Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

+ Cevap Ver + Yeni Konu aç
Sayfa 1/7 12345 ... SonSon
69 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.052
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    6 üyeden 6 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Risale-i Nur'u tahrif edenlere..

    Bismillahirrahmanirrahim.

    Sadeleştirme hezeyanına malesef ki bir ikincisinin eklenmesi gündemde. Ne var ki bu işi yapanlar gerek Üstad Hazretleri'nin Risale-i Nurdaki beyanlarını, gerekse varislerinin, hayattaki talebelerinin yaptığı beyanları anlamamakta ısrarcı davranıyorlar. Bu nasıl bir zihniyet, nasıl bir cesaret, nasıl bir rahatlık anlamak zor. Tek bahaneleri şimdinin gençleri 30-40 sene önceki eserleri bile anlamıyormuş gibi sudan bahaneler. Peki o zaman bizim bildiğimiz ve gittiğimiz nur dersanelerinde sürekli risale dersi yapan, anlayan ve anlatan gençlerin, sizin bahsettiğiniz gençlerle ne gibi farklılıkları vardır ?

    Üstad Hazretleri bir talebesine, izah halinde, sadeleştirilmiş halde yazma isteğine binaen, "altına da kendi ismini yazarsın" mealinde söylemesine rağmen, siz neden sadeleştirdiğiniz eserin altına imzanızı atmıyorsunuz ? Benim aklıma bi sebeb geliyor tabi. Mesela altına sadeleştiren kişinin imzası konulsa, eserin ismi de Lem'alar değilde "parıltılar" olsa, ya da Sözler değil de "sözlerim" olsa herhalde tahmin ettiğiniz ilgiyi ve umduğunuz talebi bulamayacaksınız. E madem sadeleştiriyorsunuz, her yerini sadeleştirin. Ve üstüne Lem'alar, Sözler, altına da Bediüzzaman yazıp, Onun asla tasvip etmediği birşeyi yapmayın.


    Risale-i Nurları sadeleştirmek;

    En başta eser sahibine ihanettir, çünkü O r.a. bunu tasvip etmiyor. O yetkiyi de kimseye vermemiş.

    Varislerine ihanettir, çünkü onlar da tasvip etmiyor.

    O nurlu cümleleri, sönük ve ruhsuz cümleler yığınına çevirmektir. Vesair..


    En mühimi de bu cemaatin uhuvvet anlayışını sui istimal ediyorsunuz. Nur camiasının mülayimliğinden fazlasıyla istifade ediyorsunuz.

    Ve yapılan iş açık bir şekilde kul hakkına girmektir. Eseri yazan siz değilsiniz, yazarken çekilen zahmetleri siz çekmediniz, ödenen bedellerde bir katkınız yok, sürgün yaşamadınız, asılma tehlikesi yaşamadınız, hapislerde, zindanlarda çürümediniz. Daha bunlar gibi, çekilen binlerce sıkıntı ve musibetlere ortak olmadınız. Şimdi oturduğunuz yerden, hangi hakla, hangi ruhsata binaen, onca zahmetle, en hatarlı dönemlerden, geceleri uykusunu feda eden, malını mülkünü feda eden, mevkiini makamını feda eden, dünyasını feda eden, hatta ahiretini feda eden insanların emekleriyle, zahmetleriyle bugünlere taşınmış eserleri, tahrif edip bozuyorsunuz ?

    O kadar insanın hakkını hukunu ödemeye cesaretiniz var mı ? Mashşerde karşı karşıya gelmekten korkmuyor musunuz ? bu hakları çiğnerken vicdanınız sızlamıyor mu ?

    Çanakkale imanın zaferiydi, baktılar karşımızdaki insan gücünden ziyade imanın gücüdür. Durumu anladılar, taktik değiştirdiler, imana saldırdılar. Kur'anı elimizden alıp, mealiyle yarım yamalak, fitne fesatlı bilgileriyle, dinimizi hurafeye çevirip, emellerine kavuştular bir nebze. Anladılar ki, müslümanı yenmek için büyük bir orduyla değil, birkaç bozguncuyla cepheye çıkmak lazım.

    Sonra 28 Şubat ve diğer darbe dönemlerinde başörtüsü ve dini sembollerin önüne set kurmaya çalıştılar, engelleme çabasına girdiler. İkna odaları, tehditler, okuma hakkını elinden alma gibi yolları denediler. Mukabilinde büyük bir tepki ile karşılaştılar. Anladılar ki bu iş zorla olmıyacak. Moda derken, şal, derken, pantolon, makyaj vs. derken bugün herkesin malumu olan ucube bir tesettür tipine soktular nisaları. (Öyle olmayanları tenzih ederiz.) Böyle bir işi başarmak için, rektörün, siyasetçinin, darbenin ve diğer baskıcı unsurların çözüm olmadığını gördüler. Öyle bir orduya bedel, moda reklamlarıyla, dizilere çıkardıkları model tesettürlülerle, tesettür içinde tesettürsüz cicili bicili görüntülerle, işi bugünkü boyutlarına getirdiler. Demekki zor değilmiş. Tesettürün karşısında olanlar neredeyse tesettürü emredecek hale geldiler.

