Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

+ Cevap Ver + Yeni Konu aç
Sayfa 1/5 12345 SonSon
44 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278


    6 üyeden 6 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Risale-i Nur'u Sadeleştirmemek İçin Çok Sebep Var..

    Esselamün aleyküm.

    Zaman zaman gündeme gelen ve bilhassa şu dönemlerde Nur camiasının gündemi olan, Risale-i Nur'u sadeleştirme yanılgısına düşenlere ve bu konuda şüpheye düşen kardeşlerimize cevap olması için, böyle bir konu açma gereksinimi duydum. Risale-i Nur'u sadeleştirmek için tutarsız birkaç bahane ileri sürenlere, sadeleştirmenin bir yanılgı ve talihsizlik olduğunu koyan makale yazılarını, bu başlık altında toplamaya çalışacağım. Allah cc. Risale-i Nur'un bugünlere kadar orjinal şekilde gelmesine vesile olan tüm kullarından ebeden razı olsun ve bizlere de Risale-i Nur'a hakkıyla talebe olmak nasib eylesin, amin.

    İlk alıntıyı da yine Risale-i Nur'un kendisinden yapalım.


    Not
    Bu durûs-u Kur’âniyenin dairesi içinde olanlar, allâme ve müctehidler de olsalar, vazîfeleri, ulûm-u îmâniye cihetinde, yalnız yazılan şu Sözlerin şerhleri ve îzâhlarıdır veya tanzimleridir.

    Çünkü, çok emârelerle anlamışız ki, bu ulûm-u îmâniyedeki fetvâ vazîfesiyle tavzif edilmişiz. Eğer biri, dairemiz içinde nefsin enâniyet-i ilmiyeden aldığı bir hisle, şerh ve îzâh haricinde birşey yazsa, soğuk bir muâraza veya nâkıs bir taklitçilik hükmüne geçer. Çünkü, çok delillerle ve emârelerle tahakkuk etmiş ki, Risâle-i Nûr eczaları Kur’ân’ın tereşşuhâtıdır; bizler, taksimü’l-a’mâl kâidesiyle, herbirimiz bir vazîfe deruhte edip o âb-ı hayat tereşşuhâtını muhtaç olanlara yetiştiriyoruz.

    Yirmi Dokuzuncu Mektup

    Benzer Konular
    Risale-i Nur?un İmam Hatip?lerde okutulmasını gerektiren 10 sebep
    Risale-i Nur?un İmam Hatip?lerde okutulmasını gerektiren 10 sebep Risale-i Nur?un İmam Hatip?lerde okutulmasını gerektiren 10 sebep Bediüzzaman Said Nursi?nin ve eserlerinin bu konuda İmam Hatip Okulu öğrencilerine iyi bir model olduğu vurgula
    Risale-i Nur'da sebep-sonuç ilişkileri
    Risale-i Nur'da sebep-sonuç ilişkileri Risale-i Nur'da sebep-sonuç ilişkileri Yaratıcısını bize tanıtmak için vardır Devamı İçin Tıklayınız... Devami...
    Risâle-i Nur’u okumak için kırk sebep
    Risâle-i Nur’u okumak için kırk sebep 1. Hayatta en değerli şey imandır; imanı elde etmek, imanı güçlendirmek için. 2. Kur’ân-ı Hakîm’in bu asra hitabını ve insanlığa mesajını öğrenmek için. 3. Allah’ın “Oku!” emrine en güzel,
    Mü'minin Mü'mine Küsmesi İçin Dörtte Bir Sebep Vardır, O da Affedilmelidir.
    Mü'minin Mü'mine Küsmesi İçin Dörtte Bir Sebep Vardır, O da Affedilmelidir. İçimizdeki adavete adavet edelim Selman Bey: “Mü'minler arası bazen nükseden adavet, gerçek muhabbetin tesisini önlüyor. Adavetten kurtulmanın yolları var mıdır? Mü’minlerin hata ve kusurları, hatta kötülü
    Risale-i Nur Şakirtleri Dünyaya Yalnız Risale-i Nur İçin Bakar
    Risale-i Nur Şakirtleri Dünyaya Yalnız Risale-i Nur İçin Bakar Altıncı nokta : Yağmursuzluk bir musibettir ve ceza-yı amel bir azaptır. Buna karşı, ağlamakla ve hüzün ve kederle, niyaz ve hazinane yalvarmakla ve pek ciddi nedamet ve tevbe ve istiğfar ile karşılamak ve sünnet-i seniy
    Yazar : Risale Forum

  2. #2
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278


    4 üyeden 4 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Risale-i Nur'u Sadeleştirmemek İçin Çok Sebep Var..

    Dikkat
    Risalelerin Sadeleştirilmesi

    Risaleler neden günümüz Türkçesine çevrilerek gençliğin istifadesine sunulmuyor?
    Çeviri hiç bir zaman aslının yerini tutamayacağını da biliyorum, aslı kalmalı.
    Fakat anlaşılması için de böyle bir çalışma gerekmiyor mu?


    Cevap

    Sizin de 'aslı kalmalı' derken temas ettiğiniz gibi, günümüzün kasden fakirleştirilmiş Türkçesi ile yapılacak bir sadeleştirme Risale-i Nur gibi bir şahesere büyük zararlar verir. Manalar uçar, edebi zenginliği söner, müeellif hazretlerinin üsluba yansıyan ihlası ve orjinalindeki tesir kuvveti zedelenir.

    Bununla beraber Üstad Hazretleri şerh ve izahlar yapılmasına da müsaade etmiştir. 29. Mektubun 6. Kısmında şöyle söyler:


    Not
    "vazifeleri ulûm-u imaniye (iman ilimleri) cihetinde yalnız yazılan şu Sözler'in şerhleri ve izahlarıdır veya tanzimleridir."



    Risalelerin, yapılan şerh ve açıklamalarla anlaşılmasına çalışan bazı kitaplar piyasada vardır. Bu çalışmalar henüz yeteri kadar olmasa da ileride yapılacak daha güzel ve çeşitli çalışmalar için bir başlangıç sayılabilir.

