SORU: Risale-i Nurların zengin Osmanlı Türkçesinden uyduruk fakir öz Türkçeye tercüme edilmesine niçin karşıyım?

CEVAP: Kur’an’dan süzülmüş İslamî, imanî gerçeklerle ve hikmetlerle dolu olan bu risalelerin muhterem müellifi sadeleştirmeye razı olmamış, metnin aynen muhafazasını istemiş… Saniyen: Risale-i Nur hizmetlerinin has hizmetkarı ve Üstadın halife, vâris ve vekilleri durumunda olan ağabeyler sadeleştirmeye kesinlikle razı değiller. Risale-i Nurlar İngilizce, Fransızca gibi yabancı dillere, tercüme edilirken yanlış yapılmamak şartıyla çevrilebilir ama Türkçeden Türkçeye çevrilemez. Böyle bir şey merhum Üstad Bediüzzaman hazretlerinin kul hakkını ve vasiyetini çiğnemek olur. O 1960’da vefat etti ama Nur hizmetleri devam ediyor. Bediüzzaman’ın yetiştirdiği has hizmetkar ağabeylerin bir kısmı sağdır. Onların rızası alınmadan, Risalelerin sade ve fakir Türkçeye çevrilmesi hem hukuka, hem ahlaka, hem vefaya, hem de hizmete aykırıdır.

Bu konudaki şahsî nâçiz görüşlerime gelince: Bendeniz İslam ve Kur’an yazısına taraftar, Lâdinî=Latin yazısına muhalif bir Ehl-i Sünnet Müslümanıyım. Zengin Osmanlıcaya dönülmesini isterim. Lisanı Türkçe olan bu ülkede 1920’lerin zengin edebî Türkçesinin hakim olmasını temenni ederim.. Risale-i Nurlar ve gerçek Nur talebeleri bu konuda büyük hizmet etmişlerdir.

Şu anda İslam ve Kur’an yazısını ve zengin edebî Türkçeyi büyük ölçüde gerçek Nurcular ayakta tutmaktadır.
Hiçbir gerçek Nurcu Latin yazısına ve Agop Martayanın uydurduğu arı, duru, sade suya tirit, fakir, öz süfyanî Türkçeye taraftar olamaz.

Biz Müslümanların Türkçesi Ahmed Cevdet Paşa’nın, Ziya Paşa’nın, Namık Kemal’in, Yahya Kemal’in, Mehmed Akif’in ve Bediüzzaman’ın Türkçesidir.

Türkiye kültür coğrafyasında Din-i Mübin-i İslama zengin ve engin Osmanlı lisanı ile hizmet edilebilir.
İslam’ın, Kur’an’ın, Sünnetin, Şeriatın, hikmet-i islamiyenin incelikleri, gavamızı, latifeleri uyduruk öz Türkçe ile ifade edilemez.

Şu anda eski zengin Osmanlıca Türkçesini Risale-i Nurlar ve gerçek Nurcular ayakta tutmaktadır.
Risale-i Nur’un tercümesine bu yüzden karşıyım.

Halis hizmetkar, Üstad hazretlerinin fedakar, ihlaslı, azimli, sebatlı, sabırlı büyük ve değerli talebesi merhum Mustafa Sungur sadeleştirenler için beddua ediyor, elleri ayakları kırılsın diyor.

Üstadın Türkçesinden uyduruk Türkçeye yapılan tercüme iyi niyetli yapıldıysa, hatalıdır.
Yok bu iş kasıtlı olarak yapıldıysa eyvah ki eyvah…

Şu hususu tekrar belirtmek isterim ki, Nur Risaleleri sadece Nurcuların malı değil, Ümmet-i islamiyenin malıdır.

Çünkü bu eserler İslama, İmana, Kur’ana, Sünnete, Şeriata, İslam ahlakına, Ümmete hizmet etmiştir, etmektedir.
Nur Risalelerinin yakın tarihimizde büyük mânevî fütuhatı olmuştur. Yapılan hizmetleri, nail olunan fütühatı inkar etmek vefasızlık ve mürüvvetsizlik olur.

Merhum Üstadın ve has hizmetkar ağabeylerin, Risale-i Nurların Türkçeden Türkçeye tercüme edilemeyeceği konusundaki ısrarlı ve kesin isteklerine saygı gösterilmeli, beddualarından korkulmalıdır.

Soru: Sen bu işlere niçin karışıyorsun?

Cevap: Risale-i Nur Ümmetin malı ve bendeniz de Ümmetin bir ferdi olduğum için…

* (İkinci yazı)
Latin Alfabesi Türk Alfabesi Değildir!

1928’den bu yana kullanageldiğimiz alfabe Türk alfabesi değil, Latin alfabesidir.

Bizim millî elifbamız, bin yıldan fazla kullanmış olduğumuz İslam-Kur’an yazısıdır.

Türklerin tarih boyunca kullanmış oldukları çeşitli millî alfabeleri vardır, 1928’de alfabe devrimi yapanlar samimî olsalardı, bu kadim millî alfabelerden birini almaları gerekirdi. Alfabe devrimi Türkiye’de İslam düşüncesinin, kültürünün, medeniyetinin, eğitiminin, irfanının belini kırmış, büyük bir kopukluğa sebep olmuş, fikir hayatımızı felç etmiştir.
Alfabe devrimi, millî kimlik ve kültürümüze, evrensel insan haklarına ve hürriyetlerine, hukuka, eşitliğe aykırıdır.
Niçin eşitliğe aykırıdır? Lozan ile korunma altına alınmış Rum, Ermeni azınlıklar, Yahudiler, Süryaniler ve diğerleri kendi millî geleneksel yazılarıyla eğitim yapabiliyor, gazete dergi kitap çıkartabiliyor ama Müslüman çoğunluk bin yıllık millî yazısıyla bunları yapamıyor.

