Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

+ Cevap Ver + Yeni Konu aç
Sayfa 1/4 1234 SonSon
31 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.056
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    2 üyeden 2 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Risale-i Nur ile Sadeleştirilmiş arasındaki fark..

    Ahmet EMRE ([Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.])

    'Sadeleştirme' tartışmalarına bir katkı


    Bir süredir özelde Risale-i Nur’a gönül vermiş kitlelerin genelde tüm ülke kamuoyunun gündemini –kanaatimce lüzumsuz yere- meşgul eden bir gündem maddemiz var: “Sadeleştirme”.

    “Yazma Eylemi”ne uzunca bir ara vermişken, “Sadeleştirme” meselesinde, tarihe not düşme, merhum Hulusi Yahyagil’in ifadesiyle; “nazarımda ilim sayılacak her şeyi –eserleri vasıtasıyla- kendisinden öğrendiğim” (1) Üstadıma vefa borcumu ödeme sadedinde birkaç satır yazmak mecburiyeti hâsıl oldu.


    Aşağıdaki satırlarda “Sadeleştirme Tartışmaları Platformu”ndakilerin eksik bıraktıklarını düşündüğüm bir boyutu ele almak niyetindeyim. Şöyle ki; “Sadeleştirilen metinde neler var ve sadeleştirenler bu sadeleştirme işinin üstesinden gelebilmişler mi?” sorularının cevaplarını “1. Lem’a”nın orijinal metni ile sadeleştirilmiş metnini karşılaştırarak bulma amacındayım. Vira Bismillah:


    1.Orijinal eserdeki 1. Lem’anın hemen başında yer alan;

    “Hazret-i Yunus İbn-i Metta Alâ Nebiyyina ve Aleyhissalâtü Vesselâm'ın münacatı…” (2) ifadesinden, söz konusu münacatın hem Yunus (A.S.) hem de Peygamberimizin (A.S.M.) münacatı olduğu anlaşılmaktadır.

    Oysa, sadeleştirilmiş eserde söz konusu ifade;

    “Hazret-i Yunus İbn-i Metta’nın (Alâ Nebiyyina ve Aleyhissalâtü Vesselâm) münacatı…” (3) biçiminde sadeleştirilmiştir ki bu ifadeden yukarıdaki mananın çıkarılamayacağı aşikardır.


    2.Orijinal metindeki

    “en mühim bir vesile-i icabe-i duadır” ifadesi sadeleştirilmiş metinde;

    “duaların kabulüne çok mühim bir vesiledir” şeklinde sadeleştirilmiştir. (4) Oysa, Bediüzzaman “Sözler” isimli eserinde “icabet” ile “kabul etme”nin farklılığını şöyle izah etmektedir (5): “Cevap vermek ayrıdır, kabul etmek ayrıdır. Her dua için cevap vermek var; fakat kabul etmek, hem ayn-ı matlubu vermek Cenab-ı Hakk'ın hikmetine tâbidir.”



    3.Orijinal eserdeki

    “bir melce' olamadığını aynelyakîn gördüğünden” ifadesi sadeleştirilmiş eserde;

    “bir sığınak bulunmadığını bizzat yaşayarak görmüş” biçiminde sadeleştirilmiştir. (6) Oysa “yakîn”in mertebelerini bilenler, “bizzat yaşama”nın “aynelyakîn”i değil “hakkalyakîn”i ifade ettiğini bileceklerdir.(7) Sadeleştirenler “aynelyakîn”in sadeleştirilmiş halini pek benimsememiş olacaklar ki, aynı sayfanın son paragrafında “aynelyakîn”i olduğu gibi kullanma yoluna gitmişlerdir.

    4.Orijinal metindeki

    “Madem insan mahiyetinin camiiyeti itibariyle” ifadesi sadeleştirilmiş metinde;

    “Madem insan mahiyetinin kuşatıcılığı itibarı ile” biçiminde sadeleştirilmiştir.(8) Sözlükte (9); “Toplayıcılık, çok şeylerle alakalılık ve pek ziyade manaları ve şeyleri havi olmak” biçiminde tanımlanan “Camiiyet” kavramını “kuşatıcılık” olarak sadeleştirmek pek isabetli bir tercih olmasa gerek.


