Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

+ Cevap Ver + Yeni Konu aç
Sayfa 2/2 İlkİlk 12
20 sonuçtan 11 ile 20 arası

  1. #11
    tebliğ çevrimdışı Haftanın Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Dec 2010
    Nereden Yer
    Şark..
    Mesajlar Mesajlar
    2.557
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 448 + 32124


    Cevap: Risale Soru Cevap 9 : Birinci Lem'a

    Yaşadığımız her anımızda Cenab-ı Allah'ın mutlak iradesi sonucuyladır..Hal böyle olduğundan gözümüz şu soruya takıldı..;

    Soru 4 : "sırr-ı ehadiyet, nur-u tevhid içinde inkişaf ettiği için" sözünden ne anlamalıyız?
    Burayı anlamak için vahidiyet ve ehadiyet arasındaki farkları bilmek lazımdır. Konumuzla ilgili farkı söylemek gerek:

    Vahidiyet kanunları perdesi altında yapılan umumi tecellilerdir. Ehadiyet ise kanunsuz, doğrudan doğruya ve özel tecellilerdir.

    Kainatta milyonlarca insan vardır ..Mesela herkese iki göz, iki kulak bir burun ve yüz verilmesi vahidiyetin tecellisidir. Bir annenin doğumu ile dünyaya geliyoruz ve herkeste de bu organlar vardır. Ancak herkese özel ve farklı bir simanın verilmesi ise ehadiyetin tecellisidir, perdesizdir ve kişiye özeldir. Yani özel bir durumdur.

    İşte Hz. İbrahim (as)'in ateşten ve Hz. Yunus (as)'ın da denizden kurtulması da birer özel durumdur, kanunlara bağlı değildir, kanun üstüdür ve perdesizdir.
    Yazar : Risale Forum
    Biz ise hem insancasina,Hem muslumancasina yaşamak istiyoruz.Bediuzzaman..

  2. #12
    uğur çevrimdışı Banlı Kullanıcı
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2011
    Mesajlar Mesajlar
    1.253
    Blog Blog Girişleri
    548
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 0 + 1246


    Cevap: Risale Soru Cevap 9 : Birinci Lem'a

    Allah razi olsun İnŞ. Çok deĞerlİ dostlarim Çok sÜper muhteŞem aÇiklamiŞsiniz hususlari.hepİnİzİ tebrİk edİyorum.hepİnİze teŞekkÜr edİyorum saĞolun varolun İnŞ...selametle ve dua İle.saygilarimla.......vesselam......
    Yazar : Risale Forum

  3. #13
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jun 2010
    Nereden Yer
    A, A
    Mesajlar Mesajlar
    659
    Blog Blog Girişleri
    4
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 111 + 5850


    Cevap: Risale Soru Cevap 9 : Birinci Lem'a

    Dikkat
    Soru 3 : "Esbab bilkülliye sukut etti" ne demek?

    Bilgi

    Şu münâcâtın sırr-ı azîmi şudur ki:

    O vaziyette esbab bilkülliye sukut etti. Çünkü o halde ona necat verecek öyle bir Zat lâzım ki, hükmü hem balığa, hem denize, hem geceye, hem cevv-i semâya geçebilsin. Çünkü onun aleyhinde gece, deniz ve hût ittifak etmişler. Bu üçünü birden emrine musahhar eden bir Zat onu sahil-i selâmete çıkarabilir. Eğer bütün halk onun hizmetkârı ve yardımcısı olsaydılar, yine beş para faydaları olmazdı.11 Demek esbabın tesiri yok. Müsebbibü’l-Esbabdan başka bir melce olamadığını aynelyakin gördüğünden...


    Ustadımız Bediüzzaman hazretlerinin burada geçen "esbab bilkülliye sukut etti" sözündeki esbabdan kasıt Cenabı Hakkın memurları değil insanların memurlarından bahsetmekte. Hazreti Ustad Mesnevi Nuriyede bu hususta şunu anlatmakta :

    "Beşer sultanlarının memurları ise, sultanların ihtiyaç ve aczlerini def için tayinlerine zaruret hasıl olan yardımcı ve ortaklarıdır. "

    Bu meseleyi ise cümlenin devamında anlamaktayız. Şöyle ki :"Eğer bütün halk onun hizmetkârı ve yardımcısı olsaydılar, yine beş para faydaları olmazdı."

    Hz. Yunus a.s. peygamberin bulunduğu hali düşündüğümüzde ise içinde bulunduğu o esbabların ise Allahın memurları olduğunu görüyoruz.

    İnsanların memurları, Allahın memurlarına hükmü geçmez münasebetleri olamaz. Yine Ustadımız Bediüzzaman bunu Mesnevi Nuriyede şöyle ifade etmekte :

    "Binaenaleyh, Allah'ın memurlarıyla insanın memurları arasında münasebet yoktur. Yalnız gafil ve cahil olanlar hadiselerde ve vukuattaki hikmetleri, güzellikleri göremediklerinden, Cenab-ı Hak'tan şekva ve şikâyetlere başlarlar. İşte o şekva ve şikâyetlerin hedefini değiştirmek için esbab vaz edilmiştir. Çünkü, kusur onlardan çıkıyor, onların kabiliyetsizliğinden ileri geliyor."

    Allahın memurlar sadece birer perdedir, şekva ve şikayetlere ve imtihan sırrı gereğince bir perdedir. Bunun dışında kudret Allah'a mahsustur.

