Sayfa 2/2 İlkİlk 12
12 sonuçtan 11 ile 12 arası

  1. #11
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Nereden Yer
    ..bilinmez Eylem..
    Mesajlar Mesajlar
    1.266
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 197 + 10412


    Cevap: Nur çeşmesi

    Tek başı ile kırda dolaşırken dört silahlı jandarma gönderilip “Neden şapka giymiyorsun” diyerek zorla çekiştirilerek karakola getirilmesine Üstadın verdiği cevap

    Üstadımız Bediüzzaman Said Nursî, Samsun’da münteşir Büyük Cihad Gazetesinde neşrolup, orada muhakemesi görülen bu müdafaayı İstanbul mahkemesinde okumuş ve mahkeme beraatle nihayet bulmuştur.


    Gizli düşmanlarımız bu Ramazan-ı Şerîf'te, tekrar, adliyeyi benim aleyhime sevkettiler. Mes'ele de, bir gizli komünist komitesiyle alâkadardır.
    Birisi: Bütün bütün kanun hilâfına olarak, beni tek başımla ve yalnız olarak kırda ve dağda otururken, üç silâhlı jandarma ile bir başçavuş yanıma gönderdiler. "Sen başına şapka giymiyorsun" diye, zorla beni karakola getirdiler. Ben de, adaleti hedef tutan bütün adliyelere söylüyorum ki:
    Böyle beş vecihle kanunsuzluk edip, kanun namına beş vecihle İslâm kanunlarını kıran adam, hakikî kanunsuzluk ile ittiham edilmek lâzım gelirken, onların o acib kanunsuzluğu ve bahanesiyle iki seneden beri vicdani azab verdiklerinden; elbette mahkeme-i kübra-yı haşirde bunun cezasını çekeceklerdir. Evet, otuzbeş senedir münzevî olduğu halde hiç çarşı ve kasabalarda gezmiyen bir adamı, "Sen frenk serpuşunu giymiyorsun" diye ittiham etmeğe, dünyada hangi kanun müsaade eder? Yirmisekiz senedenberi beş vilâyet ve beş mahkeme ve beş vilâyetin zâbıtaları onun başına ilişmedikleri halde, hususan bu def'a İstanbul mahkeme-i âdilesinde yüzden ziyade polislerin gözleri önünde, hem iki ayda yaya olarak her yeri gezdiği halde, hiçbir polis ilişmediği ve mahkeme-i temyiz "bere yasak değil" diye karar verdiği, hem bütün kadınlar ve başı açık gezenler ve bütün askerî neferler ve vazifedar me'murlar giymeyeğe mecbur olmadıklarından ve giymesinde hiçbir maslahat bulunmadığından ve benim resmî bir vazifem olmadığından- ki resmî bir libasdır- bereyi giyenler de mes'ul olmazlar denildiği halde, hususan münzevî ve insanlar arasına girmeyen ve Ramazan-ı Şerifin içinde böyle hilâf-ı kanun ve çirkin bir şey ile ruhunu meşgul etmemek ve dünyayı hâtırına getirmemek için has dostlariyle dahi görüşmeyen, hattâ şiddetli hasta olduğu halde, ruhu ve kalbi vücudiyle meşgul olmamak için ilâçları almayan ve hekimleri çağırmayan bir adama şapka giydirmek, ecnebî papazlara benzetmek için ona teklif etmek ve adliye eliyle tehdit etmek, elbette zerre kadar vicdanı olan bundan nefret eder.
    (Sh: N-120)
    Meselâ: Ona teklif eden demiş: "Ben emir kuluyum." Cebr-i keyfî kanun ile emir olur mu ki, emir kuluyum desin. Evet, Kur'an-ı Hakîm'de, Yahudi ve Nasranîlere başta benzememek için ona dair âyet olduğu gibi

    يَآاَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اَطِيعُوا اللَّهَ وَاَطِيعُوا الرَّسُولَ وَاُولِى اْلاَمْرِ مِنْكُمْ


    âyeti, ulül-emre itaati emreder. Allah ve Resûlünün itâatına zıt olmamak şartiyle, o itaatın emir kuluyum diye hareket edebilir. Halbuki bu mes'elede, an'ane-i İslâmiye kanunları; hastalara şefkatle incitmemek, gariblere şefkat edip incitmemek, Allah için Kur'an ve ilm-i îmanîye hizmet edenlere zahmet vermemek ve incitmemek emrettiği halde; hususan münzevî, dünyayı terketmiş bir adama ecnebi, papazlarının serpuşunu teklif etmek on vecihle değil, yüz vecihle kanuna muhalif ve İslâmın an'anevî kanunlarına karşı bir kanunsuzluktur ve keyfi bir emir hesabına o kudsî kanunları kırmaktır. Benim gibi kabir kapısında, gayet hasta, gayet ihtiyar, garip, fakir, münzevî, sünnet-i seniyyeye muhalefet etmemek için otuzbeş seneden beri dünyayı terkeden bir adama bu tarz muameleler, kat'iyyen şek ve şüphe bırakmadı ki; komünist perdesi altında anarşilik hesabına vatan ve millet ve İslâmiyet ve din aleyhinde müthiş bir su'-i kast eseri olduğu gibi, İslâmiyete ve vatana hizmete niyet eden ve müthiş haricî tahribata karşı cephe alan dindar meb'uslar ve Demokratlara dahi büyük bir su'i kasttır. Dindan meb'uslar dikkat etsinler. Bu dehşetli su'-i kasta karşı müdafaada beni yalnız bırakmasınlar
    ________
    (Hâşiye): Rus'un Başkumandanı kasten önünden üç def'a geçtiği halde ayağa kalkmayan ve tenezzül etmeyen ve onun idam tehdidine karşı izzet-i İslâmiyeyi muhafaza için ona başını eğmiyen: İstanbul'u istilâ eden İngiliz Başkumandanına ve onun vasıtasiyle fetva verenlere karşı, İslâmiyet şerefi için, idam tehdidine beş para ehemmiyet vermeyen ve "Tükürün zâlimlerin o hayâsız yüzüne!" cümlesiyle ve matbuat lisaniyle karşılayan; ve Mustafa Kemal'in, elli meb'us içinde hiddetine ehemmiyet vermeyip, "Namaz kılmayan hâindir"diyen; ve Divan-ı Harb-i Örfi'nin dehşetli suallerine karşı, "Şeriatın tek bir mes'elesine ruhumu feda etmeğe hazırım." deyip dalkavukluk etmeyen ve yirmisekiz sene, gâvurlara benzememek için inzivayı ihtiyar eden bir İslâm fedaisi ve hakikat-ı Kur'aniyenin fedakâr hizmetkârına maslahatsız, kanunsuz denilse ki; "Sen, Yahudi ve Hıristiyan papazlara benziyecek
    (Sh: N-121)
    sin, onlar gibi başına şapka giyeceksin, bütün İslâm Ulemasının icmasına muhalefet edeceksin; yoksa ceza vereceğiz" denilse, elbette öyle her şey'ini hakikat-ı Kur'aniyeye feda eden bir adam, değil dünyevî hapis veya ceza ve işkence, belki parça parça bıçakla kesilse, cehenneme de atılsa, kat'iyyen; yüz ruhu da olsa, bütün tarihçe-i hayatının şehadetiyle, feda edecek...
    Acaba, bu vatan ve dinin gizli düşmanlarının bu eşedd-i zulm-ü nemrudanelerine karşı, manevî pekçok kuvveti bulunan bu fedakârın tahammülü ve maddî kuvvetle ve menfî cihette mukabele etmemesinin hikmeti nedir? İşte bunu, size ve umum ehl-i vicdana ilân ediyorum ki; yüzde on zındık dinsizin yüzünden doksan mâsuma zarar vermemek için, bütün kuvvetiyle dahilimdeki emniyet ve âsâyişi muhafaza etmek için, Nur dersleriyle herkesin kalbine bir yasakçı bırakmak için Kur'an-ı Hakîm ona o dersi vermiş. Yoksa bir günde, yirmisekiz senelik zâlim düşmanlarından intikamımı alabilirim. Onun içindir ki; âsâyişi mâsumların hâtırı için muhafaza yolunda haysiyetini, şerefini tahkir edenlere karşı müdafaa etmiyor ve diyor ki: Ben, değil dünyevî hayatı, lüzum olsa âhiret hayatımı da millet-i İslâmiye hesabına feda edeceğim.

