Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

+ Cevap Ver + Yeni Konu aç
Sayfa 2/5 İlkİlk 12345 SonSon
44 sonuçtan 11 ile 20 arası

  1. #11
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Risale-i Nur'u Sadeleştirmemek İçin Çok Sebep Var..


    Tercüme ile sadeleştirme mukayese edilemezler



    Bu konu ile alâkalı bir önceki yazımızda, “sadeleştirmeyi” Risâle-i Nur’u anlamanın yegâne çaresi görenlerin iddialarını aktarmıştık. Yaptıkları neşriyatı “tercüme” ile karşılaştırıyorlardı. İddianın mahiyeti için Nurların Batı dillerine tercümeleri üzerinde durmak istiyoruz.

    İsterseniz meselenin vuzuhuna yardımcı olacağından Kur’ân’ın Avrupa dillerine tercümesiyle olaya bakalım. Arapça bilen ilim adamlarının yapacakları onca iş olmasına rağmen kendilerinden önce tercümeye çalışılan Kur’ân'ı tekrar tercümeye kalkışmaları bize bir fikir vermelidir. Kur’ân’ı derinlemesine incelediklerinde mevcut tercümelerin yetersiz kaldığını gören Batılı âlimler, kendilerine göre eksikliği gidermek üzere yeniden işe koyulmuşlar ve koyulmaya devam ediyorlar.

    Çünkü Avrupa medeniyetinin dilleri Kur’ân’ın mânâsını taşımakta yetersiz kalıyor. Evvelâ bir milyon kelimeyi aşan lügatiyle Arapça’yı Fransızca, İngizce ve İspanyolca gibi diller karşılamaktan çok âciz. Sonra Kur’ân’ı kitap olarak kabul etmemiş ve hayat olarak benimsememiş Avrupalıların, Kur’ân medeniyetinin kelimelerini anlaması fevkalâde zordur. En önemli bir husus da Arapçanın dil yapısıdır. Dilin hem inşası, hem de genişleme bilgisinden meşhur Avrupalı dil âlimleri mahrumdur. Her harfinin ve hatta hareke dediğimiz vokalin yüzlerce mânâsı varsa bu dilde, zavallı Avrupalılar n'eylesin?
    Elbette ki Arapça, bu zenginliğini Kur’ân’a ve Kur’ân’ın meydana getirdiği medeniyetlere borçluydu. Çin sınırından Atlas Okyanusuna uzanan büyük coğrafyada ortak kültür dili olmuş Arapçanın bu muhteşem tarihçesini bilemeyenler, elbette sıradan İngilizce, Fransızca veya Almanca mealleriyle yetineceklerdi. Fakat Kur’ân’a ilgi duyan her Avrupalı, yüzlerce tercüme ile karşılacağını az çok bilir.

    Kur’ân’ın üslûbunu Türkçe karakterleriyle giyinmiş ve neticede baştan sona kadar âyet ve hadisin mânâsı olan Risâle-i Nur eserlerinin sadeleştirilmesinin tercüme ile karşılaştırılamayacağını ortaöğrenim seviyesindeki herkes anlayabilir. Hakikî Türkçede yazılmış risâlelerin dilini—ki bunu M. Âkif, Ali Ulvi Kurucu, Prof. Orhan Okay, Prof. Abdülkadir Karahan ve daha yüzlerce Türkçe âlimi ve edibi söylüyorlar—günümüzdeki Kemalizm ihanetine uğramış ve Batı dillerinin de işgali altındaki aktüel Türkçeye aktarılmaya çalışmak, Avrupa dillerine tercüme etmeye hiç benzemiyor.

    Mesalâ Almanya’da Risâle-i Nurlar’ın en az beş yayınevi tarafından neşredilmekte olduğunu biliyoruz. İngilizcede bu sayı ona çıkabilir. Buna rağmen bu tercümeleri ellerine alanların çoğu mânânın ifade edilemediğinden şikâyet ediyorlar. Mutlaka bir kısım müteşebbisler de yeni yeni tercümeler üzerinde çalışıyorlar. Bir sonraki tercümenin kendisinden önceki tercümelerden biraz daha orijinal mânâya yakın olması da tekâmülün seyrini gösteriyor.

    Tercümelerin sayısı arttıkça, o dildeki yeni mânâlar ve bu mânâları taşıyan kelimeler de giderek artacaktır. Çalışmalarında ilmîliği esas alan mütercimlerin, İslâmî ve Kur’ânî birçok tabiri orijinal haliyle tercümeye dahil etmeleri, bu kelimeler ile ilgili ekler veya indeksler ilâve etmeleri daha hakperestâne oluyor, düşüncesindeyiz. Hatta Risâle-i Nurlar talebeliğine erişmiş bazı tercümanların, külliyatı her okuyuşunda tercümelerini tashihe çalışmaları, yukarıda ifadeye çalıştığımız fikre kuvvet veriyor: Risâle-i Nurları mânâ kaybına uğratmadan tercüme etmek mümkün değildir. Bizim gibi Türkçe konuşup okuyanlar, risâleyi her okuyuşlarında yepyeni ve orijinal mânâlar anlayabiliyorlarsa, tercümeye çalışanlar da yeni okumalarında yepyeni mânâlar ortaya çıkaracaklardır. Bütünüyle doğru, orijinal metnin mânâsıyla direkt alâkadar ve cümleyi açıklayıcı bütün mânâları ilk tercümeye yazmak mümkün olmayacağından, Risâle-i Nur tercümeleri hem onlarca-yüzlerce rakamlara ulaşacak ve hem de mütercimler hayatları boyunca Nurları okudukça ellerindeki tercümeyi asıl orijinal mânâsına yanaştırmaya çalışacaklardır.

    Netice itibariyle anlıyoruz ki, bunların yekûnu Risâle-i Nurların tercümeleridir. Mütercimler, orijinal kitapları kaynak kabul ettiklerini ve aslına uygun çalışmaya gayret gösterdiklerini, genellikle yeterince başarılı olamadıklarını da, tercümelerin mukaddimesinde yazarlar. Ama bu tercümelerin çeşitliliği, eksiklikleri ve noksanlıkları eserin orijinal yapısına hiçbir zaman zarar veremez.

    Sadeleştirme için bunların hiçbirini söyleyemiyoruz. Zira Türk dilinde yazılmıştır Risâle-i Nurlar… Sadeleştirilmiş metinlerin mânâlarda, ilmîlikten, edebîlikten ve belâgatten uzaklaştırıldıklarını hepimiz görüyoruz. Hele sadeleştirilen eserin herhangi bir tarafına orjinal metinleri koymadığınız zaman, okuyucu doğru bilgi, doğru eser, doğru ifade, doğru sanat ve doğru mânâdan haberdar olamamış oluyor.

