Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

Sayfa 3/7 İlkİlk 1234567 SonSon
61 sonuçtan 21 ile 30 arası

  1. #21
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.056
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Her Gün Bir Risale

    Deniyet-i hâzıranın* sistemi bozulacak


    Bir meclis-i misâlîde, şeriatla medeniyet-i hâzıra, dehâ-i fennî ile hüdâ-i şer’î muvâzeneleri

    Birinci Harbin Mütâreke başında, bir Cuma gecesinde bir rüyâ-i sâdıkada, misâlî âleminde, bir meclis-i azîmde benden suâl ettiler:

    “Mağlûbiyet sonunda İslâmın âleminde ne hal peydâ olacak?” Asr-ı hâzır mebusu sıfatıyla söyledim; onlar da dinlediler.

    Eski zamandan beri istiklâl-i İslâmın bekâsı, hem kelimetullâhın i’lâsı için, farz-ı kifâye-i cihadı, o lâzıme-i diyânet,

    Deruhte ile, kendini yekvücud-u vahdânî, İslâmın âlemine fedaya vazifedar, hilâfete bayraktar görmüş olan bu devlet,

    Şu millet-i İslâmın felâket-i mâzisi, getirecek de elbet İslâmın âlemine saadet ve hürriyet. Olur geçen musîbet

    İstikbâlde telâfi. Üçü veren, üç yüzü kazandıran, etmiyor elbette hiç hasâret. Halini istikbâle tebdil eder, zîhimmet.

    Zîrâ ki şu musîbet, hayatımız mâyesi olan şefkat, uhuvvet, tesânüd-ü İslâmî hârikulâde etti, inkişaf-ı uhuvvet,

    Tesri-i ihtizâzı, tahrib-i medeniyet. Deniyet-i hâzıra sûreti değişecek, sistemi bozulacak. Zuhur edecek o vakit İslâmî medeniyet.

    Müslümanlar bilihtiyâr elbet evvel girecek. Muvâzene istersen: Şer’in medeniyeti, şimdiki medeniyet;

    Esaslara dikkat et, âsârlara nazar et. Şimdiki medeniyet esasâtı menfîdir. Menfî olan beş esas ona temel, hem kıymet.

    Onlarla çarh kurulur. İşte nokta-i istinad: Hakka bedel kuvvettir. Kuvvet ise, şe’nidir tecavüz ve teâruz. Bundan çıkar hıyânet.

    Hedef-i kasdı, fazîlet bedeline hasis bir menfaattir. Menfaatin şe’nidir tezâhum ve tehâsum. Bundan çıkar cinayet.

    Hayattaki kanunu, teâvün bedeline, bir düstur-u cidâldir. Cidâlin şe’ni budur: tenâzu’ ve tedâfü’. Bundan çıkar sefâlet.

    Akvâmların beyninde râbıta-i esası: Âharın zararına müntebih unsuriyet. Başkaları yutmakla beslenir, alır kuvvet.

    Milliyet-i menfiye, unsuriyet, milliyet; şe’ni olur dâimâ böyle müthiş tesâdüm, böyle feci telâtum. Bundan çıkar helâket.

    Beşincisi şudur ki: Câzibedar hizmeti hevâ, hevesi teşcî, teshil; hevesâtı, arzuları tatmin. Bundan çıkar sefâhet.

    O hevâ, hem heves, şe’ni budur dâimâ: İnsanı memsuh eder, sîreti değiştirir. Mânevî meshediyor; değişir insaniyet.

    Şu medenîlerden çoğunun eğer içini dışına çevirirsen, görürsün: Başta maymunla tilki, yılanla ayı, hınzır; sîreti olur sûret.

    Gelir hayali karşına, postlarıyla tüyleri. İşte şununla görünür meydandaki âsârı. Zemindeki mevâzin, mîzanıdır şeriat.

    Şeriattaki rahmet, semâ-i Kur’ân’dandır. Medeniyet-i Kur’ân esasları müsbettir. Beş müsbet esas üzere döner çarh-ı saadet:

    Nokta-i istinadı, kuvvete bedel haktır. Hakkın dâim şe’nidir adâlet ve tevâzün. Bundan çıkar selâmet, zâil olur şekâvet.

    Hedefinde menfaat yerine fazîlettir. Fazîletin şe’nidir muhabbet ve tecâzüb. Bundan çıkar saadet, zâil olur adâvet.

    Hayattaki düsturu, cidâl kıtâl yerine düstur-u teâvündür. O düsturun şe’nidir ittihad ve tesânüd; hayatlanır cemaat.

    Sûret-i hizmetinde, hevâ heves yerine hüdâ-i hidâyettir. O hüdânın şe’nidir insana lâyık tarzda terakkî ve refâhet,

    Ruha lâzım sûrette tenevvür ve tekâmül. Kitlelerin içinde cihetü’l-vahdeti de tard eder unsuriyet, hem de menfî milliyet.

    Hem onların yerine râbıta-i dindir, nisbet-i vatanîdir, alâka-i sınıfîdir uhuvvet-i imânî. Şu râbıtanın şe’nidir, samimî bir uhuvvet,

    Umumî bir selâmet. Hariç etse tecavüz, o da eder tedâfü’. İşte şimdi anladın, sırrı nedir ki küsmüş, almadı medeniyet.

    Şimdiye kadar İslâmlar ihtiyârıyla girmemiş. Şu medeniyet-i hâzıra onlara yaramamış. Hem de onlara vurmuş müthiş kayd-ı esâret.

    * Deniyet-i hâzıra: Şimdiki alçak ve mimsiz medeniyet. Geriye götüren.


    Sözler, Lemaat, s. 1157


    LÛGATÇE:

    deniyet-i hâzıra: Şimdiki alçak ve mimsiz medeniyet. Geriye götüren.
    tesri-i ihtizâz: Sarsıntının artması, hızlanması.
    çarh: Çark. Devreden, dönen.
    telâtum: Vuruşma, çarpışma.
    memsuh: Sûreti daha çirkin hâle sokulmuş. Mesholunmuş.
    mevâzin: Ölçüler, teraziler, mizanlar.

    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  2. #22
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.056
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Her Gün Bir Risale


    İsrailoğulları



    “Sen Yahudîleri, hayata karşı insanların en hırslısı olarak bulursun.” (Bakara Sûresi: 96.)

    “Onların çoğunun günaha, zulme ve haram yemeye koşuştuklarını görürsün. Ne kötü bir şeydir o yaptıkları!” (Mâide Sûresi: 62.)