    Şerh ve izah yolu mümkün olduğuna göre, bundan fazlasını istemenin zarardan başka faydası olamaz.

    Ayrıca, memleketin her tarafında yapılan Nur dersleri ile yine Risale-i Nur'ların izahları yapılmakta ve katılanlar en büyük istifadeyi bu derslerle elde etmektedirler. Hem zamanla risalelerin diline aşinalık kazanarak, kendi başlarına istifade edebilecek bir seviye kazanmaktadırlar.

    Son olarak şuna da temas etmeliyiz: Risale-i Nur bu milletin yıkılmaya çalışılan bütün değerlerini korumaktadır. Dinini, imanını koruduğu gibi, yazısını da dilini de korumaktadır. Risale-i Nur'un sahip olduğu çok zengin Türkçe'den istifade etmek ve dilimizi zenginleştirmek imkânı varken tersini yapmak, yani Risale-i Nur'un dilini fakirleştirmek çok büyük bir hata olur. Bu gün bu imkân sayesinde, cemiyetimizde milyonlarca insan Risale-i Nur'un zengin dilini anlar ve kullanır bir durumda olması da aslının korunmasının ne kadar mühim olduğunu göstermektedir.


    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    Yazar : Risale Forum

  3. #3
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278


    2 üyeden 2 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Risale-i Nur'u Sadeleştirmemek İçin Çok Sebep Var..


    Sadeleştirme Adı Altında Eserlerdeki Zengin Muhtevayı Daraltmaya Kimin Ne Hakkı Var ?



    Risâle-i Nur Külliyatı, Türkçe olarak yazılmış muhteşem bir ilim hazinesidir. Kur’ân’ın bu asra bakan meselelerine bu asrın insanlarının anlayacağı tarzda bir yorumdur.

    Yirminci asrın başlarında dinsizlik fikirlerinin öne çıkmaya başladığı bir dünyada, bu düşünce sahiplerinin ileri sürdükleri iddialara karşı Kur’ân eczanesinden alınan etkili ilâçlar olarak ortaya çıkmışlardır. Bir asra yaklaşan bir zaman diliminde yüzlerce defa orijinal hâli ile basılmış, yüzbinler nüshası Anadolu’nun en ücra köşesine kadar ulaşmış ve okunmuştur.

    Bir bahçeye giren, o bahçenin meyvelerinden boyunun yettiği kadar faydalanacaktır. Herkesin her şeyi anlaması gerekmediği gibi, lâzım da değildir. İhtiyacını karşılıyorsa yeterlidir. Bu Külliyat, her insanın inanç noktasındaki ihtiyacını karşılayacak kadar herkes tarafından anlaşılmıştır. Milyonların bu kitapları okumaya devam etmesi bu gerçeği ortaya koymaktadır. Hâl böyle iken bunları sadeleştirme adı altında değişikliğe uğratmak büyük bir hatadır. Yapılan sadeleştirme adı altındaki değişiklik, yapan kişinin oradan ne anladığını ifade etmektedir. Başkası onu daha farklı anlayıp yorumlayabilecektir. Sadeleştirme adı altında yapılan şey, zihinlere kendi anlayışı doğrultusunda bir gem vurma anlamına gelecektir. Bu, bir fikrî inhisardır.

    Bugün kelimelerin anlamları ile sınırlı bir sadeleştirme gibi gözükse de, ilerleyen zamanlarda iş yoruma dönecek, aslından uzaklaşmalar meydana gelecek, geri dönüp baktığında aslı ile bağlantı kuramayacak hâle gelecektir. Bu hareket kıyıdan kıyıdan karşıya geçme hareketi olacaktır.

    Bir sözün etkisi sadece anlaşılması ile sınırlı değildir. Bir sözün güzelliği, etkili olması dört kaynağa dayanmaktadır:

    1- Kim söylemiş?

    2- Kime söylemiş?

    3- Hangi maksat için söylenmiş?

    4- Hangi makamda söylenmiş?

    “Meselâ, bir kumandanın, bir orduya verdiği arş emriyle, bir neferin arş sözü arasında ne kadar fark vardır. Birincisi, koca bir orduyu harekete getirir; aynı kelâm olan ikincisi, belki bir neferi bile yürütemez.” (Sözler, s. 710)

    Risâle-i Nur’un gönüller üzerindeki etkisi dikkate alındığında bu özelliklerin göz ardı edilmemesi gerekir. Sadeleştirmelerin bu ihlâsı ve gönüller üzerindeki etkiyi sağlaması ne kadar mümkün olacaktır? Milyonları arkasından sürükleyen bir eser, bir defa okunup anlaşıldı zannedilerek bir kenara atılacak hâle gelmesin. Eğer sonuç böyle çıkacak olursa, bu durum kişiyi büyük bir sorumluluk altına atacaktır. Bunun vebaline katlanmak kolay olmasa gerektir.

    Deniyor ki; Kur’ân çeşitli dillere çevriliyor, anlaşılması için çaba harcanıyor. Niçin Risâle-i Nur’un anlaşılması için bu sadeleştirme yapılamasın?

    Kur’ân’a yapılan tefsirler, onu yapan kişinin Kur’ân’dan anladıklarıdır. Meâller ve yorumlardır. Kur’ân’ın aslı yerinde durmaktadır. Çabalar, Kur’ân’ı yorumlamak üzerine yapılmaktadır. Bunlar güzel gayretlerdir. Hiçbir müfessir, “Kur’ân’ın anlamı sadece bu benim yazdıklarımdan ibarettir” diye bir iddiada bulunmamıştır. Bulunamaz da. “Benim anladığım budur” demiştir. Risâlelerin sadeleştirilmesi ile bu çabalar arasında hiçbir ilgi ve benzerlik yoktur.