    Bugün aynı şey Risale-i Nurlar üzerinde deneniyor. Yıllarca o kadar zulüm, baskı, tehditlere rağmen bu hizmeti durduramadılar ve bu şekilde durduramayacaklarını anladılar. En nihayetinde masumane görüntü altında, sadeleştirme meselesi çıktı karşımıza. Eğer siz bu işi masumane yapıyorsanız, bundan zevk alan yılanların çirkin arzularına hizmet etmekte olduğunuz defalarca bildirildiği halde, bu işten vazgeçmeniz gerekmez mi ? Yoksa bilinçli bir şekilde mi işi bozgunculuk ve tahrif olanlara yardım etmektesiniz ?

    İster bilerek, ister bilmeyerek yapın (ki bunun mazereti yok, çünkü defalarca uyarıldınız) , tahrif için çalışan kalemlerinizi Allaha havale ediyoruz..

    İnşaallah hiçbir ücret ödemeden malum kitaplardan temin edebilirsem, onların aslından ne kadar uzak olduğunu, Risale-i Nurla alakası olmadığını örnekleriyle, Cenab-ı Mevlam nasib ederse, elimden geldiğince burada paylaşmaya çalışacağım.

    Allah yardımcımız olsun, hakkı hak bilenlerden, batılı da batıl bilenlerden eylesin cümlemizi, amin.

    Benzer Konular
    F.Gülen'in talimatıyla Risale-i Nur'u tahrif ettiler
    F.Gülen'in talimatıyla Risale-i Nur'u tahrif ettiler F.Gülen'in talimatıyla Risale-i Nur'u tahrif ettiler FETÖ?nün polis imamı Risale-i Nur?u tahrif eden yayınevinin müdürü çıktı Devami...
    ifadesi var ki; kesinlikle tahrif olmuştur. Üstad tahrif edilen yerden niye almış ola
    ifadesi var ki; kesinlikle tahrif olmuştur. Üstad tahrif edilen yerden niye almış ola Devami...
    Risale-i Nur Tahrif Edildi Yalanı
    Risale-i Nur Tahrif Edildi Yalanı Risale Haber'den Abdurrahman Iraz'ın verdiği bilgiye göre, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yayınevlerine verdiği Risale-i Nur izninde tahrifat yapıldığı iddiaları Bediüzzaman Hazretlerinin talebeleri tarafından yalanlandı.
    Risale-i Nur'u sadeleştirmeden önce de tahrif etmişlerdi!
    Risale-i Nur'u sadeleştirmeden önce de tahrif etmişlerdi! Risale-i Nur'u sadeleştirmeden önce de tahrif etmişlerdi! Risale-i Nurlarla ilgili araştırma kitaplarıyla bilinen İttihad Yayınları'nın Genel Müdürü Mesut Zeybek konuştu Nur talebelerince önemli başvuru kaynakları
    Risale-i Nur'un Tahrif Edildiği İftirasına Cevaplar 2
    Risale-i Nur'un Tahrif Edildiği İftirasına Cevaplar 2 Nüsha Farkları; Risale-i Nur Devami...
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  2. #2
    kenz-i mahfi çevrimdışı Sorumlu
    Sorumlu
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2012
    Mesajlar Mesajlar
    811
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 128 + 6605


    3 üyeden 3 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Risale-i Nur'u tahrif edenlere..

    Hüseyni Kardeşim Allah razı olsun, bu konuya kesinlikle duyarsız kalmamak lazım. Ali İhsan ağabeyin dediği gibi eli kalem tutan herkesin bu konuda yazması lazım. Bu yapılan hata Risalelere karşı büyük bir tecavüzdür...

    En önce insanın aklına bu konuyu okuduktan sonra şöyle bir soru geliyor? Bu kadar ihtar, ikaz ve şiddetli itirazlara rağmen niçin bu yolda gidiliyor? Evet gerçekten anlamak mümkün değil, çünkü bunu yapanlar hariçten değil dahilden... Acaba öyle mi? Evet zahiren dahilden fakat enaniyetleri okşanmış dahilde bir kaç akılsızın, hariçtekilerin oyununa gelmesinden kaynaklanmaktadır.

    Buna dair hazırlayacağım bir yazıyı yakında sunacağım.

    Gel gelelim niçin bu kadar ısrarcı olduklarına... Evet burası ehemmiyetle dikkat-i nazara alınması gerekir. Çünkü bu işi koordine eden yani üstlenen şahsın manevi rütbesinden dolayıdır. Bütün mesuliyeti üzerine almıştır. Bildiğimiz gibi bu şahıs ABD'de yaşamaktadır. Mustafa Sungur Ağabey, bu şahsın başta hizmetine taraftar gözüyle bakmakta iken, bu menhus işe girişmesinden sonra bu taraftarlığından vazgeçmiş olduğu bilinmektedir. Ne enteresandır ki Mustafa Sungur ağabeyin o kadar şiddetli ikazlarına ve "bunu yananların elleri ayakları kırılsın" diye şiddetli bedduasına kulak asmayan fakat vefatında sonra pişkin pişkin taziye gönderen.... neyse....