    Burada iki yanlışın birden işlendiğini düşünüyoruz. Evvelâ dinini öğrenmek isteyen bir insanın yolu “sadeleştirme” ile kesilmiş olunuyor. Sonra da eserin tamamen unutulmasına veya en azından orijinalinin kaybolmasına yardımcı olunarak eserin sahibine büyük bir haksızlık işlenmiş olunuyor. Siz ne dersiniz?



    Şükrü BULUT
    09.03.2012
    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]

    Yazar : Risale Forum

  2. #12
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278


    3 üyeden 3 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Risale-i Nur'u Sadeleştirmemek İçin Çok Sebep Var..

    Din dili, Risâle-i Nur ve sadeleştirme

    12.02.2012





    Yüce Allah, kendisini Rahman ve Rahîm isimleri ile tanıtır; Besmele içinde Rahman ve Rahîm isimlerini öne çıkarmıştır.

    Rahman Sûresi’nde de “Rahman olan Allah Kur’ân’ı öğretti, insanı yarattı ve ona beyanı, ifade etmeyi ve dili öğretti” (Rahman, 55:1-4) buyurarak beyan ve ifadenin ne derece Allah’ın rahmetinin belirtisi olduğuna dikkatleri çekmektedir.
    Dil müşterek bir iletişim vasıtasıdır. Bu da insanın dünyayı anlaması ve eşyayı algılaması ve ifade etmesi demektir. İnsan dil vasıtası ile anladığını anlatır ve dil yoluyla kimlik kazanır. Yine insan dil vasıtası ile duygu ve düşüncelerini ve böylece kendini ifade eder.

    İlimlerin ortaya çıkmasının dil ile doğrudan ilişkisi vardır. Allah, kelâmını peygamberlerinin dilinden bize ulaştırmıştır. Kur’ân’ı okuyanlar da ondaki İlâhî mesajları ve anladıkları derin incelikleri dilleri ile ifade ederek neşretmektedirler. Sonra dilin ifade ettiği manaları yazarak daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlamaktadırlar. Bu ifadelere biz “ilim” diyoruz. İlimler böylece kendilerini kendi dilleri ile ifade etmektedirler.

    Her ilmin kendi literatürü ve ifade dili vardır. Dinin de kendini ifade eden bir dili vardır. Günlük dil “bizi bize” anlatır ve ihtiyaçlarımızı dile getirir. Günlük konuşulan ve gündelik hayatın ihtiyaçlarını anlatan dil, elbette dinin ifade etmek istediği yüksek ve ruhânî manaları anlatmaktan uzaktır.

    Dinin değerlerinin aslî hüviyeti ile devamlılığının sağlanması ve insanlar arasında etkili iletişimin kurulması dinî değerleri ifade etmeye bağlıdır. İlâhî mesajları algılama, yorumlama ve ifade etmemiz dil ile mümkündür. Bu durumda din dili, inananların dinî anlayışlarını yöneten, dini tutum ve kanaatleri ortaya koyan bir yapıyı oluşturur.

    Din, maneviyat demektir. Maneviyatın sahası ruhun cevelân ettiği çok geniş ve binlerce âlemi içine alan geniş bir sahadır. O sahanın başı ezel, sonu ise ebeddir. Yani her iki ucunda da sonsuzluk vardır. Dil, o manevî âlemlerde akıl, kalp ve ruhun binlerce hissiyatını dile getiren bir ifade şeklidir. Bu engin ve zengin manevî manaları ifade edecek olan dilin de ona göre geniş, engin ve zengin olması gerekir. Dini anlamak ve dinî tasavvuru oluşturmak, ancak dinî sembolleri dil ile ifade etmeye bağlıdır.

    Din İlahî kaynaklıdır. İlâhî hakikatleri ifade eden dilin de İlâhî kaynaklı olması gerekir. İlâhî manaları elbette İlâhî sözler ifade edebilir. Bizim de bu manaları anlamamız için aklımızı ve ruhumuzu onları anlayacak seviyeye çıkarmamız gerekir. İnsanın ruhen terakkîsi bu şekilde mümkün olur.

    Din dili de dinin kendisi gibi, İlâhî olan vahiy ve ilhamdan kaynaklanır. Zira dinin amacı Allah’ı isim ve sıfatları ile tanıtmak, ahireti anlatmak ve ahirete lâyık manaları ders vermek, nefsi gemlemekle ruhu yüceltmek üzerinedir. Ulvî manaları elbette ulvî kelimeler ifade eder. Bundan dolayıdır ki ibadet dili de bu ulvî ve yüce manaları ifade eden İlâhî kelimeler olmak zorundadır. Allah’ı şanına lâyık şekilde övmek ve tesbih etmek, O’nun nimetlerine karşı hamd ve şükretmek, O’nun şanını yüceltmek için tekbir ve tehlil ile sena etmekten mürekkeb olan ibadet, elbette bu yüce manaları ifade edecek olan tesbih, hamd, tekbir ve tehlil kelimeleri ile olacaktır.

    İman, ihlâs, takva, şükür, tövbe, af, birr, infak, adalet, sadakat, haya, doğruluk gibi ahlâkî, manevî kavramlar hep vahiy ve ilhama tabi olan kavramlardır. Bunun için din dili bir kavramlar bütünü olmakla beraber, sosyal hayattan da ayrı değillerdir; ancak ahirete ve ebediyete yönelik bir yönü vardır. İnsanı ahiretin ebedî hayatına ve saadetine hazırlama gibi de bir fonksiyonu mevcuttur. Çünkü dinin amacı asıl olarak uhrevî saadettir. Uhrevî saadet ise aklın ve ruhun kemâli, nefsin de süflî ve basit şeylerden uzaklaşması iledir.

    İşte bütün bu gerekçelerden dolayı maneviyatı ders veren, insanın manen terakkîsini sağlayan dinin de bunu sağlayacak olan dinî ifade ve terimleri bulunacaktır. Biz buna “din dili” diyoruz.

    İnsan dini anlamaya, bunun için de dinin dilini öğrenmeye çalışmalıdır. Bunun aksine dinin yüksek manalarını ifade eden dilini değiştirerek dini o manalardan yoksun bırakmak, dinî değerleri ve manaları basite indirmek olur.