    “Risâle-i Nur’un başka dillere çevrilmesi esnasında cümle yapısı bozulmaktadır, buna kimse bir şey demiyor. Neden Türkçe aslında bu yapılınca yanlış oluyor?” iddiası ise sadeleştirmeye mazeret ve dayanak olamaz. Çünkü başka bir dile çeviri, aslı değildir. Aslına en yakın ifadelerle diğer dile aktarmadır. Tercümeler aslının aynısı olamaz. Olsa olsa yakın bir mânâ aktarmasıdır. Karşıdakinin en iyi şekilde anlamasını sağlayacak bir meâl aktarımıdır. Buna en güzel örnek, İstiklâl Marşı’nın Arapça tercümesidir. Bizzat yazarı tarafından yapıldığı halde, Türkçe yazılan ondan çok daha güzel ve etkilidir. Bir başkasının yapacağı çeviri bunun kadar bile olamaz.

    Bir eser üzerinde yazarının izni olmadan bir başkasının tasarrufta bulunması, en azından yazara saygısızlıktır. Yazdığı esere saygısızlıktır. Yazarına rağmen eseri üzerinde yapılacak bir tasarruf, eksik veya fazlalık, büyük bir haksızlıktır. Hakka saygısı olan bunu yapamaz.

    Bu eserler müellifin sağlığında basılmıştır. Eğer böyle bir ihtiyaç görseydi, kendisi bu düzeltmeleri yapardı. Onun yapmadığını yapmaya kalkmak, eserin müellifine saygısızlık olur. Kraldan fazla kralcı olmaya gerek yoktur. “Risâle-i Nur’da, müstesnâ bir edebiyat ve belâgat ve îcâz, nazîrsiz, câzib ve orijinal bir üslûp vardır. Evet, Bediüzzaman zâtına mahsus bir üslûba mâliktir. Onun üslûbu, başka üslûplarla muvâzene ve mukayese edilemez. Eserlerin bâzı yerlerinde, edebiyat kaidesine veya başka üslûplara nazaran pek münâsip düşmemiş gibi zannedilen bir noktaya rastlanırsa, orada gayet ince bir nükte, bir îmâ veya ince bir mânâ veya hikmet vardır. Ve o beyân tarzı, oraya tam muvâfıktır.” (Sözler, s. 717)

    İstifadeyi kolaylaştırmak üzere sayfaların kenarlarına sözlükler ilâve edilmiştir. Maksat, eğer istifade etmek ise, bu istifade etmeye yeterlidir. Sadece bu bile sadeleştirmeye ihtiyaç olmadığını göstermeye yetecektir. Sadeleştirme adı altında eserlerdeki zengin muhtevayı daraltmaya kimin ne hakkı var?


    Ali SARIKAYA

    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    Yazar : Risale Forum

  4. #4
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Risale-i Nur'u Sadeleştirmemek İçin Çok Sebep Var..


    VE “SADELEŞTİRME” VÂHİM HATASI…



    Ve bu vartalı vetirede, başka vâhim hatanın yapılmış. Bediüzzaman’ın, Hz Ali’nin Celcelûteye Kasidesi, Mevlânâ’nın Mesnevî-i Şerîf’i ve Abdülkadir-i Geylânî’nin Fütûh’ül Gaybı eserleri gibi, “doğrudan doğruya menbâ-ı vahy (vahyin kaynağı) olan Zât-ı Pâk-ı Risâletin mânevî ilham ve telkinatı” ve Kur’ân hakikatlerini kuvvetli hüccetlerle beyân ve ispat ve izâh eden, Kur’ân’ın kuvvetli bir tefsiri Risâle-i Nur Külliyatı”, (Tarihçe-i Hayat, 522, 59; Şuâlar, 590) sanki “anlaşılmıyormuş” gibi sözde “anlaşılır kılma” gerekçesiyle “sadeleştirme”ye yeltenilmiş.

    Bediüzzaman’ın Risâleler için açıkça dile getirdiği, “büyük zekâlardan mürekkeb bir ehl-i tedkikin sa’y (çalışma) ve gayretiyle yapılmayan bir tarzda te’lifleri, doğrudan doğruya bir eser-i inâyet olduklarını gösteriyor. Çünkü bütün bu risâlelerde, bütün derin hakaik, temsilât vasıtasıyla, en âmi ve ümmî olanlara kadar ders veriliyor” gerçeğine karşı, “sadeleştirme” perdesinde asliyetinden koparılması teşebbüsüne cür’et edilmiş.

    Halbuki Bediüzzaman’ın, “Kur’ân’ın emsâlsiz bir tefsîri” olan Risâle-i Nur’u sadeleştirmeye asla râzı olmamasının çok hikmetleri var. (Konferans, 56) Risâle-i Nur’un sadeleştirilemeyeceği, sebep ve hikmetleriyle bizzat Bediüzzaman çeşitli eserlerinde yazmış ve yakın talebelerine ifâde etmiş.

    “Risâle-i Nur eczaları, bütün mühim hakaik-ı îmaniyye ve Kur’âniyyeyi hatta en muannide karşı dahi parlak bir sûrette isbatı, çok kuvvetli bir işâret-i gaybiyye ve bir inâyet-i İlâhiyyedir. Çünkü hakaik-i îmaniyye ve Kur’âniyye içinde öyleleri var ki; en büyük bir dahî telâkki edilen İbn-i Sina, fehminde (anlamakta) aczini itiraf etmiş, ‘Akıl buna yol bulamaz’ demiş. Onuncu Söz Risâlesi, o zâtın dehasıyla yetişemediği hakaiki; avamlara da, çocuklara da bildiriyor.” (Mektûbat, 372)

    “İşte (…) bu hârika teshilât (kolaylık) ve suhulet-i beyân (ifâdedeki ve açıklamadaki kolaylık) elbette bilâşüphe bir eser-i inâyettir ve onun hüneri olamaz ve Kur’ân-ı Kerîm’in i’caz-ı manevîsinin bir cilvesidir ve temsilât-ı Kur’âniyyenin bir temessülüdür ve in’ikâsıdır (yansımadısır.)” (Mektûbât, 373)