    “Onlar yeryüzünde hep bozgunculuğa koşarlar. Allah ise bozguncuları sevmez.” (Mâide Sûresi: 64.)

    “İsrâiloğullarına Tevrat’ta şöyle bildirdik: ‘Siz yeryüzünde iki kere fesad çıkaracaksınız.’” (İsrâ Sûresi: 4.)

    “Bozgunculuk yaparak yeryüzünü fesada vermeyin.” (Bakara Sûresi: 60; A’râf Sûresi: 7.)



    Yahudîlere müteveccih şu iki hükm-ü Kur’ânî, o milletin hayât-ı içtimâiye-i insâniyede dolap hilesiyle çevirdikleri şu iki müthiş düstûr-u umûmîyi tazammun eder ki: Hayât-ı içtimâiye-i beşeriyeyi sarsan ve sa’y ü ameli, sermâye ile mübâreze ettirip, fukarâyı zenginlerle çarpıştıran muzaaf ribâ yapıp bankaları tesise sebebiyet veren ve hile ve hud’a ile cem-i mâl eden o millet olduğu gibi, mahrum kaldıkları ve dâimâ zulmünü gördükleri hükûmetlerden ve gâliplerden intikamlarını almak için her çeşit fesad komitelerine karışan ve her nevi ihtilâle parmak karıştıran yine o millet olduğunu ifade ediyor.

    Meselâ, “Eğer doğru iseniz, mevti isteyiniz. Hiç istemeyeceksiniz.” İşte meclis-i Nebevîde küçük bir cemaatin cüz’î bir hâdise ünvânıyla, milel-i insaniye içinde hırs-ı hayat ve havf-ı memâtla en meşhur olan millet-i Yehûdun tâ kıyâmete kadar lisân-ı halleri, mevti istemeyeceğini ve hayat hırsını bırakmayacağını ifade eder.

    Meselâ, “Onların üzerine bir zillet ve yoksulluk damgası vuruldu. (Bakara Sûresi: 61.)” Şu ünvanla o milletin mukadderât-ı istikbâliyesini umûmî bir sûrette ifade eder. İşte şu milletin seciyelerinde ve mukadderâtında münderîc olan şöyle müthiş desâtir içindir ki, Kur’ân, onlara karşı pek şiddetli davranıyor. Dehşetli sille-i te’dib vuruyor.

    İşte şu misâllerden kıssa-i Mûsâ Aleyhisselâm ve benîisrâil’in sâir cüz’lerini ve sâir kıssalarını bu kıssaya kıyas et. Şimdi, şu Dördüncü Işıktaki i’câzî lem’a-i îcâz gibi Kur’ân’ın basit kelimâtlarının ve cüz’î mebhaslarının arkalarında pekçok lemeât-ı i’câziye vardır; ârife işâret yeter.

    Sözler, s. 366-367

    ***

    Bismihî sübhânehû

    [“Onlara zillet ve meskenet damgası vuruldu” (Bakara/61) âyet-i celîlesinin bir nüktesi.]

    Aziz Nur kumandanı ve Kur’ân’ın hâdimi kardeşim Refet Bey,

    Yahudî milleti hubb-u hayat ve dünyâperestlikte ifrat ettikleri için, her asırda zillet ve meskenet tokadını yemeye müstehak olmuşlar. Fakat bu Filistin meselesinde; hubb-u hayat ve dünyaperestlik hissi değil, belki enbiyâ-yı Benîisrailiyenin mezaristanı olan Filistin, o eski peygamberlerin kendi milliyetlerinden bulunması cihetiyle, bir cihette bir ehemmiyetli hiss-i millî ve dinî olmasından, çabuk tokat yemiyorlar. Yoksa, koca Arabistan’da az bir zümre hiç dayanamayacaktı, çabuk meskenete girecekti.

    Said Nursî

    Şuâlar, s. 435


    ***

    Hırs, sebeb-i haybettir ve illet ve zillettir; ve mahrumiyet ve sefaleti getirir. Evet, her milletten ziyade hırsla dünyaya saldıran Yahudi milletinin zillet ve sefaleti, bu hükme bir şahid-i kàtı’dır.

    ...


    Hem daire-i insaniye içinde her milletten ziyade hırsla dünyaya yapışan ve aşk ile hayat-ı dünyeviyeye bağlanan Yahudi milleti, pek çok zahmetle kazandığı, kendine faydası az, yalnız hazinedarlık ettiği gayr-ı meşrû bir servet-i ribâ ile bütün milletlerden yedikleri sille-i zillet ve sefalet, katl ve ihanet gösteriyor ki, hırs maden-i zillet ve hasârettir.

    Mektûbat, s. 262



    LÛGATÇE:

    sa’y ü amel: Çalışıp gayret etmek, çalışmak ve işlemek.
    muzaaf: İki kat, iki misli, katmerli.
    riba: Faiz.
    hud’a: Hile, oyun; aldatma, düzen.
    cem-i mâl: Mal toplamak, mal biriktirmek.
    havf-ı memât: Ölüm korkusu.
    meskenet: Miskinlik, acizlik, beceriksizlik.
    enbiyâ-yı Benîisrailiye: İsrailoğullarından olan peygamberler.
    sebeb-i haybet: Kayıp ve mahrumiyet sebebi.

    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  3. #23
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.056
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Her Gün Bir Risale


    Zâhirî çirkinlikler altında parlak güzellikler vardır



    İkinci Nokta:

    “O herşeyi en güzel şekilde yarattı” (Secde Sûresi: 7.) âyetinin bir sırrını izah eder. Şöyle ki:

    Herşeyde, hattâ en çirkin görünen şeylerde, hakikî bir hüsün ciheti vardır.
    Evet, kâinattaki herşey, her hâdise, ya bizzat güzeldir, ona hüsn-ü bizzat denilir;
    veya neticeleri cihetiyle güzeldir ki, ona hüsn-ü bilgayr denilir.
    Bir kısım hâdiseler var ki, zâhiri çirkin, müşevveştir.
    Fakat o zahirî perde altında gayet parlak güzellikler ve intizamlar var.
    Ezcümle:


    Bahar mevsiminde fırtınalı yağmur, çamurlu toprak perdesi altında,
    nihayetsiz güzel çiçek ve muntazam nebâtâtın tebessümleri saklanmış.