    Said Nursî


    * * *




    Urfa kahramancıklarının, oranın savcılarını susturan müdafaalarından, Abdullah Yeğin’in müdafaası

    URFA KAHRAMANCIKLARININ ORANIN SAVCILARINI SUSTURAN MÜDAFAALARIDIR




    Asliye Ceza Mahkemesi Yüksek Makamına
    URFA

    Muhterem Hakimler:
    Müsaadenizle bir iki mâruzatımı mecburen söyliyeceğim:
    Şimdi bu vatanın her tarafında ve Âlem-i İslâmın hatta diğer ecnebi memleketlerinin mühim merkezlerinde KUR'AN namına intişar etmiş ve milyonlarla kimselerin îmanlarını taklidden tahkika çevirmiş ve bu millete en kıymetli ve büyük te'sirini feyizli dersleriyle isbat etmiş, KUR'AN 'ın nuru RİSALE-İ NUR'un neşretmemesi ve bizim gibi hayatı tehlikede, îmansızlık ve dalâlet vadilerinde koşan bîçarelerin okumaması için dinimizin gizli düşmanları olan komünist veya tabiîyyun olan farmasonlar türlü desiselerle adliyeleri ve hükûmetleri şaşırtmak için çok çalıştılar. Kaç defa Nurları okuyan mübârek talebeleri ve başda dahî bir mütefekkir ve kahraman-ı İslâm olan BEDİÜZZAMAN SAİD-İ NURSİ' yi mahkemelere verdirdiler. Eskişehir, Isparta, Denizli, Ankara, Afyon, İstanbul Ağır Ceza Mahkemeleri... Neticede gizli ders, tarikatçılık, cemiyet kurmak gibi ittihamların tamamen hilâf-ı hakikat olduğu isbat edilerek beraetler verildi. Mahkemelerce tebeyyün etti ki: RİSALE -İ NUR serapâ İslâmiyet, KUR'AN, İMÂN hakikatlarından ibarettir ve Nur talebeleri KUR'AN'a kopmaz rabıtalarla bağlanmışlardır. Dini hiç bir şahsî, dünyevî süflî menfaatlere âlet etmedikleri ve sadece RIZA-YI İlÂHخ için çalıştıkları güneş gibi tezâhür etti. Çünkü; RİSALE-İ NUR bin seneden beri İslâmiyet aleyhine ve insaniyet zararına tahribatçı külli cereyanlara karşı sarsılmaz delil ve hüccetlerle tam mukabele edip din düşmanlarının temellerini dağıtıyor. İşte biz de bizim ebedî hayatımızı ve ebedî saadetimizin anahtarı îmanımızı bu dalâlet asrında bize kazandıran RİSALE-İ NUR'u okurken ve yazdıklarımızı tashih ederken sanki dinsiz, komünistlerin saçma ve düzmece zehir saçan evraklarını okuyormuşuz gibi yakalanıp mahkemeye veriliyoruz. Masum dindarların aleyhinde olan dinsiz komünistler
    (Sh: N-123)
    hem etrafa evham vererek bizim gibi gurbette, yalnız dersleriyle alâkadar, siyasetten hatta dünyadan habersiz iki üç talebenin bir kaç kişi yanına gelip gitmesiyle ve onların kendi derslerini bir-iki kişinin dinlemesiyle hem bizi, hem adliyeyi, hem zabıtayı mânâsız meşgalelerle uğraştırıyorlar. Her asırda en az üçyüzelli milyon mensubu bulunan milyonlarla hafızların lisanında her zaman tekrarlanan KUR'ANIMIZIN emsalsiz tefsiri Risale-i Nur talebeleri olan bizleri hayatımızdan daha çok sevdiğimiz imani derslerimizden mahrum etmek istiyorlar. Habbeyi kubbe yaparak, formalitelere uydurarak, bir isim takarak, lâstikli bir kanun maddesine rast getirip, bizi kanunen mes'ul göstermek istiyorlar. Fakat adil, vicdanlı hakimler neticede hakikatı meydana çıkarıyorlar.
    Ezcümle: Bu son def'a Afyon Mahkemesi dört sene devam ettiği halde sonunda zaten serbest olan RİSALE-İ NUR yine serbest bırakıldı.
    Bütün yüksek makamlara verilen Üstadımız BEDİÜZZAMAN SAİD-İ NURSخ'nin müdafaasından bir küçük parçası şu ki: "Haşirdeki Mahkeme-i Kübra'ya bir arzuhaldir. Ve dergâh-ı ilâhiyeye bir şekvadır ve bu zamanda Mahkeme-i Temyiz ve istikbaldeki dar-ül fünunların münevver muallim ve talebeleri dahi dinlesinler.
    ...Ben de otuz kırk sene hayatımı bilenleri ve nurun binler has şakirdelerini işhad ederek derim: İstanbulu işgal eden İngilizin başkumandanı İslâm içinde ihtilâf atıp hatta Şeyh-ül İslâmı ve bir kısım hocaları kandırıp birbiri aleyhine sevk ederek, itilâfçı-ittihatçı fırkaları birbirine uğraştırmasiyle ve Yunanın galebesine ve harekât-ı milliyenin mağlubiyetine zemin hazırladığı bir sırada İngiliz ve Yunan aleyhinde "HUTUVAT-I SİTTE" eserimi Eşref Edib'in gayretiyle tab' ve neşretmekle o kumandanın dehşetli plânını kıran, ve onun idam tehdidine karşı geri çekilmiyen ve Ankara reisleri o hizmeti için onu çağırdıkları halde Ankara'ya kaçmayan ve esarette Rusun baş kumandanının idam kararına ehemmiyet vermiyen ve 31 Mart hâdisesinde sekiz taburu bir nutukla itaate getiren ve Divan-ı Harb-i Örfide, mahkemedeki paşaların; sen mürtecisin, şeriat istemişsin diye suallerine karşı idama beş para ehemmiyet vermeyip "eğer meşrutiyet bir fırkanın istibdadından ibaret ise, bütün cin ve ins şahid olsun ki; ben mürteciyim ve şeriatın bir tek mes'elesine ruhumu feda etmeye hazırım" diyen ve o büyük zabitleri hayretle takdire sevkedip, idamını beklerken beraatine karar verdikleri ve tahliye olup dönerken ve onlara teşekkür etmiyerek "zalimler için yaşasın
    (Sh: N-124)
    cehennem" diye yolda bağıran ve Ankara'da divan-ı riyasette M. Kemal ona hiddetle dedi: "Biz seni buraya çağırdık ki bize yüksek fikirleri beyan edesin, sen geldin namaza dair şeyleri yazdın, içimize ihtilâf verdin. Ona karşı îmandan sonra en yüksek namazdır. Namaz kılmayan haindir... Hainin hükmü merduttur...." diye kırk elli meb'usun huzurunda söyleyen. Ve o dehşetli kumandan ona bir nevi tarziye verip hiddetini geri alan ve altı vilâyet zabıtası ve hükümeti asayişin ihlâline dair bir tek madde kaydetmeyen ve yüz binlerle NUR şakirdlerinin hiç bir vukuatı görünmeyen hiç bir şakirdinde bir cinayet işitilmeyen ve hangi hapse girmiş ise mahpusları islâh eden ve yüz binler nüsha RİSALE-İ NUR'dan intişar etmekle beraber menfaattan başka hiç bir zararı olmadıklarını yirmi üç sene hayatının üç hükümet ve mahkemelerin beraetler vermelerinin ve NUR'un kıymetini bilen yüz bin şakirdlerinin kavlen ve fiilen tasdiklerinin şehadetiyle isbat eden ve münzevî, mücerred, garib, ihtiyar, fakir, kendini kabir kapısında gören ve bütün kuvvet ve kanaatiyle fani şeyleri bırakıp eski kusuratına bir kefaret ve hayat-ı bakıyesine bir medar arayan ve dünyanın rütbelerine hiç ehemmiyet vermiyen, ve şiddet-i şefkatinden masumlara, ihtiyarlara zarar gelmemek için kendine zulüm ve tazip edenlere beddua etmiyen bir adam hakkında "bu ihtiyar münzevi asayişi bozar, emniyeti ihlâl eder ve maksadı dünya entrikalarıdır öyle ise suçludur" diyenler ve onu pek ağır şerait altında mahkûm edenler yerden göğe kadar suçludurlar. MAHKEME-İ KÜBRADA HESABINI VERECEKLER.