    5.Orijinal eserdeki

    “Ve nasıl ki hurdebînî bir mikrobdan korkar” ifadesi sadeleştirilmiş eserde;

    “Gözle görülmeyecek kadar küçük bir mikroptan korktuğu gibi” biçiminde sadeleştirilmiştir.(10) “Hurdebîn” teriminin tam karşılığı dilimizde de yaygın kullanılan “Mikroskop” ve “Hurdebînî” teriminin tam karşılığı ise “Mikroskobik” kelimesi iken, bunun yerine “Gözle görülmeyecek kadar küçük” ifadesinin kullanılması sadeleştirmedeki özensizliği göstermektedir.


    6.Orijinal metindeki

    “ecram-ı ulviyeden zuhur eden kuyruklu yıldızdan dahi korkar” ifadesi sadeleştirilmiş metinde;

    “büyük gök cisimleri arasında görünen bir kuyruklu yıldızdan da korkar” biçiminde sadeleştirilmiştir.(11)

    Sadeleştirmedeki özensizlik burada da görülmektedir. Zira orijinal metindeki “ecram-ı ulviyeden zuhur eden” ifadesinden; kuyruklu yıldızların uzaydaki büyük gök cisimlerinin parçalanması sonucu onlardan kopup fezada yol alan gök cisimleri olduğu anlaşılmaktadır. Oysa sadeleştirilmiş metinde söz konusu ifade “büyük gök cisimleri arasında görünen” olarak sadeleştirilmiştir ki bu ifadenin yukarıdaki orijinal ifadeyle hiçbir alakası bulunmamaktadır.


    7.Orijinal eserdeki

    “umum kâinat onun kabza-i tasarrufunda” ifadesi sadeleştirilmiş eserde;

    “bütün kâinatı idaresinde tutan” biçiminde sadeleştirilmiştir.(12) İnsaf ehline sormak gerek; “tasarruf”un tam karşılığı “idare” midir? Dahası, “kabza” kelimesi sadeleştirilmiş metinde buhar olup uçtu mu?


    8.Orijinal metindeki

    “en gizli hatırat-ı kalbimizi bilecek” ifadesi sadeleştirilmiş metinde;

    “en ince ve gizli hisleri bilir” biçiminde sadeleştirilmiştir.(13) “Hatıra”nın sadeleştirilmiş şeklinin “his” olamayacağını, her iki kavramın birbirinden orijin itibariyle çok farklı kavramlar olduğunu, bu terminolojiye aşina olanlar gibi herhangi bir fert de takdir edecektir.


    9.Buraya kadar sıralanan örnekleri çoğaltmak mümkün;

    “her taraftan ümit kesik bir vaziyette” ifadesi

    “her şeyden ümit kesilmiş bir haldeyken” biçiminde sadeleştirilmiştir.(14) Bir kere, insaf ehline sormak lazım; bu ifadede sadeleştirilmeyi gerektirecek ne var? Dahası “her taraf” ifadesinin karşılığı “her şey” midir? Sadeleştirmedeki özensizliğin somut bir örneği burada da karşımıza çıkmaktadır.


    10.Orijinal metinde geçen

    “sahra”
    ifadesinin karşılığı “ova” mıdır? (15) Hangimizin aklına “sahra” dendiğinde “ova” gelir? “Sahra” kelimesini okuyan bir okuyucunun hayalinde “uçsuz bucaksız bozkırlar”, başka bir okuyucunun hayalinde ise “göz alabildiğine uzanan devasa bir çöl” canlanabilir. Öyleyse, “sahra”yı “ova”ya hapsederek hayale niye pranga vuralım?


    11.Anlaşılmadığı düşünülen

    “sırr-ı Kur’an”
    ve “terbiye-yi Furkaniye” terkiplerini “Kur’an sırrı” ve “Furkanî terbiye” şeklinde sadeleştirdiğimizde (16) bu terkipler anlaşılmış mı olmaktadır?


