Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

+ Cevap Ver + Yeni Konu aç
Sayfa 1/2 12 SonSon
13 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 514 + 37862


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Risale-i Nur Soru Cevap 15 : İkinci Lem'a (Beşinci Bölüm)

    Bismillahirrahmanirrahim

    Kaldığımız yerden devam ediyoruz.

    Katılımlarınızı bekliyoruz. Buyrun sorularımıza beraber cevap bulalım...

    Bilgi

    BEŞİNCİ NÜKTE

    Üç Meseledir.

    BİRİNCİ MESELE: Asıl musibet ve muzır musibet, dine gelen musibettir. Musibet-i diniyeden her vakit dergâh-ı İlâhiyeye iltica edip feryad etmek gerektir. 1

    Fakat dinî olmayan musibetler, hakikat noktasında musibet değildirler. Bir kısmı ihtar-ı Rahmânîdir. Nasıl ki çoban, gayrın tarlasına tecavüz eden koyunlarına taş atıp, onlar o taştan hissederler ki, zararlı işten kurtarmak için bir ihtardır, memnunâne dönerler. 2 Öyle de, çok zâhirî musibetler var ki, İlâhî birer ihtar, birer ikazdır. Ve bir kısmı keffâretü’z-zünubdur. 3 Ve bir kısmı, gafleti dağıtıp, beşerî olan aczini ve zaafını bildirerek bir nevi huzur vermektir. Musibetin hastalık olan nev’i, sabıkan geçtiği gibi, o kısım, musibet değil, belki bir iltifat-ı Rabbânîdir, bir tathirdir. 4

    Rivayette vardır ki, “Ermiş bir ağacı silkmekle nasıl meyveleri düşüyor; sıtmanın titremesinden günahlar öyle dökülüyor.” 5

    Hazret-i Eyyub Aleyhisselâm, münâcâtında, istirahat-i nefis için dua etmemiş. Belki zikr-i lisanî ve tefekkür-ü kalbîye mâni olduğu zaman, ubudiyet için şifa talep eylemiş. Biz, o münâcatla birinci maksadımız, günahlardan gelen mânevî, ruhî yaralarımızın şifasını niyet etmeliyiz. Maddî hastalıklar için, ubudiyete mâni olduğu zaman iltica edebiliriz. Fakat muterizâne, müştekiyâne bir surette değil, belki mütezellilâne ve istimdatkârâne iltica edilmeli. Madem Onun rububiyetine razıyız; o rububiyeti noktasında verdiği şeye rıza lâzım. Kazâ ve kaderine itirazı işmam eder bir tarzda ah, of edip şekvâ etmek, bir nevi kaderi tenkittir, rahîmiyetini ittihamdır. Kaderi tenkit eden, başını örse vurur, kırar. Rahmeti ittiham eden, rahmetten mahrum kalır. Kırılmış elle intikam almak için o eli istimal etmek nasıl kırılmasını tezyid ediyor; öyle de, musibete giriftar olan adam, itirazkârâne şekvâ ve merakla onu karşılamak, musibeti ikileştiriyor.

    İKİNCİ MESELE: Maddî musibetleri büyük gördükçe büyür, küçük gördükçe küçülür. Meselâ, gecelerde insanın gözüne bir hayal ilişir. Ona ehemmiyet verdikçe şişer, ehemmiyet verilmezse kaybolur. Hücum eden arılara iliştikçe fazla tehacüm göstermeleri, lâkayt kaldıkça dağılmaları gibi, maddî musibetlere de büyük nazarıyla, ehemmiyetle baktıkça büyür. Merak vasıtasıyla o musibet cesetten geçerek kalbde de kökleşir, bir mânevî musibeti dahi netice verir, ona istinad eder, devam eder. Ne vakit o merakı, kazâya rıza ve tevekkül vasıtasıyla izale etse, bir ağacın kökü kesilmesi gibi, maddî musibet hafifleşe hafifleşe, kökü kesilmiş ağaç gibi kurur, gider. Bu hakikati ifade için bir vakit böyle demiştim:

    Bırak ey biçare feryadı belâdan kıl tevekkül,
    Zira feryat belâ ender hatâ ender belâdır bil.
    Eğer belâ vereni buldunsa, safâ ender atâ ender belâdır bil.
    Eğer bulmazsan, bütün dünya cefâ ender fenâ ender belâdır bil.
    Cihan dolu belâ başında varken, ne bağırırsın küçük bir belâdan? Gel, tevekkül kıl.
    Tevekkülle belâ yüzünde gül, tâ o da gülsün. O güldükçe küçülür, eder tebeddül.