    Muhterem hakimler,
    Böyle bir İslâm kahramanı ve bu asrın ve istikbâlimizin bir hidayet serdarı ve eşine rastlanmıyan İslâmiyet fedaisi BEDİÜZZAMANIN eserlerini okumak dinsizlerin, komünistlerin, imandan bîhaberlerin elbette işine gelmez.
    Üstadımız BEDİÜZZAMAN'ın beyanı ki:
    RİSALE-İ NUR koca bir cennetin fiatı olacak bir servet ve hayat-ı ebediyeyi kazandıracak bir ab-ı hayat ve hakikata muarız bütün feylesofları ilzam edip hayrette bırakacak bir keşfiyattır. RİSALE-İ NUR: Sahabe-i Kirâmın âli seciyesini ve Hazret-i Peygamber (A.S.M.) nuranî meşrebini beyan eden bir nur ve feyiz hazinesidir. RİSALE-İ NUR bu asırdı KUR'AN-I HAKİM'in bir MUCİZE-İ Mâneviyesi,hakiki, yüksek ve parlak bir tefsiridir. RİSALE-İ NUR şu zamanın yaralarına en münasip bir ilâç, bir merhem ve zulümatın tehacümüne mâruz hey'et-i slâmiyeye en nafi' bir nur ve dalâlet
    (Sh: N-125)
    vadilerinde hayrete düşenler için en doğru bir rehber olduğunu yüzbinlerle kimseler tarafından idrâk ve tasdik edilen bir eser külliyatıdır. RİSALE-İ NUR, veraset-i nübüvvet yoluyla doğrudan doğruya hakikat-ül-hakaika yol açmış Cadde-i Kübra-ı KUR'ANİYE'dir. Bunun içindir ki, Avrupanın felsefî dalâletlerine galebe ediyor ve cerhedilmez aklî, mantıkî, ilmî hüccetlerle, dünyayı saran komünizmi ve masonluğu kökünden yıkıyor. RİSALE-İ NUR avamdan en alim ve en münevvere kadar her sınıfın kendi istidadı nisbetinde istifade edebileceği bir eser külliyatıdır.
    İşte bu hakikatler içindir ki; NUR'ları okuyan ve yazan nurcular dünyanın her tarafında gittikçe çoğalmaktadır.
    Muhterem hakimler,
    Arkadaşımla tashihat yaparken yakalanıp müsadere edilen, Denizli'de beraat eden ve Temyizin de tasdik ettiği büyük mütefekkir BEDİÜZZAMAN SAİD-İ NURSخ' nin "AYET-ÜL KÜBRA" risalesinin bir yerinde kâinat Hâlikını ve sahibini arayan dünya seyyahı şöyle söylüyor:
    "Bu dünyada hayatın gayesi ve hayatın hayatı İMAN olduğunu bilen ve yorulmaz ve tok olmaz yolcu kendi kalbine dedi ki: Aradığımız zatın sözü ve kelâmı denilen bu dünyada en meşhur ve en parlak ve en hâkim ve ona teslim olmayan herkese her asırda meydan okuyan KUR'AN-I MU'CİZ-ÜL-BEYAN namındaki kitaba müracaat edip o ne diyor bilelim fakat en evvel bu kitap bizim Hâlikımızın kitabı olduğunu isbat etmek lâzımdır, diye taharriye başladı, bu seyyah bu zamanda bulunduğu münasebetiyle en evvel mânevi îcaz-ı KUR'ANİYENİN lem'aları olan RİSALE-İ NUR'a bakdı ve onun yüzotuz risaleleri ayât-ı furkaniyenin nükteleri ve ışıkları ve esaslı tefsirleri gördü ve RİSALET-İN NUR bu kadar muannid ve mülhid bir asırda her tarafta hakaik-i KUR'ANİYE'yi mücâhidâne neşrettiği halde karşısına kimse çıkamadığından isbat eder ki, onun üstadı ve menba'ı olan KUR'AN semavîdir, beşer kelâmı değildir. Hatta RESAİL-İN NUR'un yüzer hüccetlerinden bir tek hücet-i Kur'aniye olan "YİRMİ BEŞİNCİ SÖZ" ve "ONDOKUZUNCU MEKTUBUN"ahiri KUR'AN'IN kırk vecihle mu'cize olduğunu öyle isbat etmiş ki: Kim görmüş ise değil tenkid ve itiraz belki isbatlarına hayran olmuş, takdir ederek çok sena etmiş."
    (Sh: N-126)
    İşte Muhterem Hey'et-i Hâkime! Madem hakikat budur. Ben de üstadım gibi derim: "Madem kabir kapısı kapanmıyor ve madem gözünü kapayan yalnız kendine gündüzü gece yapar. Ve madem cennet ucuz değil, cehennem dahi lüzumsuz değildir."
    Biz talebeler RİSALE-NUR'un güneş gibi hakikatlarına karşı gözümüzü kapayamıyoruz.
    Hakikat-ı KUR'ANİYE güneşi ise üflemekle sönmez. NUR'lananlar da NUR yolundan hiç bir beşerî kuvvetle dönmez. Gizli din düşmanlarımız zabıtayı hükûmeti, adliyeyi iğfal etmeğe çalışanlar dünyamızı başımıza ateş yapsalar NUR'ları okuyacağız ve yazacağız. İnşallah adalet namına hareket edenleri o müfsidler aldatamıyacaklardır. Diğer mahkemelerde hak namına adalet için çalışanların KUR'ANIN lemeatı ve tereşşuhatı olan beşeri gaflet sersemliğinden ikaz eden RİSÂLE-İ NUR'u serbest bırakmaları gösteriyor ki, zikrettiğim gibi bu asırın KUR'AN dellâli olan RİSALE-İ NUR'a herkesin çok büyük ihtiyacı vardır. Ve RİSALE-İ NUR, şahsî süflî, dünyevî menfaatlere alet olamıyor. Bizim gibi masum dindarlara musallat olanlar ve onları imanî derslerinden ayırmayı tevehhüm edenler lâiklik prensibini dinsizliğe ve komünizme alet etmek istiyenlerdir.
    Asrımızın dâhisi büyük mütefekkir BEDİÜZZAMAN SAİD-İ NURSخ nin beyanı vechile; "Ekser-î Enbiyanın şarkda ve Asya'da zuhurları ve ağleb-i hükemanın garbde ve Avrupa'da gelmeleri kader-i ezelînin bir işaretidir ki; Asyada din hâkimdir, felsefe ikinci derecededir. Bu remz-i kadere binaen Asyada hüküm süren dindar olmasa da din lehine çalışanlara ilişmemeli ve teşvik etmeli.
    KUR'AN-I HAKİM, bu zemin kafasının aklı ve kuvve-i mütefekkiresidir. El'iyazübillâh KUR'AN küre-i arzın başından çıksa arz divane olacak akıldan boş kalan kafasını bir seyyareye çarpmak, bir kıyamet kopmasına sebeb olmak akıldan uzak değildir. Evet, KUR'AN ferşi arşla, ve arşı ferşle bağlamış bir zincirdir, bir hablüllahdır. Cazibe-i umumiyeden ziyade zemini muhafaza ediyor. İşte bu KUR'AN-I AZİMÜŞŞAN'ın hakiki ve kuvvetli bir tefsiri olan RİSALE-İ NUR bu asırda, bu vatanda, bu millete yirmisekiz senedenberi te'sirini göstermiş büyük bir nimet-i ilâhiye ve sönmez bir mucize-i
    (Sh: N-127)
    KUR'ANİYE'dir. Hükûmet ona ilişmek ve talebelerini ürkütüp ondan vazgeçirmek değil, himaye etmek ve okumasına teşvik etmek gerektir."
    İşte bütün bu cerhedilmez hakikatlardan sonra, yine; evet RİSALE-İ NUR'la meşgûliyete dünyada hiç bir âdil mahkeme suç diyemez, fakat, size bir ad takıp bir bahane ile işkence yapmak istiyorlar, denilse: Ben de derim;