    12.Orijinal metinde geçen

    “sergerdan” kelimesinin karşılığı “başı dönen”;(17)

    “ünsiyet ve tenezzüh”
    ifadelerininkarşılığı“dost varlıklar arasında bir gezinti”(18) midir?


    13.Son olarak “Nur-u tevhid” ve “sırr-ı ehadiyet” terkiplerini “tevhid nuru” v e “ehadiyet sırrı” biçiminde sadeleştirip, “Vacib-ül Vücud” terkibine dokunmayınca,(19) “sadeleştirme” amacına ulaşmış ve orijinal metin anlaşılır hale gelmiş midir?


    Elhasıl, kanaat-i âcizânem; “Sadeleştirilmiş Lem’alar” kitabı, ehliyetsiz ellerden çıkmış, eserin “ruh-u asli”sini rencide eden, ilk defa okuyacakların yanlış ve eksik malumat sahibi olmalarına neden olacak ve orijinal esere ayine olmaktan uzak bir varakparedir, vesselam.



    DİPNOTLAR:

    1-Barla Lahikası, İstanbul: Envar Neşriyat, s. 28.
    2-Lem’alar, İstanbul: Envar Neşriyat, s. 5.
    3-Lem’alar, (Sadeleştirilmiş Metin), İstanbul: Ufuk Yayınları, 2011, s. 25.
    4-Lem’alar, s. 5; Lem’alar, (Sadeleştirilmiş Metin), s. 25.
    5-Sözler, İstanbul: Envar Neşriyat, s. 317.
    6-Lem’alar, s. 6; Lem’alar, (Sadeleştirilmiş Metin), s. 26.
    7-“Yakîn”in mertebeleri için bakınız: Abdullah YEĞİN, Yeni Lügat, İstanbul: Hizmet Vakfı Yayınları, 1997, ss. 769-770.
    8-Lem’alar, s. 7; Lem’alar, (Sadeleştirilmiş Metin), s. 27.
    9-Yeğin, Yeni Lügat, s. 74

    10-Lem’alar, s. 7; Lem’alar, (Sadeleştirilmiş Metin), s. 27.
    11-Lem’alar, s. 7; Lem’alar, (Sadeleştirilmiş Metin), s. 27.
    12-Lem’alar, s. 7; Lem’alar, (Sadeleştirilmiş Metin), s. 28.
    13-Lem’alar, s. 6; Lem’alar, (Sadeleştirilmiş Metin), s. 26.
    14-Lem’alar, s. 5; Lem’alar, (Sadeleştirilmiş Metin), s. 25.
    15-Lem’alar, s. 6; Lem’alar, (Sadeleştirilmiş Metin), s. 26.
    16-Lem’alar, s. 7; Lem’alar, (Sadeleştirilmiş Metin), s. 27.
    17-Lem’alar, s. 6; Lem’alar, (Sadeleştirilmiş Metin), s. 26.
    18-Lem’alar, s. 7; Lem’alar, (Sadeleştirilmiş Metin), s. 27.
    19-Lem’alar, s. 6; Lem’alar, (Sadeleştirilmiş Metin), ss. 26,27.

    Benzer Konular
    Risale-i Nur Hizmeti ile Hizmet Hareketi arasındaki fark
    Risale-i Nur Hizmeti ile Hizmet Hareketi arasındaki fark Risale-i Nur Hizmeti ile Hizmet Hareketi arasındaki fark Mürsel açık açık yazdı Devamı İçin Tıklayınız... Devami...
    Sadeleştirilmiş Risale-i Nur'a bandrol verilmesin
    Sadeleştirilmiş Risale-i Nur'a bandrol verilmesin Sadeleştirilmiş Risale-i Nur'a bandrol verilmesin Asya avukatı Kadir Akbaş, bandrol uygulamasını yorumladı Devamı İçin Tıklayınız... Devami...
    Sadeleştirilmiş Risale-i Nurlar piyasadan çekilmeli
    Sadeleştirilmiş Risale-i Nurlar piyasadan çekilmeli Sadeleştirilmiş Risale-i Nurlar piyasadan çekilmeli Gazete yazarı Mehmet Şevket Eygi: Sadeleştirenler tokat yediler Devamı İçin Tıklayınız... Devam
    Risale-i Nur Çerçevesinde Nübüvvet ve Felsefe Arasındaki Fark Nedir?
    Risale-i Nur Çerçevesinde Nübüvvet ve Felsefe Arasındaki Fark Nedir? Risale-i Nur Çerçevesinde Nübüvvet ve Felsefe Arasındaki Fark Nedir? Devami...
    Risale-i Nur Çerçevesinde Nübüvvet ve Felsefe Arasındaki Fark Nedir?
    Risale-i Nur Çerçevesinde Nübüvvet ve Felsefe Arasındaki Fark Nedir? Risale-i Nur Çerçevesinde Nübüvvet ve Felsefe Arasındaki Fark Nedir? Devami...
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  2. #2
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.056
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Orjinal Risale-i Nur ile sadenin arasındaki fark..