    Talebelerinden birisinin ağzından duyduğum yalanlar ise tam anlamıyla bir faciadır. Bu yalanı kim ve nasıl uydurdu bilmiyorum ama onlar şöyle diyorlar. Üstadın ileride gelecek zat diye haber verdiği şahsın ABD'deki hoca olduğunu, bu hocanın ise sadeleştirmeyi bütün mesuliyetiyle üzerine aldığını, bu işin istişare ile yapıldığını -ki bu tam anlamıyla bir yalandır- alem-i gaybda sadeleştirilmiş eserleri gördüğü -ki buna ancak ahmak olan inanır- abilerin yani varis talebelerinin ikazlarını ise saygıyla karşıladıklarını, bu sadeleştirme işinden vazgeçmeyecelerini, vs. vs. bahsetti.

    Buradan bütün nur sevdalılarına sesleniyorum. Lütfen bu menhus fikrin sahibi olan ve bu fikri neşredip Risalelere dinsizlerin yapamadığı tecavüzü yapan bu fikriyata karşı elinizden gelen her şeyi yazın.... Korkmayın.... Madem ki bunlar üstaddan ve risale-i Nur'dan korkmuyorlar, biz niye korkuyoruz ki.... Uhuvvete zarar mı gelir düşünüyorsunuz, bence risalelere gelen zarardan daha ileri değildir.
    Yazar : Risale Forum

  3. #3
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nereden Yer
    İstanbuL.
    Mesajlar Mesajlar
    2.960
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 504 + 34720


    3 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Risale-i Nur'u tahrif edenlere..

    ..................
    Yazar : Risale Forum
    Konu Muvahhid tarafından (28-12-2013 Saat 16:40 ) değiştirilmiştir.
    ***
    Risale-i Nur eczaları mürşiddir.

    İnsanı haksızlıktan hakka döndürür
    ve hayvanlıktan insaniyete
    ve esfel-i safilinden, a'la-i illiyyine yükseltir.

    Barla - 295

  4. #4
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2011
    Nereden Yer
    İslambol
    Mesajlar Mesajlar
    4.978
    Blog Blog Girişleri
    126
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 530 + 29689


    2 üyeden 2 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Risale-i Nur'u tahrif edenlere..

    Risalelerin, bugünün insanının anlayabileceği, lezzet alabileceği bir dile çevrilmesi fikrine nasıl bakarsınız? Çünkü İngilizce okuyanlar daha rahat anlıyor. Böyle bir şeyi teşvik eder misiniz?


    Hayatını bu işe vermiş, "Benim hayatımın gayesi budur" demiş insanlar var. Bunların düşüncelerine saygılı olmaya bağlı zannediyorum. Ben bu mevzuyla alakalı bir anekdot arz edeyim.

    Merhum Necip Fazıl'ı Kırklareli'ne konferansa çağırmıştık. O zaman orada vaizdim. Kendisine talebelik yapanlarla gelmişti. Onu arabasına koyup getiren arkadaş daha ziyade Nur'lardan istifade etmiş, Bediüzzaman Hazretleri'ne saygı duyan bir arkadaştı. Gelirken onun hali, tavırları, davranışları da Üstad Necip Fazıl'a çok tesir etmiş. Ondan takdirle bahsetti orada. Akşam bir yemekte de beraber bulunduk. Güzel şeyler konuşuldu. Ben saygımı ifade ettim. Necip Fazıl bana dedi ki: -ben bunu kemal-i samimiyetle itiraf ediyorum- "Bediüzzaman, Sultanahmet'in mimarı gibi büyük bir adamdır. Bu büyük insanın büyük düşünceleri var. Fakat köprünün altında, dubalarda yaşayan insanlar var. Bunlar Bediüzzaman'ı, bu büyük mimarın sözlerini anlamazlar. Bana müsaade edilse de o dubalarda yaşayan insanların diline göre onu sadeleştirsem." Ben burada Necip Fazıl'ın tevazuunu ve mahviyetini görüyorum. Ona kendi tabirimle "Üstadım bu mesele beni aşar. O büyük zata birinci safta hizmet etmiş, kitaplarını yazmış, istinsah etmiş, basmış, dağıtmış insanlar vardır. Bu mevzuda söz onlarındır. Bana sadece bir elçilik düşer. Bu elçiliği yaparım." dedim. Çok yumuşamıştı. Hatta Büyük Doğu'nun üst üste iki sayısında yazdı. Bu yazıları bizim arkadaşlarımız sorguladılar. Üstad için ölebilecek çok vefalı birisi, sorguladı.

    Hoşlanmadı yani.