    حَسْبَنَا اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ


    17.2.1953


    URFA, Yusuf Paşa Mahallesi


    Kadı Oğlu Camii mevkiinde mukim


    Abdullah YEĞİN


    * * *




    Hüsnü Bayram’ın Müdafaası

    Asliye Ceza Mahkemesi Yüksek Makamına
    URFA

    Muhterem Hey'et-i Hakime:
    Bizlere yapılan gizli mektep zan veya ittihamı bütün bütün hakikat hilâfınadır. Çünkü; bulunduğumuz cami önünde çeşmeler var, buraya ve camiye günde ikiyüz kişinin gelmesi böyle bir yerin gizli olamıyacağı çocukların dahi bileceği bir hakikattır. Hem bizim şehrin en işlek bir yerinde kalmamız gösteriyor ki: Gizlilikle ve gizli şeylerle alâkamız yoktur.
    Mektep açmışsınız sözü de büsbütün yanlış bir şayiadır. Bunu işitenler gülüyorlar. Biz KUR'AN-I KERİM'in gayet parlak ve yüksek tefsiri RİSALE-İ NUR'a çalışan talebeleriz. Evet aslâ inkar etmeyiz, biz okurken gelip dinleyenler oluyor, bu bir mektep midir? Şahidlerin görüşleri doğrudur, fakat hükümleri yanlıştır. Hakikat hilâfınadır.
    Biz o gün arkadaşımla kendi elimizle yazdığımız iki adet "AYET-ÜL KÜBRA" Risalesini tashih etmek için beraber okuyorduk ve o iki arkadaş da dinliyordu, bu vaziyette, sanki komünistlerin ve dinsizlerin eserlerini okuyormuşuz gibi hem adliyeyi, hem zabıtayı, hem mahkemeyi bizimle meşgul ederek bir bahane ile mahkemelere sevkettiriyorlar.
    Hem sizlerin de bildiğiniz gibi Urfa'nın ekseri evlerinde dinî bir kitabı biri okuyup diğerleri dikkatle dinliyorlar, hem bir yerde yasak olmayan bir
    (Sh: N-128)
    eseri okuyup başkalarının dinlemesiyle bir mektep mi açılmış olur, sadece kitap okumak ve dinlemekten ibarettir.
    Bu vaziyetten anlaşılıyor ki; biz yalnız bu asırda KUR'AN'ın yüksek ve parlak bir tefsiri, ve kainatta en yüksek olan İMAN hakikatlarını beyan eden RİSALE-İ NUR'u okuyoruz. İmanî ve İslâmi kitapları okuyup dinlemeye tedrisat süsü vermek kuvvetli bir icbarla üzerimize mektep açmışsınız etiketini yapıştırmağa gayret etmek olduğunu, bizim masum, dindar iman ve ahiretiyle meşgul olan gençler olduğumuzu herkesin bildiği gibi, sizce de malûmdur.
    Hem dahî Mütefekkir Üstadımız BEDİÜZZAMAN: Otuz senedenberi siyaseti terk etmiş, "EÛZÜBİLLAHİMİNEŞŞEYTANİ VESSİYASE" demiş, ve talebelerine de: "Biz imanın ceryanındayız, gayemiz RIZA-YI İLÂHİYEDİR, siyasî cereyanlara girmeyiniz" diye ders verdiğinden hiç bir siyasî ve dünyevî Süflî şeylerle alâkamız yoktur. Hem altı vilâyetin zabıtası, Üstadımız BEDİÜZZAMAN SAİD-İ NURSÎ hakkında: "BEDİÜZZAMAN ve Risale-i NUR talebeleri imanla kafalara bir yasakçı bırakıp emniyet ve asayişi muhafaza ediyorlar" diye rapor vermişler.
    Muhterem Hakimler, Bizim bütün okuyup yazdığımız ve daima meşgul olacağımız RİSALE-İ NUR, bütün mahkemelerde beraet etmiş ve sırf islâmiyet ve iman ve KUR'AN hakikatlarından ibaret olduğu güneş gibi tezahür ederek kaziye-i muhkeme haline gelmiştir. Son Afyon Mahkemesinde; bütün kitap, Risale ve mektupları iade etmeğe ittifaken karar vermişlerdir.
    RİSALE-İ NUR: Yüzotuz parça harikulâde risalelerden müteşekkil bir şaheser külliyatı ve yirminci asrın fünun-u müsbetesiyle ûlum-u İmaniyye ve Hakaik- KUR'AN 'iyeyi mezc ve te'lif ederek bu asra kadar hiç bir eserde görülmediği ehl-i ilim ve hakikatça filozof ve profesörlerce musaddak olan emsalsiz bir hususiyete mâlik eserlerinin neşriyatı: Anadolu, Arabistan, Mısır, Pakistan, Avrupa ve Amerika'ya kadar inkişaf etmiş Müellifi büyük İslâm Dahîsi BEDİÜZZAMAN SAİD-İ NURSÎ RİSALE-İ NUR hakkında şöyle diyor:
    (Sh: N-129)
    RİSALE-İ NUR, manevî hakikatları ve iman ilmini Avrupanın fen ilimleriyle mezcederek gayet kuvvetli bürhan ve hüccetlerle aklen ve mantıken isbat eder. RİSALE-İ NUR, hal ve istikbalin, ilmî, imanî, aklî ve fikrî ihtiyaçlarına tam cevap verir bir kuvvet ve mahiyet ve hususiyettedir. RİSALE-İ NUR'da başka eserlerden nakil yokdur, KUR'AN'ın mu'cize-i mâneviyesidir. RİSALE-İ NUR, yüz mânevi keşfiyatı havî ve tılsım-ı kâinatın muammasını keşif ve halleden bir keşşafdır. RİSALE-İ NUR, yalnız bu vatan ve bu millet için değil, Âlem-i İslâm ve beşeriyet için yazılmıştır. RİSALE-İ NUR, şu zamanın yaralarına en münasip bir ilâç, bir merhem ve zulümatın tehacümüne Maruz heyet-i islamiyeye en nâfi bir nur ve dalâlet vadilerinde hayrete düşenler için en doğru bir rehber olduğu yüzbinlerle kimseler tarafından tasdik edilen bir eser külliyatıdır.
    Muhterem Hey'et-i Hakime,
    RİSALE-İ NUR'un gayet harika bir cüz'ü olan "AYET-ÜL KÜBRA" risalesinin beyanı vechiyle: Madem bin senedenberi iman ve KUR'AN aleyhinde teraküm eden Avrupa feylesoflarının itirazları ve şüpheleri yol bulup ehl-i imana hücum ediyor. Bir saadet-i ebediyenin bir hayat-ı bakiyenin ve bir cennet-i daimenin anahtarı, medarı, esası olan İMANI sarsmak istiyorlar. Elbette her şeyden evvel imanımızı taklidden tahkika çevirip kuvvetlendirmeliyiz
    RİSALE-İ NUR'la mübareze edilmez, o mağlub olmaz, yirmi senedir en muannid feylesofları da susturuyor. "Şimdi yirmisekiz sene oldu." İman hakikatlarını güneş gibi gösteriyor, bu memlekete hükmeden onun kuvvetinden istifade etmek gerektir. RİSALE-İ NUR söndürmek için üflendikçe parlayan bir nurdur, onun talebeleri başkalara benzemezler, mağlub olmazlar. RİSALE-İ NUR'u mağlub edebilmek için kâinatı elinde tutan bir kuvvet lâzımdır.
    Çünkü: RİSALE-İ NUR, dünyevî işlere, şahsî ve süflî menfaatlere âlet olamaz, güneş gibi hakikat-ı imaniyye ve KUR'AN'iyye yerdeki muvakkat ışıkların cazibesine tâbi ve âlet olmadığı gibi, o hakikatı tanıyan RİSALE-İ NUR'u değil dünya ceryanlarına belki, kâinata da âlet edemez.
    Evet, RİSALE-İ NUR' un vazifesi ise; hayat-ı ebediyeyi mahveden ve hayat-ı dünyeviyeyi de dehşetli bir zehire çeviren küfr-ü mutlaka karşı ima


