam, muhtelif, mütenevvi ve gayr-ı mahsur suretlerinin fethi hakikatinin kat’î delâletiyle beraber, iradeli icad ve sun’ ve ibd⒠hakikatinin ve kasdî temyiz ve tezyin hakikatinin ve hikmetli takdir ve tasvirhakikatinin azamet-i ihatasının şehadetiyle, Onun vahdet içindeki vücub-u vücuduna delâlet eder.



    Lâ ilâhe illâ Hû: Ondan başka ilâh yoktur enbiya: nebiler, peygamberler
    envâ: neviler, türler envâr: nurlar, ışıklar
    ezvâk: zevkler, lezzetler fethetmek: açmak
    gayet: son derece güya: sanki
    hadsiz: sınırsız hakikat: gerçek
    heyet: yapı, şekil, suret ittifak: birleşme, birlik
    mahiyet: esas nitelik, özellik marifet-i İlâhiye: Allah’ı bilme ve tanıma
    menzil: durak, yer mertebe: derece, makam
    mezkûr: adı geçen muntazam: düzenli, intizamlı
    muvazeneli: dengeli, ölçülü mütefekkir: düşünen, tefekkür eden
    nihayetsiz: sınırsız, sonsuz nisbet: oran, ölçü
    semâvât: gökler suret: biçim, şekil
    tenvir etmek: aydınlatmak zemin: yer, dünya
    şehadet: şahitlik, tanıklık
    Yazar : Risale Forum

  6. #16
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    İkinci Kısım - Sayfa 140

    Nev-i beşerin en nuranî ve en mükemmeli olan umum peygamberler (aleyhimüsselâm) bil’icma’ beraber Lâ ilâhe illâ Hû deyip zikrediyorlar ve parlak ve musaddak olan hadsiz mu’cizatlarının kuvvetiyle, tevhidi iddia ediyorlar ve beşeri hayvaniyet mertebesinden melekiyet derecesine çıkarmak için, onları iman‑ı billâha davet ile ders veriyorlar gördü. O da, o nuranî medresede diz çöküp derse oturdu. Gördü ki:

    Meşahir-i insaniyenin en yüksekleri ve namdarları olan o üstadların herbirisinin elinde Hâlık-ı Kâinat tarafından verilmiş nişane-i tasdik olarak mu’cizeler bulunduğundan, herbirinin ihbarıyla beşerden bir taife-i azîme ve bir ümmet tasdikedip imana geldiklerinden, o yüz bin ciddî ve doğru zâtların icmâ ve ittifakla hüküm ve tasdik ettikleri bir hakikat ne kadar kuvvetli ve kat’î olduğunu kıyas edebildi. Ve bu kuvvette, bu kadar muhbir-i sadıkların hadsiz mu’cizeleriyle imza ve ispat ettikleri birhakikati inkâr eden ehl-i dalâlet ne derece hadsiz bir hata, bir cinayet ettiklerini ve ne kadar hadsiz bir azaba müstehak olduklarını anladı ve onları tasdik edip iman getirenler ne kadar haklı ve hakikatli olduklarını bildi; iman kudsiyetinin büyük birmertebesi daha ona göründü.

    Evet, enbiyayı (aleyhimüsselâm) Cenâb-ı Hak tarafından fiilen tasdik hükmünde olan hadsiz mu’cizatlarından ve hakkaniyetlerini gösteren, muarızlarına gelen semâvîpek çok tokatlarından ve hak olduklarına delâlet eden şahsî kemâlâtlarından vehakikatli talimatlarından ve doğru olduklarına şehadet eden kuvvet-i imanlarından ve tam ciddiyetlerinden ve fedakârlıklarından ve ellerinde bulunan kudsî kitap vesuhuflarından ve onların yolları doğru ve hak olduğuna şehadet eden ittibâlarıylahakikate, kemâlâta, nura vasıl olan hadsiz tilmizlerinden başka, onların ve o pek ciddî muhbirlerin müsbet meselelerde icmâı ve ittifakı