    İşte böyle bir hali Hz. Yunus a.s aynelyakin gördüğünden yani birebir yaşayarak ve şahit olarak gördüğünden onu bu halden ancak onun hakkında ittifak olan memurların padişahına yönelerek sadece Ondan istemek ile olacağını bildiğinden o münacat onun için azim bir kurtarıcı olmuştur. Çünkü o münacatta halini ve aczini itiraf ederek Kudreti sonsuz olan Allahı tesbih etmekte..
    Yazar : Risale Forum
    ...küfür bir fenalıktır, bir tahriptir, bir adem-i tasdiktir.

  4. #14
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jun 2010
    Nereden Yer
    A, A
    Mesajlar Mesajlar
    659
    Blog Blog Girişleri
    4
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 111 + 5850


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Risale Soru Cevap 9 : Birinci Lem'a

    Dikkat
    Soru 4 : "sırr-ı ehadiyet, nur-u tevhid içinde inkişaf ettiği için" sözünden ne anlamalıyız?



    Ehadiyetin daha iyi anlaşabilmesi için ehadiyet ve vahidiyet arasındaki ilişkiden bahsetmek gerekir. Şöyle ki:

    Vahidiyetin Lugat kavramı için açıklama şu şekilde : " Cenab-ı Hakk`ın isim ve sıfatlarının birliği ve kainatı kuşatması."

    Ehadiyetin Lugat kavramı için açıklama şu şekilde : "Allah`ın yarattığı herşeyin yanında Zâtıyla, sıfatlarıyla ve isimleriyle bulunarak birliğini göstermesi."

    Yani nasıl ki güneş kars'ta bulunan ahmedi ısıttığı gibi istanbulda bulunan fariside ısıtır, adıymanda bulunan ayşeyi'de. Ahmedi ısıtması ne farise ne de ayşe'ye engel değildir. Yine aynı şekilde Ahmedi ısıtan güneşle farisi ve ayşeyi ısıtan güneş aynı ve tek olan güneştir. İşte bu husus vahdaniyet kavramı olan Allah'ın bütün kainata hükmetmesini ve birine hükmederken diğerine engel olmayışı hususudur. Bununla beraber hem ahmede hem farise hem de ayşeye birebir ilgileniyor. Faris, ahmedi ısıtan güneşin yansımasından ısınmamakta ve ayşe de farise gelen yansıma ile ısınmamakta. Güneş hem ahmed ile hem faris ile hem de ayşeyi ayrı ayrı bire bir ısıtmakta. (Sadece ısıtmak ile kalmıyor güneşin bütün özelliklerinden istifade ediyorlar) İşte bu hususuda ehadiyet kavramı olarak Allah'ın bütün yarattıkları ile zatıyla, sıfatlarıyla ve isimleriyle bir tek olarak göstermesi olarak anlıyabiliriz.

    Nur-u Tevhid ise Allah'ın bütün mahlukat üstündeki tasarufatıdır. Tevhid birleştirme, birlikte düşünmektir. Ormanlarda hayvanları rızıklandıran kimse bağda bahçeleri şehirde insanlarıda rızıklandıran O'dur. Tevhid nuru şu âlemi tek elden idare edilen bir memleket olarak gösterir.

    Hz. Yunus a.s. Allah'ın nuru tevhid ile bütün mahlukatlar ve hassaten balık, gece, deniz ve semadaki tasarufatını düşünüp daha sonra kendi üzerindeki tasarufata gelerek Ehadiyeti görmüş keşfetmiş ve bu keşfi inkişafa vücu bulduğunu ve böylecede o sıkıntılı halinden feraha ermiştir.

    Ustadımız Bediüzzaman r.a. bizlere bir tek satır ile gayet tefekkürane bir hali bir ibadetide öğretmiş oluyor. İşte bizlerde bize gelen bela ve musibetlerde ve sair sıkıntılar da Vahidiyet, Ehadiyet ve Nuru Tevhid tefekkürü ile Allaha sığınmalı ve istememiz gerektiğini öğretmekte..


    Dikkat
    Soru 5 : "Hazret-i Yunus Aleyhisselâmın birinci vaziyetinden yüz derece daha müthiş bir vaziyetteyiz" bu sözde geçen Hazret-i Yunus (a.s.)'ın birinci vaziyeti nedir ve bizim yüz derece müthiş vaziyetimiz nasıl oluyor?




    Bilgi
    İşte, Hazret-i Yunus Aleyhisselâmın birinci vaziyetinden yüz derece daha müthiş bir vaziyetteyiz. Gecemiz istikbaldir. İstikbalimiz, nazar-ı gafletle, onun gecesinden yüz derece daha karanlık ve dehşetlidir. Denizimiz, şu sergerdan küre-i zeminimizdir. Bu denizin her mevcinde binler cenaze bulunuyor; onun denizinden bin derece daha korkuludur. Bizim hevâ-yı nefsimiz, hûtumuzdur; hayat-ı ebediyemizi sıkıp mahvına çalışıyor. Bu hut, onun hûtundan bin derece daha muzırdır. Çünkü onun hûtu yüz senelik bir hayatı mahveder. Bizim hûtumuz ise, yüz milyon seneler hayatın mahvına çalışıyor.