    (Sh: N-130)
    nî olan hakikatlariyle gayet kat'i ve en mütemerrid zındık feylesofları da imana getiren kuvvetli bürhanlarla KUR'AN'a hizmet etmektir. Onun için RİSALE-İ NUR'u hiç bir şeye âlet edemeyiz ve bilfiil öyleyiz.
    Heyet'i Hakime,
    Bin senedenberi KUR'AN'ın bayrakdarı ve mücahidi ve âlem-i İslâmın kahraman mücahidi olan ve KUR'AN'ı cihanın cihet-i sittesinde ilân eden necip ve mübarek kahraman ecdadımızın evlâdlarını Nur-u İman'dan ayırmak ve İslâmiyet defterine geçen mefahir-i aliyesine zıt olarak maddî ve mânevî helâketlere mâruz bırakmak olan dehşetli sû-i kastlara ve o kahraman ecdâdın torunları olan bugünkü gençliği ve gelecek nesilleri o şeref-i aliden mahrum etmek olan dehşetli dinsizlik telkinlerine karşı: KUR'AN I KERÎM'in ondördüncü asr-ı MUHAMMEDİDEKİ (A.S.M.) aziz dellâlı ve bu asrın bir hidayet medarı ve bu müdhiş zamanın müdhiş zûlümatına karşı NUR-U KUR'AN'la mukabele eden büyük fedakârı ve RİSALE-İ NUR'un yüzbinler nüshalarını, milyonlar talebelerinin kalemleriyle her tarafda neşredip, dinsizliğe ve küfr-ü mutlaka ve komünizme karşı bir sedd-i KUR'ANÎ te'sis eden muhteşem kahramanı BEDİÜZZAMAN SAİD-İ NURSÎ ve yüzbin başlar feda oldukları hakikata başımız dahî feda olsun diyerek Nur-u ;İslâmı söndürmek ve Nur-u İmanı yok etmek için yapılan dehşetli zendeka hücumlarına karşı mukabele eden, istibdadlara, icbarlara karşı izzet-i islâmiyeyi muhafaza ve şeref-i İmânı âleme ilân eden, KUR'AN_I MU'CİZ-ÜL BEYAN'dan kalb-i münevverlerine gelen ve iman hakikatlarını güneş gibi parlak delil ve hüccetlerle isbat eden ve RİSALE-İ NUR'la dinsizlik, dalâlet ejderlerine meydan okuyan ve dalkavukluk yapmayan ve mahkemelerde: Başımdaki saçlarım adedince başlarım bulunsa, her gün biri kesilse zendekaya teslim-i silâh edip vatan ve millet ve islâmiyete, hiyanet etmem ve Hakikat-ı KUR'AN'a feda olan bu başı zalimlere eğmem" diyen ve ehl-i dalâlete meydan okuyan ve hizmet-i imaniye yolunda; hem dünyevî, hem lüzum olsa uhrevî hayatlarını feda eden ve mahkemelerde dava ettiği gibi bir tek hakikat-ı imaniyeyi dünya saltanatiyle değiştirmeyen kahraman-ı islâm olan üstadımız BEDİÜZZAMAN ve RİSALE-İ NUR'dan bizi uzaklaştıracak hiç bir beşerî kuvvet yoktur. Hem RİSALE-İ NUR iki hayatımızın halaskârı ve sermaye-i ömrümüz ve gaye-i hayatımızdır.
    (Sh: N-131)
    Komünistler ve dinsizler kâğıt ve mürekkebi kaldırsalar, eğer mümkün olsa; derimizi kâğıt ve kanımızı mürekkep yapıp yine RİSALE-İ NUR'u yazacağız.
    Hey'et-i Hâkime bilsinler ki: Halife-i ruy-i zemin Hazret-i Ömer (R.A.) hilâfeti zamanında adî bir hıristiyan ile birlikte mahkemede muhakeme oldular (1).Halbuki o hıristiyan İslâm Hükûmetinin mukaddes rejimlerine, dinlerine, kanunlarına muhalif iken mahkemede onun o hali nazara alınmaması açıkça gösteriyor ki: Adalet hiç bir cereyana kapılmaz, hiç bir tarafgirlik güdemez.
    İşte bunun içindir ki Mahkemede Kahraman-ı islâm olan BEDİÜZZAMAN SAİD-İ NURSÎ nin beyanı vechile:
    "Ehl-i imandan bütün gelenler maziye gidenlere mağfiret dualariyle ve hasenatlarını onların ruhlarına bağışlamalariyle yardımlarına binaen Denizli Mahkemesinde demiştim: Mahkeme-i Haşirde milyarlar ehl-i imandan davacılar tarafından, KUR'AN hakikatlarına hizmet eden NUR talebelerini mahkûm ve perişan etmek isteyenlerden ve sizlerden sorulsa ki:
    Serbestiyet kanunlarıyle dinsizlerin, komünistlerin neşriyatlarına ve anarşiliği yetiştiren cemiyetlerine müsamahakârane bakıp ilişmediğiniz halde; vatan ve milleti, anarşilikten, dinsizlikten ve ahlâksızlıkdan, vatandaşları ölümün idam-ı ebedisinden kurtarmaya çalışan RİSALE-İ NUR talebelerini hapisler ve tazyiklerle perişan etmek istediniz diye sizlerden sorulsa; ne cevap verceksiniz, biz de sizlerden soruyoruz, diye o zaman onlara demiştim, o zaman o insaflı ve adâletli zatlar bizi beraat ettirdiler."
    İşte Hakimler: Bu âli hakikatlara rağmen bize deseniz ki; sizi mahkemeye sevk ettirmek ve biçilmiş bir kaftan giydirmek istiyorlar. Bu takdirde şu âyet-i Kerîme'nin kal'a-i kudsiyyesine iltica ediyorum.

    حَسْبُنَا اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ


    17.2.1953


    Urfa, Yusuf Paşa Mahellesinde


    Hüsnü Bayram


    * * *


    Yazar : Risale Forum
    ...нσ$gєℓ∂ιη нüzüη...

  2. #12
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Nereden Yer
    ..bilinmez Eylem..
    Mesajlar Mesajlar
    1.266
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 197 + 10412


    Cevap: Nur çeşmesi

    BİR ZEYL

    İstikbalin Hakim-i Mutlakı Kur'andır.


    Sual: Gayet müdakkik birkaç zat dediler ki: Bu feylesoflar gibi yüzer tane mütefekkir feylesofların kat'i kanaatla tasdiklerinin verdiği kuvvet ve kanaat binler gavur feylesofların inkârları bir zarar vermiyor mu? Bir şüphe getirmiyor mu?
    Elcevap Ayet-ül Kübra Risalesinin başında mukaddemedeki izaha havale edip burada kısaca cevap veriyoruz..
    "Müsbet mes'elede isbat edici iki adam menfice inkâr yoluna sapan binlere tereccüh eder" diye bir kaide-i mukarreredir. Meselâ: Ramazanın başındaki hilâli gören iki şahit ispat cihetinde görmeyen ve nefyeden binler adamın inkârını hükümden iskat ettiği gibi Karlayl ve Bismark'ın Kur'anı ve Risalet-i Muhammediyeyi isbat suretinde tasdrikleri yüzbin nefyeden münkir feylesofların inkârı değil bir şüphe, belki bir vesvese vermemek gerektir. Hem meselâ bir iki adam ispat suretinde deseler: "Pek hârika ve semavata yol açan bir maden dünyada var." Yerini veya nümunesini görtermekle kolayca davasını ispat ettikleri ve onu inkâr edenler bütün dünyayı aramak taramakla hiçbir yerinde bulunmadığını göstermekle ve binler müşkilâtla o menfî davalarını ancak ispat edebilirler.
    Aynen bu misâl gibi, Bismark ve Karlayl ve emsâllerinin hakaik-i Kur'aniye ve risalet-i Muhammediyeyi ispatları gayet derecede kanaat verir. Ve o hakaik-i müsbeteyi nefyeden binler münkirlerin davalarını hiçe indirir. O münkirler âlem-i gayb ve şehadeti aramak taramakla, bin müşkilâtla o menfi davayı ancak ispat edebilmeleri için onların inkârları hiç bir ehl-i îmana hiçbir vesvese ve vehim vermemek lâzım gelir. Hem ispat ediciler birbirine kuvvet verdikleri için Karlayl ve Bismark gibi gayrimüslimler milyonlarla ehl-i îman feylesofların ispatına dayanıp kuvvet alıyorlar. Nefyedici münkir ise birbirine kuvvet veremez.
    "Gözünü kapayan yalnız kendine gece yapar."
    Onun için hadsiz ehl-i inkâr değil, bu hadsiz ehl-i ispata karşı belki, iki ehl-i ispata karşı gelemez. Bu hakikati Risale-i Nur çok yerlerde ispat ettiği için kısa kesiyoruz.