    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, şeref ve yücelik sahibi Allah Hâlık-ı Kâinat: evreni ve herşeyi yaratan Allah
    Lâ ilâhe illâ Hû: Ondan başka ilâh yoktur aleyhimüsselâm: Allah’ın selamı onların üzerine olsun
    beşer: insanlar bil’icmâ: toplu halde, söz birliğiyle
    delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler
    enbiya: nebiler, peygamberler hadsiz: sınırsız
    hakikat: gerçek hakkaniyet: doğruluk, gerçekçilik
    hayvaniyet: hayvanlık icmâ: fikir birliği
    ihbar: haber verme iman-ı billâh: Allah’a iman
    ittibâ: uyma, tâbi olma ittifak: birleşme, birlik
    kat’î: kesin kemâlât: mükemmellikler, kusursuzluklar
    kudsiyet: kusur ve noksandan uzak oluş, kutsallık kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak, kutsal
    kuvvet-i iman: iman gücü melekiyet: meleklik
    mertebe: derece, makam meşahir-i insaniye: insanların meşhurları, ünlü kişiler
    muarız: karşı gelen muhbir: haber veren
    muhbir-i sadık: doğru sözlü haber verici, peygamber musaddak: doğrulanan, onaylanan
    mu’cize: Allah’ın izniyle peygamberler tarafından ortaya konulup bir benzerini yapmakta başkalarını aciz ve hayrette bırakan olağanüstü iş mu’cizât: mu’cizeler
    müsbet: ispat edilen müstehak: hak eden
    namdar: şan ve şöhret sahibi nev-i beşer: insanlar, insanlık
    nişâne-i tasdik: doğruluğunu gösteren işaret nuranî: nurlu, nur saçan
    semâvî: Allah tarafından olan, İlâhî suhuf: bâzı peygamberlere gelen sahife halindeki kitaplar
    taife-i azîm: büyük topluluk, grup talimat: bildiriler, emirler
    tasdik: doğrulama, onaylama tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma
    tilmiz: öğrenci, talebe umum: bütün, genel
    vasıl olma: ulaşma, kavuşma ümmet: millet, topluluk
    şehadet etmek: şahitlik, tanıklık etmek

    Yazar : Risale Forum

  7. #17
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    İkinci Kısım - Sayfa 141

    ve tevatürü ve ispatta tevafuku ve tesanüdü ve tetabuku öyle bir hüccettir ve öyle bir kuvvettir ki, dünyada hiçbir kuvvet karşısına çıkamaz ve hiçbir şüphe ve tereddüdü bırakmaz. Ve imanın erkânında umum enbiyayı (aleyhimüsselâm) tasdik dahi dahil olması, o tasdik büyük bir kuvvet menbaı olduğunu anladı, onların derslerinden çokfeyz-i imanî aldı.İşte, bu yolcunun mezkûr dersini ifade mânâsında, Birinci Makamın Sekizinci Mertebesinde,

    لاَۤ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ الَّذِى دَلَّ عَلٰى وُجُوبِ وُجُودِهِ فِى وَحْدَتِهِ: إِجْمَاعُ جَمِيعِ اْلاَنْبِيَاءِ، بِقُوَّةِ مُعْجِزَاتِهِمِ الْبَاهِرَةِ، الْمُصَدِّقَةِ الْمُصَدَّقَةِ 1
    denilmiş.

    Sonra imanın kuvvetinden ulvî bir zevk-i hakikat alan o seyyah-ı talip, enbiyaaleyhimüsselâmın meclisinden gelirken, ulemanın ilmelyakîn suretinde kat’î ve kuvvetli delillerle, enbiyaların (aleyhimüsselâm) dâvâlarını ispat eden ve asfiya ve sıddîkîn denilen mütebahhir, müçtehid muhakkikler, onu dershanelerine çağırdılar. O da girdi, gördü ki: Binlerle dâhi ve yüz binlerce müdakkik ve yüksek ehl-i tahkik, kıl kadar bir şüphe bırakmayan tetkikat-ı amîkalarıyla, başta vücub‑u vücud ve vahdetolarak müsbet mesâil-i imaniyeyi ispat ediyorlar.