    Hazreti Yunus a.s.'ın birinci vaziyeti balığın karnında, fırtınalı bir havada ve dalgalı bir denizde ve gecenin zifiri karanlığında ve yağmurun şimşeğin olduğu bir halde ki tek başına bir insan böyle bir hali bırakın kendi evinde geceleyin tek başına bile ışığı açmadan bir odadan bir odaya gidemezken böyle bir halde iken nasıl bir korku ve telaş içinde olur kalb buna dayanabilir mi? Böyle bir halin yüz derece daha vahimi manen olduğunu Ustadımız işaret ediyor ama bizim manevi gözümüz körleştiğinden ne kadar bir vahim halde olduğumuzu göremediğimizden korkmuyoruz telaşlanmıyoruz. Rabbim Ustadımızdan binlerce kez razı olsun bizlere bu vahim halimizi göstermiş ve çıkış yollarını öğretiyor.

    İşte Hz. Yunus a.s.'ın karanlıklı o gecesi bizim geleceğimiz yarınımız. O a.s.'ın gecesinden yüz derece daha karanlıklı değil mi? İman gözlüğümüzü takmaz isek yarın başımıza geleceklerden nasıl emin olabiliriz? Görmediğimiz tahmin edemediğimiz bir yarın.. Onun denizi bizim şu yaşadığımız yer. İnsan tek başına dışarda dolaşmaktan dahi emin değil, çünkü tanımadığı bilmediği kendisine kötülük gelebilecek o kadar çok insan var ki ve yine her bir tarafından mezarların olması, mezarlığın içine girdiğimizde o mezarların hakikatini bilmiyorsak o mezarlardan nasıl emin olabiliriz? Hz. Yunus a.s. balığın karnındaydı, o balık O a.s.'ın fani bir ömrünün mahfına yani zahiri olarak belki onu öldürmeye çalışıyordu. Bizim balığımız ise nefsimizdir ve bizim ahiretimizin mahfına çalışmakta. Yusuf Süresinde Hz. Yusu a.s. şöyle dediğini Allah haber vermekte : "..Doğrusu, ben nefsimi temize çıkarmam. Çünkü Rabbimin merhamet edip korudukları hariç, nefis daima fenalığı ister, kötülüğe sevkeder.."

    Dikkat
    Soru 6 : Gecemiz istikbaldir. İstikbalimiz nazar-ı gafletle onun gecesinden yüz derece daha karanlık ve dehşetlidir.. Cümlesini açıklar mısınız?



    Nazarı gaflet yani istikbalin hakiki manasını bilmeme, Allah'ın hikmet esintilerini unutarak böyle bir şekilde geleceğe bakmak.

    Ustadımız Bediüzzaman r.a. Mesnevi Nuriye, Onuncu Risalede bu sorumuza şöyle cevap vermekte :

    Bilgi
    "Bizler uzun bir seferdeyiz, ruhlar aleminden ana rahmine, oradan dünya hayatına, oradan kabre, kabirden haşre, haşirden ebed memleketine giden uzun bir seferdeyiz. Evet dünya imtihanın da olan bizlerin uzun bir geleceğimiz var. Eğer iman ve ubudiyet olmazsa geleceğimizin, Hz. Yunus (as)'ın gecesi kadar dehşetli olacağını başta Kur'an ve 124.000 peygamberler ve daha milyonlarla evliya haber verip doğruluğunu tasdik ediyorlar."



    Dikkat
    Soru 7 : "Bizim hevâ-yı nefsimiz, hûtumuzdur; hayat-ı ebediyemizi sıkıp mahvına çalışıyor." Nefis nasıl olurda ahiretimizin mahvına çalışır?



    Beşinci sorunun cevabında da denildiği gibi:

    Yusuf Süresinde Hz. Yusu a.s. şöyle dediğini Allah haber vermekte : "..Doğrusu, ben nefsimi temize çıkarmam. Çünkü Rabbimin merhamet edip korudukları hariç, nefis daima fenalığı ister, kötülüğe sevkeder.."

    Nefis insan mahiyetinde maddi, cismani ve hayvani yönü temsil eden ve nurani ve latif duyguların terakki ve tekemmülünde rakip olan bir cihazdır. İnsanın nebati ve hayvani bütün istek ve arzularını cem eden bir terimdir diyebiliriz nefse. Nefis kesafetli olduğu için Allah’ın isim ve sıfatlarının tamamının anlaşılmasında önemli bir miyardır. İnsan bu kesafetli nefsi ıslah ve terbiye ile nurani ve latif bir surete çevrilebilir. İşte nefsin mertebeleri bu ıslah ve terbiye sürecinin aşamalarından ibarettir. Şehvet ve öfke nefis kapsamında en önemli iki hissiyattır.

    Allah, nefis ve şeytan gibi şeyleri insanın terakki ve tekemmülü için insana musallat etmiştir. Bu yüzden imtihan dünyasında ölene kadar nefis ve şeytan insan mahiyetinde vazifesini yapacaktır. İnsanın vazifesi de bu düşmanlarla mücadele edip Allah yolunda terakki etmektir.

    Nefis kördür, zira akıbeti görmez ve düşünmez. Bu yüzden nefse yol gösterip ona istikamet verecek insanın irade ve imanıdır. İnsan nefse yol göstermez ise, nefis insanın ahiretine zarar vereceği gibi biz de ona zulmetmiş olur. Nefis bu yapısı ile bizden müşteki olup hakkını ister.