    Said Nursî


    * * *



    Avrupa – Amerika feylesoflarının Kur’ân-ı Kerim hakkındaki beyanatları


    BİR ZEYL


    Bediüzzaman Said Nursî, kırk sekiz sene evvel Şam'da Cami-i Emevide Hutbe-i Şamiye namındaki nutkunda dâvâ eymiş ki; hakim-i mutlakı Kur'an'dır" Gayet kuvvetli delillerle o dâvâyı ispat etmiş (Buna ait yazı; Risale-i Nur Müellifi Said Nur adlı eserde "İstikbâlin mutlakı Kur'ândır" başlıklı yazının 74-75 inci sayfalarında kısmen münderiçtir.) Delillerin birisi, Avrupa ve Amerika'nın en meşhur filozoflarının, Kur'ân'ın emsâlsız ve ayn-ı hakikat bir kitap olduğunu tasdik etmeleridir. Perens Bismarck ve Mister Carlyle gibi çoklarını bu dâvâya yüzer şahit göstermiş.
    Sebilürreşad'ın l Nisan 1953 TARİH, 167'inci sayısında intişar eden, Avrupa ve Amerika filozoflarının, en büyük âlimlerinin mühim bir kısmının, Kur'an hakkındaki sözleri, Said Nursînin elli sene evvelki dâvâsına tasdikkârane bir ilânat
    (Sh: N-134)
    hükmünde olmuş olduğundan bu, Risale-i Nur Müellifi Said Nur adlı esere ilhakı münasip olur.

    Çünkü:
    اَلْفَضْلُ مَا شَهِدَتْ بِهِ اْلاَعْدَاءِ
    yani, fazilet odur ki, düşmanlar da onu tasdik etsin. Mezkûr ilânatın aynısı naklediliyor.
    O derece ki, bugünkü medeni cemiyetler, Kur'ân'ın yüksek hakikatlerini, yüksek terakki ve medeniyet düsturlarını tatbik edebilecek seviyeye henüz erişememişlerdir. Bu büyük hakikatı meşhur İngiliz mütefekkiri Bernard ShaW şöyle ifade etmişti:
    "Demokrasiyi en ileri götüren millet İngilizlerdir. Bunun daha ötesi Müslümanlıktır."
    Prens Bismarck da şöyle demişti:
    "Ben Kur'ân'ı her cihetten tetkik ettim. Her kelimesinde büyük hakikatler gördüm. Sana muasır bir vücut olmadığıMdan dolayı müteessirim ey Muhammed"

    ***

    Bu da Kur'an mütercimi Doktor Maurice'in sözüdür.
    "Bizans Hıristiyanlarını içine düştükleri bâtıl itikatlar girivesinden ancak Arabistan'ın Hira dağından yükselen ses kurtarabilmiştir."
    "Kur'ân, hikmet-i ezeliyenin inayet ile insana bahşettiği kütüb-ü semaviyenin en güzelidir. Beşerin refahı nokta-i nazarından, Kur'ân'ın beyanatı, Yunan felsefesinin ifadatından pek ulvidir. Kur'ân'ın hergün daha fazla tecelli etmekte olan güzellikleri, hergün daha fazla anlaşılan, fakat bitmeyen esrarı vardır."
    Bunlar da Garbın en benam mütefekkir ve âlimlerinin sözleridir.
    "Kur'ân serapa samimiyet ve hakkaniyetle doludur. Hazret-i Muhammed'in tebliğ ettiği dâvet, hak ve hakikattir."

    Carlyle


    ***


    "Kur'ân'ın nazarında satvetli bir hükümdarla zavallı bir fakir arasında fark yoktur. Bu gibi esaslarla öyle bir teşri vücuda gelmiştir ki dünyada bir naziri yoktur. Müslümanlık, bugünkü inkişafı fikrimizin seviyesinden daha yüksek bir dindir."
    Meşhur İngiliz muhabiri

    EdWard Gibbon'nun


    Roma İmparatorluğunun


    İnhitat ve Sukutu eserinden...


    ***


    "Hâlikın hukuku ile mahlûkun hukuku ancak Müslümanlık tarafından tarif olunmuştur."

    Marmadüce


    ***


    "Yeni keşfiyat, yahut ilim ve irfanın yardımıyla hallolunan, yahut halline uğraşılan mesail arasında bir mesele yoktur ki İslâmiyetin esaslarıyla taarruz etsin. Kur'ân-ı Kerim ve talimi ile kavanin-i tabiiye arasında bir âhenk görülmektedir."

    Levazaune


    ***


    "Kur'ân, ahlak ve felsefenin bütün esasatını camidir."

    Müsteşrik Sedio


    ***


    "Kur'ân öyle bir sestir ki onu bütün dünya dinleyebilir. Bu sesin aksi saraylarda, çöllerde, şehirlerde, devletlerde çınlar. Bu sesin tebliğ ettiği din, imar edici bir kuvvet şeklinde tecelli etmiştir."

    Doktor Johnson


    ***


    "Kur'ân'ın ulviyeti, onun cihanşümul hakikatindedir."

    Carlyle


    ***


    "Kur'ân, akaid ve ahlâkın insanlara hidayet ve hayatta muvaffakiyet temin eden esasatın mükemmel mecellesidir. Zaman ve mekân itibariyle birbirinden çok uzak, fikrî inkişaf itibariyle birbirinden çok farklı, insanlara harikulâde bir hassasiyet ilham eden Kur'ân, muhalefeti istihsana kalb eden Kur'ân, muhtelif kavimleri medeni bir millet haline getiren Kur'ân, en şayan-ı hayret eser tanınmaya lâyıktır. Kur'ân, beşerin mukadderatıyla meşgul âlimler için, tetebbua şayan en faydalı mevzu sayılır."

    Meşhur İngiliz âlimi


    Doktor Steingas..


    ***


    "Kur'ân bizatihi daimî bir mucizedir. Bir mucize ki ölüleri diriltmekten daha çok yüksektir. Bu mukaddes kitabın ta kendisi, menşeinin semavi olduğunu isbata kâfidir."
    Kur'ân'ın münekkid ve mütercimi

    Corselle


    ***


    "Kur'ân, muzaffer cumhuriyetler vücuda getirmeye hâdim olacak esasları muhtevidir. Kur'ân sayesinde Müslümanlar devletler kurmuşlar, muazzam şehirler inşa etmişler; Avrupa'yı titreten bir azamet ve haşmet ihraz etmişlerdir."

    İngiltere'nin en mutaassıp papazlarından


    G.M. RodWell


    ***

    (Sh: N-135)
    "İslâmiyet dünyanın kıvamı olan bir dindir. Bu aklî dinin menbaı ve düsturu olan Kur'an, medeniyet cihanının istinat ettiği temelleri muhtevidir. Bu âli din Avrupa'ya, dünyanın imarkârane inkişafı için lâzım olan en esaslı kaynakları temin etmiştir. İslâmiyet yeryüzünden kalkacak olursa umumî müsalemeti devam ettirmeye imkân yoktur."

    Meşhur Fransız müştesriki Gaston Care'in


    1913'te Figaro gazetesinde yeryüzünden Müslümanlık kalkacak olursa dünya müsalemetinin muhafazasına imkân olup olmadığı hakkındaki meşhur makalesinden


    ***


    "Müslümanlığın talim ettiği... medeni ve sıhhî esaslar sayesindedir ki haşerat mahşeri olan Asya müthiş bir tehlike olmaktan kurtulmuştur."

    Alman âlimlerinden


    Joachim de Balf


    ***


    "Kur'ân'ın ahlâki ve medeni kaideleri ihtiva eden âyetleri, İslâmiyetin muhteşem bünyanında altın bir kordon gibi işlenmiştir."