    Evet, istidatları ve meslekleri muhtelif olduğu halde usul ve erkân-ı imaniyede onların müttefikan ittifakları ve herbirisinin kuvvetli ve yakînî burhanlarına istinadları öyle bir hüccettir ki, onların mecmuu kadar bir zekâvet ve dirayet sahibi olmak veburhanlarının umumu kadar bir burhan bulmak mümkün ise, karşıları-na

    Not
    Dipnot-1 Allah’tan başka ilâh yoktur. O Allah ki, bütün enbiyanın, tasdik edici ve tasdike mazhar mu’cizât-ı bâhirelerinin kuvvetiyle ittifakları, Onun vahdet içindeki vücub-u vücuduna delâlet eder.


    aleyhimüsselâm: Allah’ın selamı onların üzerine olsun asfiya: hem velî, hem âlim olan büyük zâtlar
    burhan: güçlü delil, sarsılmaz kanıt dirâyet: zekâ, bilgi, kavrayış
    dâhi: deha sahibi, üstün zekâ ve hikmet sahibi ehl-i tahkik: gerçeği delilleriyle bilen âlimler
    enbiya: nebiler, peygamberler erkân: esaslar, temel unsurlar
    erkân-ı imaniye: imanın esasları, şartları feyz-i imanî: imanın bereketi
    hüccet: güçlü delil, kanıt ilmelyakîn: ilmî ve sağlam delillere dayanarak, kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kesin olarak bilme
    istidat: kàbiliyet, yetenek istinad: dayanma, güvenme
    ittifak: birleşme, birlik kat’î: kesin olarak
    mecmu: bütün, genel mesâil-i imaniye: imana ait meseleler
    mezkûr: adı geçen muhakkik: gerçekleri araştıran ve delilleriyle bilen
    muhtelif: çeşitli, ayrı ayrı müdakkik: dikkatli bir şekilde araştıran, inceleyen
    müsbet: ispat edilen mütebahhir: ilmi derin olan, çok bilgili
    müttefikan: birleşerek, fikir birliğiyle müçtehid: âyet ve hadîsler başta olmak üzere diğer dinî delillerden hüküm çıkarma bilgi ve kàbiliyetine sahip olan
    seyyah-ı tâlip: öğrenmek için seyahat eden suret: biçim, şekil
    sıddıkîn: daima doğruluk üzere ve Allah’a ve peygambere sadakatte en ileride olanlar tasdik: doğrulama, kabul etme
    tereddüt: şüphe, kuşku, kararsızlık içinde olma tesanüd: dayanışma
    tetabuk: uygunluk tetkikat-ı amîka: ince tetkikler, derin ve kapsamlı araştırmalar
    tevafuk: denk gelme, uygunluk tevatür: güvenilir insanların birbirlerine anlatarak getirdikleri kesin haber
    ulema: âlimler ulvî: yüce, büyük
    umum: bütün, genel vahdet: birlik
    vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması yakinî: şüphe edilmeyecek derece kesinlik
    zekâvet: zeki oluş, keskin zihin zevk-i hakikat: doğruya ve gerçeğe ulaşma zevki

    Yazar : Risale Forum

  8. #18
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    İkinci Kısım - Sayfa 142

    ancak öyle çıkılabilir. Yoksa, o münkirler, yalnız cehalet ve echeliyet ve inkâr ve ispat olunmayan menfî meselelerde inat ve göz kapamak suretiyle karşılarına çıkabilirler. Gözünü kapayan, yalnız kendine gündüzü gece yapar.

    Bu seyyah, bu muhteşem ve geniş dershanede, bu muhterem ve mütebahhir üstadların neşrettikleri nurlar, zeminin yarısını bin seneden ziyade ışıklandırdığını bildi. Ve öyle bir kuvve-i mâneviyeyi buldu ki, bütün ehl-i inkâr toplansa onu kıl kadar şaşırtmaz ve sarsmaz. İşte bu yolcunun bu dershaneden aldığı derse bir kısa işaret olarak Birinci Makamın Dokuzuncu Mertebesinde,

    لاَۤ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ الَّذِى دَلَّ عَلٰى وُجُوبِ وُجُودِهِ فِى وَحْدَتِهِ: اِتِّفَاقُ جَمِيعِ اْلأَصْفِيَاءِ، بِقُوَّةِ بَرَاهِينِهِمِ الزَّاهِرَةِ الْمُحَقَّقَةِ الْمُتَّفِقَةِ 1
    denilmiş.