    Nasıl ki mübarezede müthiş bir hasma karşı gülmekle, adâvet musalâhaya, husumet şakaya döner, adâvet küçülür, mahvolur, 6 tevekkül ile musibete karşı çıkmak dahi öyledir.

    ÜÇÜNCÜ MESELE: Her zamanın bir hükmü var. 7 Şu gaflet zamanında musibet şeklini değiştirmiş. Bazı zamanda ve bazı eşhasta belâ, belâ değil, belki bir lûtf-u İlâhîdir. Ben şu zamandaki hastalıklı sair musibetzedeleri—fakat musibet dine dokunmamak şartıyla—bahtiyar gördüğümden, hastalık ve musibet aleyhtarı bulunmak hususunda bana bir fikir vermiyor. Ve bana, onlara acımak hissini iras etmiyor. Çünkü, hangi bir genç hasta yanıma gelmişse, görüyorum, emsallerine nisbeten bir derece vazife-i diniyeye ve âhirete karşı merbutiyeti var. Ondan anlıyorum ki, öyleler hakkında o nevi hastalıklar musibet değil, bir nevi nimet-i İlâhiyedir. Çünkü, çendan o hastalık onun dünyevî, fâni, kısacık hayatına bir zahmet iras ediyor, fakat onun ebedî hayatına faydası dokunuyor. Bir nevi ibadet hükmüne geçiyor. Eğer sıhhat bulsa, gençlik sarhoşluğuyla ve zamanın sefahetiyle, elbette hastalık hâletini muhafaza edemeyecek, belki sefahete atılacak.


    Dipnot-1
    bk. Tirmizî, Deavât: 79; Nesâi, es-Sünenü’l-Kübrâ: 6:106.
    Dipnot-2
    bk. Buhâri, Îman: 39, Büyû’: 2; Müslim, Müsâkât: 107; Ebu Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ: 1:11.
    Dipnot-3
    bk. Tirmizî, Tefsîr-u Sûre: 4:24; Müsned, 2:303, 335, 402.
    Dipnot-4
    bk. Müslim, Birr: 52; Ebû Dâvud, Cenâiz: 1; ed-Deylemî, el-Müsned: 1:123; el-Hakîm et-Tirmizî, Nevâdiru’l-Usûl: 1:286.
    Dipnot-5
    Buharî, Merdâ: 3, 13, 16; Müslim, Birr: 45; İbni Mâce, Edeb: 56; Dârimî, Rikâk: 57; Müsned, 1:381, 441, 455, 3:152.
    Dipnot-6
    bk. Fussilet Sûresi, 41:34.
    Dipnot-7
    bk. Beyhâkî, Şuabü’l-Îmân: 4:263; Hâtîb el-Bağdâdî, el-Cami’ li Ahlâki’r-Râvî ve Âdâbi’s-Sâmî’: 1:212, 407.





    Dikkat
    Soru 1 : ''Asıl musibet ve muzır musibet, dine gelen musibettir.'' ifadesinden ne anlıyorsunuz ? Dine gelen musibet ne demektir ?

    Soru 2 : Dini olmayan musibetler, ifadesini nasıl anlamamız lazımdır ?

    Soru 3 : Musibetler günahların bağışlanmasına bir vesile midir ?

    Soru 4 : Gelen musibetlere karşı izlememiz gereken yol nasıl olmalıdır ?

    Soru 5 : Maddî hastalıklar için, sadece ubudiyete mâni olduğu zaman mı iltica edilir ?

    Soru 6 : ''Kaderi tenkit eden, başını örse vurur, kırar.'' vecizesini açıklar mısınız ?

    Soru 7 : Merak musibetin kökleşmesine, büyümesine nasıl sebep olur ? İzalesi nasıldır ?