    İngilizce Chambres Ansiklopedisi


    ***


    "Rasyonalizm, yani akliye kelimesinin müfadını, o tarihi ehemmiyetini tevsi edebilirsek Müslümanlığın aklî bir din olduğunu söyleyebiliriz. Akıl ve mantık mısdakıyla akaid-i diniyeyi muhakeme eden mektep, rasyonalizm kelimesinin İslâmiyete tamamiyle mutabık olduğunu fehmeder."

    Profesör EdWar Monte


    Hıristiyanlığın İntişarı ve Hasmı


    Olan Müslümanlar eserinden...


    ***


    Kur'ân, bütün kuva-yı beşeriyenin tılsımını çözmekten âciz kaldığı muazzam bir sırdır. İslâmiyet, canları, malları koruyan, hâkimiyeti altında yaşayan dinlere şayan-ı hayret müsamaha gösteren bir dindir."

    Kont Henry de Castry'nin


    İslâmiyet ünvanlı eserinden


    ***


    Dünyada Kur'ân'a benzer bir kitap yoktur ve bu kitap hakikaten muhayyirü'l-ukuldür"

    Mister Marmadüke Picthall'ın


    Londra'da İslâmiyet ve asrilik


    hakkında irad ettiği nutukdan


    ***


    İslâm dinini kabul edenlerin adedi az zamanda üç yüz milyona varmış ve bu Müslümanlar, atlarının nallariyle Roma İmparatorluğunu çiğnedikten sonra, mızraklarının ucu ile dalâleti kökünden istisal etmişler, nihayet Şark ve Garbın muazzam devletleri onların karşısında titremişti."

    Fransız filozoflarından


    Alexy Levazaune'un


    nutuklarından


    ***

    "Hazret-i Muhammed gerçi ümmî idi, fakat, cihana öyle bir kitap bırakmıştır ki, o, bir nadire-i belâgat, bir mecelle-i ahlâk, bir kitab-ı mukaddestir." Aleksi Lövazon'un "Hayat-ı Hazret-i Muhammed" adlı eserinden.

    ***

    "Kur'an, insanın dimağında şüpeheden tezelzül den vesete camlı uvvetli bir kanaat c-vücudu getirir."

    Doktor Gustave Le Boue


    ***


    "Kur'ân... Bu, o kitaptır ki onunla Müslümanlar Avrupa'ya hâkim olarak girmişlerdir. Fenikeliler Avrupa'ya tüccar, Yahudiler Avrupa'ya mülteci veya esir olarak girdikleri halde Müslümanlar Avrupa'ya hakim olarak girmişler. Ve bu Müslümanlar Kur'ân yardımıyla Avrupa'ya irfan meselesini taşımışlardır. Filhakika Müslümanlar Garplılara ve Şarklılara felsefe, tıp, hey'et, şiir öğretmişlerdir. Yunanın ölü dimağına ve ölü irfanına hayat vermişler, bütün dünyayı cehalet karanlıkları ihata etmişken hertarafa nur ifaza eylemişler ve bu itibarla bu insanlar ulûm-u cedidenin temellerini atmışlardır."

    Musevi âlimlerinden Emanuel Düeş


    İngilizce ouarterly Revue mecmuasının


    254'üncü numarasında İslâmiyet


    serlevhasiyle yazdığı makaleden


    ***


    "Müslümanlık, Afrikalıları medenileştirmiş, onları sanayi,ticaret vesair işleri inkişaf ettirmeye sevk etmiştir. Müslümanların irşadıyla ve İslâmiyetin tesiriyle Afrika'nın her tarafında muhteşem şehirler tesis olunmuştur. Avrupalı seyyahlar buraları ziyaret ederek onları hemşehrilerine tavsif ettikleri zaman, Avrupalılar bunların ihtişamına inanmak istememişlerdir."

    Profesör Thomas Arnol'un


    İslâm tebliği adlı eserinden


    ***


    "İnsanlığa hizmet, Müslümanlığın şiarı ve medar-ı iftiharıdır. Bundan dolayıdır ki Müslümanlık cihanşümul uhuvvet esaslarını ihtiva ve muhafaza
    (Sh: N-136)
    etmiştir. İnsanlık bu esası kabul ve onunla âmil olduğu zaman mesut olacaktır."

    Hindistan'ın milli rüesasından Saroçni Neyda


    namındaki büyük kadının Londra'daki Voking


    camiinde Müslümanlara hitaben irad ettiği ve


    İslâm mecmuasının 1920 senesinin Kânunusanisi


    nüshasında intişar eden nutkundan...

    ***
    "İslâm çocukları, tahsillerine Kur'ân'la başlıyorlar. Çünkü Kur'ân, bütün dini, dünyevî hakikatlerin menbaıdır. Fakat bu mekteplerin yanlarında, yine Kur'ân'ın ilhamiyle, felsefe ve hikmet medreseleri vücut bulmuş, bilâhare bu medreseler, darülfünunlar olmuştur. Bundan dolayıdır ki Afrika'nın bugün bile dünyanın en karanlık noktası tesmiye olunan köşeleri fikri maddî terakkiler itibariyle muasırı olan Avrupa memleketlerinden çok yüksek bulunuyordu."

    Müslümanların asri medeniyet


    üzerindeki tesiratı hakkında


    bir nutuk irad eden H.S.Leader'in


    beyanatından...


    ***


    "İslamiyetin intişar ettiği sahalarda milletlerin seviyesini yükseltmek hususundaki büyük himmetlerini nazar-ı dikkate almamak mümkün değildir. Bu din sayesindedir ki Afrika zencileri medeniyetin ruhunu temsil edebilmişler ve aralarındaki adli ve medeni idare tesis etmişlerdir. Müslümanlık bu akvam arasında bir hars ve bir medeniyet vücuda getirmiştir. İslâmiyetin istinatgâhı Kur'ân'dır. Ve bu Kur'ân, bir berat-ı necattır."

    Mister Y.Moreyl'in 1922'de Şimal Nicer hakkındaki irad ettiği nutuktan


    ***


    "Kur'ân'ın Medine'de nâzil olan âyetleri, İslâm cemiyetini idare eden ve doğru yola sevk eden âyetlerdir."

    Stanley Lenpal'in Kur'ân'dan intihaplar adlı eserinden


    ***


    "Kur'ân, dün olduğu gibi, bugün de mütemadiyen mütezayit insan kütlelerinden sadakat ve ve teslimiyetle karşılanmaktadır. Kur'ân, putperestlik aleyhinde müttehid bir cephe vücuda getirmiştir.

    J.T.Batani'nin


    Müslümanlık ve Akdeniz Diyanetleri


    adlı eserinden


    ***


    "Müslümanların medeniyet, hendese, hey'et, mimarî, sanayi-i nefise ve felsefeyi inkişafa sevk eden zaferler, ancak Kur'ân'ın insanları birleştirerek onları fazl-ı irfan servetini elde etmeye sevk etmesinden ileri gelmektedir."

    İngiltere'nin en büyük mütefekkir ve


    muharrirlerinden H.G. Wells


    ***


    "Müslümanların dini, Kur'ân dinidir. Bu din, müsâlemet, emniyet ve huzur dinidir."

    Piskopos Volter Meron'un Müsalemete En


    Doğru Yol adı ile Petersburg kilisesinde irad


    ettiği konferanstan


    ***


    "Kur'ân'da siyasi riyakârlığı zerre kadar ifade eden hiçbir kelime yoktur. Vest Minister gazetesinin pek haklı olarak söylediği veçhile, şarkta müstebit hükümdarları ve cebbarları zulüm veceberuttan men'eden birşey varsa o da onların karşılarında korkusuz ve lekesiz bir mürşidin okuduğu bir Kur'ân âyetidir.

    Ud Frey Hicts


    ***


    "Kur'ân, ihraz ettiği neticeler ve en muktedir iyi insanların dimağları üzerinde icra ettiği tesirlerle muhakeme olunduğu zaman dünyanın en mukaddes ve en mükemmel kitabı olduğu anlaşılır."

    Leonard'ın İslâmiyet ve Ahlâki


    ve Ruhani Kıymeti eserinden


    ***


    "Kur'ân'ın kadir ve kıymetini, azametini, faziletini ve birçok nokta-i nazarlardan güzelliğini inkâr etmek akıl ve mantıktan mahrum olmak olur."

    Londra'da intişar eden


    Near East (Şark-ı Karip)


    mecmuasının 13 Nisan 1922


    tarihli nüshası


    ***


    "Son bin üç yüz senelik buhranlar ve ihtilâller içinde Kur'an Türklerin, İranlıların ve Müslüman Hintlilerin kitabı olarak payidar olmuştur."