    “Kur’ân’ın bir nevi tefsiri olan Sözler’deki (Risâlelerdeki) hüner ve zarâfet ve meziyet kimsenin değil; belki muntazam, güzel hakaik-ı Kur’âniyenin mübârek kametlerine yakışacak mevzun, muntazam üslûb libasları, kimsenin ihtiyar ve şuuruyla biçilmez ve kesilmez. Belki onların vücududur ki, öyle ister; ve bir dest-i gaybîdir ki (gaybî eldir ki), o kamete göre keser, biçer, giydirir. Biz ise, içinde bir tercüman, bir hizmetkârız.” (Mektûbat, 383)

    Neticede bunca açık ve kat’î hakikate karşı, “sadeleştirme” perdesinde “Kur’ân’ın parlak bir tefsiri” Risâle-i Nur’u tağyire teşebbüs, hangi saikle olursa olsun, fevkalâde vâhim bir hata olduğu ortaya çıkıyor.



    Cevher İLHAN
    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    Yazar : Risale Forum

  5. #5
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278


    2 üyeden 2 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Risale-i Nur'u Sadeleştirmemek İçin Çok Sebep Var..


    “MÜSTESNÂ EDEBİYAT VE BELÂGAT”



    En evvel, “Risâle-i Nur, Kur’ân’ın feyzine dayanan sünûhât (kalbe doğan bilgiler) ve ilhamât ile (gelen ilhamla) telif edilmiş.

    Bu açıdan Bediüzzaman’ın “Risâle-i Nur’un çok eski, çok sâdık ve çok fedakâr bir talebesi merhum Halil İbrahim”in lâhikaya aldığı ve “Haza min fadli Rabbî” diye tasdik ve takdir ettiği mektubundaki, “Şu devrede Türk lisânının sadmeler geçirmesine bakılırsa, Risâle-i Nur, Türkçede, lisan üzerinde de imam olacağına; yâni yarın hâlis Türkçe olan Risâle-i Nur’un kesb-i imtiyaz edip diğerlerini terk edeceklerine dair işâret-i Kur’âniyedendir demiş olsam hatâ etmemiş olurum zannederim” tesbiti fevkalâde ehemmiyetlidir. (Emirdağ Lâhikası, 86-87)

    Bunun içindir ki, “...Âyet, Risâle-i Nur’un Türkçe olmasını tahsin eder.” “…Risâle-i Nur’u, efrâdı içinde hususî bir iltifatla dahil edip, lisân-ı Kur’ân olan Arâbî olmayarak, Türkçe olmasını takdir eder.” (Şuâlar, 625)

    Bunun içindir ki, “mekteb-i fünunda ve ulûm-u İslâmiyede gayet müdakkik ve kıdemli muallimlerden Hasan Feyzi”, ehemmiyetli mektubunda, “Ey Risâle-i Nur! Senin, Kur’ân-ı Kerîm’in nurlarından ve mu’cizelerinden geldiğine, Hakkın ilhamı, Hakkın dili olup, O’nun emri ve O’nun izni ile yazıldığına ve yazdırıldığına artık şek şüphe yok. (…) Yüzündeki fesâhat ve özündeki belâgat ve sendeki halâvet başka eserlerde görülmüyor” diye hitap eder. (Konferans, 83- 88)

    Yine bunun içindir ki, Risâle-i Nur’daki hakikatlerin, doğrudan doğruya Kur’ân’ın feyzinden ilham olunan zaman ve zemine göre değişmez ebedî hakikatler olduğunu beyân eden Bediüzzaman, “Risâle-i Nûr’un letâfet-i aslîyesi muhâfaza edilmeli” esasını tembihler.

    Çünkü “Nur Risâlelerinde, müstesnâ bir edebiyat ve belâgat ve îcâz, nazîrsiz, câzib ve orijinal bir üslûp vardır. Evet, Bediüzzaman zâtına mahsus bir üslûba mâliktir. Onun üslûbu, başka üslûplarla muvâzene ve mukayese edilemez.” (Sözler, 717)


    Cevher İLHAN
    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    Yazar : Risale Forum

  6. #6
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278


    2 üyeden 2 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Risale-i Nur'u Sadeleştirmemek İçin Çok Sebep Var..


    “KİMİN HADDİ VAR Kİ, BİR KELİMESİNE İTİRAZDA BULUNSUN!”



    Nur Risâleleri, “sair telifat gibi ulûm ve fünundan (fenlerden) ve başka kitaplardan alınmamış. Kur’ân’dan başka me’hazı yok, Kur’ân’dan başka üstadı yok, Kur’ân’dan başka merciî yoktur. Telif olduğu vakit hiçbir kitap müellifinin yanında bulunmuyordu. Doğrudan doğruya Kur’ân’ın feyzinden mülhemdir ve semâ-i Kur’âniden ve âyâtının nücûmundan, yıldızlarından iniyor, nüzul ediyor.” (Şuâlar, 612)

    Bundandır ki “Risâle-i Nur’un gıda ve taam hükmündeki hakikatlerinden hem akıl, hem kalb, hem ruh, hem nefis, hem his hisselerini alabiliyor.” Şüphesiz, Risâle-i Nur’un icra ettiği bu muazzam tesirin en mühim bir sebebi de, nur-u imân, feyz-i Kur’ân, lütf-u Rahman’ın medet ve inâyetiyle ihsân olunan lisânındaki intizamkârane ve îcazdârâne vaziyet-i fıtriyesidir.” (Emirdağ Lâhikası, 85)

    “Risâle-i Nûr âhize (alıcı) ve nâkile (nakledici, verici) ile mücehhez bir radyo-yu Kur’âniyedir ki, onun satırları, kelimeleri ve harfleri, tel, lâmba, ayna ve bataryaları hükmüne geçmiştir.” (Emirdağ Lâhikası, 85) Kimin haddine düşmüş ki, bu “bast”ı, ibâreleri, tertip ve tanzimi bozsun!

