Ersoy Dede, “7 Şubat devam ediyor” başlıklı, isabetli bir yazı kaleme almış! “Fethullah Gülen gibi kendisini siyasetin dışında gören, (tanımlayan) birinin temsil ettiği hareket, nasıl oluyor da boğazına kadar siyasete batıyor?” diye sorarak, hayatının hatasını yapmış!! Gezi İşgali süresince Hocaefendi’nin, Zaman Gazetesi yazarlarının Başbakan Erdoğan’ı hedefe koyan yazılarından hoşlanıp hoşlanmadığını sormuş! Gereğini yapıp yapmadığını…

Milat Gazetesi yazarı Aslan Değirmenci ise, “Eleştiri yasak… Kendilerini eleştirdiğimizde, karşımıza değişik yapıları sürdüler. Müslümanlar arasında fitneye sebep olmamak için susanlara türlü kulp takmaya başlayarak, istihbarat faaliyetleri yürüttüler. Maskeleri düştükçe küfür ve iftiralara sığındılar. Şimdi bu saldırganlıkla herkese çatıyorlar.(…) Çakma ulusalcıların gözüne girecek kadar ileri adımlar atarken, bukalemunları kıskandıracak derecede renk değiştiriyorlar. Temsil ettikleri yapıları bile etkilerken, bilgi kirliliği ve fitne oluşturmaya başladılar” diye boynunu palaya uzatmış yazısında!

Şimdi ikisini de taşlayan taşlayana…

Ersoy Dede’yi de, Aslan Değirmenci’yi de çok iyi anlıyorum aslında. Hatırlarsanız, ben de üstüne mil çekilip, cennetten kovulanlardan olmuştum “Konu İsrail olunca, Fethullah Gülen neden susuyor?” diye sorduğumda!
Şimdi Kabil muamelesi görme sırası, Ersoy Dede’de, Aslan’da!
Bülent Korucu dilim dilim doğramış bile son yazısında!

“Son zamanlarda yeni bir grup türedi” diyor cemaati eleştirenler için!
“Ellerinde pala, önlerine gelenin haysiyetini biçmeye çalışıp cellâtlık yapıyorlar. Taksim’deki palalı esnaftan daha hızlılar. Hem korktukları da yok; bırakın bir sorgulama veya cezayı, ödül bekliyorlar. ‘Münhal koltuklardan birine oturabilir miyiz?’ heyecanıyla pervasızca sallıyorlar.”

Dersin kalbini yarıp, niyetlerinin koltuk sevdası olduğunu okumuş soru soranların… Cemaatin Gezi stratejilerini eleştirenleri “Özel yetkili tetikçiler” olarak tanımlamış! Eleştirilerin tamamına köktenci bir üslupla, “Kraldan fazla kralcılık” ve “iktidarın gözüne girme yarışı” bakışıyla yaklaşmış!
Cemaat hatadan münezzeh sanki!

“Açık artırma şeklinde giden tetikçiliğin nerede duracağını kestirmek zor” derken, eleştiri getirenlerin tamamını “tetikçi” olarak nitelemekten de kaçınmamış. Örneğin Bülent Korucu’ya göre Ersoy Dede’nin, cemaatin siyasi yöntemlerini etik olarak eleştirirken, Hocaefendi’ye karşı üslupta kusur etmeme gayretinin karşılığı “salağa yatmak!”

“Hocaefendi üzerinden atış yapıyorlar. Güya Fethullah Hocaefendi’yi tenzih ediyormuş gibi yaparak fitnecilerin tezlerini tekrar ediyor” derken, niyetinden adı kadar emin!

Ona göre, cemaatin hikmetinden sual eden, “Arkadaşların suyu bulanmış anlaşılan ama umduklarını yiyebilecekler mi şüpheli”

Ne hazin bir manzara değil mi?
Madem artık adımız çıkmış dokuza! Madem doğru sorduk diye çoktan kovulmuşuz dokuz köyden. Koltuk sevdalısı tetikçiler olarak Hocaefendi’ye, “bizi böyle yargılamaya hakları var mı?” diye sorabiliriz.
Hayır, Bülent Korucu’nun iddia ettiği gibi “salağa yatmak” değil yaptığımız. Samimi hitabımız…

Muhterem Hocaefendi,
Buradan yeniden soruyor ve yanıt istirham ediyorum! Önceki suallerime yanıt alamadığım için bu kez Abese Suresi ile geliyor ve soruyorum! Cemaat kalemlerinin, size her soru sorduğumuzda bizi “tetikçi” diye yaftalamalarına, “koltuk sevdalıları” olarak aşağılamalarına, diyalog zeminini imha etmelerine karşın ne düşünüyorsunuz? İsrail’in Gazze saldırısı konusunda İsrail’i neden hâlâ kınamadınız, kınamıyorsunuz? Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi, size bağlı medya neden Başbakan’ı hedef aldı? Başbakan, kadrolaşmasına müdahale etmediği halde, neden cemaat Başbakan’a bu kadar karşı? İsrail’in hedefe koyduğu, istenmediği bilindiği halde Hakan Fidan neden yıpratıldı? Bu Yahudi komplosu Gezi İşgal’i sürecinde, işgalcilerin ekmeğine yağ süren bu denli keskin bir Başbakan muhalefetinin yeri mi, zamanı mı? Ülkemiz bu denli kritik bir süreçteyken, Başbakan’ı kibirle bencillikle suçlamanın sırası mı? Cemaat kalemlerinin Başbakan’a kılıç çekmelerini nasıl yorumlamalıyız?
Yanıt bekliyoruz. Bizi aydınlatmanızı!
----
“İnsanın en zayıf anı, kendini yenilmez hissettiği andır.”

Yeni Akit Mehtap Yılmaz'ın yazısı