    Sonra, imanın daha ziyade kuvvetlenmesinde ve inkişafında ve ilmelyakînderecesinden aynelyakîn mertebesine terakkisindeki envârı ve ezvakı görmeye çokmüştak olan o mütefekkir yolcu, medreseden gelirken, hadsiz küçük tekyelerin vezaviyelerin telâhukuyla tevessü eden gayet feyizli ve nurlu ve sahra genişliğinde birtekye, bir hangâh, bir zikirhane, bir irşadgâhta ve cadde-i kübrâ-yı Muhammedînin (a.s.m.) ve mirac-ı Ahmedînin (a.s.m.) gölgesinde hakikate çalışan ve hakka erişen veaynelyakîne yetişen binlerle ve milyonlarla kudsî mürşidler onu dergâha çağırdılar. O da girdi, gördü ki:

    O ehl-i keşif ve keramet mürşidler; keşfiyatlarına ve müşahedelerine ve kerametlerine istinaden, bil’icmâ, müttefikan Lâ ilâhe illâ Hû diyerek, vücub-u vücud



    Not
    Dipnot-1 Allah’tan başka ilâh yoktur. O Allah ki, bütün asfiyanın, muhakkak ve müttefik ve parlak burhanlarının kuvvetiyle ittifakları, Onun vahdet içindeki vücub-u vücuduna delâlet eder.


    Lâ ilâhe illâ Hû: Ondan başka ilâh yoktur Mirac-ı Ahmedî: Peygamberimizin (a.s.m.) Allah’ın huzuruna yükselişi ve bütün mânevî âlemleri gezdiği yolculuk
    aynelyakîn: gözlem ve müşahedeye dayanarak kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kesin olarak bilme bil’icmâ: ittifakla, fikir birliğiyle
    cadde-i kübrâ-yı Muhammedî: Hz. Muhammed’in (a.s.m.) gittiği ve tarif ettiği büyük İslâmiyet caddesi cehalet: cahillik
    dergâh: mürşidin bulunduğu yer echeliyet: son derece cahillik
    ehl-i inkâr: inançsız kimseler ehl-i keşif ve keramet: Allah’ın bir ikramı olarak, olağanüstü hal ve hareketlerin kendilerinde görüldüğü velî zâtlar ve mâneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini gözleme yeteneğine sahip insanlar, veliler
    envâr: nurlar, ışıklar ezvâk: zevkler, lezzetler
    feyizli: bereketli hadsiz: sayısız, sınırsız
    hangâh: büyük tekke ilmelyakîn: ilmî ve sağlam delillere dayanarak, kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kesin bilme
    inkişaf: açığa çıkma, gelişme irşadgâh: doğru yolu gösterme yeri
    istinaden: dayanarak keramet: Allah’ın bir ikramı olarak, Onun sevgili kullarında görülen olağanüstü hal ve hareket
    keşfiyat: keşifler, mânevî âlemlerde bazı olayları ve hakikatleri görme kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak, kutsal
    kuvve-i mâneviye: mânevi güç, moral menfi: ispat edilmemiş
    muhterem: hürmete lâyık, saygıdeğer münkir: inanmayan, inkar eden
    mürşid: doğru yol gösteren mütebahhir: ilmi derin olan, çok bilgili
    mütefekkir: düşünen, tefekkür eden müttefikan: birleşerek, fikir birliğiyle
    müşahede: görme, gözlem müştak: arzulu, çok istekli
    neşretmek: yaymak sahra: ova, meydan
    seyyah: gezgin, yolcu suret: tarz, biçim
    tekye: tekke; zikir veya ders için toplanılan yer, dervişlerin kaldığı yer telâhuk: birbirine katılma, birleşme
    terakki: ilerleme, yükselme tevessü: genişleme, yayılma
    vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması zaviye: küçük tekke, zikir veya ders için toplanılan yer
    zemin: yer, dünya zikirhane: zikir edilen yer
    ziyade: çok
    Yazar : Risale Forum

  9. #19
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    İkinci Kısım - Sayfa 143

    ve vahdet-i Rabbâniyeyi kâinata ilân ediyorlar. Güneşin ziyasındaki yedi renkle güneşi tanımak gibi, yetmiş renkle, belki Esmâ-i Hüsnâ adedince, Şems-i Ezelînin ziyasından tecellî eden ayrı ayrı nurlu renkler ve çeşit çeşit ziyalı levnler ve başka başka hakikatli tarîkatler ve muhtelif doğru meslekler ve mütenevvi haklı meşreplerde bulunan o kudsî dâhilerin ve nuranî âriflerin icmâ ve ittifakla imza ettikleri bir hakikat, ne derece zâhir ve bâhir olduğunu aynelyakîn müşahede etti. Ve enbiyanın (aleyhimüsselâm) icmâı ve asfiyanın ittifakı ve evliyanın tevafuku ve bu üç icmaın birden ittifakı, güneşi gösteren gündüzün ziyasından daha parlak gördü.