    İnsanların çoğu avam dediğimiz halk tabakasıdır. Halkın dini anlaması için halkın dilini kullanmamız gerekir, şeklinde bir bahane ile sadeleştirme gibi düşünceler dile getirilmektedir. Bunun iki yönü vardır. Birincisi dinin özünde ve ifadelerinde avamın anlayacağı ve kendisine yeterli olacak kadar halk dili vardır. İkincisi dinin akla hitap eden ilmî yönü, kalbe hitap eden ulvî ciheti, ruhu kemâle erdirecek olan ulvî yanı ve nefsin tezkiyesine bakan ahlâkî değerlerini ifade eden kelime ve kelâmlarıdır ki üzerinde çalışmayı ve derin manalara nüfuz etmeyi sonra da onları halkın dili ile ifade ederek avama anlatmayı gerekli kılar. İşte bu dilin, ihtisas gerektiren ve bu konuda ihtisas yapanları avama üstün kılan yönü budur. Âlimler, vaizler, müftüler bu yönü ile halk üzerinde imtiyaz sahibi olurlar. Avam da onlara bu cihetle saygı duyar, onlar da halkın anlayacağı şekilde bu manaları ders verirler. Böylece insanlar terakki ve tekâmül ederler.

    İslâm tarihi boyunca yazılan binlerce cilt tefsir, ilmî kitap ve din üzerinde ihtisas sahibi olan binlerce muhakkik, müçtehit ve müceddit din dilini anlayıp anlatarak bu makam ve mevkilere çıkmışlardır. Din dili ile binlerce cilt kitapları yazarak her biri dinin ifade etmek istediği yüksek manaları ders vermişlerdir. Din dilini yok saymak veya sadeleştirmek aslında dine yapılacak en büyük yıkım ve tahrifattır. Vazifemiz dini anlamaya çalışmaktır, anlamadığımızı cehaletimiz ile inkâr etmek değildir. İman ve ilim aklın, inkâr ise cehaletin gereğidir.

    Bediüzzaman, Kur’ân’ın tercümanı olarak Kur’ân-ı Kerim’i asrın idrakine uygun tefsir etmiştir. Kur’ân-ı Kerim Arapça olarak nazil olmuştur; ama saf Arapça değildir. Yani Arap halkının kolaylıkla anlayacağı dilden değildir. Kur’ân-ı Kerim’de Arapların bilmediği, duymadığı ve anlamadığı pek çok kelime vardı ve Sahabeler Peygamberimize (asm) gelerek “Bu ne demektir?” diye soruyorlardı. Hatta Peygamberimize (asm) gelerek “Rahman nedir?” (Furkan, 25:60) diye sorduklarını Kur’ân bize haber vermektedir. Peygamberimiz (asm) bile Kur’ân nazil olmadan önce “Rahman ve Rahim”i bilmiyor, yemek yerken “Bismillahi’l-Ehad” diye yemeğe başlıyordu. Kur’ân nazil oldukça, okundukça, yeni yeni kelimeleri öğrenip ibadette kullandıkça hayata hâkim oldu. Herkesin anladığı, ama manasını tam bilemediği kelimeleri biliyor gibi kullanmaya başladılar. Meselâ “Selamün Aleyküm” Kur’ânî ve İslâmî bir tabirdir. Devamlı selâm veririz; ama anlamını yine bilemeyiz. Bu bir deyimdir, açılımı iki kelime ile ifade edilemez. İzahı sayfalara sığmaz. Aynı şekilde “Sübhanallah”, “Elhamdülillah”, “Allahü Ekber” ve “Lâ ilâhe İllallah” gibi vahiyle dilimize giren kavramlar da böyledir.

    Kur’ân’ın dili “Din Dilidir.” Her ilmin bir dili vardır. O dil bilinmezse o ilmin ifade ettiği yüksek mânâlar anlaşılamaz. Matematiğin, hukukun, tıbbın, biyolojinin, astronominin, tabiat bilimlerinin, sosyolojinin, felsefenin velhâsıl her ilmin kendine has bir dili vardır. İlim adamlarının kitaplarının zor anlaşılması bundandır. İnsanların genellikle zorlanmadan anladığı dil, konuşma dili, hikâye ve masal dilidir. İlim ise hikâye ve masal değildir ki herkes zorlanmadan anlasın. Bir şeyi gerçekten öğrenmek isteyen onu öğrenmek için çaba göstermelidir. İngilizce için “Bu dil ağır, ben anlamıyorum” diye karşı çıkana hiç rastlamadım. Öğrenmek isteyen zaten zorluğunu kabul ederek öğrenmek için çaba harcayanlardır. Talebeler de her dersten zorlanırlar. Zorluğunu bilerek öğrenmek için gayret gösterenler başarılı olurlar. Yeni kelimeleri öğrenmekten kaçınanlar asla başarılı olamazlar.

    Kur’ân’ı anlamak, imanı ve dini öğrenmek isteyenler de dinin yüksek, İlâhî, ruhanî ve uhrevî kelimelerini öğrenmek durumundadırlar. Bunların ne Arapçada, ne de bir başka dilde karşılığı yoktur. Kur’ân’da ne ise odur ve Peygamberimiz (asm) nasıl bildirmiş ise öyledir. Bunların izahı olur, ama bir başka dile tercümesi olmaz. Çünkü hiçbir dilde karşılığı yoktur. Değiştirmeye çalışmak dini tahrip ve bozmaktır. Bunun için dini bozmak isteyenler önce dilini tahrif ederek işe başlıyorlar.

    Meseleyi misallerle anlatalım: “Bismillahirrahmanirrahim” ifadesinin hiçbir dilde karşılığı yoktur. Türkçe’ye “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adı ile” diye tercüme ediliyor. Bu tercüme midir, yoksa tekrar mıdır? Bu tekrardır. Burada Rahman, Rahim, Allah lâfızları aynen duruyor. “Esirgeyen ve bağışlayan Allah’ın adı ile” deniyor. Bu da Besmele’nin ifade ettiği anlamı karşılamaktan çok uzaktır. Hatta “Besmele ile hiç alâkası yok, tamamen tahriftir” de diyebiliriz. Esirgemek “Selâm”, “Mü’min” kelimesinin ifadesine yakındır. Bağışlamak ise “affetmek”, yani “Afüv” kelimesinin karşılığıdır. “Rahman ve Rahim” ile alâkası yok gibidir.