    Hoşlanmadı. Sonra bizim rahmetli Bekir Berk Bey geldi. Necip Fazıl'ı kastederek bana dedi ki, "Keçeli ne yaptınız, adamı fethetmişsiniz? Sen kitap vaat etmişsin ona. Külliyatı verecekmişsin. Gel ver." Ben de İstanbul'a kitapları vermeye gittim. O gün evinde beraber yemek yediğimiz arkadaş da vardı. Fakat bizim gibi düşünmeyen, benim de hatırını kıramayacağım birisi beni çağırdı. Oldukça ciddi itap etti. "Bu kitaplar böyle isteyene uluorta verilmez. O kim oluyor sadeleştirecek?" dedi. Ben de haşlandım orada. Sonra Bekir Berk'e "Abi beni mahvettin. Söz verdim bu işi yapmaya. Buraya geldim, hışma uğradım." dedim. O da "Kardeşim bizim aklımız her şeye ermez. Onlar bilirler." dedi. Bu sözleri söyleyen kişiye onun da saygısı vardı. Öyle geçiştirdi meseleyi.

    Çok dar görüşlülük. Öyle değil mi?

    Ben artık vefat etmiş, çok önemli hizmetler etmiş o zat hakkında öyle düşünmek istemiyorum. Fakat keşke öyle olmasaydı. Necip Fazıl gibi belli kredisi olan bir insan tarafından onun kendisine has üslubuyla, kendisini sevenlerle olabilirdi o gün. Geç kalındı. Haddim olmayarak, korkarak, titreyerek bazı parçaları kendi kırık dökük cümlelerimle bir mecmuada biraz sadeleştirdim. İktibaslar halinde bir kitap olarak da çıktı. O zaman da o eserlere öyle bağlanan, öyle inanan, öyle olmasında bir kudsiyet gören birisi bir yazı yazdı. O duygulara da saygılı davranırım. Ben de ona karşılık "İnkisar" diye bir yazı yazdım. Fakat çok vefalı bir şekilde, "Siz yeise düşmezsiniz, inkisar yaşamazsınız" diye bana bir mektup yazdı. Ben de o sadeleştirmeyi bıraktım. Kalbin Zümrüt Tepeleri diye hiç olmazsa yanlış anlaşılan tasavvufu, günümüzde ehl-i sünnet ve'l-cemaat anlayışı içinde ifade etmeye çalışayım dedim. Baştan öyle kafamda oluşturduğum bir kurgu ve proje yoktu. Sonra arkadaşlar dediler ki: "Devam etsin. İyi oluyor. Gelecek nesiller adına önemli. Bazen su-i istimal edilen bir meslek hakkında Sünni çerçevede yoruma tabi tutuluyor, iyi bir şey olur." Bir de öyle bir macera yaşadık. Ben kendim iki defa zılgıt yedim.

    Daha sonra başka yayınevleri Sözler'i, sadece kelimeleri altına koymak suretiyle bir kolaylaştırmaya gidebildiler. Şimdi kimse bir şey demiyor; fakat işin doğrusu bize göre, onu çok okuyanlara göre olmasa da, bazı muğlak ifadeleri, orijinal tespitleri herkes doğrudan doğruya okurken hemen anlayabilse çok güzel olur. Sizin sadeleştirme düşüncenize iştirak ediyorum. Fakat benim dar aklım anlamıyor mu acaba? Anlamadığım bir şey mi var acaba, diye kendi kendime de soruyorum.

    Size bir hatıramı anlatmak istiyorum. Aynı mülahazalarla bazı kısımlar sadeleştirilerek Şule Dergisi'nde neşrediliyordu. Konya'da bulunuyordum. O ayın mecmuasını alayım diye bir kitapçıya girdim. İslamî konularla ilgili görünmeyen bir kız geldi. Heyecanla "Şule geldi mi?" dedi. Gözlerim doldu. Fakat bazıları "Neden sadeleştiriliyor, bu tahrif oluyor." dediler. Onlara da bu mülahazalarında, bütün bütün yanlış yapıyorlar demiyorum. Fakat acaba bu büyük zatın, çağın düşünce mimarının eserleri, ifadesi ve üslubu güzel birisi tarafından herkesin anlayabileceği bir dille sadeleştirilemez mi? İngilizceye çevrildi İngiltere'de okunuyor. İngilizceden İspanyolcaya çevirdiler. Arjantin'de okunuyor, Brezilya'da okunuyor. Almancaya çevirdiler, Almanya'da öyle okunuyor. Hatta Uzak Doğu dillerine çevriliyor. Koreceye çevirmişler.

    Herkes istifade ediyor. Fakat esas kaynağı Bediüzzaman'ın yetiştiği yer. O, toplumun psikolojisini çok iyi biliyor. O toplum da onun ifade ettiği şeyleri çok iyi anlar. Yabancı değildi onlara. Ama bir dil meselesi. Acaba olsaydı ne olurdu? Risale-i Nur'lara temerrüd edenler zaten temerrüd ediyorlar. Onu duydukları zaman hezeyana giriyorlar.

    Bu eserler kimsenin tekelinde değil ki... Niye bazılarının sözünün dinlenmesi gerekiyor?