    Soru 8 : ''Her zamanın bir hükmü vardır.'' ifadesini nasıl anlamamız gerekir ?

    Soru 9 : Hastalıklar, musibetler nasıl Nimet-i İlahiye suretine girer ?

    Soru 10 : ''Rahmeti ittiham eden, rahmetten mahrum kalır.'' cümlesini açıklar mısınız ?


    Benzer Konular
    Risale-i Nur Soru Cevap 22 : Dördüncü Lem'a (İkinci Bölüm)
    Risale-i Nur Soru Cevap 22 : Dördüncü Lem'a (İkinci Bölüm) İKİNCİ NÜKTE Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, küllî ve umumî vazife-i nübüvvet içinde bazı hususî, cüz’î maddelere karşı azîm bir şefkat göstermiştir. Zâhir hale göre o azîm şefkati o hususî, cüz’
    Risale-i Nur Soru Cevap 18 : Üçüncü Lem'a (İkinci Bölüm)
    Risale-i Nur Soru Cevap 18 : Üçüncü Lem'a (İkinci Bölüm) Bismillahirrahmanirrahim Beraber anlamak ümidiyle kardeşlerimiz çekinmeden istifadelerini paylaşabilirler.. Anlaşılmayan hususlar sorulabilir. İKİNCİ NÜKTE İnsanın fıtratında bekàya karşı gayet şedit bir aşk v
    Risale-i Nur Soru Cevap 13: İkinci Lem'a (Üçüncü Bölüm)
    Risale-i Nur Soru Cevap 13: İkinci Lem'a (Üçüncü Bölüm) Bismillahirrahmanirrahim Kaldığımız yerden devam ediyoruz.. ÜÇÜNCÜ NÜKTE Bir iki Sözde beyan ettiğimiz gibi, her insan geçmiş hayatını düşünse, kalbine ve lisanına ya “ah” veya “oh” gelir. Yani, ya teessüf e
    Risale-i Nur Soru Cevap 12: İkinci Lem'a (İkinci Bölüm)
    Risale-i Nur Soru Cevap 12: İkinci Lem'a (İkinci Bölüm) İKİNCİ NÜKTE Yirmi Altıncı Sözde sırr-ı kadere dair beyan edildiği gibi, musibet ve hastalıklarda insanların şekvâya üç vecihle hakları yoktur. BİRİNCİ VECİH: Cenâb-ı Hak, insana giydirdiği vücut libasını san’atı
    Risale-i Nur Soru Cevap 11 : İkinci Lem'a (Birinci Bölüm)
    Risale-i Nur Soru Cevap 11 : İkinci Lem'a (Birinci Bölüm) Bu dersimizde ikinci lem'a nın bir kısmına dair hazırlamış olduğumuz bazı temsili sorular ile dersimizi başlatıyoruz. Sizlerinde sorularınız ve cevaplarınız ile iştirak etmenizi bekliyoruz.. İkinci Lem’a ...
    Yazar : Risale Forum
    S-Herşeyden evvel bize lâzım olan nedir?
    C-
    Doğruluk.

    S-Daha.
    C-
    Yalan söylememek.

    S-Sonra.
    C-
    Sıdk,sadakat,ihlâs,sebat,tesanüddür.

    NOT : Anlamını bilmediğiniz kelimelerin üzerine çift Tıklayınız..

  2. #2
    tebliğ çevrimdışı Haftanın Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Dec 2010
    Nereden Yer
    Şark..
    Mesajlar Mesajlar
    2.557
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 449 + 32124


    Cevap: Risale-i Nur Soru Cevap 15 : İkinci Lem'a (Beşinci Bölüm)


    Soru 4 : Gelen musibetlere karşı izlememiz gereken yol nasıl olmalıdır ?


    Üstad hz'lerinin o güzel sözüyle başlamak isterim;(Cennet ucuz değil ,cehennem'de lüzumsuz değil)

    iSLAM yolu , aziz ve pahalı yoldur.. Cenneti ve ALLAH'ın(cc) rızasını ka­zanmak yolu... Bu yol, ALLAH(cc) yoludur.

    bu yolun en güzel elbisesi (libası ) meşakketlere karşı Sabır göstermektir..