    Allah’ın bin bir ismi vardır. Bunların hepsi yeni kelimelerdir. Allah’ın adıdır. İsimler değiştirilemez ve tercüme edilemezler. Ancak ilim adamları insanların anlayacağı şekilde kendi bilgilerine göre bunları izah eder. Ayrıca ibadete ait tâbir ve terimler İlâhîdir ve dolayısıyla onları inzal edildiği gibi öğrenmek ve okumak gerekir. Bundan dolayı ibadet dili olan “Vahiy dili” dışında ibadet yapılamaz. Bunun için Türkçe veya bir başka dilde ezan okunamaz ve namaz kılınamaz. Kur’ân-ı Kerim’in tercümesi veya meâli ibadet amacı ile okunamaz. Ancak mânâsının anlaşılması için okunabilir, bu da ibadetten ziyade ilim olur. İlmin ibadet yönü vardır; ama ibadetin ilim yönünün olması gerekmez.

    İbadet dili olan “Sübhanallah”, “Elhamdülillah”, “Lâ ilâhe İllallah”, “Allahu Ekber” kelimeleri özel isimdir, değiştirilemez ve hiçbir dile tercüme edilemez. Tesbih, tekbir, tehlil, tahmid ulvî birer hakikattir, onların unvanı olan kelime ve kelâmlar dışında bu ulvî hakikatleri anlatmak imkânsızdır. “Allahu Ekber”, “Allah büyüktür” demekten ibaret değildir. Bu cismaniyata izafe edilen bir kelimedir. Allah cisim değildir ki büyüklüğü büyük diye ifade edilsin. Allah ekberdir. Allah rahmeti, inayeti, ilmi, iradesi, kudreti büyük olandır. Böylece Allah’ın büyüklüğü bin bir esma ve sıfatı içine alacak şekilde anlaşılması gerekir. Bunun ifadesi ise “Allahu Ekber”dir. Aynı şekilde “Allah birdir” demekle “Lâ ilâhe İllallah” hakikati ifade edilemez. Bu hakikatin, bütün mahlûkatın şahadetini tazammun eden ve her şeyin delâletini içine alan ve bütün kâinat ve kâinat ötesi âlemleri ihtiva eden bir anlamı vardır. Bediüzzaman bu hakikati 130 risâle ile izaha çalışmıştır. Nasıl tercüme ile kısır bir anlama hapsedilebilir? Sübhanallah, tesbihin adıdır; Elhamdülillah ise tahmidin. Her birisi satırlar ve sayfalar ile ifade edilemeyen hakikatlerin tercümanıdır. Dar bir manaya hasrını asla kabul etmez.

    Bunların dışında ahiret âlemlerine, Cennet ve Cehenneme ait isimler, mekân isimleri ve meleklerin isimleri isim oldukları için hiçbir dile tercüme edilemez. Çünkü “özel isim”dirler. Özel isimler tercüme edilemez. Şahsa ait “Ali” ismi veya mekâna ait “İstanbul” ismi bir başka dile mana olarak tercüme edilemez. Ali’nin anlamı “yüksek”, İstanbul’un anlamı “Bizans İmparatoru Konstantin” şeklinde tercüme edilemez. Artık bu isimler “alem” olmuş ve kelime anlamı dışında başka manaları ifade eder hâle gelmişlerdir. Bu bakımdan dine ve imana ait kelime ve kelâmlar bir başka dile tercüme edilemezler.

    Bir ilmi anlamak için o ilmin dili olan terimleri iyi bilmek gerekir. Bir felsefe öğrencisi, hocasına “Ben kitabınızı okudum; ama hiçbir şey anlamadım” demiş. Hocası: “Evlâdım bir daha oku” diyerek onu kitabı yeniden okumaya yönlendirmiş. “Yine anlamadım” deyince yine “bir daha oku” demiş. Talebe üçüncü okuyuşunda “Biraz anladım efendim” demiş. Bunun üzerine hocası “Seninle felsefe üzerine artık konuşabiliriz” diyerek ona felsefeyi öğretmeye başlamış. Felsefeyi anlamak için defalarca okumak gerekirse iman hakikatlerini anlamak için Risâle-i Nur eserleri neden defalarca okunmasın?

    Risâle-i Nur’un dili çok sadedir ve anlaşılır bir Türkçe ile yazılmıştır. İslâmî ve imânî hakikatleri bundan daha sade ve anlaşılır şekilde ifade ve izah eden bir başka kitap yoktur. İlmihal ve kelâm kitapları ile Kur’ân tefsirleri daha karmaşık, ağdalı ve anlaşılmaz bir dille yazıldıkları halde Kur’ân’ın ifade ettiği yüksek hakikatleri izah etmekten de maalesef çok uzaktırlar. Sadeleştirme çalışmaları da yapılmakta; ama o zaman da yüksek hakikatler feda edilerek kısır bir mana ile işin hakikatinden uzaklaşılmaktadır. Risâle-i Nur’u okuyanlar, anlaşılır bir Türkçe ile bu ulvî hakikatleri anlayacak ve kavrayacak yüksek seviyeye çıkıyorlar. Bediüzzaman’ın devamlı olarak nazarları Risâle-i Nur’a çevirmesi ve okumaya teşvik etmesinin sebebi Kur’ân’ın dine ve imana, ilâhiyata ve ahirete ait yüksek hakikatlerinin anlaşılmasını sağlamaktır.


    SONUÇ


    • Konuyu özetleyecek olursak, din ve iman insanın ruhî ve manevî yönüne hitap eden yüksek hakikatler mecmuasıdır.


    • Manevî ve ruhî, melekûtî ve uhrevî âlemleri ve bunlardaki ulvî hakikatleri anlatan kelime ve ifadeler de elbette buna uygun ulvî manaları ifade eden kelimeler olacaktır.


    • Yüksek ve ulvî hakikatler günlük ihtiyaç dili ile ifade edilemezler. Bunun içindir ki her ilmin kendine has dili ve bu dilden meydana gelen literatürü vardır. Bu dil bilinmezse o ilme ait hakikatler akıl tarafından anlaşılamaz.


    • Bir ilimde bilgi sahibi olmak isteyen mutlaka onun dilini bilmek durumundadır. Din ve iman da böyledir. Dini anlamak ve imanı elde etmek isteyenler de bu ilmin dilini ve literatürünü öğrenmek durumundadırlar.


    • Hiçbir ilmin dili sadeleşme kabul etmediği gibi, din dili de sadeleşme kabul etmez.


    • İlim dili, hangi ilim olursa olsun kendi dili ile öğrenilebilir.


    • İlim dili beynelmileldir. Bütün milletlerin ortak dilidir.


    • İlim dilini sadeleştirmek o ilmi yok etmek anlamını taşır. Bundan dolayıdır ki, ilmî terim ve tabirlerin bir başka dilde karşılığı da bulunmaz ve bunlar tercüme kabul etmez.