    Kim bilir belki de bizim bir zaafımız. Bu hoşgörü mülahazasına tamamen motive olmuşuz. Bütün dünyada hoşgörü ararken yakın durduğumuz, çok meseleleri paylaştığımız, aynı kaynaktan istifade ettiğimiz arkadaşları darıltmak, kırmak, küstürmek... Hoşgörü diyorsun kendi arkadaşlarını niye kırıyorsun? Acaba böyle bir şeyin tesirinde miyiz? Yoksa saygı manasını yanlış mı anlıyoruz? Ayrı gayrı bir şey mi yapıyoruz? Yoksa telif hakkına saygı icabı mı yapmamak gerekiyor gibi kim bilir bilemediğim bazı mülahazalara takılıyoruz. Tabii ben öyle bir şey yapmaya cesaret edemem. Hem öyle bir şeyi ifade etmeyi beceremem, itiraf etmeliyim. Dili çok iyi kullanan engin birisinin, biriyle müşterek bu işi yapmasında hiçbir mahzur yok. Zaten alıntılarımızda hep aynı şeyi yapıyoruz.
    Kimin tekelinde? Bana bir isim söyler misiniz?

    Bir şahsın tekelinde diyemeyeceğim. Öteden beri naşirleri var. Benim çok sevdiğim, bu eğitim faaliyetlerine de saygılı bir zatla bir gün namaz kılmıştık. Zannediyorum namazı da ben kıldırmıştım. Bana dedi ki "Kardeşim, Üstad Hazretleri'nin çok gönlü yoktu değiştirilmesinde. Üstad Hazretleri'nin söylediği bazı sözler var ki, sehl-i mümtenidir, zor söylenir onlar." Şu misali verdi bana: "Şu kainat mescid-i kebirinde Kur'an kainatı okuyor. Onu dinleyelim. Vird-i zeban edelim. Mesela bu söz çok güzel. Başkaları bunu alıp değiştirerek, 'Kainat mescid-i kebirinde Kur'an okunuyor. Onu dinleyelim.' derse olmaz. Zayıf düşüyor bu. Esas Kur'an kainat mescid-i kebirinde kainatı okuyor. Kur'an, kainatı okuyan bir kitaptır. Böyle zor söylenen sözler değiştirilirse acaba bu derinlik kalır mı?" Ben de işin doğrusu, sesimi kestim. Yani vicdanı bu mevzuda rahat etmezdi. Evet tamam tatmin oldum deme başka mesele, insanların hissiyatlarına saygılı olma başka bir meseledir. Fakat düşüncelerinize ben aynen iştirak ediyorum. Keşke cesur birisi çıksa, hiç kimsenin gönlünü kırmadan herkesin anlayacağı bir dilde sadeleştirse. Mesela bir Yirmi Beşinci Söz var. Hatta onun sadece ayetlerle işaret edip geçtiği şeyler var. Onların biraz daha açılarak neşredilmesi bence fütuhat olur. Diyebilirim ki Kur'an-ı Kerim'i o ölçüde ifade etme şimdiye kadar kimseye müyesser olmamıştır.

    Beyin fırtınası yapmanın öneminden söz ettiniz misafirlerinizle yaptığınız sohbette. Şöyle bir eleştiri getireceğim. Burada bir beyin fırtınası olmuyor. Kimse size aykırı bir görüş ileri sürmüyor. Genelde sessizlik içinde dinleniliyorsunuz. Fikirlerin çarpışması değil de, kabul etme durumu var. İster miydiniz farklı fikirler, fırtınalar çıksın, demokrat bir tartışma ortamı olsun? Sanki birey olmayı baskılayan bir şey var burada.

    Arkadaşların bazıları büyük ölçüde belki saygılarının tesirinde kendilerini her zaman ifade etmek istemiyorlar. İfadeden biraz geri duruyorlar. Fakat sizin arzu ettiğiniz şekildeki anlar da az değildir. Çok konuşuluyor, düşüncelerini ifade ediyorlar. Belki bazen utanıyorlar veya 'onun düşüncesine muhalif bir beyanda bulunduk' diye üzüldükleri de oluyor; ama ben hep arkadaşlara telkin ediyorum. Ebu Hanife hep meseleleri müzakere ediyordu talebeleriyle. Bir karara varılıyordu. Bazen onun görüşü istikametinde oluyordu. Bazen Ebu Yusuf'un, bazen İmam Muhammed'in, bazen Şeybani'nin. Bazen Ebu Hanife'nin görüşü istikametinde bir karar alınıyordu; ama sonradan diyordu ki: "Ben kaynakları bir kez daha gözden geçirdim. Benim değil sizin dediğiniz doğruymuş." Bunları da görüşüyoruz arkadaşlarla. Teslimiyetçi bir ruhla illa falan hep doğru konuşur demeyelim diye.

    Kendi kendime de sorguluyorum, bunlar yanlış olabilir diye. Benim yorumlarım, şahsi yorumlarım. Bunlara katılmayabilirsiniz. Ama bazı şeyler var ki, bunlar doğruysa kitap ve sünnetle müeyyedse ille de beyin fırtınası yapacağım diye yok yere bir fırtına çıkarmanın da manası yoktur.