    Ve güz mevsiminin haşin tahribâtı,
    hazin firâk perdeleri arkasında,
    tecelliyât-ı Celâliye-i Sübhâniyenin mazharı olan kış hâdiselerinin tazyikinden
    ve tâzibinden muhâfaza etmek için,
    nazdar çiçeklerin dostları olan nâzenin hayvancıkları vazife-i hayattan terhis etmekle beraber,
    o kış perdesi altında nâzenin, taze, güzel bir bahara yer ihzar etmektir.
    Fırtına, zelzele, vebâ gibi hâdiselerin perdeleri altında gizlenen pek çok mânevî çiçeklerin inkişafı vardır.


    Tohumlar gibi neşv ü nemâsız kalan birçok istidad çekirdekleri,
    zâhiri çirkin görünen hâdiseler yüzünden sünbüllenip güzelleşir.

    Güyâ umum inkılâblar ve küllî tahavvüller birer mânevî yağmurdur.

    Fakat insan, hem zâhirperest, hem hodgâm olduğundan, zâhire bakıp çirkinlikle hükmeder.
    Hodgâmlık cihetiyle, yalnız kendine bakan netice ile muhâkeme ederek şer olduğuna hükmeder.
    Halbuki, eşyanın insana âit gàyesi bir ise, Sâniinin esmâsına âit binlerdir.

    Meselâ, kudret-i Fâtıranın büyük mu’cizelerinden olan dikenli otları ve ağaçları muzır, mânâsız telâkkî eder.
    Halbuki onlar, otların ve ağaçların mücehhez kahramanlarıdırlar.

    Meselâ, atmaca kuşu serçelere tasliti, zâhiren rahmete uygun gelmez.
    Halbuki serçe kuşunun istidadı, o taslit ile inkişaf eder.


    Meselâ, “kar”ı pek bâridâne ve tatsız telâkkî ederler.
    Halbuki, o bârid, tatsız perdesi altında o kadar hararetli gàyeler
    ve öyle şeker gibi tatlı neticeler vardır ki, tarif edilmez.


    Hem insan, hodgâmlık ve zâhirperestliğiyle beraber,
    herşeyi kendine bakan yüzüyle muhâkeme ettiğinden,
    pek çok mahz-ı edebî olan şeyleri, hilâf-ı edeb zanneder.

    Meselâ, âlet-i tenâsül-i insan, insan nazarında bahsi hacâletâverdir.
    Fakat şu perde-i hacâlet, insana bakan yüzdedir.
    Yoksa, hilkate, san’ata ve gàyât-ı fıtrata bakan yüzler öyle perdelerdir ki,
    hikmet nazarıyla bakılsa ayn-ı edebdir, hacâlet ona hiç temas etmez.


    İşte, menba-ı edeb olan Kur’ân-ı Hakîmin bâzı tâbirâtı bu yüzler ve perdelere göredir.
    Nasıl ki bize görünen çirkin mahlûkların ve hâdiselerin zâhirî yüzleri altında
    gayet güzel ve hikmetli san’at ve hilkatine bakan güzel yüzler var ki, Sâniine bakar;
    ve çok güzel perdeler var ki, hikmetleri saklar;
    ve pek çok zâhirî intizamsızlıklar ve karışıklıklar var ki, pek muntazam bir kitâbet-i kudsiyedir.

    Sözler, s. 365


    LÛGATÇE:

    hüsün: Güzellik.
    zâhir: Dış görünüş.
    müşevveş: Karışık.
    nebâtât: Bitkiler.
    firâk: Ayrılık.
    tecelliyât-ı Celâliye-i Sübhâniye: Kusur ve noksanlıktan münezzeh olan Allah’ın celâlinin tecellileri, görüntüleri.
    tâzib: Azap ve acı verme.
    neşv ü nemâ: Gelişme, yayılma, olgunlaşma.
    tahavvül: Bir halden diğer bir hale geçme, değişme.
    zâhirperest: Dış görünüşe ehemmiyet veren.
    hodgâm: Bencil, kendini beğenen.
    Sâni: San'atla yaratan Allah.
    esmâ: İsimler.
    kudret-i Fâtıra: Benzersiz bir şekilde yaratan Allah’ın gücü.
    mücehhez: Donanımlı.
    taslit: Musallat olma.
    inkişaf: Gelişme, açılma.
    bâridâne: Soğukça.
    bârid: Soğuk.
    mahz-ı edebî: Tam bir edeb.
    hilâf-ı edeb: Edebe ters.
    âlet-i tenâsül-i insan: İnsanın üreme organı.
    hacâletâver: Utandırıcı, utanç veren.
    hilkat: Yaratılış.
    gàyât-ı fıtrat: Yaratılış gayeleri.
    ayn-ı edeb: Edebin ta kendisi.
    menba-ı edeb: Edebin kaynağı.
    kitâbet-i kudsiye: Kudsî yazı, kusursuz ve eksiksiz yazı.

    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  4. #24
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.056
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Her Gün Bir Risale

    Zevkin her çeşidini tatmak, ilerleme değil


    Eğer o istidat çekirdeğini İslâmiyet suyuyla, imanın ziyasıyla, ubûdiyet toprağı altında terbiye ederek, evâmir-i Kur’âniyeyi imtisal edip cihâzât-ı mâneviyesini hakikî gayelerine tevcih etse; elbette âlem-i misal ve berzahta dal ve budak verecek ve âlem-i âhiret ve Cennette hadsiz kemâlât ve nimetlere medar olacak bir şecere-i bâkiyenin ve bir hakikat-i daimenin cihâzâtına cami’, kıymettar bir çekirdek ve revnakdâr bir makine ve bu şecere-i kâinatın mübarek ve münevver bir meyvesi olacaktır.

    Evet, hakikî terakki ise, insana verilen kalb, sır, ruh, akıl, hattâ hayal ve sair kuvvelerin hayat-ı ebediyeye yüzlerini çevirerek, herbiri kendine lâyık hususî bir vazife-i ubûdiyetle meşgul olmaktadır. Yoksa, ehl-i dalâletin terakki zannettikleri, hayat-ı dünyeviyenin bütün inceliklerine girmek ve zevklerinin her çeşitlerini, hattâ en süflîsini tatmak için bütün letâifini ve kalb ve aklını nefs-i emmâreye musahhar edip yardımcı verse, o terakki değil, sukuttur.