    Dikkat

    Soru 8 : "gaflet ve dalâletimiz sebebiyle aleyhimize ittifak eden istikbal" gaflet ve dalaletimize örnek verir misiniz?



    GAFLET: Dikkatsizlik, endişesizlik, vurdumduymazlık. En mühim vazifeyi düşünmeyip, Cenab-ı Hakk'a itaat gibi işleri bilmeyip, başka kıymetsiz şeylerle uğraşmak. Nefsine ve hevesâtına tâbi olarak Allahı ve emirlerini unutmak.

    Ustadımız Bediüzzaman Hazretleri bu hususda Sözler, Ondördüncü Sözde şöyle demekte :

    Bilgi
    "Gafil kafaya bir tokmak ve bir ders-i ibrettir."

    بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَاۤ اِلاَّ مَتَاعُ الْغُرُورِ

    "Dünya hayatı, aldatıcı bir menfaatten başka birşey değildir." (Âl-i İmrân, 3/185). Ey gaflete dalıp ve bu hayatı tatlı görüp ve âhireti unutup, dünyaya talip bedbaht nefsim! Bilir misin, neye benzersin? Devekuşuna! Avcıyı görür, uçamıyor; başını kuma sokuyor, ta avcı onu görmesin. Koca gövdesi dışarıda; avcı görür. Yalnız o, gözünü kum içinde kapamış, görmez."(1)



    Dizilere, oyunlara dalıp namazı kılmamak gaflettir..

    Üstad Hazretleri devamla, insanların umumi bir şekilde gaflet ve günahta gitmesi seni cesaretlendirmesin, zira onların yoldaşlığı ve arkadaşlığı ancak kabir kapısına kadardır; ondan sonra yalnız ve çaresiz kalacaksın; diyerek insanların umumen gafil bir hayat içinde olmasının mazeret teşkil etmeyeceğini ihtar ediyor.

    Yine devamla insan şu dünya hayatında başı boş ve gayesiz değildir; buna şahit bütün kainattaki mevcudatın mükemmel bir intizam ve ahenk içinde bir gaye etrafında hareket etmesidir. Bir çöpün dahi gaye ve intizam içinde olup da kainatın halifesi konumunda olan insanın gayesiz ve başıboş olması nasıl mümkün olabilir. Hatta bütün kainat intizam ve ahengini insana odakladığı için, insan şayet vazifesi olan iman ve ibadeti terk ederse kainat bundan şikayetçi olup kızacaklar. Bu sebeple deprem ve sel gibi musibetler başımıza geliyor. İnsanın gafleti kainatın intizamını rencide ediyor ve musibetlerin gelmesine fetva verdiriyor.

    DALALET: İman ve İslâmiyetten ayrılmak. Azmak. Hak ve hakikatten, İslâmiyet yolundan sapmak. Allah'a isyankâr olmak.Şaşkınlık.

    Ustad Bediüzzaman Lemalarda şöyle demekte : "Nevâfil kısmında, emr-i istihbabî ile yine ehl-i iman mükelleftir. Fakat, terkinde azab ve ikab yoktur. Fiilinde ve ittibaında azîm sevaplar var; ve tağyir ve tebdili, bid'a ve dalâlettir ve büyük hatadır...... Sünnete ittiba etmiyen, tenbellik eder ise, hasaret-i azîme; ehemmiyetsiz görür ise, cinayet-i azîme; tekzibini işmam eden tenkid ise, dalâlet-i azîmedir."

    Bilgi

    "Küfür ve dalâlet iki kısımdır. Bir kısmı, amelî ve fer'î olmakla beraber, iman hükümlerini nefyetmek ve inkâr etmektir ki, bu tarz dalâlet kolaydır. Hakkı kabul etmemektir; bir terktir, bir ademdir, bir adem-i kabuldür. İşte bu kısımdır ki, Risalelerde kolay gösterilmiş."(1)

    Ameli ve fer’i ifadesi; İslam’ın hükümlerini kabul etmemek ve terk etmek anlamına gelen, cüz'i ve basit de olsa bir eylem, bir icraat anlamındadır. Fikir yürütmeden, üstünde muhakeme kurmadan, etraflıca zihinde düşünmeden, sırf inat ya da başka bir sebep ile hakkı inkar etmek ve yok saymak ameliyesidir. Bunlara en kuvvetli delili de getirsen, kabul etmemeyi prensip haline getirdikleri için, fikir yürütmeden, muhakeme etmeden inkar ediyorlar, bunların işi bu noktadan kolaydır. Çünkü kuvvetli bir delil karşısında düşünen ve fikir yürüten adam, müşkil durumda kalır. Ama bunlar fikir yürütmeden, direkt inkar ettikleri için işleri basit ve kolaydır.

    Ameli ve fer’i kelimelerin muhtemel diğer bir manası; kafir küfürle amel ediyor, bu yüzden imana mahal kalmıyor.

    Mesela; alemini Yahudilik inancı doldurmuş bir adamın, elbette İslam ve imana kucak açacak bir vaziyeti kalmıyor. Bu batıl inancını ve amelini de asla sorgulamadığı için, batıllığını görüp bilemiyor. Böyle adamlara imanı anlatmak çok zordur. Ama kendi aleminde İslam’ı inkar edip batılı kucağına alması, epey basit ve kolaydır, zira düşünme ve muhakeme etmek bunun mesleğinde yok.