    Yani şöyle bir tehlike sezer misiniz? Tamam, bir yere ait olmanın olumlu yanları var; ama kişisel özellikleri törpüleyen, baskılayan, birey olma kültürünü zayıflatan bir yanı da yok mu?

    Mutlaka tesiri vardır. Saygı duyup saygının altında ezilme söz konusu olabilir, fakat her zaman olan şeylerden değildir. Bunu hepimizin beraber çözmemiz lazım. Ebu Hanife gibi o mevzuda öyle bir ufkum yok. Ancak arkadaşlar da düşüncelerini rahatlıkla ifade etmeliler. Bu, televizyonlarda olduğu gibi tartışma şeklinde değil de eskilerin va'z ettikleri bir ilim var; münazara ilmi. Yani edebe muvafık şekilde, her meseleyi birbirimize karşı saygıyı koruyarak açık müzakere edebiliriz. "Müsademe-i efkardan barika-yı hakikat doğar." Bu da olur zamanla zannediyorum. Şu anda da burada herkes düşüncesini çok rahatlıkla ortaya koyuyor. Doğruysa hüsnü kabul görüyor. Münakaşası yapılabilir bu meselenin; fakat öyle bir darlık olduğu da söylenemez. Misafirlerin yanında biraz da böyle karışık havada şerareler meydana getirmeyelim diye...

    Ama genelde topluluk ruhunun bir psikolojisi vardır. Herkes birbirine benzemek ister. Aykırı olmak pek teşvik edilmez. Okullarda böyledir, partilerde böyledir.

    Bir Türk terbiyesi. Bu kültürde var. Siz de düşüncelerinizi beyan edin dediğinizde bu defa, hiçbir bilgiye dayanmayan, avam ifadesiyle ipe sapa gelmeyen, sırf bir şey konuşmak için konuşmaya başlar. Bir de burada sizin şahit olduğunuz süre zarfında zannediyorum yazılmış, çizilmiş, üzerinde başka büyüklerin mutabakata vardıkları şeyler konuşuldu. Onlar da bunlara bir şey demiyorlar. Biraz kaynaklara, konuşana saygı olabilir.


    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    Yazar : Risale Forum


    “ Ey Rabbim !

    Beni insanların nazarında büyük, Kendi nazarında da küçük eyleme… ”

    ___ Hz. Ebû Bekir ( R.Anh )


  5. #5
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2011
    Nereden Yer
    İslambol
    Mesajlar Mesajlar
    4.978
    Blog Blog Girişleri
    126
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 530 + 29689


    2 üyeden 2 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Risale-i Nur'u tahrif edenlere..



    Yazar : Risale Forum


    “ Ey Rabbim !

    Beni insanların nazarında büyük, Kendi nazarında da küçük eyleme… ”

    ___ Hz. Ebû Bekir ( R.Anh )


  6. #6
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.052
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    3 üyeden 3 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Risale-i Nur'u tahrif edenlere..

    Sadeleştirme mevzusu cemaatleri karşı karşıya getirmiş durumda. Hiçbirşeyin hatırı olmasa, bu vahim durumdan ötürü yine vazgeçmek gerekirdi bu tahrifattan. Madem anlaşılmadığı söyleniyor, anlaşılsın isteniyor, o halde dershanelerdeki bütün mesaiyi bunun üzerine yoğunlaştırmak, bundan daha verimli ve faideli olmaz mı ? Ben çok bilmiyorum, fakat şu sorunun cevabını merak ediyorum: Dershanelerde, Risale-i nur'a, onun anlaşılmasına, mütalaasına ayrılan süre ne kadardır ? Bu yönde de bir çalışma mevcut mu ? Mevcut değilse, sadeleştirme dediğiniz şey, işin kolayına kaçmak olmaz mı ve ehl-i imanı tahrik ederek, birbirine düşürmeye bir yol açmaz mı ?
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  7. #7
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.222
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    3 üyeden 3 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Risale-i Nur'u tahrif edenlere..

    Alıntı Huseyni Nickli Üyeden Alıntı [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    Sadeleştirme mevzusu cemaatleri karşı karşıya getirmiş durumda. Hiçbirşeyin hatırı olmasa, bu vahim durumdan ötürü yine vazgeçmek gerekirdi bu tahrifattan. Madem anlaşılmadığı söyleniyor, anlaşılsın isteniyor, o halde dershanelerdeki bütün mesaiyi bunun üzerine yoğunlaştırmak, bundan daha verimli ve faideli olmaz mı ? Ben çok bilmiyorum, fakat şu sorunun cevabını merak ediyorum: Dershanelerde, Risale-i nur'a, onun anlaşılmasına, mütalaasına ayrılan süre ne kadardır ? Bu yönde de bir çalışma mevcut mu ? Mevcut değilse, sadeleştirme dediğiniz şey, işin kolayına kaçmak olmaz mı ve ehl-i imanı tahrik ederek, birbirine düşürmeye bir yol açmaz mı ?
    Anlaşılmıyor bahanesinin arkasına sığınanların samimiyetlerinden mutlak şüphe aranır. Ve bu bahane ile böylesine eserleri müellifinin gerekli telkinatlarının olmasına rağmen görmezden gelmek müellifini ve varislerini hiçe saymaktır. Madem onlar hiçe sayıyorlar bizde onları hiçe sayıyoruz ve ahirete kadar Allahın Gazabı üzerlerine olsun..
    Yazar : Risale Forum
    ..Ve sahil-i selâmet olan Dârüsselâma ümmet-i Muhammediyeyi (a.s.m.) çıkaran bir sefine-i Rabbâniyede çalışan hademeleriz..