    Yirmi Üçüncü Söz


    Sözlük:

    âlem-i âhiret: Ahiret alemi
    âlem-i misal: Görüntüler alemi
    berzah: Ölümden sonra kıyamete kadar yaşanacak alem
    cihâzât: donanımlar
    cihâzât-ı mâneviye: mânevî donanım, cihazlar (bk. a-n-y)
    ehl-i dalâlet: Doğru ve hak yoldan sapanlar, iman ve islamdan çıkmış olanlar
    evâmir-i Kur’âniye: Kur'an'ın emirleri
    hakikat-i daime: Devam eden hakikat, gerçek
    hayat-ı dünyeviye: dünya hayatı (bk. ḥ-y-y)
    hayat-ı ebediye: sonsuz âhiret hayatı (bk. ḥ-y-y; e-b-d)
    imtisal: yerine getirme
    istidat: kabiliyet, yetenek (bk. a-d-d)
    kemâlât: mükemmellik, kusursuzluk (bk. k-m-l)
    kuvve: Duygu, his, kabiliyet
    letâif: Manevi duygular, güzel, hoş ve ruhla ilgili hisler
    medar: sebebp, vasıta, vesile
    musahhar: emre verilmiş, itaatkar
    mübarek: bereketlenmiş, hayırlı
    münevver: Nurlu, aydın
    nefs-i emmâre: kötülüğü teşvik eden, emreden nefis
    revnakdâr: Zinaetli, göz alıcı bir parlaklık ve güzellikte
    sukut: değerden düşme, düşüş, alçalış
    süflî: aşağıda bulunan, alçak, adi
    şecere-i bâkiye: Daim olan ağaç, baki ağaç
    şecere-i kâinatın: Kainat ağacı
    tevcih: Yöneltmek, çevirmek
    terakki: İlerleme, yükselme
    ubudiyet: Kulluk, kölelik, kul olduğunu bilip Allah'a itaat etme
    vazife-i ubûdiyet: Kulluk vazifesi
    ziya: ışık, aydınlık
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  5. #25
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.056
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Her Gün Bir Risale

    Derslerinizde fütura düşmeyin


    Aziz kardeşlerim,

    Bahar ve yazın meşgaleleri,
    hem gecelerin kısalması,
    hem şuhûr-u selâsenin gitmesi
    ve ekser kardeşlerimin bir derece hisse alması
    ve daha sâir bazı esbabın bulunması,
    elbette bir derece neş’eli kış dersine fütur verir.


    Fakat onlardan gelen fütur, size fütur vermesin.
    Çünkü o dersler, ulûm-u imaniyeden olduğu için,
    bir insan yalnız kendi nefsine dinlettirse yeter.
    Bâhusus, siz daima bir-iki hakikî kardeşi de bulursunuz.

    Hem o dersi dinleyenler yalnız insanlar değil.
    Cenâb-ı Hakk’ın zîşuur çok mahlûkatı vardır ki, hakaik-i imaniyenin istimâından çok zevk alırlar.
    Sizin o kısım arkadaşınız ve müstemîleriniz çoktur.

    Hem mütefekkirâne o çeşit sohbet-i imaniye,
    zemin yüzünün bir manevî ziyneti ve medar-ı şerefi olduğuna işareten biri demiş:

    “O Zâtın adıyla ki, semâvat kendisini yıldızların, güneşlerin, ayların ve gezegenlerin kelimeleriyle tesbih eder. Göklerdeki yıldızların sayısınca, Allah’ın selâmı, rahmeti ve bereketi sizin ve kardeşlerinizin üzerine olsun.”

    Yani, semâvât zemine gıpta eder ki,
    zeminde hâlisen lillâh sohbet ve zikir ve tefekkür için,
    bir-iki adam, bir-iki nefes, yani bir-iki dakika beraber otururlar,
    kendi Sâni-i Zülcelâlinin çok güzel âsâr-ı rahmetini
    ve çok hikmetli ve süslü âsâr-ı san’atını birbirine göstererek
    Sânilerini sevip sevdirirler, düşünüp düşündürürler.


    Hem de ilim iki kısımdır:
    Bir nevi ilim var ki, bir defa bilinse ve bir-iki defa düşünülse kâfi gelir.
    Diğer bir kısmı, ekmek gibi, su gibi, her vakit insan onu düşünmeye muhtaç olur.
    Bir defa anladım, yeter diyemez.

    İşte ulûm-u imaniye bu kısımdandır.
    Elinizdeki Sözler ekseriyet itibarıyla inşaallah o cümledendir.

    Bütün kardeşlerimize birer birer selâm ediyorum. Zannederim mufarakat ihtimalinden, ikimizden ziyade Hakkı Efendi kardeşimiz, daha ziyade sevap kazanmak emâresi olarak, daha ziyade müteessirdir. Fakat Cenâb-ı Hak hakkımızda çok emarelerle inayet ve rahmetini gösterdiğinden, surî iftirakımız vuku bulsa, bir eser-i inayet ve rahmet olduğunu telâkki etmeliyiz.

    Rabian: Sizin gibi hakikate yetişmiş ve hakikatteki hakikî tesellî ve esaslı sevinci bulmuş zâtlara, envâr-ı imaniyenin ve esrar-ı Kur’âniyenin neşirlerine karşı ehl-i dalâletin ve şeytanların desâisle tehacümünden neş’et eden müşkülât ve gam ve kedere karşı “Sabır ve metanet et ve hüzün ve merak etme” demeye ihtiyaç hissetmem.

    Barla Lâhikası, s. 143, (yeni tanzim, s. 418)


    LÛGATÇE:

    şuhûr-u selâse: Üçaylar.
    ekser: Çoğu.
    esbab: Sebepler.
    fütur: Usanç. Gevşeklik, tembellik göstermek
    ulûm-u imaniye: İmanî ilimler.
    bâhusus: Özellikle.
    zîşuur: Şuur sahibi.
    hakaik-i imaniye: İman hakikatleri.
    istimâ: Dinleme.
    müstemî: İşiten, dinleyen.
    mütefekkirâne: Tefekkür ederek.
    sohbet-i imaniye: İmanî sohbet.
    ziynet: Süs.
    medar-ı şeref: Şeref vesilesi.
    semâvât: Gökler.
    hâlisen lillâh: Allah için ve ihlâsla.
    Sâni-i Zülcelâl: Celâl sahibi ve herşeyi san'atla yaratan Allah.
    âsâr-ı rahmet: Rahmet eserleri.
    âsâr-ı san’at: San'at eserleri.
    Sâni: Herşeyi san'atla yaratan Allah.
    mufarakat: Ayrılık.
    emâre: İşaret.
    inayet: Yardım.
    surî: Görünüşte, hakikî olmayan.
    iftirak: Ayrılık.
    envâr-ı imaniye: İman nurları.
    esrar-ı Kur’âniye: Kur’ân’ın sırları.
    ehl-i dalâlet: Hak yoldan sapmışlar.
    desâis: Desiseler, aldatmacalar.
    tehacüm: Hücum.
    neş’et: Doğma.
    müşkülât: Müşkiller, zorluklar.
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  6. #26
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.056
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Her Gün Bir Risale

    Günahlarını küçük zannetme


    İ’lem eyyühe’l-aziz!