    "İkinci kısım ise, amelî ve fer'î olmayıp, belki itikadî ve fikrî bir hükümdür. Yalnız imanın nefyini değil, belki imanın zıddına gidip bir yol açmaktır. Bu ise bâtılı kabuldür, hakkın aksini ispattır. Bu kısım, imanın yalnız nefyi ve nakîzi değil, imanın zıddıdır. Adem-i kabul değil ki kolay olsun. Belki kabul-ü ademdir. Ve o ademi ispat etmekle kabul edilebilir. El-ademü lâ yüsbetü kaidesiyle, ademin ispatı elbette kolay değildir."(1)

    Olmayan bir şeyin ispatı, dünyada en zor iştir. Bu sebeple bu nevi kafirlerin mesleği olmayan bir şeyi ispat üstünde gittiği için, en zor iş bunların işidir. Allah’ın varlığına ve birliğine dair milyonlarca kuvvetli delil karşısında durup, bunları tek tek çürütmek ve onların aksini ispat etmek muhal ve imkansız bir gayret ve çabadır. Risale-i Nurlarda ekseri bu çeşit kafirlerin fikri çürütülüp, imkansız ve esassız gösteriliyor.

    "Elhasıl, itikad-ı küfriye, iki kısımdır:"

    "Birisi: Hakaik-i İslâmiyeye bakmıyor. Kendine mahsus yanlış bir tasdik ve bâtıl bir itikat ve hatâ bir kabuldür ve zâlim bir hükümdür. Bu kısım bahsimizden hariçtir. O bize karışmaz, biz de ona karışmayız."

    "İkincisi: Hakaik-i imaniyeye karşı çıkar, muaraza eder. Bu dahi iki kısımdır:"

    "Birisi: Adem-i kabuldür. Yalnız, ispatı tasdik etmemektir. Bu ise bir cehildir; bir hükümsüzlüktür ve kolaydır. Bu da bahsimizden hariçtir.

    İkincisi: Kabul-ü ademdir. Kalben, ademini tasdik etmektir. Bu kısım ise bir hükümdür, bir itikaddır, bir iltizamdır. Hem iltizamı için nefyini ispat etmeye mecburdur."

    "Nefiy dahi iki kısımdır:"

    "Birisi: “Has bir mevkide ve hususî bir cihette yoktur” der. Bu kısım ise ispat edilebilir. Bu kısım da bahsimizden hariçtir."

    "İkinci kısım ise: Dünyaya ve kâinata ve âhirete ve asırlara bakan imanî ve kudsî ve âmm ve muhît olan meseleleri nefiy ve inkâr etmektir. Bu nefiy ise, Birinci" "Meselede beyan ettiğimiz gibi, hiçbir cihetle ispat edilmez. Belki kâinatı ihâta edecek ve âhireti görecek ve hadsiz zamanın her tarafını temaşâ edecek bir nazar lâzımdır, tâ o gibi nefiyler ispat edilebilsin."
    (2)

    (1) bk. [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]

    (2) bk. [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]

    Sorularla Risale


    Dikkat
    Soru 9 : Hakikat-ı İslamiyet kavramını izah eder misiniz?


    İslamiyet gerçekleri. Yani İslamın şartlarını yerine getirmek. Bunlarda : Kelime-i Şehadet getirmek, Namaz Kılmaz, Oruç Tutmak, Zekat Vermek, Hacca Gitmek ve bunları bütün boyutuyla yaşamaya çalışmak..
    Yazar : Risale Forum
    ...küfür bir fenalıktır, bir tahriptir, bir adem-i tasdiktir.

  5. #15
    tebliğ çevrimdışı Haftanın Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Dec 2010
    Nereden Yer
    Şark..
    Mesajlar Mesajlar
    2.557
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 448 + 32124


    Cevap: Risale Soru Cevap 9 : Birinci Lem'a

    Soru 7 : "Bizim hevâ-yı nefsimiz, hûtumuzdur; hayat-ı ebediyemizi sıkıp mahvına çalışıyor." Nefis nasıl olurda ahiretimizin mahvına çalışır?

    En kısa cevapla şöyle diyebiliriz;Nefsin görevide budur işte.
    Nefisle savaşımız ölünceye kadar sürer; ölünce biter. Şüphesiz, belirli hususlarda onu susturabilir, ikna edebilir, irşat edebiliriz; ama o hep bizi alt edecek bir şeyler bulur ve hep karşımıza çıkar. Soldan olmazsa sağdan ve sûret-i haktan gözükerek karşımıza çıkar. İmtihan gereği bu böyledir. Bu durumda nefsi yenmek gibi bir iddiâdan ziyade; nefsimize karşı hüşyar (müteyakkız, uyanık) bulunmak gibi bir vazifeden bahsetmek daha doğru olur.
    Yazar : Risale Forum
    Biz ise hem insancasina,Hem muslumancasina yaşamak istiyoruz.Bediuzzaman..

  6. #16
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jun 2010
    Nereden Yer
    A, A
    Mesajlar Mesajlar
    659
    Blog Blog Girişleri
    4
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 111 + 5850


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Risale Soru Cevap 9 : Birinci Lem'a

    Dikkat
    Soru 10: "Ve bizim için istikbali, âhiretin icadıyla ışıklandıracak" bu sözü nasıl anlamalıyız açıklar mısınız?