    ..dalâletler içerisinde bizler gayet az ve zayıf ve fakir ve kuvvetsiz olduğumuz halde, gayet ağır ve büyük ve umumî ve kudsî bir vazife-i imaniye ve hizmet-i Kur'âniye omuzumuza ihsan-ı İlâhî tarafından konulmuş.
    .

    Ustad Bediüzzaman Said Nursi (M.S. 1876-....)



  8. #8
    tebliğ çevrimdışı Vefasız
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Dec 2010
    Nereden Yer
    Şark..
    Mesajlar Mesajlar
    2.557
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 459 + 32174


    4 üyeden 4 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Risale-i Nur'u tahrif edenlere..

    Ne hikmetse son zamanlarda şimdide bu moda oldu ne garip!!!

    Risalei Nur şerh edilir, sözlükçe kullanılır, ama dilinin sadeleştirlmesi, bizzat üstadın hassasiyet göstermesi (zira üstad ilhamla yazıldığını ifade ettiğinden lafzada önem veriyor) ve islami ist,lahların sadeleşmeye imkan vermemesi gibi sebeblerle

    sadleştirme yanlış ve vahim bir hatadır..
    Yazar : Risale Forum
    Biz ise hem insancasina,Hem muslumancasina yaşamak istiyoruz.Bediuzzaman..

  9. #9
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.052
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    4 üyeden 4 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Risale-i Nur'u tahrif edenlere..

    Bu konuda söylenecek çok söz var. Sadeleştirme düşüncesi ve fiili kabul edilemez birşey.

    Maksat Risalelerin anlaşılması ise, Hocaefendi cemaatinin heryerde yurtları var, düzenli olarak yaptıkları sohbetler var. Önce buralardan bir başlamak lazım. Madem talebe yetiştiriyorsunuz, o talebeler zaten yetişmek için ve eğitilmek için var. Önce onlara Risale-i Nuru bir hayat dersi olarak verin, sağlam bir talebe grubu oluşturun. O talebeler zaten Risale-i Nur'un eğitimini tam almış olarak tahsilini bitirdiklerinde, sadeleştirme dediğiniz şeye hiç ihtiyaç kalmayacak..

    Saniyen; Türkiyenin en büyük 2 basın organını elinizde bulunduruyorsunuz. Hatta Avrupada da kanallarınız yayın yapıyor, gazeteniz basılıyor. Türkiye'de 1 milyona yakın gazete aboneniz var..Yine televizyonunuz her anda en az yüzbinlerce kişi tarafından izleniyor. Allah cc. elinize nimet diye bunları vermiş. Nur cemaatinden başka bir gazetenin tirajı 10 binlerde bile neredeyse yok. Siyasi görüşünü bir yana bıraktığımızda, gazetenin geneli Risale-i Nurla alakalı. Hemen her sayfasında Risalelerden ve şerhlerinden ve izahlarından bulmak mümkün. 10 bin kişinin okuduğu gazete bunları yapıyor da sizin, milyon satan gazetenizde, neden Risale-i Nura ayrılmış 1 sayfanız bile yok ?

    Dost tv 7/24 Kur'an, hadis, risale şerhleri, izahları üzerine yayın yapıyor, sizin televizyonlarınızla kıyaslanmayacak kadar az izleyicisi var belki. Sizin tv lerinizde milyonlarca izleyicisi olduğu halde neden 1 saat Risale-i Nur dersi yok ?

    Dünyaya hitap edecek kapasitedeki basın organlarınızda, Risale-i Nur'lara 1 sayfa, 1 saat yer ayırmıyacaksanız, böyle bir derdiniz yok ise, sadeleştirmede neyin nesi ? Size mi kaldı. Derdiniz Risale-i Nur'u anlatmaksa ve samimi iseniz, önce bu vasıtaları neden kullanmıyorsunuz ? Reyting korkunuz varsa eğer, şu yaptığınızla da Risale-i Nur cemaatinin reytingini kaybediyorsunuz. Ehl-i dünyanın reytinginden çok daha ehemmiyetlidir, haberiniz ola..

    Bu eserler sadeleştirilecekse eğer, o hakkı önce çilesini çekenler ve bu konuda ehliyeti olanlar sadeleştirecek.

    Tarihe bir alimin eserlerini unutturacak, kötü bir fiili işleyen kişiler olarak geçmekten korkun..Tarih'ten korkmuyorsanız, kul hakkından korkun, Allah'tan korkun..Bu cemaatin ahını almaktan -ki aldınız- korkun.
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  10. #10
    kenz-i mahfi çevrimdışı Sorumlu
    Sorumlu
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2012
    Mesajlar Mesajlar
    811
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 128 + 6605


    3 üyeden 3 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Risale-i Nur'u tahrif edenlere..