    Onun için Bediüzzaman’ın talebesi Hüsrev Altınbaşak, “Kimin haddi var ki Risâlelerin birisine el uzatsın veyahut bir sahifesine dil uzatsın. Veyahut bir cümlesini tenkit etsin. Veyahut bir kelimesine, hatta bir harfine ve belki bir noktasına itirazda bulunsun…” diye yazar. (Barla Lâhikası, Envar, 353) Bediüzzaman’ın “birinci talebesi” İbrahim Hulûsî, “Onun için bir harfe dokunmayı azîm bir günâh işliyorum telâkkî ediyorum” diye sakındırır. (Barla Lâhikası, 51)


    Cevher İLHAN
    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]

    Yazar : Risale Forum

  7. #7
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Risale-i Nur'u Sadeleştirmemek İçin Çok Sebep Var..


    MÜELLİFE, ESERİN HAKKINA VE HUKUKUNA HÜRMETSİZLİK


    Aslında, 1948-1949’da Afyon hapsinde Ahmed Feyzi’nin gençler için “Risâlelerin biraz sadeleştirilmesi”ne dair mektubuna, Bediüzzaman’ın cevabı, “sadeleştirme”nin ciddî mahzurlarını âdeta özetler: “Nur’un metni, izâha ihtiyacı olsa, ya satırın üstünde, ya kenarda hâşiyecikler yazılsa daha münâsibdir. Çünkü metin içine girse, teksir edilen nüshalar ayrı ayrı olur, tashih lâzım gelir. Hem sû-i istimale kapı açılır, muarızlar istifade ederler. Hem herkes senin gibi muhakkik müdakkik olmaz, yanlış bir mânâ verir, bir kelime ilâve eder, ehemmiyetli bir hakikati kaybetmeye sebeb olur. Ben tashihatımda böyle zararlı ilâveleri çok gördüm. Hem benim tarz-ı ifâdem, bu zamanın Türkçesine uygun gelmiyor. Bir parça dikkat ve teennî ister. Belki bunun da bir faydası, bir hikmeti var...” (Emirdağ Lâhikası, elyazma, 661)

    Risâlelerin lisân ve üslûbundaki sadelik, akıcılık, açıklık, çekicilik, izâh ve tatlılık kendine hastır. Cemil Meriç, “Her eser kendi lisânıyla doğar; Risâle-i Nur’un dili Kur’ânî ve İslâmî bir lisândır. Risâle-i Nur’u anlamaya çalışmak bize nasip olacak en büyük mükâfattır” der. Ve Bediüzzaman’ın beyânıyla, “şahsın uslûb-u beyânı, şahsın timsâl-i şahsiyetidir.” (Muhakemât, 84) Ki Bediüzzaman, “...Başkasının tashîhine katiyen râzı olamıyorum. Zirâ külâhıma püskül takmak gibi, başkasının sözü, sözlerimle hiç münâsebet ve ülfet peydâ etmiyor. Sözlerimden tevahhuş eder” diye bunu açıkça belirtir. (Münâzarât, 17)

    Kaldı ki, eser sahibinin yapmadığını yapmak, kesinlikle sakındırdığı sadeleştirmeye kalkışmak, her şeyden önce hayatında eserine son şeklini veren “Bize mânen izin verilmedi” diyen ve “kendisinin bile kalem karıştırmaya hakkı olmadığını” bildiren, müellife saygısızlıktır. Sonra, esere, te’lif hakkına ve hukukuna hürmetsizliktir…

    Dahası, Bediüzzaman’ın, “en tehlikelisi de odur ki” dediği, bir kısım “mühim ehl-i ilim”in, “enâniyet–i ilmiyeden gelen kıskançlık cihetinde zımnî bir adâvet besler gibi, Sözlerin (Risâlelerin) kıymetlerinin tenzilini arzu eder–tâ ki kendi mahsulât-ı fikriyesi onlara yetişsin, onlar gibi satılsın” ikazı kapsamına girer. (Mektûbat, 413)

    Hatta “Dost sûretine girerek, bazen talebe şekline girerek, derler ve dedirtirler” ki cümlesiyle başlayan tahrifatlara ve “kandırılışlar”a âlet olunmasını mevzubahis eder. (Tarihçe-i Hayat, 599) “Sizin berâetiniz ve mânen galebeniz zâlimleri şaşırttı; cepheyi, burada değiştirdiler. Düşmanâne taaaruzdan vazgeçip, dostâne hulûl edip (sızıp) has talebeleri Risâle-i Nur’un hizmetinden geri bırakmak için…” yaptırılan ifsadları sözkonusu eder. (Kastamonu Lâhikası, 109)


    Cevher İLHAN
    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]

    Yazar : Risale Forum

  8. #8
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278


    Cevap: Risale-i Nur'u Sadeleştirmemek İçin Çok Sebep Var..


    “RİSÂLE-İ NUR’A İLİŞİLDİĞİNDEN…”



    Kur’ân tefsiri Risâle-i Nur’a ilişilmesi Kur’ânî mânâya göre tahlilini yapan Bediüzzaman, bir lâhika mektubunda, “Bu vatanın belâlardan muhâfazası için kat’i bir vesile olan Risâle-i Nur’a ne vakit ilişilmişse, bir nev'î umumî korku başlıyor. (…) Medâr-ı ibrettir ki; burada Risâle-i Nur serbest okunup yazılırken -hilâf-ı adet- başta bu kış, yaz gibi gittiğini çok adamlardan işittim. Ne vakit bana ve Risâle-i Nur’a hücum edildi, yazdırılmadı, tâtil oldu; gâyet şiddetli bir kış başladığı gibi…” ifâdesi, “sadeleştirme” perdesinde bilerek veya bilmeyerek Risâle-i Nur’a ilişildiğinden, uzun “şiddetli kış” hüküm sürdü hakikatini hatırlatır. (Emirdağ Lâhikası, 24)

    Bundandır ki, “ledûn ilmi”yle yazılan ve lisânen de Kur’ân’ın takdir ve tahsinine mazhar olan Kur’ân tefsirinin, ifâde, beyân, tanzim ve tertibindeki asliyetini, basit, günübirlik indî mülâhazalarla “sadeleştirme” paravanında tahrif etmeye, sıradanlaştırmaya, değiştirmeye, dönüştürmeye, bozmaya, başkalaştırmaya yeltenmek, felâkete, musîbete duçar eder.
    Ve bu felâketler ve musîbetler, depremlerden sel baskınlarına, tsunamilereden tayfunlara, fırtınalardan kasırgalara, “kışın şiddetli hiddeti”yle şiddetli soğuklar olarak tecelli eder.

