Risale-i Nurun sadeleştirilmesinden sonra Risale-i Nuru okumayan risale-i nurlar ile yayın yapmayan bazı siteler ve bazı sosyal paylaşım sayfa yöneticileri ve hassaten bu eserleri sahteleştiren ekib ve taraftarları Risale-i Nurun çok hafif bir tabir ile sahteleştirilmesinin gerekliliğine dair bir çok yayınlar yapmaya makaleler hazırlamaya çalışıyor. Bu kişilerin bu sahteleştirme işi başlamadan önce Risale-i Nurlar ile alakalı ilmi bir çalışma yapmadıklarını görmemek mümkün değil.

İşte hal böyle Risale-i Nurları okumayan onlardan uzak kişilerin birtakım çevrelerden duydukları Ustadımız Bediüzzaman r.a.'a ait Risale-i Nurda geçen hakiki mana ve anlamını ancak o ilgili kısımları anlayarak anlaşılabilecek sözler ve nasihatler, hiç oralara müracaat edilmeden Risale-i Nurların sahteleştirilmesine gerekçe gösteriliyor.

Bu sözler dışında bir tane gerekçeleri var ki çocukları bile güldürecek cinsten. Hemde bu sebebe kendileri çok sıkı sarılıyorlar. Çocukları güldürecek cinsten diyorum çünkü aşağıda nakledeceğimiz parçada göreceğiz ki yedi ve sekiz yaşındaki çocukların Risale-i Nurların okunmasında aldığı lezzet ve bu lezzet ve keyfiyet neticesinde o nurlara zarar gelmesin diye gösterdikleri sadakat cayı dikkattir. Aklı olana ve kalbi çürümemişe ders verecektir. Sığındıkları mazaret ise "gençler anlamıyor".

Bilgi
Affınıza mağruren Risale-i Nur'un bu defaki taharriyatında iki kerameti meydana aynen çıkmıştır:

Hapishane içerisinde polis, jandarma ve gardiyanlar müdhiş arama yaparken, o esnada hiç kimse görmeden, yedi sekiz yaşında, hemşiremin mahdumu, mekteb çantasının içerisine Risale-i Nur'un nüshalarını koyarak alıp gitmiştir. Arama, bendenizin odasında idi. Çocuk odaya geldi, odada telaş görünce, odanın bir tarafında ayrıca duran Risale-i Nur'ları çantasına koydu ve içerideki memurların hiçbirisi farkına varmadı, çocuğa da birşey demediler. Fedakâr çocuk doğruca vâlidesine gidiyor.

"Dayımın daima bize okuduğu Risale-i Nur'ları getirdim. Bunları alacaklarmış. Ben onların haberi olmadan, onlar başka mektub, kitab karıştırırlarken aldım, çantama koydum. Bunları iyice bir yere koyunuz, muhafaza ediniz. Ben bunların okunmasını çok seviyorum. Dayım bize bunları okuyordu. O okurken ben başka bir halet kesbediyordum."

diye vâlidesine söylüyor ve mektebine avdet ediyor. Bu sayede Elmas Cevher Nurlar ele geçmemiş oluyor.

Bu keramet değil de nedir? Kur'anî bir mu'cize değildir de nedir? Acaba bu fazilet, acaba bu lezzet, acaba bu Elmas Cevher, hangi te'lifatta vardır ki, bu Elmas Cevher Nurlar, şimdiye kadar hangi zâtın ağzından dökülmüştür? Ben de; hapis değil, bu Elmas Cevher Nurlar için her an, her dakika, her fedakârlığı memnuniyetle kabul ederim. Benden sonra bu Elmas Cevher Nurlar yoluna evlâdım Emin de bütün hayatını sarfetmeye hazırdır.

İşte bu Elmas Cevher Nur'un ikinci kerametini isbat ile, üç yaşından sekiz yaşına kadar akrabalarım ve evlâdım, bu Elmas Cevher Nurlar için fedakârane ve bu yolda hayatlarını hiç düşünmeden feda edeceklerini isbat ederim. Çünki bu Elmas Cevher Nur'u okurken hepsi başıma toplandı. Onları sevdim ve birer çay verdim; bu Elmas Cevher Nur'u okumağa devam ettim. Hepsi birden "Bu nedir? Bu yazı nasıl yazıdır?" sordular. Ben de dedim: "Bu Elmas Cevher Nur'dur!" diye bunlara okumağa başladım. Onuncu Söz'ü okurken saatler geçmiş. Çocuklar merakından, anlayamadıkları zaman hemen bendenize soruyorlardı. Ben de bu Elmas Cevher Nur'u onların anlayabileceği şekilde izah ederken çocukların renkleri, renk renk oluyordu ve güzelleşiyordu. Bendeniz de çocukların yüzüne baktıkça hepsinde ayrı ayrı nurlu Said görüyordum.