    M. ALİ KAYA
    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]




    Yazar : Risale Forum

  3. #13
    tebliğ çevrimdışı Vefasız
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Dec 2010
    Nereden Yer
    Şark..
    Mesajlar Mesajlar
    2.557
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 461 + 32174


    2 üyeden 2 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Risale-i Nur'u Sadeleştirmemek İçin Çok Sebep Var..

    Bir dönem tarihte ezan mecliste alınan kararla türkçeleştirilip sonrada anlamsız bir kural olduğunun farkına varıldıysa;Gün gelecek Risalelerinde sadeleştirlmesi ısrarında olanlar bu düşüncenin saçma bir düşünce olacağına farkına varacaklardır..

    Kainatta herşeyin orjinalinin anlamı daha bir manidardır ,daha bir etkilidir..Değiştirme çabasına girenler ,bu çabalarını hakikatleri anlama doğrultusunda harcasalar daha çok kazanırlar inşl.
    Yazar : Risale Forum
    Biz ise hem insancasina,Hem muslumancasina yaşamak istiyoruz.Bediuzzaman..

  4. #14
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278


    3 üyeden 3 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Risale-i Nur'u Sadeleştirmemek İçin Çok Sebep Var..


    Konuya dair Risale-i Nur'dan birkaç alıntı.


    Not
    Onlar ne hal ile yazılmış ise, öyle kalması lâzım geliyordu. Sonradan tashih ve tanzim etmeye me’zun değiliz! (Mektubat)


    Not
    Bu söz, şimdiye kadar binler adamı hâb-ı gafletten kurtardığı gibi, çoklarını da imana getirmiş. Gayet kıymettar ve yüksek olmakla beraber, temsiller ile fehmi kolaylaşmış, herkes onun dilini anlıyor. (Sözler)


    Not
    Risale-i Nur, Türkçe’de, lisan üzerinde de imam olacağına; yani yarın hâlis Türkçe olan Risale-i Nur’un kesb-i imtiyaz edip diğerlerini terk edeceklerine dair işaret-i Kur’âniyedendir… Milâslı Halil İbrahim (E. Lahikası)


    Not
    … ifadelerim başkasına benzemiyor. Bir harfin ve bazan bir noktanın yanlışıyla bir mes’ele değişir, mana bozulur. (Şualar)
    Yazar : Risale Forum

  5. #15
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Risale-i Nur'u Sadeleştirmemek İçin Çok Sebep Var..


    Sadeleştirme neyin eseri?


    04/06/2012


    Değil Risâle-i Nur’u, başka bir eseri de sadeleştirmek, Mimar Sinan’ın şaheseri Selimiye’nin bazı taşlarını ve boyutlarını değiştirip, tuğla, kerpiç, tahta, aleminyum veya plâstik yerleştirmek gibidir. Edebî açıdan düşünürsek, bir şiir sadeleştirilebilir mi? Fuzuli’yi, Baki’yi, Mehmed Âkif’i, Necip Fazıl’ı, Yahya Kemal’i sadeleştirebilir misiniz? Bu şairlerin eskimez ve heybetli kelimeleri yerine “hormonlu, çakma”larını koymak elbette “anlaşılması için hizmet” değil; “gaflet” veya “ihanet”le eşdeğerdir!

    Meselâ, Yahya Kemal Beyatlı, XX. yüzyılda yaşamış olduğu hâlde, şekil açısından Divan şiir geleneğini ve aruz veznini en iyi kullanmayı başarabilmiş usta bir şairimizdir. Şiirlerinde müzikal âhenge son derece önem verir. ‘Derunî ahenk’ kelimeler arasındaki fonetik münasebetlerden doğduğu gibi, hisler, düşünceler ve hayaller de kelimelerden doğar. (Kaplan, 1977: 280)

    Manzumelerin dili, işlemiş olduğu konu ve tarihî dönemler ile paralellik arz eder. Yani şiirde söz konusu olan dönemin tarihî havası, en iyi şekilde, ancak yine o dönemin klâsik şiir dili ve üslûp anlayışıyla verilebileceği için de bunu yapmıştır. Yavuz Sultan Selim destanı hâlinde terennüm edilen Selimnâme’de (Kemal, 1993: 7-19) Çaldıran ve Mısır zaferlerini kazanan; İstanbul’u Fetheden Yeniçeriye Gazel şiirinde ise İstanbul’u alan bir ordunun gücünü ve büyüklüğünü ifade edebilmiştir. Bu şiirde bir yandan Divan edebiyatı nazım şekillerinden birini kullanıp çokça tamlamaya yer vermiş, bir yandan da âdeta ağzı dolduran ve uzun ünlülere sahip olan gülbang, âsmân, ebvâb, zâmin, şehsüvâr, cihangîr, hücûm gibi kelimelerin ses değerlerinden yararlanarak İstanbul’u alan ordunun gücünü hissettirmeye çalışmıştır. Böyle bir tercihte bulunması bilinçli bir tercih idi. Çünkü o günün parlak ve görkemli görünüşü, ancak yine o günün tarihî ve edebî havasına uygun bir üslûpla dile getirilebilirdi. Yahya Kemal de bunu yapmıştır.

    İşte İstanbul’u Fetheden Yeniçeriye Gazel şiiri:

    “Vur pençe-i Alî’deki şemşîr aşkına / Gülbangi âsmânı tutan pîr aşkına
    Ey leşker-i Müfettihü’l-ebvâb vur bugün / Feth-i mübîni zâmin o tebşîr aşkına
    Vur deyr-i küfrün üstüne rekz-i hilâl içün / Gelmiş bu şehsüvâr-ı cihangîr aşkına
    Düşsün çelengi Rûm’un eğilsün ser-i Firenk / Vur Türk’ü gönderen yed-i takdîr aşkına
    Son savletinle vur ki açılsın bu sûrlar / Fecr-i hücûm içindeki Tekbîr aşkına” (Kemal, 1993: 27) 1

    Risâle-i Nur, İslâm ilimlerini, imanı şiirleştirmiş; yüksek bir üslûp kullanmış ve muhteşem bir müzikal âhenge sagiptir. İngiliz edebiyatının ustası Şekspir’in, 1830’ların Fransız büyük şairi Viktor Hugo’nun eserleri sadeleştirilmiş midir? Bunu düşünmeleri bile kendilerine çılgınlık gelir!

    Risâle-i Nur’u sadeleştirip orijinal kelimelerini değiştirmek hangi anlayışın ürünüdür? “Hizmet zannıyla yapılan bir yanlışın”, bir “gafletin” mi; yoksa işin içinde bilemediğimiz başka sâikler mi var?