    Bu yol, zorluklarla kuşatılmıştır. Güllerle donatılmış ve döşenmiş değil.. Üzerinde engeller bulunan, her tarafı virajlarla dopdolu bir yol...İmanı büytün her mümin sabrın ne kadar önemli bir anahtar olduğununda şuurunda olur...Musibeteler kaymalar .engeller imtihanın gereği olarak müslümana tecrübe etsin diye sunulmuştur..

    Sonuç olarak ,Müslüman bu işte nasıl Muzzafer olur?

    Cevap kesinllikle şudur ;Tebliğde sabr etmek ,ve sabır yardımlaşmasında bulunmaktır;

    Ancak bu şekilde gemimiz alabora olmaktan kurtulur ve sahile selametle çıkar inşl...

    Yazar : Risale Forum
    Biz ise hem insancasina,Hem muslumancasina yaşamak istiyoruz.Bediuzzaman..

  3. #3
    tebliğ çevrimdışı Haftanın Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Dec 2010
    Nereden Yer
    Şark..
    Mesajlar Mesajlar
    2.557
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 449 + 32124


    Cevap: Risale-i Nur Soru Cevap 15 : İkinci Lem'a (Beşinci Bölüm)

    Soru 2 : Dini olmayan musibetler, ifadesini nasıl anlamamız lazımdır ?

    Bu sözden şunu anlarız ki ;,kaza bela ,hastalık fakirlik bazende nefse yenik düşülen zenginlikte bence dini olmayan musibettir..kısaca her türlü maddi felaket ve sıkıntılardır..

    Ve bunlarıda yaşamamızda bir nevii imtahının gereğide di,yebiliriz..Aslında hayatta her şey bizler için ,her musibet bir tecrübe ,her musibet akıllı mümin için Mevlaya yakınlaşma vesilesi olmalıdır..
    Yazar : Risale Forum
    Biz ise hem insancasina,Hem muslumancasina yaşamak istiyoruz.Bediuzzaman..

  4. #4
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    11.904
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 2613 + 209828


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Risale-i Nur Soru Cevap 15 : İkinci Lem'a (Beşinci Bölüm)

    İnsanı Allah'tan uzaklaştıran her musibet dine gelen musibettir. Buna hastalıkta, fakirlikte, zenginlikte dahil edilebilir. Mesela bir insan için zenginlik şükür vesilesi iken aynı zamanda Rabbini unutturan bir musibette olabiliyor. Yani aynı gibi görünen musibet, biri için ecrini artıran bir vesile iken, diğer biri için dine gelen bir musibet olabiliyor. Anladığım kadarıyla tabi.
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  5. #5
    tebliğ çevrimdışı Haftanın Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Dec 2010
    Nereden Yer
    Şark..
    Mesajlar Mesajlar
    2.557
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 449 + 32124


    Cevap: Risale-i Nur Soru Cevap 15 : İkinci Lem'a (Beşinci Bölüm)

    Alıntı HuSeYni Nickli Üyeden Alıntı [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    İnsanı Allah'tan uzaklaştıran her musibet dine gelen musibettir. Buna hastalıkta, fakirlikte, zenginlikte dahil edilebilir. Mesela bir insan için zenginlik şükür vesilesi iken aynı zamanda Rabbini unutturan bir musibette olabiliyor. Yani aynı gibi görünen musibet, biri için ecrini artıran bir vesile iken, diğer biri için dine gelen bir musibet olabiliyor. Anladığım kadarıyla tabi.
    Size katılıyorum hocam..Aynen bende böyle düşünüyorum..Nefse yenik düşülen (fakirlikte zenginlikte)her hikmet bir anda senin felaketin olabiliyor hem dünyada hem ahirette (Allah cc)muhafaza
    Yazar : Risale Forum
    Biz ise hem insancasina,Hem muslumancasina yaşamak istiyoruz.Bediuzzaman..