İtiraz edecekler, İslam-Kur’an yazısı Arapçadır diyecekler. Evet öyledir ama biz Türkler onu bin yıldan fazla kullanmış, benimsemiş, işlemiş, güzelleştirmiş ve millîleştirmişizdir. Bin küsur yıldan beri yaşadığımız Anadolu coğrafyası nasıl millî yurdumuz ise, yine bin küsur yıldan beri kullandığımız İslam-Kur’an yazısı da millî yazımızdır.

Japonların yazısı Çin kökenlidir ama onlar o yazıyı millîleştirmişler, Japonlaştırmışlardır.

Alfabe değişikliği, devrimi ve kopukluğu halkımızı İslam’dan uzaklaştırmak için yapılmıştır.

Türk dili ve edebiyatı için en uygun alfabe, yazı sistemi hangisidir?

Cevap: İslam ve Kur’an yazısıdır. Kazanlı filolog ve Türkolog Âlimcan Şeref bey, “Harflerimizin Müdaafası” (Bedir Yayınevi, 0216/519 36 18) adlı eserinde bunu ilmen ispat etmiştir.

Bu konuda Darülfünun müderrislerinden (İst. Üniversitesi profesörlerinden) Musevî Avram Galanti’nin “Arabî Harfleri Terakkimize Mâni Değildir” unvanlı kitabı da mütalaa edilmelidir. (Bedir Yayınevi tarafından Osmanlıca orijinali ve Latin yazısına transkripsiyonu birlikte yayınlanmıştır.)

Türk diline ve edebiyatına en uygunsuz alfabe hangisidir?

Cevap: Latin alfabesidir.

Latin alfabesiyle Türkçe, konuşulduğu gibi yazıldığı, yazıldığı gibi okunduğu için zihni ve zekayı körletir, dumura uğratır.
Alfabe ve dili sadeleştirme devrimlerinden sonra zengin, yazılı, edebî, engin Türk lisanı ve edebiyatı çökmüştür.
Bugün öğretilen ve öğrenilen Türkçe birkaç yüz kelimelik sokak, çarşı pazar, iletişim dilidir. Bununla yüksek ilim, irfan, kültür ve sanat yapılamaz.

Bir millet zengin lisanını, zengin edebiyatını yitirirse, maddeten terakki etse bile dejenere ve aliene olur ve sonunda çöker.

Bugünkü Latin yazısı, sokak Türkçesini bile doğru dürüst ifade etmekten acizdir, nerede kaldı ki, Fuzulî’nin Türkçesini ifade edebilsin.

Zengin Türkçede birisi ince, birisi kalın olmak üzere iki (k) vardır.

Fransızcada (k) ve (q) vardır.

Türkçede uzun (a) vardır, kısa (a)… Uzun (e) vardır, kısa (e)… Bugünkü yetersiz, uygunsuz, gayr-i millî alfabe ile bunlar ifade edilemiyor.

Üç yüz kelimelik konuşma Türkçesi için okula gitmeye bile lüzum yoktur. Alfabe, okul, eğitim yazılı zengin edebiyat ve kültür içindir.

Türkiye’yi güçlendirmek, yüceltmek istiyorsak yazılı ve zengin edebî dilimizi kurtarmamız ve yüceltmemiz gerekir.
Sabataycılara ve gayr-i Müslimlere karışmam ama bütün Türkiyeli Müslümanlar İslam-Kur’an alfabesi ve yazısıyla yazılan zengin Türkçeyi öğrenmelidir.

Bu sene liselerde seçmeli Osmanlıca dersleri okutulacakmış. Aileler erkek ve kız evlatlarını bu kurslara mutlaka yazdırmalıdır.

Zengin Türkçeyi yitirirsek dinimizi de doğru dürüst öğrenip anlayamayız.

Üç yüz kelimelik sokak Türkçesiyle derin İslamî tefekkür, kültür ve eğitim olmaz.

Müslüman baba ve anne çocuğuna İngilizce öğretmek için çırpınıyor, para harcıyor, lakin Osmanlıca öğretmeyi düşünmüyor. Bu korkunç ve ölümcül bir gaflettir.

Çarşı pazar Türkçesiyle doğru din eğitimi yapılamaz.

Türkiye Müslümanlarının millî İslam-Kur’an alfabesiyle yazılan zengin Türkçeye dönüş yapması, bu yazı ile gazeteler, dergiler, kitaplar çıkartması, İslam Mektepleri açması gerekir.

Bütün Ehl-i Sünnet ve Cemaat tarikatları, cemaatleri, dernek ve vakıfları, toplulukları Osmanlıca için seferber olmalıdır.
Bu sahada büyük gayret himmet sarf eden Hayrat Vakfı Risale-i Nur cemaatini candan tebrik ve tahsin ediyorum.
Bu konuda gaflet etmek, gevşeklik sergilemek, vazifeleri ihmal etmek kültürel ölümdür.

Evet ölümün kültürel olanı da vardır.

Gökdelenlerin ve dev nemrudî rezidansların gölgesinde…

Lüks, israf, dağınıklık, parçalanmışlık, plansızlık ve programsızlık, beyinsizlik, şuursuzluk, Ümmetsizlik, İmamsızlık, dedelerinin mezar taşlarını okuyamayacak kadar cahillik içinde…

14.09.2013