    Çünkü biz insanlar ebede muhtacız cehennemde dahi olsa ebedi bir hayatı arzuluyoruz, istiyoruz.. Eğer bu hayatımızdan sonra yok olacaksak o zaman bu çaba bu gayret bu telaş niye der ve karanlık içinde boğuluruz. Şöyle bir misal verecek olursak, çoğumuz bu dünyada yalnız kalmamak için yuva kuruyor ve yarınımız için evladlar yetiştiriyoruz. Amacımızdan biri de o evlatlarımızın bizler yaşlandığımızda bize sahip çıkması için değil midir? Eğer emin olsak o evladlar bize sahip çıkmayacak o zaman ne o evladları isteriz nede evleniriz ümidsizlik içinde yaşlandığımızda bize ne olacak zelil olup muhtac olacağız diyeceğiz hatta bu dünyadan dahi vazgececeğiz. İşte Rabbimiz bizim kalbimizden geçenleri ve bizim ihtiyaçlarımızı bizden daha iyi bilmekte olduğu katidir. Madem öyledir öyle ise bizim için yarınımızı aydınlatmak ve bizi ümidsizlikten kurtarmak için ahiret olmasa dahi ahireti icad edecek içine de kalbimize göre cenneti ve cehennemi yaratacağını Sözler eserinde Onuncu Sözde okuyoruz. Tafsilatını isteyenler o risaleyi okuyabilirler..

    Dikkat
    Soru 11: Ustad Bediüzzaman bu Lem'a da o münacatın sırrıyla ifadesini tekraren kullanıyor. O münacatın sırrıyla derken ne demek istiyor?


    Çünkü Hz. Yunus a.s. kalbi olarak içinde bulunduğu halden ancak ve ancak Allah'a iltica ile ve yine ancak o hale nasıl necat vereceğini ifade edecek bir dua da bulunduğundan Ustadımız Hazreti Bediüzzaman o münacatın sırrıyla ifadesini sık sık kullanarak bizlerinde her akşam namazından sonra bu münacatı yapmamızı Ustadımız Bediüzzaman hadisi şerifin işaretiyle bizlere tembih ediyor.

    Bilgi
    BÖLÜM: 82 YUNUS (A.S.)’IN BALIĞIN KARNINDAKI DUÂSI NASILDIR?

    3505- Sa’d b. ebî Vakkâs (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Yunus’un balığın karnında iken yaptığı duâ olan: “Senden başka gerçek ilah yoktur. Sınırsız kudret ve yüceliğinle sen, her şeyin üstündesin doğrusu ben yapılması gerekeni yapmamak suretiyle kendime haksızlık edenlerdenim.” (Enbiya: 87) Bu duâyı herhangi konuda yaparsa Allah onun duâsını mutlaka kabul eder.” (Müsned: 1383) (Tirmizi - Dua Bölümü)


    Dikkat
    Soru 12: O münacat nedir ve bize bakan yönleri nelerdir?



    Biz dahi o münâcâtın sırrıyla لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ اَنْتَ سُبْحَانَكَ اِنِّى كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ (La ilahe illa ente subhaneke inni kuntu minezzalimin) demeliyiz. لاَۤ اِلٰهَ الاَّ اَنْتَ (La ilahe illa ente) cümlesiyle istikbalimize, 17 سُبْحَانَكَ (Subhaneke) kelimesiyle dünyamıza, اِنِّى كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ (inni kuntu minezzalimin) fıkrasıyla nefsimize nazar-ı merhametini celb etmeliyiz.


    Birinci cümleden tevhide işaret vardır. Yani hem mazi ve hem de müstakbelin sahibi Allah'tır. Bu günümü yaratan ve yaşatan Allah elbette ki, istikbalde de beni yalnız bırakmayacaktır, mesajı verilmektedir.

    İkinci cümle ile, eksikten ve kusurdan münezzeh olan bir Allah, Dünyanın da eksik ve kusurundan da münezzehtir. Her ne kadar dünyada sıkıntılar ve insafsız esbab varsa da, bütün bunlardan münezzeh olan Allah'ın varlığı bir teselli kaynağı oluyor ve yüzümüzü oraya çevirmeye davet ediyor.

    Üçüncü cümle ise gayet açıktır; nefis daima kötülüğü ve yanlışı telkin ederek bizi zarara sokmaya çalışır. Dolayısı ile onunun şerrinden de ancak Allah bizleri muhafaza edecektir.


    Dikkat
    Soru 13: Bu Lem'a daki "nur-u iman" ın neticeleri nelerdir?


    Tâ ki, nur-u iman ile ve Kur’ân’ın mehtabıyla istikbalimiz tenevvür etsin ve o gecemizin dehşet ve vahşeti, ünsiyet ve tenezzühe inkılâp etsin. Ve mütemadiyen mevt ve hayatın değişmesiyle seneler ve karnlar emvâcı üstünde hadsiz cenazeler binip ademe atılan dünyamız ve zeminimizde, Kur’ân-ı Hakîmin tezgâhında yapılan bir sefine-i mâneviye hükmüne geçen hakikat-i İslâmiyet içine girip, selâmetle o denizin üstünde gezip, tâ sahil-i selâmete çıkarak hayatımızın vazifesi bitsin. O denizin fırtınaları ve zelzeleleri, sinema perdeleri gibi tenezzühün manzaralarını tazelendirmekle, vahşet ve dehşet yerine, nazar-ı ibret ve tefekkürü keyiflendirerek okşayıp ışıklandırsın. Hem o sırr-ı Kur’ân’la, o terbiye-i Furkaniye ile, nefsimiz bize binmeyecek, merkûbumuz olup, bizi ona bindirip, hayat-ı ebediyemizin kazanmasına kuvvetli bir vasıtamız olsun.