    Sadeleştirme değil, tahrib!



    Risâle-i Nurlar’ın dilini muhâfazanın ehemmiyetine dâir kaç yazı yazdığımı, kaç yerde bağrına alevden bir mızrak saplanmış gibi, haykırış ve yalvarışlarla Nurlar’ın diline dokunmanın Nurlara dokunmak olduğunu anlatmaya çalıştığımı, hatırlamıyorum. Bu hayatî bahse, tekrardan ictinâb düşüncesi ile –hiç değilse şimdilik- dönmek istemiyorum. Bu uzunca tedkîkâtın maksadı, sadeleştirilerek neşredildiği müjdelenen Lem’alar’ın sebebiyet verdiği elîm neticeyi âmme efkârına ve târihin alnına sökülmesi imkânsız bir şekilde çakmaktır.

    Mühim ve büyük bir eser vermeye azmedenlerin bütün dikkat ve gayretlerini eserin mukaddemâtında teşhir ve sarfettikleri, bedihidir. İlerleyen safhalarda dikkat dağılır, şevk kaybolur, sabır zayıflar, bıkkınlık baş gösterir. Kısacası her san’atkâr eserine şevk, gayret ve dikkatle başlar; ama bunu çoğu zaman sonuna kadar korumaya muvaffak olamaz. Onun için eserin başlarındaki bedîîlik ileri safhalarda sönükleşir ve kaybolmaya yüz tutar.

    Bu hakikatten hareketle, sadeleştirilmiş Lem’alar’ın en mükemmel kısmı olması tabiî olan “Birinci Lem’a”sından başladık. Ama ondan da önce eserin ismine baktık. Sadeleştirilen eser “Lem’alar” diye neşredilmiş…

    Bu işi yapanlardan beklediğimiz asgarî dürüstlük ve samimiyet, sadeleştirilmeye dâir kitabın ön kapağına bir ibâre koymaları olurdu. “Risâle-i Nur Külliyatı’ndan –sadeleştirilmiş- Lem’alar” gibi küçücük bir dürüstlük alâmeti kâfi gelirdi. Ama daha da doğrusu, “anlamıyorlar” dedikleri gençler için soyundukları bu akîm ve abes teşebbüse kitabın ismini de dâhil etmeleri olurdu. Anlamıyor, dedikleri gençliğin “Risâle”, “külliyat” ve “lem’a” mefhumlarını anladıkları kabulü ile başlarsanız dâvâyı baştan kaybedersiniz. Ama zararı yok, belki basit bir dalgınlık eseridir deyip devam edelim.


    Birinci Lem’a’nın besmele ile başlayan mukaddemesinin besmelesini kâfi görmeyip büyük bir eksiklik veya Bediüzzaman’ın gafleti olarak telâkki etmiş olmalılar ki, aslında olmayan bir besmele ilâvesi ile metne giriş yapmışlar. Yersiz ve haksız tartışmaların önünü kesmek için asıl metin ile tercüme metni cümle cümle iktibas ve tahlil ile devam edeceğiz. İşte Birinci Cümle:

    Asıl: “Hazret-i Yunus İbn-i Metta Alâ Nebiyyina ve Aleyhissalâtü Vesselâm’ın münacatı, en azîm bir münacattır ve en mühim bir vesile-i icabe-i duadır.”