    İşte, bu misafirin tekyeden aldığı feyze kısa bir işaret olarak, Birinci Makamın Onuncu Mertebesinde,

    لاَۤ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ الَّذِى دَلَّ عَلٰى وُجُوبِ وُجُودِهِ فِى وَحْدَتِهِ: إِجْمَاعُ اْلاَوْلِيَاءِ بِكَشْفِيَاتِهِمْ، وَكَرَامَاتِهِمِ الظَّاهِرَةِ الْمُحَقَّقَةِ الْمُصَدَّقَةِ
    1
    denilmiş.

    Sonra, kemâlât-ı insaniyenin en mühimi ve en büyüğü, belki bilcümle kemâlât-ı insaniyenin menbaı ve esası, iman-ı billâhtan ve marifetullahtan neş’et edenmuhabbetullah olduğunu bilen o dünya seyyahı, bütün kuvvetiyle ve letâifiyle, imanın kuvvetinde ve marifetin inkişafında daha ziyade terakki etmesini istemek fikriyle başını kaldırdı ve semâvâta baktı. Kendi aklına dedi ki:

    “Madem kâinatta en kıymettar şey hayattır. Ve kâinatın mevcudâtı hayatamusahhardır. Ve madem zîhayatın en kıymettarı zîruhtur. Ve zîruhun en kıymettarı


    Not
    Dipnot-1 Allah’tan başka ilâh yoktur. O Vâcibü’l-Vücud ki, bütün evliyanın, muhakkak ve musaddak ve zahir keşif ve kerametlerinin icmâı, Onun vahdet içindeki vücub-u vücuduna delâlet eder.



    Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın en güzel isimleri aleyhimüsselâm: Allah’ın selamı onların üzerine olsun
    asfiya: hem âlim, hem velî olan büyük zâtlar aynelyakîn: gözlem ve müşahedeye dayanarak, kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kesin bilme
    bilcümle: bütün bâhir: açık, görünen
    dâhi: son derece zeki, dehâ ve hikmet sahibi enbiya: nebiler, peygamberler
    evliya: veliler, Allah dostları feyz: ihsan, bolluk, bereket
    hakikat: gerçek icmâ: fikir birliği
    iman-ı billâh: Allah’a iman inkişaf: açığa çıkma, açılma, gelişme
    ittifak: birleşme, birlik kemâlât-ı insaniye: insanlara ait mükemmellikler, olgunluklar
    kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak, kutsal kâinat: evren, bütün yaratılmışlar
    kıymettar: kıymetli, değerli letâif: lâtifeler; insanın mânevi yapısındaki ince duygular
    levn: renk marifet: Allah’ı bilme ve tanıma
    marifetullah: Allah’ı bilme ve tanıma menba: kaynak
    mevcudat: varlıklar meşrep: mânevi haz ve feyiz alınan yol
    muhabbetullah: Cenâb-ı Hakka duyulan sevgi muhtelif: çeşitli, ayrı ayrı
    musahhar: boyun eğdirilmiş, emre verilmiş mütenevvi: çeşitli
    müşahede etmek: görmek, gözlemlemek neş’et etmek: çıkmak, doğmak
    nuranî: nurlu, aydın, nur saçan semâvât: gökler
    seyyah: gezgin, yolcu tarîkat: mânevi ilerlemeye götüren yol
    tecellî etmek: görünmek, yansımak terakkî etmek: yükselmek, ilerlemek
    tevafuk: denk gelme, uygunluk vahdet-i Rabbâniye: bütün varlıkları yaratılış gayelerine göre terbiye edip idaresi ve egemenliği altında tutan Allah’ın birliği
    ziya: ışık, parlaklık ziyade: çok
    zâhir: açık, âşikar zîhayat: canlı, hayat sahibi
    zîruh: ruh sahibi ârif: bilgide ileri olan
    Şems-i Ezelî: Ezelî Güneş, bu tabir ezelden beri bütün varlıkları aydınlatan Allah için bir benzetme olarak kullanılır
    Yazar : Risale Forum