    Dikkat
    Soru 14: İnsan nelerden mütellim olur ve nelerden korkar ve neyi sever? İnsan bu hissiyatlarını nasıl tatmin eder?



    Madem insan, mahiyetinin câmiiyeti itibarıyla, sıtmadan müteellim olduğu gibi, arzın zelzele ve ihtizâzâtından ve kâinatın kıyamet hengâmında zelzele-i kübrâsından müteellim oluyor. Ve nasıl ki hurdebinî bir mikroptan korkar, ecrâm-ı ulviyeden zuhur eden kuyruklu yıldızdan dahi korkar. Hem nasıl ki hanesini sever, koca dünyayı da öyle sever. Hem nasıl ki küçük bahçesini sever; öyle de, hadsiz ebedî Cenneti dahi müştakane sever. Elbette, böyle bir insanın Mâbudu, Rabbi, melcei, halâskârı, maksudu öyle bir Zat olabilir ki, umum kâinat Onun kabza-i tasarrufunda, zerrat ve seyyârat dahi taht-ı emrindedir.
    Yazar : Risale Forum
    ...küfür bir fenalıktır, bir tahriptir, bir adem-i tasdiktir.

  7. #17
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2013
    Mesajlar Mesajlar
    5
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 16 + 80


    3 üyeden 3 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Risale-i Nur Soru Cevap 9 : Birinci Lem'a

    soru 3-esbab bikülliye sukut etti ne demek?
    Hz. Yunus (aleyhisselam) öyle bir durumla karşı karşıyaydı ki,O'nun o balıktan çıkıp karaya ulaşabilmesi için ihtiyacı olduğu Zat'ın hem geceye,hem balığa,hem de denize sözü geçmeliydi.İşte o ZAT ise Allah (c.c)'tır.Başka herhangi bir varlık olamaz.

    Esbabın sukut etmesinden şunu anlıyorum:
    Hz. Yunus (aleyhisselam),balığın karnına düşünce,çözüm arayışı içinde balığın karnına vurdu,ama balıktan çıkamamıştı,aynı durum Hz. Yusuf (aleyhisselam)'ın kuyuya kardeşleri tarafından atılınca ,kuyunun duvarlarını eşeleyerek yukarı çıkmak için merdiven yapmaya çalışmasına benzemektedir.
    Ancak artık anlamıştı ki,bu çok çetin bir imtihandı ve sadece kendisi ile Allah kalmıştı, güneş,deniz,balık,gece bunların hiçbirine artık sözü geçmiyordu,buradan çıkmaya kendi gücü ya da yaratılan başka bir varlığın gücü yetmeyecekti,burada artık yapılacak tek iş vardı ,O da onu bu durumdayken gören O tek Zata dua etmekti,evet,Hz. Yunus(aleyhisselam)'ı ve Hz. Yusuf(aleyhisselam)'ı o çok zor ve aciz durumda iken görebilecek tek bir Zat vardı,O da ALLAH(c.c.)'t.
    Yazar : Risale Forum

  8. #18
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2013
    Mesajlar Mesajlar
    5
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 16 + 80


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Risale-i Nur Soru Cevap 9 : Birinci Lem'a

    soru 3-esbab bikülliye sukut etti ne demek?
    Hz. Yunus (aleyhisselam) öyle bir durumla karşı karşıyaydı ki,O'nun o balıktan çıkıp karaya ulaşabilmesi için ihtiyacı olduğu Zat'ın hem geceye,hem balığa,hem de denize sözü geçmeliydi.İşte o ZAT ise Allah (c.c)'tır.Başka herhangi bir varlık olamaz.

    Esbabın sukut etmesinden şunu anlıyorum:
    Hz. Yunus (aleyhisselam),balığın karnına düşünce,çözüm arayışı içinde balığın karnına vurdu,ama balıktan çıkamamıştı,aynı durum Hz. Yusuf (aleyhisselam)'ın kuyuya kardeşleri tarafından atılınca ,kuyunun duvarlarını eşeleyerek yukarı çıkmak için merdiven yapmaya çalışmasına benzemektedir.
    Ancak artık anlamıştı ki,bu çok çetin bir imtihandı ve sadece kendisi ile Allah kalmıştı, güneş,deniz,balık,gece bunların hiçbirine artık sözü geçmiyordu,buradan çıkmaya kendi gücü ya da yaratılan başka bir varlığın gücü yetmeyecekti,burada artık yapılacak tek iş vardı ,O da onu bu durumdayken gören O tek Zata dua etmekti,evet,Hz. Yunus(aleyhisselam)'ı ve Hz. Yusuf(aleyhisselam)'ı o çok zor ve aciz durumda iken görebilecek tek bir Zat vardı,O da ALLAH(c.c.)'tı.
    Yazar : Risale Forum

  9. #19
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2013
    Mesajlar Mesajlar
    6
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 16 + 70


    2 üyeden 2 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Risale Soru Cevap 9 : Birinci Lem'a

    tembelliğimiz, gafletimiz ve birbirimizden haberdar olmayışımız alyhimize ittifak edecek istikbal oluyo malesef
    Yazar : Risale Forum

  10. #20
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Mesajlar Mesajlar
    243
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 72 + 3522


    2 üyeden 2 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Risale Soru Cevap 9 : Birinci Lem'a


    Soru 7 :"Bizim hevâ-yı nefsimiz, hûtumuzdur; hayat-ı ebediyemizisıkıp mahvına çalışıyor." Nefis nasıl olurda ahiretimizin mahvınaçalışır?

