Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

+ Cevap Ver + Yeni Konu aç
Sayfa 2/2 İlkİlk 12
13 sonuçtan 11 ile 13 arası

  1. #11
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2012
    Nereden Yer
    Şark
    Mesajlar Mesajlar
    1.377
    Blog Blog Girişleri
    63
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 242 + 16429


    Re: Risale-i Nur Soru Cevap 15 : İkinci Lem'a (Beşinci Bölüm)

    Musibetler, felaketler ve insanoğlunun aleyhine dûçar olan her türlü olaylar, bahsetmiş olduğumuz manevi hastalalıkların bir tezahürü, beşeri ve ilahi bir neticesi olarak karşımıza çıkmaktadır.
    Musibetlerin çoğu insanın kendisindendir, işledikleri ameller yüzündendir. Allah sebepsiz yere insanları cezalandırmaz, felaketler ve musibetlerle ikaz etmez. Musibetler şahsi-hususi olduğu gibi umumidir de, bir kişiye ve beldeye, bir topluma, bir millete ve kıtaya çeşitli özellik ve niteliklerde olabilir. Manevi hastalıkların baş gösterdiği, bir çığ gibi büyüyüp yayıldığı ve insanların çare dahi aramadığı toplumlar yeryüzünden silinip yok edilmiş ve yerine yeni milletler getirilmiştir. Aynı hastalıkların tekerrür etmemesi ve aynı musibetlere dûçar olunmaması ve bunun hak edilmemesi için Kur'an-ı Kerimde bu husus sık sık bahsedilerek, kıssalar halinde önceki milletlerin durumları, hak ettikleri musibetler ve üzerlerine gerçekleştirilen felaketlerin ceza olarak kendilerine uygulandığından bahsedilmekte ve böylece insanlara öğüt verilerek musibetlere karşı tedbirli olunması, yaratan tarafından ikaz edilmektedir.
    Musibetlerin Allah tarafından olanlar, vakti ve şiddeti belirlenir, insanlar tarafından hak edilir. Allah sebepsiz yere hiçbir kimseye ve topluma musibet dilemez, musibet insanın kendindendir, sebep amellerin neticesidir.
    Allah Günahkar Bir Kavmi; Akıllarını Başlarına Alıp Düşünsünler Ve Doğru Yolu Bulsunlar Diye Nimetlerini Kısarak, Musibetlere Ve Felaketlere Dûçar Eder.
    A’ raf: 130. “Biz firavun ve cemaatini belki akıllarını başlarına alırlar diye kuraklıkla ve mahsullerin kıtlığı ile tutup sıktık.”
    A’ raf 131 “Onlara bı iyilik gelince, bu bizim hakkımızdır derler. Bir fenalık isabet etse Musa ve onunla beraber olanlara uğursuzluk yüklenirdi. Gözünüzü açın ki, onların uğursuzlukları Allah katındandır. Fakat çoğu bunu bilmez.”
    Evet insanlar büyük günahlar ve sapkınlıklar, işlerler, Allah’ın emirlerine muhalefet eder ve isyan ederler, bunun farkında olmazlar, ne anlama geldiğini bilmezler. Allah’ın Bunlar kendilerini düzeltmeleri, sapıklıklarından vazgeçmeleri için ikaz niteliğinde çeşitli şekilde ve zamanlarda gönderdiği musibetlerden de haberdar olmazlar, üzerlerine alınmazlar, farkında bile olmazlar, bağlantı kurup yorum bile yapmazlar, tam bir gaflet, dalalet ve hıyanet içerisindedirler.
    -alıntı
    Yazar : Risale Forum
    HAYY' dan geldik, HU' ya gideriz...

  2. #12
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2012
    Nereden Yer
    Şark
    Mesajlar Mesajlar
    1.377
    Blog Blog Girişleri
    63
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 242 + 16429


    Cevap: Risale-i Nur Soru Cevap 15 : İkinci Lem'a (Beşinci Bölüm)

    Gelen musibetlere karşı izlememiz gereken yol nasıl olmalıdır ?
    Eskilerin bir tabiri vardır: “İnsanın asili mihnette, madenin asili ateşte belli olur.” derler. Gerçekten lutuf gibi kahır da bizim içindir. Lâkin bu iki tecellîye de muhatab olanlarda ayak kayması gibi müthiş bir tehlike vardır. Kahır tecellileri karşısında sabredip esbâba tevessül şartıyla rızâ göstermek, onlardan istifâdeyi, yani rızâ-yı ilâhîyeyi netîcelendirdiği hâlde, isyan etmek helâke götürür. Lutuf da bir mânâda böyledir. Lütfu Allâh’tan bilip şükretmek, büyük bir feyz ve berekete sebep olduğu hâlde, onu kendi gücünden zannedip kibir ve gurura kapılmak da helâkle netîcelenir.

    Hak dostları, yani büyük ruhlar; idrak ve iz’ânlarını öylesine vahiyle terbiye etmişlerdir ki, onlar kahırdan da, lutuftan da kârlı çıkar, zarara uğramazlar. Onun için böyleleri, “Kahrın da hoş; lütfun da hoş!” diyebilirler. Rabbimizin lütfuyla biz de öyle olmaya çalışmalıyız. Kahırdan da, lutuftan da gerçek istifâde, ön plandaki sebeplere değil, “müsebbibu’l-esbab” yani en kökteki sebebi kavrayarak Allâh’tan râzı olmaya bağlıdır. Bunu yapabilenler “rız┠makamına ererler
    Yazar : Risale Forum
    HAYY' dan geldik, HU' ya gideriz...

