Bu acip asırda ehl-i îman, Risale-i Nur'a; ve ehl-i fen ve mektep muallimleri "Asâ-yı Mûsa" ya şiddetle muhtaç oldukları gibi; hâfızlar ve hocalar dahi "Zülfikar"a şiddetle muhtaçtırlar.



Evet, meselâ i'câz-ı Kur'âniye bahsindeki ekser âyetlerin medar-ı şüphe ve itiraz olmuş aynı yerlerde, i'cazın lem'aları ve Kur'an'ın güzel nükteleri isbat edilmiş.





Umum Risale-i Nur Şâkirdleri nâmına

SAİD NURSÎ



(Sh:Asa-6)

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ وَ اِنْ مِنْ شَئٍْ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَةُ اللّهِ وَ بَرَكَاتُهُ اَبَدًا دَائِمًا



Aziz, Sıddık Kardeşlerim,



Mâdem Risale-i Nur makine ile taammüm etmeğe başlamış; ve mâdem felsefe ve hikmet-i cedideyi okuyan mektepliler ve muallimler çoklukla Risale-i Nur'a yapışıyorlar. Elbette bir hakikat beyan etmek lâzım geliyor.



Şöyle ki:



Risale-i Nur'un şiddetle tokat vurduğu ve hücum ettiği felsefe ise, mutlak değildir; belki muzır kısmınadır. Çünki, felsefenin hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeye ve ahlâk ve kemâlat-ı insaniyeye ve san'atın terakkiyatına hizmet eden felsefe ve hikmet kısmı ise, Kur'an ile barışıktır. Belki Ku'an'ın hikmetine hâdimdir, muaraza edemez. Bu kısma Risale-i Nur ilişmiyor.



İkinci kısım felsefe ise: Dalâlete ve ilhada ve tabiat bataklığına düşürmeğe vesile olduğu gibi sefahet ve lehviyyat ile gaflet ve dalâleti netice verdiğinden ve sihir gibi hârikalarıyla Kur'an'ın mu'cizekâr hakikatlarıyla muaraza ettiği için, Risale-i Nur ekser eczalarında mizanlarla ve kuvvetli ve bürhanlı muvazenelerle felsefenin yoldan çıkmış bu kısmına ilişiyor, tokatlıyor. Müstakim, menfaatdar felsefeye ilişmiyor. Onun için, mektebliler Risale-i Nur'a itirazsız, çekinmeyerek giriyorlar ve girmelidirler.



Fakat gizli münafıklar, nasılki bir kısım hocaları bütün bütün mânasız ve haksız bir tarzda ehl-i medresenin ve hocaların hakikî malı olan Risale-i Nur aleyhinde istimâl ettikleri gibi, bazı felsefecilerin enaniyet-i ilmiyelerini tahrik edip Nur'lar aleyhinde istimâl etmek ihtimaline binaen bu hakikat "Asâ-yı Mûsa" ve "Zülfikar" Mecmuaları başında yazılsa münasip olur.





S A İ D N U R S Î





(Sh:Asâ.7)

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ



İmam-ı Ali (Radyallahü anh) "Celcelûtiye" sinde, pek kuvvetli ve sarâhata yakın bir tarzda Risale-i Nur'dan ve ehemmiyetli risalelerinden aynı numara ile haber verdiğini, "Yirmisekizinci Lem'a" ile "Sekizinci Şua" tam isbat etmişler ve İmam-ı Ali (Radiyallahü anh) Risale-i Nur'un en son risalesini, "Celcelûtiye" de, وَِبِاِسْمِهِ عَصَا مُوسَى بِهِ الظُّلْمَةُ انْجَلَتْ fıkrasıyla haber veriyor. Biz bir-iki sene evvel, "Âyetü'l Kübrâ"yı en son zannetmiştik. Halbuki şimdi, altmışdörtde (Miladî 1944) te'lifce Risale-i Nur'un tamam olması; ve bu cümle-i Aleviyyenin meâlini, yâni karanlığı dağıtacak, Asâ-yı Mûsa (A.S) gibi ışık verecek, sihirleri ibtal edecek bir risaleden haber vermesi; ve bu mecmuanın "Meyve" kısmı bir müdafaa hükmüne geçip başımıza çöken dehşetli, zulümlü zulmetleri dağıttığı gibi, "Hüccetler Kısmı" da, Nur'lara karşı cephe alan felsefe karanlıklarını izâle edip Ankara ehl-i vukufunu teslime ve takdire mecbur etmesi; ve istikbaldeki zulmetleri izâle edeceğine çok emâreler bulunması; ve Asâ-yı Mûsa (A.S) bir taşta on iki çeşme akıtmasına ve onbir mu'cizeye medar olmasına mukabil ve müşâbih, bu son mecmua dahi - "Meyve" Onbir Mes'ele-i Nurâniyesi ve "Hüccetullahi'l-Bâliğa" kısmı onbir hüccet-i katıası bulunması cihetinde- bize kanaat verdi ki: İmam-ı Ali (Radyallahü anh), o fıkra ile doğrudan doğruya bu Asâ-yı Mûsa (A.S.) ismindeki mecmuaya bakar ve ondan tahsinkârane haber veriyor.



S A İ D N U R S İ