    Şu görünen umumî âlemde her insanın hususî bir âlemi vardır. Bu hususî âlemler, umumî âlemin aynıdır. Yalnız umumî âlemin merkezi şemstir. Hususî âlemlerin merkezi ise şahıstır. Her hususî âlemin anahtarları o âlemin sâhibinde olup letâifiyle bağlıdır. O şahsî âlemlerin safveti, hüsnü ve kubhu, ziyası ve zulmeti, merkezleri olan eşhasa tâbidir. Evet, ayinede irtisam eden bir bahçe, hareket, tegayyür ve sair ahvalinde ayineye tâbi olduğu gibi, her şahsın âlemi de, merkezi olan o şahsa tâbidir: Gölge ve misal gibi. Binaenaleyh, cisminin küçüklüğüne bakıp da günahlarını küçük zannetme. Çünkü, kalbin kasâvetinden bir zerre, senin şahsî âleminin bütün yıldızlarını küsufa tutturur.

    Mesnevi-i Nuriye


    Sözlük:

    ahval: haller, davranışlar
    eşhas: kişiler
    hususî âlem: şahsa ait, özel âlem, özel dünya
    hüsün: güzellik
    i’lem eyyühe’l-aziz: “Bil ey aziz, saygıdeğer kardeşim!” mânâsında
    irtisam eden: resmedilen, görünen
    kasâvet: katılık, sertlik
    kubuh: çirkinlik, kötülük
    küsuf tutturmak: örtmek, perdelemek
    letâif: insanın mânevi yapısında bulunan ince duygularmuhatabı uyarmak ve dikkatini çekmek için kullanılan bir söz
    misal: aynadaki yansıma, görüntü
    umumî âlem: genel dünya, evren
    safvet: paklık, temizlik
    şems: güneş
    tegayyür: başkalaşım
    ziya: ışık
    zulmet: karanlık
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  7. #27
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.056
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Her Gün Bir Risale

    İnsanlığın Baharı

    Beşinci kuvvet: İzzet-i İslâmiyedir ki, i’lâ-yı kelimetullahı ilân ediyor. Ve bu zamanda i’lâ-yı kelimetullah, maddeten terakkiye mütevakkıf ve medeniyet-i hakîkiyeye girmekle i’lâ-yı kelimetullah edilebilir. İzzet-i İslâmiyenin iman ile kat’î verdiği emri, elbette âlem-i İslâmın şahs-ı mânevîsi, o kat’î emri istikbalde tam yerine getireceğine şüphe edilmez.

    Evet, nasıl ki eski zamanda İslâmiyetin terakkisi,
    düşmanın taassubunu parçalamak
    ve inadını kırmak
    ve tecavüzâtını def etmek,
    silâhla, kılıçla olmuş.

    İstikbalde silâh, kılıç yerine hakikî medeniyet
    ve maddî terakki
    ve hak ve hakkaniyetin mânevî kılıçları düşmanları mağlûp edip dağıtacak.

    Biliniz ki: Bizim murâdımız, medeniyetin mehâsini ve beşere menfaati bulunan iyilikleridir.
    Yoksa medeniyetin günahları, seyyiâtları değil ki, ahmaklar o seyyiâtları, o sefâhetleri mehâsin zannedip, taklid edip malımızı harap ettiler.
    Ve dini rüşvet verip dünyayı da kazanamadılar.
    Medeniyetin günahları iyiliklerine galebe edip seyyiâtı hasenâtına râcih gelmekle,
    beşer iki harb-i umumî ile iki dehşetli tokat yiyip o günahkâr medeniyeti zîr ü zeber edip öyle bir kustu ki,
    yeryüzünü kanla bulaştırdı.
    İnşaallah, istikbaldeki İslâmiyetin kuvvetiyle medeniyetin mehâsini galebe edecek,
    zemin yüzünü pisliklerden temizleyecek, sulh-u umumîyi de temin edecek.


    Evet, Avrupa’nın medeniyeti fazilet ve hüda üstüne tesis edilmediğinden;
    belki heves ve hevâ, rekabet ve tahakküm üzerine bina edildiğinden,
    şimdiye kadar medeniyetin seyyiâtı hasenatına galebe edip
    ihtilâlci komitelerle kurtlaşmış bir ağaç hükmüne girdiği cihetle;
    Asya medeniyetinin galebesine kuvvetli bir medar, bir delil hükmündedir.
    Ve az vakitte galebe edecektir.

    Acaba istikbale karşı ehl-i iman ve İslâm için böyle maddî ve mânevî terakkiyata vesile
    ve kuvvetli, sarsılmaz esbab varken ve demiryolu gibi istikbal saadetine yol açıldığı halde,
    nasıl meyus olup ye’se düşüyorsunuz ve âlem-i İslâmın kuvve- i mâneviyesini de kırıyorsunuz?
    Ve yeis ve ümitsizlikle zannediyorsunuz ki,

    “Dünya herkese ve ecnebilere terakki dünyasıdır.
    Fakat, yalnız biçare ehl-i İslâm için tedennî dünyası oldu”

    diye pek yanlış bir hatâya düşüyorsunuz.


    Mâdem meylülistikmal (tekâmül meyli) kâinatta fıtrat-ı beşeriyede fıtraten derc edilmiş.
    Elbette, beşerin zulüm ve hatasıyla başına çabuk bir kıyamet kopmazsa,
    istikbalde hak ve hakikat, âlem-i İslâmda nev-i beşerin eski hatîatına
    kefaret olacak bir saadet-i dünyevîyeyi de gösterecek inşaallah.