  6. #6
    tebliğ çevrimdışı Haftanın Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Dec 2010
    Nereden Yer
    Şark..
    Mesajlar Mesajlar
    2.557
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 449 + 32124


    Cevap: Risale-i Nur Soru Cevap 15 : İkinci Lem'a (Beşinci Bölüm)

    Soru 9 : Hastalıklar, musibetler nasıl Nimet-i İlahiye suretine girer ?

    Asıl musibet ve muzır musibet, dine gelen musibettir. Musibet-i diniyeden her vakit dergâh-ı İlâhiyeye iltica edip feryad etmek gerektir.
    Fakat dinî olmayan musibetler, hakikat noktasında musibet değildirler. Bir kısmı ihtar-ı Rahmânîdir. Nasıl ki çoban, gayrın tarlasına tecavüz eden koyunlarına taş atıp, onlar o taştan hissederler ki, zararlı işten kurtarmak için bir ihtardır, memnunâne dönerler. Öyle de, çok zâhirî musibetler var ki, İlâhî birer ihtar, birer ikazdır. Ve bir kısmı keffâretü’z-zünubdur. Ve bir kısmı, gafleti dağıtıp, beşerî olan aczini ve zaafını bildirerek bir nevi huzur vermektir. Musibetin hastalık olan nevi, sabıkan geçtiği gibi, o kısım, musibet değil, belki bir iltifat-ı Rabbânîdir, bir tathirdir.
    Rivayette vardır ki, “Ermiş bir ağacı silkmekle nasıl meyveleri düşüyor; sıtmanın titremesinden günahlar öyle dökülüyor.”
    Hazret-i Eyyüb Aleyhisselâm, münâcâtında, istirahat-i nefis için dua etmemiş. Belki zikr-i lisanî ve tefekkür-ü kalbîye mâni olduğu zaman, ubudiyet için şifa talep eylemiş. Biz, o münâcatla birinci maksadımız, günahlardan gelen mânevî, ruhî yaralarımızın şifasını niyet etmeliyiz. Maddî hastalıklar için, ubudiyete mâni olduğu zaman iltica edebiliriz. Fakat muterizâne, müştekiyâne bir surette değil, belki mütezellilâne ve istimdatkârâne iltica edilmeli. Madem Onun rububiyetine razıyız; o rububiyeti noktasında verdiği şeye rıza lâzım. Kazâ ve kaderine itirazı işmam eder bir tarzda ah, of edip şekvâ etmek, bir nevi kaderi tenkittir, rahîmiyetini ithamdır. Kade

    ri tenkit eden, başını örse vurur, kırar. Rahmeti itham eden, rahmetten mahrum kalır. Kırılmış elle intikam almak için o eli istimal etmek nasıl kırılmasını tezyid ediyor; öyle de, musibete giriftar olan adam, itirazkârâne şekvâ ve merakla onu karşılamak, musibeti ikileştiriyor.


    Maddî musibetleri büyük gördükçe büyür, küçük gördükçe küçülür. Meselâ, gecelerde insanın gözüne bir hayal ilişir. Ona ehemmiyet verdikçe şişer, ehemmiyet verilmezse kaybolur. Hücum eden arılara iliştikçe fazla tehâcüm göstermeleri, lâkayt kaldıkça dağılmaları gibi, maddî musibetlere de büyük nazarıyla, ehemmiyetle baktıkça büyür. Merak vasıtasıyla o musibet cesetten geçerek kalbde de kökleşir, bir mânevî musibeti dahi netice verir, ona istinad eder, devam eder.

    Ne vakit o merakı, kazâya rıza ve tevekkül vasıtasıyla izale etse, bir ağacın kökü kesilmesi gibi, maddî musibet hafifleşe hafifleşe, kökü kesilmiş ağaç gibi kurur, gider.

    Her zamanın bir hükmü var. Şu gaflet zamanında musibet şeklini değiştirmiş. Bazı zamanda ve bazı eşhasta belâ, belâ değil, belki bir lûtf-u İlâhîdir. Ben şu zamandaki hastalıklı sair musibetzedeleri -fakat musibet dine dokunmamak şartıyla- bahtiyar gördüğümden, hastalık ve musibet aleyhtarı bulunmak hususunda bana bir fikir vermiyor. Ve bana, onlara acımak hissini iras etmiyor. Çünkü, hangi bir genç hasta yanıma gelmişse, görüyorum, emsallerine nisbeten bir derece vazife-i diniyeye ve âhirete karşı merbutiyeti var. Ondan anlıyorum ki, öyleler hakkında o nevi hastalıklar musibet değil, bir nevi nimet-i İlâhiyedir.