    Sadeleştirilmiş: “Hazreti Yunus İbni Metta’nın (alâ Nebiyyinâ ve aleyhiselâtü vesselam) münücatı, çok büyük bir yakarış ve duaların kabulüne çok mühim bir vesiledir.”


    Sadeleştirme sevdalısı kardeşlerimizin göz yaşartıcı iddiası, genç nesillerin Üstad’ın dilini anlamamalarının sebebiyet verdiği büyük kaybı telâfi etmektir. Dolayısı ile beklediğimiz ilk şey, şefkat ve merhamet kahramanı kardeşlerimizin aslî iddiaları istikametinde davranıp gençlerin anlamayacağı bütün kelimeleri bu günkü sefil ve murdar dile çevirmeleridir. Ama öyle yapmamışlar. Hadi genç nesillerin “Hazret” kelimesini bir şekilde anlayabileceklerine hükmedelim, ama “İbn-i Mett┠da olduğu yerde duruyor. Yâni inkılâbların hışmına uğramış, dilleri kuş diline çevrilmiş bu gençlerin, “İbni Mettâ”nın ne olduğunu bildiklerine inanmamız mı gerekiyor? Sadeleştirme iddiasının samimiyeti en azından “ibn”in oğul, “Mettâ”ın da Hazreti Yunus’un annesinin ismi olduğu tasrihâtını gerektirirdi. Onu da geçtik, hiç değilse “Mettâ’ın oğlu” diye sadeleştirmeleri gerekmez miydi?..

    Cümledeki birinci “münacat”a dokunmayıp ikincisini “yakarış” diye sadeleştirmenin mantığını anlaşılan sormadan anlayamayacağız. Kardeşlerimizin bildiği mühim bir sır vardır deyip geçelim ama “en azîm”i, “çok büyük” diye sadeleştirmelerine ne diyeceğiz? Mâdem “ibn” gibi çok daha meçhulleri olması gereken bir kelimeyi bildiklerine hükmetiniz, bırakınız “azîm”i de bilsin veya öğrensinler. Yok, şefkat ve merhametiniz bu gençlerin ilim tahsilinde gayret sarfetmelerine râzı değilse “en azîm”in “çok büyük” değil, “en büyük” olduğunu bari söyleseydiniz. Yanlış öğretmekteki maksadınızı doğrusu anlayamadık.

    Sonra “vesile-i icabe-i dua” “duaların kabulüne çok mühim bir vesile” demek midir? “İcab” ile “kabul” arasındaki büyük farkı katleden bu fütursuzluğu hoş görebilir miyiz?..




    Hüseyin Yılmaz
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  3. #3
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.056
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Orjinal Risale-i Nur ile sadenin arasındaki fark..

    Asıl: “Hazret-i Yunus Aleyhisselâm’ın kıssa-i meşhuresinin hülâsası: Denize atılmış, büyük bir balık onu yutmuş.”


    Sadeleştirilmiş: Onun meşhur kıssasının özeti: Hazreti Yunus (aleyhisselam) denize atılmış ve büyük bir balık onu yutmuş.”


    Cümlenin yapısı ile oynayıp “Hazreti Yunus”u kaldırıp “Onun” diye ifâde etmekte nasıl bir maslahat olabilir? Bunun sadeleştirme ile ne alâkası var?


    “Kıssa” kelimesini, “anlamazlar” dediğiniz gençler biliyorlarsa yapmak istediğiniz nedir. Bilmiyorlarsa niçin iğrenç bir “olay” veya hiç değilse “hikâye” ile sadeleştirmediniz?



    Hüseyin Yılmaz
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  4. #4
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.056
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Orjinal Risale-i Nur ile sadenin arasındaki fark..

    Asıl: “Deniz fırtınalı ve gece dağdağalı ve karanlık ve her taraftan ümid kesik bir vaziyette (…..) münacatı, ona sür’aten vasıta-i necat olmuştur.”