    Evet, bakınız, zaman hatt-ı müstakim üzerine hareket etmiyor ki,
    mebde ve müntehâsı birbirinden uzaklaşsın.
    Belki küre-i arzın hareketi gibi bir daire içinde dönüyor.
    Bazan terakki içinde yaz ve bahar mevsimi gösterir.
    Bazan tedennî içinde kış ve fırtına mevsimini gösterir.
    Her kıştan sonra bir bahar, her geceden sonra bir sabah olduğu gibi,
    nev-i beşerin dahi bir sabahı, bir baharı olacak inşaallah.

    Hakikat-i İslâmiyenin güneşiyle,
    sulh-u umumî dairesinde hakikî medeniyeti görmeyi rahmet-i İlâhiyeden bekleyebilirsiniz.

    Hutbe- i Şâmiye, s.41- 43


    LÛGATÇE:

    i’lâ- yı kelimetullah: Allah’ın adını yüceltme.
    mehâsin: Güzelikler, iyilikler.
    seyyiât: Fenalıklar, kötülükler.
    râcih: Üstün.
    İzzet- i İslâmiye: İslâmî izzet. Müslüman olanın her hususta daha şerefli, daha çalışkan, daha izzetli olması hâleti.
    terakki: Yükselme, ilerleme.
    mütevakkıf: Birşeye bağlı olan, onunla iş görecek olan.
    harb- i umumî: Dünya Savaşı.
    sulh- u umumî: Genel barış. Dünya barışı.
    hüda: Doğru yol, istikamet.
    hevâ: Gelip geçici istek, heves, nefsin arzusu.
    tahakküm: Zorbalık etme; zorla hükmetme.
    me’yus: Ümitsiz, kederli.
    ye’s: Ümitsizlik.

    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  8. #28
    uğur çevrimdışı Yeni Üye
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2011
    Mesajlar Mesajlar
    1.253
    Blog Blog Girişleri
    548
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 96 + 1246


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Her Gün Bir Risale

    DİVAN-I HARB-İ ÖRFÎ 2.1.İKİ MEKTEB-İ MUSİBETİN ŞEHADETNAMESİ
    Kırk altı sene evvel tab’ edilen 1

    İki Mekteb-i Musibetin Şehadetnamesi

    2
    بِاسْمِهِسُبْحَانَهُ
    3
    وَاِنْمِنْشَىْءٍاِلاَّيُسَبِّحُبِحَمْدِهِ

    Mukaddime

    VAKTÂ Kİ HÜRRİYET divanelikle yâd olunurdu; zayıf istibdat tımarhaneyi bana mektep eyledi. Vaktâ ki itidal, istikamet; irtica ile iltibas olundu; Meşrutiyette şiddetli istibdat, hapishaneyi mektep yaptı.

    Ey şu şehadetnamemi temaşa eden zevat! Lütfen ruh ve hayalinizi misafireten, yeni medeniyete karışmış asabî bir bedevî talebenin hâl-i ihtilâlde olan ceset ve dimağına gönderiniz. Ta tahtie ile hatâya düşmeyiniz.

    31 Mart Hâdisesinde Divan-ı Harb-i Örfîde dedim ki:

    Ben talebeyim. Onun için herşeyi mizan-ı şeriatla muvazene ediyorum. Ben milliyetimizi, yalnız İslâmiyet biliyorum. Onun için herşeyi de İslâmiyet nokta-i nazarından muhakeme ediyorum.

    Ben hapishane denilen âlem-i berzahın kapısında dururken ve darağacı denilen istasyonda âhirete giden şimendiferi beklerken, cemiyet-i beşeriyenin gaddarane hallerini tenkit ederek, değil yalnız sizlere, belki bu zamandaki nev-i benî beşere irad ettiğim bir nutuktur. Onun için, 4
    يَوْمَتُبْلَىالسَّرَۤائِرُ sırrınca, kabr i kalbden hakaik çıplak çıktı; nâmahrem olan kimseler nazar etmesin. Âhirete kemâl-i iştiyak ile müheyyayım. Bu asılanlarla beraber gitmeye hazırım.
    Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler :
    1: Bu tarih 1954 senesine aittir.
    2: Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah’ın adıyla.
    3: “Hiçbir şey yoktur ki Allah’ı hamd ile tesbih etmesin.” İsrâ Sûresi, 17:44.
    4: “O gün ki, bütün sırlar ortaya serilir.” Târık Sûresi, 86:9.

    Lügatler :
    acaip : hayret verici ve şaşırtıcı
    âhiret : öldükten sonra sonsuz olarak devam edecek olan hayat
    âlem-i berzah : dünya ile âhiret arasındaki kabir âlemi
    asabî : sinirli
    bedevî : şehirde yaşamayıp, şehir hayatını bilmeyen
    cemiyet-i beşeriye : insanlık topluluğu
    dimağ : beyin
    divanelik : delillik, çılgınlık
    Divan-ı Harbî Örfî : Sıkıyönetim Mahkemesi
    gaddarane : acımasızca, zulmederek
    garaipperest : garip ve tuhaf şeylere düşkün olan, çok seven
    hakaik : gerçekler
    hâl-i ihtilâl : ayaklanma durumu, karışıklık hâli
    İki Mekteb-i Musibetin Şehadetnamesi : “İki Musibet Okulunun Diploması” anlamında olan ve içinde Bediüzzaman’ın 1909 yılında Divan-ı Harb-i Örfî’de (Sıkıyönetim Mahkemesi) yaptığı savunması bulunan bir eseri
    iltibas olma : karıştırılma
    irad etme : sunma
    irtica : gericilik
    istibdat : baskı, zulüm
    istikamet : hak, doğru yol ve adalet üzere olma
    itidâl : her konuda orta yolu tutma, aşırıya kaçmama
    kabr-i kalb : kalp kabri
    kemâl-i iştiyak : tam bir istek ve arzu
    mehasin : güzellikler
    misafireten : misafir olarak
    mizan-ı şeriat : şeriat terazisi; Allah tarafından bildirilen hükümlerin teraizisi, ölçüsü
    muhakeme : yargılama, değerlendirme
    muvazene : karşılaştırma; ölçme, tartma
    müheyya : hazır, hazırlanmış
    nâmahrem : yabancı olan; görmesi ve bilmesi sakıncalı olan
    nazar : bakma
    nev-i benî beşer : insanoğlu, insanlık türü
    nokta-i nazar : bakış ve görüş açısı
    şimendifer : tren
    tahtie : hatâya düşürme; “Benim yolum doğrudur, hatâ ihtimali var. Başkalarının yolu hatâdır, doğru olma ihtimali var.” görüşünde olmak
    temaşa eden : bakan, seyreden
    tımarhane : ruh, sinir ve akıl hastalıkları hastanesi
    vaktâ ki : ne zaman ki
    yâd olunma : anılma, zikredilme
    zevat : zâtlar, kişiler