    Dipnot:
    1- Yahya Kemal Beyatlı’nın Şiirlerinde Dil ve Ahenk, Yrd. Doç. Dr. Bilal Aktan, Dumlupınar Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi,Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü.


    Ali FERŞADOĞLU
    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    Yazar : Risale Forum

  6. #16
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Risale-i Nur'u Sadeleştirmemek İçin Çok Sebep Var..


    İstişareden çıkan sadeleştirme bakışı

    07 Mayıs 2012 / 13:07


    Hizmet bölgelerinden gelen teklifler ışığında Risale-i Nur’un sadeleştirilme mevzuu görüşüldü

    Risale-i Nur’un Sadeleştirilmesine Bakışımız
    Muhterem Kardeşlerimiz;

    Evvelâ selâm eder, maddi manevi hizmetlerinizde hayırlı muvaffakiyetler diler. 22Mayıs 2012 tarihinde başlayacak olan üç aylarınızı ve mübarek gecelerinizi tebrik eder, feyizyab olmanızı Cenab-ı Allah’dan niyaz ederiz.

    1- Hizmet bölgelerinden gelen teklifler ışığında Risale-i Nur’un sadeleştirilme mevzuu görüşüldü. Görüşmeler sonucunda; aşağıdaki noktalar kardeşlerimizin dikkatlerine sunulmuştur:

    a) Risale-i Nur, bu asrı, belki gelen istikbali tenvir edebilir bir mu’cize-i Kur’aniyedir. Kur’anın tereşşuhatıdır. Hakikat noktasında, Risale-i Nur’un sadeleştirilmesi, bu kudsî kelimatın feyzini uçurur, sünühat-ı Kur’aniyenin hüsün ve cemaline ilişir. Risale-i Nur’un selasetini bozar, fesahatini zayi eder. Dimağın cevelan sahasını daraltır, tefekkürü kısırlaştırır. Mana tabakalarının hayatiyet ve canlılığını kurutur. Bu nedenlerden dolayı, Hz. Üstadımızdan bize intikal eden Risale-i Nur’un asliyetini muhafaza etmek bizim vazifemizdir. İlhamen yazdırıldığı herkesçe malum olduğundan, Risale-i Nur değiştirilemez. Sadeleştirme, Risale-i Nur’un yerine geçemez, yerini tutamaz.

    b) Ancak şu var ki, Risale-i Nur’un mesleği, kavl-i leyyindir. Hiddet ve şiddete medar beyan ve ifadelerle, husumeti ihsas edebilecek tavır ve ahvallerle, mukabele manasını taşıyan hallere bürünmenin de Nur’un nezih mesleğine uygun olmayacağını da kardeşlerimize hatırlatıyor, hikmete medar bir biçimde, Risale-i Nur hizmetinin intişar ve inkişafına kuvvet vermelerini hasseten rica ediyoruz.

    Trakya 4. Mezunlar Programında yapılan istişare’de Mehmet Şaylan hocamız sadeleştirme metnini değerlendirirken:





    http://www.risalehaber.com/news_detail.php?id=143708


    Yazar : Risale Forum

  7. #17
    denizbaker çevrimdışı Yeni Üye
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2012
    Mesajlar Mesajlar
    40
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 38 + 440


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Risale-i Nur'u Sadeleştirmemek İçin Çok Sebep Var..

    Alıntı HuSeYni Nickli Üyeden Alıntı [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]

    İstişareden çıkan sadeleştirme bakışı

    07 Mayıs 2012 / 13:07


    Hizmet bölgelerinden gelen teklifler ışığında Risale-i Nur’un sadeleştirilme mevzuu görüşüldü

    Risale-i Nur’un Sadeleştirilmesine Bakışımız
    Muhterem Kardeşlerimiz;

    Evvelâ selâm eder, maddi manevi hizmetlerinizde hayırlı muvaffakiyetler diler. 22Mayıs 2012 tarihinde başlayacak olan üç aylarınızı ve mübarek gecelerinizi tebrik eder, feyizyab olmanızı Cenab-ı Allah’dan niyaz ederiz.

    1- Hizmet bölgelerinden gelen teklifler ışığında Risale-i Nur’un sadeleştirilme mevzuu görüşüldü. Görüşmeler sonucunda; aşağıdaki noktalar kardeşlerimizin dikkatlerine sunulmuştur:

    a) Risale-i Nur, bu asrı, belki gelen istikbali tenvir edebilir bir mu’cize-i Kur’aniyedir. Kur’anın tereşşuhatıdır. Hakikat noktasında, Risale-i Nur’un sadeleştirilmesi, bu kudsî kelimatın feyzini uçurur, sünühat-ı Kur’aniyenin hüsün ve cemaline ilişir. Risale-i Nur’un selasetini bozar, fesahatini zayi eder. Dimağın cevelan sahasını daraltır, tefekkürü kısırlaştırır. Mana tabakalarının hayatiyet ve canlılığını kurutur. Bu nedenlerden dolayı, Hz. Üstadımızdan bize intikal eden Risale-i Nur’un asliyetini muhafaza etmek bizim vazifemizdir. İlhamen yazdırıldığı herkesçe malum olduğundan, Risale-i Nur değiştirilemez. Sadeleştirme, Risale-i Nur’un yerine geçemez, yerini tutamaz.

    b) Ancak şu var ki, Risale-i Nur’un mesleği, kavl-i leyyindir. Hiddet ve şiddete medar beyan ve ifadelerle, husumeti ihsas edebilecek tavır ve ahvallerle, mukabele manasını taşıyan hallere bürünmenin de Nur’un nezih mesleğine uygun olmayacağını da kardeşlerimize hatırlatıyor, hikmete medar bir biçimde, Risale-i Nur hizmetinin intişar ve inkişafına kuvvet vermelerini hasseten rica ediyoruz.

    Trakya 4. Mezunlar Programında yapılan istişare’de Mehmet Şaylan hocamız sadeleştirme metnini değerlendirirken:





    http://www.risalehaber.com/news_detail.php?id=143708


    konu: HuSeYni rumuzlu forum yöneticisi mesajımı silmiş.

    mesajımın içeriği "evvela, istişare heyeti diyorlar ama kimlerden oluştuğunu yazmamışlar. Bunu açıklamalıdırlar. Saniyen, risale-i nurlara kudsiyet izafe etmekte ne oluyor. kaş yapayım derken göz çıkarmışlar. ben az diyeyim siz çok anlayın. Salisen, buradaki sadeleştirme açıklamasında hedef mustafa sungur abi ve abdullah yeğin abilerdir. mehmet şaylan başçavuş ise, mustafa sungur abi genelkurmay başkanıdır. başçavuş un genelkurmay başkanını eleştirmeye hakkı yoktur. Rabian, bu açıklama tez elden, özür beyanı ile, tashih edilmelidir." şeklinde idi.

    link:
    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]




    hani memlekette demokrasi vardı. fikir hürriyeti vardı.

    siz kendi fikirlerinize güvenmediğiniz için istibdat uyguluyorsunuz.

    yaptığınız her menfi icraatın ve büyük tanıdığınız insanın fikirlerini körü körüne taklid ettiğiniz için mahkemeyi kübrada çetin bir azaba uğratılacaksınız.