  10. #20
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    İkinci Kısım - Sayfa 144

    zîşuurdur. Ve madem bu kıymettarlık için küre-i zemin, zîhayatı mütemadiyen çoğaltmak için, her asır, her sene dolar, boşalır. Elbette ve her halde, bu muhteşem ve müzeyyen olan semâvâtın dahi kendisine münasip ahalisi ve sekenesi, zîhayat vezîruh ve zîşuurlardan vardır ki, huzur-u Muhammedîde (a.s.m.) sahabelere görünen Hazret-i Cebrâil’in (a.s.) temessülü gibi, melâikeleri görmek ve onlarla konuşmak hâdiseleri, tevatür suretinde eskiden beri nakil ve rivayet ediliyor. Öyle ise keşke bensemâvât ehliyle dahi görüşseydim, onlar ne fikirde olduklarını bilseydim. Çünkü,Hâlık-ı Kâinat hakkında en mühim söz onlarındır” diye düşünürken, birden semâvî şöyle bir sesi işitti:

    “Madem bizimle görüşmek ve dersimizi dinlemek istersin. Bil ki, başta Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm ve Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyan olarak bütün peygamberlere vasıtamızla gelen mesâil-i imaniyeye en evvel biz iman etmişiz. Hem insanlara temessül edip görünen ve bizlerden olan bütün ervâh-ı tayyibe, bilâ istisnave bil’ittifak, bu kâinat Hâlıkının vücub-u vücuduna ve vahdetine ve sıfât-ı kudsiyesine şehadet edip birbirine muvafık ve mutabık olarak ihbar etmişler. Bu hadsiz ihbaratın tevafuku ve tetabuku, güneş gibi sana bir rehberdir” dediklerini bildi ve onun nur-u imanı parladı, zeminden göklere çıktı.

    İşte, bu yolcunun melâikeden aldığı derse kısa bir işaret olarak, Birinci Makamın On Birinci ve On İkinci Mertebelerinde,

    لاَۤ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ الْوَاجِبُ الْوُجُودِ الَّذِى دَلَّ عَلٰى وُجُوبِ وُجُودِهِ فِى وَحْدَتِهِ: اِتِّفَاقُ الْمَلٰۤئِكَةِ الْمُتَمَثِّلِينَ ِلأَنْظَارِ النَّاسِ، وَالْمُتَكَلِّمِينَ مَعَ خَوَاصِّ الْبَشَرِ، بِاِخْبَارَاتِهِمِ الْمُتَطَابِقَةِ الْمُتَوَافِقَةِ 1
    denilmiştir.



    Not
    Dipnot-1 Allah’tan başka ilâh yoktur. O Allah ki, insanların nazarına temessül eden ve beşerin havâs kısmıyla konuşan melâikenin ittifakı, birbirine tetabuk ve tevafuk edenihbaratıyla, Onun vahdet içindeki vücub-u vücuduna delâlet eder.




    Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun Hazret-i Cebrail: [bk. bilgiler – Cebrail (a.s.)]
    Hâlık: yaratıcı, herşeyi yaratan Allah Hâlık-ı Kâinat: evreni ve içindeki herşeyi yaratan Allah
    Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan açıklamalarıyla ve anlatımıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân: (bk. a-c-z; b-y-n) bilâ istisna: istisnasız
    bil’ittifak: ittifakla, birleşerek ervâh-ı tayyibe: temiz ve iyi ruhlar
    hadsiz: sınırsız huzur-u Muhammedî: Hz. Peygamberin huzuru
    ihbar etmek: haber vermek ihbarat: haber vermeler
    küre-i zemin: yeryüzü, dünya kıymettarlık: kıymetlilik, değerlilik
    melâike: melekler mesâil-i imâniye: imanla ilgili meseleler
    mutabık: uygun muvafık: lâyık, uygun
    mütemadiyen: sürekli olarak müzeyyen: süslenmiş
    nur-u iman: iman nuru sahabe: Hz. Peygamber’i (a.s.m.) görüp onun yolundan giden Müslümanlar
    sekene: sakinler, ikamet edenler semâvât: gökler
    semâvî: Allah tarafından olan, İlâhî suret: biçim, şekil
    sıfât-ı kudsiye: kutsal sıfatlar, kusursuz özellikler temessül: belirme, görünme
    tetabuk: uygunluk tevafuk: denk gelme, uygunluk
    tevatür: çok güvenilir insanların birbirlerine anlatarak getirdikleri kesin haber vahdet: birlik
    vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması zemin: yer, dünya
    zîhayat: canlı, hayat sahibi zîruh: ruh sahibi
    zîşuur: şuur sahibi, bilinçli şehadet etmek:
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 2/6 İlkİlk 123456 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