    ÇÜNkü, çendan o hastalık onun dünyevî, fâni, kısacık hayatına bir zahmet iras ediyor, fakat onun ebedî hayatına faydası dokunuyor. Bir nevi ibadet hükmüne geçiyor. Eğer sıhhat bulsa, gençlik sarhoşluğuyla ve zamanın sefahetiyle, elbette hastalık hâletini muhafaza edemeyecek, belki sefahete atılacak.

    (Lemalar, İkinci Lem’a)
    Yazar : Risale Forum
    Biz ise hem insancasina,Hem muslumancasina yaşamak istiyoruz.Bediuzzaman..

  7. #7
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nereden Yer
    İstanbuL.
    Mesajlar Mesajlar
    2.960
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 495 + 34720


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Risale-i Nur Soru Cevap 15 : İkinci Lem'a (Beşinci Bölüm)

    Soru 10 :''Rahmeti ittiham eden, rahmetten mahrum kalır.'' cümlesini açıklar mısınız ?

    Şu kâinatın Sahip ve Mutasarrıfı, elbette bilerek yapıyor ve hikmetle tasarruf ediyor ve her tarafı görerek tedvir ediyor ve herşeyi bilerek, görerek terbiye ediyor ve herşeyde görünen hikmetleri, gayeleri, faideleri irade ederek tedvir ediyor.
    Demek oluyor ki bizim karşımıza gelen her hadise Allah’ın tasarrufunda.Çoğu zaman bu hikmetleri fark edemediğimizden neden böyle böyle oldu sorusunu sorarsak Allah’ın hikmetine itiraz etmiş oluruz ki; Üstad hazretleri "Rahmeti ittiham eden rahmetten mahrum kalır" diyor .
    Yazar : Risale Forum
    ***
    Risale-i Nur eczaları mürşiddir.

    İnsanı haksızlıktan hakka döndürür
    ve hayvanlıktan insaniyete
    ve esfel-i safilinden, a'la-i illiyyine yükseltir.

    Barla - 295

  8. #8
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2012
    Nereden Yer
    Şark
    Mesajlar Mesajlar
    1.377
    Blog Blog Girişleri
    63
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 240 + 16429


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Risale-i Nur Soru Cevap 15 : İkinci Lem'a (Beşinci Bölüm)

    Musibetler günahların bağışlanmasına bir vesile midir ?

    Günah bir iç çöküntü, bir terslik ve fıtratla zıtlaşmadır.

    Günaha giren kimse, kendini, vicdânî azaplara ve kalbî sıkıntılara bırakmış bir talihsiz ve bütün rûhî meleke ve kabiliyetlerini şeytana teslim etmiş bir zavallı ve talihsizdir. Bir de o günahı işlemeye devam ederse, bütün bütün ipi elden kaçırır ve artık, ne bir irade, ne bir direnme, ne de kendini yenilemeye mecâli kalmaz.

    Günah, iradenin yüzüne atılmış bir tükrük ve rûha içirilmiş bir zakkumdur. Günahtan zevk alan insan, ne sefîl; günahla ruhunu dinamitleyen insan ne hoyrattır..!

    Günah, insana bahşedilen bilumum istidat ve yüce duyguları söndüren bir fırtına ve kalbî hayatı çepeçevre saran zehirli bir dumandır. Bu fırtınaya marûz kalan kurur; bu zehirli havayı teneffüs eden de ölür.

    İnsan, günah içine bir kere girmeye dursun; girdi mi, artık ne ölçü, ne kıstas, ne de değer hükmü kalır. Bir uçağın, başaşağı yere inmesinde, yer çekiminin hesaba katılmaması ve fıtrat kanunlarının affetmeyeceği çizgiye varılması ne ise, hikmet elinin koyduğu yasaklar atmosferine girmek de aynı şeydir.