    --
    Yazar : Risale Forum
    Muvakkat lezzetten ziyade, muvakkat eleme tebessüm etmeli; hoş geldin demeli. Geçmiş lezaiz, ah vah dedirtir. "Ah!" müstetir bir elemin tercümanıdır. Geçmiş alam, "Oh!" dedirtir. O "Oh" muzmer bir lezzet ve nimetin muhbiridir.Nisyan dahi bir nimettir. Yalnız her günün alamını çektirir, müterakimi unutturur. (Bediüzzaman Said Nursi - Hakikat Çekirdekleri'nden 90-91)

  9. #29
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.056
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Her Gün Bir Risale

    Hakikî milliyetimiz İslâmiyettir


    Reis-i Cumhura ve Başvekile,

    Kabir kapısında ve seksen küsûr yaşında, birkaç hastalıkla hasta bulunan ve ölüme kendini yakın gören bir bîçare garip ihtiyar der ki:

    Size iki hakikati beyan ediyorum:

    Evvelâ: Sizlerin Pakistan ve Irak’la gayet muvaffakiyetkârâne ittifakını, bu millete kemâl-i samimiyetle, sürûr ve ferah ile kazanmanızı bütün ruh-u canımızla tebrik ediyoruz. Bu ittifakınızı, inşaallah 400 milyon İslâmın sulh-u umumiyesine ve selâmet-i âmmenin teminine kat’î bir mukaddeme olarak ruhumda hissettim. Ve namaz tesbihatındaki kuvvetli bir ihtar ile bunu size yazmaya mecbur kaldım.

    Otuz kırk seneden beri dünyayı ve siyaseti terk ettiğim halde, şiddetli bir alâka ile bu ihtar-ı kalbînin sebebi: Elli seneden beri imanı kurtarmak için gayet kısa bir yolu bulan ve Kur’ân’ın bu zamanda bir mu'cize-i mâneviyesi olan Risâle-i Nur’un Arabistan ve Pakistan’da her yerden daha ziyade tesiratı olduğu ve makbul olması, hattâ aldığımız habere göre, mahkemece tesbit edilen miktarın üç misli Risâle-i Nur’un talebelerinin o havalide bulunmalarıdır. Bu sır için âhir hayatımda kabir kapısında bu netice-i azîmeyi görmek ve beyan etmeye ruhen mecbur oldum.

    Saniyen: Irkçılık fikri, Emevîler zamanında büyük bir tehlike verdiği ve hürriyetin başında “kulüpler” suretinde büyük zararı görülmesi ve Birinci Harb-i Umumîde yine ırkçılığın istimaliyle mübarek kardeş Arapların mücahid Türklere karşı zararı görüldüğü gibi, şimdi de uhuvvet-i İslâmiyeye karşı istimal edilebilir ve istirahat-i umumiye düşmanları gizli dinsizler, yine o ırkçılıkla büyük zarar vermeye çalıştıklarına emareler görünüyor.

    Halbuki, menfî hareketle başkasının zararıyla beslenmek ırkçılığın seciye-i fıtrîsi olduğu halde, evvelâ başta Türk milleti dünyanın her tarafında Müslüman olduğundan onların ırkçılıkları İslâmiyetle mezc olmuş, kabil-i tefrik değil. Türk, Müslüman demektir. Hattâ Müslüman olmayan kısmı, Türklükten de çıkmışlar. Türk gibi Araplarda da Araplık ve Arap milliyeti İslâmiyetle mezcolmuş ve olmak lâzımdır. Hakikî milliyetleri İslâmiyettir.O kâfidir. Irkçılık, bütün bütün bir tehlike-i azîmdir.

    Sizin bu defaki Irak ve Pakistan’la pek kıymettar ittifakınız, inşaallah bu tehlikeli ırkçılığın zararını def edecek ve dört beş milyon ırkçıların yerine, 400 milyon kardeş Müslümanları ve 800 milyon sulh ve müsalemet-i umumiyeye şiddetle muhtaç Hıristiyan ve sâir dinler sahiplerinin dostluklarını bu vatan milletine kazandırmaya tam bir vesile olacağına ruhuma kanaat geldiğinden, size beyan ediyorum.

    Emirdağ Lâhikası, s. 839



    LÛGATÇE:

    sulh-u umumiye: Genel barış.
    selâmet-i âmme: Genelin selâmeti, esenliği, huzur ve rahatı.
    mukaddeme: Başlangıç.
    mucize-i mâneviye: Manevî mu'cize.
    netice-i azîme: Büyük netice.
    uhuvvet-i İslâmiye: İslâm kardeşliği.
    seciye-i fıtrî: Yaratılıştan var olan özellikler.
    mezc: Karışma, kaynaşma, birleşme.
    kabil-i tefrik: Ayrılmaya kabiliyetli, ayrılması mümkün.
    tehlike-i azîm: Büyük tehlike.
    müsalemet-i umumiye: Umumun selâmeti, genel barış.
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  10. #30
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.056
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Her Gün Bir Risale

    Emek ile sermâye nasıl barışır?

    Şu âlemin ihtilâli nedir?”

    “Sa’yin sermaye ile mücadelesidir.”

    “Acaba ikisini barıştırmak çaresi yok mudur?”

    “Evet, vücub-i zekât ve hurmet-i riba, karz-ı hasen şerait-i sulhiyedir.
    Şu riba taşını altından çeksek, şu zalim medeniyet kasrı çökecektir.”

    Eski Said Dönemi Eserleri, Rumuz, s. 513

    ***

    Bu devirde sû-i istimâlât o dereceye vardı ki,
    bir sermâyedar, kendi yerinde oturup,
    bankalar vâsıtasıyla bir günde bir milyon kazandığı halde;

    bir bîçare amele, sabahtan akşama kadar, tahte’l-arz mâdenlerde çalışıp,
    kùt-u lâyemût derecesinde, on kuruşluk bir ücret kazanıyor.

    Şu hal, müthiş bir kin, bir iğbirar verdi ki, avâm tabakası havâssa îlân-ı isyan etti. Şu asrın tâbiriyle, sosyalistlik, bolşeviklik sûretinde, evvel Rusya’yı zîr ü zeber edip geçen Harb-i Umûmiden istifade ederek, her yerde kök saldılar.