    Yapılacak olan, ekser insanların hatasından gelen ve “ehl-i imânı uyandırmayı” hedef alan umumî musîbetlerden ders alıp, musîbete ve İlâhî gadâba sebebiyet veren hatalardan vazgeçmektir.

    Bediüzzaman’ın ifâdesiyle, “Sadakanın belâyı def etmesi gibi”, hatalardan dönmekle, yanlışlardan caymakla ve caydırmakla küllî bir sadaka nev’inde semâvî ve arzî belâların def’ine çalışmaktır.

    “Cezâ-yı amel bir azap” olan musîbetlere karşı, ağlamakla ve hüzün ve kederle, niyâz ve hazinâne yalvarmakla ve pek ciddî nedâmet ve tevbe ve istiğfar ile karşılamak ve Sünnet-i Seniyye dairesinde, bid’alar karışmadan, şeriatin tayin ettiği tarzda dergâh-ı İlâhiyeye iltica etmek ve duâ ve o hale mahsus ubudiyetle mukabele etmektir.” (Emirdağ Lâhikası, 32-33)

    “İnsanların ekseri tevbe ve nedâmet ve istiğfar etmekle def olması”na duâ etmektir. Belâları, felâketleri, musîbetleri rahmete çevirmektir…


    Cevher İLHAN
    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]

    29.02.2012
    Yazar : Risale Forum

  9. #9
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278


    Cevap: Risale-i Nur'u Sadeleştirmemek İçin Çok Sebep Var..


    Sadeleştirme tahribatına karşı tedbir
    03/02/2012


    Mâlûm olduğu üzere Risale-i Nur’dan Lem’alar adlı eserin sadeleştirilmesi çok ciddi bir tepkiye neden oldu. Risale-i Nur’un dili üzerinde yapılmak istenen bu tahribat teşebbüsüne karşı, Nurlara gönül vermiş bir çok ehl-i kalem fikir beyanında bulundu.

    Risale-i Nur’un sadeleştirilmesinin mümkün olmadığına dair edebî ve ilmî deliller ortaya koydular. Üstadın yakın talebelerinin de, Nurların sadeleştirilmesine karşı çıkan beyannameleri çok güzel bir açıklama oldu. Bu noktada elbette ki tepkiler devam edecek. Nurların diline ve hakikatlerine karşı yapılan bu tahribat teşebbüsü akim kalacaktır.

    Peki bu tahribata karşı sadece tepki vermekle mi iktifa edeceğiz? Temel hizmet prensipleri müspet iman hizmeti çerçevesinde teşekkül etmiş olan Risale-i Nur mesleğinin ruhuna uygun daha güzel tedbirlerimiz yok mu?

    Elbette ki var. Hem de mühim bir tedbirimiz var. O da şu: Okumak, okumak ve okumaktır. Nurlardaki hakikatler dem ve damarlarımıza karışıncaya dek okumak. His ve ruh dünyamız tamamen Nurlarla dolup taşıncaya kadar okumak. Akıl ve fikir midemiz tam olarak hakikatlerle doluncaya kadar okumak. Nurun hakikati gayr-i ihtiyarî nevinden lisanlarımıza yerleşinceye kadar okumak.


    Ardından okutmak. Önce çevremize, ailemize, akrabalarımıza, yakınlarımıza ve dostlarımıza okutmak. Bilhassa ailemiz çok önemli. Evladımız, çocuğumuz, eşimiz, anne ve babamız, kardeşlerimiz… Nurlarda geçtiğine göre ailenizden, komşunuzdan üç-beş kişi bir araya gelip Nurlardan ders yapmak suretinde okumak bu zamanda talebe-i ulum şerefini kazandırır.

    Diğer bir yöntem de Nurların okunduğu, Nurlardan izahların yapıldığı, Nurların müzakerelerinin terennüm edildiği mekânlara gitmek. Nur Dershaneleri diye tanımlanan mekânlara devam etmek ve burada meseleleri daha iyi anlayan ve anlatan kardeşlerden bilgiler alarak zihnimizi ve fikrimizi Nurun hakikatleri ile doldurmak.

    Ve en önemlisi ise Nurlardan elde ettiğimiz bu hakikatleri yaşamak ve Nurlardan öğrendiğimiz kelime ve tabirleri içtimaî ve sosyal konumumuza göre günlük hayatımızda istimal etmek ve bu yolla güzel Türkçe’mizin zenginleşmesine katkıda bulunmaktır.

    İşte mezkur faaliyetler ile sadeleştirmek adı altında yapılan dili fakirleştirme tahribatına karşı mühim bir tedbir almış oluruz. Zaten Risale-i Nur’un dili ağır değildir. Anlaşılması kolay, cümleler net, insan zihni ile hakikatler arasındaki mânâ bağı güçlü, kelime ve tabirler Türkçe ses uyumu noktasında akıcı ve berraktır. Problem kişinin kelime haznesinin yetersizliğidir. Bu gün dilimiz üzerinde öyle tahribatlar yapılmış ki, daha yüz sene öncesinde yazılan Safahat gibi eserleri bile anlamakta güçlük çekiyoruz. Bu da haliyle bir cemiyetin hafızasının silinmesine yol açıyor. Dikkat edilirse dil üzerinde yapılan tahribatların da esas maksadı budur: Geçmişle bağları kesmek. Yeni nesillerin zihinlerini tahriş edip, düşünme meleklerini sınırlandırmak.