  3. #13
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2012
    Nereden Yer
    Şark
    Mesajlar Mesajlar
    1.377
    Blog Blog Girişleri
    63
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 242 + 16429


    Cevap: Risale-i Nur Soru Cevap 15 : İkinci Lem'a (Beşinci Bölüm)

    Hastalıklar, musibetler nasıl Nimet-i İlahiye suretine girer ?

    Bediüzzaman hastalığın ruhsal dünyadaki etkisi ve bu alandaki istidatlarının inkişafına da vesile olduğunu iddia eder: "Hayat musibetlerle, hastalıklarla tasaffi eder, kemal bulur, kuvvet bulur, terakki eder, netice verir, tekemmül eder, vazife-i hayatiyeyi yapar."

    Hastalıkla hayatının lezzetini kaybedenlere ise Bediüzzaman hayatın, Kuranî mesaja göre, manasını hatırlatarak teselli verir: "Şu dâr-ı dünya, meydan-ı imtihandır ve dâr-ı hizmettir. Lezzet ve ücret ve mükâfat yeri değildir. Madem dâr-ı hizmettir ve mahall-i ubudiyettir. Hastalıklar ve musibetler, dinî olmamak ve sabretmek şartıyla, o hizmete ve o ubudiyete çok muvafık oluyor ve kuvvet veriyor." Bediüzzaman'a göre asıl lezzet, ücret ve mükafat yeri Kur'ân Şakirdi için Cennet olduğundan bu noktadan buradaki sıkıntıları hoş karşılar, şekva yerine kendisine kazandırdığı sevabı düşünerek şükreder. Çünkü "Eğer sabretse, musibetin mükâfâtını düşünse, şükretse, o vakit her bir saati bir gün ibadet hükmüne geçer. Kısacık ömrü uzun bir ömür olur. Hattâ bir kısmı var ki, bir dakikası bir gün ibadet hükmüne geçer."

    Musibetlerin bu derece sevaplı olmasındaki asıl sır insanın firavunluğunu kırarak ona kulluğunu hatırlatması ve Rabb'inin dergahına acz ve fakrını vesile yaparak ilticaya mecbur etmesidir. Bediüzzaman'ın ifadesiyle "makine-i insaniyede yüzer âlet var. Her birinin elemi ayrı, lezzeti ayrı, vazifesi ayrı, mükâfâtı ayrıdır... Musibetlerle, hastalıklarla, âlâm ile, sair müheyyiç ve muharrik ârızalarla, o makinenin diğer çarklarını harekete getirir, tehyiç eder. Mahiyet-i insaniyede münderiç olan acz ve zaaf ve fakr madenini işlettiriyor. Bir lisanla değil, belki her bir âzânın lisanıyla bir iltica, bir istimdat vaziyetini verir."

    Kısacası kendisi de dahil olmak üzere her şeyi tesadüfe ve tabiata havale eden bir felsefe talebesi için musibetler kötü talihin bir neticesidir. Buna engel olacak bir kudrete sığınmak yerine daimi bir korku içinde birbirine bol şanslar dilemekten başka çare bulamaz. Kazara bir musibete denk geldiğinde sabır yerine şekva eder, tatlı dünya hayatı ona acılaşır. Oysa Kur'ân Şakirdi için dini olmayan musibetler bir ihtar-ı Rahmani, bir ikaz, bir iltifat-ı Rabbani, bir hediye-i Rabbani veya günahlarına kefarettir. Dolayısıyla Kur'ân Şakirdi musibete maruz kaldığında bile bu noktaları düşündüğünden halinden memnundur, hayatından lezzet alır ve Rabb'ine şükreder.

    Bediüzzaman, Hastalar Risalesi'nde Kuran'ın hastalık gibi musibetlere yaklaşımındaki temel farklılığı esas alarak, hastalara teselli edici şu mesajları verir:

    Hastalık kazandırdığı sevaplarla ömür sermayesini kazançlı kılar.

    Sıhhat belasıyla gaflete düşenlere mukabil hastalıkla ahiretini düşünenler için hastalık bir ihsan-ı ilahi, bir hediye-i Rabbanidir.

    Geçmiş sıkıntılı günler gitmiş ve yerlerine ruhunda elemin bitmesiyle lezzet izleri bırakmışlar. O halde geçmiş sıkıntılarını düşünüp eseflenme belki sana sevap kazandırdığı için şükret.

    Dünya zevkini hastalık dolayısıyla kaybettiğini düşünüp ıstırap çekme. Madem dünyanın zevki ve lezzeti devam etmiyor. Onu kaybettiğinden ağlama.

    Hastalık sıhhat nimetinin lezzetini tattırır. Çünkü ancak hastalıktan şifa bulanlar bu lezzeti tadabilir.

    Hastalığın ölümle neticeleneceğinden endişelenme. Çünkü ölüm gerçekte hayat külfetinden bir terhis, ubudiyetten bir paydos, dost ve akrabaya kavuşma vasıta, hakiki vatana ve ebedi saadet yeri olan Cennete bir davettir.

    "En ziyade musibet ve meşakkate giriftar olanlar, insanların en iyileri en kamilleridir." hadisin manasına mazhar olduğun için şükret.

    Şafii-i Hakiki, yeryüzü eczahanesinde her derde bir deva halk etmiştir. İnsanların keşfedip terkip ettiği bu ilaçları almak ve kullanmak meşrudur. Ancak tesiri ve şifaya doğrudan doğruya Cenab-ı Hak'tan bilmek gerektir.

    Hastalık nasıl insanların şefkatinin celbine vesiledir, aynen öyle de Halık-ı Rahimin rahmetinin celbine vasıtadır.

    Bela vereni bulmak safayı bulmaktır.
    alıntı
    Yazar : Risale Forum
    HAYY' dan geldik, HU' ya gideriz...

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222