    üstad diyor ki: "benim fikirlerimi ben söylediğim için kabul etmeyiniz, mihenge vurunuz. altın çıkarsa koynunuzda saklayınız, bakır çıkarsa çok gıybetleri de ilave ederek bana ilave ediniz."

    üstad buyuruyor ki: "üstadınız layuhti değil, üstadını hatasız zannetmek hatadır." körü körüne ittiba ile tabi olduğunuz zata veya zatlara da çok ama çok büyük zarar vermiş oluyorsunuz."

    Resulallah (sav) mahşer yerinde yakanıza yapışacaktır.
    Yazar : Risale Forum
    Konu denizbaker tarafından (08-05-2012 Saat 18:15 ) değiştirilmiştir.
    • amacımız Allah (cc) ın rızasını kazanmaktır.
    • günahkarız ve bediüzzaman hazretlerinin hizmetkarı ve talebesi olmak için dua edenlerdeniz.
    • "mesleğimiz halîliye olduğu için, meşrebimiz hıllettir."
    • ümmiyiz ve turab-ı akdam-ı ulemayız. (yazdıklarımız bu minvalde değerlendirilsin lütfen)
    • değerli kardeşlerim (zira din konusunda mümin, müminin ancak kardeşidir.) ıslah olmam için dua edermisiniz. Allah (cc) beni ıslah etsin. amin.

  8. #18
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278


    Cevap: Risale-i Nur'u Sadeleştirmemek İçin Çok Sebep Var..

    denizbaker,

    bu videonun içinde kötü niyetle söylenmiş tek bir cümle var mı ? Sadeleştirme ile ilgili güzel bir açıklama yapmış abimiz. Burda Mustafa Sungur ağabeye hakaret mi var ? Israrla konuyu bulandırma gayretleriniz devam ederse demokrasi dediğiniz şeyi forum dışında bulabilirsiniz. Burda da demokrasi var ancak konuyu bulandırma, fitne sokma anlamlarına gelmiyor. O dediğinizi başka zeminde arayın.
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  9. #19
    denizbaker çevrimdışı Yeni Üye
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2012
    Mesajlar Mesajlar
    40
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 38 + 440


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Risale-i Nur'u Sadeleştirmemek İçin Çok Sebep Var..

    Alıntı HuSeYni Nickli Üyeden Alıntı [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    denizbaker,

    bu videonun içinde kötü niyetle söylenmiş tek bir cümle var mı ? Sadeleştirme ile ilgili güzel bir açıklama yapmış abimiz. Burda Mustafa Sungur ağabeye hakaret mi var ? Israrla konuyu bulandırma gayretleriniz devam ederse demokrasi dediğiniz şeyi forum dışında bulabilirsiniz. Burda da demokrasi var ancak konuyu bulandırma, fitne sokma anlamlarına gelmiyor. O dediğinizi başka zeminde arayın.
    "Biliniz, kardeşlerim ve ders arkadaşlarım, benim hatâmı gördüğünüz vakit serbestçe bana söyleseniz mesrur olacağım. Hattâ başıma vursanız, Allah razı olsun diyeceğim. Hakkın hatırını muhafaza için başka hatırlara bakılmaz. Nefs-i emmârenin enâniyeti hesabına Hakkın hatırı olan bilmediğim bir hakikati müdafaa değil, ale’r-re’si ve’l-ayn kabul ederim." (Barla Lâhikası | ( 131 )

    mustafa sungur efendi gibi risalei nurun erkanı azimesi olan bir zata tenkidkarane söz söylemeye hiçbir nur talebesinin hususan böyle bir meselede itiraza hakkı yoktur. ve haddi değildir. biz üstadın mutlak varisi manasındaki bu zatın her hareketini güzel görmekle mükellefiz.


    bir konuda genelkurmay başkanı açıklama yaptıktan sonra, başçavuşun tezyifkarane açıklama yapmaya hakkı yoktur. başçavuşun yapacağı, genelkurmay başkanının açıklamasının arkasına tam destek vermektir.


    anlayana sivri sinek saz gelir...


    buyrun mustafa sungur efendinin açıklamasının linki

    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    Yazar : Risale Forum
    Konu denizbaker tarafından (08-05-2012 Saat 18:23 ) değiştirilmiştir.
    • amacımız Allah (cc) ın rızasını kazanmaktır.
    • günahkarız ve bediüzzaman hazretlerinin hizmetkarı ve talebesi olmak için dua edenlerdeniz.
    • "mesleğimiz halîliye olduğu için, meşrebimiz hıllettir."
    • ümmiyiz ve turab-ı akdam-ı ulemayız. (yazdıklarımız bu minvalde değerlendirilsin lütfen)
    • değerli kardeşlerim (zira din konusunda mümin, müminin ancak kardeşidir.) ıslah olmam için dua edermisiniz. Allah (cc) beni ıslah etsin. amin.

  10. #20
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Risale-i Nur'u Sadeleştirmemek İçin Çok Sebep Var..

    Alıntı denizbaker Nickli Üyeden Alıntı [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    "Biliniz, kardeşlerim ve ders arkadaşlarım, benim hatâmı gördüğünüz vakit serbestçe bana söyleseniz mesrur olacağım. Hattâ başıma vursanız, Allah razı olsun diyeceğim. Hakkın hatırını muhafaza için başka hatırlara bakılmaz. Nefs-i emmârenin enâniyeti hesabına Hakkın hatırı olan bilmediğim bir hakikati müdafaa değil, ale’r-re’si ve’l-ayn kabul ederim." (Barla Lâhikası | ( 131 )

    mustafa sungur efendi gibi risalei nurun erkanı azimesi olan bir zata tenkidkarane söz söylemeye hiçbir nur talebesinin hususan böyle bir meselede itiraza hakkı yoktur. ve haddi değildir. biz üstadın mutlak varisi manasındaki bu zatın her hareketini güzel görmekle mükellefiz.


    bir konuda genelkurmay başkanı açıklama yaptıktan sonra, başçavuşun tezyifkarane açıklama yapmaya hakkı yoktur. başçavuşun yapacağı, genelkurmay başkanının açıklamasının arkasına tam destek vermektir.