    Mektûbât, s. 354, (yeni tanzim, s. 618)

    ***

    İşârâtü’l-İ’câz’da ispat edildiği gibi, bütün ihtilâlât-ı beşeriyenin mâdeni bir kelime olduğu gibi,
    bütün ahlâk-ı seyyienin menbaı dahi bir kelimedir.

    Birinci Kelime: “Ben tok olayım, başkası açlıktan ölse, bana ne.”
    İkinci Kelime: “Sen çalış, ben yiyeyim.”

    Evet, hayat-ı içtimâiye-i beşeriyede havâs ve avâm,
    yani zenginler ve fakirler, muvâzeneleriyle rahatla yaşarlar.
    O muvâzenenin esâsı ise, havâs tabakasında merhamet ve şefkat;
    aşağısında, hürmet ve itaattir.

    Şimdi, birinci kelime havâs tabakasını zulme, ahlâksızlığa, merhametsizliğe sevk etmiştir;
    ikinci kelime avâmı
    kine, hasede, mübârezeye sevk edip,
    rahat-ı beşeriyeyi birkaç asırdır selb ettiği gibi;
    şu asırda, sa’y, sermâye ile mübâreze neticesi,
    herkesçe mâlûm olan Avrupa hâdisât-ı azîmesi meydana geldi.

    İşte, medeniyet, bütün cemiyât-ı hayriye ile ve ahlâkî mektepleriyle
    ve şedid inzibat ve nizâmâtıyla, beşerin o iki tabakasını musâlâha edemediği gibi,
    hayat-ı beşerin iki müthiş yarasını tedâvi edememiştir.

    Kur’ân, birinci kelimeyi esâsından vücûb-u zekât ile kal’ eder, tedâvi eder;
    ikinci kelimenin esâsını hurmet-i ribâ ile kal’ edip, tedâvi eder.
    Evet, âyet-i Kur’âniye, âlem kapısında durup, ribâya
    “Yasaktır!”der.
    “Kavga kapısını kapamak için, ribâ kapısını kapayınız!”
    diyerek,
    insanlara ferman eder.
    Şâkirdlerine,
    “Girmeyiniz!” emreder.

    Sözler, s. 661


    LÛGATÇE:

    vücûb-u zekât: Zekâtın vâcib, şart oluşu.
    hurmet-i ribâ: Fâizin haram oluşu.
    karz-ı hasen: Güzel borç, faizsiz verilen borç.
    şerait-i sulhiye: Barış şartları.
    riba: Faiz.
    sa’y: Gayret, çalışma, emek.
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

Sayfa 3/7 İlkİlk 1234567 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

115, 124, 130, 136, 138, 143, 151, 157, 159, 160, 161, 165, 166, 168, 169, 171, 176, 183, 185, 187, 194, 195, 196, 197, 600, 827, 927, adedince, adıyla, ahiret, âhiretimizi, ahmaklar, aklı, alâkası, alanında, âlemleri, andan, araf, arkadaşı, arz, askerlik, atan, atmak, avam, ayetten, ayrılış, bakmıyor, barışı, baskı, bayrak, bağlantı, bağırarak, bağışlar, başkasını, bertaraf, berzahta, biliniz, bilmesi, bilmüşahede, binaen, binaenaleyh, bir adam, birdir, bitti, bizimle, budur, bulamaz, bulunmak, bütün, çoktur, cumhura, çıkarılan, çıplak, dadır, daire, dağıtacak, demeye, denilmez, derece, dile, dine, diyebilir, dünyadan, düzenli, düğü, düğümü, düşünüyor, dış, edebdir, ediyorlar, ediyorsun, eksiksiz, elbet, elinizdeki, eliyle, emirdağ, emre, emrini, emsal, etmeme, ettir, ettiren, ettirir, eyleme, faideleri, fakirler, fazilet, ferah, fikirleri, fikrini, fiyat, fütur, fıtraten, galebe, gayret, gecelerin, gelmiyor, gelmiş, girdim, girmemiş, gitmiş, görmeyi, gösterme, güzelliği, hakikat, hakikatten, hakkaniyeti, haktan, halas, halka, hallerini, hâlıkını, hapis, harap, hararet, harbi, hastalıktan, havas, hayalen, hayatı, hayrette, haşirde, herşeye, herşeyin, hevâ, heves, hevesi, hidayetin, hissettim, hitaben, hücum, hükûmetten, huşû, hıristiyan, ihanet, ilerleme, imaniye, imaniyeden, imanın, imdat, indirdi, isbat, isimli, islamdan, istikbaldeki, itidal, ittifakını, izale, işaret, iştiyak, kâfiri, kainat, kâinatı, kâinatın, kalsı, kardeşi, kardeşimiz, kardeşleri, kardeşlerimin, kardeşlerimiz, karıştıran, kavga, kemik, kendilerini, koşuş, külliye, kur'an, kuvvetle, kuvvettir, kısmen, kısmı, kıyamete, lâkin, lâyık, libası, lisanı, lütuf, maddeten, masiyeti, mecbur, mecmuası, menbaı, mesel, meselâ, mevcud, mevcut, meydanı, milleti, mimsiz, misafirsin, misli, misliyle, mübhem, muhakkak, muhterem, mükâfatını, mümkü, müphem, müsrif, müstehak, müş, nasılki, nefret, neşriyat, neşriyattan, nihayet, okuyorum, olduk, olduğuna, olduğundan, olmadı, olmadığı, olmaktan, olmamak, onlardan, orga, öğreten, pakistan, rahatla, rahatı, rahmeten, rivayette, rububiyeti, rumuz, saadetine, sabahı, sakı, sana, seciye, sekiz, semeresi, sermaye, servet, seviyesi, sevmez, sizde, sizlere, söylüyorum, surlar, sırra, tahrip, takdim, takdirde, tanımayan, tasavvur, tecavüz, terakki, ters, tevahhuş, tevili, tokat, toplamak, türklere, tutma, uhrevî, uhreviyede, ülke, umum, unutması, üstü, uyumlu, uzm, verdiği, verilmiş, veyahut, vurmak, yapması, yapılmıyor, yarası, yaratılışında, yayı, yazılan, yağıyor, yekvücud, yerden, yükleri, yüzleri, yıldızları, ışık, zahmet, zelzele, zeminde, zira, zulmet, zulmü, zulümler, şahsî, şartları, şerifi, şeytanları, şeytanı

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222