Suallerinde "Nur hangisi? Cevher hangisi ve Elmas hangisi?" diye sorduklarında; "Evet Nur, bunu okumaktır. Bak sizde bir güzellik meydana geldi." Onlar da birbirinin yüzüne baktılar, tasdik ettiler. "Ya Elmas nedir? Bu sözleri yazmaktır. O zaman, yani yazdığınız zaman sizin yazılarınız elmas gibi kıymetli olur." Tasdik ettiler. "Ya Cevher nedir? İşte o da bu kitabdan aldığınız imandır." Hepsi birden şehadet getirdiler. Bu sohbette üç dört saat geçmiş, bendeniz farkına varmadım.


İşte Elmas Cevher Nur budur dedim. Tasdik ettiler. Hepsi birden bana bakıyorlardı ve "Bunu kim yazdı?" diyorlardı.


Âciz talebeniz
Şefik


Lem'alar ( 278 )






Bu meseleyi ne ile izah edebilir siniz? Akıl ile kalb ile mi? Hangi hissiyat ile bu meseleyi o sığındığınız anlamıyorlar hususuna giydireceksiniz?

Ve yine cayı dikkat bir meseledir ki bu hususun ve bunun gibi yüzler meselenin geçtiği bir eserle sahteleştirme işine başladılar. Eğer iyi niyetli olsalar akılları kaç köşeli olursa olsun yüzlerce köşeye sahib olamayacağından elbette jetonları düşmez mi? Demek ki bu kadar meseleye rağmen o savunanlardan ziyade bu işi yapanların ne kadar alçak ne kadar zalim ne kadar hain .. oldukları kati ve kesin değilmidir? Değildir diyorsanız bu meselenin bir önceki paragrafına bakalım:




Bilgi
Takva dairesinde bulunan talebe deli de olsa, acaba Risale-i Nur'un ve kıymetli elmasın nurundan ayrılabilir mi? Öyle tahmin ederim ki: Risale-i Nur'un bu âciz talebeniz kadar kerametini, faziletini, lezzetini yiyen, tatlı meyvesinden koparan nadirdir. Hem bu kadar âcizliğim ile beraber, Risale-i Nur'a hizmet edemediğim halde göstermiş olduğunuz teveccühe medyun-u şükranım. Binaenaleyh Risale-i Nur'dan bendeniz değil, hiç bir talebeniz o mübarek elmastan ve lezzetten ayrılamaz.


Lem'alar ( 277 )



Başka söze hacet var mı? İşte bu zalimler bu meseleleri okuyup sahteleştiriyorlar ve sonra olur olmaz sitelerinden sayfalarından kendilerini temize çıkarıp bu hakikatleri gösterenleri fitne ile fesad ile bozgunculuk ile günahkar ile itham ederek lekelemeye meselenin dikkatini başka yöne çeviriyorlar. Bu davranışı yapanlar hani Esad zalim diyorlar ya Esaddan daha zalimler. Esadın hiç yoktan safı ve tavrı babasından beri belli. Ya sizin bu yaptığınız cinayetler ve bu zulme dur diyenleri günahkar ilan etmeniz? Ehli vicdan ve ehli akıl ve ehli kalp eğer iman ediyorsanız hissiyatlarınızı dinleyiniz ve vicdanınız ölmediyse küfre rıza küfür olduğu gibi zulme rıza dahi zulüm olacağından ya zalim olmaktan sıyrılıp bu cinayete sessiz kalmayınız yada zalim olarak bütün amelleriniz zayi olacak hem dünyanızı hem ahiretinizi heba edeceksiniz..

Araştırınız, açın öncelikle Risale-i Nurları okuyunuz hiç olmazsa sadece bir eserini okuyunuz, sonra eğer hissiyatınız ve vicdanınız bu cinayete müsaade ederse "Zarara kendi rızasıyla girene merhamet edilmez" düsturunu hatırlatmamız gerekecektir.

Acaba bu kadar tahrifatı hafif görmek bu meselede hikmetler aramak neyin neticesidir. Yoksa Suriyede bırakın yaşlıları ve kadınları, çocuklar hususan bebekler dahi ölürken, böyle bir fiziki bir cinayet gözümüzün önünde olurken hafta sonlarını piknikte ve plajlarda geçirenlerden ne bekleyebiliriz? Maneviyatta gözleri kör kulakları sağır olmuş ise böyle bir zulme ancak Risale-i Nurlardaki yüksek ve pek azim hakikat ve dualar ile El Kahhardan imdat istemekten başka çaremiz kalmaz..