    Sadeleştirilmiş: “Deniz fırtınalı, gece dehşet verici ve karanlık, her şeyden ümit kesilmiş bir haldeyken (……) yakarışı, ona süratle kurtuluş vasıtası olmuştur.


    Çok daha eski ve çok daha az kullanılan kelimelere dokunmayıp “vaziyet”i “hal” ile değiştirmek sadeleştirmek midir? “Lem’a, ibn, kıssa” gibi mefhumları bildikleri farzedilen gençeler “vaziyet”i bilmiyor olabilirler mi? Sonra “dağdağalı” “dehşet verici” demek midir? Zahmet edip bir lügata da mı bakamadınız? Lügatlerin aşağı yukarı mefhuma verdikleri karşılık şöyle: “Gürültü patırtı, karışıklık, kararsızlık, ızdırab..” Peki fütursuzca verdiğiniz karşılık nerede? Kıssanın tasvirinden hareketle “dağdağa”ya “dehşet verici” demek gençlere yardım etmek midir?



    Hüseyin YILMAZ
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  5. #5
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.056
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Orjinal Risale-i Nur ile sadenin arasındaki fark..

    Asıl: “Şu münacatın sırr-ı azîmi şudur ki:”


    Sadeleştirilmişi: “Bu yakarışın büyük sırrı şudur:”

    Hadi, “münacat”ı ecnebî telâkki ediyorsunuz; “dua” da mı yabancıdır, “yalvarma” da mı anlaşılmazdır ki onlardan geçip “yakarış” gibi tuhaf bir kelimeyi sade diye ortaya koyuyorsunuz? Sonra Üstad’ın cümle yapısı ile oynayarak rüçhaniyet mi kazanıyorsunuz? Bu tatsız tuzsuz cümlelerle Bediüzzaman’ın üstünde bir mevki ihraz ettiğinizi mi sanıyorsunuz?


    Hüseyin YILMAZ
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  6. #6
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.056
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Orjinal Risale-i Nur ile sadenin arasındaki fark..

    Asıl: “O vaziyette esbâb bilkülliye sukut etti.”


    Sadeleştirilmiş: “O vaziyette sebebler tamamen âciz kalmıştı.”

    Az önce “vaziyet”i “hal” diye sadeleştirip gençlerinize büyük bir lütufda bulunmuşken niçin dönüp “vaziyet”te karar kıldınız ? Diyelim ki, gençleriniz çok zekiler ve tek seferde “vaziyet”in “hal” demek olduğunu bir daha unutmamak üzere öğrenip hıfzettiler. El insaf be kardeşim, o zaman bu zeki gençlerin ihtiyacı bu hiçbir metoda dayanmayan “sadeleştirme” değil iyisinden bir lügat tavsiye etmektir. Yoksa maksadınız başka da biz mi anlamıyoruz?

    “Sukut etti”yi “âciz kalmıştı” diye sadeleştirirken hiç mi tereddüd etmediniz? “Sukut etme”nin “âciz kalmak” demek olduğundan emin misiniz? Bir lügat karıştırmak da mı aklınıza gelmedi?

    Sonra Üstad hangi zamanı kullanacağını size sormadığı için intikam mı alıyorsunuz ki, şimdiki hal ile ifâde ettiğini “etti”, geçmiş zaman “kalmıştı” ile değiştiriyorsunuz?. Bu selâhiyeti nereden ve kimden alıyorsunuz? Şu bir kaç satırlık metninizde bile bu işin asla va asla ehli olmadığınız güneş gibi ortada iken bu teşebbüs cür’etini nereden alıyorsunuz? Sadece “câhil cesur olur” hakîkatini hatırlamakla teselli bulabilir miyiz, yoksa başka şeyler mi hükümfermâ?


    Hüseyin YILMAZ
    Yazar : Risale Forum
    Konu Huseyni tarafından (04-05-2013 Saat 17:16 ) değiştirilmiştir.

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  7. #7
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.056
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Orjinal Risale-i Nur ile sadenin arasındaki fark..