    Âdem Nebî (as), şahsî hayatında açtığı böyle bir gediği, ceyhûn ettiği gözyaşlarından meydana getirdiği ummanlar içinde, yüze yüze aşabilmişti. Şeytan ise, baş aşağı düşlüğü o günah gayyâsından kurtulamamış ve helâk olmuştu.

    Ve, daha

    “Nice servi revan canlar,
    Nice gülyüzlü sultanlar,
    Nice Hüsrev gibi Hanlar
    Ve nice tâcdarlar.”

    böyle ilk bir adımla günah deryasına yelken açmış, fakat bir daha da; geriye dönmeye muvaffak olamamışlardır. Günah, âheste âheste eser insanın içine ve nefsi, bir meltem okşayışıyla okşayarak, gider taht kurar onun gönlüne. Sonra da, insanın duygularını öylesine baskı altına alır ki, gayri ondan kurtulmak, kuvvetli bir azim ve gaybî bir inâyet eline kalmıştır. Bundan daha kötüsü de, insanoğlu, içine daldığı günahlarla, kendinden o denli uzaklaşır ki, his dünyasında en ufak bir kıpırdanma ve gönül âleminde en küçük bir duyarlılık kalmamış olmasına rağmen, o, kendinde olup biten bu kadar değişikliklerden habersiz ve ruhundan kopan feryatlara karşı alâkasızdır.

    Yığın yığın günah vardır insanın geçip gittiği yollarda. Bu yollarda, birer kobra gibi gözetler insanoğlunu günahlar… Birinden kurtulması mümkün olsa bile, diğerlerine kendini kaptırmadan yoluna devam etmesi, bir hayli müşküldür. Polat gibi sağlam irade gerektir ki, aşılsın bu yollar. Yoksa diferansiyeli bozuk bir araba ile, en sert virajları aşma gibi olacaktır ki, bir çukurda gidip “ârâm” edeceğini şimdiden söylemek, herhalde kehânet sayılmaz.

    Çeşit çeşittir günahlar. Başta gelenleri, en doğru sözlünün beyanında, şu ürpertici diziyle çıkar karşımıza: Yaratıcı’ya eş ve ortak koşmak; haksız yere cana kıymak; anne ve babanın hukukunu çiğnemek, yalan yere şahâdette bulunmak; cepheden kaçmak; iffetlilerin iffetiyle oynamak vs…

    Bunlar, insanın düşünce dünyasına, iç hayatına, âile ve topluma karşı öyle inhiraflarıdır ki, vaktinde önü alınmazsa, âile de yıkılır gider, toplum da.

    Evet, tevhitle iç âlemini düzenleyememiş, yükselip içtimâî hayata girememiş güdük ruhlardan, hem âile, hem toplum, hem de vatan çok sakınmalıdır. İç âlemi, isden, pastan görünmez hâle gelmiş ve derûnunda ak’ın kara’ya karıştığı bu talihsizler, bugün olmasa yarın, yurdu da yuvayı da kundaklayacaklardır. Dünden bugüne, bu gözü ve kalbi mühürlülerin, hıyânet ve ihanetleri, hiç de küçümsenmeyecek kadar çok olmuştur.

    Ne var ki, vatanın sağa sola peşkeş çekilmesinden, ormanların ve bağların bozulup çöle çevrilmesine kadar, her türlü kötülüğü yapan, câhil, iz’ansız, inançsız ve başkalarının kuklası bu yığınların baş sorumluları da yine bizleriz.

    Evet, biz ihmâl ettik. Biz bozduk. Biz inançsız ve hoyrat kıldık. Hesabını da biz vereceğiz. Bugün hâdiselerin demir pençesinde; yarın, tarih karşısındaki muhâkememizde; öbür gün de, kılı kırk yaran Yüce Dîvân’ın iğneden ipliğe hesap sorduğu hengâmda…

    Bir milletin, kendi özünden uzaklaştırılması, ruhuna yabancı düşünceler aşılayarak, mihrabının yıkılması ve minberinin yerinin değiştirilmesi, tarih karşısında ve Hakk Dîvân’ında bağışlanmayacak günahlardandır.