    Bu tür tahribatlara karşı Risale-i Nur zaten mühim bir set oluşturmuş. İnançlarımız üzerinde oynanmak istenen oyunları bozmuş ve cemiyetin imanını takviye etmiştir. Bir ölçüde güzel Türkçe’nin temel yapısını da muhafaza etmiştir. Bu açıdan Risale-i Nur’un dilimizin korunması yönünde de mühim bir vazifesi vardır.

    Bizlere düşen en mühim vazife Risale-i Nur’u okuyup okutarak, öğrendiğimiz hakikatlerini cemiyet içinde yaşayıp yaşatarak, cümlelerde geçen kelime ve deyimleri günlük konuşmalarımızda kullanarak dilin tahribatına karşı ciddi bir set oluşturmaktır. Zaten şimdiye dek bu konuda mühim faaliyetler yapılıyor idi, en azından bizler bu faaliyetlere daha bir şevkle katılarak bu yönde hizmet etmiş oluruz.

    Evet, o zaman haydi Risale okumaya!


    Halil AKGÜNLER
    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    Yazar : Risale Forum

  10. #10
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278


    Cevap: Risale-i Nur'u Sadeleştirmemek İçin Çok Sebep Var..


    Risâle-i Nur’un Türkçeye tercümesi


    Risâle-i Nur’un Türkçeye tercümesi Okuyucularımız bu meseleyi sadeleştirme olarak ifade ediyorlar. Fakat Risâle-i Nur Külliyatının “Lem’alar” isimli eserinin dilini, üslûbunu, icaz ve belâgatını sadeleştirenlerin savunmalarını okuduğumuzda görüyoruz ki, iyiniyetle bu yola girdiklerini söyleyenler, çalışmalarına emsal olarak tercümeyi göstermektedirler. Bilhassa külliyatın Avrupa dillerine çevirilerini delil göstererek olayın mantığını bir başka mecraya taşıyorlar. Bu hususa binaen meseleye sadeleştirme adesesinden ziyade tercüme zaviyesinden bakacağız.

    Biliyoruz, bazılarımız “Tebeddül-ü esma ile hakikat değişmez” diyecek, tercüme ile sadeleştirmeyi aynı göreceklerdir. Fakat tercüme vadisinde konuşacaklarsa, müellifin ifadesiyle i’cazını doğrudan Kur’ân’dan alan ve kendi ihtiyarının dışında yazdırılan Risâle-i Nur’un Doğu ve Batı dillerine tercümelerinden başlamak gerekiyor.

    Bediüzzaman’ın “altmışbeş senedir gaye-i hayalim” dediği “Medresetüzzehra” projesinin Risâle-i Nur Külliyatı ve bu eserlerin içinde tedris edildiği Nur medreseleri tarzında ortaya çıktığını müellifin Kastamonu ve Emirdağ Lâhikalarında neşrettiği mektuplarından öğreniyoruz. Gençliğinden itibaren hayatını adadığı bu projenin üç dilinin Arapça, Türkçe ve Kürtçe olduğunu da 1910-1911’de kaleme aldığı Münâzarât isimli eserinden okuyoruz. Bu üç dilin Türkçe esas olmak üzere Risâle-i Nur’un telifinde kullanıldıklarını da biliyoruz.

    Ancak doğu dilleri denildiğinde Farsçayı da unutmamak gerekiyor.

    Üstadın bu dillerle bizzat yazması ve eserlerinden yapılan tercümelerin onun tashihinden geçmiş olması da üzerinde durulacak bir husustur. Telifi Arapça olan İşaratül-İ’caz ile Mesnevî-i Nuriye (ki ilk dönem eserleridir) gibi külliyatın önemli iki kitabının yine müellifin talebesi olan ve üslûbuna aşina Abdülmecid Nursî tarafından yapılan Türkçe tercümelerini diğer tercümelerle karşılaştırdığımız zaman, onun tercümesindeki aslî unsurları ilmî olarak takip edemesek de, zevkî, hissî ve bediî olarak anlayabiliriz.

    Çocukluğunda Kürtçe konuşan ve medresede Arapçayı bütün boyutlarıyla öğrenen Bediüzzaman Hazretlerinin Türkçeyi yirmi yaşlarına doğru öğrendiğini biliyoruz. Mollalarla Başet yaylasında yazı geçirirken Van Valisi Tahir Paşaya gönderdiği iki-üç cümlelik mektupla Türkçe telifata giren Bediüzzaman’ın Sözler, Mektubat ve Lem’alar’da Türk dilinin hangi zirvelerinde dolaştığını dil biliminde otorite olmuş âlimlerimiz makalelerinde yazıyorlar.

    Acizane kanaatim o ki, ihtar suretiyle Üstada yazdırılan bu Türkçe risâlelere, Said Nursî de kalem karıştırıp değiştirmezdi. Zira birçok eserinde “Geldiği gibi kaydettim” ifadesine rastlıyoruz. Bir talebesi aracılığıyla Camiülezher ulemasına gönderdiği eserlerini, bir yerindeki bir kelimeden dolayı külliyatı geri isteyen Bediüzzaman’ın dile, mânâya, dizilişe ve üslûba verdiği ehemmiyet ortada iken, Risâle-i Nur’u yeni Türkçe ile yazmaya kalkışmanın yersizliği kendiliğinden ortaya çıkar.