    Alıntı yaptığınız Risale-i Nurdaki cümle ile eleştiriniz birbirine tamamen zıt. Ki ortada düşmanlık diye birşey yok. İkincisi Risale-i Nur hizmetinde varisler elbet vardır, lakin Üstadın da Risalelerin birçok yerinde söylediği hizmette şeyhlik sistemi yok. Sungur abinin konumunu bütün cemaat biliyor zaten. Bu nedenle ayrıca bir sınıflandırma yapmanın ve meseleyi gelip gidip Sungur ağabeye dayatmanın da hiçbir mantığı yok. Ortalıkta bu vesile ile taşkınlık yapan birçok insan var Risale-i Nurlarla alakadar. Burdaki tavsiyeleri onlar dinlesin, siz de rahatsız olmayın bundan. Ve son olarakta her ikide bir "elini ayağını öptüğüm Sungur abi" ifadeleriniz mutaassıbane konuştuğunuzun delilidir. Bu da hizmette çok tavsiye edilen bir durum değil. Bu tür şeyleri kendimize saklayalım inşaallah. Konuyu kapattım ve ısrarlarınızı devam ettirmemenizi rica ediyorum.
    Yazar : Risale Forum

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

105, 108, 112, 117, 119, 125, 126, 127, 128, 130, 131, 135, 136, 137, 138, 142, 143, 149, 152, 163, 164, 169, 178, 183, 191, 192, 194, 195, 196, 197, 199, 2004, 207, 227, 271, 527, acizane, açma, adedince, ahenk, akli, aklı, akıldan, alâkası, alanında, aldatmak, aldıkları, âlemleri, allah, alıntı, amerikalı, âmî, amin, anlamasında, anlamıyorum, anlayan, anlıyoruz, araf, arapçası, arz, asi, asra, atmak, avam, aya, ayetten, âyine, ağabeyi, ağabeyin, ağzı, bahisleri, bahusus, basar, baskı, bağlantı, başlarında, başlayan, bedîüzzamâ, bertaraf, bezirgan, beşer, bildirir, bilimi, bilinen, biliniz, bilirsiniz, bilmede, bilmesi, binaen, binaenaleyh, bir adam, biri, birlik, bizleri, budur, bulamaz, buldum, bulunmak, bırakmıyor, çalışıyor, çalışıyorlar, camiası, çarşı, çerçevesi, cihazat, çok, çoktur, cümleyi, çıkana, dadır, damarı, dağlar, derece, derslerle, deyince, değildi, değilim, değiştirilemez, değiştirme, değiştirmek, dikkatle, dile, dinen, diyenlerin, diyoruz, dostumuz, dünyadan, durdurma, duruma, duyan, düğümü, düşmanı, dış, dışında, edenleri, edilemeyen, edilirse, edilsin, ediyorlar, ehemmiyetlidir, elimizden, elzemdir, emareleri, emirdağ, emsal, eserinin, etmektedirler, etmemiz, ettir, ettiren, ettiğimiz, faaliyette, fazilet, fecr, ferah, ferit, fikirlere, fikirleri, fikrini, galebe, gaybi, gayret, gelmiyor, gelmiş, gerekiyor, gidiyorsunuz, giydirir, giyinmiş, görenlerin, görmeye, görünüşü, görüyorum, görüşleri, gündeme, güzelliği, hakaiki, halet, halketmiş, hallere, harap, harbi, hatası, hazretlerini, herşeyin, hevesi, hezimet, hilkat, hissediyorum, hücum, hz ali, ibarettir, ibrettir, iddiaları, ihanet, ihata, ikincisi, ilham, ilimle, ilişkisi, imaniye, imdat, iniyor, isbat, isimli, istemeye, istiyorlar, isyana, itiraza, izale, işaret, işittim, iştiyak, kabre, kadar, kalacak, kamer, kamuoyuna, kaplan, kardeşi, kardeşlerimiz, kardeşlerimizi, kavga, kavmin, kaybedecek, kendilerini, kendisinde, kesilmiş, kitabını, kitaplık, korunması, koyan, küfrü, külliyat, külliyattan, kur, kuvvetle, kırılacak, kısmı, kıymetini, kıymetsiz, lâfza, leyl, lisanı, lütuf, mahkeme, mahlukat, manen, mecmuası, medrese, mektubundan, mektup, melaike, mertebesini, mesel, meselâ, meselede, meselesine, meseleyi, mevcudat, meşhurdur, milleti, misafirhanesi, misli, muazzam, muhabbete, muhakkak, muhaldir, muhterem, mukayese, mükellefiz, mükerrem, mümkü, münafıklar, müstehak, müş, nas, nasib, nefret, neyin, nezâket, neşretmek, neşriyat, nihayet, niyetle, nüfuz, nûr, nurdur, okuyunuz, olan, olana, olduk, olduğuna, olduğundan, olmak, olmaktan, olmayı, olsalar, olsun, onlardan, oradan, orga, orjinali, oyunlar, öğrendim, parçalar, revaç, rezil, risale-i, risale-i nur, risalesini, rumuz, saadetine, sadeleştirilemez, sadeleştirilmesi, sadeleştirilmesine, sadeleştirilmiş, sadeleştirmenin, sadeleştirmeyi, sakı, sakıncası, sarih, sayılan, seviyesi, siyasal, sordukları, söylemiş, sözlüğü, sultana, süre, sürmek, sürü, süzülen, sıhhat, sıraları, sığı, taarruz, tahrifat, tahrip, takdim, tamamıyla, tartışmaya, tavır, taşları, tecavüz, teenni, tefrikaya, tefsirini, temsilât, terakki, ters, tevahhuş, tevili, tokada, toplamak, tükenmez, türki, tutmaz, uçurur, uhrevî, uluhiyet, umum, üstü, uygulamasından, vacib, vahy, vazifeler, verdiği, verilmiş, vermişler, vesveseler, veyahut, vurmak, yapanlar, yapılmıyor, yapılırsa, yayı, yayınlanan, yazdığı, yazılan, yazıldığı, yazılırken, yazını, yeknesak, yepyeni, yerden, yeği, yeğin, yönetmen, youtube, yıldızları, yıldızlarından, zahmet, zamanla, zata, zelzele, zeminde, zira, zülcelal, şahsî, şahsiyet, şerifi, şerleri, şeye, şeylerle

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222