126, 127, 128, 130, 131, 133, 134, 135, 136, 137, 138, 139, 140, 142, 143, 144, 145, 146, 147, 148, 149, 151, 152, 153, 154, 155, 157, 159, 160, 161, 162, 163, 164, 165, 166, 167, 168, 169, 171, 172, 174, 176, 177, 180, 193, 592, 600, acip, adaletli, adedince, aklı, akıllara, aldatmaz, âlemleri, aleyhisselâ, allah, amellerin, araf, arz, asfiya, asra, atan, aya, âyine, azot, ağlayarak, basar, bağlantı, bağış, bağışlar, başıboş, berzahta, beşer, bildirir, bilinen, bilmeliyiz, bilmesi, bilmüşahede, binaen, bir adam, biri, birlik, bizimle, bizleri, budur, bütün, bırakmıyor, cihanı, cihazat, çok, cömertlik, dane, dağlar, dedikleri, dediler, delildir, demişler, derece, dersimizi, desteklemek, değiştirme, dikkatle, dile, dilemek, dininde, dirilere, diriltecek, diz, doğruları, dünyasına, düzenli, düğü, dışında, eceli, eder, edipler, ediyorlar, efes turları, ellerinde, emareleri, emrini, emsal, envârı, esrarlı, etmemesi, ettiren, ettirir, eşsiz, fazilet, ferâset, fikirleri, gazabı, gelmiş, gerçekleri, gerçeklik, gezi, gitmiş, giydirmek, gökte, göndermiş, görmeye, görünmek, görüyorum, gösterme, gözümüzle, güldeste, güvenme, güzelliği, hakikatten, hakkaniyeti, halka, hallere, hallerini, hâlıkını, harflerinin, hasletlerin, havuz, hayrette, herbir, herşeye, herşeyin, hicr, hilkat, hücum, huyları, içindekiler, ihanet, ihata, ilerleme, ilham, ilhamlar, ilimle, imaniyeyi, imdat, indirdi, iniyor, insanlığı, isbat, izale, işaret, işgal, iştiyak, kamer, kanunları, karanlıklarında, katılma, kemik, kesretli, kitabını, konuşmak, kudretine, kullar, külliye, kutbun, kuvvetle, kuvvettir, kısa, kısmı, kısımdan, kıymetini, kıymetler, lâyık, lisanı, lütuf, lüzumu, maddeten, masnuatı, mecbur, mecmuası, medarı, medrese, menbaı, mesel, meselâ, mevcudat, mevsimlerin, meydanı, misafirhanesi, misli, muazzam, muhakkak, muhtacı, muhterem, mümkü, mürşidi, müstehak, mütehayyir, müş, nail, nağmesi, nefer, neşretmek, nihayet, nurlandıran, olduğuna, olduğundan, olmazlar, onlardan, orga, özellikle, parçalar, peygamberlere, peygambersiz, risaleti, rububiyeti, sahibi, sahibini, sana, sayılan, sekiz, semaniye, senâ, sergilemek, sermaye, seviyesi, sohbete, somut, son, sözlerinin, sûresi, suretle, surlar, susuz, sıraları, sızmak, sığı, tanıttırır, tasdike, tebdili, tecavüz, teli, temasları, terakki, tevhiddeki, teşhir, tokmak, toplansa, tükenmez, ülkesinin, umum, üstü, vahy, varlığının, vazifeler, vazifeli, verdiği, verilmiş, vermişler, veyahut, yapması, yaratanı, yaratıcı, yardımı, yayı, yazılan, yetişilemez, yetişilmez, yok, yolcusu, yükseliş, yüzleri, ışık, ışıkları, zahmet, zelzele, zeminde, şahsî, şahsiyet, şartları, şehadetler, şekerli, şerifi, şeye, şöhret

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222