    Bu bir ittiham değil, gerçeğin aynısıdır. Pek çok vakıf ağabeyler ile bu meseleyi konuştum ve istişare ettim, genel düşünce bu şahsın yani hocanın bu işi üstlendiği ve bütün mesuliyeti üzerine aldığıdır. Sebebi ise daha sonra bu konuda bir yazı hazırlayacağım orada geniş olarak bahsedeceğimden şimdilik kısa kesiyorum.
    Hem üstadın hayatta olan varis talebeleri de aynı şeyleri söylüyorlar. Bu şahsı defalarca uyardılar, ikaz ettiler fakat bu şahıs çıkıp en ufak bir cevap verme nezaketinde bile bulunamadı. Bu işi yapan kim olursa olsun nurlara ihanet etmiştir ve bu işi yapanları asla tasvip etmiyoruz. Kim olursa olsun.... Manevi makamı bizi alakadar etmez ama nurlara yaptığı ihanet bizi alakadar eder.
    Ayrıca şundan bundan duymak dediğiniz şey ise başta vakıflar ve ömrünü bu işe adayanlardandır. Sokakta gezenden duyduklarım değildir yani...
    Ayrıca şunu da peşinen söyleyeyim, bu iş devam ettikçe daha çok menfi fakat haklı yazılarımı bulacaksınız. Bu işte hatıra gönüle bakılmaz. Risalelere ihanet öyle yenilir yutulur cinsten değildir. Vefat eden Mustafa Sungur ağabeyin dahi bu sadeleştirme ihaneti yüzünden o şahsın hizmetine soğuk baktığı bilinmektedir.
    Selam ve dua ile.
    Yazar : Risale Forum
    Konu Muvahhid tarafından (28-12-2013 Saat 16:40 ) değiştirilmiştir.

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

102, 103, 105, 108, 112, 113, 115, 117, 118, 119, 127, 137, 138, 139, 140, 151, 155, 157, 160, 162, 165, 174, 176, 189, 207, 627, abiyi, adaletli, adi, aklı, alınmış, alıntı, andan, anları, anlayan, anlıyoruz, araf, arapçası, arkadaşlara, arınmış, arz, atmak, avam, aya, ağabeyi, ağabeyin, ağzı, bahanedir, basar, bağırarak, bertaraf, beşer, binaen, bir adam, birlik, bizleri, budur, bulamaz, bulunmak, bunu, bütün, bırakmıyor, çalışıyorlar, camiası, çağırdı, coca, çok, cola, çözümü, cümlemizi, cümleyi, çıkın, dadır, daha, daire, davranışları, dediler, demeye, den, derece, değildi, değilim, değiller, değiştirme, dile, diyebilirim, diyorsunuz, dökmek, durarak, duyan, düzenli, düşünüyorum, dışında, edenleri, ederek, edilsin, ediyorlar, ehemmiyetlidir, elimizden, elzemdir, eserinin, etmiyoruz, ettir, ettiğimiz, eşsiz, fetullah, fikirleri, fikrini, gaybi, gazabı, geçiş, gelmiş, gerekiyor, girdim, gitti, gökte, görmeye, görüyorum, görüşleri, gündeme, hazretlerini, herşeye, hizmete, hocaefendiye, huseyni, hıfzıyla, iddiaları, iftiralar, ihanet, ihata, ikincisi, ile, imaniye, imaniyeyi, iste, işaret, işiniz, kalmasını, kardeşimiz, kardeşlerimizi, kebiri, kendilerini, kimsede, konuşmak, korunması, koyup, kınıyoruz, kısmı, kısımdan, kıyası, kıymetini, mecmuası, meselâ, meselede, meseledir, meselelere, meselesine, meseleyi, milleti, muazzam, muhterem, mükellefiz, mümkü, müş, nail, nasib, neyin, nezaketi, neşretmek, neşretmeye, neşriyat, olduğundan, olmaktan, olmayı, olsalar, olsun, onlarınki, orga, orjinali, orjinaliyle, öyledir, parçalar, risale-i, risale-i nur, sadeleştirilemez, sadeleştirilmesi, sadeleştirilmesine, sadeleştirilmiş, sadeleştirmenin, sadeleştirmeyi, sadeleştirmeyin, sakı, sevindirir, seviyesi, sizde, sohbette, soru, sorumludur, söylemez, sözlüklü, süre, sürmek, sürü, sıraları, sırra, sırran, sığı, tahrifat, tahrik, tahrip, takdim, takdiri, tamamıyla, tavır, taziye, taşları, tecavüz, tenevverat, titizlik, töhmet, ufuk, ülke, üstaddan, üstü, varlığının, verdiği, veyahut, yapanlar, yapması, yapıyorlar, yarım, yayı, yazdığı, yazılan, yazıldığı, yazını, yerden, yeği, yeğin, youtube, zamanla, zamanları, zata, zira, zülcelal, şahsen, şahsiyet, şeye

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222