    Asıl: “Çünki o halde ona necat verecek öyle bir zât lâzım ki; hükmü hem balığa, hem denize, hem geceye, hem cevv-i semaya geçebilsin. Çünki onun aleyhinde “gece, deniz ve hut” ittifak etmişler. Bu üçünü birden emrine müsahhar eden bir zât onu sahil-i selâmete çıkarabilir. Eğer bütün halk onun hizmetkârı ve yardımcısı olsa idiler, yine beş para faideleri olmazdı.”


    Sadeleştirilmiş: “Onu bu halden kurtaracak öyle bir Zât olmalıydı ki, hükmü hem balığa hem denize, hem geceye, hem de gökyüzne geçsin. Çünkü “gece, deniz ve balık” Hazreti Yunus’un aleyhinde birleşmişti. Ancak bu üçüne birden sözü geçen bir Zât onu kurtuluş sahiline çıkarabilirdi. Bütün insanlar onun hizmetkârı ve yardımcısı olsalar bile beş paralık faydaları dokunmazdı.”


    Üstâd’ın muhteşem, mutantan ve tefekküre kanatlandıran üslûbunu bozmakta nasıl bir maslahat gördünüz ki, sadeleştirme ihtiyacı duymadığınız yerde bile metnin derisini yüzüyor, kaşını gözünü parçalayıp tanınmaz hale getiriyorsunuz? Hiç mi aklınıza gelmiyor ki, bu fütürsuzca yaptığınız tahribkârlık Üstad’a Denizli veya Eskişehir hapisphanesinin işkenceli hayatından daha büyük acılar vermektedir? Yoksa ölmeyi câmidleşmek mi sanıyorsunuz?..


    Peki “emre musahhar”, “sözü geçmek” kadar cılız, sönük ve zayıf mıdır? Emre musahhar olan bütünüyle sizin irâdenize bağlıdır, ne emrederseniz onu yapar, nasıl isterseniz öyle hareket eder. “Sözü geçmek” bu kat’iyyeti taşıyor mu? Benim de sözüm oğluma geçiyor, ama emrime musahhar değildir. Sizin de eşlerinize muhtemelen sözünüz geçiyordur, ama emrinize musahhar olduklarını söyleyebilir misiniz?..


    Hüseyin YILMAZ
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  8. #8
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.056
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Orjinal Risale-i Nur ile sadenin arasındaki fark..

    Asıl: “Müsebbib-ül Esbâb’dan başka bir melce’ olamadığını aynelyakîn gördüğünden, sırr-ı ehadiyet, nur-u tevhid içinde inkişaf ettiği için şu münacat birdenbire geceyi, denizi ve hutu müsahhar etmiştir.”


    Sadeleştirilmiş: “Hazreti Yunus, bütün sebeblerin gerçek sahibi ve yaratıcısı olan Cena-ı Hak’tan başka bir sığınak bulunmadığını bizzat yaşayarak görmüş, tevhid nuru içinde ehadiyet sırrı açığa çıkmış ve bu yakarış birden bire geceyi, denizi ve balığı ona boyun eğdirmiş.”


    “İltica, mülteci” kelimeleri günlük hayatta yaşarken âile efradından “melce”i ademe mahkûm etmek, irfân fukaralığını teşvik etmek değilse, nedir?. . Temel hareket noktasını teşkil eden “anlamıyorlar” iddiasını doğru kabul edeceksek “tevhid” ile “ehadiyet”i de sadeleştirmeniz gerekmiyor mu? Yoksa genç nesiller, tuhaf bir şekilde daha zor ve daha eski mefhumları biliyorlar da, daha basitlerini mi bir türlü öğrenemiyorlar?..

    Sonra “aynelyakîn”in lügatlerdeki müşterek mânâsı “gözle görmek”tir. Evet, gözle görmek de yaşamanın bir cüz’üdür ama daha doğrudan mânâdan sarfı nazar ile umumiye kaçış tedkik ve dikkatin önünü kesmekten başka neye hizmet eder?