    Yunus Peygamberin hutu Balık.Ama bizim hutumuz nefsimiz.Yunus Peygamberi Balık yuttu fakat bizi heva-yı nefisimiz yutmuş farkındamıyız. Bu ders bizlerii bu konuda uyandırıyor ama ne kadar uyanabildik Nefsin isteklerini yaparsak nefsimiz bize biner ama nefsimizi dinlemezsek insan o zaman nefsine biner.Büyüklerimiz ne güzel demiş Nefsiniz sizi uygun olmayan şeylerle meşgul etmeden, siz nefsinisi hayırlı işlerle meşgul edin. Bizler bunu yapabiliyormuyuz . Elhamdülillah Risale-i Nur eserlerini tanıyoruz okudukça nefsimizi terbiye edebiliriz İNŞAALLAH, yalnız çok okumak. Yunus Peygamberin kıssasından bir kısım anlatılmış üstadımız YUNUS PEYGAMBERİN kıssasından sadece bir kısmını anlatmakla bizlere ibretli bir ders veriyor.Onun hutu yüz senelik hayatını tehdit ediyordu.Bizim hutumuz ise ebedi hayatımızın mahvına çalışıyor.Nefsimizi ALLAH'a satmak ona satarsak karlı bir ticaret, ama ona satmayıpta dünyaya yönelirsek ebedi hüsran, ebedi azab, Üstadımız ne güzel diyor bu kısım beni çok etkiler KENDİ NEFSİM İÇİN DEĞİL ÇÜNKÜ NEFSİM BENİM DEĞİL BENİM SULTANIMINDIR BELKİ BENDEKİ NEFSİM MALİKİMİN EMANETİDİR EMANETİ MUHAFAZA VE SULTANIMIN HAYSİYETİNİ HİMAYE ve izzetini vikaye İÇİN SİZE BAŞ EĞMEYECEĞİM.


    Nefsimizi kalbimize değil
    Kalbimizi nefsimize hakim eylemek.

    Nefis kalbe hakim oldumu ALLAH muhafaza nefsi emaremiz bizi kötü şeylere sevkettikçe günahlar birike birike kabrimizin mahvına ahretimizin mahvına

    Kalbimiz nefse hakim oldumu kabrimizin saadetine ahretimizin saadetine

    ALLAH’ım sen bizleri gaflet uykusundan uyandır zerrelerimizle uyanmak nasip eyle nasip eyle ALLAH’IM.

    Yazar : Risale Forum
    Konu Bezminur tarafından (02-03-2013 Saat 23:21 ) değiştirilmiştir.
    İnsan ve vazifesi
    Kendini başıboş zannetme. Zira şu misafirhane-i dünyada nazar-ı hikmetle baksan; hiçbir şeyi gayesiz, nizamsız göremezsin. Nasıl sen nizamsız, gayesiz olabilirsin.
    İnsan ebed için yaratılmıştır. Onun hakiki lezzetleri, ancak marifetullah, muhabbetullah, ilim gibi umur-u
    :037:edebiyedir.:037:

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

102, 124, 126, 138, 142, 143, 144, 145, 146, 147, 148, 149, 152, 157, 159, 160, 161, 592, 600, açacak, adıyla, ahenk, aklı, aldıkları, alîm, anlayan, araf, asırlara, atmak, azîm, ağzı, bakmıyor, başıboş, beşer, binaenaleyh, birebir, birlik, bitti, bizleri, budur, bulunmak, bütün, çok, cümlemizi, çıkış, çıplak, dadır, dediler, demeye, derece, derilerini, devletinin, değildi, değişmesiyle, değiştirmek, dine, dünyadan, düşünüyorum, dışında, ebedî, ediyorlar, efes turları, envârı, ettiğimiz, farkındamıyız, fussilet, gaflete, gayret, gecemiz, gerçekleri, getirip, gidip, gitmiş, gitti, göndermiş, görmesin, güzelliği, hakikat, hakikatten, haktan, halka, hatası, hazretlerini, haşirde, herşeyin, hevâ, ibarettir, ibrettir, imtihandı, inancı, indirdi, insanlığı, isimli, istekleri, işaret, jpg, kabre, kafaya, kâinatı, kâinatın, kanunları, kardeşimiz, kavmin, kavramı, kavuşmuş, küfrü, kurtarıcı, kısmı, kıymetini, kıymetsiz, lâzım, mahlukat, manen, memlekete, meselede, meseleyi, milleti, muhakkak, müş, nasib, öldürmeye, olduğundan, olmadı, olmaktan, onlardan, oradan, orga, öyledir, para, peygamberlere, rabbinin, risale-i, risale-i nur, risalesinde, saadetine, sakı, sarih, sokuyor, söylemiş, subhaneke, süre, sığı, takdiri, tatmin, tebdili, tenkid, terakki, terki, tokmak, umum, üstü, verdiği, verilmiş, yapması, yayı, yerden, yürüdü, yusuf, zira, şartları, şayet, şerifi, şeye, şeylerle

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222