    EdWar Denison Rose'un


    Sel'in Kur'ân tercümesinin son tab'ına yazdığı


    mukaddemeden


    ***


    (Sh: N-137)
    "Kur'ân, insanlara mükemmel bir terbiye dersi verdikten başka, onlara hayat-ı hususiyelerinde ahlâklı, âlicenap, hayırperver, cesur ve şeci olmayı ve bütün Müslümanları sevmeyi öğretmektedir."

    Mister Arnold HoWard


    İslâm mecmuası 1916 senesi


    Mayıs nüshası...


    ***


    "Hakikat-ı halde imanın hakikî kitabı, fikre itminan veren kitap, ancak Kur'ândır."

    Pencapt'a Sih mezhebinin müessisi Baba Nanak'ın


    Genem Sakihi adlı eserinden...


    ***


    Müslümanlık, medeniyetin meş'alkeşi olan Kur'ân'a müstenittir. İslâmiyetin başlıca hususiyeti, hars ve medeniyetin esası, belki de en büyük rüknü olmaktır."

    Doktor İsaac Taylor'un Taymin gazetesinde


    intişar eden bir konferansından


    ***

    İslâmiyetin başlıca muvaffakiyeti, esasatını tatbike muvaffak olmasıdır."

    Herbert


    ***

    Kur'ân her asırda izini bırakmaya namzettir."

    Mr.RodWeal, Kur'ân'ın İngilizce mütercimi


    ***

    "İslam orduları Suriye'yi fethettikleri, yahut muzaffer bayraklarını Afrika'ya diktikleri, yahut Karadenize vardıkları zaman, Kur'an hep beraberlerinde idi. Bundan dolayıdır ki Müslümanlar fethettikleri memleketlerde mezalim irtikâp etmemişler ve bir millete Müslümanlığı kabul ettirmek için onu kılıçtan geçirmemişlerdir."

    Bolinson


    ***

    "Kur'ân, Müslümanlara bir faikiyet hissi vermiştir. Bu, öyle bir histir ki büyük milletleri terakkiye sevk eden en büyük kudret olmuştur."

    Profesör Margolet'un


    Muhammedilik eserinden


    ***

    Daha çoklar var, şimdilik bu kadar yazıldı.

    * * *
    Yazar : Risale Forum
    ...нσ$gєℓ∂ιη нüzüη...

Sayfa 2/2 İlkİlk 12

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

102, 103, 104, 105, 106, 111, 112, 113, 115, 117, 120, 121, 124, 125, 126, 127, 128, 130, 131, 134, 135, 136, 137, 157, 159, 160, 161, 167, 191, 192, 195, 206, 207, 592, açacak, acip, adedince, âhiretimizi, aklı, aklımızla, akıldan, aldatmak, aldıkları, aleme, âlemleri, aleyhisselâ, âlisi, âliyesi, altı, altıncı, alınmış, amelin, anarşilik, anlıyoruz, arabic, araf, arkadaşı, arz, asfiya, askerlik, aslı, asra, atan, ateşinden, avrupanın, âyine, aynen, azamı, azot, ağzı, bakmıyor, basar, bağlamış, başkasını, başlarında, başıboş, başındaki, benzetmek, beraberlik, beter, beşer, bildim, bildirip, bildirir, bilinmez, bilmesi, binaen, bir adam, birdir, biri, birinci, birlik, bitmeyen, bizimle, bizleri, bombası, bozulması, budur, buldum, bulunmak, buna, bundan, bunu, bunun, bırakmıyor, bıraktığı, çalışıyor, çalışıyorlar, çarşı, çekeceklerdi, çekiyor, cemiyetli, cevaben, cihanı, cihazat, cilvelerine, çocuk, dadır, daire, dağlar, dağıtacak, dedikleri, dediler, dediğine, delalet, derece, deri, derin, değilim, değiller, değişmekte, değiştirmek, dikkatle, dindarlara, diyebilirim, dünyadan, düğü, eceli, edenleri, edilsin, ediyorlar, ediyorsun, efes turları, ejderha, eliyle, ellerinde, emareleri, esasa, etmemesi, etmeyiz, etrafındaki, ettiklerini, ettiren, ettirir, ettirsin, ettiğimiz, eğilir, faideleri, fakirler, fazilet, fedaisi, fikirleri, fikrini, firdevs, frenk, fıtraten, gaflete, galebe, gaybi, gayret, gelmiyor, gelmiş, getirip, gezer, gidip, gidiyoruz, gitmiş, gitti, giydirmek, giymiyorsun, göndermiş, gördüğünü, göreceksin, görmesin, görmeye, görüyorum, görüşleri, gözümüzle, güzelliği, hâkeza, hakikatlı, hakkaniyeti, haktan, halketmiş, hâlıkını, hapis, harap, hararet, havas, hayrette, haşirde, hendese, herşeye, herşeyin, hiddetle, hilkat, hitaben, hizmete, hücum, hıristiyan, ibarettir, icadı, içimize, içindekiler, ihata, ihbarı, ikincisi, ilham, imaniye, imaniyeden, imaniyeyi, imdat, isbat, istediğini, istikbaldeki, istiyorlar, isyana, itiraza, işaret, işgal, işkence, işlere, iştiyak, kafasını, kafilelerinin, kainatta, kalblerine, kandilleri, kanunları, kardeşi, kardeşlerimin, karışması, karışsı, karıştıran, kaybedecek, kebiri, kebirin, kehribar, kemalâtını, kendilerini, kesretli, komünist, koyan, koyup, kübrayı, kudretine, küfr, küfrü, kulak, külliyat, külliye, kuvvetle, kısmen, kısmı, kıymetini, kıymetsiz, lisanı, lüzumu, maddeten, mahlukları, mahlûktur, makamlara, mâlikim, malûmdur, manen, masnuatı, mağfiret, mağlub, mecbur, mecmuası, medarı, medrese, mehasini, memlekete, menbaı, merhametsizlik, meselâ, mevcudat, mevcut, mevsimlerin, meydanı, meyvesini, mezaristana, mezhebine, milleti, mimsiz, misafirhanesi, misli, muazzam, mucib, muhabbettir, muhakkak, muhaldir, muhammediyenin, muhtacı, muhterem, mukaddestir, mükâfatını, mükerrem, mümkü, münasebetdar, mürşidi, müstehak, naks, nasılki, nefer, nefret, nihayet, numunesi, nurdur, nursîni, nutku, olduğuna, olduğundan, olmadığı, olmaktan, olmamak, olmayı, olmazlar, olsalar, omuzuna, onbeş, onbir, onlardan, oradan, otururken, öyledir, öğrendim, pakistan, palaska, pamuk, papazlara, parçalar, patiska, payidar, peygamberlere, rahatla, rahatı, red, risalesinde, risalesini, rububiyeti, saadetine, sabahı, sahibidir, sahibine, sayan, sayılan, sebebsiz, seciyesi, sekiz, sekizinci, semavattan, semeresi, senâ, sermaye, serpuşunu, servet, seviyesi, sizde, size, sizlerden, sizlere, soruyoruz, söylemiş, söylüyorum, suçludur, süre, süren, suretle, sırra, taarruz, takdim, takdirde, taksim, tanıttırır, tanıyor, tapan, tarafından, tasavvur, taşları, tecavüz, temasları, tenkid, terakki, terkeden, teşhir, tokat, toplansa, uhrevî, ülkesinin, umum, üstadımıza, üstü, vacib, vahy, vazifeler, vazifeni, verdiği, verildi, verilmiş, vermişler, veyahut, yanmak, yapması, yapıyorlar, yarası, yaratanı, yayı, yazdığı, yazılan, yazıldığı, yazını, yedi, yedinci, yeknesak, yerden, yeği, yeğin, yolcuyum, yunan, yüzleri, yıkıyor, yıldızlara, yıldızları, ışık, ışıkları, zahmet, zamanları, zelzele, zeminde, zengini, zerdali, zerrelerin, zira, zülcelal, şahsî, şakirdleri, şapka, şehadetler, şenlendiren, şevk, şevkte, şeye, şeylerle, şeytanları, şeytanı, şirkin

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222