    Ve bir kaç satır öncesinde “emre musahhariyet”e “söz geçirmek” gibi cılız bir mânâ vermişken, tahşidât ve tahsisatsız “musaharriyet”ı niçin “boyun eğdirmek” olarak ifâde ediyorsunuz? Mufhumlardaki muayyeniyeti göz ardı ederek yapılan sadeleştirmeden doğru dersler çıkarmak kabil mi?


    Hüseyin YILMAZ
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  9. #9
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.056
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Orjinal Risale-i Nur ile sadenin arasındaki fark..

    Asıl: “O nur-u tevhid ile hutun karnını bir taht-el bahr gemisi hükmüne getirip ve zelzeleli dağ-vari emvac dehşeti içinde; denizi, o nur-u tevhid ile emniyetli bir sahra, bir meydan-ı cevelan ve tenezzühgâhı olarak o nur ile sema yüzünü bulutlardan süpürüp, Kamer’i bir lâmba gibi başı üstünde bulundurdu.”


    Sadeleştirilmiş: “O tevhid nuru ile Cenab-ı Hak balığın karnını bir denizaltı hükmüne geçirmiş, dağ gibi yükselen dalgaların dehşeti içinde denizi emniyetli bir ova ve üzerinde gezilen bir meydan kılmış. O nur ile gökyüzünden bulutları süpürüp ayı bir lamba gibi Hazreti Yunus’un başının üstüne yerleştirmiş.”



    “Zelzeleli” kelimesini niye yediniz? “Zelzeleli dağ-vari emvac”, “dağ gibi yükselen dalga” gibi ruhsuz, kuru ve sıradan mıdır? İki ifâdenin zihinde uyandırdığı tasavuratın şiddet ve cesameti aynı mı? Muhayyilenin bu iki ifâdeden hissesinin müsavi olduğuna emin misiniz? Tahayyül etmek çok mu zor geldi?

    “Meydan-ı cevelan ve tenezzühgâh”ın; gezinti meydanı; dinlenme, gam ve keder giderme diyârı olarak hayâle uçsuz bucaksız yemyeşil yayla ve ovaları getiren; kulağa bin türlü kuş cıvıltıları ve su şırıltılarını işittiren zengin ve hayatdâr mânâsını “üzerinde gezilen bir meydan” diyerek kurutup öldürmekten hiç mi korkmadınız?


    Cümlenin detayları da içinden çıkılmaz vaziyette ama daha fazlası ile okuyucuyu ızdıraba sevketmeyelim.


    Hüseyin YILMAZ
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  10. #10
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.056
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Orjinal Risale-i Nur ile sadenin arasındaki fark..

    Asıl: “Her taraftan onu tehdid ve tazyik eden o mahlukat, her cihette ona dostluk yüzünü gösterdiler. Tâ sahil-i selâmete çıktı, şecere-i yaktîn altında o lütf-u Rabbanîyi müşahede etti.”


    Sadeleştirilmiş: “Her taraftan kendisini tehdit ve rahatsız eden varlıkların dost yüzlerini ona göstermiş. Ve Hazreti Yunus selâmetle sahile çıkıp yaktin ağacı altında o Rabbanî lütufları görmüş.”


    Zaman ile oynanmış olması başından beri neye hizmet ettiği anlaşılmayan bir fütursuzluk, aynıyla devam ediyor. “Her cihette ona dostluk yüzünü gösterdiler.” i, “varlıkların dost yüzlerini ona göstermiş” olarak katletmek kasdî bir cinâyet değilse, şuursuzca bir cinnettir. Üstad’ın ifâdesindeki “her cihet” varlıkların her cihetle dost olduklarını idrak etmeyi anlatır. Yerine ikâme edilen ise o an sadece dost yüzlerinin göründüğünü ifâde ile zihinde düşman yüzlerinin varlığını da bâki tutar.


    Mevzuun başlarında “sahil-i selâmet”i “kurtuluş sahili” olarak müjdelemiştiniz!. Şimdi ise sadece terkibin yapısını bozarak “sahil ve selâmet”i aynıyla kullanıyorsunuz. Mâdem tek seferde gençleriniz öğrenecek kadar zeki idiler ne olurdu bir sefer lügata baksalardı?..


    Hüseyin YILMAZ
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222