    Risâle-i Nur’un Türkçe’ye tercümesinde, mevcut dilin kifayetsizliği, Risâle-i Nur’un bütün şark dillerini bünyesine toplaması, külliyattaki dilin sarf, nahiv, inşa, i’caz, fonetik ve dil estetiğinin her dalını ihtivası gibi mevzulara girmiyoruz. Kur’ân’dan aldığı kuvvetle, okuyucusuna her okuduğunda değişik bir mânâyı keşfettiren Risâle-i Nur’un Türkçe’ye tercümesinin kabil olmadığını ifade etmeye çalışıyoruz.

    Bediüzzaman’ın talebelerinden Şefik’in çocuklarla Risâle-i Nur’dan yaptığı dersin analizi 28. Lem’a’da okuduğumuzda; hiç kimseyi hissesiz bırakmayan bu Kur’ânî tefsirin, hiçbir başka üslûbun himayesini kesinlikle kabullenmeyeceğini anlıyoruz.


    Şükrü BULUT
    27.02.2012
    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]

    Yazar : Risale Forum

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

105, 108, 112, 117, 119, 125, 126, 127, 128, 130, 131, 135, 136, 137, 138, 142, 143, 149, 152, 163, 164, 169, 178, 183, 191, 192, 194, 195, 196, 197, 199, 2004, 207, 227, 271, 527, acizane, açma, adedince, ahenk, akli, aklı, akıldan, alâkası, alanında, aldatmak, aldıkları, âlemleri, allah, alıntı, amerikalı, âmî, amin, anlamasında, anlamıyorum, anlayan, anlıyoruz, araf, arapçası, arz, asi, asra, atmak, avam, aya, ayetten, âyine, ağabeyi, ağabeyin, ağzı, bahisleri, bahusus, basar, baskı, bağlantı, başlarında, başlayan, bedîüzzamâ, bertaraf, bezirgan, beşer, bildirir, bilimi, bilinen, biliniz, bilirsiniz, bilmede, bilmesi, binaen, binaenaleyh, bir adam, biri, birlik, bizleri, budur, bulamaz, buldum, bulunmak, bırakmıyor, çalışıyor, çalışıyorlar, camiası, çarşı, çerçevesi, cihazat, çok, çoktur, cümleyi, çıkana, dadır, damarı, dağlar, derece, derslerle, deyince, değildi, değilim, değiştirilemez, değiştirme, değiştirmek, dikkatle, dile, dinen, diyenlerin, diyoruz, dostumuz, dünyadan, durdurma, duruma, duyan, düğümü, düşmanı, dış, dışında, edenleri, edilemeyen, edilirse, edilsin, ediyorlar, ehemmiyetlidir, elimizden, elzemdir, emareleri, emirdağ, emsal, eserinin, etmektedirler, etmemiz, ettir, ettiren, ettiğimiz, faaliyette, fazilet, fecr, ferah, ferit, fikirlere, fikirleri, fikrini, galebe, gaybi, gayret, gelmiyor, gelmiş, gerekiyor, gidiyorsunuz, giydirir, giyinmiş, görenlerin, görmeye, görünüşü, görüyorum, görüşleri, gündeme, güzelliği, hakaiki, halet, halketmiş, hallere, harap, harbi, hatası, hazretlerini, herşeyin, hevesi, hezimet, hilkat, hissediyorum, hücum, hz ali, ibarettir, ibrettir, iddiaları, ihanet, ihata, ikincisi, ilham, ilimle, ilişkisi, imaniye, imdat, iniyor, isbat, isimli, istemeye, istiyorlar, isyana, itiraza, izale, işaret, işittim, iştiyak, kabre, kadar, kalacak, kamer, kamuoyuna, kaplan, kardeşi, kardeşlerimiz, kardeşlerimizi, kavga, kavmin, kaybedecek, kendilerini, kendisinde, kesilmiş, kitabını, kitaplık, korunması, koyan, küfrü, külliyat, külliyattan, kur, kuvvetle, kırılacak, kısmı, kıymetini, kıymetsiz, lâfza, leyl, lisanı, lütuf, mahkeme, mahlukat, manen, mecmuası, medrese, mektubundan, mektup, melaike, mertebesini, mesel, meselâ, meselede, meselesine, meseleyi, mevcudat, meşhurdur, milleti, misafirhanesi, misli, muazzam, muhabbete, muhakkak, muhaldir, muhterem, mukayese, mükellefiz, mükerrem, mümkü, münafıklar, müstehak, müş, nas, nasib, nefret, neyin, nezâket, neşretmek, neşriyat, nihayet, niyetle, nüfuz, nûr, nurdur, okuyunuz, olan, olana, olduk, olduğuna, olduğundan, olmak, olmaktan, olmayı, olsalar, olsun, onlardan, oradan, orga, orjinali, oyunlar, öğrendim, parçalar, revaç, rezil, risale-i, risale-i nur, risalesini, rumuz, saadetine, sadeleştirilemez, sadeleştirilmesi, sadeleştirilmesine, sadeleştirilmiş, sadeleştirmenin, sadeleştirmeyi, sakı, sakıncası, sarih, sayılan, seviyesi, siyasal, sordukları, söylemiş, sözlüğü, sultana, süre, sürmek, sürü, süzülen, sıhhat, sıraları, sığı, taarruz, tahrifat, tahrip, takdim, tamamıyla, tartışmaya, tavır, taşları, tecavüz, teenni, tefrikaya, tefsirini, temsilât, terakki, ters, tevahhuş, tevili, tokada, toplamak, tükenmez, türki, tutmaz, uçurur, uhrevî, uluhiyet, umum, üstü, uygulamasından, vacib, vahy, vazifeler, verdiği, verilmiş, vermişler, vesveseler, veyahut, vurmak, yapanlar, yapılmıyor, yapılırsa, yayı, yayınlanan, yazdığı, yazılan, yazıldığı, yazılırken, yazını, yeknesak, yepyeni, yerden, yeği, yeğin, yönetmen, youtube, yıldızları, yıldızlarından, zahmet, zamanla, zata, zelzele, zeminde, zira, zülcelal, şahsî, şahsiyet, şerifi, şerleri, şeye, şeylerle

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222