    Nesilleri, inançtan, düşünceden, hak ölçüsünden ve istikametten mahrum birer yeniçeri yığını hâline getirip, milletin nefsine, nesline, dinine ve malına saldırtmak büyük günahtır. Sonra, bu azgınlaşmış ruha ceza veriyorum diye, kazanlarda yeniçeri ve Bektâşî kellesi kaynatmak da, en az onun kadar günahtır.

    Günahtır, nesilleri ihmal etmek. Günahtır, onların kalplerini ruhlarını inançsız ve itmi’nânsız hâle getirmek. Günahtır, onları geçmişine ve köküne düşman yapmak. Günahtır, onu, yabancı Araplarla kendinden uzaklaştırmak. Ve, günahtır, onu, manevî ve mukaddes dayanaklarından mahrum bırakmak. Günahtır, günah…!

    Bütün bunlardan daha büyük bir günah vardır ki; o da, ortalığı yangına ve sele veren bu büyük mücrimlerin, edip eylediklerini günah bilmemeleridir. Evet, Allah ve tarih karşısında affı kabil olmayan tek günah varsa, işte o da budur: Günahın günah olduğunu bilmeme, günahtan ürpermeme günahı… Toplumumuzu içten içe kemiren bu binbir günahın başbuğu, vicdanla sezilip, muhâsebenin demir pençesine teslim edileceği âna kadar, milletin, kendi kendini yenilemesinden ve hattâ yaşamasından söz etmek oldukça zordur.

    “Bu hissizlikle cemiyyet yaşar derlerse pek yanlış;
    Bir millet göster ölmüş maneviyatıyla sağ kalmış.” (M.A.)/
    M. Fethullah Gülen, Sızıntı, Eylül 1981, Cilt 3, Sayı 32
    Yazar : Risale Forum
    HAYY' dan geldik, HU' ya gideriz...

  9. #9
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2012
    Nereden Yer
    Şark
    Mesajlar Mesajlar
    1.377
    Blog Blog Girişleri
    63
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 240 + 16429


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Risale-i Nur Soru Cevap 15 : İkinci Lem'a (Beşinci Bölüm)

    Günah çok kötü bir şeydir; ancak, bir yerde iyi sayılabilir. O da, kulun bir günaha girdikten sonra bir ömür boyu onun için ah u vah etmesi halidir. Mesela, bir harama im’anı nazar ile (dikkatlice) bakan, fakat yıllar sonra bile onu hatırladıkça iki büklüm olup Rahmet Kapısı’na yönelen bir kul için o günah pek çok hayırlara da gebe olabilir.

    Öyle bir Sultan’a kul olacaksın ki, Fatih Sultan Mehmet ile bir farkın kalmayacak, Yavuz Sultan Selim ile aynı çeşmeden testini dolduracaksın.

    Edebin asıl menşei sünneti seniyyeye ittiba etmektir; vicdan değildir, kalp değildir.
    /M. Fethullah Gülen, herkul.org, 03.12.2001
    Yazar : Risale Forum
    HAYY' dan geldik, HU' ya gideriz...

  10. #10
    tebliğ çevrimdışı Haftanın Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Dec 2010
    Nereden Yer
    Şark..
    Mesajlar Mesajlar
    2.557
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 449 + 32124


    Cevap: Risale-i Nur Soru Cevap 15 : İkinci Lem'a (Beşinci Bölüm)

    Soru 6 : ''Kaderi tenkit eden, başını örse vurur, kırar.'' vecizesini açıklar mısınız ?

    Bir insan düşünelim: belli bir nimete ulaşmak için elinden gelen gayreti göstermiş, meşru dairede çalışmış, fiilî ve kavlî duasını yaptıktan sonra rabbinin rahmetini, inayetini gözlemeye başlamıştırBu insana yapılan ilâhî lütuf karşısında mümine düşen vazife, o nimete kendisi nâil olmuş gibi sevinmektirKadere iman da, İslâm kardeşliği de bunu gerektirir,,

    Yazar : Risale Forum
    Biz ise hem insancasina,Hem muslumancasina yaşamak istiyoruz.Bediuzzaman..

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222