Kafamı kaldırıp baktığımda bütün dünyaya mal olmuş bir İslam kahramanı olarak görüyorum sizi. Ve dönüp baktığımda ‘’acele ettim kışta geldim, sizler cennet asa bir baharda geleceksiniz, şimdi ekilen nur tohumları zemininizde çiçek açacaktır’’ sözleriniz geliyor aklıma.
Rusya’yı, Balkanları, Orta Asya’yı, Uzak Doğuyu ve bunlar gibi nicelerini gördüğümde hıçkırıklarla hissediyorum sizi ve davanızın muvaffakiyetini. Her yaştan, her sınıftan, her ırktan, her renkten nurlara aç insanları görünce anlıyorum dertlere reçete olarak gönderildiğinizi.

Nerden layık oldum sizin gibi bir kahramanı tanımaya onu bilemiyorum işte. Sizin davanızla gözlerimi açmış olmam hayatımın dönüm noktası oldu. Sizin sayenizde daha akl-ı selim olarak yaşadım hayatımın dönüm noktasını. Size şükranlarımı sunuyorum.
Yeni nesillerin imanlarını kurtarması için yapmıştınız bunu. Ahiretinizi bile feda etmeyi göze almıştınız. Hâlbuki dünya zevki namına hiçbir şey tatmamıştınız. Görmediğiniz eza, çekmediğiniz cefa kalmamıştı. Davanız uğruna çeşitli hakaretlere bile maruz kalmıştınız. Defalarca zehirlenmiştiniz, ama sizi mağlup edememişlerdi. Her türlü güç ve imkânla beslenen resmi ideoloji, sizin davanız karşısında mağlup olmuştu. Siz galip gelmiştiniz siz, Bitlis’in Nurs köyünde doğan çiftçi Mirza Efendinin oğlu olan siz...
Karşınızda müthiş bir yangın vardı, alevleri göklere yükselen bir yangın. İçinde evladınız yanıyordu, imanınız tutuşmuş yanıyordu; yanan evladınızdı ama imanınız değildi, yanan bizim imanımızdı. Siz bizim imanımızı kendi imanınız olarak kabul etmiştiniz.
Ve o yangını söndürdünüz. Sizi kösteklemeye çalışan taşlar değildi, koca surlardı. Ama siz o surları aşmış ve o yangını söndürmüştünüz. Hem de en az zayiatla başarmıştınız bunu.
Kimdi sizi kösteklemeye çalışanlar, siz dünyaları aşmıştınız. Ömrünüz boyunca hep bunun için çalışmıştınız. Kendiniz için çalışmaya hiç vaktiniz olmamıştı.
Seksen iki yılınızı iman hizmetine vakfetmiştiniz, gözlerinizi yumduğunuzda ne kalmıştı sizden geriye: Bir seccade, bir Kuran’ı Kerim, bir çaydanlık, birkaç bardak ve yirmi lira para… Bütün mal varlığınız buydu ve ömrünüz boyunca bundan fazlasına sahip olmamıştınız.

Hiç evlenmemiştiniz, hiç çocuğunuz olmamıştı, ama milyonlarca evlat bırakmıştınız arkanızda. Kalbi iman hizmetiyle atan milyonlarca nur talebesi… Isparta kahramanlarını bırakmıştınız arkanızda. Kutbu-u Azam’lara meyledenlerin bile onlara arkadaş olamayacağı Isparta kahramanlarını… Nurla yetinen nurla dolan Isparta Kahramanlarını…
Siz Kuran’ın sönmez ve söndürülemez bir ışık olduğunu dünyaya kanıtlayacağım demiştiniz ve başarmıştınız bunu. En büyük hayaliniz olan Medresetüzzehra’yı kuramamıştınız, ama arkanızda milyonlarca Medresetüzzehra talebesi bırakmıştınız. Binlerce medrese bırakmıştınız arkanızda binlerce Medresetüzzehra... Ve böylece bu hedefinizi de gerçekleştirmiş oldunuz.
Davam demiştiniz Van kalesinden düşerken ve manevi bir el tarafından çekilirken. Davam demiştiniz Horhor Medresesinde ders verirken. Davam demiştiniz Risale-i Nurları neşrederken. Davam demiştiniz son nefesinizi verirken…
Davam diyorum, Van kalesini temaşa ederken. Davam diyorum, Horhor suyundan içerken. Davam diyorum, kırmızı kitaplarınıza dokunurken. Davam diyorum, yıkılmış mezarınızı ziyaret ederken…
Arkanızda bıraktığınız şeylere sarılıyorum yokluğunuzda… Kırmızı kitaplarınızda buluyorum teselliyi. Buram buram siz kokan kitaplarınızda. Buram buram davanız kokan, davam kokan kitaplarınızda.
Haşir meydanında sancağınız altında dirilebilmek umuduyla sözlerime son vermek istiyorum.
Yokluğunuzu çok hissediyorum. Size, davama layık olmak için çok çalışacağıma dair söz veriyorum.
Sizi tanıdığım için Allah’a şükrediyorum. Sizi çok seviyorum.

ALINTI